escort bayan, ankara escort, antalya escort, escort, porno izle

Stalinizm: Bir İdeolojinin İflası

Gün Zileli, 2010, Özgür Üniversite.

Kitabın başlığı, okuyucunun şöyle düşünmesine yol açabilir: İflas etmiş bir ideoloji ile uğraşmaya neden gerek duyuyorsun o zaman?Kitabın başlığının bu soruyu akla getirmesi doğaldır. Ne var ki, bir ideolojinin, düşüncenin ya da pratiğin iflas etmiş olması, onun derhal ortadan kalktığı, artık taraftar bulamayacağı anlamına gelmiyor. Hele Türkiye gibi bir ülkede. Bugün Türkiye solunun büyük çoğunluğu Stalinisttir ya da bu gelenekle ciddi bir hesaplaşma yaşamamıştır. Öte yandan yeni genç kuşaklar devamlı olarak radikal hareketin saflarına akmakta ve ilk gıdalarını bu Stalinist örgüt ve geleneklerden almaktadır. Stalinizmden kopmuş devrimciler ya da anarşistler ise, bu ideolojiden çok uzakta oldukları hissine kapılarak ya da öyle sanarak onu ciddiye almamak ya da önemsememek gibi bir hataya düşmektedirler. Bu da cenazesi kaldırılmayan cesedin ortalığı zehirlemesine katkıda bulunan bir diğer faktördür bence.

Stalinizmin, Leninist ve Marksist köklerinden kopartılmasına ya da Stalin dönemiyle Lenin dönemi arasına bir Çin seddi konulmasına karşıyım. Tam tersine bu köklerin ortaya çıkartılması, Marx’ın kimi yönelimleri ve Lenin dönemiyle bağlantılarının gösterilmesi çok önemli ve gereklidir. Bununla birlikte, Marksizmden ve Leninizmden önemli bazı farklılıklar gösteren Stalinizm diye bir olgunun da ayrıca incelenmesinin ve niceliksel ya da niteliksel farklılıklarının saptanmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. (Arka Kapak)

Stalinizm Kitabımın Kapağı Üzerine Kısa Bir Açıklama

Özgür Üniversite Yayınlarından yeni çıkan Stalinizm – Bir İdeolojinin İflası adlı kitabımın kapağı benim onayım olmadan basılmıştır. Kapak bana elektronik yolla ulaştığında, Stalinizm başlığının yanındaki orak çekici görünce, ilgili arkadaşa, “basmadıysanız durdurun” mesajını gönderdim ama gelen cevap, “basıldı”ydı. Kıt olanaklarla yayın yapan Özgür Üniversite’nin zarara girmemesi için kapağın yeniden basılmasını talep etmedim ve kitap, görüleceği gibi, benim benimsemeyeceğim kapak düzeniyle yayımlanmış oldu.

Kapağa itirazım şudur: Ben bu kitapta orak çekici değil, Stalinizmi eleştiriyorum. İşçi ve köylüleri sembolize eden orak çekici eleştirmek, her ne kadar uzun yıllar bürokratik bir devletin sembolü olarak kullanılmış olsa da, aklımın köşesinden geçmez. Tam tersine, Stalinist diktatörlüğün, işçi ve köylüleri ezdiğini anlatıyorum kitapta. Kitabın kapağı ise, Stalinizmle orak çekici birleştirerek büyük bir hata, hem de Stalinizme paye veren büyük bir hata yapmış oluyor.

Bu durumda, bu açıklama bir zorunluluk oldu.

Gün Zileli

22 Şubat 2010

Yayına Hazırlayan: İsmet Erdoğan, Kapak Tasarım: Ali İmren, Baskı: 1, Basım Tarihi: Şubat 2010, Sayfa Sayısı: 248, Kitap Boyutları: 13.5/21, ISBN No: 978-975-8449-66-8, Barkod No: 9789758449668, Adres: Menekşe 2 Sokak No: 16/8 Kızılay Ankara Tel: 0312 418 32 41 Fax: 0312 418 32 87,  Çıkış Tarihi: 19/02/2010

Etiket Fiyatı: 14.00 TL

Kitap Kapak:

Basılı yayın için: stalinizm-kapak.pdf

Web için: 500x780 / 300x468 / 200x312 / 150x234 / 100×156 ( .jpg )


Email this post Email this post

  • Ask Question


    1. 1 sıkma " comrade stalin" 30 Ocak 11 / 3pm

      Devrimci hareketin diğer düşmanı budur. Anlayamamak. Çelişkinin yeni koşullarını görmeyi reddetmek. Artik mal gösterisinin bir parçası halini almış geçmişin modellerini dayatmakta ısrar etmek.

      Yeni devrimci gerçeklik konusundaki cehalet hareketin devrimci kapasitesinin teorik ve stratejik olarak farkına varılmamasına yol açıyor. Ve teorik niteliğe sahip sorulara bakmadan hemen müdahale etmeyi kaçınılmaz kılmak için çok yakında düşmanlar olduğunu söylemek yeterli değil. Bütün bunlar hareketin yeni gerçekliğiyle yüzleşme ve şu anda ciddi sonuçları yaşanan, geçmişte yapılmış hatalardan kaçınma yeteneksizliğini gizliyor. Ve bu inkâr her tür ussalcı siyasi yanılsamayı besliyor. İntikam, önderler, partiler, öncü, niceliksel büyüme gibi kategoriler yalnızca bu toplum boyutunda bir anlam ifade ediyor ve böyle bir anlam iktidarın sürekliliğini destekliyor. Olaylara devrimci bakış açısından, yani her tür iktidarın tamamen ve kararlılıkla yok edilmesi açısından bakarsanız, bu kategoriler anlamsızlaşır. Ütopyanın yersizliğine girerek, iş etiğini altüst ederek, onu hemen, buranın neşe gerçekleşmesine dönüştürerek, kendimizi tarihsel örgüt biçimlerinden çok uzak bir yapının içinde buluruz.

    2. 2 sıkma " comrade stalin" 30 Ocak 11 / 3pm

      Otoriterler ile bizim aramızda çok fark var; ama ortak tarihsel örgüt inancı önünde hepsi yıkılıyor. Anarşiye bu örgütlerin çalışmaları aracılığı ile ulaşılacak (yalnızca yaklaşım yöntemlerinde önemli farklar beliriyor). Ama bu inanç çok önemli bir şeyi gösteriyor: tüm ussalcı kültürümüzün gerçekliğini ilerici terimlerle açıklama iddiası. Bu kültür kendini tarihin geri çevrilemez olduğu fikrine ve bilimin analitik kapasitesine dayandırıyor. Bütün bunlar bizim şu anı, geçmişin tüm çabalarının karanlığın güçlerine (kapitalist sömürüye! Karşı mücadelenin doruk noktası ile buluştuğu nokta olarak görmemize sebep oluyor. Sonuç olarak, öncellerimizden daha ileride olduğumuza, geçmişin tüm deneyimlerinin toplamı olan teorileri ve örgütsel stratejileri detaylandırıp uygulamaya koyabileceğimize ikna oluyoruz. Bu yorumu reddeden herkes kendilerini otomatik olarak gerçekliğin ötesinde buluyor ki tanımı gereği bu da tarih, ilerleme ve bilim demek. Böyle bir gerçekliği reddeden herkes tarih- karşıtı, ilerleme-karşıtı ve bilim karşıtı oluyor. Temyiz hakkından mahrum mahkumiyet.

      Bu ideolojik zırhla donanmış olarak sokaklara çıkıyoruz. Burada, analizlerimizin çerçevesine girmeyen uyarıcılardan oldukça farklı yapılanmış bir mücadele gerçekliğine tosluyoruz. Güzel bir sabah, barışçıl bir gösteri sırasında polis ateş etmeye başlıyor. Yapı tepki veriyor, yoldaşlar da ateş ediyor ve polis memurları düşüyor. Aforoz! Barışçıl bir gösteriydi bu. Yozlaşarak bireysel gerilla eylemlerine dönüştüğüne göre provokasyon olmalı. Gerçekliğin “parçası” değil, gerçekliğin “kendisi” olduğuna göre hiçbir şey ideolojik organizasyonumuzun mükemmel çerçevesinin ötesine geçemez. Ötedeki her şey deliliktir ve provokasyondur. Süpermarketler harap edilir, dükkânlar, yiyecek ve silah depoları yağmalanır, lüks arabalar yakılır. Bu, çarpıcı şekliyle mal oyununa saldırıdır. Yeni yapılar o yönde ilerlemektedir. Aniden, gereken minimum stratejik yönlendirme ile biçimlenirler. Gösteriş yok, uzun analitik önermeler yok, karmaşık destekleyici teoriler yok. Saldırırlar. Yoldaşlar bu yapılar ile özdeşleşir. İktidar veren örgütleri reddederler; denge, bekleme, ölüm. Eylemleri bu örgütlerin intihara eğilimli bekle ve gör pozisyonlarının eleştirisidir. Aforoz! Provokasyon olmalı.

      Geleneksel siyasi hareketlerden bir kırılma vardır ve bu hareketin kendisinin eleştirisi halini alır. İstihza bir silah olur. Yazarın çalışma odasına kapanmış olarak değil, kitle halinde, sokaklarda. Sonuç olarak yalnızca patronların uşakları değil, çok uzak ve yakin geçmişin devrimci önderleri de kendilerini güçlük içinde bulurlar. Ufak çaplı patronlar ile önder grubun zihniyeti de krize girer. Aforoz! Tek geçerli eleştiri patronlara karşı olandır ve tarihi sınıf mücadelesi geleneğinin koyduğu kurallara uymalıdır. Bu ilahi kurallardan sapan herkes provokatördür.

      İnsanlar toplantılardan, klasiklerden, anlamsız yürüyüşlerden, kili kırk yaran teorik tartışmalardan, sonsuz ayrımlardan, bazı siyasi analizlerin tekdüzeliğinden ve fakirliğinden bıktı. Onlar aşk yapmayı, sigara içmeyi, müzik dinlemeyi, yürüyüşe çıkmayı, uyumayı, gülmeyi, oynamayı, polis öldürmeyi, gazeteci sakatlamayı, yargıç öldürmeyi, kışla bombalamayı tercih ediyorlar. Aforoz! Mücadele ancak devrimin önderleri için anlaşılabildiği ölçüde yasaldır. Aksi halde, durumun kontrolden çıkması riski olduğundan, mutlaka provokasyon vardır.

      Acele et yoldaş, polis, yargıç, patron vur. Şimdi; yeni bir polis seni durduramadan.

      Hayır demekte acele et, yeni bir baskılama seni hayır demenin anlamsız, delice olduğuna, bir tımarhanenin konukseverliğini kabul etmen gerektiğine ikna edemeden.

      Yeni bir ideoloji onu senin için kutsallaştırmadan kapitale saldırmakta acele et.

      Yeni bir sofist sana bir kez daha “iş seni özgür kılar” diyemeden işi reddetmekte acele et.

      Oynamakta acele et. Silahlanmakta acele et.

    3. 3 sıkma " comrade stalin" 30 Ocak 11 / 3pm

      Eleştirel kalın kafalılığımız içinde, beyaz ceketli devlet memurlarının yolunu hazırlamamaya özen göstermeliyiz.

      Sermaye, kitlesel düzeyde dolaşıma çıkacak bir yorum kanununu programlamaktadır. Bu kanun temelinde, kamuoyu patronların düzenine saldıranları, yani devrimcileri, deli olarak görmeye alışacaktır. Böylece onların akil hastanelerine kapatılması gerekli olacaktır. Hapisaneler de Alman modeli uyarınca rasyonalize edilmektedir. İlk önce kendilerini devrimciler için özel hapisanelere dönüştürecek, sonra model hapisanelere, sonra beyin manipülasyonu için gerçek toplama kamplarına ve sonunda akıl hastanelerine dönüşeceklerdir.

      Sermayenin davranışı yalnızca sömürülenlerin mücadelelerine karşı kendini savunma ihtiyacından doğmaz. Mal üretimi kanununun mantığından doğar.

      Sermaye için akıl hastanesi global gösterinin işleyişinin kesintiye uğratıldığı yerdir. Hapisane bunu yapmak için çılgınca çaba gösterir, ama başarılı olamaz, temel sosyal ortopedi ideolojisi tarafından engellenmektedir.

      Tam tersine, tımarhane “yeri’nin bir başlangıcı ya da sonu yoktur, tarihi yoktur, gösterinin değişkenliğine sahip değildir. Orası, bir sessizlik yeridir.

      Diğer “sessizlik” yeri, mezarlık, yüksek sesle konuşma yeteneğine sahiptir. Ölü insanlar konuşur. Ve bizim ölülerimiz yüksek sesle konuşur. Bu ağır olabilir, çok ağır. İşte bu yüzden kapital gittikçe daha az mezarlık olması için çaba gösterecektir. Ve tımarhanelerdeki “konukların” sayısı buna uygun şekilde artacaktır. Bu alanda, “sosyalizmin anayurdunun” anlatacak çok şeyi vardır.

    4. 4 Igrenç katilin bilimsel analizi 30 Ocak 11 / 4pm

      “Sikma Comdare Stalin” ne kadar ugrasip bu metinleri yollamissin. Emegine yazik, 2011’de hâlâ Hitler’i, Stalin’i savunanlar varsa, “kader utansin” demiyelim de irkçi Fasist Kemalist egitim sistemi, Türk solunun fikir babalari ve Türkiye’nin kültür iklimini bu kadar çoraklastiran Kemalist dikta utansin.

    5. 5 Comrade Stalin 30 Ocak 11 / 5pm

      Igrenç katilin bilimsel analizi,

      hitler le stalin i aynı kefeye koyanlar sadece emperyalizmin uşaklarıdır…onlar da en başta gelen katillerdir…sosyalist bir önderle çakal bir maşayı aynı kefeye koyanların bir sıfata bile sahip olabileceğini sanmıyorum…sana sıfat bulamadım da o yüzden…bir de şu faşist kemalist eğitim sistemi olayın var…tam bir komedi…okullarda darwin teorisini anlatan öğretmene soruşturma açıyorlar artık bu memlekette…

    6. 6 Igrenç katilin bilimsel analizi 30 Ocak 11 / 8pm

      Stalin ve emperyalizm:

      Bugün artik yikilmis bir Imparatorlugun (empire) eli kanli lideri Stalin, emperyalistin ta kendisi idi, agababasi idi. Stalin’in suçlarini ABD, Ingiltere, Fransa vs degil bizzat SBKP açikladi. Bkz: 20. Kongre belgeleri.

      Emperyalizmin Türkiye’deki usaklari kimlerdir:
      Ikide bir Washington’a gidip Yahudi Lobilerinde toplantilar düzenleyerek ABD’den darbe için destek isteyen generaller, Natocu TSK, hafta sonlarini es ve çocuklariyla Israilli mevkidaslariyla birlikte ölü Deniz’in kiyisinfa geçiren kuvvetr komutanlari, Tüsiad üyesi isadamlari.
      Emperyalizmun usaklarinin usaklari:
      TSK’ye devrimci güç muamelesi yapan Türk ulusalci solculari, Jitemci jandarma generalleriyle tesriki mesai eden Dogu Perinçek ve arkadaslari. Tüsaidci isadamlarinin resmen besledikleri Cumhuriyet gazetesi ve onun çizgisindeki postal yalayicisi ve Stalinci Türk solculari. Türk solcularinin ulusalciligi da aslinda bir maskedir. Onlar ABD, Ingiltere ve Israil için çalisirlar.

    7. 7 Comrade Stalin 30 Ocak 11 / 10pm

      Igrenç katilin bilimsel analizi
      ilk defa doğru şeyler yazdın ama son iki cümlende yine sapıttın…
      ayrıca 20. kongreyi bırak 19. kongreye bak…kruşçev gibi sirk maymunlarını tanımıyorum…iddiaları da çürütülmüştür..kruşçev tam bir entrikacı mahalle karısıdır…stalin i de böyle zırtapozları sırf çalışkanlıkları vb. özelliklerinden dolayı mk ye bile olmış olmasını eleştiriyorum….sscb nin anasını….s….ti şerefsiz…!

    8. 8 Comrade Stalin 30 Ocak 11 / 10pm
    9. 9 Comrade Stalin 30 Ocak 11 / 10pm
    10. 10 Comrade Stalin 30 Ocak 11 / 10pm
    11. 11 Comrade Stalin 30 Ocak 11 / 10pm
    12. 12 Bir Stalinci'nin son hezeyanlari 31 Ocak 11 / 2am

      İşçi Partisi: CHP’nin ‘TSK silah bıraksın’ politikası
      Sorumlu Kılıçdaroğlu
      M. Bedri Gültekin: CHP, AKP’leşmektedir. Üstelik akıllı bir AKP değil, akılsız bir AKP konumuna hızla yuvarlanmaktadır. AKP, açıkça söyleyemediği ve açıkça yapamadığı işleri CHP’ye yaptırıyor. Kılıçdaroğlu, Ensar Öğüt’ün açıklamasına karşı olsa, onu hemen istifaya çağırırdı. Onur Öymen’i, ABD güdümlülerin yaygaraları karşısında ‘gereğini yap’ diye canavarların önüne atmaya kalkışan Kılıçdaroğlu değil miydi? Üstelik o zaman Genel Başkan da değildi. Şimdi Genel Başkan iken, bu kadar vahim hata yapan Ensar Bey’i niçin derhal ‘gereğini yapmaya’ çağırmıyor?

    13. 13 Comrade Stalin 31 Ocak 11 / 5pm

      kardeşim ben burada marksist-leninist bir önder olan stalin i savundum siz chp den, tsk dan, kılıçdaroğlu ndan, işçi paritisi nden, kemalizm den vd.alakasız ne kadar şey varsa ondan bahsetmetmeye başladınız…çince yazdığımı düşünmeye başladım…iyice uçmuşsunuz…

    14. 14 yurtsevmeyen 31 Ocak 11 / 8pm

      sanırım,
      stalinizm diye bir şey var kişi olarak o adam değil. o bahsi edilenler bir nevi o zihniyetin devamı gibiler o yüzden…
      stalin bir anlamda leninist sayılabilir ama marksist asla değil…
      marksı stalinle kirletmeyelim…
      devrim modeli parti anlayışı bunlar marksta ne gezer, marksın tek destek verdiği enternasyonaldir…

    15. 15 Comrade Stalin 1 Şubat 11 / 12am

      yurtsevmeyen,
      marks herşeyin bittiği nokta mıdır?

    16. 16 yurtsevmeyen 1 Şubat 11 / 10am

      yo niye bitsinki…
      konu gereği adını andık, onu stalinle falan kirletmeyelim dedik…
      yoksa marksta; mücadele bir çember gibi ise(içiçe çemberler) o da aralarda bir halkadadır…

    17. 17 Faşizme karşı mücadele Bolşevizm'e karşı mücadeleyle başlar 1 Şubat 11 / 11am

      Faşizme karşı mücadele Bolşevizm’e karşı mücadeleyle başlar

      http://cevirikolektifi.blogspot.com/2010/11/fasizme-kars-mucadele-bolsevizme-kars_27.html

    18. 18 mayakovski 3 Şubat 11 / 12am

      Faşizme karşı mücadele Bolşevizm’e karşı mücadeleyle başlar

      bu sloganı bulmak için kendini baya zorlamış olmalısın…dikkat et motor patlamasın…tabi henüz patlamamışsa….

    19. 19 "Faşizme karşı mücadele Bolşevizm’e karşı mücadeleyle başlar" 3 Şubat 11 / 8am

      “Faşizme karşı mücadele Bolşevizm’e karşı mücadeleyle başlar”

      The struggle against Fascism begins with the struggle against Bolshevism

      Otto Rühle, ‘Living Marxism’, vol. 4, n. 8, 1939.

      1981, Bratach Dubh Editions

    20. 20 "Faşizme karşı mücadele Bolşevizm’e karşı mücadeleyle başlar" 3 Şubat 11 / 8am

      Giriş

      Faşizmin trajik tarihi, modern demokratik Devletin içinde en son noktasına erişerek, şimdi usulüne uygun gelişmesinin tüm rotasını yürümüş oldu, Rühle’nin makalesi bizim için seve seve anlaşılır oldu. Makale 30’ların sonunda yazılmıştı ve aynı zamanda hem Bolşevizm’e hem de Faşizme karşı mücadeleye ithaf edilmişti.

      Şimdiki kapitalizmin gerçek hakimiyeti, Güncel faşizme (demokrasi olarak kamufle edilmiş) platform sağlayan otoriter tasarımları gösteriyor ve bu güncel Bolşevizmler (proletaryanın diktatörlüğü olarak kamufle edilmiş) açıkça benzer var oluyorlar.

      Daha açık olmak için şunu söyleyebiliriz, gerçek bir iktidar için kurallara uygun (demirden) otorite dökümü yaparak, kapitalist proje mutlak kontrol yolunda gelişiyor. Bu kontrole, her ikisi de aynı noktaya varsa da iki farklı biçimde ulaşılabilir. a) Demokratik bir yolla, Dış ilişkilerdeki karar almanın merkezsizleşmesi temeline dayanan, merkezileşmiş bir iktidarı yeniden yapılandırma, batı demokrasileri olarak anılanlarda geliştiği gibi; b) Bir Devlet kapitalizmi olarak, örtülü ideolojik bir sömürülmenin düzenlenmesi ve komünist parti tarafından doğrudan kontrol: tüm komünist devletler olarak anılanlarda bir derecede ya da diğer biçimde olanlar gibi.

      Eğer her iki yolu da değerlendirirsek ve sömürücülerin kendi amaçlarına ulaşmak için yapabilecekleri ne kaldığını göz önünde tutarsak, açıkça Batı demokrasilerinin mutlak kontrol yolundaki her iki yoldan daha gelişmiş olanı olduğunu söyleyebiliriz, totaliter “komünist” rejimler değil. Buna rağmen mutlak kontrole yönelik seçilmiş olan en çabuk yolda (Devlet aygıtının tamamıyla kontrolü ve ideolojisinde) ikinci seçilen en az stabil olanı ve aynı zamanda en tehlikeli olan yol (onlar için). Bu rejimler, sadece belirli bir marjinalleştirilmiş azınlığın değil (batı demokrasilerindeki meselenin olduğu gibi), fakat sömürülmüş büyük kitlelerin ilgili olduğu muazzam ayaklanma potansiyelinin üzerinde oturuyorlar. Diğer taraftan, batı demokrasileri -çok fazla kendi marifetleriyle değil ama kapitalist yarışma mekanizması dolayısıyla- kendilerini baskının daha incelikli olması gerekliliğiyle yüzleşmiş buldular ve bu yüzden bugünkü gerçek faşizmi karakterize eden kontrol biçimini daha dikkatli ve zekice gerçekleştirebildiler.

      Yukarıda bahsedilen devlet modelleri, “proletarya diktatörlüğünün” ülkelerinin faşizmlerinin “batı demokrasisi” ülkelerinin faşizminden öğrenmek zorunda olduğunu anlamak içindi. İlk olarak, baskı sadece muhaliflere değil, ama aynı zamanda birçok nedenden ötürü onaylamayan ya da basitçe onaylama belirtileri göstermeyen geniş katmanlardaki işçilere ve köylülere de, parti aygıtının otoritesiyle darbe indiriyor. Toplama kampları sadece suçlu muamelesi yapılan küçük muhalifler için değil ama halkın geniş tabakalarını tutmak için de planlandılar. Batı’da “farklı” olarak görülenler, özel cezaevlerinin suçlulaştırılmış bir azınlığı seçmesiyle -örneğin İtalya’da- konsensüs mekanizması yoluyla, büyük sömürülen kitlelerden koparıldılar, ve, sosyal cemiyetten ayrıldılar. Batı demokrasisi modern faşizminin karakteristiğinde bu var: kendi kendine, herkesi “katılımcı” yapmak isteyen bir iktidar yapısı olarak ortaya çıkıyor ve hiç kimseyi dışlamak istemeyen, ama sadece, kontrolün bütünlüklü gelişmesinin ekonomiyi ve politik etiketleri mükemmelleştireceği görüşünde, kontrolün tüm ekonomik iktidarının merkezini, politik iktidarın merkeziyle birlikte koordine edebilecek, sınırlı bir azınlığın ellerinde kalacağı koşullarda. “Komünist” Devletlerin faşizmi açıkça kendisini daha geride sunuyor, birisinin farklı şekilde düşünmesini belirleyebilecek ideolojinin kitlesel kullanımında daha az zeki. Bununla birlikte, basitçe, baskının kesin bir biçimdeki gösteri aşamasının (Lenin’in, Mao’nun vs. dev resimleri, batı koşullarında kesinlikle düşünülemez) ne kadar karmaşık oldukları önemli değil, her zaman faşizmin kızıl bir biçimini temsil ediyorlar (Çin’in kültürel devrimini düşünüyoruz), temelde Nuremburg’un görkemli Nazi geçit törenlerinden çok farklı değil, ya da diğer Palazzo Venezia(Mussoli’nin balkonundan konuşmalar yaptığı saray) soytarısının kasılmalarından.

      Faşizmin Çin ve Rus modellerinin şimdi ilerlemeci “açık”, tipik batı demokrasilerine doğru yöneldiği söylenebilir, partinin en üst mercileri bile, sömürülen kitleler üzerinde olağanüstü ideolojinin bir sonsuz geviş getirilmesinin kullanılmasıyla usule uygun bir hakimiyeti sağlamanın zorluklarını anlamaya başlıyorlar. Belki, faşizmin daha akılcı biçimlere ulaşmasına başlıca engellerden birisi, dünyanın politik-askeri iki iktidar bloğuna bölünmüşlüğü, fakat bu meseleyi değiştirmiyor, örneğin Çin’in güncel “özgürleşmesi”, -bu seviyedeki üretim ve tüketicilikte başka hiçbir şeye değilse bile, Amerikan modelinin nüfuz etmesine izin verdi.

      Rühle’nin bu kısa ve öz makalesi bu yüzden onun ilişkisini sağlıyor. Zamanının hararetinde yazılmış, ve şaşırtıcı bir biçimde, o zaman, son derece karmaşık ve anlaşılması güç bu ilişkileri anlıyor. Faşizme karşı mücadele Bolşevizm’e karşı mücadeleyle başlar. Bugün aynı şekilde tekrar ediyoruz: karmaşık faşizme karşı mücadele daha basit ve bu yüzden anlaşılabilir çeşitlerine karşı mücadeleyle başlar. Hatta, Komünist olarak isimlendirilenler gibi Devlet biçimlerinin faşist doğalarına girerek, kendisini hangi biçimde kuruyor olursa olsun, tek çözümün iktidarın şimdiden ve kesin yok edilmesi olduğunu anladık. Müdahalenin anarşist biçiminin, gerçeklikte faşizme karşı mücadeleyi doğru bir yönelimde yapabilecek biricikliğiyle bunu doğruluyoruz.

      Alfredo M. Bonanno
      27 Mayıs 1981

      Faşizme Karşı Mücadele Bolşevizm’e Karşı Mücadele İle Başlar

      I.

      Rusya yeni totaliter devletlerin en önüne yerleştirilmek zorunda. Yeni Devlet prensibini uygulayan ilk devletti. Uygulanmasında en çok mesafe kaydetmişti. Anayasal bir diktatörlüğü politik ve yönetimsel terör sisteminin de dâhil olmasıyla birlikte ilk uygulayandı. Mutlak Devletin tüm özelliklerini adapte ederek, bu yüzden Demokratik Devlet Sistemi’ni fes ederek diktatöryel bir yönetime zorlanmış diğer ülkeler için bir modele dönüştü. Rusya faşizm için örnekti.

      Bu noktaya hiçbir kaza yol açmadı, ne de tarihin kötü bir şakası. Burada sistemlerin kopyalanması görünürde değil ama gerçek. Her şey, farklı derecelerdeki tarihsel ve politik gelişmeye uygulanmış aynı prensiplerin sonuçları ve ifadeleriyle başa çıkmak zorunda olduğumuza işaret ediyor. “Komünist” parti hoşlansa da hoşlanmasa da, sorun ayı kalıyor: Devlet düzeni ve Rusya’daki yönetim, İtalya’daki ve Almanya’dakinden ayırt edilemez. Özünde aynılar. Birisi kızıldan, karadan, ya da kahverengi “Sovyet Devleti”nden, kızıl, kara, ya da kahverengi faşizm gibi bahsedebilir. Bu ülkeler arasında belirli ideolojik farklılıklar olmasına rağmen, ideoloji Hiçbir zaman birincil önemde değil. Ayrıca, İdeolojiler değişebilir ve bu gibi değişimler Devlet Aygıtı’nın işlevlerine ve karakterine zorunlu olarak yansımazlar. Dahası, Almanya’da ve İtalya’da özel mülkiyetin hala var olması, sadece ikincil önemdeki bir değişiklik. Yalnızca özel mülkiyetin ortadan kaldırılması sosyalizmi garantilemiyor. Özel mülkiyet kapitalizm içinde de ortadan kaldırılabilir. Sosyalist bir toplumu esas belirleyen şey, üretim araçlarındaki özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasıyla birlikte, işçilerin kendi emeklerinin ürünleri üzerindeki kontrolü ve ücretlilik sisteminin sona ermesidir. Bu her iki başarı, İtalya’da ve Almanya’daki gibi Rusya’da yerine getirmedi. Düşünen bir işçi faşizmin ne olduğunu biliyor ve onunla savaşıyor, ama Rusya’nın selamladığı gibi, o sadece sıklıkla sosyalistçe doğası olduğu mitini kabul etmeye istekli. Bu aldatılma faşizmle toptan ve kararlı bir kopuşu engelliyor, çünkü o (İşçilerin sosyalist doğası olduğu miti) -Almanya’da ve İtalya’da olduğu gibi- özdeş bir Devlet ve Hükümet sistemine yol açan, gerekçelere, önkoşullara, ve Rusya’da olan koşullara karşı, ilkesel direnişi engelliyor. Bu yüzden Rus miti karşı-devrimin ideolojik bir silahına dönüşüyor.

      Bazıları, Rusya’nın diğer ülkelerden sosyalizme bir adım daha yakın olduğunu sanmalarına rağmen, bu “Sovyet Devlet”inin Uluslar arası proletaryaya sınıf mücadelesi amaçlarına daha yakın olması için yardım ettiği anlamına gelmiyor. Aksine, Rusya kendisini Sosyalist bir Devlet olarak tanımlayarak, dünya işçilerinin gözlerini boyuyor ve aldatıyor.

      İnsanlık için iki efendiye hizmet etmek mümkün değil. Totaliter bir devlet bile böyle bir şeyi yapamaz. Eğer faşizm kapitalistçe ve emperyalistçe çıkarlara hizmet ediyorsa, işçilerin ihtiyaçlarına hizmet edemez. Eğer, buna karşı, görünen birbirine karşı olan iki sınıf aynı devlet sisteminin tarafındaysa, ciddi bir şekilde bir şeyler yanlış olmak zorunda. Bir ya da diğer sınıf hata yapıyor olmak zorunda. Hiç kimse sorunun sadece bir türü olduğunu ve bu aynı politik biçimlerde olmasına rağmen, içeriğinin geniş çeşitli olabileceğini, bu yüzden gerçekten önemli olmadığını söyleyememeli. Bu kendi kendine kuruntu yapmak olurdu. Marksistler için böyle şeyler gerçekleşmez. Onlar için biçim ve içerik birbirine uygundur ve ayrılamazlar. Şimdi, eğer Sovyet Devleti faşizm için bir model olarak hizmet veriyorsa, aynı zamanda faşizmin genel yapısal ve işlevsel unsurlarını da içermek zorunda. Ne olduklarını belirlemek için Leninizm tarafından kurulmuş, Bolşevizm’in Rus koşullarına uygulanması olan, “Sovyet Sistemi”ne geri dönmek zorundayız. Ve eğer Bolşevizm ve Faşizm arasında bir özdeşlik kurulabilirse, sonrasında proletarya hem faşizme karşı mücadele ederken hem de Rus “Sovyet Sistemi”ni savunamaz. Onun yerine, Faşizme karşı mücadele Bolşevizm’e karşı mücadeleyle başlamak zorundadır.

      II.

      Başından beri, Lenin için Bolşevizm tamamıyla bir Rus fenomeniydi. Uzun yıllar politik aktiviteleri boyunca, diğer ülkelerdeki mücadele biçimlerine Bolşevik sistemi uygulamayı hiç denemedi. O bir sosyal demokrattı; Bebel ve Kautksy’de işçi sınıfının liderlerinin cana yakınlığını gören ve Lenin’in bu kahramanlarına ve tüm diğer oportünistlere karşı mücadele eden Alman Sosyalist hareketinin sol kanadını görmezden geldi. Onları görmezden gelerek, -Rosa Luxemburg liderliğinde, Alman “solu”nun Kautksyciliğe karşı zaten açık mücadeleye girişmiş olduğunda bile-, küçük bir grup Rus göçmeninin çevrelediği uyumlu bir izolasyonda kaldı, ve nüfuzunun(Kautsky’nin) etkisi altında kalmaya devam etti.

      Lenin sadece Rusya ile ilgiliydi. Amacı, Çarcı feodal sistemin son bulması ve burjuva toplumunun içinde muazzam miktardaki politik gücü sosyal demokratik partisi için ele geçirmekti. Bununla birlikte, sadece işçilerin dünya devrimi ortaya çıktığında iktidarda kalabileceğini ve sosyalizasyon işlemini yürütebileceğini anladı. Ama bu bağlamdaki kendi aktiviteleri açıkça uygun olmayan bir biçimdeydi. Alman işçilerinin tekrar partiye, sendikalara, ve parlamentoya, girmelerine yardım ederek ve aynı zamanda Alman Konsey (sovyet) hareketinin yok edilmesiyle, Bolşevikler, uykudan kalkmakta olan Avrupa Devrimi’nin yenilgisine yardım ettiler.

      Profesyonel devrimcilerin bir tarafta olduğu ve diğer tarafta ardındaki geniş kitlelerin varlığından meydana gelen Bolşevik Parti, izole olarak kaldı. Sivil savaş, müdahale, ekonomik gerileme, deneylerin sosyalizasyonundaki başarısızlık, hazırlıksız Kızıl Ordu yıllarında gerçek bir sovyet sistemi geliştirilemedi. Menşevikler tarafından geliştirilmiş Sovyetler olmasına rağmen, Bolşevik şemaya uymuyordu, Bolşevikler onların yardımıyla iktidara gelmişlerdi. İktidarın stabilizasyonu ve ekonomik yeniden yapılandırma sürecinde, Bolşevik Parti kendi kararları ve aktiviteleri için tuhaf sovyet sistemini nasıl koordine edeceğini bilmiyordu. Yine de, Sosyalizm Bolşeviklerin de arzusuydu, ve gerçekleştirilmesi için dünya proletaryasına ihtiyaç duydu.
      Lenin, dünya işçilerini Bolşevik metotlara kazanmak için bunun olmazsa olmaz olduğunu düşündü. Bolşevizm’in muazzam zaferine rağmen, diğer ülkelerin işçilerinin kendilerinin Bolşevik teori ve pratiği kabul etmek için biraz eğilim göstermesi rahatsız ediciydi, ama tersine bir kaç ülkede, ve özellikle Almanya’da, konsey hareketinin yönüne doğru yönelmişti.

      Bu konsey hareketini Lenin Rusya’da artık kullanamazdı. Diğer Avrupa ülkelerinde Bolşevik biçimdeki ayaklanmalara karşı güçlü yönelimler gösterdi. Moskova’nın tüm ülkelerdeki muazzam propagandasına rağmen, -Lenin’in kendisinin de işaret ettiği gibi- “ultra-sol” olarak isimlendirilenler, Bolşevik Parti tarafından gönderilen tüm propagandistlerin yaptığından, konsey hareketi temelindeki bir devrim için daha başarılı bir ajitasyon yaptı. Bolşevizm’i takip eden, Komünist Parti, burjuvazinin proletaryalaşmış büyük parçalarından meydana gelen küçük, histerik, ve yaygaracı bir olarak grup kaldı, oysa konsey hareketi gerçek proletarya güçlülüğü kazandı ve işçi sınıfının en iyi bileşenlerini cezp etti. Bu durumun üstesinden gelmek için, Bolşevik propaganda arttırılmak zorundaydı; “ultra-sol”a saldırılmalıydı; Bolşevizm yararına onun (konsey hareketinin) etkisi yok edilmeliydi.

      Sovyet Sisteminin Rusya’da başarısızlığa uğramasından bu yana, radikal ‘rekabet’ Rusya’da Bolşevizm’in başaramadığı şeyin diğer yerlerde Bolşevizm’den bağımsız olarak çok iyi farkına varılabileceğini dünyaya kanıtlamaya nasıl cüret edilebileceğine dairdi. Bu rekabete karşı, Lenin iktidarı kaybetme korkusu ve sapkınların başarısına olan öfkesinin sonucu olarak “Der Radikalismus, die Kinderkrankheit des Kommunismus – Radicalism, an Infantile Disease of Communism – Radikalizm, Komünizmin Bir Çocukluk Hastalığı”nı (Ç.N: Türkçe’ye -“Sol Komünizm”, Bir Çocukluk Hastalığı”- olarak çevrilmiştir.) yazdı. İlk başta bu broşür ‘Marksist strateji ve taktiğin yaygın bir izahındaki deneme’ alt başlığıyla ortaya çıktı, ancak sonra bu fazla iddialı ve aptalca deklarasyon kaldırıldı. Biraz fazlaydı. Bu; saldırgan, kaba, ve menfur papalığa ait saçmalık herhangi bir karşı devrimcilik için gerçek bir malzemedir. Bolşevizm’in tüm programatik beyanları, kendi gerçek karakterini açığa vurur. Bu maskesiz Bolşevizm’dir. 1933’te, Hitler Almanya’daki tüm sosyalist ve komünist literatürü ezdiğinde, Lenin’in broşürünün basımına ve dağıtımına izin verilmişti.

      Broşürün içeriğine gelince, Rus Devrimine, Bolşevizm’in tarihine, Bolşevizm ve diğer işçi hareketi akımları arasındaki polemiğe, ya da Bolşevik zafere olanak sağlayan koşullara dair ne söylediğiyle ilgili değiliz, ancak Lenin ve ‘ultra solculuk’ arasındaki tartışmalar zamanında, yalnızca temel noktalarla iki karşıt görüş arasındaki belirleyici farklılıklar resmedilmiştir.

      III.

      Bolşevik parti, esasında İkinci Enternasyonalin sosyal demokrat kanadı, Rusya’da değil, dışgöç sırasında kuruldu. 1903’teki Londra bölünmesinden sonra, Rus Sosyal demokrasisinin Bolşevik kanadı, artık küçük bir hizipten daha fazlası değildi. Arkasındaki “kitleler” yalnızca onun liderinin kafasında vardı. Buna rağmen, bu küçük öncü birlik katı bir biçimde disiplinli bir örgüttü, militan mücadeleler için her zaman hazır ve devamlı olarak bütünlüğünün sağlanmasını düzenliyordu. Parti, profesyonel devrimcilerin savaş akademisi olarak değerlendirildi. Olağanüstü pedagojik gereklilikleri: kayıtsız şartsız lider otoritesi, katı merkeziyetçilik, demir disiplin, uyum, militanlık, ve parti çıkarları için fedakarlıktı. Lenin’in esas geliştirdiği şey, bir entelektüeller elitiydi, devrimin içine atıldığında liderliği ele geçirebilecek ve iktidarı üstlenebilecek bir merkezdi. Ancak bu şekilde bir devrim hazırlığının doğru ya da yanlış olduğuna dair, mantıksal ve soyut belirleme denemesi hiç yok. Problem diyalektik olarak çözülmek zorunda. Aynı zamanda diğer sorularda sorulmak zorunda: Ne tür bir devrim için hazırlık olmaktaydı? Devrimin amacı neydi?

      Lenin’in partisi Rusya’daki gecikmiş burjuva devriminde feodal Çarlık rejimini devirmek için çalıştı. Partinin iradesi daha fazla merkezileşmiş ve daha tek amaçlı oldukça bu biçimdeki bir devrimde, burjuva Devletin düzenlenmesi sürecine daha fazla başarı eşlik edebilir ve yeni Devlet sisteminde proletarya sınıfının pozisyonu daha fazla umut verebilirdi. Buna rağmen, bir burjuva devrimindeki problemlere devrimci mutlu çözüm olarak kabul edilebilecek olan şeylerin aynı zamanda Proletarya devriminin bir çözümü olduğunu söyleyemeyiz. Burjuva toplumu ve yeni Sosyalist toplum arasındaki belirleyici yapısal farklılık böyle bir düşünceyi dışlar. Lenin’in devrimci metoduna göre, liderler kitlelerin başı olarak görünür. Tam bir devrimci eğitim ve terbiyeye sahip olarak, koşulları anlayabilir, doğrudan ve savaşan güçlere komuta edebilirler. Onlar; profesyonel devrimciler, büyük sivil ordunun generalleridir. Beden ve kafa, entelektüeller ve kitleler, yöneticiler, ve neferler arasındaki bu ayrım sınıf toplumunun, burjuva sosyal düzenine doğru düalizmini(ikiliğini) doğruluyor. Bir sınıf yönetmek için eğitiliyor; diğeri yönetilmek için. Bu eski sınıf formülünden Lenin’in parti görüşü ortaya çıktı. Onun örgütü, yalnızca Burjuva gerçekliğine bir yanıttı. Onun devrimi, -sürece eşlik eden öznel amaçları ne olursa olsun-, amaç olarak bu sınıf ilişkilerini kapsayan bir sosyal düzen yaratan güçlerle kararlaştırılmıştı.

      Bir burjuva sosyal düzenin olmasını isteyen kim olursa olsun (kendisini) lider ve kitlelerin ayrımında bulacak: öncü birlik ve çalışan sınıf, devrim için doğru stratejik hazırlık. Daha zeki, eğitimli, ve üstün olan liderlik, ve daha disiplinli ve itaatkar olanlar kitleler: böyle bir devrimin başarısı için daha şanslıdır. Rusya’daki burjuva devrim amacında, Lenin’in partisi onun bu amacına en uygun olandı.

      Buna rağmen, Rus Devrimi karakterini değiştirdiğinde, proletarya özellikleri daha öne çıktığında, Lenin’in taktik ve stratejik yöntemlerinin değeri sona erdi. Eğer yine de başarılı olduysa, onun öncü gücünden ötürü değildi, ama tümü onun devrimci planlarında birleştirilmemiş olan sovyet hareketinden ötürüydü. Ve Lenin, Sovyetler tarafından gerçekleştirilmiş olan başarılı devrim sonrasında, tekrar bu hareketle ayrıldı, aynı zamanda Rus Devrimi’nde olmuş olan tüm bu proletarya ile de ayrıldı. Doğal tamamlanmasını Stalinizm’de bulan, Devrimin burjuva karakteri tekrar öne çıktı.

      Marksist diyalektiklere büyük ilgisine rağmen, Lenin sosyal tarihsel süreçleri diyalektik bir anlamda görememişti. Düşüncesi katı kuralların takipçiliğini yaparak, mekanikçe kaldı. Onun için sadece tek bir devrimci parti vardı -kendisininki; sadece bir devrim -Rusya; sadece bir yöntem -Bolşevik. Ve Rusya’da işe yaramış olan şey, aynı zamanda Almanya, Fransa, Amerika, Çin, ve Avustralya’da da işe yarayabilirdi. Rusya’daki burjuva devrimi için doğru olan şey, aynı zamanda Dünya proletaryasının devrimi için de doğru olabilirdi. Bir kere keşfedilen formüllerin monoton uygulanması, zaman, koşullar, gelişimsel aşamalar, kültürel standartlar, fikirler ve insanlar tarafından rahatsız edilmeyen benmerkezci bir çemberin içine taşındı. Büyük açıklıkla Makine çağının yönetimi Lenin’in politikalarında gün ışığına çıktı; o, devrimin “teknisyeni”, “yaratıcı”sıydı, liderin çok güçlü iradesinin temsiliydi. Faşizmin tüm temel karakteristikleri onun doktrininde vardı, stratejisi, sosyal “planlaması”, ve insanlar ilişkileri sanatı. Sol tarafından, geleneksel parti politikalarının reddedilmesinin derin devrimci anlamını göremedi. Toplumun sosyalist yönelimi için sovyet hareketinin gerçek önemini anlayamadı. İşçileri özgürleştirmek için gerekli önkoşulları bilmeyi hiç öğrenmedi. Otorite, liderlik, güç, bir tarafa çaba gösterme, ve örgüt, kadro, -kendi düşüncesi çizgisi gibi var olmuş- diğerine itaat etme. Disiplin ve diktatörlük, yazılarında en sık kullandığı kelimeler. Sonra, kendi stratejisini kabul edemeyecek ve sosyalizm için devrimci mücadelede en gerekli olmuş olan şeyleri, yani, işçilerin bir kere ve her zaman için kendi kaderlerini kendi ellerine almalarını istemekteki “ultra-sol”u anlayamaması, hem de fikirlerine ve eylemlerine değer vermemesinin nedeni anlaşılabilir.

      IV.

      Kendi kaderini kendi ellerine almak, ―sosyalizmin tüm sorunları için bu sözcük anahtar― ultra-sollar ve Bolşevikler arasındaki tüm polemiklerin asıl konusudur. Parti sorunu üzerine anlaşmazlık, sendikalizm üzerindeki anlaşmazlıkla paralel gidiyordu. Ultra-sol, sendikalarda devrimciler için artık yer olmadığını; bunun yerine fabrikalarda, ortak çalışma mekanlarında kendi örgütlenme biçimlerini yaratmalarının daha zaruri olduğu fikrindeydi. Amma velakin, kazanılmamış otoriteleri sayesinde, Bolşevikler Alman devriminin ilk haftalarında bile işçileri kapitalistik tutucu sendikalara geri iteklemek için elinden geleni yapmışlardı. Ultra-sollarla mücadele etmek, onları aptallık ve karşı-devrimcilikle suçlamak için, Lenin yayınladığı broşürde bir kez daha mekanik formüllerinden birinin kullanımını yapar. Solun konumuna karşı yönelttiği argümanlarında, Alman sendikalarından bahsetmez, ancak Rusya’daki Bolşeviklerin sendika deneyimlerine değinir. İlk başlangıçta sendikaların proleter sınıf mücadelesi için büyük önemi olduğu genel olarak kabul gören bir gerçektir. Rusya’daki sendikalar gençti ve Lenin’in coşkusunu doğruluyorlardı. Ancak, durum dünyanın diğer bölgelerinde farklıydı. Başlangıçlarında faydalı ve yenilikçi olan en eski kapitalist ülkelerdeki sendikalar işçilerin kurtuluş yolundaki engellere dönüştüler. Karşı-devrimin araçlarına dönüştüler, ve Alman solu bu değişen durumdan kendi sonuçlarını çıkardı.

      Lenin, kendisinin zaman içinde ‘katı bir sendikalist, emperyalist amaçlı, kibirli, kendini beğenmiş, kısır, bencil, küçük burjuva, rüşvetçi ve işçi sınıfının ahlakı bozuk aristokrasisinin’ bir katmanını geliştirmiş olduğunu açıklayamadı. Bu yolsuzluk loncası, bu gangster liderliği, bugün dünya sendika hareketini ve arkasındaki işçilerin yaşamlarını yönetiyor. Bu, ultra-solun işçilerin terk etmelerini istedikleri sendika hareketiydi. Lenin, buna rağmen, demagojik bir şekilde diğer ülkelerde uzun zaman önce kurulmuş olan sendikaların karakterini henüz paylaşmamış olan Rusya’daki genç sendika hareketine işaret ederek yanıt verdi. Belirli bir periyottaki belirli bir deneyimi kullanarak, dünya çapındaki uygulamasından sonuçlarını almanın mümkün olduğunu düşündü. Savunduğu devrimciler her zaman kitleler nerdeyse orada olmak zorundaydı. Peki gerçekte kitleler nerede? Sendika bürolarında mı? Üye toplantılarında mı? Kapitalist temsilcilerle liderliğin gizli toplantılarında mı? Hayır, kitleler fabrikalarda, işyerlerinde; ve orada işbirliklerini uygulamak ve dayanışmalarını güçlendirmek gereklidir. Fabrika örgütlenmesi, konsey sistemi, tüm partilerin ve sendikaların yerine gelmesi gereken devrimin gerçek örgütlenmesidir. Fabrika örgütlenmelerinde profesyonel liderliğe yer yoktur, takipçilerin liderleriyle ayrılıkları yoktur, entelektüeller ve itaatkârları arasında bir kast ayrımı yoktur, bencillik, rekabet, demoralizasyon, yozlaşma, kısırlık ve cahillik için bir zemin yoktur. Burada işçiler kendi kaderlerini kendi ellerine almak zorundadır.

      Ama Lenin başka türlü düşünmüştü. Sendikaları korumak istemişti; içerden değiştirmek için; Sosyal demokrat yetkilileri çıkartmak ve onları Bolşevik yetkililerle değiştirmek için; kötü bir bürokrasiyi iyi bir bürokrasiyle değiştirmek için. Kötü olan Sosyal bir Demokrasi’de gelişiyor, iyi olan Bolşevizm’de. Bu arada, 20 yıllık deneyim böyle bir konseptin aptallığını göstermiş oldu. Lenin’in önerisini takip eden Komünistler, sendikaları yeniden düzenlemek için tüm ve muhtelif yöntemleri denemiş oldular. Sonuç hiçti. Kendi sendikalarını oluşturma girişimi de neredeyse bir hiçti. Sosyal Demokrat ve Bolşevik Sendikalar arasında yapılan yarış, yozlaşmadaki bir yarışmaydı. Bu süreçte işçilerin devrimci enerjileri tükendi. Faşizme karşı mücadele üzerine yoğunlaşmak yerine, işçiler karşıt bürokrasilerin çıkarları arasındaki anlamsız ve sonuçsuz bir deneyimle meşgul olmuşlardı. Kitleler kendilerine ve “kendi” örgütlerine güvenini kaybetmişti. Kendilerinin kandırılmış ve ihanete uğramış olduğunu hissettiler. Faşizmin metotları -İşçilerin her adımına hükmetmek için- öz-inisiyatifin uyanışına engel olmak için, sınıf bilincinin tüm bağlarını sabote etmek için, sayısız yenilgiyle kitlelerin moralini bozmak ve iktidarsızlaştırmak için -Bolşevik prensipleriyle uyumlu bir şekildeki 20 yıllık çalışma sırasında tüm bu metotlar zaten geliştirilmişti-. Faşizmin zaferi çok kolay bir zaferdi, çünkü sendikalardaki işçi liderleri ve partiler, onlar (Faşistler) için eşyaların faşistçe şemalarına yerleştirilebilecek olan uygun insan materyalini hazırlamışlardı.

      V.

      Parlamentarizm konusunda da, Lenin Proletaryanın özgürleşmesinde bir tehlike ve daha fazla politik gelişimi için bir ayak bağına dönüşmüş, çürümüş bir politik kurumun savunucu rolünde var oluyor. Ultra-sollar parlamentarizmin tüm biçimleriyle savaştılar. Seçimlere katılmayı reddettiler ve parlamenter kararlara saygı göstermediler. Ancak, Lenin, parlamenter aktivitelere çok gayret gösterdi ve onlara çok önem bağladı. Ultra-sol, parlamentarizmi ajitasyon için tarihsel bir aşama olarak tanımladı, ve hem parlamenterler hem de işçilerin için politik yozlaşmanın sürekli bir kaynağından daha fazlası olarak görmedi. Yasalara uygun reformlar illüzyonu yaratarak, ve eleştirel fırsatlarda Devrimci bilinçliliği ve kitlelerin tutarlılığını köreltti, parlamento, karşı devrimin silahına dönüştü. (Parlamentarizm) Yok edilmeliydi, ya da , başka hiçbir şey mümkün değildiyse, sabote edilmeliydi. Proletarya bilincinde bir rol oynayan, parlamentarist gelenekle mücadele edilmeliydi.

      Tersi bir etkiyi gerçekleştirmek için, Lenin tarihsel ve politik olarak modası geçmiş kurumları ayrı tutma hilesiyle hareket etti. Kuşkusuz, parlamentarizmin tarihsel olarak eskidiğini savundu, ancak politik durum böyle değildi, ve bunu birinin hesaba katması gerekebilirdi. Birisi katılmak zorunda olabilirdi çünkü hala bir parça politik roldeydi.

      Ne argüman ama! Kapitalizm de, politik olarak değil sadece tarihsel olarak demodedir. Lenin’in mantığına göre, o halde devrimci bir tarzda kapitalizmle savaşmak mümkün değildir. Bunun yerine bir uzlaşma bulunmalıdır. Oportünizm, pazarlık, politik pazarlık,―Lenin’in taktiklerinin sonucu olurdu. Monarşi de, sadece tarihsel olarak ama politik olarak üstün değildir. Lenin’e göre, işçilerin onu yok etmeye hakkı olamazdı ancak bir uzlaşma yolu bulmaya mecbur edilebilirlerdi. Aynı hikaye kiliseyle ilgili de doğru olabilirdi, sadece tarihsel olarak ama politik olarak zamanı geçmiş değil. Ayrıca, büyük kitlelerden olan insanlar kiliselere. Bir devrimci olarak Lenin, kitleler neredeyse devrimcilerin de orada olması gerektiğini işaret etti. Tutarlılık onu ‘Kiliseye girin; bu devrimci bir görevdir!’ demeye zorlayacaktır. Nihayetinde, orada faşizm vardır. Bir gün, faşizm de tarihsel olarak zamanı geçmiş, ancak politik olarak halen var olmuş olacak. O halde ne yapılması gerekir? Faşizmle uzlaşma sağlamak için, gerçekliği kabullenmek. Lenin’in mantığına göre, Stalin ve Hitler arasındaki bir pakt, Stalin’in aslında Lenin’in en iyi öğrencisi olduğunu izah eder. Ve yakın gelecekte, Bolşevik ajanlar Moskova ve Berlin arasındaki paktı, tek gerçek devrimci taktik olarak selamlarlarsa, hiç şaşırtıcı olmayacaktır.

      Parlamentarizm sorununa dair Lenin’in pozisyonu, proleter devriminin zaruri ihtiyaçları ve karakteristiklerini anlama kapasitesinin sadece ilave bir örneğidir. Devrimi tamamıyla burjuvadır; Mücadelesi çoğunluk için, yönetimsel pozisyonlar için ve kanun makinesini eline geçirmek içindir. Aslında onun için önemi; seçim kampanyalarında mümkün olduğu kadar çok oy kazanmak, parlamentolarda güçlü bir Bolşevik Fraksiyona sahip olmak, kanunların biçimi ve kapsamını belirlemeye yardım etmek, politik yönetimde yer almak olduğunu düşündü. Bugün parlamentarizmin önemsiz bir blöf olduğunu, boş bir hayal ürünü, ve burjuva toplumunun gerçek gücünün tamamıyla farklı yerlere dayandığının; tüm muhtemel parlamenter yenilgilere rağmen, burjuvazinin parlamenter olmayan alanlarda kendi arzusu ve çıkarlarında ısrar edecek yeterli araçlarının hala elinde olabileceğinin tamamıyla farkına varmadı. Lenin, parlamentarizmin kitlelerdeki moralsizleştirici etkilerini göremedi, kamu ahlakının parlamenter yozlaşmayla zehirlenişini kavramadı. Rüşvetçi, satın alınmış, ve sinik parlamenter politikacılar gelirleri için kaygılıydı. Önfaşist Almanya’da, gericiler (reaksiyonerler) parlamentodayken, parlamentonun çöküşüne yol açmakla tehdit ederek istedikleri her yasayı geçirdikleri bir zaman vardı. Parlamenter politikacılar için, kendi kolay gelirlerinin sonu demek olan böyle bir tehditten daha baha berbat bir şey yoktu. Böyle bir sondan kaçınmak için, her şeye evet diyebilirlerdi. Ve şu an Almanya’da, Rusya’da, İtalya’daki durum nasıl? Parlamenter kulların fikirleri yoktur, iradeleri yoktur ve faşist efendilerinin gönüllü hizmetçilerinden başka bir şey değildirler.

      Parlamentarizmin tamamıyla bozulduğuna ve yozlaştığına yönelik hiç şüphe olamaz. Fakat, Neden proletarya bir zamanlar kendi amaçları için kullanılmış olan politik enstrümanın bu bozulmasını durdurmadı? Parlamentarizme destansı bir devrimci eylemle son vermek, Parlamentarizmin faşistçe toplumda sona ermiş acınacak haldeki tiyatrosundan açıkça daha faydalı ve proletaryanın bilinci için eğitici olurdu. Fakat böyle bir tutum, bugün Stalin’e yabancı olduğu gibi, Lenin’e de tamamıyla yabancıydı. Lenin işçilerin kendi ruhsal ve fiziksel köleliğinden özgürleşmesiyle ilgili değildi; kitlelerin hatalı bilinci ya da insanın kendi-yabancılaşmasından rahatsız değildi. Ona göre tüm problem az çok bir iktidar sorunundan daha fazlası değildi. Burjuvazi gibi, kazançlar ve kayıplar açısından düşündü, az çok, alacak ve verecek; ve onun tüm işten anlayan hesapları sadece dışsal şeylerle ilgiliydi: üyelik rakamları, oy sayıları, parlamentodaki koltuklar, kontrol pozisyonları. Onun materyalizmi, insan varlıklarıyla değil, mekanizmalarla uğraşan bir burjuva materyalizmiydi. Gerçekten sosyo-tarihsel bağlamda düşünemiyordu. Onun için parlamento; her zaman, tüm uluslarda aynı anlamı taşıyan, bir boşluktaki soyut bir kavramdı. Kesinlikle parlamentonun farklı aşamalardan geçtiğini kabul ediyor, ve buna tartışmalarında da değiniyor, fakat kendi bilgisini kendi teori ve pratiğinde kullanmıyor. Lenin’in parlamento taraftarı tartışmalarında, tartışmayı bitirme amacıyla, kapitalizmin yükselen aşamalarındaki eski kapitalist parlamentoları gizliyor. Ve eğer eski parlamentolara saldırırsa, bu genç ve uzun zamandır köhnemiş olan bakış açısından bir saldırı. Uzun lafın kısası, politikaların, imkânlar dâhilindekinin sanatı olduğuna karar veriyor. Ancak, işçiler için politika devrim sanatıdır.

      VI.

      Lenin’in uzlaşmalar sorununa dair konumuna değinmek gerek. Dünya Savaşı sırasında Alman Sosyal Demokrasisi, burjuvaziye satılmıştı. Yine de, daha çok kendi isteği dışında, Alman devrimine miras kaldı. Bu, Alman konsey hareketinin katledilmesinden payını almış olan Rusya’nın geniş çaptaki bir yardımıyla mümkün olmuştu. Sosyal Demokrasinin kucağına düşmüş olan iktidar bir hiç için kullanıldı. Sosyal Demokrasi, kapitalizmin yeniden inşasında işçiler üzerindeki iktidarını burjuvazi ile paylaşıyor olmasının memnuniyetiyle kendi eski sınıf işbirliği siyasetini tümüyle yeniledi. Alman radikal işçileri bu ihanete ‘Karşı-devrimle uzlaşma yok!’ sloganıyla karşı durdular. Burada net bir karar gerektiren somut bir olgu, özel bir durum vardı. Söz konusu olan, gerçek sorunları teşhis etmekten aciz olan Lenin, bu somut spesifik sorundan genel bir problem yarattı. Bir general cakasıyla ve bir kardinal yanılmazlığıyla, ultra-solları her koşul altında politik muhalifleriyle uzlaşmanın devrimci bir görev olduğuna ikna etmeye çalıştı. Eğer birisi bugün uzlaşmalara değinen broşüründeki, Lenin’in o paragraflarını okursa, Lenin’in 1920’deki görüşlerini Stalin’in şimdiki uzlaşmalar politikasıyla karşılaştırmaya yönelirdi. Lenin’in iktidarında Bolşevik gerçeklik haline gelmemiş olan, bir tane bile Bolşevik Teorinin ölümcül günahı yoktur.

      Lenin’e göre, ultra-solcular Treaty Of Versailles’i (Versailles Barış Antlaşması) imzalamayı arzulamalılar. Hâlbuki hala Lenin’le mutabakat içinde olan Komünist Parti, Hitler yanlılarıyla iş birliği içerisinde bir uzlaşma yaparak, Versailles Barış Antlaşması’na karşı protesto gerçekleştirdi. Alman Solcu Lauffenberg tarafından Almanya’da 1919’da propagandası yapılan “Ulusal Bolşevizm” Lenin’in fikrine göre “cennete absürt bir ağlamaydı”. Ama Radek ve Komünist Parti, -yine Lenin’in prensibiyle uyumlu olarak- Alman Ulusalcılığıyla bir uzlaşma sonucuna vardı, ve Ruhr Havzası’nın işgaline karşı protesto gerçekleştirdi, ve ulusal kahraman Schlageter’i kutladı. Lenin’in kendi sözleriyle, Milletler Cemiyeti, işçilerinin sonuçta sadece daha sert savaşabileceği “kapitalist soyguncuların ve haydutların grubuydu”. Lakin, Stalin -Lenin’in taktikleriyle uyumlu olarak- bu aynı haydutlarla bir uzlaşma yaptı, ve SSCB Milletler Cemiyeti’ne girdi. Lenin’in düşüncesinde “halk” ya da “insanlar” konsepti küçük burjuvazinin karşı-devrimci ideolojisine suç yaratan bir tavizdi. Bu; Leninistlerin, Stalin ve Dimitrov’un çılgınca “Halk Cephesi” hareketini başlatmak için küçük burjuvaziyle bir uzlaşma yapmasını engellemedi. Lenin için, emperyalizm dünya proletaryasının en büyük düşmanıydı, ve ona karşı tüm güçler harekete geçirilmeliydi. Fakat Stalin, yine gerçek Leninist modayla, Hitler’in emperyalizmiyle bir ittifak hazırlamakla oldukça meşguldü. Daha fazla örnek vermek gerekli mi? Tarihsel deneyimler, devrim ve karşı-devrim arasındaki tüm uzlaşmaların sadece ölüme hizmet edeceğini öğretiyor. Onlar (Uzlaşmalar), sadece Devrimci Hareketin yenilgisine yol açar. Tüm uzlaşma politikası bir yenilgi politikasıdır. Alman Sosyal Demokrasisi ile önemsiz bir uzlaşma olarak başlamış olan şey kendi sonunu Hitler’de buldu. Lenin’in gerekli bir uzlaşma olarak meşrulaştırdığı şey, kendi sonunu Stalin’de buldu. Devrimci uzlaşmazlığı,“Komünizmin çocukluk hastalığı” olarak teşhis eden Lenin, oportünizmin ihtiyarlık hastalığından, yalancı komünizmden acı çekmekteydi.

      VII.

      Eğer birisi Lenin’in kitapçığı tarafından yaratılan Bolşevizm’in resmine eleştirel gözlerle bakarsa, şu temel noktalar Bolşevizm’in karakteristikleri olarak kabul edilebilir:

      1. Bolşevizm ulusalcı bir doktrindir. Temelinde ve var oluşunda ulusal bir problemi çözmek için tasarlanmıştır, daha sonra Uluslar arası kapsamdaki bir teori ve pratiğe ve genel bir doktrine yükseltilmiştir. Ulusalcı karakteri, ezilen ulusların bağımsızlığı mücadelesindeki tutumuyla ışığa çıkar.

      2. Bolşevizm otoriter bir sistemdir. Sosyal piramidin zirvesi en önemli ve belirleyici noktadır. Otorite çok-güçlü kişilikte gerçekleşir. Lider mitinde, burjuva kişilik ideali en üst zaferini kutlar.

      3. Örgütsel olarak, Bolşevizm yüksek düzeyde merkeziyetçidir. Merkez komite tüm inisiyatifin, liderliğin, talimatın, emirlerin sorumluluğuna sahiptir. Burjuva Devlet’te olduğu gibi, örgütün en önemli üyeleri burjuva rolünü oynar; işçilerin biricik görevi emirlere itaat etmektir.

      4. Bolşevizm militan bir iktidar politikası tarif eder. Yalnızca iktidarla ilgilidir, geleneksel burjuva düşüncesindeki yönetme biçimlerinden hiç farklı değildir. Organizasyon özelinde üyelerin otonomisi(kendi
      kaderini tayini) yoktur. Ordu; partiye, örgütlenmenin mükemmel örneği olarak hizmet eder.

      5. Bolşevizm diktatörlüktür. Canavarca bir zorla ve teröristçe düzenlemelerle çalışır, tüm işlevlerini tüm Bolşevik olmayan kurumların ve fikirlerin bastırılmasına yönlendirir. Onun “proletarya diktatörlüğü”, bürokrasi diktatörlüğü ya da tek kişinin diktatörlüğüdür.

      6. Bolşevizm mekanistik bir yöntemdir. Otomatik koordinasyonu, teknik olarak güvenlileştirilmiş uyumluluğu ve sosyal düzenin en etkili hedefi olarak en verimli totalitarizmi arzular. Merkezice “planlanmış” ekonomi, bilinçli olarak teknik-örgütsel problemleri sosyo-ekonomik sorunlarla karıştırır.

      7. Bolşevizm’in sosyal yapısı bir burjuva doğasıdır. Ücretlilik sistemini ortadan kaldırmaz ve proletaryanın emeğinin ürettikleri üzerinde kendi kararını almasını reddeder. Bu yüzden geleneksel olarak burjuva sosyal düzeninin sınıf sınırlarının içinde kalır. Kapitalizm ebedileşir.

      8. Bolşevizm yalnızca burjuva devrimi sınırlarının içinde devrimci bir elementtir. Sovyet sistemini anlayamamış, bu yüzden de, o (Bolşevizm) Burjuva toplumunun ve ekonomisinin temel yapısını dönüştürememiştir. Sosyalizmi değil, ama Devlet Kapitalizmini yerleştirir.

      9. Bolşevizm nihayetinde sosyalist teorinin öncülük edecek bir köprü değildir. Sovyet sistemi olmadan, insanlığın ve şeylerin tamamıyla radikal devrimi olmadan, tüm sosyalistçe taleplerin en temel olanlarını, yani insanın kapitalist kendi-yabancılaşmasına son vermeyi karşılayamaz Burjuva toplumunun son aşamasını temsil eder, yeni bir toplumun ilk basamağını değil.

      Bu 9 madde, Bolşevizm ve Sosyalizmin bağlantılanamayacak karşıtlığını gösteriyor. Tüm gerekli açıklıkla, Bolşevik hareketin burjuva karakterini ve onun faşizmle yakın ilişkisini göstermekteler. Ulusalcılık, otoriterlik, merkeziyetçilik, lider diktatörlüğü, iktidar politikaları, terör-egemenliği, mekanistik dinamikleri, ve sosyalleşmedeki acizliği – faşizmin tüm bu temel karakteristikleri Bolşevizm’de var oldu ve hala var olmakta. Faşizm, Bolşevizm’in birebir bir kopyası. Bu yüzden birine karşı mücadele, diğerine karşı bir mücadeleyle başlamak zorunda.

    21. 21 Comrade Stalin 4 Şubat 11 / 3am

      “Faşizme karşı mücadele Bolşevizm’e karşı mücadeleyle başlar”

      bütün bu yazdıkların laf ebeliği, gevezelikten başka bir şey değil…
      aslına bakarsan bolşevizmi faşizmle eş tutan bir kafa yapısıyla konuşacak birşey yok…
      ama bekle sana bu yazdığın yada kopyalayıp yapıştırdığın yazıya çok gebe bırakıcı bir cvp verecem…..siz kafayı yemeye devam edin….!

    22. 22 güle güle 4 Şubat 11 / 6am

      kafayı yiyen yok, sana kolay gelsin 🙂 aahaaah. Kendi hakikatini gizleme “Stalin yoldaş” iktidar bir rüyaya dönüştü senin içinde 🙂

      birkaç sefer daha tekrarlarsan belki de ikna da olursun, “Faşizme karşı mücadele Bolşevizm’e karşı mücadeleyle başlar” yaza yaza, aman dikkat 🙂

    23. 23 Comrade Stalin 5 Şubat 11 / 12am

      çok komik…zorlayın kendinizi…daha ne teoriler (!) görecez..

    24. 24 koyusiyah 31 Mart 11 / 10pm

      Lenin, troçki stalin birbirlerinden çok farklılarmı ki? Üçününde ellerinde devrimci kanı var, 1921 kronştad örneği verilebir..
      ondan öte sovyetlerin gasp edilmesi (sovyetlere hükümet komserlerinin atanması) yani sosyalizme ihanet bizzatihi leninin emriyle olmamışmıdır?

    25. 25 Gün Zileli 31 Mart 11 / 10pm

      Zaten kitapta da bu anlatılıyor.

    26. 26 devrimci kanı 1 Nisan 11 / 8am

      ellerinde halkın kanı var. çeka, gpu, dekulakizasyon

    27. 27 Anonim 8 Nisan 11 / 11pm

      TÜRK SOLU BİR ÇORBADIR: KEMALİZM ÜSTÜ STALİNİZM

      Bu kabulü Stalinizm de kolaylaştırmış olabilir mi?

      Stalinizm’in o çorbaya kolaylıkla dahil olabilmesi tesadüf değil. Çünkü Kemalizm “Bu halk için neyin iyi, neyin kötü olduğunu ben bilirim” der ve uygular. Halkın ne dediğinin, ne istediğinin önemi yoktur. Beğenip beğenmeme hakkına sahip değildir. Stalinizm de böyle der, SSCB’de bunu uygulamıştır. Stalin döneminden itibaren SSCB’de sosyalizm adına hiçbir şey olmamıştır. Sosyalizm işçi sınıfının iktidarı demektir, Stalin ve çevresinin iktidarı değil. Ama Stalinizm’in Kemalizm’e çok kolay birleştirilip iğrenç bir çorba haline getirilmesi bu nedenle mümkün olmuştur. Tepeden aşağı toplumu değiştirme projelerinin sosyalizmle ilgili olamaz. Sosyalizm, geniş kitlelerin kendi eylemiyle ve kararlarıyla gerçekleştirilen bir şeydir. Önce Kemalizm sonra Stalinizm eklenerek Türkiye’de bu çorba günümüze kadar gelmiştir. Bunu anlamadan solun nasıl olup da halkın oy verdiği hükümete karşı Genelkurmay’dan yana olabileceğini anlamak mümkün değildir.

      http://www.stargazete.com/roportaj/yazar/fadime-ozkan/turk-solu-28-subat-ta-catladi-317155.htm

    28. 28 Neden hedef Margulies? 8 Nisan 11 / 11pm

      DSIP Genel Baskani’na Kemalist solcular tarafindan 6 kez saldirilmis. Evet baskalarina da saldirmislar ama açik ara farkla en çok Margulies’e saldirmislar. Neden? Tabii ki anti semitizm. Türk solu islamcilara nazaran çok daha fazla anti semit, bunlarin en basit kafali irkçi kafatasçilardan en ufak farklari yok, hatta 1996’dan beri askerle aralari daha iyi oldugu için irkçi kafatasçilardan da daha berbatlar. Tipki Stalin’in Hitler’den berbat oldugu gibi.

    29. 29 Can 9 Nisan 11 / 1am

      🙂 🙂 Boya da yakışır yani kerataya… Yeşil mi dökmüşler? Orada olmak ve Roni’nin yüzünü şöyle yemyeşil görmek isterdim doğrusu. Yazık, gösteriyi kaçırmışım. Fakat yeşil boya üstü yumurta pek sağlam bir bileşim değil; onun yerine şöyle siyah katran üzeri kuş tüye bulamak daha afilli olurdu doğrusu. Ama çocukları bunu yapmadıkları için suçlayamam, çünkü o kadar geniş kapsamlı bir eylemi yapmak uzun vakit, hazırlık ve masraf ister. Sol içi şiddetin çok daha üzücü örneklerine aşinayız; o yüzden şimdi boya moya gibisinden hareketler çok daha nazik olma özelliği taşıyor. Tabii ki boyayı yiyen, “Ben çok matah bir adamım ki bana badana-boya-cila çektiler” kafa yapısında olduğu için, medyada gazete gazete, kanal kanal dolaşıp ağlaması doğal. İster misiniz Seda Sayan’ın programına da katılsın… 🙂

    30. 30 Anonim 9 Nisan 11 / 7am

      Franko’cu Kemal ve ‘şapka devrimcileri’

      Türkiye’de Mustafa Kemal’i, nerdeyse zorla sosyalist yapma gayretinde olan ulusalcı, devletçi bir sol var. ‘Cumhuriyet’in kazanımları’ndan söz edip, duruyorlar. Onlara sorsak, Mustafa Suphi’leri herhalde dış güçler boğdurtmuştur. Kemal’in Ermeni soykırımı konusundaki tavrı, Ermeniler’in el koyulan varlıklarını, mahkemece katliamdan sorumlu bulunup, idam edilenlerin yakınlarına vermek olmuştu. Dersim katliamı sırasında aktif görevde değildi ama son karar mercii yine o’ydu. Dersim köylerinde çoluk çocuğu bombalamaya giden Sabiha Gökçen’i bizzat yolcu etmişti uçağına. Başka belgeler de var bununla ilgili ama bilinen şeyleri uzatmayalım.

      Mustafa Kemal’in 12 Mayıs 1937’de Meclis’te, İspanya İç Savaşı’nı değerlendirdiği konuşması, o’nun sosyalizm ile ilişkisini, tartışmaya yer bırakmayacak kadar netleştiriyor: “Dünya Endülüs’te muazzam bir ihtilâle şahitlik etmektedir. General Franco’nun milletperverlerden müteşekkil ordusu, İspanyol halkının desteğini de ardına alarak, halkı sınıf tabanında parçalamak gibi bir felakete girişmiş olan hükümete karşı haklı bir mukavemet göstermekte ve yirmi beş milyonluk büyük İspanyol milletini tek bayrak ve mukaddes bir milli ülkü etrafında birleştirerek zafere yürümektedir.”

      İşin ilginç yanı, bugünkü sip tkp’si siyasi büro ve merkez komitesi üyesi, Kemal Okuyan da anlaşılan, TC’nin faşizm sevdalısı geçmişinin farkında ki, Cemal Hekimoğlu mahlasıyla yazdığı ‘Stalin’i Anlamak’ kitabında, “Türkiye dahil birçok ülke Sovyetler Birliğinin artık tamamen yenilmesini ve bu sayede savaşa Nazi saflarında girmeyi bekler” diye yazmış.

      Bu ulusalcılara “nasyonal sosyalist” deyince kızanlara soruyorum: nazilere sempatiyle bakan bir devletin ‘kazanımları’nı korumayı görev addedenlere, başka ne denir? Sahi, çok merak ediyorum: eğer o zaman, şimdiki tkp var olsaydı ve SSCB ile TC savaşa girselerdi, hangi tarafta olurdunuz? Gerçi biri devlet kapitalisti, diğeri yarı faşist ama sizin işiniz çok zor: yurtseverlik mi, ‘sosyalizm’ mi? Evet, böyle bir şey olmadı ama olmamasını, TC ile Stalin SSCB’sinin dostça ilişkilerine ya da sosyalizmin yurtseverlikle bağdaşabilmesine borçlu değiliz. Okuyan’ın da yazdığı gibi, nazilerin yenilmesine borçluyuz. Siz bu sorumu, ideolojik söylemlerinizin sağlaması için cevaplayın hele bir.

      Cumhuriyet’in kazanımları dediğiniz şeyler, faşist rejimlerde de olan bazı ‘aydınlanmacı’, tek tipleştirici projeler. Kafatası ölçme işleri burada da yapıldı, kökenimizin Orta Asya’lı Türkler olduğu ‘teorisi’ni kanıtlamak için. Sınıfsız bir toplum yaratmak adı altında, emekçi sınıfın varlığı bile inkâr edildi. Köprüyü geçene kadar herkese ne duymak istiyorsa o denildi: SSCB yeni kurulmuş ve Lenin Anadolu’daki direnişe silah, para yardımı yaparken, Mustafa Kemal, Anadolu’da, vatan, din, namus gibi kaygılarla silaha sarılıp, peşinden gelenlere, hem “sosyalistler” hem de “müslümanlar” diye hitap ediyordu. Kürtler ilk meclis’te Kürdistan Eyaleti temsilcileriydi. “Köylü milletin efendisidir” dendi ama asla bir toprak reformu yapılmadı. Türkiye Cumhuriyeti güya anti emperyalistti. Ulusal kurtuluş savaşından çıkmak bir ülkeyi otomatikman anti emperyalist yapmaz. Herşeyden önce, anti kapitalist değilsin. Sonra, emperyalist dediğin ülkelerle işbirliği içindesin. Yok, İncirlik’ten, Nato’dan bahsetmiyorum; bu işbirliği Mustafa Kemal’in zamanında başlamıştı. O’nun ‘devrimleri’ni cumhuriyetin kazanımları olarak gördüğünüz için, size “şapka devrimcileri” demek gerekir.

      Son olarak, gerçek TKP’nin son yöneticilerinden Nabi Yağcı’ya saldırma cüreti gösteren provokatörünüz, o’na “vatan haini” diye bağırmış. Trajikomik! O kadar Nazım’ı sahipleniyorsunuz da, nasıl bu kadar vatansever olabiliyorsunuz?

      Yan sanayi ürünleri ucuzdur, iyi satar ama üç günde de boku çıkar işte.

      Ali Baydaş

      http://ali-baydas.blogspot.com/2010/12/frankocu-mustafa-kemal-ve-vatansever.html

    31. 31 Can 9 Nisan 11 / 11am

      Muahahahaaaaaaahaaaa… Ekşisözlük’te bir suser’ın (oranın diliyle ‘sözlük user’) sazan avlamak için uydurduğu metni sahici sanıp üstüne yazı döşenmişler… Yahu benim bildiğim, bu sazanlığa daha evvel Taraf’taki Melih (soyadını unuttum) isimli çocuk düştüydü de alay konusu olduydu uzun süre, onun üstüne hala maytap geçilmekten hoşlanan mazoşistler de varmış demek. Eee, bunun üzerine, bir Yılın Sazanı ödülü ihdas etmek şart oldu hani, sazanların sayısı gün geçtikçe artıyor… Hem sazan hem cahil bunlar. Hayatlarında hiçbir devlet adamının konuşma metnini okumamışlar; terminolojiden filan haberleri yok.

    32. 32 çifte standartçi zavallilar 9 Nisan 11 / 11am

      Simdi sana biz de mesela Silivri ile ilgili saka yapip yanina smileyler koysak küplere binersin, aglar,bagirir, çagirir, mizildanir, agabeylerini yardima çagirirsin. Bu köhnemis komünistlerdeki çifte standart sözde bilimsel sosyalizme göre tarihsel öncü proletaryanin fikirlerinin her zaman dogru, her zaman hakli olduguna inanmaktan geliyor. Mesela Stalinist olmayan bir yönetim 500 kisiyi öldürse , …….uuuu bunlardaki gürültüye bak: Fasizm, katliam, hatta soykirirm, canavarlik vs.vs. vs. Stalinist bir yönetim 500 bin kisiyi öldürse: normal uygulamalar, sinif diktatörlügü geregi, devrimci önlemler. Stalinist olmayan bir ülke gidip komsusunun topraklarinda bir iki km gaspetse….isgal, hegemonya,emperyalizm, haydutluk, eskiyalik . Stalinist bir ülke bir kitanin yarisini yutsa sosyalist kamp, sosyalizmin korunmasi, hatta ulusal kurtulus vs.vs. Neyse bunlar büyük konulardaki örnekler, ama ahlak bozuklugu buralarda baslar ve nereye kadar gider bilir misiniz? Kimi için hirsizlik, kimi için kamulastirma, kimi için cinayet, kimi için cezalandirma, kimi için adam harcama, kimi için feda eylemi, kimi için orospuluk, kimi için kadin özgürlügü, kimi için yalancilik, kimi için propaganda, kimi için kalleslik, kimi için taktik… Iste bu nedenlerle Stalinistlerde yazi tura silinmistir, onlardan hersey beklemek gerek… Nitekim bugün çok çok ciliz gücüyle kendinden daha zayif birine yapilmis bir siddet eylemini gülerek, eglenerek anlatanlarin, yarin ellerine güç geçerse (hayatta geçmez ya ) ne kadar zalim olacaklari buradan belli. Zavallilar…

    33. 33 Can 9 Nisan 11 / 11am

      Bizim Dr. Jeykll şimdi de anti-Stalinist pozlarına girmiş… Bundan sonra bunun adı, “Binbir surat Hacı Murat”… Vah yavrum, senin gibi dışlanmış ve asosyal kimseleri rehabilite etme merkezi yaptın burayı.

    34. 34 çifte standartçi zavallilar 9 Nisan 11 / 12pm

      O kadar dar kafali adamsini ki sadece solcu, sosyalist olanlarin anti stalinist olacaklari gibi ilkel bir yaklasimin var. Sen kaç yasindasin zavalli?

    35. 35 Can 9 Nisan 11 / 12pm

      Git oğlum… “Terapi”ni benden bulma sabah sabah…

    36. 36 Apsil 13 Mayıs 11 / 8pm

      Bebek katili Stalin’i savunan ruhsuz, vicdansızlara.. Yaşananları düşünüp, Stalin katilini savunurken içleri belki biraz cız eder umuduyla.

      **

      Teslim olmanın ölüm ya da Stalin’in acımasız kamplarında mahkumiyet anlamına geldiğini bilen bazıları Ruslara teslim olmaktansa kucağındaki çocuğuyla nehre atlamayı tercih etti. Bu korkunç dramın şahitlerinden çiftçi Martin Nagale gördüklerini şöyle anlatıyordu: “…Çok korkunçtu. Kadınlar teslim edilmemeleri için yalvarırken, her yeri gözyaşları ile yıkıyorlardı. Bu yalvarmaların faydasız olduğunu gören birçoğu da çocukları ile kendilerini Drau nehrine attılar.” Bir başka şahit Mrs. Maria Tiffling, faciada gördüklerini şöyle ifade ediyordu: “Bir ailenin bütün fertleri ile Drau sularında kayboluşunu unutamam. Anne bir yavrusunu sırtına bindirmişti. Diğer ikincisinin de ellerini tutuyordu. Üçüncü ve en küçük çocuk da babasının kollarında idi. Hepsi de kendilerini asi Drau’nun sularına korkunç çığlıklarla attılar.” Dünya tarihinin az bilinen bu katliamından sonra Avusturya’nın güneyinde Spittal Drau kasabasında 24 Ekim 1960 yılında Batı Avrupa Müslümanları Birliği tarafından küçük ama anlamlı bir anıt dikildi. Anıtın kitabesine şunlar yazılmıştı: “Burada 28 Mayıs 1945’te 7,000 Şimali Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet makamlarına teslim edildiler. Ve İslamiyet’e olan sadakatleri ile Kafkasya’nın istiklali ideallerine kurban gittiler.”

      http://cecenistan.ihh.org.tr/varolus/surgunlerdiyari/draukatliami.html

      **

      http://www.gaxxi.com/hatiaqo/yazi/avrupanin-gobeginde-facia-drau-katliami–28-mayis-1945

    37. 37 devrim 4 Şubat 12 / 8pm

      faşizme karşı mücadelenin bolşevizme karşı mücadeleyle başladığüını söylemek ve bunun üstüne devrimi savunmak,adiliğin kahpeliğin dönekliğin daniskasıdır…dünya devrim tarihinde yoldaş marks ın ve yoldaş engelsin dahi ütopya olarak kurdukları bilimsel sosyalizmi ilk ve tek olarak gerçeğe yansıtan BOLŞEVİK PARTİSİ ve yoldaş lenin ve yoldaş stalin olmuştur….çin,küba ve diğer devrim deneyimleri de yine hain troçki ya da diğer revüzyonistler örnek alınarak değil yoldaş lenin stalin ve bolşevizm örnek alınarak yapılmıştır….işin özü yoldaş leninin dediği gibi:gülünç ve bir o kadar da öğretici bir durumla karşı karşıyayız, yani karşı devrimci küçük burjuva hainleri devrim çarşafı giymeye çalışıyor….küçük burjuva revüzyonistleri sözde devrimi savunur ama devrimi adam öldürmeden yapıp adam öldürmeden yaşatmak isterler bu yüzden inançlarında kararlı ve dik olamadıklarından ve gerçekçi olmadıklarından içindir ki, onların devrimi hep ertelenir ve hiç devrim günleri gelmez…!

    38. 38 Apsil 4 Şubat 12 / 9pm

      Fanatizm insanı robotlaştırır, vicdan ve ahlak olgularını ortadan kaldırır. İnsanı merkez olarak gören bir sistemi savunacağım derken bebek katili Stalin’i savunmak ne vahimdir.

      Devrim nedir? Toprağında özgür yaşama arzusunu hayatı pahasına savunan Kuzey Kafkasya dağlıları mı devrimcidir, yoksa tuz madenlerinde, dikenli tellerle çevrili ve gardiyan kuleli kamplarında isimsiz binlerce mezarın sahibi Stalin mi? Eğer ki devrim insanın olabildiğince özgür ve eşit şekilde yaşama davası ise cevap fanatik olmayanlar için oldukça açık.

      “ … Avrupa HALKLARI! Bağımsızlık ve özgürlük için nasıl savaşılacağını
      kahraman dağlılardan öğreniniz. Onlar bu ilkelerin en belirli, en saygıdeğer
      temsilcileridir.” Karl Marx

      “Tahammül etmek zorunda kaldığımız vahşet bizim için yabancı değildir. Biz Stalin’in tuz madenlerini, dikenli tellerle çevrili ve gardiyan kuleli kamplarını, isimsiz mezarlarını hatırlıyoruz, biliyoruz. Vatanımızdan sürülmenin ve soykırımın acılarını biz tattık. Maruz kaldığımız dehşetlerden dolayı bu duruma maruz kalanlarla, korkunç bir ortak paydamız var, biz onları hemen tanırız. Dachau ve Auschwitz’de fırına atılan iskelet halindeki Yahudileri ve Romanları, Nanjing’de süngülenenleri, Biafra’daki gözleri korkudan büyümüş çocukları, My-lai’da namlunun ucunda yalvaran anne ve bebeğini, hardal gazıyla boğulan Irak Araplarını, Interhamwe’nin bıçaklarıyla Kigali yolunda doğranan Ruandalı Tutsileri biz tanırız. Anlamsız cinayetler tarihinde onlar bizim şehit kardeşlerimizdir!” Aslan Masha

    39. 39 özgür ruh 22 Ağustos 12 / 10pm

      stalinizmin (sscb-çin-vb) sosyalizm olmadığına dair tonla şey söylenebilir,olgu,örnek verilebilir.stalinizmi (ve türevlerini) savunan insanları bir noktaya kadar anlayabilirim (kesinlikle katılmasam da) sadece beynimin almadığı bi nokta var!!!
      faşist comrade stalin gibiler (faşist dedim çünkü devleti kutsamak,devlet için insanların hayatlarının hiçesayılmasını,ölümüne çalıştırılmasını vb savunmak en saf haliyle faşizmdir.) nasıl oluyorda dünyanın ilk sosyalist devrimini gerçekleştiren partinin merkez komitesi bir tanesi hariç hepsi ingiliz ajanı,karşı devrimci,sabotajcı vb.hepsi suçlu,hain ve idam ediliyor.böyle bi saçmalığı nasıl aklınız mantığınız alıyor??bu kadar karşı devrimcinin dolu olduğu parti devrime öncülük ediyor!!!!!!!!
      son olarak kimse değinmemiş.bu nasıl bi feodal,cinsiyetçi bir dil.”karı gibi…..sovyetlerin anasını s….kmiş…”gibi kadınları aşşağılayan cümleleri bir “komünist” nasıl kullanabiliyor???
      bunu da mı stalinden öğrendiniz???

    40. 40 chanel ゲス 21 Eylül 14 / 2am

      if learning whether thinking has been defective this is, you can easliy just consider this violates social norms or if much more those monitoring it feel threatened or disturbed. A psychopath in most cases display screen anti-social behaviour. that violates society’s norms or causes us to sense danger or clumsy, as will fit with the definition of infringement of some social normscial.


    Gün Zileli
    Röportajlar
    Son Röportaj:
    Tüm Röportajlar:

    KİTAP Tanıtım Yazıları


    > Beni en çok etkileyen yazar, şair ve kitaplar
    > Anarşist Kitaplık
    > Linkler

    Dış Yazılar

    - ÇIKTI -
    Anarşizme Kenar Notları, Yazan: Gün Zileli, propaganda yayınları, 2016

    Anarşizme Kenar Notları (ekitap)
    Yazan: Gün Zileli,
    propaganda yayınları, 2016


    KİTAP TANITIM
    - TÜM KİTAPÇILARDA -
    Çanlar, Yazan: Gün Zileli, iletişim, 2016

    Çanlar
    Yazan: Gün Zileli,
    iletişim, 2016


    KİTAP TANITIM
    - TÜM KİTAPÇILARDA -
    Bitmeyen Kavga – John Steinbeck, Türkçesi: Gün Zileli, Sel Yayıncılık, 2016

    Bitmeyen Kavga
    Yazan: John Steinbeck Türkçesi: Gün Zileli,
    Sel Yayıncılık, 2016


    KİTAP TANITIM
    - TÜM KİTAPÇILARDA -
    Kirov Cinayeti ve Stalin Yazan: Robert Conquest Çeviren: Gün Zileli, h2o kitap, 2015

    Kirov Cinayeti ve Stalin
    Yazan: Robert Conquest Çeviren: Gün Zileli,
    h2o kitap, 2015


    KİTAP TANITIM
    - TÜM KİTAPÇILARDA -
    Mevsimler (Roman) Yazan: Gün Zileli, İletişim Yayınevi, 2014

    Mevsimler(Roman)
    Yazan: Gün Zileli,
    İletişim Yayınevi, 2014


    KİTAP TANITIM
    - TÜM KİTAPÇILARDA -
    Haziran Günleri – Gezi Notları- Yazan: Gün Zileli, büyülüdağ Yayınevi, 2014

    Haziran Günleri – Gezi Notları-
    Yazan: Gün Zileli,
    büyülüdağ Yayınevi, 2014


    KİTAP TANITIM
    - TÜM KİTAPÇILARDA -
    Muhafazakâr Liberalizm - Yazan: Gün Zileli, İmge Kitapevi, 2014

    Muhafazakâr Liberalizm
    Yazan: Gün Zileli,
    İmge Kitapevi, 2014


    KİTAP TANITIM

    Kitap Rafı

    tanıtımlar için, kitap kapaklarına tıklayınız.
    > Yazdığım Kitapların Tanıtımları
    Stalin Yargılanıyor
    Stalin Yargılanıyor
    İstanbulum - Arnavutköy, Gün Zileli, Heyamola Yayınları, 2010
    Rejimler, Partiler, Kişiler ve 'Ulus'lar, Gün Zileli, 2010, Kibele Yayınları
    Benim Kahraman Köpeklerim, Yazan: Gün Zileli, Özyürek Yayınları, 2012
    Benim Kahraman Köpeklerim, Yazan: Gün Zileli, Özyürek Yayınları, 2012
    Muhafazakâr Liberalizm – Yazan: Gün Zileli, İmge Kitapevi, 2014
    Haziran Günleri -Gezi Notları- Yazan: Gün Zileli, büyülüdağ Yayınevi, 2014
    Mevsimler (Roman) Yazan: Gün Zileli, İletişim Yayınevi, 2014
    Çanlar (Roman), Yazan: Gün Zileli, iletişim, 2016
    Anarşizme Kenar Notları (ekitap), Yazan: Gün Zileli, propaganda yayınları, 2016
    > Çevirisini Yaptığım Kitapların Tanıtımları
    İşçiler Çalışmaya Karşı
    Margarete Buber Neumann, İki Diktatörlük Altında - Çeviren: Gün Zileli, İmge 2012
    Gece Yarısında Aydınlık - Yazan: Erica Wallach - Çev: Gün Zileli, Ayrıntı Yayınları, 2013
    Kirov Cinayeti ve Stalin Yazan: Robert Conquest Çeviren: Gün Zileli, h2o kitap, 2015
    Bitmeyen Kavga

    Kitaplar ve Yazılar

    YAYINKOLEKTİFİ KİTAPLARI

    3 YENİ KİTAP ÇIKTI

            
  • "Hayatsız Kadın" AYŞE (YENİ)
  • Leninnâme (YENİ)
  • Dünyanın Her Yeri Sahne (YENİ)
  • Halk Silahlanınca
  • Komün Bilgeliği
  • Yitik
  • Efendisiz Demokrasi
  • İmlasız Bahçe Şiirleri
  • Peşime Verdi
  • Türler ve Cinsler


  • Son Yazılar

    Yeniden Güncel Yazılar

    Soru Cevap Bölümü

    Yorumlar

    DUYURU: 1 Mart’ta ‘Yorumlar Bölümü’ yeniden açılıyor!
    En Çok Yorum Yazılmış Yazılar
    Sitede toplam, 1778 yazı  ve 42,145 yorum bulunmaktadır.
    Forum Sayfası



    Konuk Görseller

      Konuk Yazılar

      Tüm Konuk Yazılar



      Konuk Yazarlar

      Portreler


      DUYURU: 1 Mart’ta ‘Yorumlar Bölümü’ yeniden açılıyor!
      ANARŞİZME KENAR NOTLARI (ekitap)
      - ÇIKTI -
      Anarşizme Kenar Notları, Yazan: Gün Zileli, propaganda yayınları, 2016

      Anarşizme Kenar Notları (ekitap)
      Yazan: Gün Zileli,
      propaganda yayınları, 2016


      KİTAP TANITIM
      TÜM DUYURULAR
      YAZI ARŞİVİ

      Kategoriler


      KİTAP Tanıtım Yazıları


      Sesli Arşiv

      ...