Soru-Cevap Köşesi

sorucevap

  • Soru sor


    1. 1 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 10pm

      Hiç günahı olmayan ilk soruyu sorsun:)

    2. 2 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 10pm

      Tabii tıs yok…

    3. 3 Anonim 15 Ocak 14 / 10pm

      abi saat kaç? şaka şaka 🙂

    4. 4 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      11.21

    5. 5 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      pardon 23.21

    6. 6 Anonim 15 Ocak 14 / 11pm

      yerel seçimlerde kazanabilecek adaya oy verip akp’yi geriletmek mi? Yoksa ilkeli bir duruşla sol adaylara mı oy vermeli?

    7. 7 antiochia 15 Ocak 14 / 11pm

      Seçimlerden AKP’nin fazla yıpranmadan çıkması halinde bizi neler bekliyor olabilir? Malum düzen muhalefet partilerinin resterasyon için yeteri kadar güçlü değil bana göre..Üçüncü bir yol inşa edebilir miyiz? Nasıl inşa edebiliriz?(Kusura bakmayın fazla uzun oldu bu soru)

    8. 8 cimcime 15 Ocak 14 / 11pm

      “Bu ne ya!” Pardon soru cümlesi kuracaktık değil mi? Ama günahım çok neyleyim…

    9. 9 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      Bugün gelinen noktada hiçbir şekilde oy kullanmamanın doğru olacağını düşünüyorum. Bu çürümüş sistemde oy kullanmak çürümüşlüğe katkıda bulunmak gibi geliyor bana. Artık AKP’nin seçimleri kaybetmesi de önemini kaybetmiş bulunuyor. Sistemi toptan çöküşe götürmek en iyisi.

    10. 10 Anonim 15 Ocak 14 / 11pm

      Akpyi fazlsdiyla önemsemeniz iktidat bütünlügünü göz ardi etme tehlikesi taşiyor kanimca sayin zileli.bence yerel secimlerin degisen güc dengelerine tabi burjuvajinin lehine genclik aşisi olma ötesinde pek bir anlami yok.mesele sinifin ne durumda olmasi gerktigiyle ilgili….

    11. 11 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      yine de sor, ben günahlarını örtbas ederim:)

    12. 12 Anonim 15 Ocak 14 / 11pm

      zaten yüzde 10barajıyla büyük miktar bir oy boşa gidiyor. Bir de üstüne bir kısım insan da oy kullanmayınca sistem çökmüyor AKP kazanıyor. Sistemin çökmesi için seçimlerin geçersiz kılacak kadar insanı oy vermemeye ikna etmek gerek. Bu da zor. Öyle değil mi?

    13. 13 mujik 15 Ocak 14 / 11pm

      Akpyi gereginden fazla önemsediginizi bununda asil iktidar ilişkilerini göz ardi etme riski taşıdığını düşünüyorum kanimca sayin zileli.yerel secimlerin degisen güc dengeleri icinde tabi burjuvazinin lehine bir genclik asisi yamanin ötesine gecmeyecegi kanaatindeyim.Mesele sinifin nasil konumlanmasi gerektigiyle ilgili ve topyekun toplumsal bir devrimim imkani üzerine akil yürütmek gerekiyo…

    14. 14 Anonim 15 Ocak 14 / 11pm

      Gün bey sizi neden tv programlarında göremiyoruz ? En son Habertürk’tü sanırım ortalığı duman etmiştiniz.

    15. 15 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      yukardaki yanıtımla ben de aynı şeyi söylemiş oldum.

    16. 16 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      öyle ama başka yol da gözükmüyor. Düzen partilerinin hepsi aşağı yukarı aynı. CHP gelse ne olacak ki. Bu yüzden ben yine eski boykot tutumuna döndüm, açıkçası. Bu sistemin aygıtlarıyla oynamak bizi de o sistemin oyuncağı haline getirebilir. Uzak durmak en iyisi.

    17. 17 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      yukarıdakiyle aynı nitelikte bir soru bu da. Hatta belki de aynı arkadaş. burada yazdıklarım sizinle aynı fikirde olduğumu gösteriyor.

    18. 18 Anonim 15 Ocak 14 / 11pm

      abi gündemi boş ver, sen bize politik teori kitabı öner. bunlara kafa yoralım 🙂

    19. 19 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      Hahaha eğer gerçekten duman etmişsem belki o yüzden çağırmıyorlardır. Neyse, şaka bir yana da, TV kanallarının “fikir programları”nda oluşturulmuş belli kontenjanlar vardır. Dikkat ederseniz bu kontenjanlarda yer alanlar bazen günde birkaç kanalı birden dolaşırlar. Bu kontenjanlara devrimci tutumda olanların dahil olması neredeyse imkânsızdır. Bazen, çok gerekli olduğu noktada çağırırlar ama o kadar. Ayrıca zaten ben de öyle kanal kanal dolaşan bir “kontenjan senatörü” olmak istemezdim doğrusu:)

    20. 20 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      Ne önereyim şimdi… Dur bakayım… Kaybedenlerin Belleği’ni okumuş muydun. Ayrıntı’dan. Tavsiye ederim.

    21. 21 Anonim 15 Ocak 14 / 11pm

      Gün bey aşk ve devrim demişsiniz. Şöyle güzel bir film önerebilir misiniz aşkın da devrimin de ruhuna yaraşır ?

    22. 22 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      Nikita Mikhalkov’un Güneş Yanığı (Burnt by the Sun) filmini öneririm. Tabii orada devrim ve aşk’tan çok devrim ve aşk’ın yenilgisi anlatılır.

    23. 23 antiochia 15 Ocak 14 / 11pm

      Abi benim soruma yanıt vermedin? 🙂

    24. 24 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      pardon onU ATLAMIŞIM YANLIŞLIKLA,. ŞİMDİ YANITLIYORUM.

    25. 25 cimcime 15 Ocak 14 / 11pm

      Sosyalistler/Marksistler ve Anarşistler,bu kokuşmuşluğa birlikte dur diyebilecek zeminleri nasıl yaratabilirler?

    26. 26 antiochia 15 Ocak 14 / 11pm

      estağfurullah….

    27. 27 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      şimdiden ne desek hepsi spekülasyon olur. ama AKP her halükârda seçimlerde bir oy düşmesine uğrayacaktır. Moralleri şimdiden çok bozuk, sen bakma. Ama buna rağmen seçim oyununa dahil olmamalıyız diye düşünüyorum. Bence bugünden yapılması gereken, ulusalcıların dışında, bütün devrimci muhalefeti bir ortak toplumsal devrim (Gezi) cephesinde toplamaya çalışmak olmalıdır. Bu yönde girişimler var ama şu anda oldukça cılız.

    28. 28 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      yukarda da yanıtlamaya çalıştım. AKP diktatörlüğüne karşı devrimci bir ortak cephe örgütlemeye çalışmak gerekir.

    29. 29 Gün Zileli 15 Ocak 14 / 11pm

      Bu gecelik bu kadar. Yarın görüşmek üzere. İyi geceler.

    30. 30 Çiya 15 Ocak 14 / 11pm

      Abdullah Öcalanın kitaplarını okudunuz mu? özellikle son savunmalarını?

    31. 31 antiochia 15 Ocak 14 / 11pm

      Teşekkürler cevabınız için. Bir de bu soru cevap bölümünü her hafta ya da on beş günde bir yapabilirseniz güzel olur bence, iyi geceler…

    32. 32 cimcime 15 Ocak 14 / 11pm

      İşte nedir yani o cephe, nasıl bir cephe olmalıdır? Gezi gibi yanıp sönmeli midir? Yoksa bir devamlılığı mı olmalıdır? Devamlılık hangi şartlarda olabilecektir? Tarihsel meselelerini yukarıda saydığım gruplar, sence bir kenara bırakabilecekler midir? Nasıl bir zeminde? Soru soruyu doğurdu, dağ fare doğurdu, hi hi…

    33. 33 İsyan 16 Ocak 14 / 12am

      Ya gun abi bir on yıl daha gecti biyografi nin 6.si gelmiyormu hala? Çevirilere biraz ara verde seriyi altıya tamamla bence ama gariptende mutlaka bahsetmelisin.

    34. 34 pagan 16 Ocak 14 / 10am

      Gün abi selam.

      Memlekette anarşizmle özdeş edebiyat yeşeremedi sanki. Örneğin ABD’de 19.yy sonundan itibaren gerek yeraltı gerek dergi ve yayınevleri çevresinde anarşist pratiklerin görüldüğü şiirler, romanlar, denemeler şekillendirirken, bizde politik duruşu anarşizme yakın konumlanan yazınsal üretimler pek görülemedi. (Kendilerine anarşist diyen lakin siyasete değil bukowskiciliğe öykünenleri önemsemiyoruz.)

      Bunun nedenleri nedir veya gözden kaçanlar var mıdır?

    35. 35 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 12pm

      Öcalan’ın hiçbir kitabını okumadım. Sadece bazı yazılarını okudum. Son savunmalarının birkaçını okudum. Benim açımdan sürpriz değil.

    36. 36 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 12pm

      Her gece 21.00-22.00 arası cevaplayacağım.

    37. 37 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 12pm

      tamam, bu konuda bir yazı yazmam gerektiğini anladım:)

    38. 38 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 12pm

      Daha 2000 tarihinden o kadar uzaklaşmış değiliz. Bunu ancak 2015 yılından sonra düşünebilirim.

    39. 39 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 12pm

      “Anarşist edebiyat” denen şey, sosyalist ülkelerdeki “sosyalist gerçekçi” edebiyattan çok da fazla farklı değildir. Doğrudan anarşist iddialı tek bir güzel roman okumadım bugüne kadar. Haymarket olayını anlatan romanlar da dahil buna. Anarşizm, sanata ve edebiyata büyük ilham vermiştir ama bunun ötesinde bir “anarşist sanat” ya da “anarşist edebiyat” beklentisi içinde olmamak gerekir. İnsan ruhunu derinlemesine işleyen her roman anarşizmin kazanımı olarak görülmelidir.

    40. 40 marsyas 16 Ocak 14 / 1pm

      türkiye’de de elbet en uzun koşuysa devrim, deniz onun en güzel 100 metresini koştu şairin dediği gibi, lakin maraton devam ediyor, sizce bu toplu maratonun en kritik metrelerini kimler koştu? geçmişten bugüne doğru en önemli dörtyollarda kimler makas değiştirip bugünlere getirebildi maratonu?

    41. 41 T 16 Ocak 14 / 1pm

      Global hayvan sömürüsü hakkında ne düşüyorsunuz? Bütün sömürü biçimlerinden daha yaygını iken, bu meselenin toplumun ilerici mekanizmalarının dahi ilgi alanına girmemesini ne ile açıklıyorsunuz?

    42. 42 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 1pm

      Bunu benim yanıtlamam pek doğru olmaz, çünkü maraton yarışmacılarından biri de benim. Yarışmacının diğer yarışmacılar hakkında fikir ileri sürmesi doğru değildir. Bu konuyu dışardan bir göz değerlendirse daha iyi olur.

    43. 43 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 1pm

      Toplumun ilerici mekanizmalarının bu konuyla ilgilenmediği o kadar doğru değil. Yeterince ilgilenmediklerine katılabilirim ama bundan 40 yıl öncesini düşünüyorum da, o zamana göre büyük ilerleme var. O zaman bırakın hayvan sömürüsüne duyarlık falan gibi mevzuları, devrimci gençler kendi aralarında Kuğulupark’tan ya da Kurtuluş Parkı’ndan kuğu yürütüp yediklerine dair hikâyelerle övünürlerdi. Hatta bu tür olaylar anılara bile yansımıştır. Örneğin 1970’lerde deniz kaplumbağalarının hayat alanlarının korunmasından söz etseniz o güzelim sol insanlar, dönüp yüzünüze tuhaf tuhaf bakarlardı, bunun başka işi gücü kalmamış mı diye. Hatta o zamanlar kedi köpek gibi hayvanlara bakmak “burjuva” bir özellik olarak görülür ve “insanlar açlıktan ölürken” edebiyatı yapılırdı. Diyeceğim, son otuz-yirmi yılda bu konuda büyük ilerleme kaydedildi. Açılan bir kapı var. Oradan girmek ve sorunu daha da geliştirmek, yaygınlaştırmak gerekiyor elbette.

    44. 44 sezen 16 Ocak 14 / 1pm

      Öcalan’ın son savunmalarını ‘su an’okuyacak biri olarak, sizin icin süpriz olmayanı aciklamanizi rica edebilir miyim.kisinin kendi suzgeci dışında guvenebilecegi bi zihnin suzgeci kolay bulunmuyor:)

    45. 45 pessoa 16 Ocak 14 / 1pm

      Merhaba.
      Bir anti-kapitalistin gündelik yaşamı nasıl olmalı? Bu konuda yazılan kitaplar, makaleler var mı son dönemde? Özel okulda okuması, ikili ilişkileri, ailesiyle arasındaki ilişkiler ve diğer tüm kapitalist düzen içindeki hayatında nasıl davranmalı?

    46. 46 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 2pm

      Şaka yapıyor olmalısınız. Süzgeçlik gibi bir görevim olduğunu sanmıyorum. Benim için sürpriz olmayan, Öcalan’ın polisteki ve mahkemedeki teslimiyetçi tutumudur.

    47. 47 sezen 16 Ocak 14 / 2pm

      Suzgeclik kismi tabi ki şakaydi, tesekkur ederim cevabiniz için

    48. 48 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 2pm

      En zararlı şey reçetedir. Bu bakımdan size sadece okumanızı salık verebilirim. Doğrudan bu konuda değilse bile, buna ışık tutacak çok sayıda kitap bulabilirsiniz. Özellikle Ayrıntı Yayınlarını izleyin. Paraya değer vermeyen, dayanışma ruhunu canlı tutan ilişkiler en önemlisi.

    49. 49 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 2pm

      Aileye sekter davranılmamalı ama onların dümen suyunda da gidilmemelidir.

    50. 50 Gokhan 16 Ocak 14 / 4pm

      Merhaba hocam. Sivil toplum ve sivil siyaset konularinda ozellikle devletle iliskisi ve siyasi pratige etkileri ozelinde okuma yapmak istiyorum. Hangi yazar/makaleleri onerirsiniz? Yonlendirmeniz acisindan da bu konularin paraleli olan arastirma alani da onerirseniz cok memnun olurum.

    51. 51 Ciya 16 Ocak 14 / 5pm

      Tekrardan merhaba,
      Sanirim bir yanlis anlasilma var.
      A.Ocalanin savunmalari polis ya da savcilik sorgusuyla ilgili degildir. Avrupa Insan Haklari Mahkesine sundugu dusunceleridir. AIHM sunulmasi isin kilifidir bildigin kitaplastirilmis paradigmasidir. Son savunmalari Demokratik Toplum Manifestosu olarak kitaplastirildi en son 5. cildi yayimlandi.
      1. cildinde yonteme deginir ve ozne-nesne ayrimina karsi cikar. Siz bu konu hakkinda ne dusunuyorsunuz? Ozne-nesne ayrimi hakikate ulasmayi engeller mi?

    52. 52 İsyan 16 Ocak 14 / 5pm

      Gün Abi 2015’te 69 yaşında oluyorsun 2015’i bekleme bence

    53. 53 O.Gürsel 16 Ocak 14 / 6pm

      Sayın Zileli, Öznel, duygusal düşünüyor olabilirim…
      Ama bu topraklarda “ruhunu şeytana “, hem de peşin, tamamını satmış böyle bir başbakan oldu mu? Enver Paşa’nın bile (Alman emperyalizmi ile ortaklığına karşın… Adnan Menderes bile…) bir “özgünlüğü” vardı… Abdülhamit bile kendi çapında direnişler göstermiştir…
      Bu “psikopat”, “kifayetsiz muhteris’e, Gezi İsyanında bile Gül ve Arınç’a dahi (iyi polislere!) ters düşen bu adama en ağır hezimetlerden birini yaşatmak adına; “AKP’ye oy verme de kime verirsen ver!” daha doğru taktik olmaz mı? Biz zaten yüzlerce yıldır bu özel mülkiyetçi, devletçi cinayet şebekeleri tarafından yönetiliyoruz; bunda kabahatin önemli kısmı da “bizim-insan soyunun naifliği” olsa da, bu koşullarda yalnızca bu karikatürize faşist karakteri rezil etme imkanı olarak AKP’ye oy verme de…” diyemez miyiz? Kenan Evren bile daha dürüsttü!
      Elbette bir gün Özgürlükçü ve Sosyalist bir dünya olacak… Buna inanıyorum… 50 veya 500 yıl sonra … Ama her şeye karşın ve ne acı ki bugün, 2500 yıl önce kölelerin dışarıda bırakıldığı bir Demokrasi’den geldiğimiz (ülkemizde gelemediğimiz!) “Burjuva demokrasisini” henüz küçümseyebilecek bir tarihsel evrede değiliz! Üretim araçlarının özel mülkiyetinin olmadığı bir dünyada bu “gerçeklik” temelinde “en doğruyu” seçmek zorundayız!
      Ve bu bir yerel seçim!
      Bulunulan seçim bölgesinde “en sosyalist-hümanist” bir adaya, öncelikle bir sosyalist veya bir BDP veya HDP li adaya da oy vermeyi savunmak gerekmez mi? Bu seçimde bir “yerel yönetici” seçeceğiz. En namuslu, en dürüst olduğuna inandığımıza oy vermeyi savunmak daha doğru değil mi? Önünde sonunda bir birey olarak seçim yapmayı öğrenmek zorundayız… Ve seçimlerimizin bedelini de ödemeyi…

    54. 54 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 7pm

      Size Gramsci okumanızı öneririm. Gramsci üzerine kaynak kitaplar da önemli. Örneğin Babbio’nun kitabı.

    55. 55 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 7pm

      Ben Aydınlık’ta son zamanlarda çıkan (tabii onların ne niyetle yayınladıkları ayrı sorun) Öcalan’ın sorgu tutanaklarını kastettiğinizi sanmıştım.

    56. 56 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 7pm

      yaşın önemi yok. 70’tan önce yeni cilde başlamam da başlamam:) (tabii öbür tarafı boylamazsak bu arada)

    57. 57 Gün Zileli 16 Ocak 14 / 7pm

      Aslında benim kafamın da bir tarafında var olan soruları dillendirmişsiniz. Aşağı yukarı sizin gibi düşünüyorum. Ama bir diğer tarafım da, bu pis seçim oyunlarına hiç bulaşma, öbürleri gelse ne olacak ki, al birini vur öbürüne, halkın bir kere daha bir kere daha aldatılmasına ufak da olsa bir katkı sunma diyor. Anlayacağınız bu iki düşünce arasında asılıp kalmış durumdayım. Şu toz bulut günler geçsin, herhalde bir berraklaşma olacaktır.

    58. 58 O.Gürsel 16 Ocak 14 / 10pm

      Sayın Zileli,
      yıllar önce (henüz Tayyip adında bir diktatörümüz yokken) M. Sarıgül’de bir Benito Mussolini potansiyeli olduğunu düşünmüştüm. (Sanırım katıldığı son CHP kurultayındaki davranışları…)
      Elbette her “kehanet” aynı zamanda aptalca bir öngörüdür… İstanbul’da CHP adayının desteklenmesi bu riski taşır mı? Tayyip’in yerine “pişirilen” bu “tandır”, çok “sinirli”, çok “kemikli”; T. Erdoğan’ı aratır diyesim gelmese de mümkün!
      Bu konu umarım “sol” çevrede iyi değerlendirilir;
      T. Erdoğan zaten çok zayıfladı; Çok yerde darbe yiyecektir… İstanbul’da, partide güçlü bir M. Sarıgül’ü önlemek kanımca, AKP-Erdoğan’ın burnunu sürtmekten hemen sonra, yanı başında önemde görülebilir.. (Politika olarak doğrudan CHP karşıtlığı yerine M. Sarıgül karşıtlığı da daha etkin-pratik-anlatılabilir bir yöntem olabilir… Evet… Neden S.S. Önder olmasın! En azından güçsüz gelmeli!)
      Yaşayıp göreceğiz… Her zamanki gibi bu ülkede olacak olanlar olur!

    59. 59 BuzBaltası 17 Ocak 14 / 12am

      Troçkinin kafasına inen adalet birilerine az gelmiş.

    60. 60 Zreko(Soviet) 17 Ocak 14 / 12am

      Belaltı yorumunuz yayınlanamıyor.Admin

    61. 61 Gün Zileli 17 Ocak 14 / 8am

      Alçaklığın, rezilliğin, komploculuğun adı adalet mi oldu. Utanır insan bunları yazarken.

    62. 62 Anonim 18 Ocak 14 / 12am

      abi bayağı zamandır stalinist-vesayet ve ip-tgb gibi fiks konularda yazmadın. hasta filan olmayasın?

    63. 63 Anonim 22 Ocak 14 / 10am

      İyi bir amaç için, örneğin -bugün Suriye ve Irak’ta görüldüğü gibi- sonu gelmeyen bir iç savaş sonucunda çok daha fazla kan dökülmesini önleyerek düzeni sağlamak ve barışı getirmek için devlet, sınıflar, hatta diktatörler savunulabilir mi?

      Marksizm’in, dolayısıyla anarşizmin, her şeyi ekonomiye/ekonomik sınıflara indirgediği, veya daha doğrusu bunlara tamamen siyah/beyaz baktığı eleştirileri ile ilgili fikriniz nedir?

    64. 64 Gün Zileli 22 Ocak 14 / 11am

      Hiçbir diktatörlük, hiçbir koşulda savunulamaz. “Diktatörlüklere mücadele ediyoruz” söylemiyle ortaya çıkıp kendi hegemonyacı amaçlarını gerçekleştirmeye çalışanlar nasıl savunulamazsa.

      Marksizme böyle bir eleştiri yöneltilebilirse de bu anarşizm açısından hiç doğru değildir. Anarşizmi var eden en önemli noktamardan biri de, onun ekonomik determinizme karşı kararlı tutumudur. öte yandan, ekonomik determinizm eleştirisi Marksizm açısından da çok doğru değildir. Genellikle Marksizmle onun mekanik versiyonları birbirine karıştırılır.

    65. 65 kızıl kara 23 Ocak 14 / 12am

      yaşadıgımız semtte örgütlenecegiz…yatay örgütlenme ,otonom örgütlenmesi nasıl olmalıdır ? konu ile faydalı kapsamlı bir kaynak var mı?

    66. 66 devrim karasansar 23 Ocak 14 / 12am

      konuk yazar olarak yazı yollamak istiyorum . nelere dikkat etmeliyim yazarken?

    67. 67 Gün Zileli 23 Ocak 14 / 9am

      kendine dikkat et yeter:)

    68. 68 Gün Zileli 23 Ocak 14 / 9am

      bu konuda reçete yok. kendiniz bulacaksınız kendi yolunuzu.

    69. 69 soruYorum 23 Ocak 14 / 10am

      anonim 33ün sorusuna kendimce yanıt:
      tarif edilen tam da adına birilerinin türkiye dediği coğrafyadır. uzun bir süredir kürtlerle savaşıyor bu devlet. bu aralar bir “süreç” var ve nisbeten kanama biraz yavaşlamış durumda… ve nispeten burjuva hukuku dairesinde, emek ve özgürlük savunucuları olarak kendimize ifade alanları açmaya uğraşıyoruz

      şimdi bu durumu bizden kaynaklı olarak, “şiddet ortamına” çevirmenin alemi var mı?

      ifade ve örgütlenme alanlarını yeterince kullanıp, değerlendirebiliyor muyuz?

      eğer alan daralması yaşıyorsak elbette ki bunun için her tür mücadele meşru ve reva…bence eldeki imkanları bile yeterince kullanamadığımızı düşünüyorum.

      böylesi bir imkanı değerlendirmede azami çabayı göstermek varken, biz değil, bırakalım “şiddetin teşvikçisi” terörist devlet yalakaları olsun. biz ifade alanlarını geliştirme imkanı bula bildikçe, onlar “kudursun ve teröre yönelmek dışında yol bulamaz olsunlar”… onlar ideolojik olarak zaten kaybetmekte, devletin savunulmasında her geçen gün daha zorlanmaktalar. gidişatın aleyhlerinde seyrettiğini farkettiklerinde genellikle onlar şiddete başvururlar ki egemenlerin şiddetine terör denir, malum…

      .o zaman meşru savunma hakkımız elbette ki olacaktır.

    70. 70 karpuzkafa777 23 Ocak 14 / 4pm

      iktidar özünden mi kötüdür, yoksa iktidarı kötü yapan, onun kullanılış tarzından mı gelir? iyi iktidar diye bi şey mümkün müdür? hatta soruyu şöyle formüle edeyim: politik iktidarı bıçakla sembolize etseydik, anarşistler bu bıçağı eline alan herkesin katil olduğunu söylüyor olurdu. marksizm bıçağın kudretini eline aldığında ondan bir anti-katil yaratacağına inanır. bu neden mümkün olmasın?

      abi benim öyle teorik donanımım filan yok, safiyane sorularımdır bunlar, anneye anlatır gibi cevaplar sevinirim.

    71. 71 Gün Zileli 23 Ocak 14 / 6pm

      İktidar özünden kötüdür. İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar yozlaştırır, bugün aratık insanlığa mal olmuş, genel kabul gören bir sözdür ve çok doğrudur. Marksizmin pratiği de bunu doğruluyor. iktidar, tarihin en büyük devrimine önderlik eden Bolşevikleri de yozlaştırmış ve devrimcilerden bürokratlara dönüştürmüştür.

    72. 72 devrim karasansar 23 Ocak 14 / 10pm

      emperyalizm ırak’a saldırıyor diye saddam’ı veya suriye ‘de esad ‘ı desteklememiz ne kadar doğru bir tavırdır? dün ali kıran baş kesen ulusalcılar, bugün silivriye dolduruldu diye hemen yanlarında olmamız mı gerekir? örnegin daha dün halepçe ‘yi yaşamış kürt halkını bugün abd emperyalizmine karşı saddam güçleri ile yanyana savaşmaya bu etik yaklaşımla nasıl ikna ederiz? bizi dinlerler mi? saddam ‘ a önce arap milliyetçiligini dayatıp eline tutuşturdugu kimyasal gazlarla kürtleri katlettiren abd , daha sonra yanına aldıgı kürtlerle bırlıkte saddam ‘ı devirmedi mi? iki ucu boklu degenegın neden bır ucunu tutmak zorundayız? ılkelı durmak varken (ne abd ne saddam ne abd ne esad ) güncel polıtıkalara , humanıst yaklasımlara , stratejı yoksunu polıtıkalara bel baglamak dogru olur mu? dıger yandan eger emperyalızme karsı tek basımıza karsı duramayacak gucde ısek ; dusmanımın dusmanı dostumdur yaklasımı etık bır yaklasım olur mu?

    73. 73 O.Gürsel 23 Ocak 14 / 10pm

      Ne korkunç, iç mekanizmaları üzerine henüz kafa yormadım ama kim bilir hangi yollardan geçiyor; iktidar düşünceleri, hesapları bile insanı-örgütü, süreç içinde daha “yoldayken” bile örgüt-insan ilişkilerini bozuyor!
      İktidar, örgüt içi iktidardan da geçiyor… En başında yalan ve iki yüzlülüğü de harekete geçiriyor… Öznel ve eksik olabilir (son 35 yıla baktığımda) tipik “Avrasya solculuğu” içinde insani bir sıcaklık, bir yoldaşlık sevgisi olmadığını düşünüyorum…

      Bence “kötülük” doğrudan iktidarın kendinden-gücünden kaynaklanmıyor; güç zaten gelişmiş kötülüğü yoğunlaştırıyor; en başında bu “iktidarı” ele geçirme ve kaybetmeme süreçleri insanın içindeki “kötüyü” uyarıyor, bir katalizör gibi geliştiriyor; ‘zenginleştiriyor…
      Nasıl ki kendi başına “üretim araçlarının özel mülkiyeti” değil, bu ilişkilerin yarattığı egemenlik ilişkileri içinde hayat berbatlaşıyorsa, insanlar arası her ne sebeple olursa olsun her egemenlik ilişkisi de kaçınılmaz olarak hayatı yozlaştıracaktır; İktidar başlı başına bir egemenlik ve hiyerarşidir!
      Herkesin işini iyi yapmaya çalıştığı, bir başka insanın sırtından geçinme hesabının bulunmadığı dünyada iktidara gerek var mı?

    74. 74 soruYorum 24 Ocak 14 / 10am

      emperyalizm nedir? “sermayenin, kendi birikimi için, ” devleti” eliyle mülkiyet, egemenlik ve sömürü alanları elde etmesine denir”, diyebilir miyiz? sermaye bu birikimi “devletin egemenliği ve gücüyle” mülkiyete dönüştürür ( mü? / ise)”sermayenin küreselleştiği bu çağda bu ilişki (devlet/sermaye diyalektiği) nasıl kurulup işlemektedir?

    75. 75 Gün Zileli 24 Ocak 14 / 11am

      Cevabı bilen bir arkadaş versin.

    76. 76 Anonim 24 Ocak 14 / 11am

      Aslında yanlış ifade ettim. Diktatörlerin, devletlerin ve sömürgecilerin savunulmaması fakat ne kadar kötü olurlarsa olsunlar bazı olumlu yönlerinin görülmesi gerektiğine dikkati çekmek istedim. Burada -çok önemsiz görünse de- başka örnekler de vermek isterim. Afrika’nın kolonileştirilmesine öncülük ettiği için suçlanan misyonerlerin, kadın sünnetine karşı mücadele etmeleri, Muharrem ayında Şiilerin kendilerine işkence etme adetlerinin Saddam rejimince aşırı bularak yasaklanması. Hiçbir toplum ve kültür dokunulmaz ve eleştirilemez değildir. Sözünü ettiğim uygulamaların, ezen toplumlarda (Sünni, Türk) değil ezilen toplumlarda (Şii, Kürt) bulunması da, ezen ve ezilen ulus milliyetçiliklerinin aynı kefeye konulamayacağı düşüncesinin hatalı yanları olduğuna başka bir örnek. “Ezilen” toplumların geçmişlerinde ve hatta bugün bile kendilerine yapılanları başkalarına yapmalarının/yapılmasına sessiz kalmalarının sayısız örneği vardır, onları burada anlatmaya gerek duymuyorum.

    77. 77 soruYorum 24 Ocak 14 / 1pm

      bilenler şu soruyu da yanıtlarsa öğrenmiş olurum: “devletin her biçimi asıl olarak (kapitalist, sosyalist vb..) “mülkiyete” dayanmadan var olabilir mi?

    78. 78 AcloakIborrow 24 Ocak 14 / 6pm

      Devletten kasit ne, iktidar mi, yonetim mi? Ne? “Devlet”in mulkiyete dayanmadan var olup olamayacagi bilinebilecek birsey midir? Tamam, bu her ne ise istemiyoruz. Su asamada biraz da bilim kurgudan mi referans almali acaba?

    79. 79 özgürlükçü 24 Ocak 14 / 10pm
    80. 80 soruYorum 25 Ocak 14 / 8am

      iktidar ne, yönetim ne; devlet ne? iktidar ya da yönetim olmayan devlet ne?

    81. 81 Anonim 25 Ocak 14 / 7pm

      Gerçek solun anarşizm, gerçek İslam’ın Selefilik, gerçek Türkçülüğün de Batı ve İslam etkisine karşı saf bir Türklük olduğunu kabul edersek, sayıları yok denecek kadar az olan ve esamesi okunmayan gruplar hariç bunların mevcut olmaması nedeniyle bugün ne sol, ne İslamcılık, ne de Türk milliyetçiliği diye bir şeyin gerçekte olmadığını, bunları tamamen araç olarak kullanan çevrelerin kendini sol, İslamcı ve milliyetçi gösterdiğini söyleyebilir miyiz?

    82. 82 Acloakiborrow 26 Ocak 14 / 4pm

      Hepsi çok sıkıcı, bildiğim bu. SoruYorum, iktidar ya da yönetim olmayan devlet, devlet ve yönetim olmayan iktidar, iktidar ve devlet olmayan yönetim nedir gibi de çeşitlendirebiliriz. Senin sorularına basitçe ya da kısaca verebileceğim bir cevabım yok maalesef. Geçmişin örneklerinin sundukları dışında, bir de gelecekte olabilecekler ve aklımıza gelmeyenler nelerdir, olasılıkları sorgulamaktır amacım.

    83. 83 Anonim 27 Ocak 14 / 10pm

      Mehmet Bedri Gültekin ve Bayram Yurtçiçek hakkında ne düşünüyorsunuz?

    84. 84 Gün Zileli 28 Ocak 14 / 12am

      ikisi de geçmişte birlikte yargılandığım arkadaşlarımdır. Bugün ne yazık ki İP yöneticileridir.

    85. 85 soruYorum 28 Ocak 14 / 9am

      liderin içeri düşmesinden ötürü, kemalist ulus devletimizi kurtarma işini üstlenmiş olan yeni kahraman tiplemeleri; dersim katliamının gerekliliğine inanmış, celladına aşık iki alevi-kürt menşeli inkarcı…

    86. 86 karpuzkafa777 4 Şubat 14 / 6pm

      hani böyle insanı iki kötü seçenekten birine mahkum eden, kişinin ahlaki kapasitesini zorlayan sorular vardır ya, öyle bi soru geldi geçen aklıma. jean luc godard’ın, 1965 yapımı alphaville diye bi filmi var-mış. onu izliyodum. film; insani duyguların, -aşkın, sevginin, hüznün vs.- sanatın; şu veya bu, insan ruhunun irrasyonel parçasına hitap eden her türlü faaliyetin öldüğü, hayatın tüm yönlerinin mantıksal hesaplamalar yapan “alfa 60” diye kocamaaan, duygusuz bir makine tarafından organize edildiği distopik bir dünyada geçiyor -tavsiye ederim, izlemediysen izle abi. işte bu filmden esinle kafamda şöyle enteresan bi soru hasıl oldu: eğer seçme imkanınız olsaydı, duyguların ve sanatın nispeten özgür bir biçimde olageldiği eşitsiz bir şimdiyi mi (şu an); yoksa, toplumun soğuk, duygusuz bir mekanizmaya dönüştüğü, sanatsal hazların mazide kaldığı eşitlikçi bir geleceği mi seçerdiniz? elbette sorunun pratikte bi kıymeti yok ama maksat laf olsun işte 🙂

    87. 87 Gün Zileli 4 Şubat 14 / 8pm

      şu an zaten aşağı yukarı ikinci durum söz konusu 🙂

    88. 88 Mutezile 5 Şubat 14 / 9pm

      ”Bence bugünden yapılması gereken, ulusalcıların dışında, bütün devrimci muhalefeti bir ortak toplumsal devrim (Gezi) cephesinde toplamaya çalışmak olmalıdır” Gün Zileli.
      Sizin ulusalcıları (Atatürk Milliyetçisi+vatanseverler) devrimcilikten farklı bir yere konumlandırdığınızı görüyorum. Kesintisiz devrim nosyonu ve pratiği bu topraklarda Mustafa Kemal ile yaşandı.Devrim marxistlerin inhisarında olabilir mi?
      Gezi’deki (Devrim derken Gezi’ye gönderme yaptığınız için diyorum) katılımcıların ezici çoğunluğu Atatürkçü, devrimci gençler idi. Evet, bu kanaatteyim

    89. 89 Gün Zileli 5 Şubat 14 / 11pm

      Ulusalcılar, Gezi hareketinin bileşenlerinden biridir. Devrimciler cephesi ile Gezi hareketi yüzde yüz üst üste oturmaz.

    90. 90 Anonim 6 Şubat 14 / 12am

      Kesintisiz devrim nosyonu bu topraklarda mustafa kemallemi yaşandı.önce serbest seçimlerle meclis kuruldu.siyasi partilerin kurulmasının işlemesinin önündeki engeller kaldırıldı.topraksız köylülere toprak verildi.ağalık düzeni yokedildi.esnafların tefecilere borçları silindi.komprador burjuvazi haricinde herkesin önü açıldı.herkese eşit vergilendirme geldi.herkese eşit hukuk oldu.en ana ilke hukuk oldu.ensonra sosyalist önlemler alındı.böyle diyorsun yani.mustafa kemalle oldu.eminmisin.kafanmı güzel.mutezile.

    91. 91 soruYorum 6 Şubat 14 / 9am

      m.kemalin zamanında “mutezile” ismi kullansaydın, başına ne gelirdi, düşünmüşsündür mutlaka ama bize de söyler misin?

    92. 92 Anonim 6 Şubat 14 / 1pm

      i.gazali zamanında “mutezile” ismi kullansaydın, başına ne gelirdi, düşünmüşsündür mutlaka ama bize de söyler misin?

    93. 93 Mutezile 6 Şubat 14 / 8pm

      Yanıtınız için teşekkürler Sayın Zileli.

    94. 94 soruYorum 7 Şubat 14 / 11am

      burada müdde-i umumi olarak soruları ben sormuyor muydum?:))

    95. 95 Anonim 11 Şubat 14 / 9pm

      Gün abi, tarihsel Yugoslavya Federasyonu deneyi hakkında ne düşünüyorsun?

    96. 96 Gün Zileli 11 Şubat 14 / 11pm

      neyi sormak istediğini tam anlayamadım.

    97. 97 Anonim 12 Şubat 14 / 12am

      Sormak istediğim şey, Yugoslavya’daki sosyalizm ve özyönetim deneyinin olumlu ve olumsuz yönlerini kendi bakış açınızdan kısaca (veya uzunca da olur) anlatabilir misiniz?

    98. 98 Gün Zileli 12 Şubat 14 / 10am

      bugün cevaplandırırım.

    99. 99 Anonim 12 Şubat 14 / 11am

      The Belgrad Phantom-2009
      “1979. Yugoslav başkanı Tito Küba’da, uluslararası meseleleri görüşürken, esrarengiz bir hayalet, Belgrad’ın kalbini kazanır.Her gece, şehrin caddeleri boyunca çalıntı beyaz bir Porsche araba ile olağanüstü sürme manevralarını sergiler.Polise meydan okur.Caddelerde on binlerce kişi onu desteklemektedir.Hayalet siyasal bir tehdittir artık..Polis kuralları onun koyduğu bir oyuna zorlanır.”
      O döneme ilişkin gayet güzel ipuçları veren bir film. Tito’ nun yarattığı polis devleti…

    100. 100 Ayhan Kırdar 13 Şubat 14 / 11am

      abi sitenin başında Orwell’in bir sözü var. sözün kendisi de çok güzel. ama Orwell’in devrimcileri ihbar etmiş çirkin bir figür. bunu sırf Stalincilere gıcıklık olsun diye mi koydunuz yoksa gerçekten Orwell’i onaylıyor musunuz?

    101. 101 Gün Zileli 13 Şubat 14 / 12pm

      Orwell, büyük bir yazardır. Ayrıca İspanya İç Savaşı’nda POUM saflarında savaşmış ve yaralanmış bir sosyalisttir. Onun Katalonya’ya Selam kitabını okumanı salık veririm. 1984 romanı dolayısıyla Stalinistlerin yoğun saldırısına uğramış ve ömrünün son yılında, ölüm döşeğindeyken, ne yazık ki İngiltere’nin M15 istihbaratına İngiltere’deki tanıdığı Stalinistlerin listesini vermek gibi affedilmez bir tutum sergilemiştir. Bu tutumu elbette mahkûm edilmeli ama toptan bir karalamaya gitmek büyük bir haksızlık olur. Stalinistler, bir sürü Troçkisti ve devrimciyi batı istihbarat örgütlerine ihbar etmişlerdir ama kendi günahlarından hiç söz etmezler.

    102. 102 Ahmet 13 Şubat 14 / 12pm

      Tanidigi Stalinistlerin listesi?? Stephen Spender ne zaman stalinist oldu? Adam MI5 in en onemli adamlarindandir. Ya da ABD Baskan yardimcisi olan Henry Wallace? Adam en yakin arkadaslarinin sadece kil oldugu icin ismini vermis, Orwell ispiyonlamadan once ozel defterine bu kisiler hakkinda notlar da tutmustur. Bu notlar Orwell”in dusunce yapisi hakkinda fikir vermektedir.

      Stephen Spender: Homoseksuellige egilimi var, sempatizan ( sempatizan dedigi adam Kulturel Nato nun en onemli dergilerinden biris olan Encounter”in editorudur, 1968 de derginin MI5 parasi ile ciktigi ortaya cikmis, dergi de bunu kabul etmisti.)

      Paul Robeson, Amerikali sosyalist bir sarkici ve sporcu, Nazim onun hakkinda siir yazmistir. ABD de irkcilik karsiti sosyalist sanatcilardan birisi idi. Olene kadar ulkesinde sarki soylemesi yasaklandi. Bir keresinde Kanada sinirinda verdigi konsere ABD tarafindan binlerce insan katilmisti. Onun hakkindaki iddiasi beyaz dusmani irkci!

      Kingsley Martin, Ingiliz yazar, adam liberaldir, Orwell”in yorumu, Curumus liberal guvenilmez! ( yani antikomunist olmakta kurtarmiyor seni Orwell”den)

      Charley Chaplin, sinema yonetmeni, Yahudi!

      G Bernard Show: Bir bagi gozukmuyor ama butun meselelerde Rusya yi destekliyor

      Adam homofobik irkci fasist ve karaktersiz birisi. Gun hala adamin Ispanya ic savasinda savastigini soyluyor.

      Orwell Ispanya”ya gitmek icin once Komunist partisine basvurur ama guvenilmedigi icin komunistler ona yardim etmez. Oda baska gruplar yardimi ile gider. Gecmisinde polistir ve surekli olarak Devletin propaganda servisinde calismistir. Savas sirasinda yani 1984 u ve hayvanlar ciftligini yazdigi siralarda Ministery of Information da yani propaganda bakanliginda BBC Hindistan bolumunde calismaktadir.

      Yani Orwell Ingiliz Devletinin propaganda Bakanliginda calisan eski bir polistir. Homofobik ve irkcidir. Her tarafta komunist goren birisi. Dusunun Shaw gibi yazarlar ya da Walace gibi ABD li politikacilar ( Wallace Rooswelt”in Baskan yardimcisi idi, ve Kolyma kampindaki gozlemleri fasistler tarafindan hic sevilmemisti ) ya da Davies gibi ABD elcileri bile ona gore gizli komunist. Adam her tarafta komunist homoseksuel yahudi goren bir paranoyak.

      1984 romanin daki gercek Bakanligi gercek hayatta calistigi Informasyon bakanligidir. Kendisi bir propaganda yazaridir. O yuzden surekli olarak kendisinin solcu oldugunu iddia etmistir.
      George Orwell halkin polis ile catistigini gorse hemen polisin tarafini tutar. Ardindan da Polisin aslinda halk halkinda polis oldugunu iddia eden propaganda brosurleri yazmaya koyulur.

    103. 103 Gün Zileli 13 Şubat 14 / 1pm

      Peki o zaman bu adamla neden bu kadar uğraşıyorsun ki, madem bu kadar kötü biri. Orwell dediğin gibi biri olup da iyi bir yazar olmasa ve Stalinist rejimi, 1984 ve Hayvanlar Çiftliği gibi çağa bedel romanlarla tasvir etmeseydi, senin de onu dert etmene gerek kalmayacaktı. Demek ki sorun Orwell’in kişiliği değil yazdıkları, siz Stalinistler açısından. Yoksa sadece kişiliği olsaydı şimdiye kadar çoktan kol kola girerdiniz onunla, başkalarına yaptığınız gibi.

    104. 104 Anonim 13 Şubat 14 / 1pm

      Ahmed bunları nerden uydurdun?varmı kanıtı.yazmışın ama nerden salladın?bize belge ver.

    105. 105 Ahmet 13 Şubat 14 / 2pm

      Gun yine bos konusuyorsun. Yukarida da soyledim. George Orwell daha taninan bir yazar degilken, 1984 ya da Hayvanlar Ciftligini yazmadan yillar once Ispanya’ya katilmak icin Komunistlere yanasir, ama Buyuk Britanya Komunist partisi yoneticileri kendisini supheli bulduklari icin reddederler.

      Biz burada edebiyat elestirisi yapmiyoruz. George Orwell’in politik yapisini yaptiklarini tartisiyoruz. George Orwell kapitalizmi savunan, Ingiltere”nin gizli servislerinde ve propaganda bakanliklarinda calisan bir yazar. Kendisi homofobik irkci ve yalanci.

      “Madem bu kadar kotu biri” sozu caresizlikten soylenmis bir soz ve senin onun kotulugunu kabul ettigini gosterir. Yoksa dogrudan onun irkci ve homofobik olmadigini iddia eder, Ingiltere propaganda bakanliginda calismadigini ajan filan olmadigini soylerdin. Ama soyleyemiyorsun. Soyledigin tek sey, daha dogrusu soyleyebildigin tek sey madem bu kadar kotu biri ile baslayan cumleler kurmak.

      Ben sadece George Orwell ile degil ama tarihi carpitan, gecmis sosyalist deneyimler hakkinda yalan soyleyen herkes ile ugrasiyorum. Ugrasmaya da devam edecegim.

      Bu adam polis ve kitleler arasinda ki tercihini Polisin propaganda aygitlarinda calismakta bulmus. Peki sen niye hala bu adamin sozlerini gercege aykiri olmasina ragmen bu sitenin logosunun yaninda tutuyorsun?

    106. 106 Anonim 13 Şubat 14 / 2pm

      Bu ahmed ne kadar atıcı.geçmişinde polismiş.sen nesi oluyon?amcaoğlumu?nerden atıyon bunları?belge göster belge.

    107. 107 Gün Zileli 13 Şubat 14 / 4pm

      Senin Stalin’in kadar homofobik olan var mı? Onbinlerce eşcinseli ölüme gönderdi be utan.

    108. 108 Ahmet 13 Şubat 14 / 6pm

      Onbinlerce escinsel? Stalin??? Bunu nerden uydurdun? Sovyet Devrimi escinselligi suc olmaktan cikarmistir ve bu dunyada ilktir. Ama 1930 lu yillarda burokrasinin guclenmesi ile paralel olarak hem aile yasalari hem de escinsellikle ile ilgili yasalar kotulesmistir ama onbinlerce kisinin escinsel oldugu icin olduruldugu tezi?? Valla bunu sadece senden duyuyorum. O kadar CIA propaganda kitabi okudum bunu iddia eden birisine daha rastlamamistim.

      Gun bu arada sanirim olayi kacirdin ama biz su an Stalin” degil ama Orwell”i tartisiyoruz. Adam hoslanmadigi kimseleri homoseksuel olabilir diye ihbar ediyor. Cunki o zamanlar Ingiliz toplumu oldukca homofobik ve bu sekilde insanlara zarar vermek istiyor. Varsayalim Stalin homofobik ve onbinlerce escinseli kaynar kazanlara atti bu Orwell”in homofobikligini, ya da irkciligini mazur mu gosterecek?

      Niye bu kadar saldirganlastin birdenbire? Sen de biliyorsun ki benim Orwell hakkinda soyledigim her sey dogru. Itiraz edemiyorsun, saldirganligin bu yuzden. Zamaninda adamin muhbir oldugunu soyledigimde de boyle saldirganlasmistin ama simdi en azindan Orwell’in muhbirligini kabul ediyorsun.

    109. 109 Gün Zileli 13 Şubat 14 / 7pm

      ben senin gibi dogmatik değilim ahmet. Orwell’in homofobik olduğunu bilmiyordum, öyleyse elbette kınar ve bunu da belirtirim. Stalin’in öldürdüğü eşcinselleri ise senin bilmemene hayret ettim. Gin9zburg dahil, bütün anı kitaplarında geçer bu konu. Stalin, aynı Hitler gibi, eşcinselleri, Çingeneleri, dinsel sekt mensuplarını, eline silah almayı reddeden Yahova şahitlerini gulaglara göndermiştir.

    110. 110 Anonim 13 Şubat 14 / 7pm

      Ahmet neyi kanıtlamaya çalışıyorsun? Tamam, kabul ettik! Adam ahlaksızın, homofobiğin ve polis ajanının teki…Napmamız gerekiyor…Yazdıklarını yok mu sayalım, kitaplarını mı yakalım…Edebiyat dünyasında böyle örnekler var…Jack London’da kendine sosyalist diyordu ama beyaz ırkın üstünlüğünü savunuyordu, katıksız ırkçıydı…Ama geride Vahşetin Çağrısı,Martin Eden gibi kitaplar bıraktı…Adama ırkçının tekiydi deyip ettiği güzel sözlerine ya da kitaplarına ambargo mu koyacağız…

    111. 111 Ahmet 13 Şubat 14 / 7pm

      Isi yine dagitarak yirtmaya calisiyorsun. Once escinsellerdi, simdi bir de Cingeneler eklendi, bir de idam degil ama gulaglara gondermeye donustu tartisma biraz daha uzasa, buna hippileri de ekleyeceksin. Bir de beni fanatiklikle sucluyorsun.

      Sovyet Devrimi her turlu cinsel kimligi ozgurlestirmistir, ama 1933 te cok sayida sanirim 130 kadar yetiskin erkek genc erkek cocuklari ile iliskiye girmekten yani oglanciliktan tutuklanmis ve adi gecen yasa cikarilmis. Bu yasadan once Azerbeycan gibi bazi cumhuriyetlerde Transeksullerin fahiselik yapmasi yasaklanmis. Bir de o donemin kosullarini dusunmekte fayda var. 1960 lara kadar Ingiltere Psikologlar Konseyi homoseksulligi hastalik sayiyordu. 1933 yasasi sadece erkek homoseksulligini yasaklar lezbiyenlige bir yasak getirmez. Anladigim kadari ile toplumda yaygin olan oglanciliga karsi getirilen bir yasa bu.

      Bu konuda batida fazla bir arastirma yok. Orda burda bir iki makale,yasanin savunuculari arasinda Gorki ve donemin icisleri bakani Yagoda da var. Birde sovyet psikologlar onceleri homoseksulligi bazan sapma ama sonra da 1930lardan sonra suc olarak degerlendirmeye baslamislar. Bu gelismelerin nedenini arastiran arastirmalar pek yok.

      Hic bir kaynakta Gay oldugu icin idam edilen kimselerden bahsetmiyor, ama 1933 ysasindan sonra bir cok kisi ( okudugum bir kaynaga gore yilda ortalama bin kisi kadar
      http://libertyandsocialism.org/2011/07/19/soviet-homophobia/) tutuklanmis, ama yine ayni yukaridaki kaynak tutuklananlarin yuzde 70inden fazlasinin oglanciliktan yani kucuk yasta erkek cocuklari ile iliskiye girmekten oldugunu soyluyor ki, Ingiltere mesela bu tur suclar icin insanlari bazan omur boyu hapse gonderiyor.

      Yani Stalin”in gay oldugu icin onbinlerce insani idam ettirdigi palavra, hatta bir kisi oldurdugunu bile iddia etsen o da palavra olurdu.

      Nasilsa sen bu konuda bir sey yazamazsin, bana simdi de Stalin”in cingeneleri oldurdugunu nerde duydugunu soyler misin?

    112. 112 Anonim 13 Şubat 14 / 8pm

      Orwell’in muhbirliğini sen değil gün bey söyledi.okuru salak sanma ahmed.atıcı seni.belge varmı belge.sen ondan haber et.viki miki kabul olmaz.onlar cia güdümünde.günlükleri göster.

    113. 113 Gün Zileli 13 Şubat 14 / 8pm

      ben stalin eşcinselleri idam ettirdi demedim. Gulaglara gönderdi dedim ki, bu da aşağı yukarı ölümle eşdeğerdir. Gulaglarda ölenlerin sayısı yaklaşık olarak biliniyor. SB’de elbette Almanya’da olduğu gibi Çiengeneler için bir yasa çıkarılmış değildi ama Çingeneler toplum dışı görülüyor ve bütün “toplumdışı” görülenler gibi ve hatta en başta içeri alınıp Gulaglara yollanıyordu. Bütün Gulag anlatılarında bu vardır. Stalin’in suçlarını örtbas etmek için yürüttüğün zavallı çabalar boşuna Ahmet.

    114. 114 Anonim 13 Şubat 14 / 9pm

      Belge belge.murat belge değil.orvelin bir senin okuduğun günlükleri.belge göster.

    115. 115 Ahmet 14 Şubat 14 / 4am

      Escinselleri olume gonderdi demek onlari oldurmek demektir. Kampa gondermek kampa gondermektir. Ustelik onlarin kampa gonderilmesi neden olume gonderilmeleri olsun ki? Yapilan arsiv calismalari Gulag da olum oraninin sovyet toplumundan farkli olmadigini gosteriyor. Olum oranlari o kadar dusukki hatta bazi rus yorumculari tartismalarinda Gulag daki olum oraninin gunumuz rus toplumundan daha dusuk oldugunu soyluyor. Bak su tartismaya http://www.politicsforum.org/forum/viewtopic.php?f=66&t=14258

      Sovyet labour kamplarinda insanlarin yasama ihtimali gunumuz Rusyasindan daha yuksekti. Aslinda bu sadece senin sorunun degil. Bir cok fasist yorumcu arsivler acilinca bu konuda ezberleri bozuldu simdi hep beraber tahliye edilenleri de olum listelerine ekleyerek ( Sovyetler hasta olan herkesi tahliye ediyordu. Bunun nedeni hasta olan bir kisinin topluma zarari olamayacagi dusuncesi idi) olum oranini genel toplumun duzeyinin uzerine cekmeye calisiyorlar. Senin olum iddian da onlarin ki kadar zavallica. Bak burada tahliyeleri de olenlerin sayisina katarak olum oranlarini artirma cabasi icin: http://artukraine.com/famineart/SovietCrimes.pdf

      BU arada sunu belirtelim, o zamanlar Sovyet toplumu da tum dunya gibi mikroplu hastaliklardan cok fazla sayida insan luyordu. Mesela 1920lerde 30larda Ingiliz isci sinifinda ortalama yas omru 45 civarinda idi ama 40lardan sonra antibiyotiklerin bulunmasi ortalama omru hizla yukseltti. Ama peki simdi Rusya da siradan insanin omrunun Gulag kampindaki mahkumlardan daha kotu olmasinin kapitalizm disinda hic bir sebebi yok

      Bu arada Orwell i unuttum sanma. Sen onu unutturmak icin elinden geleni yapiyorsun ama Orwell muhbir ve homofbik degil ayni zamanda irkci da. Paul Robeson hakkinda gozlemi, beyaz dusmani. Insan haklari aktivisti bir siyah hakindaki dusuncesi. Ona gore ancak kolelik kosullarini kabul eden siyahlar beyazlarin dostu. Bu adam mi polisle halk kavga ettiginde halkin yanina kosacak? Mermi sikar o halka Orwell? Fanatik degilim diyorsun ama tum bilgilere ragmen hala Orwell”in o sozunu logoda tutuyorsun.

    116. 116 Gün Zileli 14 Şubat 14 / 11am

      hahahahaha. Ahmet, şöyle bir slogana ne dersin: “sağlıklı bir yaşam sürmek istiyorsanız, gulagları tercih ediniz”

    117. 117 Anonim 14 Şubat 14 / 2pm

      Günlükleri göster ahmed.bizi bilgilendir.yoksa iftiracı olarak kalacaksın.hem iftiracı hem kgb ajanı.

    118. 118 Galopingert 14 Şubat 14 / 3pm

      G. Orwell guzel kitaplar yazmis, severek okuduk. Yeterince kucuk yaslarda, “akvaryum baligi” olarak yetistirilirken okumaya baslayinca, kara utopya insanda dunyayi degistirme gibi bir niyetin olusmasina izin vermeyip, bunu “acik bir zihin” perdesi arkasina sakliyor olabilir mi?

    119. 119 Gün Zileli 14 Şubat 14 / 4pm

      cevabı sizde.

    120. 120 Ahmet 14 Şubat 14 / 5pm

      Valla bu tercihi mahkumlara sorman lazim. Varlam Shalamov kendisi bir kac kez tutuklanmis, Kolyma da icinde olmak uzere degisik kamplarda degisik zamanlarda kalmis. Sanirim olumunden sonra yayinlanan Kolyma Hikayeleri adli kitabi anti komunistler tarafindan cok ovulur: oyleki kitap hizla bir cok dile cevrilmeye baslandi, yani yeni bir soljenitsin durumu.

      Vadim Rogovin 1937 yilina iliskin yazdigi ciltte ( 1937 Stalin’s Year Of Terror) Shalamov”un anilarindan alintilar yapar. Shalamov 1937 ocaginda tutuklandiktan sonra bu sefer Kolyma ya gonderilir. Yani orada 1937 yili Mart Nisan sonrasi orada olmasi lazim. Bu alintiya gore Shalamov ” mahkumlarin hala daha onceki gibi oldukca mutlu bir hayat surduklerini, yeni gelenlere hemen kislik elbiseleler verildigini, hasta sirasinda pek kimsenin olmadigini, cunki is zor olsa da paranin iyi oldugunu, bazan yaz aylarinda on bin rubleye kadar para kazanilabilindigini ama kis aylarinda bu miktarin biraz daha az oldugunu, asiri soguklarda calisilmadigini, kisin gunde 4 ila 6 saat ama yazin on gunluk vardiyalar halinde gunde 10 ar saat calisildigini soyler.

      Mahkumlar saglik durumlarina gore saglikli, az saglikli, hafif islerde calisabilenler ve sakatlar olmak uzere dorde ayrilmislardir. Mahkumlarin yapacagi is saglik durumlarina gore degismektedir. Aslinda Guinzburg”un anlattiklarida bundan farkli degildir. Guinzburg gucu yetmedigi icin hafif is olan revire ayrilmistir.

      Verilen elbiseler ve odemeler guzeldir ve 10 yil ceza alan bir mahkum ( o zamanki en yuksek hapis cezasi 10 yildi ama 1939 da bir cok idamlik suc kaldirildi ve yerlerine 25 yillik hapis cezalari konuldu) eger calisirsa iki uc yil icinde tahliye olabiliyor ve bu sure icinde hem ailesine bakiyor hem de geri donerken oldukca parali olarak donuyordu. Mezarlikta o kadar az mezar vardi ki bu durumda insanlarin Kolyma da olumsuz olduklarini dusunebilirdiniz. Bunlari Rogovin”in 378 379 sayfalarindan aldim.

      Bunlari yazan adam zamaninda Trockist olarak tutuklanmis ve en kotu zamanda en kotu kampta kalan birisi. Aktaran ise Trockist bir tarihci. Aslinda Kolyma ya iliskin hemen tum ilk elden gozlemciler yukarida yazilanlari bir sekilde dogrular. Sen Guinzburg”dan baska okumadigin icin o da vucudu zayif oldugu icin daha hafif bir ise ayrilir, duzenli olarak ogluna yuz ruble gonderdiginden bahseder, vb.

      Valla daha once yazmistim mesela 1960larda ABD ye kactiginda Dunyanin sayili plastik cerrahlarindan olan Janusz Bardach Kolyma ya orta terk bir mahkum olarak gider ama bir tip ogrencisi olarak cikar.

      Simdi Gun sen bu sartlari hangi mahkuma soylersen soyle ( mahkumlari bosver, hatta bir cok isci bile) arkasina bakmadan Kolyma ya gider. Zaten 1991 de bolgeye giden Mother Earth”den Adam Hochchild unquiet Ghost adli kitabinda kamptan ayrildiktan sonra kampta kalan hatta geri geldikten sonra Kolyma ya geri giden eski mahkumlarla gorusur.

    121. 121 Gün Zileli 14 Şubat 14 / 5pm

      ha evet, dışarda ölüm kesin olduğu için gulaglara dönenleri ben de biliyorum. Cehennemden cehennem beğen. Yoksa cennet mi desek! Stalinist cennet de böyle oluyor işte. Yaşamayan bilemez.

    122. 122 Yusuf Cemal 15 Şubat 14 / 2am

      Ahmet sen ne kadar adam kandirmaya meyillisin? Bizi aptal mi sandin?

      379. sayfa.
      “Bu bir kac yil… Kolyma’nin altin cagiydi”
      “Berzin’in 1937’nin ortasinda tutuklanmasindan sonra, Kolyma’da hersey dramatik olarak kotuye gitti, ozellikle fazlasiyla tehlikeli ‘T’ harfine sahip olanlar icin.

      Sholomov bu ozel direktiflerin oldurme, asla canli cikmamalari icin emirler oldugunu israrla belirtir.”

      Ardindan o T harfine sahip olanlarin nasil kursuna dizildiklerini anlatir. Trockistler biz kez imha edilince kamplardaki yasam kosullarina karsi direnc ortadan kalkar. Ve kamplar tamamen acliktan yiginlarca insanin oldugu, butun kamp hikayelerinde anlatilan cehenneme doner. Ustelik o alinti yaptigin bolum trockistlerin kamplardaki kahramanliklarini ve imhalarini anlatan bolum.

      Sen ise ayni iscilerin kanli direnisi, mucadeleleri sonucunda haklarini catir catir aldiklari bir ulkeyi ornek gosteren kapitalistlerin “Bakin, kapitalizmin gelistigi ulkelerde isciler cok rahat!” demesi gibi, kamplar aslinda cok rahat diyebiliyorsun. Seytan bile incilden cimbizlama yapabilir derler ya, aynen o hesap.

      Ve bu cimbizlamayi yaparken yakalanacagindan, baskalarinin orada yazanlarin gerisini okuyabileceginden korkmuyorsun bile. Ben bu davranisi Tayyip’ten biliyorum. “Camide icki icildi, benim basortulu bacima saldirdilar… ” Camur at, izi kalsin, nasolsa yalan oldugu ortaya ciksa bile birilerini inandirabilirsin. Ne kadar guc istenci yalakasi varsa, yalanini yutar.

      Insanda biraz durustluk olur!!!

    123. 123 şiddet üzerine 19 Şubat 14 / 3pm

      şiddetin “devrimci”si olur mu? devrimin tam da amaçladığı şey hayatın her veçhesinde şiddetin kendisini yok etmek değil midir? eğer öyleyse devrime hizmet eden silahlı güç gibi bir şey, var olan hastalıklı yapıyı devralıp bunu güya devrim adına yapan, esasında karşı devrimci bir hareket değil midir? kısacası demem o ki, iyi bir geleceğe kötünün yöntemleriyle (silahıyla, ordu disipliniyle vs vs) ulaşabilir miyiz? anarşist hareketin tarihinde böyle örnekler var mıdır?

    124. 124 Gün Zileli 19 Şubat 14 / 4pm

      özsavunmayı şiddet olarak görmemek gerekir. Özsavunmada da bazı şiddet araçları kullanılır ama bu esasen şiddete karşı direniş olarak görülmelidir. İspanya İç savaşı’nda anarşistlerin milis birlikleri özsavunm olarak görülebilir.

    125. 125 Ahmet 19 Şubat 14 / 9pm

      Yusuf Cemal,
      Zeka duzeyini burada niye tartismaya aciyorsun anlamiyorum. Benim yukarida aktardigim kisim cimbizlama degildir ve Gulag kamplari ozellikle Kolyma hakkindaki en onemli sahitliklerden birisidir, hemde 1937 yilina iliskin. Birinci elden hem de Stalin dusmani birisinden bir sahitlik.

      Yukarida ” Ardindan o T harfine sahip olanlarin nasil kursuna dizildiklerini anlatir” diyorsun ama Shalamov bunu nerede soyluyor, ben ulan bir hatami yaptik diye yine baktim ama Rogovin”in aktardiklarinda T harflilerin kursuna dizilmesi ile ilgili bir yer yok. Sadece Berzin”den sonra (aslinda burasi da onemli birazdan yazacagim) islerin kotulestigini yazar. Tum gorevlilerin T harflilere cok kotu davrandigini, koyu davranislarla onlari oldurmeye calistiklarini anlatir.

      Ama bu yazarin anlattigindan bu kotulesme sanki sadece trockist mahkumlar icin gecerli gibi. Orada bazi ozel emirlerden bahsediyor. Ozelden kasit resmi degil ama insanlar bu emirleri biliyor. Bu emirlere gore Trockistlere o kadar cok eziyet yapilacak ki ( yazar bu eziyetleri de soyluyor, asiri is, mektup ve telgraflarin yasaklanmasi, haklarinda surekli rapor tutulmasi nobetcilerin onlari dipciklemesi hatta dovmeleri, hatta diger mahkumlarin onlari dirseklemesi vb) Trockistlerin olusu cikacak.

      Once Berzin meselesini konusalim. Bu kamplari kuran Letonyali komunist bir ressam olan Berzin”dir. Ceka”nin ilk yoneticilerindendir. Kendisi Letonya birliklerinin komutani idi ve bu birlik Lenin ve Sovyetlerin savunmasindan sorumlu idi. 1918 de sosyalist devrimciler Lenin”i tutuklayip vurmaya Sovyet uyelerini tutuklamaya kalktiklarinda Letonyali birliginin de bu ise dahil oldugu ama askerlerin Lenin”i savunmayi sectikleri bu yuzden darbenin basarisizliga ugradigi anlatilir. Bukharin”in idam gerekcelerinden birisi bu olaydir. Daha once de Bukharin”in daha tutuklanmadan MK de arkadaslari onunde bu konudaki sucunu kabul ettigini yazmistim.

      Genelde Gun Zileli”nin arkadaslari kendisini kamplarin en zalim yoneticilerinden birisi olarak anlatirlar. Bu konuda hakkinda yazilan wiki makalesine bakabilirsin.
      Ilk kamp tecrubesi Urallarda bir yerdir. Wiki makalesinde bile burada insanlarin iyi bir ucret aldiklari calisma kosullarinin iyi oldugu belirtiliyor. Daha sonra 1931-32 de Kolyma kamplarini kurmakla gorevlendirilir. 1938 sonunda tutuklanir ve yargilanip kursuna dizilir.

      Shalamov”un Berzin”i ovmesi yakin siyasi hatta sahip olmasindan kaynaklaniyor. Oyle ki eger Sovyet tarihini bilmesen sanki mahkumlara parayi maaslari, calisma kosullarini Berzin”in kendisinin sagladigi sanilacak. Halbuki orada ki kosullar sovyet hukumetinin sagladigi kosullardi. Berzin oldukten sonra da bu kosullarin devam ettigini biliyoruz. Mesela Roosvelt”in baskan yardimcisi Wallace 1944 de Kolymayi ziyaret der ve orada bir kac hafta kalir. Degisik kamplari gorur. Anlattiklari Shalamov”un anlattiklarindan farkli degildir.

      Trockistlerin ve 58. maddeden mahkumlarin bir cok ise verilmedigi dogru. Bu savas oncesi alinan bir karar ama sonradan degistirilen bir karar. Sonucta sovyet hukumeti bu insanlarin besinci kol olduguna inaniyor. Nitekim Shalamov”un kendisi de savas sonrasi bir yolunu bulur ve hastahanede calisir.

      Yusuf Cemal, su ana kadar kamplara iliskin ne soyledi isem sizin sevdiginiz, hatta Gun”un cevirdigi anti komunist anti stalinist yazarlardan alintilar yaparak soyledim. O donemde SSCB ye sempati duyan ve dogrudan kamplara giren orada haftalarca bazi durumlarda aylarca kalarak inceleyen bir suru yazarin dediklerini aktarmadim bile. Gorunen Gulag rehabilitasyona donuk, kalanlarin maas aldigi ( maas duzeyleri sendikalar ve kamplar genel mudurlugu arasinda kararlastirilan) insanlarin meslek ogrendigi ve on yillik cezalari bile kisa zamanda bitirip cikabildigi yerler.

    126. 126 Yusuf Cemal 19 Şubat 14 / 11pm

      Gerçekten sen bizi aptal sanıyorsun Ahmet. Sholomov anlatmıyor. Rogovin anlatıyor. 392. sayfanın son cümlesi. 1937 Sonbaharında ne başlamış? Bir bakıver. Yani rehabilitasyon değil, bildiğin imha kampı. Senin “bizim sevdiğimiz”, “anti stalinist”, “anti komünist” olduğu için alıntıladığın yazar söylüyor bunu. Rogovin’e anti komünist dedin ya, bravo bu arada.

      Yalnız, bir anonim sana bi ara kafayı takmıştı. Senin wikipedia üzerine söylediklerini o da, biz de hatırlıyoruz. Şimdi tutup, CIA/FBI felan filan tarafından manüple edildiğini iddia ettiğin bir internet ansiklopedisini bu kadar kolayca referans veremezsin, ondan kolayca alıntı yapamazsın. Mantık ve tutarlılık gereği.

      Ahmet kabul et artık. Eğer 1930larda olsaydın, sen de bizle birlikte kurşuna dizilecektin. O zamanlarda olmadığın için “rehabilite” edilemiyorsun şu an. Uzun ömürler dilerim.

    127. 127 Ahmet 20 Şubat 14 / 3pm

      Yusuf Cemal,
      Niye ikide bir zekani tartismaya aciyorsun, suphen varsa kendin degerlendir, ben yazdiklarinla ilgileniyorum ama yine hata yapiyorsun.
      yukaridaki yazini alintiliyorum. “379. sayfa.
      “Bu bir kac yil… Kolyma’nin altin cagiydi”
      “Berzin’in 1937′nin ortasinda tutuklanmasindan sonra, Kolyma’da hersey dramatik olarak kotuye gitti, ozellikle fazlasiyla tehlikeli ‘T’ harfine sahip olanlar icin.

      Sholomov bu ozel direktiflerin oldurme, asla canli cikmamalari icin emirler oldugunu israrla belirtir.”

      Ardindan o T harfine sahip olanlarin nasil kursuna dizildiklerini anlatir.”” Bu alintidan cikan sonuc kursuna dizilmeleri anlatanin Shalamov oldugu.

      Ama eger sen kamplarda kursuna dizilmeler oldugunu anlatanlar var diyorsan elbette bunu anlatan cok kimse var. Boris Nikoleyavsky bunlardan en onemlilerinden. Rogovin orada Nikolayevski den alinti yapiyor.

      Shalamov kamplarda bir kac kere tutuklanmis ama Nikolayevski bir kere bile tutuklanmamis. Kendisi eski menseviklerdendir.

      Bukharin tutuklanmadan bir kac ay once SBKP politburo tarafindan Nikolayevski”de bulunan Marx Engels arsivini satin almasi icin Paris” e gonderilir. Orada bir kac hafta kalir ama Nikolayevski ve Dan cok para istedigi icin arsiv satin alinamaz. Ama bu arada eski sosyalistler olarak Bukharin ve Nikolayevski bir cok sohbetler yaparlar.

      Bukharin tutuklandiginda, Nikolayevski Bukharin”in idam kararini kolaylastiran adice bir sey yapar. Eski bir yoldastan mektuplar adi ile bir kitap yayinlar. Kitaptaki bilgileri aldigi eski yoldasin adini vermez ama bunun Bukharin oldugu aciktir. Nitekim yilar sonra Nikolayevski bu kisinin Bukharin oldugunu aciklar.

      Nikolayevski kitapta zamanin icisleri bakani Yezhov” tan korkunc asagilayici cumlelerle bahseder. Ama biz biliyoruz ki Yezhov ve Bukharin siyasi olarak birbirlerine yakindir. Bunu Bukharin”in karisi uzun uzun anlatir. Tabii Nikolayevski”nin ne kadar yalanci oldugunu da belirterek.

      Lara Bukharin”e gore Bukharin Yezhov”u severdi ve arkasindan kotu konusmasi mumkun degildi. Gorunen Nikolayevski Bukharinciler arasinda ayrilik yaratmak icin Bukharin”in Stalin hakkinda anlattiklarina Yezhov hakkinda olanlari da eklemis. Sonuc MK toplantilarinda Bukharin”in idamini isteyenlerin basinda Yezhov gelir.

      Simdi Ayni Nikolayevski daha sonra sanirim ellili altmisli yillarda amerikaya gocen kisilerle yaptigi gorusmeleri kitaba aktarmisti. Godovin oradan alinti yapiyor. Yani kendi gorduklerini degil ama kendisine anlatilanlar. Nikolayevski”nin yalanci oldugunu dusunursek, Shalamov”un ise kamplarda kaldigini ve birinci el tanik oldugunu, Shalamov”un dedikleri bence gercege daha yakin.

      Boris Nikolayevski daha sonraki yillarda zaten iyice sagcilasir ve Hoover Instution archives in yoneticisi olur. Bu kurum daha sonra Trocki” arsivini de satin alacaktir. Hoover CIA ile yakin baglari olan bir kurumdur ve Kerensky”den Nikolayevski ye kadar bir cok anti komunist eski solcuyu ise alir.
      Trocki arsivini oraya verirken 1980 yilina kadar yayin yasagi koyarak verir. Yani Trocki arsivlerini CIA nin gormesinde sakinca gormez, ama solcularin ve diger aydinlarin gormesinde ise buyuk sakinca vardir. Iste bu arsivlerden Trocki”nin arsivlerini verdiginde kaydedilmis 6 tane mektubu yok edilmistir. Mektuplarin arsive kayit numaralari vardir ama kendileri yok. Nikolayevski”nin arsiv aski bu kadardir.

      Arch Getty idi sanirim bu mektuplari calanin Trocki”nin karisi oldugunu dusunur, Furr ise sanirim Isaac Deutscher oldugunu tahmin eder. Ama hem kim calarsa calsin bu Nikolayevski”nin bilgisi dahilinde olan bir sey.

      Rogovin kendisine trockist diyor ama ben mesela onun Volgokonov gibi baska anti kapitalist rus yazarlardan bir farkini bulamadim. Stalin hakkindaki ayni tezler. Ustelik kendi verdigi arsiv bilgileri bile aksini gosteriyorken.

      Yalniz arsivlere girebilen bir kac yazardan birisi olarak bir cok yeni bilgiye ulasmis, o yuzden konuyla ilgisi olanlarin okumasi gerekli olan kitaplardan birisi. Ozellikle 1937 Subat Mart plenumuna iliskin verdigi bilgiler cok ilginc.

    128. 128 Ahmet 20 Şubat 14 / 6pm

      Wikipedya meselesine gelince ben her turlu kaynagi kullanirim. Su ana kadar sizle olan tartismalarimizda ozellikle sadece anti stalinist kaynaklari kullanmaya calistim. Gulag kamplarini tartisirken verdigim kaynaklar hepsi Buber Neumann gibi bir nazi Shalamov gibi bir anti stalinistya da Ginzburg gibi bir anti stalinist kisilerdir.

      Bunun nedeni sizin fanatik anti stalinistler olmaniz. Size gore eger bir arastirmaci yazar ya da sahit Stalin”e sovmuyorsa objektif olmasi mumkun degil. O yuzden ben Wikipedia da dahil her turlu kaynagi kullanirim ama elestirerek kullanirim, benim sizden farkim bu.

      Sen wikipedia kaynaklarini hic degerlendirmeden eger anti stalinist ise dogru kabul ediyorsun. Bense degerlendiriyorum. O yuzden sen Trocki”nin oldurulmesi meselesinde cuvalladin.

      Yukarida Shalamov”un anilarindan ornekler verdim. Shalamov tarafsiz bir sahit degildir, olmasi da gerekmez zaten, ama ben onun anilarindan alinti yaparken onun Stalin yonetimine muhalif bir trockist oldugunu ve bu yuzden de tutuklandigini anti stalinist oldugunu dogal olarak yazilarinda bunun etkisinin goruldugunu goze alirim.

      Mesela kamplarda mahkumlarin bir kac bin ruble aylik almasina gelelim. BU dogru ama eksik ve Shalamov”un siyasi durumu ile yakindan ilgili. Yukarida da soyledim, Shalamov ve Berzin siyasi olarak oldukca yakinlar ve 1937 Temmuz”una kadar ( 1937 haziran Temmuz toplantisinin tutanaklari yok, ya da hala sakli o yuzden bu toplantida neler konusuldugu tartisildigi bilinmiyor ama biz sonuclarini biliyoruz, kitlesel tutuklamalar ve idamlar, iskencenin istisnasi durumlar icin de olsa yasalastirilmasi vb) tum mahkumlar, T lerde dahil mesleklerine gore ise yerlestiriliyorlardi. Yani eger muhendis isen muhendis hatta Mudur isen Mudur olarak is veriliyordu ve ayni maasi aliyordun. O donemdeki Trockist muhalefet ozellikle egitimli burokratlardan olusuyordu ve bunlar tutuklandiklarinda meslekleri duzeyinde bir is veriliyordu. Yani bunlar kamplarda da oldukca iyi islerde ve yuksek maaslarla calisiyorlardi. Takii 1937 yilina kadar.

      Ama Shalamov”un yazisindan cikan anlam herkesin bu kadar yuksek maaslarla calisitigi ki dogru degil. O zaman ki sovyet toplumunda ki maas farkliliklari kamplarda da suruyordu, siradan egitimsiz koyluler isciler bu kamplarda cok daha ucuz ucretlerle calisiyorlardi ama Shalamov zaten bu kesimleri sevmedigi icin onlarin calisma kosullarini soylemez bile. Ayni sey Ginzburg”da da vardir. Siradan emekcileri sevmez.

      Wendy Goldman kendisi amerikali bir akademisyendir, 1930 lu yillardaki isci hareketlerini inceler. O yillarda binlerce grev duzenlenir, bunlara iliskin bilgiler fabrika arsivlerinde ve bolge sovyetlerin arsivlerinde mevcut. Goldman bu grevlerdeki isci taleplerinden yola cikarak cok ilginc sonualara ulasir. O donemdeki grevler genellikle yoneticilere ve ucret farkliliklarindaki artislara karsi yapilmakta. Mesela bir teksil iscisi 130 ruble alirken, bir sendika yoneticisi cogunlukla parti sorumlusu oluyorlar 1500 ruble kadar almakta. Mudurlerin maasi ise cok daha fazla. Bu cok sayida greve neden olur. Bu grevlerde komunist partisi merkezi yerel parti liderlerini degil ama iscileri desteklerler. Zaten 1937 firtinasinin bu kadar siddetli olmasinin bir nedeni Goldman gibi yazarlara gore emekcilerle burokratlar arasinda giderek artan bu celiskiler. Gerci bu baska bir tartisma konusu.

      Ayni ucret ve calisma celiskisi kamplarda da var. O yuzden Shalamov sadece kendisini ve egitimli burokratlari anlatir. Onlar iyi para alirken herkesin bir kac bin ruble aldigini anlatir ama ucretler toplumun genelinde dustugu icin kamplarda da azaltilinca buna isyan eder kosullarin kotulestigini iddia eder. Ama tabii oradaki egitimsiz ve apolitik adli suclularin aldigi ucretlerden ve kosullardan bahsetmez. Shalamov icin kamplardaki yoksullar aslinda yoktur.

    129. 129 Yusuf Cemal 22 Şubat 14 / 8pm

      Çarpıtmalarını gerçekten bilmeyen yok Ahmet. 1937 Stalin’in Terör Yılı adlı kitaptan, 1937 yılının başlarındaki çalışma kamplarındaki durumu cımbızlayarak, çalışma kamplarını insanların rehabilite edildikleri bir yer olarak sunuyorsun. Bu cımbızlamaktır. Bu demagojidir. Demagoji denen şemsiye kavramın içinde bu yaptığın da var.

      Çalışma kampları insnaların öldürülmek için kondukları yerler. Özellikle de politik muhalifler için. Özellikle troçkistler için. İstediğim yalanı söyleyebilirsin. Ancak kendini ve kendin gibi tipleri kandırabilirsin.

      Wikipedia’ya CIA manuplesi diyen sensin. Gün Zileli’nin sitesinde seni kaç kere rezil ettik. Troçki’yi kim öldürdü konusunda saçmalık üzerine saçmalık, boş teori üzerine boş teori uydurdun. 5 tane güvendiğin insan say dedik. 5 kişi bile sayamadın. Çünkü onlardan bulacağımız alıntılardan korktun. O kadar yüzsüzsün ki, kendi laflarını kaç kere yedin. Ve hala utanmadan aynı sözleri söylemeye devam ettin. Sen klasik bir paranoid kişiliksin. Bütün paranoidler gibi, boş ve mesnetsiz teoriler ortaya çıkarıyorsun. O sebeple seninle düzgünce tartışamayacağımızı söylemiştik. Alay ve hakaret hak ediyorsun ve alay ve hakaret alacaksın.

    130. 130 Ahmet 22 Şubat 14 / 9pm

      Yusuf Cemal yine kafa bos donmeye baslamis, Rogovin”in kaynaklarini bile tartisamiyorsun, aslinda simdiye kadar senin sevdigin anti stalinsit yazarlar disinda kaynak da vermiyorum ama onlar bile gulaglarin rehabilitasyona donuk yerler oldugunu gosteriyor, hala benimle niye tartismaya calisiyorsun anlamis degilim, sadece sizin kaynaklarinizla tartisiyorum, bu sefer kendini kaybedip saydirmaya basliyorsun.

      Yanlis hatirlamiyorsam Trocki hakkindaki verdigin wikimedia makalesinin tum kaynaklari palavra cikmisti.

      Benden guvendigim bes insan istenmedi, Gun Zileli”nin kaynaklarindan CIA kaynakli olmayan bes kisi istendi. Elbette Sovyet tarihi uzerine arastirma yapan yuzlerce komunist anarsist, liberal ama durust arastirmaci var. Sana bes degil onlarca verebilirim.

      Ama sorun su, sen fanatik bir anti-stalinistsin ve bir nazi kamp gorevlisi olan anti komunust Buber Neuman”in verilerini bile kabullenemiyorsun, bir trockist olan Shalamov”un dediklerini kabullenemiyorsun, Benim veri diye verdigim bu insanlarin anlattiklari, mesela Grover Furr ya da Thurston, Carr ya da Wendy Goldman”i nasil kaldiracaksin?

      Son yirmi senede Rusya daki arsivlere dayali o kadar cok arastirma yapildi ki, en azili desenformasyoncular bile eski iddialarindan cark ettiler, sen hala ayni yerlerdesin.
      Oyleki Rogovin”in kaynaklarini bile tartisamiyorsun, Rogovin anti stalinisttir ve olmeden once Trockist oldugunu iddia etmisti ve kendisiarsivlere ulasan nadir sayida arastirmacidan birisidir. Sen simdi bu adamin kitabinda herkesin bildigi bir kaynaga atif yapilmis sen ona bile karsi cikiyorsun. Ben simdi arsivlere erisimi olan diger anti stalinistleri mesele Volgokonov”u Goldman”i Getty”i ya da Sheila Fitzpatrick”i gundeme getirsem sen kafayi daha fazla yiyeceksin. Biraz daha az fanatik olmayi ve acik goruslu olmayi dene. Aksamlari daha iyi uyudugunu farkedeceksin.

      Bu arada bana hakaret viz gelir.

    131. 131 Gün Zileli 22 Şubat 14 / 9pm

      Çirkefe çirkef vız gelir.

    132. 132 Yusuf Cemal 22 Şubat 14 / 9pm

      Bu lafları söylemen çok iyi oldu Ahmet. Rogovin hakkında. Çok yakında bu laflarını da sana yedirteceğim. O zaman Rogovin’e de bir kulp bulmak zorunda kalacaksın. Ama yine de laflarını yemediğini iddia edeceksin. Göreceğiz bakalım.

      Ondan bundan işine gelmeyince küfür ettiklerinden istediğin anda cımbızlama yap, ona buna CIA ajanı felan de, sonra da her çelişkiye düştüğünde kendini temiz ilan et. Yok öyle yağma Hasan’ın böreği. Fazla beklemene gerek yok Rogovin konusunda. Bakalım Rogovin için sonradan neler uyduracaksın. Merakla bekliyoruz…

    133. 133 Ahmet 22 Şubat 14 / 10pm

      Yani sen Rogovin”in kaynaklarina guvendigini mi soylemek istiyorsun? Rogovin”in kaynaklari uzerinden mi tartisalim meseleyi? emin misin?

    134. 134 Ahmet 22 Şubat 14 / 10pm

      Gun hani burada kufurlu mesajlar yazilmiyordu, tum kontroller onun icin konmustu, bu karar kaldirildi mi yoksa senin ayricaligin mi var?

    135. 135 Gün Zileli 22 Şubat 14 / 10pm

      Küfrü göster hemen kaldırayım.

    136. 136 Ahmet 22 Şubat 14 / 11pm

      Yazdigin son mesajlarin hepsi kufurlu. Gun agzin cok bozuk bence bir sorun yok ama bir de milletin yazilarini kufur var bahanesi ile sansurluyorsun, senin agzinin bozuk olma hakki varsa herkesin olmasi gerekir. O zaman mesajlarin yayinlanmadan once denetlenmesi kuralini kaldirmalisi eger kendine saygin varsa.
      Seni bu konuda daha once de uyarmistim, o zaman da bana goster dedin, gosterdim ozur diledin ama ayni sey devan ediyor. Ben de dahil bir cok insana kufur ediyorsun.

    137. 137 Gün Zileli 22 Şubat 14 / 11pm

      Bir tanesini örnek ver. Eğer gerçekten küfürse kaldıracağım.

    138. 138 Anonim 23 Şubat 14 / 1pm

      Ahmet, Anti-Stalinistlerin kaynaklarını da kullandığını söyledin, o zaman aşağıdakini de okumadan hemen yalan diyemezsin.

      Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları

      Ayşe HÜR
      Radikal GAZETESİ

      8 Nisan 1944’te Kızıl Ordu, Almanların boşalttığı Kırım’a girer girmez, ‘Nazi işbirlikçisi’ diye yaftalanan tüm Tatar toplumu cezalandırılmaya başlandı. Binlerce Tatar daha ilk günlerde idam edildi.

      Önce bir açıklama ve bir özür. İki hafta önce yayımlanan ‘Semerkand’da ölümle randevumuz mu var?’ başlıklı yazımda yer alan bir alıntıyla ilgili olarak, Profesör Kadir Cangızbay’dan bir katkı notu aldım. Hocam özetle şöyle diyordu: “’Bilgi’ meselesinde yol alabilmek için, her şeyden önce şunu bilelim: ‘Bilgi çağı/toplumu’, yanlış ve müthiş yanıltıcı bir çeviri; doğrusu, ‘information/informatics= malumat/haberdarlık çağı/toplumu’; işin Türkçesi, enformasyon, öznesi olmadığımız bir bilme durumudur. Ayrıca, sadece İngilizce kaynaklardan beslenenler connaitre=tanımak ile savoir=bilmek/bilgi arasındaki farkı da tam olarak kavrayamıyorlar. Ancak, daha da önemlisi, ‘bilgi’nin çok sayıda türü var: Bilimsel, sağduyusal, teknik, felsefi vb…; kısacası, ‘bilgi’ bizde genellikle algılandığı gibi, sadece ‘bilimsel bilgi’ değil…”

      Hocam doğrudan beni eleştirmiyordu belki ama hak vermemem mümkün mü? Her hafta bu sayfalarda, sizlere ‘bilimsel bilgi’ değil ‘malumat’ sunduğumun farkında olmaz mıyım? Her hafta değişik bir konuda yazma zorunluluğu, beni belli bir konuda uzmanlaşmaktan alıkoyduğu gibi, zaman zaman maddi hatalar yaparak mahcup olmama da neden oluyor. Nitekim geçen haftaki yazımda, fahiş bir bilgi hatası yaparak, Dündar Bey’i öldürenin Orhan Gazi olduğunu yazdım. Doğrusu Osman Gazi olacaktı. Özür dilemek yeter mi, bilmiyorum. Ama mahcubiyetim hakikaten çok büyük.

      Bu hafta da, yine uzmanlık bilgisinden ziyade ‘malumat’la inşa edilmiş bir yazıyla karşınızdayım. Bunların ‘bilgi’ haline dönmesi için sizlerin büyük çabası gerekiyor. Yazı, şimdilik kanlı bir iç savaşın eşiğinden dönmüşe benzeyen Ukrayna’nın Kırım bölgesinin kadim halklarından Kırım Tatarları’nın (Kırım Tatarları diyorum çünkü, eski SSCB coğrafyasında yaşayan başka Tatarlar da var) trajik hikâyesine dair. Sürç-i lisan edersem, şimdiden affola…

      ALTIN ORDA’NIN BAKİYESİ

      Kırım Tatarlarını, Gotlarla Alanların bir karışımı olarak görenler de var ama bugün Cengiz Han’ın ölümünden sonra ortaya çıkan Türk-Moğol hanlıklarından biri olan Altın Ordu (ya da Altın Orda) Devleti (1240-1443) döneminde Müslümanlaştıkları ve Türkleştikleri kabul ediliyor. Altın Orda Devleti’nin yıkılışından sonra kurulan Kırım Hanlığı, 1774 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı kalmış, 1792 Yaş Antlaşması ile Rus Çarlığı’nın egemenliğine girmişti. Dönemin Rus Çariçesi II. Yekaterina’nın “Kırım Tatarsız Kırım” politikasının sonucu olarak Tatarlar 1810, 1840, 1855, 1860, 1874, 1880 ve nihayet 1905 tarihlerinde dalgalar halinde Osmanlı İmparatorluğu’na göçederken, yerlerine Ruslar iskan edildi. 1917’ye gelindiğinde Tatarlar 700 bin civarındaki Kırım nüfusunun ancak dörtte birini oluşturuyorlardı.

      1917 BOLŞEVİK DEVRİMİ

      1917 Bolşevik Devrimi sonrasında Kırım, Tatar, Alman, Beyaz Rus milliyetçilikleriyle Bolşevikler arasında muharebe alanına döndü. İktidar, taraflar arasında gidip geldikten sonra nihayet Ekim 1920’de Bolşevikler kazandı. Yerel komünist liderlerin arzusu hilafına fakat Lenin’in isteğiyle Kırım Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. Tatar milliyetçisi Veli İbrahimov’un başını çektiği Milli Fırka kendini feshetti ama fırkanın sol kanadı, otonom bir yönetim içinde faaliyetlerine devam etme imkanı bulabileceklerini düşünerek komünistlerle ittifakı seçti. Bu sayede Tatarlara yönetimde yer verilmeye başladı, Tatarca okullarda okutuluyor, Tatarca kitaplar, dergiler basılıyordu. Bu özgürlük hali, Lenin’in Ocak 1924’te ölümü ve yerine Stalin’in geçmesiyle sona erdi. Yerimiz olmadığı için Stalin’in ‘milliyetler politikası’nın neden ve hangi açılardan Lenin’in politikalarından farklı olduğunu anlatamayacağım ama sonuç olarak 4 yıl içinde ‘Kırım Tatarlarının Altın Dönemi’ sona erdi. Veli İbrahimov, Belarusya’dan getirilen Yahudilerin Kırım’a yerleştirilmek istenmesine karşı çıktığı gerekçesiyle, Şubat 1928’de tutuklandı, bir kaç ay sonra da idam edildi. Aynı yıl Arapça Tatar alfabesi Latin harfli alfabe ile değiştirildi. (1938’de Latin’den Kiril alfabesine geilecekti.) 1930’larda devlet kadrolarındaki Tatarlar ayıklanmaya başlandı.

      Bu yıllar aynı zamanda, Ukrayna’daki zengin toprak sahibi sınıfın (ki bunlara ‘kulak’ deniyordu) sert politikalarla tasfiye edildiği yıllardı. Toprakları kolektif çiftliklere dönüştürülen ‘kulak’lar Sibirya’ya sürülürken aralarında binlerce Tatar milliyetçisi de vardı. 1931-1933 yılları arasında kolektivizasyonu izleyen kıtlık sonucu 100 binden fazla Rus, Ukraynalı, Kırım Tatarı ve diğer Kırımlılar öldü.

      Sonuç olarak, 1936 tarihli bir Sovyet ansiklopedisine göre o tarihte Kırım’da yaşayan 875 bin kişinin yüzde 43,5 Rus, yüzde 10’u Ukraynalı, yüzde 23,1’i Tatar (ki bu oran 202.000 kişiye tekabül ediyordu), yüzde 7,4’ü Yahudi, yüzde 5,7’si Alman’dı.

      1941 ALMAN İŞGALİ

      22 Haziran 1941 günü, 3 milyon Alman askeri, Barbarossa Harekatı kapsamında SSCB topraklarına girdi. Hızlı Panzer tankları ve savaş uçakları sayesinde Alman ordusu büyük bir engelle karşılaşmadan ilerlemeye başladılar. 21 Ekim 1941’de Kırım Yarımadası’nı anakaraya bağlayan Perekop kıstağında Sovyet ordusu Almanlara yenildi ve Hitler orduları Kırım’ı işgal ettiler. Tatarların ‘kulak’ denilebilecek kesimleri, milliyetçi unsurları, Stalin döneminin baskılarından sonra, Nazileri adeta kurtarıcı olarak görmüşlerdi. Naziler de durumu fark ederek, Tatar milliyetçileriyle iyi ilişkiler kurmaya çalışmışlardı. Öyle ki, Tatarlardan oluşan bir polis gücü, Yayla Dağları’ndaki Kızıl Ordu partizanlarına karşı şehri ‘savunmaya’ başlamıştı. İddialara göre o yıllarda görünüşte tarafsız ama içten içe Alman yanlısı bir politika güden Türkiye, Kırım Tatarlarını Nazilerle işbirliğine teşvik ediyordu. Hatta Mavi Alay adı verilen bir de birlik kurmuşlardı. Bunun dışında, Nazilerin, esirlerden oluşturduğu birlikler içinde de Tatarlar vardı. Nisan 1944’te geri çekilen Alman orduları, aslında ‘insanaltı bir ırk’ diye aşağıladıkları binlerce Tatar’ı yanlarında götürdüler. Gidenlerin bir kısmı esir statüsünde götürülmüştü, bir bölümü ise işbirlikçi olarak başlarına gelecekleri öngördüklerinden gönüllü olarak gitmişti. Almanların Tatarları götürme nedeni ise fabrikalarda köle işçi olarak çalıştırmaktı.

      NAZİLERLE İŞBİRLİĞİ Mİ?

      İleriki yıllarda, Sovyet (ağırlıklı olarak Slav) tarihçileri, işte bu tarihçe yüzünden, Tatarların ‘milletçe’ Sovyetler Birliği’ne ihanet ettiğini iddia ettiler. Tatar tarihçileri ise bazı işbirlikçiler olmakla birlikte, genel olarak Tatarların Alman ve Rus zorbalığı arasında ezildiğini ve bazı unsurların istemedikleri işleri yaptıklarını söylediler. Batılı tarihçiler ise Tatar zenginlerinin ve milliyetçilerinin başlangıçta Nazileri kurtarıcı gibi gördüklerini ve gerek gönüllü olarak gerekse esir düştükleri için Nazilere destek verdiklerini, vermek zorunda kaldıklarını belirttiler. Ancak aynı şekilde, Kızıl Ordu’da veya partizan grupları arasında da pek çok Kırım Tatarının bulunduğunu hatırlattılar. Gerçekten de, 1941 yazında SSCB’de seferberlik ilan edildiğinde, 20 bin Kırım Tatarı Kızıl Ordu’da silah altına alınmıştı. Kızıl Ordu’da kahramanlık madalyası alan 80 kadar Kırım Tatarı vardı. Kızıl Ordu’da kahramanlık madalyası alan 80 kadar Kırım Tatarı vardı. Bunlardan Ahmethan Sultan adlı pilot iki kez kahramanlık madalyasına layık görülmüştü. (Bu kişinin hikâyesi 2013’te Rusları derinden etkileyen bir filme konu oldu.) Rıfat Mustafa liderliğindeki bir Tatar birliği Nazilerin elindeki 46 mahkumu kurtarmış, 2 tank ve mühimmatı ele geçirmişti. Kısacası, Kırım Tatarlarını toptan ‘hain’, ‘işbirlikçi’, ‘casus’ olarak damgalamak büyük haksızlıktı. Ama daha da büyük haksızlık, Moskova tarafından Kırım Tatarlarına kesilen cezadaydı.

      17/18 MAYIS 1944: KARA GÜN

      8 Nisan 1944’te Kızıl Ordu, Almanların boşalttığı Kırım’a girer girmez, Tatarlar cezalandırılmaya başlandı. Tatarların kitlesel ihanetlerine ilişkin söylence öyle hızlı yayılmıştı ki, binlerce Tatar daha ilk günlerde idam edildi. Ölü bedenler, günlerce idam sehpası olarak kullanılan Akmescit’in (Simferopol) caddelerindeki ağaçlarda asılı kaldı. Ama esas 17-18 Mayıs 1944 gecesi, Kırım Tatarları için ‘Kara Gün’ olacaktı. Kızıl Ordu’nun mekanize birlikleri tüm Tatar köylerini sardı ve halkı yanlarında çok az eşya ile birlikte tren istasyonlarına yönlendirdi. (Şehirlerden de sürgün yapılmıştı ama sayıları çok daha azdı.) O günü yaşayanlar aynen Nazilerin Yahudilere yaptığı gibi topluca öldürüleceklerini düşündüklerini anlatacaklardı sonradan. Havalandırması olmayan yük vagonlarına tıkıştırılan binlerce insan, aç biilaç Orta Asya’ya doğru yola çıkarıldılar. Bir anlatıya göre, Arabat adlı balıkçı köyünün ahalisinin sürülmesi o gün unutulmuş, durumu fark eden Kızıl Ordu komutanı, köylülerin bir gemiye bindirilmesini ve geminin Karadeniz’de batırılmasını emretmişti. Nitekim, geminin kapakları açılarak batması sağlanmış, ardından yetkililer Moskova’ya ‘sürgünün başarı ile tamamlandığını’ rapor etmişlerdi.

      SÜRGÜN YILLARI

      Sürgünlerin küçük bir kısmı Sibirya’nın Urallar bölgesinde, Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlı Udmurt ve Mari otonom bölgelerine, büyük kısmı Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne gidecekti. Sürgünlerin sayısı konusunda farklı rakamlar var ama en düşük rakam 151 bin (küsuratı şimdi ve daha sonra yuvarladım) en yüksek rakam 191 bin civarında. En düşük rakam olan 151 bin kişinin 68 bini çocuk, 56 bini kadındı, “yani Nazilerle işbirliği yapmış olması neredeyse imkansız olanlardı” diyor yazar. Erkeklerin azlığı bir kısmının Kızıl Ordu’da ve partizan gruplarında görev alması, bir bölümünün Almanya’ya götürülmesiyle/gitmesiyle açıklanabilir herhalde.

      Aslında Özbekistan’ın başkenti Taşkent dağıtım istasyonu olarak kullanılmıştı. Sürgünler Fergana Vadisi’nden Kaşga Darya çöllerine kadar geniş bir coğrafyaya sepriştirilmişti.Sürgünler elbette şehirlere yerleştirilmemişlerdi. Şehirlerin çeperlerinde, köylerde, bozkırda, son derece elverişsiz barınaklara tıkıştırılmışlardı. Çoğu durumda etrafı tel örgüyle çevrili kamplarda kalıyorlardı. Üstelik, büyük aileler, aşiretler, boylar olarak yaşamaya alışmış Tatar köylüleri, çekirdek ailelere bölünerek uzak coğrafyalara serpiştirilmişti. Hatta aileler bile parçalanmıştı bazı hallerde.

      Bütün bunlardan, Tatarların, Özbekistan ve Kazakistan bölgesinin Müslüman-Türk kökenli halkı tarafından asimile edilmelerinin hedeflendiği anlaşılıyordu. Ancak ‘düşmanla işbirliği yapmış halk düşmanları’ oldukları düşünüldüğünden yerel halktan son derece kötü muamele gören Tatarların asimile olmalarını bırakın, hayatta kalmaları bile çok zordu. Tatarlar esas olarak Alman ordularının eline geçmesin diye geri hatlara taşınmış fabrikalarda çalıştırıldılar. Bir diğer istihdam alanı pamuk ‘gulag’larıydı. Çalışma saatleri çoğu zaman 12 saate varıyordu. Kamplarda elverişsiz koşullar yüzünden salgın hastalıklar kol geziyordu. Fergana Vadisi dışında bölgeye egemen olan çöl iklimi ve hepsinden önemlisi aile ve sıla hasretini de ekleyince, o yıllarda Kırım Tatarlarının ne büyük acılar yaşadığını kestirebilirsiniz. Sibirya’daki hayat koşulları daha da sertti ama bu bölgeye ait istatistik yok elimizde. Genel kanı ilk beş yıl içinde sürgünlerin yüzde 30’unun öldüğü yolunda. Sonuç olarak savaş öncesinde 218 bin Kırım Tatarı’nın 80 bini 1949 yılına gelindiğinde, Naziler, savaş ve sürgünler yoluyla imha olunmuştu.

      STALİN DÖNEMİNİN DİĞER KURBANLARI

      Burada bir parantez açmak istiyorum. Stalin döneminin sert politikalarından sadece Kırım Tatarları çekmedi. 1917-1953 yılları arasında yaklaşık 1,6 milyon insan şu veya bu suçlamayla veya nedenle yerinden edildi, bunların 530 bini şu veya bu şekilde hayatını kaybetti. Savaş yıllarının ilk sürgün emri, Eylül 1941’de Volga Almanları için çıkarılmıştı. (Bu Almanlar, II. Yekaterina tarafından bölgeyi şenlendirmek için davet edilmişlerdi.) Bu bir çeşit ‘önlem’ olarak anlayışla karşılanabilirdi ama Ekim-Kasım 1943’te 74 bin Karaçay’ın, Aralık 1943’te 131 bin Kalmık’ın, Şubat 1944’te 408 bin Çeçen’in ve 93 bin İnguş’un, Nisan 1944’te 43 bin Balkar’ın, Mayıs 1944’de 191 bin Kırım Tatarı’nın ve Kasım 1944’te 200 bin Meşhed Türkü’nün sürülmesi en iyimser adlandırmayla ‘etnik temizlik’ idi. Hatta ‘soykırım’ denmesi bile mümkün. (Bu halklardan sadece Kalmıklar Budistti. Diğerleri Müslümandı. Bizde daha çok Ahıska Türkü diye bilinen Meşhed Türkleri, Sovyetlerin Türkiye ile ilgili planları yüzünden sürülmüştü.)

      SAVAŞ SONRASI NAFİLE ÇABALAR

      Parantezi kapatıp devam edelim. Savaş bittiğinde, Kızıl Ordu’da görevli Tatar erkeklerine (9 bine yakındılar) ailelerini arama izni verildi. O güne dek Tatarları hain olarak damgalayan Özbekler karşılarında kolu bacağı kopmuş, göğsünde kahramanlık madalyaları taşıyan Tatar erkeklerini görünce birden madalyonun öteki yüzünü fark ettiler ama iş işten geçmişti.

      Bu erkekleri elbette çok üzücü hikâyeler bekliyordu. Çoğu aile üyesi ölmüştü. Sağ kalan bireyleri bulmak adeta imkansızdı çünkü sürgünler çok geniş bir coğrafyaya serpiştirilmişti. Bazı dul kadınlar Özbek erkekleriyle evlenmek zorunda kalmıştı. Kısacası, artık onarılması güç yaralar vardı.

      Orta Asya’da bunlar olurken, 1945’te, Lenin’in armağanı olan Kırım Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ‘oblast’ düzeyine indirilmişti. Kırım Tatarlarının dili ve tarihi okul kitaplarından çıkarılmıştı. Tatarlara ait her türlü milli sembol imha edilmiş, camiler, Müslüman mezarlıkları, çeşmeler yıkılmıştı. Tatarca yer isimleri değiştirilmiş, Tatarlardan boşalan yerlere Slavlar (Ruslar ve Ukraynalılar) yerleştirilmişti. 1952’ye kadar, Kırım Yarımadası, Ermeniler hariç tüm Slav olmayan topluluklardan (Bulgarlar, Rumlar, Yahudiler ve diğerleri) temizlendi. 1954’te Kırım Oblast’ı, Ukrayna’nın Rus Çarlığı’na bağlanışının 300. Yıldönümü şerefine, Rusya Sovyet Cumhuriyeti’nden alınıp Ukrayna Sovyet Cumhuriyeti’ne bağlandı.

      MAVİ ALAY’IN HAZİN SONU

      Bir de Türkiye’nin rolünün olduğu bir cezalandırma eylemi var. 1944 yılında Almanlar Kırım’dan çekilirken, Türkiye’nin teşvikiyle oluşturulduğu ileri sürülen Mavi Alay’ın askerleri, aileleriyle birlikte (sayılarının 7 bin civarında olduğu söyleniyor) Almanya’ya gitmişlerdi. Alayın askerleri önce, İtalya’nın Pazulla bölgesine yerleştirilmişler, Müttefik orduları İtalya’ya girince, Avusturya’nın Drauburg bölgesine yerleştirilmişlerdi. Ancak İngilizler Avusturya’yı işgal edince bu sefer esir olarak Dellach Kampı’na nakledildiler. Rivayete göre kampın Kızıl Ordu’ya teslim edilmesi emir geldiğinde (İngilizler güya Moskova’dan bu kişilerin öldürülmeyeceklerine dair söz almışlardı), kadın, erkek, çocuk, yaşlı binlerce Tatar Drau nehrine atlamışlardı. Geriye kalanlar bir trene bindirilerek Türkiye’ye gönderileceklerdi. Sürgünler, çilelerinin bittiğini sanmışlardı ancak, hiç ummadıkları bir son bekliyordu onları. Türkiye Mavi Alay mensuplarını ve ailelerini Sovyetler Birliği’ne teslim edecekti. Teslimat 1945 yılının Mayıs ayında gerçekleştirilecekti. Tren sınıra geldiğinde, Türk askerleri trenden indiler. Ölümün mukadder olduğunu düşünen sürgünlerin bir kısmı sınırın yakınındaki Kızıl Çakçak baraj gölüne atlayarak intihar etmeyi seçti. İntihar etmeyenler ise, sınırı geçer geçmez Sovyet askerleri tarafından kurşuna dizildiler.

      Bu katliamda ölenlerin sayısı konusunda çelişkili ifadeler var. Örneğin konuyu ilk ele alanlardan biri olan Avni Özgürel, 2003 tarihli Radikal yazısında 2000 bin kişinin öldürüldüğünden sözederken, 2006 tarihli yazısında 200 kişinin öldürüldüğünü belirtiyor. Başka kaynaklarda da benzer çelişkili rakamlar var. Sonuç olarak öldürülen kaç kişi olursa olsun, ya da hiç kimse öldürülmemiş olsun, milliyetçilik, soydaşlık denilince mangalda kül bırakmayanların siyasi çıkarlar gerektirdiği zaman ne kadar acımasız olabileceğine dair çok tipik bir örnek olan bu trajik olay, Türkiye’de toplumun kolektif belleğinde iz bırakmadan unutuldu gitti.

      STALİN’İN ÖLÜMÜ

      Kırım Tatarları için ilk umut ışığı, 1953’te Stalin’in ölmesi ile belirdi. Ama ilk yıllarda hiç adım atılmadı. SSCB Komünist Partisi’nin yeni Genel Sekreteri Kruşçev, 1956’da kapalı kapılar ardında yaptığı konuşmada, Stalin döneminde bazı halkların ‘Nazi işbirlikçisi, casus, hain’ olarak kolektif olarak suçlanmasının haksızlık olduğunu itiraf etti. Ama parti kamuya açık bir özür dilemedi. Bunun yerine, 1956’da Kalmıklar, Karaçaylar, Balkarlar, Çeçenler ve İnguşlara yurtlarına geri dönüş izni verildi, dahası bu halkların eski yönetim birimleri yeniden oluşturuldu. Ama Kırım Tatarları, Meşhed Türkleri ve Volga Almanlarına dönüş izni verilmedi. Bu ayrımcılığın nedenlerini tam olarak bilemiyorum ama, ne o yıllarda ne de daha sonra, Kırım Tatarları ve Meşhed Türkleri’nin kaderi ile, Türkiye de dahil, tek bir Müslüman ülkenin bile ilgilenmediğini biliyorum.

      SOVYET LİBERALLERİN İLGİSİ

      1964’te Tatarlar politik olarak örgütlenmeye başladılar. Aynı yıl bireysel düzeyde Alman kökenliler, 1967’de Kırım Tatarları, 1968’de Meşhedliler hakkındaki ‘rejim düşmanlığı’ suçlaması geri çekildi ama kolektif haklar iade edilmedi. 1968’de Özbekistan Komünist Partisi, Tatarların Kırım’da kurulacak ayrı bir ‘oblast’a dönebileceklerini söylediyse de yıl sonuna kadar ancak 148 ailenin dönmesine izin verildi. 1969’da Sovyet (Slav) liberalleri örneğin Ukraynalı sibernetik uzmanı General Grigenko, Rus yazarı Kosterin Tatarların haklarını büyük bir coşkuyla savunmaya başladılar. Bunlara Rus yazarları Sakharov, tarihçi Yakir, matematikçi Volpin, ekonomist Krasin ve diğerleri katıldı. Moskova’nın buna tepkisi sert oldu. 1969-1970’te bazı Tatar aktivistler Taşkent’te yargılandılar. Cezalandırma olmadı ama Tatarların Kırım’a dönme yolları da açılamadı. 1970’te Sakharov, Turchin, Medvedev gibi entelektüeller konuyu yeniden gündeme getirdiler. Ama küçük gruplar halinde geri dönenlere göz yumma dışında önemli bir adım atılmadı.

      Bu yıllarda Kırım, Sovyet elitlerinin sayfiye yeri haline gelmişti. Kıyılarda ‘daça’lar, gençlik kampları sıralanıyordu. Tatarların mülkleri Slav kökenliler arasında pay edilmişti. Bölge halkı Tatarlardan ‘Moğol kökenli yabancı bir halk’ olarak bahsediyordu. Güya Tatarlar, Hunlar ve İskitler gibi bir zamanlar bölgeyi istila etmişler, sonra da yerleşmişlerdi. Savaşta da Nazilerle işbirliği yaptıkları için buradan gönderilmişlerdi. Kısacası Tatarlar Kırım tarihinden adeta silinmişlerdi.

      Tatarların geri dönmesi ancak 1989’da SSCB’nin dağılmasından sonra mümkün olabildi. 14 Kasım 1989 tarihli Yüksek Sovyet Beyanatı’nda “Stalin döneminde toplu olarak sürülen halklara uygulanan barbarlığın yasal olmadığı” kabul edildi ama bu barbarlığın telafisi için bir şey yapılmadı. O dönemde sayıları 500 bine yaklaşan Tatar nüfusun ancak 150 bini Kırım’a dönebildiler. Çoğu için burası hiç tanımadıkları bir ükeydi. Üstelik bölgenin yerleşik unsurları (zenginleri, mafyası, komünist kadroları) da onlara sempati ile bakmıyordu. Gelenlerin çoğu, şehirlerin dışına kurulan kamplarda kalmaya mecbur bırakıldılar. Şehirlerin etrafında yoksul Tatar barakaları boy gösteriyordu. 1990 sonrasını merak edenler internette bolca malumata ulaşabilirler.

      Sonuç olarak, Kırım Tatarlarının ve diğer Sovyet halklarının Stalin döneminde başına gelenler, esas olarak milliyetçilik-komünizm çatışması veya savaş yıllarının bir anomalisi olarak değerlendirildiği için tüm dünyada sol çevrelerin yüreğini titretmedi. Batı ülkelerinde ise, özel olarak Doğu Avrupa, genel olarak ise Doğu toplumu olarak görülen SSCB coğrafyasına pek ilgi duyulmadığı için bu trajediler üzerine konuşulmadı bile. Bugün Avrupa’da nispeten konuya ilgi arttıysa da (Ukrayna’da muhalefeti bu ilginin cesaretlendirdiğini biliyoruz) Türkiye’de bu konu hala Türk-İslam sentezcilerinin ilgi alanına giriyor. Halbuki, 1864 Çerkes, 1915 Ermeni ve Süryani, 1919-1922 Pontus, 1938 Dersim soykırımlarının tanınması ve telafisi için nasıl ısrarla çabalıyorsak, 1912-1918 arası Balkanlar’da, 1924-1953 arasında SSCB’de meydana gelen etnik temizlik ve soykırımlar için de aynı duyarlılığı göstermeliyiz diye düşünüyorum.

      Özet Kaynakça
      Brian Glyn Williams, “The Exile and Repatriation of the Crimean Tatars”, Journal of Contemporary History, Vol. 37, No: 3, July 2002:323-347, Isabelle Kreindler, “The Soviet Deported Nationalities: A Summary and an Update”, Soviet Studies, Vol. 38, No. 3, July 1986:387-405, V. Stanley Vardys, “The Case of the Crimean Tartars”, Russian Review, Vol. 30, No:2, April 1971:101-110, I. Aydıngün, A. Aydıngün, “Crimean Tatars Return to Home: Identity and Cultural Revival”, Journal of Ethnic and Migration Studies, No: 33 (1), 2007: 113-128, Tatars of the Crimea: Their Struggle for Survival, Editor: Edward Allworth Durham, Duke University Press, 1988, Ann Sheehy and Bohdan Nahaylo, The Crimean Tatars, Volga Germans and Meskhetians: Soviet Treatment of Some National Minorities, London: Minority Rights Group Report, 1980, Müstecip Ülküsal, Kırım Türk-Tatarları (Dünü-Bugünü-Yarını), Baha Matbaası, 1980, Patrick Von zur Mühlen, Gamalıhaç ile Kızılyıldız Arasında, Çeviren: E.B. Özbilen, Mavi Yayınları, 1984, Avni Özgürel, “Özgürlük umuduyla yıkım”, Radikal, 16.11.2003, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=95642, Avni Özgürel, “Osmanlı’da hak savaşları”, Radikal, 12.03.2006, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181101

    139. 139 Ahmet 23 Şubat 14 / 9pm

      Anonim, su cumlene bir bak, “Anti-Stalinistlerin kaynaklarını da kullandığını söyledin, o zaman aşağıdakini de okumadan hemen yalan diyemezsin.” once su cumleni bir tartisalim, Ayse Hur”u sonra tartisiriz.

      Once sunu netlestirelim. Ogrenmek istedigim tarihi doneme iliskin komunist fasist desenformasyoncu liberal sosyal demokrat, anarsist anti komunist herkesi okurum. Siz fanatik anti stalinistlerde mesele bu. GUn de dahil olmak uzere sadece kendi dusuncelerinizi destekleyen kisileri okuyorsunuz, bu da sizin zamanla gerceklikten kopmaniza sebeb oluyor. O yuzden Bandera gibi fasistler size halktan insanlar gelebiliyor. Bunun sen de farkindasin o yuzden kendi dusuncelerinle degil baskalarinin yazilarini aktararak tartismayi seciyorsun. Cunki kendi dusuncen yok.

      Ikincisi ben okumadan hic bir seye yalan demem.
      Okuduktan sonra da degerlendiririm, degerlendirme yetenegi insani suru olmaktan ayiran bir seydir.

      Bunu sana kil vermek icin soylemiyorum, ama gercekten mesela koyunlar ya da arilar ayni seyleri kusaktan kusaga hic sorgulamadan yapmaya devam ederler. Degerlendirme yetenegi olan tek hayvan insandir.

      Ama egemenler insanin degerlendirme yeteneginin olmasini istemezler bu yetenegi koreltmek icin ellerinden geleni yaparlar. Mesela dinler, degisik inanclar tanrilar peygamberler hep bunun icin icat edilmistir. Tanrilar ve seytanlar insanin dusunme degerlendirme yetenegini yok etmeye yarar. Dogru degerlendirebilmek istiyorsan, kafandaki tanrilari ve seytanlari reddet. Mantikli dusunebilme yetenegi kazanir misin bilmiyorum ama sosyallesmende faydasi olur. Kendine oz guvenin gelir, en azindan kendi dusuncelerini tartismaya cesaret edersin.

      Burada herkes ya gercek adini ya da bir niki kullanmakta. Ama ben mesela Yusuf Cemal, ya da Mihail firtinaci vb yazdiginda gercek isimleri olup olmamasi onemli degil, ama bilirim nasil bir fikir dunyasina sahip olduklarini. Genelde kendi fikirlerine guvenmeyenler kimliklerini saklayarak buraya gelirler. Sen de kimliklerini saklayanlardan birisisin. Kendine ve fikirlerine guvenin yok, kendince tanrilarin var, ama kendine guvenin olmadigi icin dusunceni bile yazamiyorsun, baskasinin dusunceleri uzerinden tartismaya calisiyorsun. Belkide burada kullandigin bir baska nikin var ama bilinen nikinle tartismaya cesaret edemedigin icin boyle kimligini gizleyerek geliyorsun.

      Ne tanrim ne seytanim vardir. Bu yuzden herseyi okur degerlendirir, ona gore karsi cikar ya da desteklerim. Simdi suru hayvani olmadigini varsayarak, soyle bakalim sen ne dusunuyorsun Ayse Hur”un makalesi hakkinda?

    140. 140 Anonim 24 Şubat 14 / 12pm

      Ayşe Hür’ün yazdıkları, inkarcı Stalinistler dışında herkesin kabul ettiği gerçeklerdir.
      Aslında bir konuda haklısın. Sana ve bir Staliniste bütün bunları örnek vererek tartışmak anlamsız. O yüzden kısaca şunları söylemem bile yeterlidir.
      Stalin bir devletin başıdır. Bütün devletlere karşı olan biri zaten Stalinizme karşıdır. Devlet, sınıflı toplumda hakim sınıfın tahakküm aracıdır. Her devletli toplum sınıflı toplum olduğuna göre Stalin’in başında olduğu toplum da sınıflı bir toplumdur.

    141. 141 pagan 28 Şubat 14 / 9am

      Gün abi selam.

      HDP’nin A las Barricadas’ı seçim şarkısı olarak kullanması hakkında ne düşündüğünü merak ediyorum.

      (Seçim şarkıları, minik anfilerden yayılan, biraz zorlama analojiyle, dinlemek zorunda dayatılan tek boyutlu ses/metin akışıyken, marşı tanımakta güçlük çektim zaten.)

    142. 142 Gün Zileli 28 Şubat 14 / 10am

      güzel bir şarkıdır.

    143. 143 Anonim 28 Şubat 14 / 10am

      HDP bence A las Tarikatas şarkısını kullansın 😀

    144. 144 Anonim 5 Mart 14 / 2pm

      MERHABA
      BEN 12 MART 1997 DOĞUMLUYUM BEN SENEYE BAŞBAKANLIK SEÇİMİNDE OY KULLANABİLECEK MİYİM ACABA KESİN BİR BİLGİ EDİNEBİLİRMİYİM ACABA ACİL…

    145. 145 Rev 9 Mart 14 / 10pm

      Feodalizm-Burjuva ilişkisi ve tarihsel kökenleri için kitap önerisi alabilir miyim Sayın Zileli?

    146. 146 Anonim 14 Nisan 14 / 1am

      abi yazılarınla bundan bir sene evvel tesadüf eseri karşılaştım. başlarda ne yalan söyleyeyim üşendim, okumadım. ta ki haziran olayları patladı, mevzuyu bir de bi anarşistin gözünden okumak için güncel yazılarından okumaya giriştim. o günden bu güne düzenli okuduğum tek insansın. kendime anarşist veya şu bu diyemem ama insan emeğinin, piyasanın, “daha çok karın” kurallarıyla değil de vicdanın yasalarıyla, adaletli bir şekilde paylaşıldığı sömürüsüz bir dünyaya inanıyorum; bu nasıl ne şekilde olur bilmiyorum; proletarya diktatörlüğü mü yoksa devletsiz, anarşist bi devrim mi, bilmiyorum. lisedeyken bi hevesle okuduğum georges politzer’den, leo huberman’ın sosyalizme giriş’inden ne kaldıysa aklımda onunlayım, bu konudaki bilgim vukufum bu kadar. piyasa tonla kitap dolu, zamanım da bol; hangisinden başlasam, nerden yürüsem bilmiyorum. tecrübene ve faydalandığım tek yazar olmana dayanaraktan: eğer -film olur, kitap olur- birkaç tavsiyede bulunursan sevinirim. saygılar

    147. 147 Gün Zileli 14 Nisan 14 / 8am

      Selam anonim kardeşim,

      Sitenin sol tarafında benim yazdığım ve çevirdiğim kitapların listesi var. onlara bir bakıver. Benim otobiyografileri salık veririm. Bir de özellikle Jan Voltin ve E. Ginzburg’un anılarını. Öte yandan, linkini veriyorum aşağıda, beni en çok etkileyen kitaplara bir göz atıver: http://www.gunzileli.com/kitap-rafi/

      Ayrıca aynı yerde anarşist kitaplık var, oradan da bazı kitaplar seçebilirsin: http://www.gunzileli.com/2005/05/27/anarsist-kitaplik/

      Filme gelince, o kadar çok var ki, hangisini söylesem. Ama hemen aklıma gelenleri yazayım:

      Costa Gavras, Z
      Ken Loach, Land and Freedom (Güney Yanığı)
      N. Mikhalkov, Burn by the Sun (Güneş Yanığı)
      A. Wajda, Mermer Adam
      Bertolucci, Dreamers (Hayalciler)

    148. 148 anarşist toplumda ceza 30 Nisan 14 / 12am

      gün abi sana bi sualim var… şimdi, rekabetin yerine işbirliği ve dayanışmayı koyduğumuz bi toplumda, kökeninde ekonomik koşulların zorlamasının bulunduğu, bir başkasının canına, şusuna busuna kasteden eylemlerin (lafı dolandırmadan “suçun”) olmayacağını düşünmek mantıklı. peki bunun dışında kalan “suçlar” (mesela tecavüz gibi) nasıl önlenebilir sence? “bakın, şunları şunları yaparsanız sizi filanca sene kodese tıkarız” mı diyecez mevcut durumdaki gibi? ya da birlik olup toplumdan mı dışlayacağız bu kişileri? ne olacak?

    149. 149 Gün Zileli 30 Nisan 14 / 2am

      Makul bir toplumda bu tür suçların oldukça azalacağı düşüncesindeyim. Ama bu tür suçlar tamamen de ortadan kalkmayacaktır tabii ki. Cezaevinin bir çözüm olmadığı bellidir. Tecrit etmek de fazla ilkel bir ceza olarak görünüyor bana. Peki o zaman ne olacak? Bunun çözümü, bazı “akil”lerin önerilerinin telafi olmaz bir biçimde yasa haline getirilmesi değil, toplumun bu konuyu makul bir tarzda tartışmasıyla bulunacaktır. Ben şimdiden şu yapılmalı desem olmayacak. Ama şunu bilmeliyiz. Bir toplum kendi sorunlarını en uygun biçimde çözmek istersea, en iyi ya da iyiye yakın çözümü de bulabilecektir. Bunların, şu anda senin yaptığın gibi şimdiden tartışılması da yararlıdır. Ama şimdiden kesin yanıtlardan kaçınmak gerekir.

    150. 150 Gün Zileli 30 Nisan 14 / 2am

      ha bir de şunu söyleyeyim. Anarşist toıplum diye bir şey olmayacak bence. Sadece sömürüsüz ve eşitlikçi bir toplum olacak. Bir topluma bir düşünceyi giydirmeye çalışmak yeni bir tarz totalitarizmi doğurabilir. “Komünist” ya da “sosyalist” toplum deneyleriyle bu görülmüştür.

    151. 151 Anonim 30 Nisan 14 / 12pm

      Devlet, insanoğlu için doğal bir yükselme aşamasıdır; çünkü belirtmiştik ki, insanların yaşamları ve varlıklarını sürdürmeleri, ancak yiyecek ve öteki zorunlu gereksinmelerini elde edebilmeleri için bir arada yaşamaları ve yardımlaşmalarıyla olasıdır. Bir araya geldiklerindeyse, beliren zorunluk, onları birbirleriyle iş yapmaya, ilişki kurmaya, gereksinmeleri birlikte karşılamaya zorlar. Ve her birini, elini uzatıp arkadaşındakini alarak gereksinmesini karşılamaya iter. İnsanoğlunun doğal yapısındaki haksızlık, kiminin kimine düşmanlığı gibi hayvansılıktan ötürü… Kendisine haksızlık ve düşmanlık yönelen kimse, öfkesine ve saldırma dürtüsüne uyarak ve bu konuda insana özgü gücün, duygunun sürüklemesine göre karşılık verir ona. Bu yüzden de, öldürmeye yol açabilecek kavgalar meydana gelir. Bu da kargaşaya, kan dökmeye, kişileri yok etmeye götürür. Buysa, insan türünün kesilmesi sonucunu doğurur. Oysa o tür, Tanrının özellikle korumak istediklerindendir. Ne var ki, bu koruma işi, insanların kalıcılıkları bir egemen olmaksızın, başsız kalarak olanaklı değildir, insanları birbirine karşı koruyacak bir egemen baş olmadan… Bundan dolayı, insanlar bir buyurucuya, kaçınılmaz biçimde gerek duymuşlardır. Söz konusu buyurucu, onların üzerinde egemen olan baştır.

      “Halkın başsız bırakılmamasındaki zorunluluk akla dayanır; çünkü, bir arada yaşamak, insanlar için vazgeçilemez bir şeydir. İnsanlar, yaşamlarını ve varlıklarını tek tek yaşayarak koruyamazlar. Bir arada yaşandığı zaman da ister istemez, çekişmeler ve çatışmalar doğar. Amaçlar çatıştığı için… O zaman, bir düzenleyici egemen başta olmazsa, bu durum kargaşaya, insan türünün yok olup kökünün kesileceğini haber veren bir kargaşaya yol açar. Oysa, insan türünü korumak, şeriatın da temel ilkelerindendir.”

      İbn Haldun

    152. 152 Anonim 30 Nisan 14 / 12pm

      abi Bakunin’in çubuğu Panslavizm’e büktüğü doğru mudur?

    153. 153 Gün Zileli 30 Nisan 14 / 1pm

      Bu, Bakunin’in anarşist olmadan önceki dönemine aittir. Bakunin o zaman da barikattan barikata koşan bir devrimciydi ama henüz anarşist değildi ve panslavistti. Anarşist olduktan sonra her türlü milliyetçiliği reddetmiştir. Bkz: E.
      H. Carr, Bakunin çev: G. Zileli, Versus 2006. Bu siteden indirebilirsiniz.

    154. 154 Anonim 4 Mayıs 14 / 11am

      negri ve diğer otonomist marksistlerin görüşleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

    155. 155 Gün Zileli 4 Mayıs 14 / 1pm

      Görüşlerini kendime yakın buluyorum. Negri ve Hart’ın Çoğullukla ilgili katkılarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yeni devrim paradigmasına ilişkin çok önemli bir tespittir bu.

    156. 156 Anonim 11 Mayıs 14 / 8am

      Boko haram mı Gün?

    157. 157 Gün Zileli 11 Mayıs 14 / 9am

      anlayamadım?

    158. 158 Anonim 13 Mayıs 14 / 2am

      Striner ın egoizmini benimsediğini söyleyen biri. Yani kendi hayatını devrimden veya toplumdan daha değerli veya harcanamaz olan gören biri, mücadele adına ne yapabilir? bir de Striner ın görüşleri, sence insanları ve anarşist teori okumaya yeni başlayan bir ergeni nihilizme ve pasifliğe sürüklemez mi?

    159. 159 Gün Zileli 13 Mayıs 14 / 8am

      Bu kişisel bir tercihdir. Meseleyi çoğulluklar olarak almak gerekir. Nasıl doğada her bitkinin, her böceğin, her yaratığın bir yararı varsa ve doğayı tamamlıyorsa, farklı görüşlere de öyle bakmak gerekir. Ben Stirnerci değilim ama Stirner’in birçok görüşünü değerli bulurum. Stirner nihilizme ve pasifizme sürüklemez ama diyelim ki bunlara sürükledi, ben nihilizmi ve pasifizmi de yararlı görürüm. Bireyci bir anarşist, eğer bunu hayata geçirecekse sistemin çarklarına kum dökmek gibi bir etki yapar, sistemi sabote eder. Ne yapacağı konusunda ise bir reaçetem yok ve olamaz.

    160. 160 Anonim 13 Mayıs 14 / 11am

      Anonim, devlet ile Boko Haram örgütü arasındaki çatışmada kimden yana olduğunuzu soruyor galiba.

    161. 161 Gün Zileli 13 Mayıs 14 / 12pm

      bu konuyu inceleyebilmiş değilim. benden daha iyi cevap verecek arkadaşlar vardır mutlaka.

    162. 162 Anonim 13 Mayıs 14 / 1pm
    163. 163 Anonim 24 Mayıs 14 / 2am

      Batı blokunun yerini Rus-Çin bloku mu almaya başlıyor?

    164. 164 Gün Zileli 24 Mayıs 14 / 9am

      yükselen güç gibi görülüyor.

    165. 165 Anonim 27 Mayıs 14 / 6pm

      sizce türkiye de anarşist örgütlenme nasıl?

    166. 166 Gün Zileli 27 Mayıs 14 / 8pm

      Çok zayıf olduğu söylenebilir. Genelde küçük çevcreler var. Bir de Devrimci anarşist Faaliyet (DAF) var. Eylemde başarılılar ama bütün anarşist çevreleri kucaklamaktan uzaklar. Öte yandan, ayrı bir anarşist örgütlenme gerekli midir, o da ayrı bir sorun. Elbette anarşist fikirleri yayan, yayın yapan anarşist örgütler gereklidir ama bence anarşistler, anarşist olmayanlarla, işçilerle birlikte, mücadele temelinde özörgütlenmelere girişseler çok daha iyi olur. Şunu da belirtmeliyim ki, Gezi mücadelesinin fitilini tutuşturanlar, ekolojist anarşistler olmuştur.

    167. 167 Anonim 27 Mayıs 14 / 8pm

      Sosyalizmin sorunları üzerine çok nitelikli ve nicelikli bir külliyatınız var. Peki ya anarşizmin sorunları (özellikle teorik eksiklikleri) üzerine de kapsamlı bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Takdir edersiniz ki salt doğrudan-eylemcilikle ve bu eylemlerden çıkan ampirik sonuçlarla çok fazla mesafe kat edilemez.

    168. 168 Gün Zileli 27 Mayıs 14 / 8pm

      Haklısınız ama Anarşizm üzerine külliyat da fena değildir. Bu sitedeki “Anarşizm Üzerine Yazılar” bölümüne bir gözatın. Ayrıca çevirdiğim kitaplara bir bakın ve şu anda (bugün) yayınlanmış Makhayski hakkındaki yazı da önemlidir (biraz uzuncadır).

    169. 169 Anonim 27 Mayıs 14 / 8pm

      Burjuvazinin ve devletin, teknokrat kadroları yanında toplayarak bilimi ve rasyonaliteyi tekelleştirdiği; emekçilere ise irrasyonel ve gerici ideolojileri (ırkçılık, dincilik, milliyetçilik, cinsiyetçilik, apolitizm, hedonizm vb.) durmadan empoze ettiği koşullarda, buna karşı Aydınlanmacı bir eksende mücadele etmek gerekmez mi?

    170. 170 Gün Zileli 27 Mayıs 14 / 11pm

      Aydınlanmacılık içinde aydın despotizmini de barındırır ve ezilen kitlelerin üzerinde bir seçkinler diktatörlüğüne yol açabilir bence.Ezilen sınıfların her türlü burjuva düşüncesini yerle bir ettiği devrimci bir yönelim daha geçerlidir gibi geliyor bana.

    171. 171 Anonim 29 Mayıs 14 / 6pm

      Ekonomik liberalizmle sosyal ve siyasi liberalizm arasında ve ekonomik devletçilikle eşitlikçi komünist toplum arasında nasıl bir bağ vardır?
      Liberalizm=Kapitalist sömürü, Devlet=Hakim sınıfın baskı aygıtı demek ne kadar doğrudur?

    172. 172 Gün Zileli 29 Mayıs 14 / 6pm

      ekonomik devletçilikle eşitlikçi komünist toplum arasında hiçbir bağ yoktur. Geçmişteki sosyalizm deneşleri devletçilik siyasetleriyle böyle bir yanılsama yaratmışlardır. Liberalizm, devletin baskı aygıtından kopuk değildir. ikisi işbirliği halindedir. Sadece liberalizm devletin ekonomik alana mümkün olduğu kadar karışmayıp bekçi devlet rolünü oynamasını ister.

    173. 173 Koray 3 Temmuz 14 / 3am

      Romantik komünist (SAİME GÖKSU-EDWARD TİMMS) kitabı hakkındaki yorumunu alabilir miyim. Çünkü kitaptan anladığım Nazım Stalin konusunda pek ciddi bir muhalefet içinde olmadığı. (Hiç olmadığından bahsedemem) Sizin yorumunuz nedir.

    174. 174 Gün Zileli 3 Temmuz 14 / 9am

      kitabı okumadım. elde edip okur, görüşümü yazarım. not aldım.

    175. 175 volkan 10 Temmuz 14 / 12am

      kurtuluş savaşı hakkındaki düşüncelerin nelerdir abi? abd ve avrupa yayılmacılığına karşı verilmiş ulusal bir mücadele midir sence?

    176. 176 Gün Zileli 10 Temmuz 14 / 6am

      kurtuluş savaşı denen şey, aslında Türkiye’deki müslüman olmayan halklara karşı bir iç temizlik savaşıdır. Emperyalistlere karşı bir savaş söz konusu değildir. Yunan ordusu zaten emperyalistlerin desteğini kaybetmişti. Sonuç olarak ulus-devletin kurulmasıyla sonuçlanmıştır ki, bu da Kürtlere ve dersimlilere karşı bir iç savaş anlamına gelir.

    177. 177 Anonim 10 Temmuz 14 / 1pm

      Abi 70’li yıllarda Denge Kawa örgütü, Aydınlıkçıların seksiyon örgütlenmesi miydi, yoksa sadece ideolojik yakınlıkları mı vardı? Denge Kawa’cıların bir kısmının sonradan TİKP’ye katıldığı doğru mu?

    178. 178 Anonim 10 Temmuz 14 / 1pm

      ● “Kurtuluş Savaşı” adıyla anlatılan yalanlar manzumesine, evet, itiraz ediyoruz.

      Türkiye Birinci Dünya Savaşında saldırgan tarafta yer aldı. Tarihin en büyük askeri hezimetlerinden birine uğrayıp dağıldı. Savaştan sonra burada galiplerin işine gelen bir rejim kurulması gerekiyordu. O rejim 1923’te aynen istedikleri gibi kuruldu. Hepsi budur.

      Daha erken kurulabilirdi. Daha kolay ve daha kansız olurdu, memleket o kadar harap olmazdı. Belki Tek Adam diktatörlüğüne de o kadar kolay teslim olmazdı. Ama 1918’de İngilizler bir hata yaptılar, barış şartı olarak İttihat ve Terakki kadrolarının tasfiyesini talep ettiler. Bunun üzerine birileri vatanmillet diye haykırarak ayağa kalktı. Altı sene savaştan bitmiş bir ülkeyi gözünü kırpmadan tekrar kana ve ateşe sürdü.

      İngilizler kızıp tehditler savurdular, asarız keseriz böleriz Sevr yaparız diye gözdağı verdiler, etkili olsun diye Yunanlıları sahaya saldılar. Üç sene daha manasız bir katliam oldu. Sonra gene İngilizlerin dediği oldu. Tek farkla: İttihatçı kadrodan ayıkladıkları yirmi otuz kişi hariç, gerisi vatan kurtaran kahraman kontenjanından memleketin tepesinde oturmaya devam etti.

      Bundan dolayı kime neden minnet duyulacak, ben “anlamakta zorlanıyorum doğrusu”.

      http://www.taraf.com.tr/haber-vatani-kurtardi-halifeyi-kovdu-daha-ne-30731/

      Örtmenim bu konular kitapta yazmıyor

      SEVAN NİŞANYAN* / ilkokul kitaplarında benim bildiğim bir sürü şeyi yazmıyorlar. Belki unutuyorlar, belki de vatan millet edebiyatından sıra gelmiyor. Buyurun, aklıma gelenlerden bir demet sunayım. Daha bir sürü var, bunlar misâl.

      Çoluk çocuk durmadan yazıyor, sana okulda öğretmediler mi Atam vatanı kurtardı diye? Pes yani bu kadar bilgisizlik olmaz, bak ilkokul kitapları bile yazıyor. İlkokul kitaplarında YAZMAYAN bir şey gerçek olabilir mi? Feryadı basıyorlar: Örtmenim Sevan dersini çalışmamış!!

      Halbuki ilkokul kitaplarında benim bildiğim bir sürü şeyi yazmıyorlar. Belki unutuyorlar, belki de vatan millet edebiyatından sıra gelmiyor. Buyurun, aklıma gelenlerden bir demet sunayım. Daha bir sürü var, bunlar misâl.

      Dünya harbinde DÜŞMAN’ın amacı yurdumuzu bölmek parçalamak ele geçirmek sömürgeleştirmek değil miydi?

      Birinci Dünya Savaşının son döneminde düşman savaştan sonra kurmak istediği düzeni herkesin anlayacağı şekilde açık seçik ilan etti. 5 Ocak 1918’de İngiltere Başbakanı Savaş Hedefleri deklarasyonunu yayınladı. Ondan üç gün sonra ABD Başkanı meşhur ondört İlkesini açıkladı.

      Türkiye’ye dair ikisinin söylediği neredeyse kelimesi kelimesine aynıdır.

      ■ Türkiye’nin nüfus çoğunluğu Türk olan kısmında sağlam, güçlü, güvenli (secure) bir devlet kurulmalıdır.

      ■ Nüfusu Arap olan yerler Türkiye’den ayrılmalıdır; bu yerlerin “serbestçe” gelişmesi için galip devletler gerekli idareyi kurmalıdır.

      ■ Türkiye’nin kalkınması için gerekirse bir veya birkaç devlet yardımcı olmalıdır.

      ■ Savaş esnasında Almanya’nın Türkiye’ye verdiği devasa krediler silinmelidir.

      ■ İstanbul Türkiye’ye bırakılmalıdır.

      ■ Boğazlar galip devletlerin kontrolünde uluslararası trafiğe açılmalıdır.

      Hepsi bu. Arzu eden bakıp okuyabilir, ‘Wilson’s Fourteen Points’ veya ‘Lloyd-George’s War Aims Declaration’ diye ararsanız her yerden bulunur. Sonra da bir zahmet Lozan Antlaşmasını okuyun, aradaki yedi farkı bulun. Ben şahsen bulamıyorum.

      Neden bu yolu seçtiler?Hep sanırdım ki Rusya’daki ihtilâl yüzündendir; 1917’de Rusya’ya Bolşevikler iktidara geldi, ondan korktular. Rusların İstanbul’a çıkmasını, yahut Anadolu üzerinden Akdeniz’e sarkmasını en büyük tehlike olarak gördüler. O yüzden sağlam bir Türkiye istediler. Çokuluslu eski yapının yürümediği yüz seneden beri belliydi. O yüzden yeni Türkiye’nin imparatorluk sevdasından vazgeçmesini şart koştular.

      Şimdi ta 1911 yılında İstanbul’daki İngiliz büyükelçisinin yazdığı analizleri okuyorum, hayrettir ki orada da hemen hemen aynı şeyleri demişler. Aman Türkiye’nin Anadolu’daki toprakları bölünmesin, yahut farklı devletlerin etki alanları kurulmasın, yoksa dünya savaşı çıkar… İngiltere’nin tek başına Türkiye üzerinde garantörlüğe soyunması da olmaz, tehlikelidir… En iyisi Batılı devletler ortaklaşa Türkiye’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garantilesinler, reformlara yardımcı olsunlar. Ya da illa müdahale gerekiyorsa hep birlikte konsorsiyum halinde müdahale edilsin… Merak ederseniz Sir Louis Mallet’in raporu, Feroz Ahmad’in kitabında tam metni var.

      Vatanımızı İŞGAL edip bütün kalelerini zaptetmediler mi? Bütün tersanelerine girmediler mi?

      Ettiler tabii. Dünya savaşı çıkartıp yenilirsen seni de zaptederler.

      Ama askeri işgal başka şeydir, ilhak (el koyma, istimlak etme, “bura benimdir” deme) başka şeydir. Adamlar Türkiye ile aynı tarihte Almanya’yı, Avusturya’yı, Macaristan’ı, Bulgaristan’ı da işgal ettiler. Aşağı yukarı aynı mütareke belgesini imzalattırdılar: yenik ülke derhal ordusunu terhis edecek; askeri teçhizat teslim edilecek; düşman esirleri bırakacak; galipler gerekli gördükleri limanları, demiryolu istasyonlarını, stratejik noktaları işgal edecekler. Girdiler, bir-iki sene kaldılar, barış imzalanınca çekip gittiler.

      Türkiye’de de 1923’te Lozan Antlaşması’na kadar kaldılar, sonra bir damla kan dökülmeden bırakıp gittiler. Türk antlaşmasının aslında 1919 yazında imzalanması planlanmıştı, Batı gazeteleri 1919 baharında öyle yazmıştı. Neden dört yıl gecikti? Bu soruyu sorabilsen, zaten gerisi çorap söküğü gibi gelir, modern Türk tarihini birdenbire ANLAMAYA başlarsın.

      İşgalin nedeni EMPERYALİZMİN doymak bilmez iştihası değil miydi? Kaynaklarımızı sömürmeye, kanımızı emmeye gelmediler mi?

      Eğer öyle niyetleri varsa hiç belli etmediler. İşgalin ilk altı ayının belgelerini okuyun bakın, yıllar önce vatan millet tarihçilerinden Bilal Şimşir yayımlamıştı. Adamların sanki tek derdi varmış gibi görünüyor: savaş suçlularının cezalandırılması. Bir de, memleket çapında İttihatçı direniş odaklarının dağıtılması.

      Savaş suçlularından kasıt, bir, ülkeyi savaşa sokan İttihat ve Terakki önderleri; iki, Ermeni katliamında adı çıkanlar; üç, savaş sırasında sivil halka ve esirlere kötü muamele ettiği ileri sürülen Ali İhsan Sabis Paşa gibi birkaç komutandı. Bildiğiniz Ergenekon tayfası.

      Bunlarla uğraşmalarındaki amaç bana çok net görünüyor: Yüz yahut ikiyüz kişiyi şiddetle cezalandır, geri kalanına günah çıkarma şansı tanı, “emir kuluyduk, Türk milleti olarak suçlu değiliz” dedirt. Bir keçi bul, suçu ona yükle. Eskiyi yıka, pakla, siyasette yeni bir sayfa aç. Bunu yapmadan, dünün düşmanıyla dost olamazsın.

      1945’te Nürnberg’de ve Japonya’da bu işi daha beceriklice yapacaklardı; 1918’de acemiydiler, olmadı. İşin yürümeyeceği 1919 mart-nisanında belli oldu. Ondan sonra işgalci güçlerin tavrı yüzseksen derece değişir. Öfke, kin, intikam, hakaret, cezalandırma gibi duygular söylemlerine hakim olur. Mayıs başında Paris’te toplanıp bir dizi karar alırlar. Bir kere Türk barışını belirsiz bir geleceğe ertelenir. Amerika, Türkiye mandasını KABUL ETMEYECEĞİNİ açıklar. Kilikya dedikleri Adana ve Maraş’ın Fransızlar tarafından işgaline yeşil ışık yakılır. Kars, Ardahan ve Batum’da kurulmuş olan geçici Türk hükümetinin lağvı için düğmeye basılır. Yunanlılar İzmir’e çıkartılır.

      Soru sormak iyidir. Mesela şu soruyu sorabilirsiniz: 1918 Ekimi ile 1919 Mayısı arasındaki altı ay, bir yandan Türkiye’nin tam bir askeri ve siyasi teslimiyet içinde olduğu, öbür yandan İngiltere’nin henüz ordularını terhis etmediği, dolayısıyla aktif bir müdahale için ideal koşullara sahip olduğu dönemdi. Amaç eğer Türkiye’yi yemek, yutmak, bölmek veya ezmekse, neden altı ay beklediler?

      Düşman SEVR Antlaşmasıyla yurdu esaret zincirine vururken Kurtuluş Savaşı vermeyip ne yapacaktık?

      Atatürk’e göre Kurtuluş Savaşı 19 Mayıs 1919’da başladı (gerçekte daha o yılın Şubat-Mart’ında başladı, ama burada farketmez). Millici rejim Sivas Kongresi’nin (Ekim 1919) hemen ardından Anadolu’ya hakim oldu, tüm vilayetlere kendi valilerini atadı, bürokrasiyi denetimi altına aldı. Ankara meclisi 23 Nisan 1920’de toplandı.

      Sevr Antlaşması 18-24 Nisan 1920’de San Remo konferansında şekillendi, 11 Mayıs’ta kamuoyuna açıklandı, 10 Ağustos 1920’de imzalandı.

      Demek ki mantıken Kurtuluş Savaşı Sevr’e tepki olamaz. Buna karşılık Sevr belki Kurtuluş Savaşı’na tepki olabilir.

      Kurtuluş Savaşına karşı çıkanlar VATAN HAİNİ gerici yobaz softalar değil miydi?

      Güzel ülkemizde vatan millet deyince akan sular durduğundan, Milli Mücadelecilere kamuoyunda açık açık açık karşı çıkan pek az kişi oldu. Baştan sona açık ve tutarlı bir duruş gösterenler benim bildiğim üç kişidir.

      Bir, Rıza Tevfik: Galatasaray mezunu. Modern Türkiye’nin ahlâk felsefesi üzerinde ciddi şekilde kafa yormuş ilk ve muhtemelen son düşünürü.

      İki, Refik Halit: Galatasaray mezunu. Çağın en dürüst ve duyarlı yazarı, modern Türk edebiyatına “Anadolu’yu” sokan kişi .

      Üç, Ali Kemal: Galatasaray mezunu. İstanbul Üniversitesinde edebiyat profesörü. Türk edebiyatında evlilik dışı beraberliği savunan ilk yazar. Gazeteci Hasan Fehmi cinayeti üzerine 1909’da Türk tarihinin ilk üniversite yürüyüşünü örgütleyen kişi. 1920’de üniversitenin tüm fakültelerinin kız öğrencilere açılmasını yasalaştıran Maarif Vekili.

      Üçü de resmi dilde “vatan haini” diye geçer.

      Daha ne sorular var bir bilseniz.

      Atatürk 1919’da Anadolu’ya çıkmak için neden Karadeniz’de İngiliz işgali altında olan tek liman kenti Samsun’u seçti?

      Düşman madem Irak’ı Suriye’yi vesaireyi sömürgeleştirme peşindeydi neden ilk iş bu yerlere yirmi sene içinde bağımsızlık vermeyi taahhüt etti?

      Lozan’da Türkiye bilmem kaç yüz bin kişilik ordu besleme hakkını kazanınca daha mı bağımsız oldu daha mı az bağımsız oldu? Bu orduyu teçhiz etmek için kime başvurdular?

      Amerikan mandasının 1918’de değil de 1946’da kurulması Türkiye için daha mı iyiydi?

      Haydn hastası olan Damat Ferid mi daha Batılıydı, meyhane havalarından başka müzik bilmeyen bazı millici askerler mi?

      İlkokul kitaplarının sınırları dışına çıkınca insanın zihni açılıyor, ufku genişliyor. Deneyin, siz de hoşlanacaksınız.

      http://www.taraf.com.tr/haber-ortmenim-bu-konular-kitapta-yazmiyor-31639/

    179. 179 Gün Zileli 10 Temmuz 14 / 1pm

      seksiyon örgütü değildi. Sadece 3 dünya teorisini savunmakta ortaklık vardı. O dönem Enver Hocacılarla Maocular ayrışmıştı. Denge Kava Maocu safta kaldı, bu yüzden TİKP hareketi ile yakınlık doğru. Sonra oradan bazıları TİKP’ye katıldı diye biliyorum.

    180. 180 Anonim 10 Temmuz 14 / 7pm
    181. 181 Anonim 14 Temmuz 14 / 10am

      Gün abi, geçenlerde Mao’nun “Teori ve Pratik” kitabını okudum ve hayal kırıklığına uğradım. Bunu okumadan önce Mao’yu müthiş bir teorisyen sanıyordum ama kitap sanki ÇKP’nin gençlik kolları için yazılmış bir broşür gibiydi ve daha çok “Bilal’e çelişkiyi anlatır gibi” havasındaydı 😀 . Diyalektiği tekil bir örnek (Çin devrimi ve savaşlarının tarihindeki çelişkiler) üzerinden anlatması ve bu düşünce disiplininin pozitif bilimlerle olan bağını havada bırakması çok büyük bir eksik. Kitap hakkında sen ne düşünüyorsun. Gençlere diyalektiği öğrenmeleri için hangi kitapları tavsiye edersin?

    182. 182 Gün Zileli 14 Temmuz 14 / 11am

      İnanır mısın, o kitabı okuyalı 50 yıl oluyor. Mao, meseleleri Çin kültürüyle bağlantılı olarak ele alır ve biraz da basitleştirir. Bence bugün okunması gereken düşünürlerin başında Waltin Benjamin gelir.

    183. 183 volkan 14 Temmuz 14 / 8pm

      abi rus devrimini hangi kitaptan okumamı tavsiye edersin?

    184. 184 Gün Zileli 14 Temmuz 14 / 9pm

      sadece Rus devrimi değil ama bütün SBKP tarihini en iyi anlatan kitap İsaac Deutscher’in Troçki I,I,III’leridir. Ağaoğlu Yayınevi.

    185. 185 zoya kosmodemyanskaya 14 Temmuz 14 / 10pm

      gün abi, orwell’i ingilteredeki stalinistleri ihbar ettiği için kınamışsın ama o konjonktürde yapılabilecek en etik davranış tam da bu değil mi? naziler neyse stalinistler de o. niye onlara sempati duyuyorsun? üstelik orwell stalinistleri almanlara teslim etmemiş, ingiliz devletine ihbar etmiş. nkvd ideolojisini avrupa’daki komünistler arasında yayan stalinistlere, nam-ı diğer kızıl faşistlere zarar vermek, gerçek devrimci davranış değil mi?

    186. 186 Gün Zileli 14 Temmuz 14 / 10pm

      yok yok öyle değil. Stalinistler diye genel bir damga ya da tanım çok tehlikeli olabilir ve ucu anti-komünizme açılır. Bir insan Stalin’i savundu diye “kızıl faşist” (ayrıca bu da pek doğru bir tanım değildir) gibi bir damgayı hak etmez. Ayrıca koyu Stalinci bile olsa bir insanı herhangi bir devletin istihbarat örgütüne ihbar etmek yakışık alan bir şey değildir. ihbarın her türlüsü kötüdür.

    187. 187 O. Gürsel 14 Temmuz 14 / 10pm

      Sevan Nişanyan, yazıyor da yazıyor… Bilimsel bir yöntemi yok… İddialar… iddialar… Kanıt olarak mantık oyunları….
      Amaç nedir? “Atatürk putunu” devirmek… Tamam; tüm putlar devrilsin… Ama putlar saçmalamakla devrilmez; dedikodu yazarlığı ile de…
      Şu cümleyi kuran adamın çoğu iddiaları “doğru” olsa bile samimiyet olarak “çöker”…
      “Düşman madem Irak’ı Suriye’yi vesaireyi sömürgeleştirme peşindeydi neden ilk iş bu yerlere yirmi sene içinde bağımsızlık vermeyi taahhüt etti?”
      “Düşman” orada 20 sene ne yapacak? Geri bir ülkede… Bir kuşak yetiştirecek; siyaseti kendi çıkarına göre örgütleyerek “yeni sömürgecilik” sistemini oturtacak. S. Nişanyan gibileri de okuru aptal yerine koyarak, konuşacak ha konuşacak… Verilen bağımsızlık, orda o bağımsızlığı alıp kullanacak yapı-kurum olacak mı?
      Bu “çok mantıklı adam” bu cümleyi kurabiliyorsa ya siyaset bilmiyor; ya da hazır “alıcısı” bulunan iddiaları kolayca sallayıveriyor…

    188. 188 zoya kosmodemyanskaya 14 Temmuz 14 / 11pm

      bu arada hazır seni online yakalamışken şu sıralar mesai harcadığın çalışmalarla ilgili de bilgi alayım. geçenlerde bir başlıkta yeni bir kitap çevirmekte olduğunu yazmıştın. stalinizm üzerineydi galiba. o çalışma ne aşamada? başka projeler var mı masada ve kafanda?

    189. 189 Gün Zileli 15 Temmuz 14 / 7am

      Roberk Conquest, Stalin ve Kirov Cinayeti. Şu sıra arkadaşlarla redaksiyonunu yapıyoruz.

    190. 190 Anonim 19 Temmuz 14 / 12am

      gün abi, genelde yazılarının %99’u sıkıcı siyaset konuları üzerine oluyor. sakın yanlış anlama. senden değil memleketten kaynaklanan bir durum bu. biraz da gündelik yaşam üzerine yazsan keşke. adalar’da bir günün nasıl geçiyor mesela?

    191. 191 Gün Zileli 19 Temmuz 14 / 8am

      güzel bir öneri. bir bakayım 🙂

    192. 192 O.Gürsel'e 19 Temmuz 14 / 1pm

      Dünyanın hangi ülkesinde, Kemalizm gibi herkesin benimsemek zorunda olduğu bir ideoloji, herkesin ulu önder ve ulusun atası olarak benimsemek zorunda olduğu bir şahıs (Ataingiliz, Ataalman, Ataitalyan) var? Al sana bilimsel yöntem. Kemalizm herhangi bir ideoloji değil, M. Kemal herhangi bir lider değil. Ya ortadan kalkar, ya da herkes benimsemek zorundadır.

    193. 193 O. Gürsel 20 Temmuz 14 / 12am

      Şahsen bu soruya şaşırdım. Böyle bir izlenim mi yarattım… Üzgünüm…

      Önce kişisel olarak yanıtlıyayım. Hayatımın hiç bir döneminde Atatürkçü olmadım. 13 yaşımda bile D. Gezmiş’leri severdim. 16-17 yaşımdan sonra “sosyalist” olduğumu varsaydım.
      Kemalizm’e gelince. Ben burada çok adamın yaptığını yapmıyorum; bir tarihsel olayı kendi tarihselliği içinde değerlendirmeye çalışıyorum. Bir dönemin Siyasal ve ahlaki yargıları iki ayrı bağlamda ele alınmalıdır; birbirine karıştırmadan. O günün “aklı ve gerçekliği”, ve günümüzün. Çoğu kişi bu zorunluluğu unutup “köy kahvesi sohbet” mantığı içinde atıp, tutuyor!
      Zaten “kemalizm ideolojisi” uyduruk bir şeydir ve kendinden sonrakilerin bir “put” yaratıp onun “gölgesinde” yapacakları zorbalık ve yağmaların kılıfıdır; beceriksiz ve muhteris adamların. Ne felsefesi vardır, ne de özgün bir siyasal teorisi. Devlet zoruyla bir kapitalizm-burjuvazi örgütlenmesi de ona ait değildir… Bu “uyduruk” ideolojiye bugün bu taraftar kitlesi bile beni şaşırtıyor… “Kemalist” siyaset, devlet, ekonomi kurgusu yalnızca o döneme ait bir “zorunluluk” olarak da görülebilir… Geleceği olmadığı daha 1935’lerde ortaya çıktı. Bu zamanı en fazla 1946’ya uzatabiliriz. 1960’lardaki “arayış” vahşice boğulmasaydı, bu günkü dinsel gericilik de bu denli güçlü olamayacaktı; belki bu durum da “Kemalist” ideolojinin “uyduruk” ve “yetersizliğinin” kanıtı olarak da değerlendirilebilir.
      M. Kemal “naif” ve “özenti” ile de olsa “modernizme” dayalı bir toplum oluşturmaya çalıştı… Laiklik (yetersiz ve sünni Diyanet baskıcılığı da olsa) bu topraklar için “iyiydi”…
      M. Kemal en iyimser bakış açısıyla 1919-1932; 10-12 yıl süren bir “önderlik” yapmış ve “tümüyle” ölmüştür!
      “Modernizm” ve “laiklik” bence sahip çıkılarak, geliştirilecek, belki yeniden tanımlanması de gerekli “değerler” olarak, yine Kemalizm’e değil, 19 yy süreçlerine ait Batı kavramlarıdır. Zaten “ulusallık” üzerinden geliştirilen siyasal teoriler –ulus atası” dahil, yapma-zorlama tarihselliklerdir; burjuvalar “çifliğinin” sınırlarını çizmek için…

    194. 194 Koray 20 Temmuz 14 / 1am

      İsrail hükümetinden artık herhangi bir çözüm beklemek iyimserlikten öte vurdumduymazlıktır artık. Maalesef üzülerek söylüyorumki İsrail kamuoyu da (Tabiki de hepsi drüildir diye umıt ediyorum) devlete desteğini çekeceğinden hiç ümitli değilim.(Siz aynı görüşte misiniz bilmek isterim) Bu saatten sonra artık İsrail kendi Oskar Schindler ini çıkarır mı?

    195. 195 Gün Zileli 20 Temmuz 14 / 10am

      bugün israil saldırganlaığına karşı çıkılırken en önemli sorun anti-semitizme karşı durmaktır. Hitlerci özlemler söz konusu Yahudilere karşı.

    196. 196 O. Gürsel 20 Temmuz 14 / 11am

      Bakınız… Nasıl da “köy kahvehane” sohbeti…
      “Haydn hastası olan Damat Ferid mi daha Batılıydı, meyhane havalarından başka müzik bilmeyen bazı millici askerler mi?”

      Batılılık bu mu yani? İnsan yaşadığı yörenin türkülerini de sever, Haydn’ı da… Batı yalnızca müzik kültürü müdür? Sömürgeci batı kültürüne biat etmek bu müzik kültürünün neresinde? Ne saçma bir soru değil mi?
      *
      İkinci saçma soru…”Amerikan mandasının 1918’de değil de 1946’da kurulması Türkiye için daha mı iyiydi?”
      Arada 2. dünya savaşı var… Olmasaydı bu soru “belki” sorulabilirdi.. Amerikan mandası olsaydı olduğu gibi savaşa katılacak bir ülke olacaktı. Belki Bulgaristan gibi Anadolu, SSCB, Stalin’e bırakılacaktı… Trakya ve İstanbul-Avrupa da batıya! Adamlar Berlin’i bile ikiye böldüler… İstanbul’u da böleceklerdi… Bu “bölünme” işi de umurum değil! Ama milyonlarca insan bu savaşta ölecek, ellerine ne geçecekti…
      Böyle “aptalca” sorular soranlara yanıt bile gereksiz… Yazık ki… devir o devir değil!

    197. 197 Anonim 21 Temmuz 14 / 3am

      Ben burada çok adamın yaptığını yapmıyorum; bir tarihsel olayı kendi tarihselliği içinde değerlendirmeye çalışıyorum. Bir dönemin Siyasal ve ahlaki yargıları iki ayrı bağlamda ele alınmalıdır; birbirine karıştırmadan. O günün “aklı ve gerçekliği”, ve günümüzün. Çoğu kişi bu zorunluluğu unutup “köy kahvesi sohbet” mantığı içinde atıp, tutuyor!

      Read more: http://www.gunzileli.com/sorucevap/#ixzz383hwOzKl

      O zaman bütün tarihsel olaylar dönemin şartlarına göre değerlendirilmelidir. Sadece Kemalizm değil, Nazizm de, Stalinizm de, Engizisyon da, sömürgecilik de, kölelik de, cariyelik de “o dönemin ahlakına uygundu, başka türlüsü mümkün değildi” denebilir.
      Evet, bütün bunlar o dönemin koşullarında zorunluydu. O dönem öyleydi, bitti, gitti, bırak hala ne anlamaya çalışıyorsun?

      “Modernizme dayalı toplum”, diğer toplumlardan daha iyi değildir. Tüm toplumlar gibi bencildir, şiddet doludur, insanlar sadece kendilerini düşünür. Böyle olduğu için de acı çeken bir genç intikam için başkalarını öldürebilir, ve bu tür bir cinayet daha çok modernizmin bir ürünüdür;

      http://www.ntvmsnbc.com/id/25517707/

    198. 198 O. Gürsel 21 Temmuz 14 / 6pm

      122 noLu anonim. Bu cümleden dediğiniz anlam çıkar mı?
      “Bir dönemin Siyasal ve ahlaki yargıları iki ayrı bağlamda ele alınmalıdır; birbirine karıştırmadan. O günün “aklı ve gerçekliği”, ve günümüzün.”
      Günümüzün “aklı” ve öğrenilmiş tarihsel gerçeklik içinde… Bilinen hikaye… Tez-Anti tez ve Sentez….
      Tez ve antitezi birbirine karıştırmadan….
      *
      İkincisi ““Modernizm” ve “laiklik” bence sahip çıkılarak, geliştirilecek, belki yeniden tanımlanması de gerekli “değerler” olarak…”
      “Yeniden tanımlamak” ne demektir?
      Neolitik dönem ve sonrasında modernizm vardır! İnsanlık nüfusu bu denli artmışsa bu “türün” başarısıdır; ve modernizm, kapitalizm bunu sağlamıştır… Bundan sonra mı… Sıra buna gelmiyor ki; geçmiş bu denli yanlış” yorumlandıkça gelecek de bu “sağırlar diyaloğu” ile gecikecek…

    199. 199 Anonim 22 Temmuz 14 / 1am

      halk cephesinin fuhuş yapıyor diye sokakta kadın dövmesi olayıyla ilgili bir yazı yazmayacak mısın gün abi? gündem bu şimdi.

    200. 200 Anonim 22 Temmuz 14 / 1am

      bu vesileyle bir soru daha sorayım. sence halk cephesinin sokakta kadın dövmesi olayının ideolojik kökenleri mahir çayan’ın stalinist dünya görüşüne kadar gider mi? arada az da olsa kan bağı görüyor musun?

    201. 201 Gün Zileli 22 Temmuz 14 / 7am

      şöyle bir yazı vardı. Bugün yapılanlar konusunda bir uyarı yazısı olarak da kabul edilebilir.

    202. 202 Gün Zileli 22 Temmuz 14 / 7am

      bu sorunu yanıtlayacağım ama biraz daha geniş bir zamanda. Bu akşam muhtemelen.

    203. 203 Anonim 22 Temmuz 14 / 6pm

      Gün Abi soruyu yanıtlarken bende bir soru sormak istiyorum…Mahir Çayan neden bu ülkede tu kaka ediliyor da Deniz Gezmiş baş tacı ediliyor? Ya da Terzi Fikri halkı idareye ortak eden bir kişi neden unutturuluyor,hatırlanmıyor…mesela niye sinemacılar,diziciler Deniz Gezmiş diyor da neden Mahir Çayan demiyorlar….mesela Demir Abi ya da sen neden Mahir Çayan’ı ağzınıza bile almıyorsunuz…Neden?

    204. 204 Gün Zileli 23 Temmuz 14 / 8pm

      yok öyle bir şey. Yeri gelir Mahir Çayan’dan da söz ederim. Eğer Yarılma ve Havariler kitaplarımı okursan orada Mahir’den söz ettiğimi göreceksin. Deniz’le Mahir arasındaki fark ise yaşarken de vardı. Mahir daha teorisyendi, Deniz ise daha eylemci ve dolayısıyla daha popüler.

    205. 205 Anonim 26 Temmuz 14 / 1pm

      redaksiyon ve çeviri işlerinden kazandığın parayla ve kitaplarından gelen teliflerle geçinebiliyor musun gün abi?

    206. 206 Gün Zileli 26 Temmuz 14 / 8pm

      ne gezeeeeer…

    207. 207 Anonim 27 Temmuz 14 / 12am

      eee nasıl hayatını sürdürüyorsun o zaman? adalarda yaşam o kadar ucuz mu? bahçeye meyve sebze mi ekiyorsun, tavuk, keçi falan mı besliyorsun orada? sana özenen genç kuşağa biraz taktik ver.

    208. 208 Gün Zileli 27 Temmuz 14 / 10am

      tersine adalarda hayat pahalı, hakliye de biniyor üstüne. Dayanışmayla yaşıyorum.

    209. 209 Koray 10 Ağustos 14 / 10pm

      Bundan sonra ne olur? Ülke nereye gider? Bunları düşünmekten çok şunu biliyorum. Sandığa gitmeyen biri olarak en çok muhalefet hakkının bana ve benim gibi sandığa gitmeyen veya boş oy atanların (Bu da ayrı sorgulanması gerekir neden boş diye bir seçenek yok diye? ) olduğuna inanıyorum. Bunu çoğu kişiye de anlatamıyorum. Nolur abi sen anlat bari?

    210. 210 Gün Zileli 11 Ağustos 14 / 8am

      bu konuları toparlayan bir yazı yazacağım yakında. ŞU AN ROMANIN (eYLÜL’DE ÇIKACAK) SON PROVALARINI OKUDUĞUMDAN YOĞUNLAşamadım ama ilk fırsatta bir değerlendirme yazısı gelecek.

    211. 211 Sınıf 17 Ağustos 14 / 4pm

      Amacınız ?

    212. 212 Gün Zileli 18 Ağustos 14 / 5pm

      ?

    213. 213 Anonim 18 Ağustos 14 / 9pm

      roman mı yazdın sen? konusu nedir? hangi yayınevinden çıkıyor? çeviriyle uğraştığını söylemiştin. roman sürpriz oldu.

    214. 214 Gün Zileli 19 Ağustos 14 / 7am

      Mevsimler romanın adı. Eylül ayında İletişim’den çıkıyor.

    215. 215 Anonim 23 Ağustos 14 / 8pm

      Cemil Bayık’ın “Beyoğlundaki marjinaller” lafı hakkında ne düşünüyorsun? Burada kast ettikleri LGBTİ bireyler olamaz, çünkü onlar Türkiye’nin ve Kürt illerinin her yerinde var. AKP/ML-S.. gürühunu kast ediyor bence.

    216. 216 Gün Zileli 23 Ağustos 14 / 8pm

      kimi kastediyor bilmiyorum ama böyle bir laf her halükârda hoş olmamış.

    217. 217 Anonim 24 Ağustos 14 / 7pm

      gün abi demin bir şey okudum, doğru mu? bir hafta önce kalp krizi geçirmişsin, ölümden dönmüşsün. ne oluyor ne bitiyor? bir geçmiş olsuna gelelim kınalı’ya.

    218. 218 Gün Zileli 25 Ağustos 14 / 7am

      Ölümden dönmek falan söz konusu değil, o abartma biraz. Sadece kalp krizi geçirdim. Siyami Ersek’te beş gün kaldım. Anjiyö yaptılar. Bir damar %90 kapalıymış, onu açtılar, sten koydular. Şimdi iyiyim.

    219. 219 Anonim 26 Ağustos 14 / 12pm

      Selamlar. ÖDP ile HDP arasındaki “kimlik siyaseti vs. sınıf siyaseti” tartışması hakkında ne düşünüyorsun?

    220. 220 Gün Zileli 26 Ağustos 14 / 12pm

      Her farklılık belli ideolojik kalıplara dökülür genellikle. Ben sorunun ne kimlik siyaseti, ne de sınıf siyaseti olduğu kanısındayım. Zaten esasında kimlik siyaseti ile sınıf siyaseti çatışan şeyler değildir. Çatışma sola egemen olma kavgasından kaynaklanıyor. HDP, batı bölgelerine doğru yayıldıkça bu durum ÖDP’yi rahatsız ediyor ister istemez. ÖDP’yi rahatsız eden bir diğer nokta, HDP’nin oldukça hegemonyacı ve tekelci davranması, ortak platformlarda dayanışmaya pek yanaşmamasıdır. Dayanışmaysa gelin örgütün çatısı altına demektedir. Diğer yandan, siyaseten de ayrılıklar vardır. HDP, barış sürecini diktatörlüğe karşı mücadelenin önüne çıkarmakta, bu da ÖDP’yi haklı olarak rahatsız etmektedir (belki de kimlik siyaseti-sınıf siyaseti denen şey burada düğümlenmektedir).

    221. 221 Anonim 26 Ağustos 14 / 1pm
    222. 222 Anonim 26 Ağustos 14 / 1pm

      “Zaten esasında kimlik siyaseti ile sınıf siyaseti çatışan şeyler değildir.” Buna katılmıyorum. Çünkü kimlik siyasetini merkeze aldığınızda mikro-milliyetçiliği okşamak (ve etki-tepki yasası gereği ezen ulus şovenizmini de körüklemek), o kimliğin geri yönlerini muhafaza etmek ve aynı kimlik hareketinin burjuva unsurlarıyla yan yana gelmek vb. riskler de vardır. Buna alternatif olarak benim önerim her kimliğin komüncül değerlerine tutunan özneleri bulup ilişkilenmek ve kalan diğer yönleri ile unsurlarını reddetmektir.

    223. 223 Anonim 26 Ağustos 14 / 3pm

      Abi vaktin varsa şu politik testi bi’ deneyebilir misin: http://www.politicalcompass.org/test

    224. 224 Gün Zileli 26 Ağustos 14 / 7pm

      pek içinden çıkamadım. Bu tür testlerde hep başarısızımdır zaten. 🙁

    225. 225 Anonim 27 Ağustos 14 / 1am

      Gün abi akşam arkadaşla bir nevi beyin fırtınası yaptık. Kimseye de zararı olmadığından komplo teorileri havada uçuştu:) Ancak arkadaşımın söylediğinden sonra şöyle bir komplo teorisi ortaya attık. Aslında bir nevi kral çıplak dedik. İlla faşizmi eleştirecek değiliz ya. Marx’ın mason olabileceği ihtimalinden bahsetti. O dönemki Masonluk işlerinin kapitalist anlayışın ne kadar hegamonyası altında bilmiyorum ancak komünizm, kapitalizmin kendine rekabet ortamı yaratmak ve akabinde kendini haklı çıkarmak, ekonomik anlamda elini güçlü tutmak adına kendi ortaya attığı bir ideoloji olduğunu ancak bir süre sonra ipleri elinden kaçırıp geniş kitlelere yayılabilme ihtimali üzerinde çok uzun tartışmalar yaptık. Ne diyorsun abi? Fazla mı uçmuşuz?

      Not: Alkol alınmamıştır 🙂

    226. 226 Gün Zileli 27 Ağustos 14 / 10am

      hem de epeyce 🙂

    227. 227 Anonim 27 Ağustos 14 / 12pm

      Masonik örgütlenme modeli ile Farmasonluk (Freemasonry) her zaman özdeş değildir. Avrupa ülkelerinde işçiler açık ve legal örgütlenme konusunda belli kazanımlar elde etmeden önceki çağlarda, ütopik-sosyalistler, işçiler ve aydınlar masonik örgütlenme modelini benimsemişlerdir. Jakoben Kulübü’nün Fransız Devrimi’ndeki somut başarısı da bu modelin örnek alınmasında etkili olmuştur (bkz.: http://en.wikipedia.org/wiki/League_of_the_Just).
      Bu gerçeklik, Marx’ın farmason olduğu anlamına gelmez.

    228. 228 Anonim 29 Ağustos 14 / 2pm

      Anarşizmle ilgili sorularım:
      1) Günümüzde anarşistler niçin bilimsel bir teori üretme çabasına girişmiyorlar? (Ah, nerde o eski Kropotkin’ler?)
      2) Doğrudan-eylemcilik ve buradan çıkan ampirizm, anarşizmin teorisini kısırlaştıran bir faktör değil midir?
      3) Anarşistlerin bir yandan yerel komünalizmi önermeleri, öte yandan “tek ülkede sosyalizm” fikrine burun kıvırmaları, şizofrenik bir durum değil midir?

    229. 229 Anonim 30 Ağustos 14 / 11pm

      abi sence, mutlakıyete yönelen ittihat ve terakki hareketi ve onun doğurduğu 1923 cumhuriyeti ilerici bir devrim midir? kemal okuyan cnn’de çıktığı bir programda, tarihsel ilerlemeciliğe inanan herkesin bunu bir burjuva devrimi olarak değerlendirmesi ve bu devrimin kazanımlarının muhafaza edilmesi gerektiği mealinde bir şeyler söylemişti. bu mevzuda anarşistler ne der? tarihi gelişmeleri ilericiliğine-gericiliğine bakarak ayıklamak mıdır doğru olan? bu konuda bir örnek daha, 27 mayıs darbesinden ilerici bir hareket diye bahsedenler var. ne diyorsun?

    230. 230 Gün Zileli 31 Ağustos 14 / 11am

      ileri-geri… bunlar izafi kavramlar. İttihat terakki diktatörlüğü de Atatürk diktatörlüğü de özgürlüğün düşmanıdır. İstedikleri kadar tarihi “ilerletmiş” olsunlar. 27 Mayıs ise ilk şekliyle özgürlük yönünde atılmış bir adımdır, ama kısa sürede yeniden özgürlük düşmanı devletçi güçlerin denetimine girmiştir.

    231. 231 Anonim 31 Ağustos 14 / 12pm

      kimileri bu diktatörlüğün, cumhuriyetle elde edilen kazanımları mutlakıyet yanlısı hareketlerden korumak ve bu devrimleri hayata geçirmek için mecbur olduğunu filan söylüyor. esasen marksistler de proletarya diktatörlüğünü benzer sebeplere dayandırıyor. ben, cumhuriyetin siyasi ve toplumsal alana soktuğu kimi modern değerlerin ileriye doğru bir atılım olduğuna inanmakla birlikte, istiklal mahkemeleri gibi zorbalıkları hangi değer ve ilkeler adına yapılmış olursa olsun içime sindiremiyorum. ama yine de, cumhuriyetin tarihsel bir olgu olarak olumlanması gerektiğini düşünüyorum. bu mevzuda önerebileceğin kitap, yazı vesaire varsa tavsiyeye açığım abi.

    232. 232 Gün Zileli 31 Ağustos 14 / 12pm

      benim uğraştığım bir alan değil, bu yüzden şu kitabı oku diyemeyeceğim ama bu konudaü oldukça zengin bir literatür vardır. Googleden falan araştırmak gerekir. Fikret Başkaya’nın kitaplarını tavsiye edebilirim mesela. Her ulus devlet gaddarlık üzerine kuruludur. O ilerleme hikâyelerini bir kenara bırakmak gerekir.

    233. 233 Anonim 5 Eylül 14 / 2pm

      Abi bugün NATO zirvesinde Rusya’ya karşı “acil müdahale ordusu” oluşturma kararı alınmış. “Özgürlükçü solcuların” yeni görevi belli oldu. Artık Rusya’nın ne kadar feci bir emperyalist, militarist ve otoriter devlet olduğuyla ilgili yazılar havada uçuşacak. Seni de özgürlükçü-Natocular korosuna bekleriz. Katılmaz mısın?

    234. 234 Gün Zileli 5 Eylül 14 / 2pm

      katılmam 🙂

    235. 235 Anonim 5 Eylül 14 / 7pm

      Kılıçdaroğlu ve F-tipi çete CHP’den tasfiye edilemedi. Mutlu musun?

    236. 236 Gün Zileli 5 Eylül 14 / 8pm

      Değilim.

    237. 237 Anonim 12 Eylül 14 / 11pm

      Hocam merhaba. Dünya devrim tarihi hakkında kitaplar önerebilir misiniz ? Şimdiden teşekkürler.

    238. 238 Gün Zileli 12 Eylül 14 / 11pm

      İ. Deutscher’in Troçki’lerini okumalısın öncelikle. Üç cilt.

    239. 239 Anonim 15 Eylül 14 / 7pm

      HTKP de sürekli-devrim stratejisini benimsiyormuş (bkz: http://ilerihaber.org/yazarlar/metin-culhaoglu/iki-kavramin-guncelligi/151/ ). Bunun hakkında ne düşünüyorsun abi?

    240. 240 Gün Zileli 16 Eylül 14 / 11am

      Bunlar tamamen eskimiş kavramlar ve tartışmalar. Bugün hiçbir geçerliliği yok. Bugün esas tartışılması gereken, devrim kavramını iktidar kavramından ayrıştırmaktır.

    241. 241 Anonim 16 Eylül 14 / 6pm

      18 Eylül’de gerçekleşecek olan İskoçya’nın bağımsızlık referandumu hakkında ne düşünüyorsun? Sence hangi seçenek İskoç ve İngiliz emekçileri için hayırlıdır?

    242. 242 Gün Zileli 16 Eylül 14 / 6pm

      hiçbir seçenek hayırlı değildir. Yani İngiltere iki devlet de olsa bir devlet de olsa pratikte bir şey değişmeyecektir. öte yandan, bu referandumun Türkiye’ye çok şey öğretmesi gerekir. Adamlarda bölünme paranoyası yok. Ayrıca bölünse ne olacak ki. Bir halk birlikte yaşamak istemiyorsa ayrılabilir, bunda ne var ki. Bunu zamanında Lenin de söylemişti ama iktidara gelince (Finlandiya hariç) tersini uyguladı.

    243. 243 ara kuşak 24 Eylül 14 / 6pm

      Merhaba,
      Son romanınızla ilgili bir sorum ve görüşüm var onu paylaşmak istiyorum. 80 yılında ilkokula başlamış biri olarak o dönem yaşanan acıları umutsuzlukları yaşamış olmam mümkün değil . Kitaplarla buluşmaya başladığım yıllarda edebiyatın neredeyse tamamı bu yenilmişlik duygusunu iliklerime kadar hissettim. Bize yenilgi yaşamadan yenilmeyi öğretti. 1-0 yenik başladık maça yani. Bizden sonraki nesil bunları okumadığı gibi sokağa ilk çıktığında kazanmayı tattı .Size de artık daha umut verici şeyler yazılmasını desteklemek düşümüyor mu ?

    244. 244 Gün Zileli 25 Eylül 14 / 12pm

      Edebiyatın iyimserlik aşılamak gibi bir görevi yoktur. Kötümserlik aşılamak gibi bir görevi de yoktur. Netice olarak edebiyatın görevi diye bir şey yoktur. Edebiyat sadece insanın ve toplumların ruhunu, sanatsal bir aurayla yeniden yansıtır.

    245. 245 No country for old men 25 Eylül 14 / 1pm

      Son romanda gereksiz yere süslü edebiyat yapmışsın. Ben senin yerinde olsam 360 sayfalık romanın yarısını çıkarırdım. Minibüs yolculuğunu uzun uzun anlatmana ne gerek var? Sadece dramatik çatışması yüksek eylemleri, kolektif olayları bir belgesel soğukluğuyla ve mesela Borges’in Alef’inde görülen sert kelimelerle anlatman çok daha etkili olurdu. Aralara romanı edebileştirecek tasvirler, klişe benzetmeler, olayları bağlamak için süslü cümleler girince roman fazlasıyla şişmiş. Daha düzgün bir 68 romanını çıkıp ben yazmak isterdim ama kitap piyasası 68 odaklı romanlara doydu artık. Hep melankolik, yenilgiyi işleyen, süslü, kaba şiirsel romanlar okuyucunun estetik beğenisini daha da aşağıya çekti.

    246. 246 Anonim 26 Eylül 14 / 2pm

      Sevgili Gün Zileli, konu Marx. Marx’a göre odaklanmamız gereken birincil nokta sınıf çatışması, üretim şekilleri ve üretim ilişkileri ise ve devrim sadece çok gelişmiş kapitalist ülkelerde gerçekleşebiliyorsa, neden Rusya gibi tarımsal bir toplumda devrim oldu? Bunun sebebini sadece 1. dünya savaşına bağlayabilir miyiz, yoksa başka etmenler de var mıdır? Marx’a göre devrim gerçekleştikten sonra çok da fazla altını çizmediği diğer domination grupları yok olacaktı, mesela etnik konular, cinsiyet meseleleri gibi. Devrim gerçekleştikten sonra neden kaybolmadılar? bunu sadece insan doğasıyla açıklayabilir miyiz? Belki bu sorular için geç kalındı ama siz bi aydınlatıverin. Saygılar

    247. 247 Gün Zileli 26 Eylül 14 / 3pm

      Bildiğim kadarını yazmaya çalışayım. Marx’ın devrim projesi oldukça şematik ve hatta pozitivisttir. Devrimi tamamen ileri üretici güçlere bağlamıştır. Oysa devrimin geri üretici güçlerin olduğu yerde patlaması doğaldır, çünkü buralarda işçi sınıfı ve diğer ezilen sınıflar (köylüler) henüz sistemin çarkları içine alınamamışlardır ve ekonomik yapı daha istikrarsız, kültürel yapı daha çok parçalıdır. Keza devrimi bir cennet diyarı gibi tasarlamak hatalıdır. Sorunların en büyüğü devrimden sonra ortaya çıkar, çünkü taşlar yerinden oynamıştır ve gerek eski sınıflar gerekse yeni egemenler (bürokrasi) iktidar için bir ölüm kalım savaşına girmişlerdir. Buna, dünya kapitalist düzenini sürdürmekle görevli emperyalist-kapitalist ülkelerin dış müdahale ve ambargolarını da ekleyin. Bu durumda devrim paradigmasında köklü bir değişiklik yapmak gerekmektedir. Devrim, iktidarı ele geçirme mücadelesini bırakmalıdır. Bunun yerine iktidarı parça parça yok etme ve devlet iktidarlarının yerine konsey ya da komünleri koymaya girişmelidir. Varsın o bölgede devlet de olsun. Eğer bölgedeki halk konsey örgütlenmesine eğilim göstermişse devlet örgütlenmesi orada bir iskeletten farksız hale gelecektir.

    248. 248 Irmak 26 Eylül 14 / 5pm

      2 sorum var. Birincisi, 150 no’lu sorucuya verdiğin cevap, yani savunduğun teori bugünlerde Rojeva’da pratiğe dönüşmüyor mu ya da ne düzeyde dönüşüyor ve sen bu işin neresindesin?

      İkincisi ise son günlerde tartışma yaratan Cengiz Balsoy’un “Sosyalizm kavramı demokratik özerklik kavramından geri bir kavramdır” başlıklı yazısı hakkında görüşlerin neler? 5 gün önce özgür gündem’de yayımlanmıştı.

      http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=119038&haberBaslik=Sosyalizm%20kavram%C4%B1%20%E2%80%9Cdemokratik%20%C3%B6zerklik%E2%80%9D%20kavram%C4%B1ndan%20geri%20bir%20kavramd%C4%B1r&action=haber_detay&module=nuce

    249. 249 Ali Karatay 26 Eylül 14 / 5pm

      Merhaba. Önce anılarınızdaki samimiyet ve dürüstlüğünüz için teşekkür etmek istiyorum. Oto-aklama niteliğindeki çoğu anı kitabının tersine, sizinkiler üç ciltlik bir belgesel gibi olmuş. Bu kadar dürüst bir anı kitabı hiç okumamıştım, okuyabileceğimi de sanmıyorum.
      Soruma gelince…Son Vişnelik toplantılarının katılımcılarından ve imzacılarından biriydiniz. Sitenizde bu toplantılara ilişkin bir yazınızı aradım fakat bulamadım. Öncelikle, eğer aksi yönde bir karar yoksa bu toplantıya ilişkin gözlemlerinizi ve tartışmaların içeriğini yazmanızı rica ediyorum. Emek Partisi adına ilk toplantıya Aydın Çubukçu katılmıştı ama ikinci toplantının imzacıları arasında Emep’li bir isme rastlamadım, süreçten çekildiler mi? Son olarak, siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz, umutlu musunuz, birleşik bir mücadele cephesinin ne tür bir yapıyla inşa edilebileceğine inanıyorsunuz?
      Kolay gelsin.

    250. 250 Gün Zileli 26 Eylül 14 / 8pm

      Selamlar, Vişnelik toplantılarına Ankara’da olduğumdan katılamadım ve pek de yakından izleyemedim, ancak genel tutuma da katıldım ve imzamı verdim. EMEP’in durumunu bilmiyorum ama Aydın Çubukçu’nun imzası var diye hatırlıyorum. Devrimci blokun yerel toplantılar ve giderek de konseyler aracılığıyla örgütlenmesinin iyi olacağını düşünüyorum. Yani bu oluşum üstlerde kalmamalı, hayatın içine inmeli ve bütün emekçileri kucaklamalıdır. Bunun organı da komünler ya da konseylerdir.

    251. 251 Gün Zileli 26 Eylül 14 / 8pm

      Her türlü yerel inisiyatifi desteklerim, Rojeva’da ne olup bittiğini iyi bilmiyorum ama sanki biraz abartıldığı ve propagandif yanı ağır basıyormuş gibi bir hissiyat içindeyim. Yanılıyor olabilirim tabii. Cengiz Balsoy’un yazısını okumadım, içeriğini bilemiyorum. bir okuyayım da söylerim düşüncemi. selamlar.

    252. 252 Gün Zileli 26 Eylül 14 / 8pm

      Cengiz Balsoy’fun yazısını okdum. Söyledikleri bana doğru geldi. Yani sosyalist devletçiliktense halkın inisiyatif kasandığı demokratik özerklik gerçekten de daha olumlu. Ne var ki, Cengiz’in Kürt ulusal hareketi konusunda fazla iyimser olduğunu düşünmektene de kendimi alamadım.

    253. 253 Gün Zileli 26 Eylül 14 / 8pm

      Öte yandan Özgür Gündem’de yazıyla ilgili konmuş temsili resmi de fazlasıyla propagandif buldum. Bu tür resimler eskiden Maocu propaganda broyürlerinde bulunurdu. Mutlulukla üreten halk resmi oldukça yapaydır. Bugünlerde aynı tarzı Yahova Şahitlerinin broşürlerinde görüyoruz.

    254. 254 Anonim 26 Eylül 14 / 9pm

      İşte sorun tam da Ali Karatay’a verdiğin cevapta Gün Zileli. HDP tarafı tam da senin bu söylediğin komün, konsey tipi örgütlenmeyi hayata geçirmeye çalışırken ve bu tür teorileri yayınlarında öne çıkarırken senin imzacısı olduğun ortodoks marksist oluşum, bu tür söylemleri liboşluk olarak yaftalıyor. Şu savunduğun şeyleri HDP ile mi daha çok yaygınlaştırırsın yoksa Aydın Çubukçu, Metin Çulhaoğlu gibilerle mi? Sana Cengiz Balsoy mu daha yakın Aydemir Güler mi?

    255. 255 Gün Zileli 27 Eylül 14 / 11am

      AKP ile işbirliğine son versinler, onlara da katılırım.

    256. 256 soruYorum 27 Eylül 14 / 5pm

      AKP ile işbirliği denebilir mi ? AKP şu anda Kobanide İSLAM DEVLETİNE YENİ BAŞKENT OLSUN VE HEM TÜRKİYEDEKİ 1,5 MİLYON SIĞINMACIYI BURAYA YERLEŞTİRMEK…HEM DE BU YENİ DEVLETLE BAŞTA PETROL OLMAK ÜZERE HER TÜRDEN EKONOMİK İLİŞKİ VE KONTROL SAĞLAMAK İÇİN İŞİDİ kürtlerin üzeri ne olanca vahşetiyle saldırtırken ve buna kürt hareketi çok az bir destekle savaşırken…biraz haksız bir ibare olmuyor mu?

    257. 257 Gün Zileli 27 Eylül 14 / 7pm

      şu anda bile işbirliği devam etmektedir.

    258. 258 soruYorum 28 Eylül 14 / 7am

      kürtler sınırları yıkarken ne işbirliği olabilir ki… birileri bu devletin “güvenlik sınırlarını korumak için” tır ve trenlerle çetelere tank vb silahlar sağlarken, diğeri ölümüne ve asimetrik bir savaşı sürdürenlerle dayanışmak için sınrları anlamsızlaştırma mücadelesindeyken…

      her ikisini eşit ve işbirliği içinde göstermek, zalimi mazlumla bir görme olur ki ne denir, bilemiyorum.

      arada siyasi temaslar olması ise sözü edilen, bilinmelidir ki savaşın daha az yıkıcı olması için, bu tür temaslar gerekli olabilmektedir.

      kürt hareketinin AKP Diktatörlüğünü neden yıkamadığı gibi absürd bir “öneri” ile ise uğraşmaya değmez zira daha dün ve üst üste 10. kez Türkiye halklarından onay almış bir iktidarı kimse yok farzederek politik mücadele veremez…

      bu klasik “ya hep ya hiç devrimciliği” görülüyor ki hiç bir olumlu sonuca yol açmıyor. AKP DİKTASI YIKILACAKSA EN ÖNCE ZİHİNLERDE YIKILMALIDIR Kİ BU ONU YOKSAYMAKLA DEĞİL, GÜCÜNÜ BİLEREK MÜCADELE İLE OLUR…BU DİKTA ÖNCELİKLE TÜRKİYE HALKLARININ ZİHNİNDEKİ ALGIDA YIKILMALIDIR….BUNUN YOLU, IŞİDİN KOBANİDE OLDUĞU KADAR, BU ZİHNİYETİN ÜRETİCİSİ OLAN TOPLUM KESİMLERİNİN VARLIĞINI REDDETMEYEN, ONLARIN NEDEN BAŞKA TÜRLÜ ALTERNATİFLER ÜRETEMEDİĞİNİ HESABA KATAN BİR YAKLAŞIMI GEREKTİRİR.

    259. 259 Anonim 29 Eylül 14 / 1pm

      ukrayna’da göstericilerin lenin heykelini yıkmasıyla ilgili görüşünüz nedir?

      Ukrayna’da dev Lenin heykeli göstericiler tarafından yıkıldı

      Ukrayna’nın ikinci büyük kenti Harkov’da gösteri düzenleyen milliyetçi bir grup, kent merkezindeki Lenin heykelini yıktı.

      Ukrayna’nın geriye dönüşü olmayan yola girdiğini kanıtlamak, Ukrayna ile Rusya arasında yeniden Sovyetler Birliği benzeri birlik kurulmayacağını göstermek isteyen ulusalcılar, Harkov şehrinde 20 metre boyundaki en büyük Lenin heykelini devirdi.

      Şehrin “Özgürlük” meydanına toplanan 3 bin kadar gösterici “Yasasın Ukrayna” sloganları atarken, başka bir gurup dev heykelin ayaklarını kesmeye başladı. Bronzdan dökülmüş Lenin’in ayaklarını zayıflatma çalışması 3 saat kadar sürdü.

      Yüzlerinde maske bulunan gençler bu çalışmayı yürütürken meydanda tek bir polisin görünmemesi dikkat çekti.

      http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27294705.asp

    260. 260 Gün Zileli 29 Eylül 14 / 1pm

      bu konuyu daha önce yazmıştım. Ukrayna kategorisindeki yazılara bir göz atınız. Bununla birlikte kısaca belirteyim: Ukrayna’da Lenin heykeli Rusya’nın Ukrayna’daki egemenliğinin sembolü haline gelmişti. Bu yüzden yıkılması haklıdır. Zaten aslında bütün heykellerin yıkılması gerekir. Yani sanatsal heykelleri değil,devletsel heykelleri demek istedim.

    261. 261 Anonim 29 Eylül 14 / 1pm

      Doğru ama bu Ukrayna devleti ve milliyetçilerinin safında olmak anlamına gelmez mi? Irak’ta da Şiilerin işgalci ABD ile birlikte Saddam heykellerini yıkması olumlu bir değişiklik getirmedi.
      Bence tek istisna bizdeki Atatürk heykelleri.
      Mahsum Korkmaz’ın heykelinin yıkılması da yanlış. Ama onu öldürüp sonra şehit ilan ederek kullanan PKK’nın heykelini dikmesine de karşıyım.

    262. 262 Gün Zileli 29 Eylül 14 / 1pm

      Mahsum Korkmaz’ı PKK öldürmemişti, bildiğim kadarıyla TSK ile çatışırken ölmüştü. O anda kiminle aynı safa düştüğümüze bakarsak bu dünyada hiçbir şeyi savunamayız.

    263. 263 Anonim 29 Eylül 14 / 1pm
    264. 264 Gün Zileli 29 Eylül 14 / 2pm

      gerçekse korkunç.

    265. 265 soruYorum 29 Eylül 14 / 4pm

      Cengiz Baysoyun adı geçen yazısı, solun geçikmiş, hatta kasten geciktirilmiş olan tartışmasının başlama vuruşu olabilir…sitede “duyurular” bölümü içinde yayınlanıp tartışılmasında fayda yok mudur, ne de olsa “sosyalizm, devlet ve ücretli emek vb.” konuları anarşizm ile ayrışma sebeplerindendir de, aynı zamanda…

    266. 266 Gün Zileli 29 Eylül 14 / 5pm

      yeniden yollar mısın yazının linkini, koyalım.

    267. 267 soruYorum 29 Eylül 14 / 5pm

      yazılar mailime geliyor ve bu işlerden anlamıyorum…yalnız “özgür gündem. com” ya da genellikle “göçebeatölyeler” sitesinde bulunabilir sanıyorum.

    268. 268 Gediz Nehirli 29 Eylül 14 / 5pm

      Cengiz Baysoy da ilginç bir insan. Lenin binlerce insanı Kronstadt’ta tavuk keser gibi kesmiş, bolşeviklerin otoritesini onaylamayan, bütün iktidar sovyetlere diyen bütün devrimcileri kurşuna dizdirmiş, sol komünistlere bile tahammül edemeyip susturmuş, Cengiz Baysoy gibiler hiçbir şey olmamış gibi kendilerini leninist olarak tanımlamaya devam ediyorlar.

    269. 269 Anonim 3 Ekim 14 / 9pm

      insanbu sitesinde Taylan Kara dün bir yazı yayınladı, yine ortalık karıştı. Takip ediyor musun tartışmaları Gün Zileli? Aslında tam senin uzmanlaştığın konular, sanat siyaset iktidar tartışmaları. Vaktin oldukça sen de kanaatlerini bildir, görüşlerinden faydalanalım.

    270. 270 Gün Zileli 4 Ekim 14 / 10am

      bir bakayım. Taylan bana yazılarını yollardı ama…

    271. 271 Anonim 8 Ekim 14 / 12am

      Perinçek de dahil TİİKP savunmasını imzalayanlar o günkü görüşlerinde samimi miydiler, yoksa bu savunmalarda da Aydınlıkçıların tipik reelpolitikerliği mi ağır basıyordu?

    272. 272 Gün Zileli 8 Ekim 14 / 9am

      Tek tek herkesi bilmek mümkün değil elbette ama bence o günkü görüşlerinde samimiydiler. Bu hareketin reelpolitiğe bulaşması 1975 yılından itibarendir.

    273. 273 Anonim 10 Ekim 14 / 10pm

      İP’nin Kürt illerinde yeni büyüme hamlesi hakkında ne düşünüyorsun?

    274. 274 Gün Zileli 11 Ekim 14 / 9am

      ne düşünmeliyim… Herkes her yerde birilerini bulabilir.

    275. 275 Corvus Corax 11 Ekim 14 / 4pm

      Özgür Yazılım Hareketi hakkında ne düşünüyorsunuz? Big Brother düzenine karşı bu konuyu da araştırmanızı öneririm.

    276. 276 EREN ÖZBAY 17 Ekim 14 / 10am

      Gün abi merhabalar ben bi ALEVİ olarak TKP ye sempati duyuyorum.. genelde aleviler CHP ye oy veriyor sorum şu gün abi tkp ve ödp arasındaki fark ne sizce CHP yi sol olarak görmüyorum bu arada..HDP ye nası görüyosun gün abi. ben TAM BAĞIMSIZ SOSYALİST TÜRKİYE’DEN YANAYIM..

      TEŞEKKÜRLER..

    277. 277 Gün Zileli 17 Ekim 14 / 10am

      selam Eren,

      “Tam bağımsıslık” diye bir şey yoktur, bu bir ilüzyon. Bu sistemde var olan her devlet kapitalizmin bir parçası olmak zorundadır. Ya da Kuzey Kore gibi otarşik bir diktatörlüğe yönelmek zorunda kalırsın. Bunun yerine devletsiz özerk toplumları savunmak daha akıllıcadır. ÖDP’yi TKP’den olumlu görürüm. TKP halen Stalinizmden kurtulabilmiş değil. Birleşik muhalefet hareketi içinde ikisi de yer alıyor gerçi. Bugünün görevi akp diktatörlüğüne karşı direnmektir. HDP’yi de olumlu görüyorum. Gerçi içindeki liberaller bir sorun. Diğer bir sorun ise AKP ile uzlaşma çabaları. Eğer bu iki sorunda olumlu bir gelişme gösterirse HDP daha da olumlu bir çizgiye gelebilir. sevgiler.

    278. 278 Anonim 17 Ekim 14 / 12pm

      Hayatın böyle küçük örgüt karşılaştırmaları ve hesap kitap yaparak, 1500 kişilik stalinist örgütler için formül üreterek geçip gitti Gün Zileli.
      Nasyonal sosyalistlerden medet ummaya devam et sen.

    279. 279 EREN ÖZBAY 20 Ekim 14 / 1pm

      gün abi çok tşk ederim cevabın için. ben senin yarılma kitabını okudum çok akıcıydı gerçekten tekrar takrar okudum. gün abi benim babam eski solculardan halkın kurtuluşu örgütüne üyeydi dayım tikkocuydu yani anlayacağın solcu bi ailem var sülalemde öyle babam derdi ki pkk nekadar devrimci yurtsever demokrat varsa katletti dedi doğuda dersimde özellikle bu bölgenin hakimiyeti benim dermiş zamanında dev yol dev sol halkın birliği tdkp gibi örgütler pkk ile mücade etmiş. pkk faşistmi sence gün abi bana göre evet..

    280. 280 EREN ÖZBAY 20 Ekim 14 / 2pm

      pkk- aydınlık çatışması. (pkk’nın ilk sindirmeye çalıştığı grup maoist aydınlık dergi çevresi olmuştu.)
      pkk- devrimci halkın birliği çatışması (en kanlı çatışma buydu, dersim, diyarbakır, gaziantep’e yayılan çatışmalarda onlarca devrimci yaşamını yitirdi)
      pkk-tkp: özellikle tkp’nin batman ve diyarbakır’daki gücünü yok etmeyi hedefleyen çatışmalardı.
      pkk-halkın kurtuluşu çatışması: elazığ, dersim, kars, diyarbakır, gaziantep. (bu çatışmanın temel nedeni pkk’nın halkın kurtuluşu’na “benim bölgemde faaliyet yürütemezsiniz” dayatmasıydı)
      pkk-devrimci yol çatışması: pkk’nın dersim’de devrimci yol üyelerine silahlı saldırıda bulunmasıyla başlamştır.. PKK doğuda hakimiyet bende diyerek devrimci yurtsever demokrat insanları katletmiştir gün abi pkk faşist değilmi sence aynı mhp gibi ?

    281. 281 EREN ÖZBAY 20 Ekim 14 / 2pm

      gün abi merhabalar sen 68 kuşağındansın bilirsin deniz gezmiş ile mahir çayan arasındaki belirgin bi fark var mıydı ??

    282. 282 Gün Zileli 20 Ekim 14 / 2pm

      farklar vardı elebette. Deniz Gezmiş bir doğrudan eylemciydi. Mahir ise teorisyendi.

    283. 283 Gün Zileli 20 Ekim 14 / 2pm

      bence bu çok kestirme bir sonuç olur. PKK bir ulusal kurtuluş hareketiydi diyebiliriz. Ama Kürt bölgelerinde örgütsel tekel kurabilmek için o döremlerde diğer kürt ve Türk solu örgütlerine zorbalık uygulamıştır. Fakat bu hakimiyeti kurduktan sonra bu tür olaylar azalmıştır. Bir de şu var: PKK kitleselleştiği ölçüde bu tür çatışmalardan da uzaklaşmıştır. Bu arada kendi içinde uyguladığı terör dönemi gelmiştir tabii. Sanırım zamanımızda bu iç terörden de söz edilemez. En azından örgüt içi infaz anlamında.

    284. 284 Gün Zileli 20 Ekim 14 / 2pm

      bu pkk ile sınırlı bir durum değildir. Bütün sol örgütler, bölgesel hakimiyet uğrunda birbirlerine karşı terör uygulamışlardır ne yazık ki. Bu, örgütlerin tabiatında var.

    285. 285 Anonim 20 Ekim 14 / 3pm

      Piyon, Taşeron Ve Anti-Kürd: PKK

      Son gelişmelerle artık her şey net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bunu anlamak istemeyen kişilerin iyi niyetli oldukları da söylenemez. Özünde derin tezgâhlarda dokunan kirli ilişkiler üzerinden inşa edilen PKK hareketinin anti-Kürd bir örgüt olduğu konusunda hala şüphesi olanlara önerilen tek şey bir doktora görünmeleridir. Bu kirli ilişkiler öyle ustaca örülmüştür ki bu kadar uzun soluklu olagelmiştir. Kemalist-faşist TC devleti PKK’yi sadece kuzey Kürdistan’da kullanmakla yetinmemiş, O’nu Kürdistan’ın diğer parçalarında da kullanarak Kürd dinamiklerini parçalamıştır.

      PKK pratiği ve ideolojik kirlilik içinde Kuzey’de Kemalist, Güney’de Saddamcı, Doğu’da Molla Rejimi’ne hizmet etmiştir. Suriye’de de Esad Rejimi’nin bekçiliğini yapmıştır. Faşist Kemalist devlet gelişen Kürd Ulusal Demokratik Mücadelesini bertaraf etmek için kurmay heyetini harekete geçirerek PKK’yi bir misyon örgütü olarak devreye sokmuştur. Yurtsever/sol tandanslı birçok Kürd örgütleri bunların eliyle ve katliamcı bir mantık ile ortadan kaldırılmıştır. Kürdün özgürlüğüne kelle koymuş Kürd gençlerini sivri Kürdî söylemlerle kendiçekim alanına soktuktan sonra bunları da imha etmiştir.

      PKK, İran’da İ-KDP’nin öncülüğünde gelişen Kürd mücadelesini zayıflatıp, molla rejimine PJAK’ı devreye sokarak hizmet etmiştir. Doğu Kürdistan’da gelişen mücadele bu şekilde sömürgeci Fars devleti için tehdit olmaktançıkarılmıştır. PJAK, PKK’nin bir kopyası olarak doğu, Kürdistan’ın şartlarına uyarlanmış halidir.

      Suriye’de de faşist ve totaliter BAASÇI Esad Rejimi’nin bekçiliğini üstlenen PKK, son süreçte Suriye’de gelişen muhalefet hareketlerine Kürdlerin destek vermemesi için binlerce militanı ve milisini seferber ederek; Kürdleri bu halk hareketine destek vermekten alıkoymuştur. Amaç; hem Esad Rejimi’nin ömrünü uzatmak, hem de Kürdlerin bir statü (bölgesel özerklik-otonomi vb.) kazanmalarını engellemektir. TC de yüksek perdeden Suriye’deki gelişmeleri bir iç meselesi olarak ifade ederken, Kürdlerin o bölgede elde edebilecekleri statüyü işaret etti. Bu bile PKK’nin TC’ye nasıl hizmet ettiğinin ve net anti-Kürd politikasının profilidir.

      PKK, Güney Kürdistan’da da benzer yerel örgütlenmelerle ve Saddam ile işbirliğine girerek, Kürdlerin kazanımlarını engellemek istediyse de KDP ve YNK karşısında bunu gerçekleştiremedi. Binlerce Peşmergenin katledilmesi, oradaki yurtsever güçleri işbirlikçi ve hain ilan etmesinin altında yatan gerçek, Kürdlerin Federal statüsünü engelleyememiş olmasındandır. Öcalan defalarca İmralı’dan Güneydeki Federal Kürd statüsünü hedef göstererek TC’ye olan bağlılığını ifade etti. Bunları görmeyen varsa geriye doğru gidip görüşme notlarına baksınlar.

      PKK, asıl piyonluğunu ve taşeronluğunu şimdiki süreçte daha sinsice oynayarak misyonunu tamamlamak istiyor. Bir taraftan Kürd Konferansı talebiyle hâlâ Kürd motifi oynamayaçalışırken, bir taraftan da tüm Kürdleriçekim alanına alarak nispi kazanımların imhası temelinde komplocu rolünü yerine getirmeyeçalışmaktadır. Bu tehlikeli oyuna izin verilirse, Kürdler ulus olarak varlıklarını sürdüremez ve statüsüzlüğü kendi elleriyle hazırlamış olacaklardır. PKK’nin asıl amacı Molla Rejimi ve TC’nin Güney Kürdistan’daki federal bölgeyi ortadan kaldırması için gerekli zemini oluşturmaktır.

      Peki, bunun PKK’ye ne yararı olacak diye düşünebilirsiniz! Her bir parçası sömürgeci ülkenin birer parçası haline getirilmiş olan Kürd bölgelerinin ekonomik/sosyal ve politik rantının bunlara sunulması yetmez mi? Bölge insanı üzerinde estirilecek şiddet ve uygulanacak despotluk tek bir muhalif sese izin vermeyecek kadar katı olacaktır.

      PKK’nin taşeron ve piyon bir örgüt olduğu açıktır, ancak bu TC’nin dediği gibi ABD veya Avrupa’nın değil, bizatihi TC devletinin, İran’ın ve Suriye’nin piyonu ve taşeronu bir örgüttür. Değişen koşullara uygun farklı seçeneklerle bu üç devlet PKK’yi Kürd politikalarına uygun farklı şekilde kullanarak anti-Kürdlük temelinde yaşatmak zorundalar. PKK’nın ipleri bunların elinde olduğundan dolayı, Kürdlerin PKK ile aralarına mesafe koymadan sağlıklı bir mücadele geliştirmeleri de olanaklı değildir.

      26 Ağustos 2011

      Menaf Dermez

      http://www.nasname.com/a/piyon–taseron-ve-anti-kurd-pkk

    286. 286 Anonim 21 Ekim 14 / 11am

      Cinayet işleme ve terör estirme kapasitelerine göre terör şebekelerini sıraladığımızda Türkiye de ilk üç sırayı şu örgütler alıyor:
      1-Generallerinin başını çektiği Türk faşistleri (TSK, Polis, MİT, Korucu Kürt aşiretleri ve MHP)
      2-PKK (Kürt faşistleri)
      3-Silahlı radikal Türk solu (sol maskeli Türk faşistleri)
      Bu cinayet ve terör örgütlerinin bellibaşlı ortak özellikleri şunlardır:
      1-Zalimlik, vicdansızlık, normsuzluk, insani tüm değerlerden yoksunluk.
      2-Her türlü hukuki denetimin dışında olmak. Hukuku, insan haklarını ve demokrasiyi ciddiye almamak.
      3-Terör ortamını varlık nedeni olarak görmek. Terör ortamının son bulabileceğinden çok korkmak. Siyasi cinayetleri politik yaşamın temel dinamizmi olarak görmek. İnsan ömrüne hiç değer vermemek.
      4-İnsan etini temel yiyecek, insan kanını temel içecek olarak kullanmak.
      5- Ölüme gitme talimatını uygulamaktan vazgeçen insanlardan nefret etmek. Onları dünyanın en aşağılık yaratıkları olarak görmek.
      6-Özellikle Dersimliler başta olmak üzere tüm Alevilere büyük bir düşmanlık beslemek.
      7-Türk ve Kürt faşislerinin boyunduruğu altına girmeyen Dersimlileri evlerinden alarak kurşuna dizmek. Kurban seçtikleri Dersimli erkeklere çaresizliği ve bahtsızlığı iliklerine kadar hissettirmek için karısı ve çocukları ile vedalaşmasına müsaade etmek. Yani ölüme mahkum edilen Dersimli erkekleri güç gösterisi ve eğlence için yanında hiçbir silahlı adamları olmadan kısa süren bir açık izne çıkarmak.
      8-Dersimlilere işkence ve hakaret etmekten büyük bir haz almak.
      9-Öldürdükleri Dersimlilerin Dersim geleneklerine göre defnedilmesine bile müsaade etmemek.
      10-Dersim topraklarının asıl sahibi olduklarını ileri sürmek. Dersim için savaştıklarını çok sık biçimde dile getirmek. Savaşmayan Dersimlilerin yurtlarını yitirdiklerini beyan etmek.
      11-En kirli ve kanlı dolapları Dersim topraklarında çevirmek.
      12-Sıradanlığı, apolitik olmayı ve normalliği Dersim de ayıplamak ve suç saymak.
      13-Ali Haydar Kaytan veya Hıdır Sarıkaya gibi cani tipleri Dersim erkeklerine modal model olarak dayatmak. Bütün Dersim erkeklerini kriminal olarak görme arzusu taşımak.
      14-Dersim in sonunun gelmiş olmasından bütünüyle benden olsalardı başlarına bu gibi bir felaket gelmezdi gibi bir sonuç çıkarmak.
      15-Öte yandan, Dersimlilerin Türklüğü , Kürtlüğü ve solculuğu yla kendi aralarında alay etmek. Dersimlileri asla gerçek Türk, Kürt veya solcu olarak görmemek.
      16-Dersimlileri kendi amaçları için kullanılacak gerizekalılar olarak görmek. Ailesini ve akrabalarını korumak isteyen Dersimlileri ya öldürmek ya da sürgün etmek.
      17-Topraklarına dönen Dersimlileri Vay anasını! Sen bayağı akıllıymışın yahu! Demek ki büyük şehirlerde tutanamadın ve toprağın değerini anladın. Gel bakalım, sen bu aklı kimden aldın acaba diyerek esir almak. Günlerce aç bıraktıktan ve epeyce eğlendikten sonra öldürmek.
      18-Dersimlilere her zaman en fazlasından gerçeğin yalnızca % 66.6666667 sini söylemek:
      Birincilerin optimal açıklığı: Bakın 2 ve 3 numara size ne biçim zulüm ediyor!
      İkincileri optimal açıklığı: Bakın 1 ve 3 numara size ne biçim zulüm ediyor!
      Üçüncülerin optimal açıklığı: Bakın 1 ve 2 numara size ne biçim zulüm ediyor!
      Özetle, hukuksuzluk yalnızca devletin bir özelliği olmayıp toplumun da özelliğidir. İnsani bir cepheden tüm cinayet şebekelerine karşı tutarlı kitlesel bir tutum alinabilseydi bugün durum çok farklı olabilirdi. Bir avuç aydının dışında Türkiye de namuslu insan yoktur. Her şey satılıktır. En meşhur insan hakları savunucularının bile rakı parasına vicdanlarını sattıklarını ve terör cephelerinden birinin kapısında beklediklerini görüyorsunuz.
      Çok çirkin yüz gördüm. Mehmet Ağar, Tansu çiller, Erdal İnönü, Kenan Evren, Necdet Menzir, Bayram Kartal, Türkeş, Veli Can Oduncu , Abdullah öcalan, Ali Haydar Kaytan, Hıdır Sarıkaya, Dursun Karataş
      Şu sıralar bence en çirkin surat Akın Birdal ın suratıdır. Çünkü Akın Birdal insan haklarını çiğ köfte karşılığında satarak dillerini bile anlamadığı vicdansız Kürtlerin kapısında beklemektedir. Apo hayranı insan hakları savunucusuna bakın! Apo ile birlikte insan hakları mücadelesi verecekmiş! Gel de çatlama! İnsan zekası bu kadar aşağılanabilir!
      Akın Birdal gibi (çıkarıldı. admin) yüzünden bu ülkede doğru düzgün rol modelleri ortaya çıkmıyor. Akın Bey in politik inandırıcılığı küçülürken dikkat ettiniz mi, yüzü gittikçe büyüyor. Aslan sütünden olsa gerek
      Ne yazık, herkesin artık bu dünyadan göçmüş olan atalarımızı tanıma imkanı olmadı. Onun için kime benzemeleri gerektiğini bilmiyorlar
      Mehmet Yıldız
      http://istanbul.indymedia.org/tr/news/2007/11/222376.php

    287. 287 Anonim 23 Ekim 14 / 9pm

      IŞİD’i görünce laikliğin kıymetini anladınız mı?

    288. 288 Gün Zileli 24 Ekim 14 / 9am

      Ben laik değil, dinsizim. 12 yaşımdan bu yana.

    289. 289 Anonim 24 Ekim 14 / 7pm

      50 yıllık deneyiminiz ışığında günümüz Türk edebiyatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin gençliğinizle günümüzdeki edebiyat ortamları arasında nitelik farkı var mı? Bir ilerleme veya gerilemeden söz edilebilir mi? Kırk sene evvel vaziyet nasıldı şimdi nasıl?
      Beğendiğiniz, takip ettiğiniz, önerdiğiniz yazarlar vardır mutlaka.
      Emrah Serbes, Enver Aysever, Ece Temelkuran gibi hem medyatik hem de Akp karşıtı solcu yazarların çok satan romanlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
      Kızınız Irmak Zileli aynı zamanda ülkemizin önde gelen edebiyat eleştirmenlerinden biri. Irmak hanım son romanınızı nasıl buldu? Neler konuştunuz?

    290. 290 Gün Zileli 24 Ekim 14 / 11pm

      Tabii bunlar uzun bir röportajın soruları. Kısaca değerlendirecek olursam, bugünkü edebiyat ortamını geçmişe göre bir hayli gerilemiş buluyorum. Yani pek iyi örnekler çıkmıyor ortaya. Emrah Serbes ve Ece Temelkuran’ı okumadım. Enver aysever’i okumaya kalktım ama adetim olmadığı halde yarıda bırakmak zorunda kaldım. çok kötüydü. Son romanının iesmi biele nasıl bir şey olduğunu okumadan ele veriyor. Irmak’ın edebiyat yazıları yazdığını biliyorum ama edebiyat eleştirmeni olduğunu bilmiyordum. Irmak son romanımı beğendi. Daha çıkmadan okumuştu. Onun eleştirilerinden de yararlandım ayrıca.

    291. 291 kaan 31 Ekim 14 / 1pm

      Meraba sosyalistlerin,anarsistlerin veya sol çevrelerin Kafkasya da çeçenlerin Doğu Türkistan da Türklerin direnişini ve kimliklerini elde etmek için gerçekleştirdikleri veya devam eden mücadelelerine bakış açısı nasıldır merak ediyorum doğrusu biraz bu konular türkiyede islamcilarin ve milliyetçilerin ilgilendiği bi konu olarak görülür ve gerçekten de öyle.Sol çevrelerde her gün kobane veya Kürdistan hakkında yazılar yazılırken haberler yapilirken nicin bu konular görmezlikten gelinir ve oralardaki ezilen halklar fasistlerin kucağına atilir(başka tabir bulamadım) gerçekten anlamıyorum.Sizin bu konudaki görüşleri benim için çok değerli vereceginiz cevap için teşekkür ederim.

    292. 292 Gün Zileli 31 Ekim 14 / 1pm

      Ezilen halkların mücadelesi desteklenmelidir elbette. Bu halklar, önce Çarlık Rusyasının, sonra Stalin SB’sinin ve bugün de Rusya Federasyonu’nun baskısı ve zulmü altındadır. Ne yazık ki, çarpık ideolojik saflaşmalar nedeniyle Çeçenler IŞİD’e en çok savaşçı yollayan halklardan biridir. Bunda Çeçenlerin mücadelesine hiçbir zaman omuz vermemiş seküler güçlerin hiç mi suçu yoktur?

    293. 293 Anonim 31 Ekim 14 / 2pm
    294. 294 Gün Zileli 31 Ekim 14 / 3pm

      Yazı iyi de Lenin’in ulusların kaderlerini tayin hakkını kayıtsız şartsız tanıdığı doğru değil. Finlandiya dışında hiçbir ulusa bu hak tanınmamıştır SB’de.

    295. 295 kaan 31 Ekim 14 / 4pm

      Bencede Çeçenlerin ve Uygurların mücadelelerini islamcı ve milliyetçi argumanlara dayandırmalarının sebebini demokrat ve sol çevrelerin onların sesini duymamaları(kasıtlı olarak),sbkp ve çkp nin zamanındaki uygulamalarını koşulsuz bir şekilde anti emperyalist politikalar saymalari bu politikalara direnen halkları da işbirlikçi,dış mihrakların oyununa gelmiş halk görmeleri(zaman gazetesi tavrı adeta) gelmekte.Bu halklarda bence doğal olarak kurtuluşlarını diğer emperyalist ülkelerde ve islamcilarda görmektedir.Halbuki kürt ulusal sorunundan sonra ilgilenilmesi gereken en önemli ulasal sorun olması gerekirken kasıtlı olarak gormezden gelinmesi kabul edilemez.Çünķü türkiyede yaşayan çeşitli kafkas halklarının çeçenlerle akraba olmaları ve milliyetçi tarih anlayışına göre Uygurlarında soydaş olması ayrıca önem arzetmesine sebeb olmalıydı ancak seküler çevrelerin bu konuda duyarsız kalması onları bu yönde davranmaya itmistir.Sonuç olarak tüm sol çevrelerin bu konuda bir özeleştiriye ihtiyacı var.

    296. 296 Gün Zileli 31 Ekim 14 / 5pm

      haklısınız.

    297. 297 soruYorum 1 Kasım 14 / 9am

      Kısmen bu görüşler haklı olsa da, işin bir de ters yüzü yok mu?

      çeçenlerin, uygurların (benzeri daha başka gruplar da vardır) en azından elit kesiminin, daha çok da devletin derin çekirdeği ( Kabuk değil öz devlet) tarafından “gizli emeller için ” bir araç (vasıta) olarak kullanıldığı bilindiğinden, demokrat ve sol cenahta mücadelelerine yeterince ilgi ve destek gösterilmediği, gibi…

    298. 298 Anonim 7 Kasım 14 / 8pm
    299. 299 nida 8 Kasım 14 / 11pm

      Merhaba, Marx’ın “Feuerbach Üzerine Tezler”inin 1. tez kısmındaki “iğrenç, Yahudice görünüm biçimi”nden kasıt nedir, yardımcı olabilirseniz çok sevinirim:
      “Feuerbach’inki de dahil olmak üzere şimdiye kadar varolan tüm materyalizmin başlıca eksiği, şeyin [Gegenstand], gerçekliğin, duyusallığın duyusal insan faaliyeti, pratiği olarak değil, öznel olarak değil, yalnızca nesne [Objekt] ya da sezgi [Anschauung] olarak kavranmasıdır. Böylece etkin yön, materyalizme karşıt bir biçimde, idealizm tarafından geliştirilmiş oldu – ama yalnızca soyut olarak, çünkü idealizm, bu biçimdeki gerçek, duyusal eylemi elbette bilmez. Feuerbach, düşünce nesnelerinden gerçekten farklı duyusal nesneler istiyor, ama insan faaliyetinin kendisini nesnel [gegenständliche] faaliyet olarak kavramıyor. Böylece Hristiyanlığın Özü’nde teorik tutumu, biricik gerçek insan tutumu olarak görüyor, oysa pratik yalnızca iğrenç, Yahudice görünüm biçimi içerisinde kavranıyor ve sabitleştiriliyor. Böylece “devrimci” faaliyetin, “pratik-eleştirel” faaliyetin önemini anlamıyor.”

    300. 300 Gün Zileli 9 Kasım 14 / 9am

      bunu cevaplayacak yetkinlikte değilim. Belki cevaplayacak arkadaşlar vardır.

    301. 301 hortlak 9 Kasım 14 / 1pm

      19 yüuzyillarda yahudilerin tertipsiz,toplumdan dislanilan,cingenevari yasam bicimiyle taniniyorlardi.

      Anschauung sezgi degil,temel Bakis acisidir. Hiristiyanligin özü kitabi Feuerbach a aittir. O kitabi elestirir.

      Marksin bu elyazmalari marks cöpe atigindan dikkatle incelenmeldir..
      Marksin cikis noktasi bu tezlerde devrimci felsefedir.. Feuerbach öyle sanirimki tabiat,evrensel dünya görüsündenden hareket eder..

      Bana görede bu tezler cöplüge aittir..

    302. 302 nida 9 Kasım 14 / 11pm

      Detaylı bilgi için teşekkür ederim hortlak:)

    303. 303 Anonim 13 Kasım 14 / 2pm

      Abi, aşağıdaki yazı ile, “Köy Enstitüleri Yeniden” isimli facebook sayfasında karşılaştım. Ben, amaçlarını ve çalışma şekillerini oldukça doğru buluyorum ve bu hareketin muhakkak desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum; eğer sen de okuyup, fikrini paylaşırsan sevinirim.

      Köy Enstitüleri yeniden projesi gönüllü organizasyonu iş, beceri ve proje gerçekleştirme temellidir.

      50000 gönüllü hedefimiz için siz de arkadaşlarınızı davet edin lütfen.

      “Kimseyi taklit etmeyerek kendi ihtiyaçlarımıza göre kendimizin olarak, belki de başkalarına örnek olacak şekilde kurduğumuz müesseseler” Hasan Ali Yücel

      Köy Enstitüleri yeniden projesi ile köyün kalkınma sürecinin parçası ve yeni bir destanın yazılışının kahramanlarından olabilirsiniz. Köyün kendine yeterli ekonomik, sosyal ve toplumsal bir yapıya kavuşması pek çok temel sorunu kendiliğinden çözerek hak ettiğimiz bir gelecekte yaşamamızı sağlayabilir.

      “Köylerin kültürel ve genel hayatlarında ileri bir seviyeye getirebilmek yalnız klasik manadaki öğretmenle mümkün olmaz… Köylere öğretmen yetiştirirken bir taraftan öğretmeni çok cihetli işler görebilecek şekilde biçimlendirmeye çalışmak, diğer cihetten de öğretmenle birlikte köye giderek diğer iş sahalarında çalışacak elemanı yetiştirmek tedbirlerini almak lazımdı. Ancak o zamandır ki köyü bütün külliyetiyle içine alarak ileri kıymetli bir hayata kavuşturacak mesaiye başlanmış olur” İ Hakkı Tonguç

      Köy Enstitüleri Yeniden projesi bu iki özel insanın topluma kazandırmaya çalıştıkları hasletlerin günümüz gerçekleri ışığında ele almayı deniyor. Bir köyü, beldeyi, kasabayı, şehrin bir semtini vb hedeflerimiz için ele alırken orada yetişmiş bir öğretmen, bir ziraatçi, bir ev kadını, gençleri vb aldıkları klasik eğitimleri de gözeterek yaşadıkları yerleri geliştirici projeler yapabilecekleri deneyimle donatmak olacaktır.

      Bu gönüllü takımları her bölgenin kendine özgü koşullarını kendileri inceleyerek, soyut ve somut tarihsel değerler, kaynaklar vb ele alarak yaşadıkları yeri en iyi şekilde geliştirici, marka yapıcı, toplumu kalkındırıcı plan ve projelerini kendileri hazırlayacaklardır.

      Bu noktada Köy Enstitüleri yeniden projesi günümüz ihtiyaçları çerçevesinde geliştirip dönüştürdüğü programlarla gönüllü organizasyonunun ışığı olacaktır. Sanat ve beceri eğitimleri eksenli, iletişim, mesleki gelişim, proje hazırlama, iş süreçleri, kooperatifçilik, ileri işletmecilik vb konularda programlar bir şey yapmak isteyen herkese kucak açıp köyü içten canlandırmayı, yine içinden çıkmış gönüllüler aracılığı ile gerçekleştirecektir.

      Gönüllü takımları dışa yönelik başka köy, şehir, ülke vb ile proje, işbirliği, ürün satışı vb alanlarda hem kendileri iletişim kurabilecek hem de kurulacak koordinasyon merkezinin iletişim çevresinden yararlanacaklardır.

      Sonuçta bu girişimler gönüllülerin kendilerinin ekonomik işletme, üretim, marka olma konularda bir güç birliği ile hareket etmelerini sağlayacaktır. Köylerin müzeler açmak, tarihi eserlerini korumak, köy yaşamını doğa ve çevreye saygılı şekilde geleceğe taşıyacak bir sivil bilincin topluma benimsetilmesinin aracı olacaklardır.

      Toplumun kendini ifade etmesi, yazması, konuşması, üretmesinin önünde engel olmak değil bunları açık iletişim ve serbest girişimle genişleterek katılımı artıracaklardır.

      Bu yapıda yer alan sivil toplum nüvelerinin büyük bir sivil toplum gücüne dönüşerek kalkınma, refah ve aydınlanmanın Anadolu’da yeni toplum biçimi olmayı, dönüşme ve dönüştürmeyi hedefleyeceklerdir.

      Katkısı olan herkese teşekkürler.

      Bu oturumun kolaylaştırıcısı
      Ekrem Pehlivan

      İletişim için ekremp@gmail.com

    304. 304 Gün Zileli 13 Kasım 14 / 3pm

      tarihteki köy enstitülerinin devlet projesi olması yönü bir hayli kuşku uyandırıcıdır. Ama bu proje olumlu elbette.

    305. 305 Anonim 15 Kasım 14 / 5pm

      Hasan Ali Yücel’in, milli eğitim bakanı olduğu dönemde yaptığı işler hakkında ne düşünüyorsun?

    306. 306 Gün Zileli 15 Kasım 14 / 7pm

      hangi işler mesela?

    307. 307 Anonim 15 Kasım 14 / 8pm

      Kitap çevirileri mesela… Onun yapılmasına önayak olduğu çevirileri kastediyorum.

    308. 308 Gün Zileli 15 Kasım 14 / 9pm

      Kitap çevirileri olumlu bir çabadır. Maarif Vekaleti Yayınları klasikleri çevirmiştir, özellikle de Yunan klasiklerini. Bununla birlikte Hasan Ali Yücel’in DTCF’de B. Boran ve diğer solcu hocalara solculuktan vazgeçmeleri için baskı yapması gibi olgular da vardır. Gökhan Atılgan’ın Behice Boran kitabında anlatılır bunlar.

    309. 309 Anonim 16 Kasım 14 / 12pm

      Sen söylemeseydim eğer, kolay kolay haberim olmazdı, bu olaydan. Kitaptan da. Teşekkür ederim…

    310. 310 Anonim 16 Kasım 14 / 12pm

      Bir öğretmenim, Mehmet Ali Aybar’ın “Neden Sosyalizm?” isimli kitabından, Lenin’in parti anlayışını eleştirildiği bir bölümü okuttu; bu konuda senin ile büyük ölçüde hemfikir olduğunu gördüm; bu düşüncelerini açıkça savunur muydu?

    311. 311 Anonim 17 Kasım 14 / 3am

      çevirdiğin kitap bitmedi mi daha. ne zaman okuycaz

    312. 312 Gün Zileli 17 Kasım 14 / 9am

      Savunurdu savunmasına ama Aybar’da burjuva demokrasisine fazlasıyla açıktı kapılar.

    313. 313 Gün Zileli 17 Kasım 14 / 9am

      Bitti.Şu sıra yayınevi aramakla meşgulüm.

    314. 314 Anonim 17 Kasım 14 / 2pm

      iletişim neden basmıyor ki?

    315. 315 Gün Zileli 17 Kasım 14 / 6pm

      İletişim’e önermedim.

    316. 316 Özkan Mert 17 Kasım 14 / 11pm

      En sevdiğiniz türkü ve şiir hangisi gün abi

    317. 317 Anonim 18 Kasım 14 / 12am

      Niye ki?

    318. 318 Gün Zileli 18 Kasım 14 / 9am

      Birçok.

    319. 319 Gün Zileli 18 Kasım 14 / 9am

      Kibele’den basılan Jan Valtin’in Karanlığın Ötesinde çevirimi önce İletişim’e önermiştim ki, bu müthiş bir kitaptır. Neden olduğunu bilmiyorum ama reddettiler basmayı. Bu yüzden onlara artık çeviri önermiyorum.

    320. 320 Abdullah 18 Kasım 14 / 11pm

      Gün bey, size Hüseyin İnan’ı sormak istiyorum. Kişisel olarak tanıyor musunuz? THKO hareketinin lideri kesin olarak İnan mıdır yoksa Gezmiş ile beraber mi yürütmektedirler? Mahir ile kır ve şehir gerillacılığı dışında ayrıldıkları konular var mıdır ?

    321. 321 Anonim 19 Kasım 14 / 1am

      Yavuz Alogan’a neden çevirini sunmuyorsun? İmge’de editör değil miydi o?

    322. 322 Gün Zileli 19 Kasım 14 / 10am

      Ona yolladım. Daha okumadı sanırım.

    323. 323 Gün Zileli 19 Kasım 14 / 11am

      Selam abdullah arkadaş. Bana sadece Gün desen de olur. “Bey”lik pek benimsediğim bir şey değildir. Sorularına gelince:

      Hüseyin İnan’ı kişisel olarak tanırdım. Yarılma’da birkaç enstantaneden söz etmiştim onunla ilgili. THKO’nun esas önderinin o olduğu söylenir ama bu sadece dolaylı bir bilgi benim açımdan. THKO ile THKP-C arasındaki ayrılıklar, bence kesinlikle gerçek bir ideolojik ayrılığa dayanmaz. Sadece SBF ve ODTÜ’deki arkadaş kümeleri çevresinde oluşmuş iki farklı örgütlenme söz konusudur.

    324. 324 Anonim 19 Kasım 14 / 4pm

      Abi, senin bu konudaki düşüncen ne?

      “1871 yılında, Paris Komünü’nün yıkılmasından hemen sonra yayınlanan, Paris Komünü üzerine yazdığı ‘Fransa’da İç Savaş’ isimli kitabında Marx, merkeziyetçilikten ve otoriterlikten bir hayli uzak, Bakunin’in savunduğuna çok yakın bir örgütlenme şeklini savunuyor.

      Anarşistlerin Enternasyonel’e girdiği tarih olan 1868 yılından, Enternasyonel’den atıldıkları yıl olan 1872’ye kadar, Marx ile Bakunin arasında geçen bir anlaşmazlık da göremedim zaten; Marx ile Engels’in düşüncelerinin bu tarihten sonra merkeziyetçilik ve otoriterlik yönünde değişmesi ile birlikte (aynı kitabın ekler bölümünde yer alan, 1872 yılında yazdığı bir mektupta, Paris Komünü’nün başarısızlığının sebebin merkeziyetçilik ve otorite eksikliği olduğunu ifade ediyor Engels) çıkıyor, anarşitlerin Enternasyonel’den atılmasına kadar varan tartışmalar.

      Bu yüzden, anarşistlerin, Marx’ın 1871 yılı sonrasındaki düşüncelerine dair eleştirilerini, -Stalin’in de ‘Anarşizm mi, Sosyalizm mi?’ isimli kitabında yaptığı gibi- Marx’ın ‘Fransa’da İç Savaş’ isimli kitabında söylediklerini kanıt olarak göstererek çürütmeye kalmamak gerekiyor.”

    325. 325 Gün Zileli 19 Kasım 14 / 4pm

      Bana pek doğru gelmedi. Kurdukları paradigme gereği Marx da Engels de merkeziyetçiydi. Bu paradigma, üretici güçlerin geliştirilmesinde merkeziyetçi devlet gücünü kullanmaktı. Bu da ancak merkeziyetçilikle olabilirdi. Lenin bunu uygulamıştır.

    326. 326 Anonim 19 Kasım 14 / 4pm

      Katalonya’ya Selam’ın yazarı olan Orwell’ın anarşizmi yakın olduğu görülüyor; peki onun Troçkizme yakın bulunduğu bir dönem de oldu mu acaba?

    327. 327 Anonim 19 Kasım 14 / 5pm

      Fransa’da İç Savaş’ta söylediklerini nasıl açıklamamız gerekiyor o halde?

    328. 328 Gün Zileli 19 Kasım 14 / 5pm

      ne troçkist ne de anarşistti. Sadece muhalif bir sosyalistti. Yani anaakıma muhalif. Bu yüzden de her halükârda İspanya devrimini doğru yorumladı.

    329. 329 Gün Zileli 19 Kasım 14 / 5pm

      yeniden okumam lazım. paragraf olarak varsa yolla bir bakayım.

    330. 330 Anonim 20 Kasım 14 / 1pm

      31 Mart olayına nasıl bakıyorsunuz?
      Gerici bir ayaklanma mıdır yoksa asker-sivil bürokrasiye ve İttihatçılara halkın tepkisi midir?
      Meşrutiyetten sonra askerlik muafiyetlerine son verilen medrese talebeleri, ordudan tasfiye edilen alaylı subaylar ve erat gibi halk kesimlerinin mektepli subaylar, nazırlar ve mebuslar gibi iktidar odaklarına karşı bir hareketi değil miydi?

    331. 331 Gün Zileli 20 Kasım 14 / 4pm

      Hazır bir cevabım yok bu konuda. Devlet seçkinlerine karşı bir ayaklanmadır. Ne yazık ki, koyu sünni ideolojinin önderliğinde yürütüldüğünden olumlu görmek pek mümkün değil. Bu ayaklanmanın, Dersim’de yaşananlarla hiçbir benzerliği yoktur.

    332. 332 Anonim 20 Kasım 14 / 7pm

      Kitap (Fransa’da İç Savaş) elimde yoktu, ama ekitap olarak buldum ve, bizi ilgilendiren bölümleri buraya kopyalayacaktım ama kopyalanmıyor. Link, bu: http://www.demokratikgenclikhareketi.org/kitap/icsavas.pdf

      56. saydan 60. sayfaya kadar okuman yeterli, bahsettiğim bölümleri görmeniz için. Ama ben, Engels’in yazmış olduğu, 1891 tarihli giriş yazısını da okumanı tavsiye ederim; benim düşünceme göre, devlete dair, “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” isimli kitabında savunduğu düşüncelerine uygunsuz düşünceleri savunuyor o yazıda.

    333. 333 Abdullah 22 Kasım 14 / 6pm

      THKO kuruluşunda, Deniz Gezmiş ne kadar etkilidir? Yani onun liderliği daha çok medya tarafından pompalanan bir masal mıdır? Yoksa H.İnan ile birlikte bu örgütün doğal bir lideri midir ?

    334. 334 Anonim 22 Kasım 14 / 11pm

      Komünizm gibi benzer akımlar, emperyalizmin kabul edilebilirliğini artırmak için emperyalistler tarafından ortaya çıkarılmıştır diye bir cümle okudum. Ekşi de 🙂 Ne dersiniz buna ?

    335. 335 Gün Zileli 23 Kasım 14 / 11am

      fazla komplo mantığı. Saçma.

    336. 336 Gün Zileli 23 Kasım 14 / 11am

      Tabii ki ikincisi.

    337. 337 Anonim 23 Kasım 14 / 12pm

      Anarşist toplumda devlet benzeri bir otorite olmayacaksa intikam amaçlı ve kişisel nedenlere dayanan şiddet ve cinayetler nasıl engellenecek, nasıl cezalandırılacak, cezaların yeni intikam ve kan davalarına dönüşmesinin önüne nasıl geçilecek?

    338. 338 Anonim 23 Kasım 14 / 1pm

      Milliyetciligi tahammul edilebilir kilmak icin anti emperyalizmi cikarmislar.

    339. 339 Anonim 23 Kasım 14 / 4pm

      hep politika hep politika. acık da başka şeyler yaz. sıkıldık siyasetten valla.

    340. 340 Gün Zileli 23 Kasım 14 / 10pm

      Bu tür şeylerin önüne bütünüyle geçilemez elbette ama kan davasının ve diğer şeylerin koşulları ortadan kalkarsa bu tür vakalar büyük ölçüde azalacaktır. Devletin ve cezanın ise böyle şeyleri ortadan kaldırmadığı bugüne kadar fazlasıyla kanıtlanmıştır.

    341. 341 Gün Zileli 23 Kasım 14 / 10pm

      öte yandan anarşist toplum diye bir şey olmayacaktır. Devletsiz, özgürlükçü toplum diyelim isterseniz.

    342. 342 Gün Zileli 23 Kasım 14 / 10pm

      makul bir öneri.

    343. 343 Abdullah 24 Kasım 14 / 12am

      Gün abi, iki sorum var sana;
      1- O dönem THKO ve THKP-C örgütlerinin SSCB ile temas kurdular mı ?
      2- Yine THKO ve THKP-C’nin mafya ile herhangi bir ilişkisi oldu mu? Örneğin THKP-C’nin İstanbul’un arka mahallelerinde örgütlennme amacı var . O dönem oraları da mafya tarafından kontrol edilmekte. Yani bu bağlamda bir temas oldu mu?

    344. 344 Anonim 24 Kasım 14 / 1am

      Peki, devletsiz, özgürlükçü, eşitlikçi toplumların kurulması, sınıfsal, ulusal baskı ve sömürünün son bulması (bu sanayi toplumunda mümkün olup olmaması bir yana) günümüzün modern karmaşık toplumlarının sorunlarına ne kadar yanıt verebilir? Eskiden var olmayan sosyal sorunlara nasıl çözüm bulabilir? Geçmişin eşitlikçi ve ilkel komünist toplumlarında insanların genel olarak sade ve iyi bir hayatı vardı, hayatlarından memnun ve mutlulardı belki ama günümüzün koşulları çok farklı.

    345. 345 Gün Zileli 24 Kasım 14 / 11am

      Bunların hepsini bugünden tasarlamak mümkün değildir. Ancak geleceğin devletsiz, özgürlükçü toplumunun bugünkünden iyi olacağı kesindir.

    346. 346 Gün Zileli 24 Kasım 14 / 11am

      Bu iki örgütün SB ile doğrudan bir teması olduğunu hiç sanmam. Sadece bildiğim kadarıyla Filistin kurtuluş örgütleriyle temasları vardı.

      Hayır. Bu anlamda bir temas olduğunu hiç sanmam.

    347. 347 Anonim 24 Kasım 14 / 7pm

      Hadi Gezmiş ve H.inanı anladık iki lider karakterli adam, peki yusuf niçin asıldı yani önemi neydi. tamamen 3’e karşı 3 politikası mı?

    348. 348 Gün Zileli 24 Kasım 14 / 8pm

      Yusuf, Deniz’le birlikte ve silahlı çatışmayla yakalanmıştı. Dolayısıyla Yusuf, bu iki arakadaşın yanında, onları yalnız bırakmamaya, her an yanlarında olmaya özen gösterdi. Savcı ve mahkeme de onu öyle görmeye eğilimliydi. Kaldı ki, Yusuf bu örgütün önde gelenlerindendi. Her bakımdan. Gençlik hareketinde de ön planda bir arkadaştı.

    349. 349 Anonim 25 Kasım 14 / 1am

      abi Deniz ve Mahir’in din ile ilgili düşünceleri nasıldı? Agnostik miydiler yoksa Ateist mi ?

    350. 350 Abdullah 25 Kasım 14 / 2am

      Gün abi, yanılmıyorsam “İki Adalı” kitabında Mahir’in karakteri ile ilgili bazı şeyler yazıyordu. Bunlar, aşırı sinirli ve tavizsiz olmasına bağlı olarak örgüt içindeki birçok arkadaşının örgütten kopma noktasına gelmesi gibi durum tespitleriydi. Mahir’i ve o arkadaşları bilen birisi olarak sence bunlar ne kadar gerçekçi? Çatışmalarda polislerle girmiş olduğu diyaloglardan ne kadar keskin iradeli biri olduğu az çok belli oluyor. Ancak normalde nasıldı karakteri?

    351. 351 Gün Zileli 25 Kasım 14 / 9am

      İki Adalı kitabını okumadım. Bence karakter tahlilleri üzerinden yorum yapmak yanlış olabilir. Her kişi tarihi ve toplumsal koşullara göre bir rol oynar. Tanıdığım kadarıyla Mahir, çok iradeli ve hatta hırslı bir arkadaştı.

    352. 352 Gün Zileli 25 Kasım 14 / 9am

      Bu konuda onlarla hiç konuşmadım ama dönem devrimci gençlerinin hepsi gibi dine ve allaha inanmazlardı. Tamamen seculer bir yönelim içindeydiler. Ben de öyleydim, hâlâ da öyleyim.

    353. 353 Anonim 26 Kasım 14 / 9pm

      Resmî ideolojisiz devlet olur mu? Resmî ideolojisi olmadığı söylenen devletlerin resmî ideolojisi liberalizm midir?

    354. 354 Anonim 26 Kasım 14 / 11pm

      Sosyalist ile Komünistin farkı nedir ?

    355. 355 Anonim 26 Kasım 14 / 11pm

      SSCB’nin masonlarla mücadelesi olmuş mudur, olduysa ne şekilde gelişim göstermiştir?

    356. 356 Anonim 27 Kasım 14 / 1pm

      Prof. Dr. Rennan Pekünlü olayı hakkında ne düşünüyorsun?

    357. 357 Gün Zileli 27 Kasım 14 / 3pm

      Onun başörtü denetimi yapmasına da karşıyım, bu yüzden hapise atılmasına da.

    358. 358 Gün Zileli 27 Kasım 14 / 3pm

      Bunu bilmiyorum doğrusu. Ama şu var ki, SSCB’de resmi Marksist ideolojinin dışında hiçbir ideolojiye ya da görüşe yer yoktu.

    359. 359 Gün Zileli 27 Kasım 14 / 3pm

      bence özünde bir fark yok. Fakat II. dünya savaşı sırasında ve 1917 devriminden sonra Sosyalist enternasyonal derin bir yarılmaya uğradı ve yeni bir Komünist enternasyonal (Komintern) kuruldu. Bu tarihten sonra eski tip sosyal demokrat partilere sosyalist, yeni tip komünist partilere de komünist dendi.l Yani özde bir fark yok ama tarihi olarak böyle farklı kavramlaştırmalar söz konusu.

    360. 360 Abdullah 27 Kasım 14 / 3pm

      Enver Hoca hakkındaki düşüncelerin neler abi ?

    361. 361 Gün Zileli 27 Kasım 14 / 3pm

      Liberal batı demokrasilerinde bildiğimiz anlamda bir resmi ideolojiden söz edilemez. Bu ülkelerde devlet kendini topluma içselleştirmiş ve dolayısıyla bütün ideolojileri bir ölçüde kapsar hale gelmiştir. Resmi ideolojili devletler dahae çok monolitik tipte olanlardır.

    362. 362 Gün Zileli 27 Kasım 14 / 3pm

      Enver Hoca, Arnavutluk devriminin önderidir. Ne yazık ki, Stalin’i model aldı ve onun kadar olmasa bile bir tek kişi ya da tek parti diktatörlüğü kurdu. Muhaliflerini öldürttü. en son öldürttüğü, yakın arkadaşı ve arnavutluk Halk ordusu’nun kurucusu Mehmet Şehu’dur. Bu diktatörlük de diğerleri gibi yıkılıp gitti sonunda. Mao’ya karşı ML hareketin (yani Sovyet karşıtı komünistlerin) liderliğini yapmaya kalkıştı. Bu partiler zaten küçüktü. E.Hoca bunları daha da küçülttü ve bunlar da Arnavutluğun yıkılışıyla birlikte yok olup gittiler.

    363. 363 Anonim 27 Kasım 14 / 5pm

      209no ile ilgili. Demir Küçükaydın şöyle bir yazı yazmış;

      http://demirden-kapilar.blogspot.com/2014/11/cok-kulturluluk-neden-yanlstr-ve-nicin_27.html

    364. 364 Anonim 27 Kasım 14 / 6pm

      Che Guevara’nın teorik yönü nasıldı, bu anlamda da bir şeyler kazandırdı mı dünya soluna?

    365. 365 Abdullah 27 Kasım 14 / 11pm

      Öğrenciliğiniz zamanında ODTÜ’de sosyal demokratlar ile sosyalistlerin arası nasıldı ?

    366. 366 Anonim 28 Kasım 14 / 12am

      Bir sosyalistin dindar olmasının imkanı var mıdır? Yani taban tabana zıt kavramlar var mıdır bu iki olgu arasında?

    367. 367 Abdullah 28 Kasım 14 / 12am

      Sizce AKP hegemonyası daha ne kadar sürebilir ?

    368. 368 Gün Zileli 28 Kasım 14 / 9am

      Che Guevara bir teorisyen değildi.

    369. 369 Gün Zileli 28 Kasım 14 / 9am

      Ama ortodoks komintern komünist partilerinin tutucu eylem çizgisinin yarılmasına büyük katkısı olmuştur.

    370. 370 Gün Zileli 28 Kasım 14 / 9am

      sanırım cevabı bilerek sordunuz. Özellikle ODTÜ’yü sorduğunuza göre. Ne yazık ki ODTÜ’de sosyalistler sekter ir çizgi izlediler. SD derneği başkanı İskender Odabaşıoğlu’na karşı da bir takım olumsuz davranışlar oldu bildiğim kadarıyla. ODTÜ’lü arkadaşlar daha iyi bilir. Benim bilgim uzaktan.

    371. 371 Gün Zileli 28 Kasım 14 / 9am

      Olabilir. Latif Amerika’da papaz gerillalar vardı. Ama bana soracak olursanız, ortodoks dindarlıkla sosyalizmi bağdaştırmak bir hayli zor olmalı.

    372. 372 Gün Zileli 28 Kasım 14 / 9am

      Çok fazla süreceğini sanmıyorum. 5 yıl içinde şu ya da bu şekilde yıkılacaklarını ya da dağılacaklarını düşünüyorum. 5 yıl sonra bana hatırlatın bu tahminimi 🙂

    373. 373 Abdullah 28 Kasım 14 / 4pm

      Umarım dediğiniz gibi olur :)Hangi parametleri ele alarak yapıyorsunuz bu tahmini 🙂

    374. 374 Gün Zileli 28 Kasım 14 / 6pm

      Kürt hareketiyle tatmin edici bir uzlaşma sağlayamayacaklar. Halk miuhalefeti canlı. ABD’nin arası AKP’yle hiç iyi değil. Ortadoğu bataklığına gömülmüş durumdalar. En kuvvetli ihtimal, ABD’nin halk muhalefetine üstü kapalı destek vermesiyle yıkılmaylarıdır. 27 Mayıs gibi bir ordu darbesiyle de gidebilirler.

    375. 375 Abdullah 29 Kasım 14 / 2am

      Bence o darbeyi yapabilecek bir ordu yok şu an, her şey Mit’in kontrolünde.. Ayrıca yapsalar bile halk çok büyük tepki gösterir.

    376. 376 Gün Zileli 29 Kasım 14 / 12pm

      ben de yakın zamana kadar darbeye ihtimal vermiyordum ama artık bu ihtimalin güçlendiğini görüyorum.

    377. 377 Anonim 29 Kasım 14 / 1pm
    378. 378 Anonim 29 Kasım 14 / 5pm

      yakın zamanda görüşlerini ne değiştirdi gün zileli? darbe ihtimalini güçlendiren etmenler nedir sana göre?

    379. 379 Gün Zileli 29 Kasım 14 / 7pm

      Türkiye’nin ortadoğu politikası ABD ile derin uyuşmazlık içinde.

    380. 380 Sylvia Plath 29 Kasım 14 / 8pm

      Abd, akp’den vazgeçmektense onu hizaya getirmeyi deneyecektir gün zileli. ulusalcı, anti amerikancı tandansları olan bir chp mhp koalisyon hükümeti riskini göze alamaz abd. üstelik rte şimdi görece daha etkisiz bir konumda. yeni başbakanla anlaşmaları daha kolay. ve bunu deneyecekler. zaten darbe olsa kimle yapacaklar? ordudaki ulusalcıları tasfiye ettiler. hatta hatta darbe yapma potansiyeli olanlar şimdi cemaat karşıtlığında akp ile ittifak içindeler. ulusalcılar akp’nin suriye politikasını aynen destekliyorlar. aydınlık okumuyor musun hiç?

    381. 381 Gün Zileli 29 Kasım 14 / 8pm

      bunları biliyorum. Ulusalcıların yönelimini de biliyorum. ABD açısından darbenin kolay bir alternatif olmadığını da. ama ortalık bir karışırsa darbe ABD’nin gündemindedir. Sen de bunu unutma.

    382. 382 Anonim 30 Kasım 14 / 12am

      Doğu ile o kadar yıl arkadaşlık yaptın, Doğu’nun Kaypakkaya ile bir bağlantısı var mıydı? Onun dağa çıkmasına nasıl bakıyordu? Bir dost mu rakip olarak mı görüyordu?

    383. 383 Abdullah 30 Kasım 14 / 12am
    384. 384 Gün Zileli 30 Kasım 14 / 10am

      Çüünkü 1972 yılında THKP-C’de bir bölünme oldu. Yusuf Küpeli silahlı mücadelenin yanlış olduğunu düşünmeye başladı. Mahir ise eski çizgide ısrar etti. Sonuçta Yusuf kesimi örgütten koptu ya da atıldı. Yusuf kesimi mahkemelerde bir ölçüde teslimiyetçi bir tutum aldı. Sanırım yüklenmenin sebebi buralara dayanıyor.

    385. 385 Gün Zileli 30 Kasım 14 / 10am

      tabii ki. Kaypakkaya o zaman TİİKP MK yedek üyesiydi ve aynı zamanda Doğu Anadolu bölge komitesi sorumlusuydu. aralarında silahlı mücadelenin zamanı ve biçimi konusunda ayrılıklar vardı. Kaypakkaya silahlı mücadeleye behemahal başlamayı savunuyordu. Doğu ise daha ihtiyatlı bir çizgiden yanaydı. Sonuçta Kaypakkaya kendi tezlerini oluşturup (özellikle Kemalizm eleştirisi) kendi ayrı örgütünü (TKP-ML) kurdu. Ben bütün bunlar olurken hapisteydim. Doğrudan dahlim olmadı. O sırada biz içerdekiler de Kaypakkaya’nınkine benzer fikirler savunuyorduk. Ancak Doğu yakalanıp içeri gelince bizi kendi çizgisine (bir süreç içinde) ikna etti. Bunları Havariler’in başlangıç bölümünde ayrıntılarıyla anlatıyorum.

    386. 386 Abdullah 30 Kasım 14 / 3pm

      Peki Mahir’in insani yapısıyla ilgili söyledikleri hakkında ne düşünüyorsun abi ?

    387. 387 hortlak 30 Kasım 14 / 3pm

      Silahli mücadeleymis,mahircilikmis,kaypakkayacilikmis,denizmis..
      Nedir bu ya? Türkiyeyi Ringonun ahirimi sanmistiniz ozamanlar? Iyi bir kötek hakketmissiniz..

    388. 388 Gün Zileli 1 Aralık 14 / 10am

      Sanırım “Dingo’nun ahırı” olacak 🙂

    389. 389 Gün Zileli 1 Aralık 14 / 10am

      Herkes yaşadıklarıyla ilgili farklı bir değerlendirme yapabilir. “Size nasıl geliyorsa öyledir.” Shakespeare

    390. 390 ozan 8 Aralık 14 / 2pm

      Merhaba Gün. Aybar’ın burjuva demokrasisine oldukça meyilli olduğunu belirtmişsin. 61 Anayasasının sosyalizme açık olduğu görüşü, altmışlarda TİP deneyimini legal çerçevede ilerletme çabası gibi unsurlar göz önünde bulundurularak Aybar’ın duruşu parlamentarizmle ilişkilendirilebilir muhakkak. Fakat Aybar’ın fikir evreninden söz ettiğimizde bu durumu ancak tali bir öge, konjonktürel bir tavır olarak nitelendirebiliriz. Aybar’da temel mesele demokratik yollardan iktidar olmak değil, hangi yolla kurulursa kurulsun demokratik bir yönetim gerçekleştirmektir. Bürokratizme karşı üretim ve yönetim süreçlerine emekçi kitlelerin egemen olmasıdır.

      Sosyalist Devrim Partisi tüzüğünde yer alan şu cümle konuya yeterince ışık tutuyor:

      ”İster zor kullanarak, ister demokratik yollardan olsun, sosyalist devrimi ancak işçi sınıfı, emekçi halk yığınları yapar.”

    391. 391 Gün Zileli 8 Aralık 14 / 2pm

      Aybar’ın çok değerli fikirleri var elbette. Örneğin verdiğin örnek çok önemli. Yine de “burjuva demokrasisinin” kurumlarına fazla önem verdiği düşüncesindeyim. aybar üzerine (bütün yazdıklarını dikkate alan) daha derin bir teorik araştırma belki sorunu daha açık seçik ortaya koyabilecektir.

    392. 392 ozan 9 Aralık 14 / 5pm

      Ayrıca Aybar yatay örgütlenme formunu onermesiyle, Marx’ın yanında Proudhon’un da okunmasını tavsiye etmesiyle, Lenin’in merkeziyetciligine yönelttiği sert elestirilerle, özgürlükçü sosyalizm tasavvuruyla anarsizme oldukca yakın bir Marksist gibi görünüyor. Handiyse Marksizm ile anarsizm arasında salınan bir sosyalist…

    393. 393 Anonim 10 Aralık 14 / 6pm

      Toplumda egemen ve ezilen sınıfların dışında bir de orta sınıflardan olup da burjuva demokrasisi ve reformizmi yeterli bulan, liberal veya apolitik olan, düzenin ve hayatların değişmesini istemeyen, düzen karşıtlığını ve devrimciliği kendilerine tehlikeli bulan insanlar var. Devrimciler ve anarşistlerin bu insanları kazanması nasıl mümkün olabilir?

    394. 394 Gün Zileli 11 Aralık 14 / 9am

      öncelikle onlarla dostça ve içtenlikle ilişki kurarak.

    395. 395 Bekir Sami 12 Aralık 14 / 2am

      Merhabalar;sizce aydınlık hareketinin dönemsel olarak çok yoğun taktiksel değişikliklere girmesinin,mesela bir dönem savunduğu bir politikanın 4-5 yıl sonra tamamen değiştirilmesinin nedeni nedir?

      Bunları örneklemek gerekirse;mesela 74 savunmasında demokratik halk savaşını savunup sonra bu yönde hiçbir adım atmaması,yine aynı savunmada Mustafa Kemal’i neredeyse faşist olarak görüp,ağır eleştiriler getirip 4 yıl sonra TİKP kurulurken yanılmıyorsam Anıtkabirin ziyaret edilmesi yada aydınlıktan ölümünün kırkıncı yılında Mustafa Kemali selamlıyoruz diye yazı yazılması.Bu arada yine 70’lerin ilk yıllarında,kuruculacak halk cephesinin komutanı Mustafa Kemal’dir diye Perinçek’in yazı yazması ama sonra dediğim gibi 74 savunmasındaki tavır ortada.PKK ile önce çok çatışmalı bir durum olması ama sonra seçim ittifakına kadar ilerletilecek bir dostluğun geliştirilmesi ama sonra yeniden tamamen düşman saflara geçilmesi.Bugüne gelirsek Ergenekon mahkemesinde gladyonun en tepedeki üç ismi olarak Abdullah Gül,Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülenin sayılıp hapisten çıktıktan sonra sadece Fethullah Güleni gladyo kabul etmesi ve Tayyip Erdoğana yaptığı operasyonlarda destek vermesi.Tsk ile ilgili 5 ay öncesine kadar falan amerikancı bir darbe önümüzdeki süreçte olabilir diyip,bugünlerde ise TSK’yı neredeyse antiemperyalist görmesi.Sizce bu kadar yoğun dönüşlerin nedeni ney?

    396. 396 Gün Zileli 12 Aralık 14 / 9am

      Çok güzel özetlemişsiniz. Bu sorunuza iki kelimeyle cevap vereyim öncelikle: Stalinist reelpolitika. Reelpolitikanın mantığı nedir? Bunun mantığı; 1. iktidarı ele geçirmek için her yolun mübah olmasıdır; 2. Buna bağlı olarak her türlü güç ilişkisine göre hareket etmektir. Buradaki tek ilke budur. Bunun ötesinde ilkesizliğin ilke olarak benimsendiğini söyleyebiliriz. Sizin verdiğiniz örneklerden hareket edecek olursak, Aydınlık hareketi 1980 sonlarında PKK’ya neden yaklaşmıştır. Bu hareket o sırada ülkede iki önemli güç odağı tespit etti. Biri TSK; diğeri PKK. Hesabını şu şekilde yaptı: Eğer PKK’yla işbirliği yaparsak Kürt bölgelerinde güçlenir ve bu örgütün legal alandaki şemsiye örgütü olarak epeyce oy alır ve parlamentoya gireriz. Parlamentoya girerek de iktidar için önemli bir güç toplamaya girişiriz. Diğer yandan orduyla da temasımızı sürdürmeliyiz. Orduya “bakın biz PKK’yı ehlileştiriyoruz aslında, onu legal plana çekiyoruz ve silahlı mücadeleden vazgeçiriyoruz” dersek ordu kanadında da güç toplarız. Tabii ki bunlar bağdaştırılması zor taktiklerdi. aslında D.P. kadar usta bir politik dansçı (reelpolitiker) olan A.Öcalan, başlangıçta bu flört yaklaşımına olumsuz yaklaşmadı. D. Perinçek’in yaklaşımlarına olumlu cevap verdiği bile söylenebilir. Ama D.P.’nin kendi sırtından güç toplama planını o zaman PKK açısından uygun bulmadı ve “şemsiye parti” önerisini reddetti. Bunun üzerine D.P. ordu nezdinde PKK aleyhtarlığıyla güç toplama siyasetini yürürlüğe koydu. Son verdiğiniz örneğe gelecek olursak, burada da reelpolitika konuşmaktadır. Sadece F. Gülen’in hedef alınmasının nedeni, cemaatin muhalefete düşmesidir. İktidardaki AKP’den bir himaye bekliyorlar. Zaten bu himaye sayesinde dışarı çıktılar. Bence çıkmadan önce de sizi destekleyeceğiz diye söz verdiler. AKP’yi bir iktidar gücü olarak önemsiyorlar. Bütün mesele budur. Bu hareket reelpolitiker olduğu için daima iktidarlara ve yükselen güçlere oynamıştır. İçeri düşmelerinin sebebi ise durumu tahmin edemeyip orduya oynamalarıdır. AKP’nin bu kadar baskın çıkacağını hesaplamamışlardı. Bu sitedeki şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim: http://www.gunzileli.com/2014/04/07/perincek-mao-ve-ittifaklar-sorunu-uzerine/

    397. 397 Anonim 19 Aralık 14 / 11pm

      Dersim katliamı bir zorunlulukmuydu ? (lütfen cevap verin çok mühim )

    398. 398 Gün Zileli 19 Aralık 14 / 11pm

      Hiçbir katliam zorunlu olamaz. “Zorunluluk”, devletlerin cinayetleri için uydurduğu bahanedir.

    399. 399 Küçük Robespierre 21 Aralık 14 / 5pm

      Sosyalist-solun “gericilik” vurgusundan niçin rahatsızsınız? AKP hegemonyasının üstyapısını dinci-gericilik oluşturmuyor mu? Sosyal hayata her gün din temelinde müdahale edilmiyor mu? Gericilik yoksa veya önemsizse IŞİD tehdidi ne oluyor? Din ve mezhep farklılıklarının sonuna kadar kullanıldığı savaşlar içinde çırpınan Ortadoğu’ya yeni bir Aydınlanma atılımı gerekli değil midir?

    400. 400 Gün Zileli 22 Aralık 14 / 11am

      Gericilik-ilericilik paradigması çökmüştür de ondan. Bugün en “ilerici” olanlar dincilerdir. Onların HES’lere, ağaç kesimlerine, asfalt vs. yapımlarına bütün gücüyle direnenler ise dünün sanayileşme taraftarlarıdır. Bu paradigma değişimi kavranmadan hiçbir şey kavranamaz. Sol bugün AKP’nin “modernleşme” ve “şehirleşme” planlarına karşı direniyor ama neden direndiğini kendisi de aslında bilmiyor. Şöyle bir baksa, solun geçmişte savunduğu ilerlemeciliği bugün gerçekleştirenin AKP ve diğer islamcı örgütler olduğunu görecek. İdeolojik plandaki “gericiliğe” gelince. Bu da bir hayli tartışmalıdır. Aydınlanmada insanlığın devrimci mirasına ilişkin çok şey vardır ama reddedilmesi gerekenler de bir haylidir. Aydınlanma, geçmişte insanlığı karanlığa boğan birçok unsura karşı mücadele ederken o karanlığın içindeki kadim ışıltıları da reddetmiştir. Salt akılcılık ruhu öldüren bir etki yapmıştır. velhasıl bütün bu ve buna benzer noktalar dikkate alındığında gerici-ilerici paradigmasının yıkıldığını düşünüyorum. Bunun yerine devrim-kapitalist sistem paradigması konmalıdır. IŞID vb’nin kapitalist sistemin dışında olduğunu düşünmüyorum.

    401. 401 Anonim 22 Aralık 14 / 1pm

      İlericilik-gericilik, kentlilik tartışmasına katkı: http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/kentsoylulari-ne-yapmali-84094

    402. 402 Anonim 22 Aralık 14 / 3pm

      Abi Kuzey Kore ile ABD arasındaki gerginlik tırmanıyor. Sana yeni bir görev düştü; Kuzey Kore’deki rejimin ne kadar feci bir şey olduğunu tekrarlayıp duran “insan hakları emperyalizmi” korosuna senin de katılmanı bekliyoruz.

    403. 403 Artakalan 25 Aralık 14 / 11pm

      Merhaba Gün abi. Aydınlık hareketinin tarihini (içinden veya yakınından) anlatan, 70’li / 80’li yılları kapsayan anı türünde kitap söyleyebilir misin? Senin kitaplardan birinde Cıravoğlu’nunkine atıf yapmışsın, ama daha fazlası lazım. Kendim aramayıp doğrudan burdan sordum, kusura bakma.

    404. 404 Gün Zileli 26 Aralık 14 / 12am

      Ne yazık ki, pek yok. O geleneğin içinde olup da anı yazmak yürek ister. Sonuç olarak, bildiğim kadarıyla benim ve ömer Faruk ciravoğlu’nun dışında anı yok. Oral’ın anıları aydınlık hareketini kapsamaz. 68’le ilgili anekdotlardır.

    405. 405 Artakalan 26 Aralık 14 / 2am

      Resmi tarih tarzında da olabilir, ne bileyim Kaynak Yayınları’ndan çıkan falan. Seninkilere paralel karşılaştırarak okunabilecek bişeyler olsun yeter.

    406. 406 Gün Zileli 26 Aralık 14 / 9am

      TİİKP Savunması var. Durmuş Uyanık’ın anıları var. Adı Zeytin Ağacı’ydı galiba. onu da şimdi hatırladım. Hasan Yalçın7ın aydınlarla ilgili kitabı var.

    407. 407 Artakalan 26 Aralık 14 / 5pm

      Hasan Yalçın’ın kitabı derken, Çandar, Uluengin falan, çeşitli portreler üzerine yazdıklarından oluşan “Dönekler” mi? Aydın meseleleriyle ilgili başka kitapları da var çünkü.

      Şimdilik bana yeter zaten bu kadarı. Teşekkürler abi.

    408. 408 Gün Zileli 26 Aralık 14 / 7pm

      Evet o kitap.

    409. 409 Cevat 29 Aralık 14 / 11am

      Dünya üzerindeki devlet örgütlerinmelerinde sizce sosyalist ülkeler var mıdır gün itibari ile ? Varsa size göre hangi ülkelerdir bunlar ? Ve özel olarak en azından anarşist tarzda yapılanmış olan toplum/toplumlar ?

    410. 410 Gün Zileli 29 Aralık 14 / 11am

      Kendisini “sosyalist” olarak tanımlayan devletler var: Küba, Kuzey Kore, Çin. anarşist tarzda yapılanmış bir toplum yok. Sadece anarşizmi deneyen komünal topluluklar var çeşitli yerlerde.

    411. 411 Anonim 1 Ocak 15 / 4pm

      merhabalar gün abi. sosyoloji derslerinde duyduğum bir şey var: buna göre, marx tarih anlayışında komünizm evresinden sonra üretim tarzında hiçbir dönüşüm öngörmüyormuş, tarih marx’a göre komünist aşamada sonlanıyormuş. okuduklarımdan aklımda kaldığı kadarıyla, üretici güçlerin mevcut üretim ilişkileriyle uyuşmazlığı devrimi doğuran temel etkendi marx’ta (bu arada bu “uyuşmazlık”tan, “çelişki”den neyin kast edildiğini anlamadığımı söyleyeyim). bu mantıkla aynı şeyi komünist üretim ilişkilerinin hakim olduğu bir düzen için de söyleyemez miyiz: komünist üretim ilişkilerinin üretici güçlerle örtüşmediği bir dönüm noktasında, bu çelişki yeni bir düzene gebe olabilir? kim bilir, belki gerisin geri tekrardan sömürücü bir düzene dönebiliriz. şu durumda, marksizmin tarihi komünizmde sonlandırdığı doğru bir yorum mudur?

    412. 412 Gün Zileli 1 Ocak 15 / 5pm

      Marx’ın böyle bir fikri olduğunu sanmıyorum. Yani tarih belli bir üretim tarzıyla sonlanır diye bir şey yok. Yalnız Marx’ın paradigmasında temel sakatlık bence sosyalist ya da komünist üretim tarzını üretici güçlerin gelişmişliğine bağlaması. Bugünlerde bu paradigmanın sakatlığı ayan beyan görülmekte. Bugün üretici güçleri doğanın, canlıların ve insanın aleyhine amansızca geliştiren neokapitalizm, buna direnen ise sol ve devrimci güçlerdir. Marx’ın bu teorisi tarih tarafından yanlışlanmıştır, fakat Marksist arkadaşlar bunu tam anlamıyla bilince çıkarabilmiş değil. Marksistleri, bu teorinin eleştirisi gibi önemli bir görev beklemektedir.

    413. 413 Anonim 1 Ocak 15 / 5pm

      239’daki cevat’a verdiğiniz cevap dikkatimi çekti. Sadece anarşizmi deneyen komünal topluluklar nerede var?

    414. 414 Gün Zileli 1 Ocak 15 / 7pm

      Avrupa’nın ve ABD’nin çeşitli yerlerinde var. Kopenhag’da Cristiyana denen bölgede var vb.

    415. 415 Bekir Sami 25 Ocak 15 / 5am

      Sadece anarşizmi deneyen komünal topluluklara devlet nasıl yaklaşıyor? Devlet böyle bir düzenin kurulmasına nasıl, hangi şartlarda izin veriyor? Diğer taraftan bu pratikler başarılı bir şekilde uygulanır ve bunların propagandası yapılabilirse, bu komünal deneyimler yayıla yayıla devletlerin çökertilmesine doğru ilerlenemez mi?

    416. 416 Gün Zileli 25 Ocak 15 / 9am

      Denemeye değer.

    417. 417 anarşist-komünist isyan... 26 Ocak 15 / 2pm

      Gün abi aydınlık gazetesi yunanistan’da syriza’nın seçimleri kazanmasını millli sol kazandı diye manşet yaptı…mesela syrizanın başkanının röportajını okuyorum…zorunlu askerlik kaldırılsın diyor…lgbbt evlilikler yasallaşsın diyor…esrar yasallaşsın diyor…perinçekgiller ulusalcılar mesela bu taleplerin neresinde duruyor…yunanistanda millik başka tc de millilik başka mı abi?bir aydınlatsan bizi…

    418. 418 Gün Zileli 26 Ocak 15 / 2pm

      Aydınlık’ı okumadım. Bugün okuyabilirsem bu konuda bir yorum yapabilirim. Ama Syriza’nın, onların anladığı anlamda ulusalcı olduğunu sanmıyorum. Syriza ÖDP’ye daha çok benziyor.

    419. 419 Anonim 1 Şubat 15 / 3pm

      Sovyetler kendi halkından ne diye bahsediyordu ? Sovyet mi diyorlardı yoksa Rus mu yoksa ırk farklılıklarını dikkate laıyorlar mıydı ya da daha başka bir şey?

    420. 420 Gün Zileli 1 Şubat 15 / 3pm

      Bildiğim kadarıyla Sovyet halkları diyorlardı ama bunun o kadar da önemi yok. Büyük Rus şovenizmi hâkimiyetini sürdürüyordu fiiliyatta.

    421. 421 Anonim 2 Şubat 15 / 4pm

      Peki size göre soğuk savaş döneminde sosyalizmi en iyi uygulayan devlet hangisi oldu ?

    422. 422 Gün Zileli 2 Şubat 15 / 5pm

      Hiçbiri. Çünkü devletle gerçek sosyalizm birbiriyle çelişir, bağdaşmaz.

    423. 423 Anonim 3 Şubat 15 / 2am

      Sosyalizm, benim üye olduğum partinin yönettiği toplum değildir.

      Sosyalizm, başka herhangi bir partinin sosyalist üyelerinin yönettiği toplum değildir.

      Sosyalizm, halkın seçtiği çok iyi, çok vicdanlı bir sosyalistin çok iyi yönettiği toplum değildir.

      Sosyalizm, halkın seçtiği çok solcu bir hükümetin yönettiği toplum değildir.

      Sosyalizm, ilerici subayların, iyi niyetli aydınların, kahraman gerillaların gerçekleştirebileceği bir toplum düzeni değildir.

      Sosyalizm, işçi sınıfının kendi kitlesel eylemiyle toplumu değiştirip kendi iktidar organları yoluyla kendi kendini yönettiği toplum demektir.

      (“İşçi sınıfı” ifadesine takılanlarınız olacak, biliyorum, ama şu anda o konuya girmeyelim. İsteyen “emekçiler”, “çalışanlar”, “mülksüzler” filan diye düşünsün, farketmez, kimlerden bahsettiğimiz belli.)

      Bu söylediklerim benim tercihlerimin ifadesi değil. “Böyle olsa daha iyi olur” demiyorum. “Böyle olmak zorundadır, başka türlü olmaz” diyorum.

      Sosyalizm, ancak geniş emekçi kitlelerin kendi eylemi sonucu olur, çünkü kendi kendini yönetecek olan kitleler ancak o eylemin içinde çağların pisliğinden, mevcut düzenin dünya görüşünden, inançlarından, alışkanlıklarından, yamukluğundan kurtulurlar. Düzeni değiştirme eyleminin içinde kendileri değişirler.

      Yani sosyalizme geçişte, kitlelerin kendi eylemi “olsa ne güzel olur” değil, “olmazsa olmaz” koşuldur.

      Mevcut düzenin yerine başka bir düzen yaratma sürecinde geniş emekçi kitleler kendi yönetim organlarını oluşturur ve ancak bu süreç içinde oluşturur. Bu organlar onlara yukarıdan verilemez, hediye edilemez, onlar adına yönetilemez.

      Daha güzel bir toplum için harekete geçen emekçi kitlelerin eylemi, tarih boyunca, iş bırakma, işyerine el koyma, toplumsal ihtiyaçları karşılamak için tabanda örgütlenme, mevcut iktidarı kabullenmeme, aşağıdan yukarı doğru kendi iktidarını kurma şeklini almıştır.

      Kapitalizm çağında hiçbir devrim, geniş kitlelerin silahlanıp mevcut düzenin ordusunu yenilgiye uğratmasıyla olmamıştır. Geniş kitleler silahlı değildir, silah kullanmayı bilmez, düzenli ordu gibi davranamaz, düzenli bir orduyu yenemez. Mevcut düzenin ordusu, yenildiği için değil, sokaktaki milyonlardan etkilendiği için, onların üzerine ateş açmayı reddettiği için dağılır.

      Geniş emekçi kitlelerin gücü, silah veya şiddetten değil, kitlesellikten, toplumun çoğunluğu olmaktan ve üretim yapan sınıf olmaktan kaynaklanır.

      Şiddet kullanmak, mevcut toplumda şiddet tekelini elinde bulunduran ve bunu profesyonelce kullanan egemenlerin işine gelir, geniş kitlelerin değil.

      Sosyalizm hakkında söylediklerimi gerçekçi bulmayabilirsiniz. Gerçekleşme ihtimali olmadığını düşünebilirsiniz.

      Gerçekçi olup olmadığı başka mesele. Onu başka zaman tartışırız.

      Ama yukarıda anlattığım sosyalizm ile şiddet arasında hiçbir ilişki yoktur, tarihsel olarak olmamıştır, teorik olarak zaten olamaz.

      http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/roni-margulies/siddet-ve-sosyalizm/21488/

    424. 424 Anonim 3 Şubat 15 / 5am

      Soğuk savaş döneminde misal 60’lı yıllarda Türkiyede Sovyet yanlısı bir devrim olsa, komünist bloğun Akdeniz’e açılmasına bağlı olarak dünya siyasetinde ağır bir denge değişikliği yapacağını öngörmek ne kadar gerçekçi? Böyle birşey olsaydı Baas rejimli Arap ülkeleri de bundan etkilenir miydi ?

    425. 425 Gün Zileli 3 Şubat 15 / 9am

      konuyu bilenler cevap versin.

    426. 426 ali 3 Şubat 15 / 11pm

      Doğrusu nasıl cevap vereceğinizi çok merak etmekle birlikte cevabınızın muhtemelen bende hayal kırıklığı yaratacağı için neredeyse yıllardır bende duran bir soru var.
      Kürt hareketinin paradigmatik tartışmalarını izlemediğiniz belli.
      Fakat bu soğukluk ve uzaklığın nedenini çok merak ediyorum.
      Kendini anarşist olarak adlandıran biri olarak siz yıllardır “iktidar” kavramı ile cebelleşen bu tartışmaları ve Abdullah Öcalan’ın yeni kavramsal kuramsal çercevesini nasıl inceleme isteği bile duymazsınız çok merak ediyorum.
      Meramım niye Kürt hareketine düşüncelerine yakın olmamanızın nedenlerini anlamak değil. Nasıl olur da bu konuda inceleme bile yapmazsınız bunu merak ediyorum.
      Ek olarak bu kanıya tüm yorumlarınızdan varmak mümkünken doğrudan A.Öcalan’ın savunmalarını hiç okumadığınızı belirten bir yorumunuzu da bu sayfadan okuduğumu eklemeliyim.

    427. 427 Gün Zileli 4 Şubat 15 / 9am

      sorunuz neydi?

    428. 428 anarşist komunist isyan 4 Şubat 15 / 10am

      bence güzel bir soru…kürt hareketi üzerine niye inceleme yapmıyorsunuz o kadar incelemeniz varken…ve apdullah öcalanın kuramlarını niye incelemiyorsunuz…

    429. 429 Gün Zileli 4 Şubat 15 / 12pm

      Benim hiçbir konuda incelemem yoktur. Sonuç olarak araştırmacı ya da incelemeci yazar değilim. Ben sadece fikri makaleler yazarım. Neden bu konuda makaleleriniz yok derseniz, Kürt sorunu kategorisine bakmanızı öneririm. Öcalan hakkında doğrudan doğruya birkaç makalem var, eleştirel. Bunun ötesinde çok fazla bir şey yazmak istemiyorum içerideki insanlar hakkında. Bu sadece Öcalan’a mahsus bir durum değil, genelde böyle. ayrıca Kürt meselesi bölümünde, “Demokratik özerklik”i nasıl değerlendirdiğim ortada. Bunun ötesinde ne yazmamı istersiniz?

    430. 430 ali 4 Şubat 15 / 2pm

      Kürt olmanın en güzel yanı bu derdini pek anlatamıyorsun:)
      Ben özce şunu sormuştum. Kürt hareketinin teorik argumanlarını bilimiyorsunuz.(Bakın Kürt sorunu hakkında düşünceleriniz yok ya da düşünceleriniz yanlış demiyorum) bu argumanları bir anarşist olarak merak bile etmemenizin nedeni ne?
      Örneğin Kürt hareketinin “sınıf” kavramını şuan nasıl açıkladığını yine iktidar ve devlet meselesine nasıl açıklamalar getirdiğini okuma ihtiyacı neden hissetmiyorsunuz.

    431. 431 Gün Zileli 4 Şubat 15 / 4pm

      Buraya kısaca aktarırsan öğreniriz.

    432. 432 ali 5 Şubat 15 / 3pm

      Öğrenmeyi istememenizin nedenini merak ettim. Yoksa bu perspektifi size aktarmayı istememiştim. Ha kendimce aktarabilirim tabi ama verili bu durumun nedenini öğrenmeyi istiyorum. Muhtemel nedenleri tahmin ediyorum ama öyle olsun istemiyorum isterseniz tahminimi aktarabilirim tabi.

    433. 433 Gün Zileli 5 Şubat 15 / 4pm

      aktarırsanız sevinirim.

    434. 434 anarşist komunist isyan 6 Şubat 15 / 12pm

      ben anladım ali:)))

    435. 435 ali 8 Şubat 15 / 7pm

      Dilim döndüğünce aktarayım. Bu tamamen önyargıdan kaynaklanıyor. Önyagınızına ilişkinde birkaç madde söyliyem;
      1 Kürt Hareketi zaten ulusal bir hareket. İçinde üst sınıf da var alt da. E bu yapıyı birarada tutan tutmaya çalışan bir önderlik var bu önderlik devrimci gelişkin bir teori ortaya koyamaz.
      2 Abdullah Öcalan size klasik reel sosyalist önderlerden biri. İktidarcı ve kendine odaklanmış. Böyle biri farklı özgün ve demokratik bir paradigma geliştiremez
      3 Kürt Hareketinin güncel siyasi açılımılarını yorumlamak yeterli zaten derinlikli bir teori geliştirmelerini beklemek yanlış
      bu önyargılar sizi Kürt hareketinin yeni paradigmasını merak etmekten alıkoyuyor. Birde yanlış değilsem SAPAK taydı yeğeninizle Kürt meselesi ile ilgili bir diyalogunuz vardı Kendisine ailedeki askeriye geleneği ile ilgili bir kemalizm göndermesi yapıyordunuz o da aynı durumun sizin içinde geçerli olduğunu söylüyordu. Bu durumun bunca düşünsel evrimden sonra hala sizde etkileri var mı bilmiyorum. Ama bir olasılık da bu ne yazık ki

    436. 436 ali 8 Şubat 15 / 10pm

      tabi benim tahminim üzerine düşünür ve fikrinizi de söylerseniz sevinirim

    437. 437 Anonim 8 Şubat 15 / 11pm

      Sayın Zileli, günümüzde Türkiye’de komün hayatı yaşamak için asgari düzeyde maddi olarak ne gerekir? Sadece ideolojik açıdan sormuyorum. Geçim derdi açısından da soruyorum. Siz bir yazınızda yaklaşık 560 lira parayla bir ay geçindiğinizi söylemiştiniz. Diyelim ki bizim gibi aynı dünya görüşüne sahip ve maddi durumu kötü arkadaşlar yan yana gelseler ve dayanışma ile daha güzel bir hayat yaşamak için komün tarzında bir şey kursalar bu işe nereden başlamak lazım? Başlangıç için ne kadar para koymak lazım? Komünde tarım ve hayvancılık mı yapılır? Bu işler nasıl olur? Siz nasıl yaşıyorsunuz? Deneyimleriniz nedir?

    438. 438 Gün Zileli 9 Şubat 15 / 12pm

      Önce düzelteyim. Ben 560 tl ile geçinmiyorum. ingiltere’den her ay gelen 541 tl. söz konusu. Bu da ingiltere dışında yaşayan işsiz İngiliz vatandaşlarına bağlanan kısıtlı bir gelir. Yoksa 560 tl ile geçinmek mümkün değil. Ev kiram bile 750 tl. Bulunduğum ve yaşadığım yerin deneyimleri bu sorularınıza cevap vermeye yeterli değil. Elbette arkadaşlar arasında bir dayanışma söz konusu, o başka. Dünyada çeşitli komünal deneyler var. Bunların incelenmesi gerekiyor ama bu aslında oldukça güç bir konu. Yani kapitalizm şartlarında komünal yaşam kurmanın önünde büyük zorluklar var.

    439. 439 ali 11 Şubat 15 / 2pm

      Kürt hareketine ilişkin önyargılarınıza görüş bildirmiştim. bu konudaki fikrinizi paylaşmadınız. Neden acaba?

    440. 440 Gün Zileli 11 Şubat 15 / 3pm

      sen öyle düşünüyorsan ne diyebilirim ki. Mahkemede savunma yapmayacağıma göre.

    441. 441 Anonim 12 Şubat 15 / 3am

      Sarp Kuray hakkında ne düşünüyorsunuz ?

    442. 442 Gün Zileli 12 Şubat 15 / 10am

      Gençlik döneminden arkadaşım olur. Bir an önce çıkmasını dilerim.

    443. 443 Anonim 13 Şubat 15 / 3am

      Peki Jivkov hakkında ne düşünüyorxunuz? Türk medyasında gösterildiği gibi gerçekten faşist bir insan mıydı? Asimilasyon politikası varmıydı varsa hangi amaç içindi?

    444. 444 Gün Zileli 13 Şubat 15 / 10am

      Asimilasyon politikası vardı. Genellikle “sosyalist” devletler, kendi devlet hakimiyetleri için egemen ulus ırkçılığı yaparlar.

    445. 445 ali 13 Şubat 15 / 1pm

      Mahkeme? Fikrinizi sormuştum. Bu tutumunuzda önyargılarınızı göstermiyor mu?

    446. 446 Gün Zileli 13 Şubat 15 / 1pm

      Gösteriyor.

    447. 447 Anonim 14 Şubat 15 / 1am

      Atatürk’ü bir cümleyle tanımlayabilir misin desem nasıl tanımlarsınız acaba ?

    448. 448 ali 14 Şubat 15 / 9am

      iyi

    449. 449 Gün Zileli 14 Şubat 15 / 11am

      Devlet adamı.

    450. 450 Anonim 14 Şubat 15 / 3pm

      Bu tanımlamada şahsi yorumunuzu da talep etmiştim aslında 🙂

    451. 451 Gün Zileli 14 Şubat 15 / 4pm

      bir cümleyle tanımla deyince böyle oldu. Ama devlet adamı tanımı çok derin anlamlar içerir. Devlete bakın adamının ne olduğunu anlayın.

    452. 452 hortlak 14 Şubat 15 / 9pm

      Kafayi yiyen kitap yazar..Siz yememek icin yaziyormusunz?

    453. 453 Gün Zileli 14 Şubat 15 / 9pm

      kafayı yemelle bir sorunum olduğunu sanmıyorum.

    454. 454 Anonim 15 Şubat 15 / 3am

      peki üniversite yıllarınızda ne düşünüyordunuz M Kemal ile ilgili ? Kemalist miydiniz ya da en azından sempatiyle mi bakıyordunuz? Çünkü o dönem Kaypakkaya grubu dışında pek itici bulan yok gibi Atatürk’ü ?

    455. 455 Gün Zileli 15 Şubat 15 / 9am

      Atatürkçülüğü anti-emperyalizm olarak görüyor ve onaylıyorduk.

    456. 456 Anonim 16 Şubat 15 / 2am

      Sizce bugüne kadar sosyalist sistemin halkına ve insanlığa zarar vermeme ve faydalı olma anlamında en güzel örneğini uygulayan devlet hangisi olmuştur?

    457. 457 Anonim 16 Şubat 15 / 2am

      Kruşçev, Brejnev ve Gorbaçov hakkındaki kısa kısa ve olumlu/olumsuz (bu kısmı size kalmış) fikirlerinizi öğrenebilir miyiz?

    458. 458 Gün Zileli 16 Şubat 15 / 12pm

      Kruşçev: Stalin’in cinayetlerine ortak olduğu halde kendi döneminde kısmi bir destalinizasyon başlatması (toplumun eğilimine uygun olarak) olumluydu.

      Brejnev: Restalinazsyonu başlattı. Dönemi “durgunluk” dönemi olarak tanımlanır. Onun döneminde rüşvet ve yiyicilik aldı başını gitti. Monolitik stalinist yapıyı restore etmeye çalıştı.

      Gorbaçov: Yeniden stalin’in sorgulanmasını başlattı. Daha şeffaf bir toplum özlemini giderdi. Ancak çürümüş bir toplumsal sistemi yenilemekte başarılı olamadı. SSCB onunla birlikte çöktü.

    459. 459 Gün Zileli 16 Şubat 15 / 12pm

      Sosyalizm devlet eliyle uygulandığı zaman kesinlikle başarısız olur. Başarılı bir örnek yok.

    460. 460 Anonim 18 Şubat 15 / 3pm

      futbola ilgi duyuyor musunuz? 🙂

    461. 461 Gün Zileli 18 Şubat 15 / 4pm

      Gençliğimde duyardım. Vefa’lıyım.

    462. 462 Anonim 19 Şubat 15 / 1am

      Peki şike operasyonu’nu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    463. 463 Gün Zileli 19 Şubat 15 / 9am

      ben her türlü polisiye operasyonu baştan ve toptan reddederim. Hepsi siyasi amaçlıdır.

    464. 464 Anonim 19 Şubat 15 / 12pm
    465. 465 Anonim 20 Şubat 15 / 2am

      benim islamiyete inanmamam için tek birşey soyleyecek olsanız ne dersiniz ?

    466. 466 Gün Zileli 20 Şubat 15 / 10am

      Kuran oku.

    467. 467 Anonim 20 Şubat 15 / 10pm

      Bakın ben araştırıp uzun uzun düşünüp sorgulayıp değil de mantıken ve kısa düşünmeler sonucunda agnostik oldum. yani aslında agnostisizm tam olarak nedir onu da bilmiyorum ancak en azından bilinemeyecek bir mesele olduğunu düşünüyorum tanrı konusunun. fakat bütün dinler kesin olarak yapay geliyor. ve size şunu sormak istiyorum Kur’an içinde birçok çelişki bulunmakla birlikte son derece edebi bir dile sahip, peki ya bu kitap nasıl oluştu? Yani Muhammed bunu tek başına nasıl ortaya getirdi sizce ?

    468. 468 Gün Zileli 20 Şubat 15 / 10pm

      Bildiğim kadarıyla Muhammed getirmedi. Sonradan derlendi. Ayrıca Kiranı yazanlar, Tevrat ve İncil’den bir sürü hikâye aktarmışlardır.

    469. 469 Anonim 21 Şubat 15 / 12am

      Kuran’ın derlenişi konusunda;
      Bazı Müslümanlar Yusuf, Fatiha, Felak ve Nas surelerinin Kuran’dan olmadığını, Kunut dualarının ise Kuran’dan olduğunu savunur;

      Acâride, Abdulkerim b. Acred’e uyanların oluşturduğu Hâricîlik koludur. Kurucusu hakkında hemen hiçbir şey bilinmeyen bu kolun başlıca görüşleri şunlardır: Yûsuf sûresi Kur’ân’dan değil, yalnızca bir kıssadır. Böyle bir aşk kıssasının Kur’ân’da yer alması câiz değildir.
      http://samil.ihya.org/ansiklopedi/haricilik.html

      İbn Mes’ûd (r.a.) kendi mushafindan Muavvezeteyn (veya Muavvizeteyn)i silmiş ve “Kur’ân’dan olmayan sözleri ona karıştırmayın. Zira bu iki teavvüz Allah’ın Kitabından değildir. Peygamber (a.s.) Efendimiz bu ikisiyle şer ve kötülüklerden Allah’a sığınmayı emretmiştir.” diyerek kendisi de bunları âyet niyetiyle okumaz ve o niyetle okunmasını tavsiye etmezdi
      http://www.ikraislam.biz/html/esbabinuzul/113.htm

      İbn Mes’ud’un, özel mushafında Fatiha ve Muavvizeteyn surelerinin yer almadığı, Ubey b. Ka’b’ın özel mushafında da Kunut dualarının bulunduğu haberlerine (44) gelince, bu rivayetlerin aslı olmayabilir. Nevevî, ‘Şerhu’l-Mühezzeb’de bu rivayetlerin batıl olduğunu söylemiştir, İbn Hazm’da “Bu İbn Mes’ud’a iftiradır” (45) demiştir.
      http://www.yeniumit.com.tr/konular/detay/kur-an-in-muhafazasi-ve-yakilma-hadisesi-3#.UZELIEqkMsw

    470. 470 Anonim 21 Şubat 15 / 12am

      Peki Kur’an ve İslamiyetle ilgili önerebileceğiniz iyi bir eleştirel kitap var mı ?

    471. 471 Anonim 21 Şubat 15 / 12am

      Süyûti’nin aktardığı bir hadise göre Ebu Yunus’un kızı şunları söylüyor:
      “Babam 80 yaşındayken, Aişe’nin Mushaf’ında bana şunları okumuştu.(Burada Ahzab suresinin 56. ayeti okunuyor. Sonra burada bulunmayan şu parçayı okuyor): …Ve alellezine yusallûne’s-sufûfe’l-evvele=ve birinci saflarda namaz kılanlara da (Tanrı ve melekleri salat eder). Bu ayeti Osman mushafları tağyir etmezden önce böyle okuyorduk.” (Süyûti, el-İtkan, 2/32)
      Ayrıca Aişe’nin tanıklığı da bu doğrultudadır:
      Aişe de Osman’ın resmi mushafları yazdırmadan önce Ahzab suresinin 200 ayetken, bu olaydan sonra 73 ayete düştüğünü dile getirir. (Süyûti, el-İtkan, 2/32)

      Süyûti’de, ünlü Übeyy ibn Ka’b ile Zerr ibn Habiş arasında şu konuşmanın geçtiği aktarılır:
      – Ahzab Suresini kaç ayet sayarsın?
      – 72-73 ayet.
      – Hayır, bu sure ayet sayısı yönünden Bakara Suresine denkti (286 Ayet)
      (Süyûti, el-İtkan, 2/32)

      “En belliğû kavmena. En kad lakîna Rabbena . Fe radiye anna ve radina anhu.”, “Toplumumuza bildirin ki; biz Rabbimize kavuştuk. O bizden hoşnut oldu, biz ondan hoşnut olduk.” Bu ayet Bi’r Maune’de savaşta öldürülen Müslümanların öldükten sonra neler dediğini anlatıyordu ve Kuran’dan bir parça olarak okunurdu.
      Müslim: Es-sahih, Kitabu’l-mesacid 297 Hadis no: 677

      “Aşru radatin ma’lûmatin yuharrimne”, “(bir kadın memesinden) belli olan on kez emme (süt kardeşliklerinden dolayı evlenmelerini) haram kılar.” sözü indirilen ayetlerdendi. Sonra “Hamsu radaatın ma’lûmatın”, “belli olan beş kez emme haram kılar” ayeti ile hükmü değiştirildi. Peygamber öldüğünde bu ayet Kuran’dan bir parça olarak okunuyordu.
      Müslim: Es-sahih, Kitabu’r-Rada 24-25 Hadis no: 1452

      İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh)’i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti:
      “Allah Teâla hazretleri Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’i hak (din ile) gönderdi ve O’na Kitab’ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum: Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: “Biz Kitabullah’da recm cezasını görmüyoruz (deyip inkâra sapabilecek ve) Allah’ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalâlete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinâları, -delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla- sübût bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah’da mevcut bir haktır. Allah’a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: “Ömer Allah Teâla’ nın kitabına ilâvede bulundu” demeyecek olsalar, recm âyetini (Kitabullah’a) yazardım.”
      Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu’l-Ensar 46, Megâzi 21, İ’tisâm 16; Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, (, 823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418).

    472. 472 Anonim 21 Şubat 15 / 2am

      Turan Dursun’dan;
      Buhari’nin “e’s-Sahih”inde şöyle deniyor: “Fe-ersele ilâ külli ufkin bi-mushafin mimmâ nesehû ve emere bi-mâsivahu mine’l-Kur’ani fî külli sahîfetin ev mushafin en yuhraka.” Türkçesi: “(Kurul) her çevreye (önemli merkezlere) resmi Mushaftan, yani çoğalttıklarından gönderdi ve Kur’an’dan bunun dışında kalan ne varsa, ister bir sahife, ister bir mushaf olsun; yakılmasını buyurdu.” (Buhari, e’s-Sahih, Kitabu Fedâi’li’l-Kur’an, 3 Babu Cem’il-Kur’an, c.6, s.99.) Bu karara göre Hafsa’daki mushafın da yakılması gerekiyordu. Ama Hafsa’nın ki­şiliği, Peygamberin karılarından biri olmasından kaynaklanan etkinliği ve ağırlığı sağlığındayken bunun olmasını engellemişti.

      Kurtubî dayanak alınarak, “Yemame’de 70 kurra”nın öl­dürüldüğü ileri sürülüyor. “Kurra”, “Kur’an’ı çok okuyan, ya da çok iyi okuyan, Kur’an uzmanı” demektir. Bu nitelikteki biri “HAFIZ” olabi­lir de, olmayabilir de. Abartmalı yorumlarla “hâfız” sayısı arttırılırken, “yüz”lerceye, “bin”lerceye çıkarılıyor! “Yalanın sınırı yok ki çıkarılmasın! Ali Bulaç, 2000’e Doğru’da yer verilen yazısında bunu yapıyor. “Tarih”i, “bilim”, “akıl”, “mantık” ölçülerini umursamazcasına, “Yemame sava­şında, üç bin kişinin Kur’an hafızı olduğu”nu, bunlardan “700 kişinin şehid düştüğü”nü, “geriye 2300 hâfız kaldığı”nı ve “bunların Medi­ne’ye sağ salim varmayı başardığı”nı yazıyor. (2000’e Doğru, 5.6.1988, S.16.) Oysa yukarıda belirtildiği gibi, Süyûti’de, Kurtubî’den, “Yemame’de, 70 kurranın öldürüldüğü” aktarılırken bile ger­çeği abartmasız dile getirmiyor. Bulaç’ın yazısında bu abartma, daha da şişirilerek “70” sayısı, “700”e çıkarılıyor. Dinsel çevreler neler ya­pabiliyor, varın düşünün! Gerçek bütünüyle başka. “Peygamber döneminde, Kur’an’ı ezber­lemiş olanlar”ın sayısının “dört” olduğunu açıklayan “Enes hadisi”ndeki sayı bile, gerçeğinden daha abartmalıdır. Yani gerçekteki sa­yının bundan daha az olduğu bile savunulabilir. Peygamber döneminde Kur’an tamamlanmış değildi daha. Onun için, Peygamberin döneminde “Kur’an hâfızı vardı” demek bile, bugünkü anlamına pek uymaz. Neden ki bugünkü anlamıyla “hâfız”,”Kur’an’ı tümüyle ezberlemiş kimse”dir. “Kur’an okuyan”ların sayısı kuşkusuz, giderek artmıştır. Ama eskilerin “hâfız” diye nitelediklerinin tümünü, bugün­kü anlamıyla “hâfız” diye almak yanlıştır. Kur’an’dan bir parça ezber­lemiş olan kimseye de “hafız” denirdi. Bugünkü anlamıyla “hâfızlık” geleneği, çok sonraki yüzyıllarda başlamıştır. Kur’an’ın derlendiği dönemlerde bu gelenek, yok denecek ölçüde önemsizdi.

      Kısaca şu belirtilmeli ki, bugün eldeki Kur’an’ın metni, yazısı ne olursa olsun; kimi sözcükler, cümleler, kimi yerde anlamları bile değiştirecek nitelikte değişik biçimde okunuyor uzmanlarınca. Ve bu “okunuş”ların çok önemli bir kesimi sağlam kabul edilir. Yani bunlara karşı çıkılmaz. Bunlardan kiminde yalnızca “hareke” değişikliği vardır. Örneğin Maide Suresinin 6. ayetindeki bir sözcük, eldeki Kur’an’ın sünniler ke­simindeki harekelenişine göre “ercüleküm” okunuyor. Buna göre anlam: “Ayaklarınızı da yıkayın!”dır. İbn Kesir, Ebu Amr, Hamza ve Ebubekir’in okuyuşuna göre “ercüliküm ” biçimindedir. O zaman anlam değişiyor, “ayaklarınızı da meshedin!” oluyor. Bu nedenle bir kesim (özellikle sünniler), abdestte “ayaklar”ın “meshedilemiyeceği”ni, “yıkanması” gerektiğini ileri sürerken, kimileri “meshetme”nin yeterli olacağını savunur. (Bu konudaki vecihler ve hükümler için bkz. Abdurrahman Ebu Zer’a, Huccetu’l-Kur’an, Beyrut, 1984 s.219-221.) Sormak gerekir: Muhammed döneminde bu sözcük nasıl okunu­yordu? “Ercüliküm” biçiminde mi, “ercüleküm” biçiminde mi? İkisi birden olamaz. Kiminde “illet harfleri”nde değişiklik vardır. Bu da pek çoktur. Kiminde sözcük “tekilken”, kimi okuyuşta “çoğul”dur. Buna da pek çok rastlanır.

      Aişe’nin azadlısı Ebu Yunus anlatıyor: Âişe -Tanrı kendisinden hoşnut olsun- bana, bir mushaf yazmamı buyurdu. Ve: ‘Şu ayete (Bakara Suresinin 238. aye­tine) gelince, bana haber ver!’ dedi. (Ayet: Hâfizû ale’s-Salavati ve’s-salavati’l-vustâ= Koruyun namazları! Ve (özellikle) vustâ (orta) na­mazını! diye başlıyor). Bu ayete gelince haber verdim. O zaman ayeti bana şöyle yazdırdı: ‘Hâfizû.. ve salati’l-asri=Ve ikindi namazını (koruyun). Ve kûmû lillahi kânitîn= Ve Tanrı’ya boyun eğerek ayağa kalkın (namaza durun)! (Âişe) şunu da söyledi: ‘Tanrı’nın rahmet ve selâmı üzerine olsun, Peygamberden de bu âyeti ben böyle duymuştum.’ Aynı konu, Hafsa’dan da böyle aktarılır. Ebu İsâ: “Bu hadis, ‘hasen’dir (güzel), ‘sahih’tir (sağlam)” dedi. (Hadis için bkz.Tirmizi, Sünen, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an, c.5 s.217, Bab:3, hadis no:2982) Hadiste yer alan ayetteki “ve salâti’l-asri” sözü, elimizdeki Kur’an’da yoktur. “E’s-Selâtu’l-vustâ”nın bir “tefsir”i, bir açıklaması diye ileri sürülürse de bu sözcükler, hadiste, açıkça, “ayetten bir parça” olarak yer alıyor. Bu konuda bir çok örneğin de, Süyûti’nin el-İtkân’ında yer aldığı gö­rülür. Eldeki Kur’an’da bulunmadığı halde, Kur’an ayetleri arasında yer aldığı belirtilmiş ve Kur’an bilirlerince okunagelmiş olan sözlere, sözcüklere; İslam’ın savunurlarından görünen Cerrahoğlu da kitabın­da, örnekler vermek zorunda kalıyor. Mâide Suresinin 89. ayetinde, “ant bozma kurtulmalığı (yemin keffareti)” anlatılırken, “üç gün oruç”tan sözediliyor, ama bu orucun nasıl tutulacağı açıklanmıyor. Kaynaklarda belirtildiğine göre, Übeyy İbn Ka’b’ın (bkz.İmam Malik İbn Enes, el-Muvatta’ Kitabu’s-Sıyâm, hadis no:49) ve İbn Mes’ud’un belirlemelerine göre, ayette bir de, “ard arda” demek olan “mütetabiâtin” yer almaktadır. Bu sözcük, ayette var kabul edildiği için İslam hukukunda, “keffaret orucu” olarak tutulan oruç günlerinin “ard arda” olması “şart” görülmüştür. Yani eldeki Kur’an’da bulunmayan bir sözcük, İslam hukukunda uyulması gereken bir hüküm oluşturmuştur (Bkz.Sadru’ş-Şerîa-Sa’duddin Teftazânî, Tenkihu’-Usûl, e’t-Tavdîh, e’t-Telvih, İstanbul, 1310, s.490; İbn Melek, Şerhu’l-Menâr, İstanbul, 1308, s.247)

      Halife Ömer’in oğlu (İbn Ömer) bile, açık açık: “Hiçbiriniz Kur’an’ın tümünü elimde tutuyorum demesin. Bilir mi ki, Kur’an’ın (ayetlerinin) çoğu yitip gitmiştir. Kur’an’dan ne kadarı kalmışsa o kadarını elimde tutuyorum desin” diyerek, Kur’an’dan çoğunun eksik olduğunu söylemişken (bkz.Celâluddin Süyûti, el-İtkân Fi Ulûmi’l-Kur’an, 2/32) ve bugün eldeki Kur’an’da yer almadığı halde ezberlerde ve kitaplarda aktarılagelmiş “ayet”ler bulu­nurken, (bkz.Süyûti, aynı yer) “Kur’an’ın hiç değişmediği” yolundaki propaganda piyasaya sürülegelmiştir.

      Tevbe suresinin 114. ayetindeki “iyyahu” sözcüğü, Hammad İbn Zeberkan tarafından “ebahu” olarak okunurdu ve Sad suresinin 2. ayetindeki “izzettin” sözcüğü de “ğırratin” diye okunuyordu. Yine eldeki mevcut Kur’an’da görülen kimi sözcüklerin yerine, Abdullah İbn Abbas, “mürâdiflerini”, yani eşanlamlı olanları kullanırdı. Enes İbn Malik de Müezzemmil suresinin 6. ayetindeki “akvamu” sözcüğünün yerine “asvabu” sözcüğünü kullanmıştır. İbn Ömer, Cum’a suresinin 10. ayetindeki “fes’av” sözcüğünün yerine “femzû” sözcüğünü; İbn Abbas ise Karia suresinin 5. ayetindeki “k’el’ıhni” yerine “ke’s-savfı”yı uygun görüp kullanırdı. Yine İbn Abbas, “sayhaten vahideten”lerdeki “sayhaten” yerine “zeyfeten”i yeğlerdi. Enes İbn Malik, İnşirah suresinin 2. ayetindeki “vada’nâ” yerine ”halelnâ” diye okurdu. Buralarda görülen de yalnızca harf değişikliği değil kelime değişikliğidir. Demek ki “Peygamberden bu yana bir harf bile değişmemiştir” savı gerçek değildir.

    473. 473 Gün Zileli 21 Şubat 15 / 9am

      benim pek din kültürüm yoktur.

    474. 474 Anonim 21 Şubat 15 / 1pm

      Kütüb-i Sitte’nin Eleştirisi ve Kur’an’a Arzı

      http://www.kuran-tekrehber.com/1-1.htm

      Kur’an Dışı Oluşumların Eleştirisi Ve Kur’an’a Arzı
      Vehhabilik-Şiilik-Tasavvuf ve İslam iddialı filozoflar

      http://www.kuran-tekrehber.com/2-1.htm

    475. 475 Anonim 23 Şubat 15 / 3pm

      “Atatürkçülüğü anti-emperyalizm olarak görüyor ve onaylıyorduk.” demişsiniz.. Peki şimdi nasıl görüyorsunuz M. Kemal ve rejimini ?

    476. 476 Anonim 24 Şubat 15 / 4pm

      Sizce Feodalizm-ATÜT tartışmalarında hangi tarafın tezi doğru? ATÜT doğru gibi görünse de karşı tarafın tezleri de güçlü. Örneğin Halil Berktay’ın Kabileden Feodalizme kitabı ve Doğan Avcıoğlu’nun yazıları. Sizin bu konuyla ilgili yazınız var mı?

    477. 477 Gün Zileli 24 Şubat 15 / 4pm

      Bu konuyu gençliğimden beri bilirim, arkadaşlarım da ilgilenmişlerdir ama ben işin doğrusu hiuç ilgilenmedim desem yeridir. Her iki tezin de akla yatkın yanları var.

    478. 478 Anonim 24 Şubat 15 / 6pm

      Reha Çamuroğlu bu konuda şöyle diyor;

      Umarım bir gün “feodalizm/Asya tipi üretim tarzı” tartışmaları, Türk tarih yazımı için, bir zamanların Katolik Kilisesi’nin “teslis” tartışmalarına döner ve sadece bu tartışmayı yürüten tarihçilerin ve dönemlerinin zihniyetlerine ilişkin bir dizi veri olarak değer kazanır. Sadece “üretim tarzı” açısından değerlendirerek, başka özellikleriyle “Şinto” ya da “Hıristiyan” olan Japon ve Batı Avrupa toplumlarını “feodal” genel başlığı altında toplamak kime ne yarar sağlar? Çin ve Osmanlının “ATÜT” olmaları, tarihçileri -bu birbirine benzemeyen iki farklı kültürel yapıyı aynı başlık altında toplayanları- nasıl mutlu eder acaba?

    479. 479 Erkan 24 Şubat 15 / 11pm

      Gün Abi selam, ne var ne yok? Nasılsın? İlk defa kendi adımla yazıyorum sana. Valla hep politika, hep politika. İçimiz dışımız siyaset oldu. Yok bhh, yok ödp, yok hdp, biraz da başka şeylerden bahset gençlere. Siyaset dışında şu anda neler yapıyorsun? Hayat nasıl gidiyor? Adalar nasıl? Deniz nasıl? Bu mevsimde denize giriyor musun? Troçki gibi sandalla açılıyor musun? Yeni projeler var mı kafanda?

    480. 480 Gün Zileli 25 Şubat 15 / 9am

      selam Erkan. Bana bir sandal yollarsan dediğini yapabilirim 🙂

    481. 481 Anonim 1 Mart 15 / 9pm

      12 eylül referandumunda oy kullandınız mı ?

    482. 482 Gün Zileli 2 Mart 15 / 9am

      Eğer 12 Eylül 1980 sonrası referandumu soruyorsanız, evet. Arandığım için sahte kimlikle mecburen kullandım (çünkü kullanmayanlar tespit ediliyordu) ve mor oy zarftan belli olduğu halde “Hayır” oyu verdim.

      Eğer 2010’daki referandumu soruyorsanız, hayır. Çünkü T.C. vatandaşı değilim, vatandaşlıktan 1999 yılında atıldım. Eğer kullanma hakkım olsaydı yine kullanmazdım, çünkü o sırada doğru tutumun boykot olduğunu düşünüyordum. Ancak bugün “Hayır” oyu kullanmanın çok daha doğru olduğu kanısındayım.

    483. 483 Anonim 2 Mart 15 / 2pm

      Ecevit hakkında değerlendirmenizi alabilir miyim ?

    484. 484 Anonim 2 Mart 15 / 2pm
    485. 485 Gün Zileli 2 Mart 15 / 7pm

      Ecevit, 1970’lerin rüzgarını arkasına alarak yükselmiş ve devlete iltihak ederek düşüp gitmiştir.

    486. 486 Gün Zileli 2 Mart 15 / 7pm

      bir okuyayım birazdan yazarım

    487. 487 Gün Zileli 2 Mart 15 / 7pm

      Ruşen Çakır, saygı duyduğum, görüşlerine önem verdiğim bir gazeteci ve yorumcudur. Ama bu yorumuna katılmıyorum. HDP, son açıklamadan sonra özgürlükçü güçlerin güvenini hızla kaybedecektir, barajı aşma şansını da.

    488. 488 Anonim 2 Mart 15 / 7pm

      yazıyı okuduktan sonra genel bir ruşen çakır değerlendirmesi de yapabilirseniz mutlu olurum 🙂

    489. 489 Gün Zileli 2 Mart 15 / 8pm

      yaptım ya işte

    490. 490 Anonim 3 Mart 15 / 12am

      Sizce Atatürk ülkemiz siyasetinin sağ uç noktasına mı yoksa sol uç noktasına mı daha yakın?

    491. 491 Anonim 3 Mart 15 / 1am

      Türk müziğinde sevdiğiniz birisi var mı 🙂

    492. 492 Gün Zileli 3 Mart 15 / 9am

      Atatürk öleli yıllar oluyor. Bu bakımdan hiçbir yere yakın olamaz. Atatürk adına harekete edenleri soruyorsanız, cumhuriyetçi bir ideoloji olarak devletçiliğiyle emekçilere ve sola uzak, seküler yönelimiyle de sağa uzaktır.

    493. 493 Gün Zileli 3 Mart 15 / 9am

      yok.

    494. 494 Anonim 3 Mart 15 / 11pm

      kardeş, sen aşk nedir bilir misin ?

    495. 495 Gün Zileli 3 Mart 15 / 11pm

      Bilmem:)

    496. 496 Anonim 4 Mart 15 / 2pm

      Anarşizmin seçimlerle ilgili genelgeçer tutumunu reddettiniz; peki ya BHH’nin yerel meclislerinde doğrudan-demokratik yöntemlerle aldığı, size uymayan seçim kararından sonra, doğrudan-demokrasi kavramını da reddedecek misiniz?

    497. 497 Gün Zileli 4 Mart 15 / 3pm

      Anarşizmin seçimlerle ilgili genel geçer bir tutumu yoktur, varsa bile bu anarşizmin özüne uymaz. olsa olsa dogmatizmin özüne uyar. Anarşizm, seçimlerin ve oy mekanizmalarının temelde sisteme hizmet ettiğeini söylerken haklıdır ama bu, her durumda seçimleri reddetmenin doğru olduğu anlamına gelmez. öyle durumlar olabilir ki, anarşistler de o özel durumda oy vermenin gerekliliğini savunurmlar. elbette oy mekanizmalarına olan temel eleşytirilerini unutmadan. BHH’nin kararına saygı duyarım. bu yönde karar almışlarsa demek bunun doğru olduğunu düşünmüşler. Onların kararına karşı Demir Küçükaydın gibi kalemşör saldırılar yapmayı doğru bulmam. Ayrıca ben esasen HDP-CHP-BHH ittifakını savunmaya devam ediyorum. BHH’nin aldığı kararda HDP’nin hatalı tutumunun rolü olduğunu da düşünüyorum. BHH bu kararını tabandan, aşağıdan, doğrudan demokrasi yöntemleriyle aldığına göre neden tutup doğrudan demokrasiye laf edeyim. Demek arkadayların kararı böyle. ama ben bugün Selahattin Demirtaş’ın çizgisini izlemesi kaydıyla HDP’nin desteklenmesinin doğru olduğunu düşünüyorum. Ama dediğim gibi, bu çizginin hakim olması ve devam etmesi kaydıyla. Sakıkların, Buldan’ların çizgisi hakim olursa desteklemem ve desteklenmemisi yönünde çağrı yaparım. Tabii beni kim dinler, orası ayrı mesele. Bilmem derdimi anlatabildim mi arkadaşım.

    498. 498 Anonim 4 Mart 15 / 4pm

      Akp’nin Işid politakası sizce nedir? Yani batıya karşı mı kullanmak istemiştir, daha önce o kadar yardım yaptıkları Işid’e karşı şu an bir mücadele içindelermiş gibi gözüküyorlar.. Bu işin aslı sizce nedir?

    499. 499 Gün Zileli 4 Mart 15 / 10pm

      Esad’a karşı IŞİED’in yaratılmasına öncülük ettiler ve yakın zamana kadar desteklediler. Batı tavır alıp da IŞİD’e yüklenince tecrit olduklarını anladılar ve şimdi sakınımlı bir şekilde dümen kırmaya çalışıyorlar.

    500. 500 Anonim 4 Mart 15 / 10pm

      Yeşil Kuşak Projesi denilen islam ülkelerinin ılımlı islam yönetimlerine sahip olacak şekilde ABD tarafından yönlendirilmesi; SSCB’nin yıkılmasına rağmen ondan sonra da devam etmiştir. Peki bunun sebebi nedir? ABD’nin bu işten günümüzde nasıl bir kazancı olacaktır. Yani şöyle diyebilir miyiz örn: dindarlaşan doğu toplumları aydınlanmayı yaşayamazlar ve batı karşısında ciddi bir güç olacak konuma gelemezler???

    501. 501 Anonim 4 Mart 15 / 11pm

      Tayyip konuşuyor dolar yükseliyor ve kağıt üstünde bunun ülkeye özellikle AKP’ye zararlı olmasını bekleriz… Peki bu yargı bu kadar basit ise niçin Tayyip doların yükseldiğini görmesine rağmen konuşmaya devam ediyor? Farklı bir faydası mı olacak acaba AKP’ye???

    502. 502 Anonim 5 Mart 15 / 12am

      sizce teknolojinin ve fikir rekabetinin bunca gelişmiş olmasına rağmen niçin halen islam’ın yapay bir din olduğu kanıtlanamıyor?

    503. 503 Gün Zileli 5 Mart 15 / 10am

      bilmiyorum.

    504. 504 293'e 5 Mart 15 / 10am

      Din Nedir?

      Din’in ne oluğunu herkes bildiğini sanır?
      Ancak din kavramınızın kendisinin bir dinin din kavramı olduğunu düşünürseniz Din’in ne olduğunu anlamadığınızı anlamaya başlarsınız.
      Dinleri sembolize ettiği düşünülen yandaki resmin kendisinin bir dinin din veya dinler tanımı olduğunu hiç düşündünüz mü?
      Üstüne üstlük dinsiz olmanın mümkün olmadığını, sizin sadece dininizin ne olduğunuzu bilmediğinizi anlamaya başlarsınız.
      Diğer bir ifadeyle din kavramınızın dinin ne olduğunu olanaksızlaştırdığını anlarsınız.
      Bunun için bir başlangıç olarak şu videoyu öneriyoruz:
      Şu linki izleyiniz lütfen:
      http://youtu.be/63UXiUBss3c
      Ayrıca bu konferansla birlikte kullandığımız görsel malzeme de yararlı olabilir ve şuradan izlenebilir:
      http://youtu.be/YbnjUxxPgBs
      (İşte uzun yazdığımdan şikayet edenlere kısa bir yazı. Hepsi bu kadar. J)

      08 Kasım 2014 Cumartesi
      Demir Küçükaydın
      http://demirden-kapilar.blogspot.com.tr/2014/11/din-nedir.html

    505. 505 anarşist komunist isyan 6 Mart 15 / 12pm

      Gün abi merhaba…doğu perinçek işçi partisini vatan partisi yapınca…doktorcular ne der diye hkp nin sitesine baktım…yazdıkları yazıda sizin kitaptan epey alıntı vardı belki ilginizi çeker…http://www.vatanpartisi.gen.tr/index.php/component/content/article/2-uncategorised/10-iskenceci-sorgucular-karsisinda-acikli-bir-diz-cokus-ve-teslimiyet

    506. 506 anarşist komunist isyan 6 Mart 15 / 12pm

      pardon ben hkp sanıyordum vatan partisiymiş…sanırım 2 vatan partisi oldu…

    507. 507 Gün Zileli 6 Mart 15 / 1pm

      Hayır, HKP. Ama geçmiş miras olarak da Vatan Partisi’nin İP tarafından kullanılmasından rahatsızlar.

    508. 508 Gün Zileli 6 Mart 15 / 1pm

      sağol, baktım. Sol örgüt kapışmaları artık tahammül edilmez boyutlarda tabii ki.

    509. 509 Anonim 6 Mart 15 / 1pm
    510. 510 Gün Zileli 6 Mart 15 / 2pm

      Kıvılcımlı’nın tarihsel çözümlemeleri değerlidir ama bu tür siyasi polemik yazılarında iş yoktur.

    511. 511 Anonim 6 Mart 15 / 10pm

      abi tam olarak ne zamandan beri inançsızsın, dini inancın kaç yaşında sarsıldı?

    512. 512 Anonim 6 Mart 15 / 10pm

      Bu yakında ölen “gazeteci Ünal İnanç’ı tanır mıydınız? Birçok açıdan ilginç geliyor bana. Bir kere karanlık bağlantıları ile Aydınlık’ın geçmişi hakkında aydınlatıcı olur. “Bilinmeyen Sol” ve “Kontrgerilla” dizilerini hazırlayanlardan biri olarak Aydınlık-Polis tarihinde önemli. Sonra, bir edebiyatçı olarak size bol malzeme sağlayacağını düşünüyorum. Ruhsal gelgitler, garip ve girift ilişkiler, maceracı denebilecek bir hayat ve kişilik.

    513. 513 Gün Zileli 6 Mart 15 / 10pm

      dini inancım hiçbir zaman olmadı. Ağabeyimle babam sofrada allah var mı yok mu tartışması yaparlardı, felsefi planda. Yani tümüyle seküler bir ailede yetiştim. 10 yaşında da allah yok dedim, çıktım işin içinden.

    514. 514 Gün Zileli 6 Mart 15 / 10pm

      İlk kez duyuyorum.

    515. 515 Anonim 7 Mart 15 / 12am

      Celal Doğan HDP’den aday olmuş abi ne diyorsun? HDP kitle partisi olmak adına bozulmuş kitlenin içinden bozuk adamları almaya başladı. Dengir denilen adam için de geçerli bu ?

    516. 516 Gün Zileli 7 Mart 15 / 9am

      bu daha başlangıç 🙂 HDP barajı geçtiğinde gör sen leş sineklerini nasıl üşüşüyorlar. Ölümü göze alan o fedakâr insanlar olmayacak artık.

    517. 517 Anonim 10 Mart 15 / 12am

      Sultan Galiyev hakında ne düşünürsünüz?

    518. 518 Gün Zileli 10 Mart 15 / 10am

      sitede yer alan, 10 yıl kadar önce yazdığım bu yazımdaki gibi düşünüyorum:

      http://www.gunzileli.com/1998/07/23/galiyev-uzerinde-el-sikismak/

    519. 519 Mülayim Sert 10 Mart 15 / 2pm

      Bir yıl kadar önceydi sanırım, RTE’nin göbek bağının Hakan Fidan’la olduğunu, bunlar çıkarsa beraber çıkacak batarsa beraber batacaklar diye spekülasyonda bulunmuştum. Stalin ve GPU’nun başındakiler gibi ama henüz Stalin’in GPU şefine ihtiyacı var yani o konumdakini da geri dönüşüm kutusuna atıp çıkarmaya başlamadı.

      Geçtiğimiz birkaç haftada Hakan Fidan’ın önce MİT’in başından ayrılıp MV olmaya kalkması, ardından RTE’nin “trip atması” sonucu çark edip, zırt diye tekrar MİT’in başına getirilmesi.. Bana çok acayip geliyor. Bir yorumunuz var mı?

    520. 520 Gün Zileli 10 Mart 15 / 2pm

      Bir tahmin ama bence olay bir gaf.AKP iktidarı adına büyük bir gaf. Bence Fidan’ın suyu ısınmıştı. (diyelim ki Yagoda gibi). Fidan harcanacağını anladı ve Davutoğlu’nun onayıyla kendini onun kucağına attı. RTE bu oyuna gelmedi ve onu kulağından tutup gerisin geri aldı. Bundan sonraki adım yıpranan Fidan’ın seçimden sonra görevden alınmasıdır. Yani geçici olarak göreve getirildi. RTE onu asla affetmeyecektir.

    521. 521 Mülayim Sert 10 Mart 15 / 3pm

      İyice spekülasyon alanına girecek ama Fidan’ı mecazen ipe gönderebilecek şey PKK ile yürütülen süreçtir. Süreç, farklı bir iktidar paradigmasında hızla vatana ihanet olarak görülebilecek bir şeydir. Aynı damokles kılıcı SSÖ ve diğer delegeler için de geçerli. Acaba diyorum, RTE emeline ulaşır da başkanlığı getirirse, süreci de çöpe atacak, ve cemaat’ten “paralel”e söylemsel geçiş yaptığı gibi “ben zaten karşıydım, Fidan’ın vatana ihanet süreciydi bu” diye revizyonizme başlayacak, günah keçisi mi yapacak. Fidan bundan mı korktu.. Denilebilir ki o zaman sır küpü çatlar sırlar açığa saçılır. “Sır küpü”nün sırlarının beyinleri öldürülmüş lider kültüne alarm verici derece yaklaşmış bir kesim halk ve yandaş medyanın rolü nedeniyle RTE iktidarını sarsmaya yetmediğini tape’lerden de gördük derim.

    522. 522 Gün Zileli 10 Mart 15 / 3pm

      tabii ki. İktidarlar kullanır ve sonra çöpe atarlar. Bir önceki dönem yaptırdıkları işleri bir sonraki dönem o kişinin karşısına bir suç olarak çıkarırlar. Bunun küçük bir provası “paralel” olayında da yaşanmadı mı?

    523. 523 Anonim 10 Mart 15 / 10pm

      Oktay Etiman bir röportajında “dini es geçmeseydik halk tabanına yayılarak belki devrimi yapabilirdik” demişti ne diyorsunuz bu görüşe?

    524. 524 Gün Zileli 11 Mart 15 / 8am

      çok yüzeysel bir görüş. O “devrimi” AKP yaptı işte.

    525. 525 Anonim 11 Mart 15 / 12pm

      İngiltere’de sol ne durumda ? Ayrıca TC’den vatandaşlık almak ister misiniz tekrar?

    526. 526 Gün Zileli 11 Mart 15 / 12pm

      İstemem. Çünkü o zaman askerlik yaptırırlar. İngiltere’de sol esas olarak Troçkisttir. Anarşistler de oldukça güçlüdür ama her ikisi de çok parçalıdır.

    527. 527 Anonim 11 Mart 15 / 3pm

      Troçki’nin Stalin’den teorik olarak en büyük farkı nedir desem bir cümleyle anlatabilir misin?

    528. 528 Gün Zileli 11 Mart 15 / 6pm

      Stalinizmin sefil pragmatizminin ve reelpolitizminin tersine, doktriner ve katı ve bir Bolşevik olması. Troçki, Bolşevizmin köylülere karşı savaşının; Stalin, bürokrasinin köylülere ve Bolşeviklere karşı savaşının temsilcisidir.

    529. 529 Anonim 11 Mart 15 / 8pm

      İngiltere’deki troçkistler bizim buradaki DSİP’lilere ne kadar benziyor Gün Abi? Türkiye’den karşılaştırabileceğin başka bir yapı var mı? Bir de tersinden bir soru sorayım: Türkiye İngiltere olsaydı, TKP gibi partiler solda marjinal-dışlanmış birer parti, DSİP ise solun en güçlü örgütü mü olurdu,? Şimdi soldaki durumun tam tersi gibi yani.

    530. 530 Anonim 11 Mart 15 / 8pm

      Perinçek’in Kaypakkaya ile aynı safta veya örgütte birleşmemesinin nedeni nedir?

    531. 531 Gün Zileli 11 Mart 15 / 10pm

      Perinçek devletçidir. Kaypakkaya ise köylücü. Bu yüzden birleşemezler.

    532. 532 Gün Zileli 11 Mart 15 / 11pm

      DSİP zaten ingiltere’deki SWP’nin şubesidir. ingiliz solunun en güçlü partisidir bu. Aynı dsip’e benzer. 1950’learden beri oluşmuş bir partidir. Öğretmen ve öğretim üyeleri, ve öğrenciler arasında güçlüdür. söz konusu benzetme kıyaslamaları yapmamak en iyisi sanırım.

    533. 533 Anonim 11 Mart 15 / 11pm

      Türkiye’de stalinistlerin, İngiltere’de ise troçkistlerin radikal solda en büyük güç olmalarının asıl sebebi onların gelişmiş ülke, bizim ise üçüncü dünya ülkesi olmamız mı? Bizim solda stalinizm ana akım olmaktan ne zaman çıkacak? Biz görecek miyiz o günleri?

    534. 534 Gün Zileli 11 Mart 15 / 11pm

      Bence bu solun entelektüel düzeyiyle ilgili. Türkiye solunun entelektüel düzeyi yükseldikçe Stalinizm de bayır aşağı gidecektir.

    535. 535 Anonim 11 Mart 15 / 11pm

      “Troçki, Bolşevizmin köylülere karşı savaşının (…) temsilcisidir.”
      Abi sende hala Maoculuktan kalma alışkanlıklar galiba 😀

    536. 536 Gün Zileli 12 Mart 15 / 8am

      🙂

    537. 537 Ahmet 12 Mart 15 / 9am

      Bu stalinizm fobisi sizde patolojik boyutlarda, sizi rahatlatir mi bilmem ama Turkiye solunda stalinist denilen orgutlerin sayisal gucu oldukca azdir, daha cok ODP basta olmak uzere anti stalinist sol gucludur, ama sizi asil rahatsiz eden stalinist dediginiz solun sayisal guclugu degil, bu kesimlerin sokakta devlete karsi dovusmelerinden kaynaklanan gorunurlukleri, ama birader sende adamlarin kavgasini kiskanma, sen de cik sokaga sen de dovus, anti stalinist olman senin devletle kavgani engellemez ki. Yani kavga niyetin varsa demek istedim.

    538. 538 Gün Zileli 12 Mart 15 / 12pm

      ne cevap vereyim ki buna? Yorumdur deyip geçmekten başka.

    539. 539 Anonim 12 Mart 15 / 3pm

      Abi Mahir öldüğünde 26 yaşındaymışmış. O yüzden esaslı bir teorik birikim bırakmasını bekleyemeyyiz. Ben sana bu önermeden yola çıkarak birşey sormak isterim. Dünyadaki sosyalist kuramcılar hangi yaşlardan sonra profesyonel düşünmeye başlıyor ya da sağlam kuramcılar 20-25 yaşları arasında Mahir ile karşılaştırıldığında ne durumda oluyorlar. Yani varmak istediğim nokta; Mahir acaba 60 yaşına kadar yaşasaydı sence ne bırakabilirdi, yüksek bir potansiyeli var mıydı?

    540. 540 Gün Zileli 12 Mart 15 / 7pm

      Mahir, çok okuyan, teoriyi seven bir arkadaştı. Ama geleceğe ilişkin tahminlmerde bulunmak boşuna. Çünkü bu bir bilinemezdir her zaman.

    541. 541 Anonim 12 Mart 15 / 8pm

      Bence Ahmet’e ve bütün Stalinistlere tek bir soru yeter.
      Devletsiz toplumdan yana mısınız devletten yana mı?
      Stalin’in devleti de diğer devletler gibi bir devlettir. Emperyalist, kapitalist, “sosyalist”, feodal, köleci, ATÜT farketmez. Bütün devletler devlettir ve kötüdür.

    542. 542 Anonim 12 Mart 15 / 8pm

      Bu bağlamda bir soru da ben sorayım Gün Abi. Avrupa solundan Gramsci, Lukacs, Althusser gibi önemli marksist entelektüeller çıkmış.Bizden niye bu çapta etkili marksist aydınlar hiç çıkmadı ve çıkmıyor? Ne yapmak lazım?

    543. 543 Anonim 12 Mart 15 / 11pm

      Bir işçinin patronuna şu olaydaki gibi şiddet uygulamasına nasıl bakıyorsunuz? Anarşizmin ve solun bu tür olaylarda tutumu ne olmalıdır ? Yaptıkları kötü olsa da tutuklanmalarına karşı olmak gerekmez mi en azından?

      Zam yapmayan patronunu öldüren işçi tutuklandı

      ÇORUM’da ücretine zam vermesi için tartıştığı patronu Ticaret Borsası eski Başkanı 58 yaşındaki Mahmut Özdemir’i öldürdüğü suçlamasıyla yakalanan Mehmet E., çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

      Çorum’da dün meydana gelen olayda Organize Sanayi Bölgesi yakınlarında kendisine ait tavuk çiftliğine giden Mahmut Özdemir, iddiaya göre çiftlikte çalışan işçisi Mehmet.E. ile tartıştı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu Mehmet.E., Mahmut Özdemir’i bıçakladı. Vücuduna 3 bıçak darbesi alan Özdemir, olay yerinde hayatını kaybetti. Şüpheli jandarmayı arayarak kendisini ihbar etti. Jandarma ekipleri Mehmet E.’yi gözaltına aldı. Mehmet E. jandarmaya verdiği ilk ifadesinde suçunu itiraf etti. Şüpheli ücretine zam yapılmadığı için yaşadıkları tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine Mahmut Özdemir’i bıçakladığını söyledi. Mehmet E., Mahmut Özdemir’in sahibi olduğu tavuk çiftliğinde 8 yıldır çalıştığını belirterek, “Son zamanlarda aylık ücretimden çeşitli kesintiler yapıldı. Bana zam yapacağını söylemesine rağmen yapmadı. O gün tavuk çiftliğine geldiğinde ücret konusunda kendisiyle tartışma yaşadık. Tavuk çiftliğinin yemlik bölümündeki tartışmamız sırasında bana küfür etti. Kavga etmeye başladık. Yem torbalarını kesmek için olay yerinde bulunan bıçağı alarak 3 defa göğüs kısmından bıçakladım. Çok pişmanım” dedi.

      Jandarmadaki ifadesinin ardından bugün Adliyeye sevk edilen Mehmet E. çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

      http://www.hurriyet.com.tr/gundem/28434307.asp

    544. 544 Anonim 13 Mart 15 / 12am

      yukarıda futbol tartışılmış. bu konu hakkında kendisine sorulan bir soruya Şevket Eygi şöyle cevap vermiş;

      SORU: Türkiye’nin en büyük, en önde gelen, milyonlarca insanın tuttuğu ve sevdiği iki ünlü takım futbol oynuyor… Stat lebâlep dolu, milyonlarca vatandaş televizyon önünde… Birden oyun kızışıyor, beklenmedik bir şey oluyor, top kaleye giriyor, taraftarlar çılgınca alkışlıyor, gol yiyen takımı tutanlar haykırarak ağlıyor, bazıları kendilerini yerden yere atıyor… Goool goool gool!.. Yer gök inliyor… TV’ler haberi anında veriyor, ertesi günü gazeteler yaza yaza bitiremiyor… Bu haberin ilim, irfan, din, iman, ahlak, fazilet, bilgelik, insanlık bakımından (100 üzerinden) notu nedir?

      CEVAP: (1) bile değildir, sıfırdır. Yüzde yüz önemsiz fâni bir olaydan ibarettir.

      http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/SORULAR_CEVAPLAR/23846

    545. 545 Gün Zileli 13 Mart 15 / 9am

      çok bireysel bir vaka. Sınıf mücadelesiyle ilgisi yok. Dolayısıyla ne sebeple olursa olsun katilliği savunamayız.Tutuklanma ya da hapishane ise çok daha başka bir konudur. her türlü hapishaneye karşı olmak gerekir.

    546. 546 Gün Zileli 13 Mart 15 / 9am

      Kıvılcımlı var mesela. Polemiklerinde ve gündelik yazılarında iş yoktur ama tarihsel çözümlemeleri çok önemlidir.

    547. 547 Anonim 13 Mart 15 / 1pm

      Sevmeyebilirsiniz ama Yalçın Küçük de çok önemli bir sosyalist teorisyendir. Kendisi aynı zamanda bir hezarfendir (polymath, çokbilimli).

    548. 548 Anonim 13 Mart 15 / 1pm

      Kıvılcımlı’nın polemik yazılarını beğenmemeniz, daha çok Aydınlıkçıları hedef aldığı için olabilir mi?

    549. 549 Gün Zileli 13 Mart 15 / 2pm

      Hiç ilgisi yok. Genelde polemik yazıları üslubu bozar. Kıvılcımlı’nın geleceğe kalan yazıları tarihi çözümlemeleridir.

    550. 550 Gün Zileli 13 Mart 15 / 2pm

      Büyük bir beyindir. Öyle olduğu için de megolamanyak denecek ölçüde kendine hayrandır. Büyük beyinlerde bu olur genellikle. Büyük bir teorisyen olduğuna katılmıyorum.

    551. 551 Anonim 13 Mart 15 / 2pm

      Kıvılcımlı’nın “Oportünizm Nedir?” kitabı hem baştan aşağı bir polemik yazısıdır hem de Stalinistler ile Reformistlerin strateji ve taktik şablonlarının esaslı bir teorik eleştirisidir. O kitabı hiç okudunuz mu?

    552. 552 Gün Zileli 13 Mart 15 / 3pm

      doğrusu okumadım. Peki geri alıyorum.

    553. 553 Anonim 13 Mart 15 / 9pm
    554. 554 Anonim 15 Mart 15 / 2am

      http://www.yuruyus.com/www/turkish/images/mahir-ulas-mahkeme-144.jpg ulaş’ın sağındaki eleman kim acaba tanıyabiliyor musunuz?

    555. 555 Gün Zileli 15 Mart 15 / 9am

      Kamil Dede, şu anda Vatan Partisi yöneticisi.

    556. 556 Anonim 15 Mart 15 / 11am

      Yalçın Küçük deli mi?

      Bir yazısında Roni de bunu sormuş;

      Yalçın Küçük zırdeli midir, dünya çapında bir aydın mıdır? Soner Yalçın ırkçı ve Ergenekoncu bir pislik midir, Türk gazeteciliğinin onuru mudur?

      http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/roni-margulies/kemal-i-mi-elestirmeli-tayyip-i-mi/22973/

    557. 557 Gün Zileli 15 Mart 15 / 12pm

      Her iki uçtan da abartmalar yanlış. Yalçın Küçük büyük bir beyindir. Ama her büyük beyin biraz megoloman ve çılgındır. Bu olguyu kabul etmek zorundayız. Fikirlerine hiç katılmam ama onu deli ilan etmeyi dea doğru bulmam. Soner Yalçın başarılı bir gazetecidir. Sabetaycılık konusundaki görüşleri son derece hastalıklıdır. Ama hakkındaki komplolara karşı çıkmak gerekir.

    558. 558 Anonim 15 Mart 15 / 1pm

      “Ütopyacılar, insanlığın güzel çocuklarıdır. Aklın yaratıcılığına güven ile yetindiler.
      Türk aydınını çözümlerken, ütopyasının olmadığını, kurgusu’nun zayıf ve anarşik damarının yok olduğunu not etmiştim; buradayız. İlaveten, Marx’ın ütopya eleştirileri ile ilgili olarak da iki yol izliyordum; birincisi, standart yazımlarda gösterildiği kadar karşı çıkmıyordu ve çok zaman da övüyordu. Bunun anlamı şudur; ütopyacı sosyalistleri atarsak, sosyalizm, fakirleşmek zorunda kalmaktadır; gerçekte ütopyacılar, temsili ölçekte olsa da, var olan toplumsal düzene hep müdahale etmek İstediler. Yerleşmekte olan kapitalizmi hiç kabul etmediler ve reddettiler. ‘Temsili’ kalmaları, daha çok, aydınlanma’nın pek ateşli çocukları olmalarından ve insan aklına çok güvenmelerinden kaynaklanıyordu. Yanıldılar.
      Red’di bilmeyenler, ütopya fakiridirler. Anarşizm, müdahaleci reddi, fetiş haline getirmektir. Fetişizm’de hep kutsallaşma var. O halde aklın yolundan ve dolayısıyla soldan uzaklaşmadır. Ancak her zaman solu besleyen ve terbiye eden bir damar olmakla bizde pek akmadığını tekrarlıyorum.
      Marx mı, bütün katkılara çok büyük bağlılık gösterdi; en güzel yanlarından birisi budur. Ancak yazılarını en çok zor yapan, aynı anlamda, en çok zayıflatan ve bu nedenle de, pek çok Marx ukalasına kapı açan yanı da buradadır. Hegelci, Sol Hegelci, Feuerbachçı, Sol Feuerbachçı oldu; ancak bir önceki halini hiç reddetmedi ve hiç mahkum etmedi. Güçlük buradadır; öğrendiklerini hep katalogladı. O kadar öyle ki, her iddiasına bir de karşı iddia bulunuyordu; zorluğumuz buradadır.
      Sol, Marksizm’den Öncedir.
      Komünist Manifestoyu hiçbir zaman sol saymadım.
      Aydınlanma, insan’a ve aklına güven üretiyor ve buradan güçlü bir insan sevgisi çıkıyor. İnsan’ın güvendiğini sevmesi çok şaşırtıcı olmakla birlikte, galiba, bir kuraldır.
      Hıristiyanlardaki Tanrı ve İsa sevgisini de buraya bağlayabiliriz. Buna karşın, Judaizm’de ve İslam’da, Allah sevgisi için, bir de mistisizm gerekiyor, mistikler, Allah’ı cezalandıran çizgilerinden ayıklıyorlar ve konuşamasalar da konuşulabilir yapıyorlar. Yahudiler ve izleyen Müslümanlar, Allah’ı, yalnız bu yolla sevebiliyorlar.
      Manifesto’da, emekçilere sevgi ve acılarına ağıt yanında, güçlü ve güvenilen bir kapitalizm okuyoruz; en çok okunduğu için ve çok zaman sadece bu okunduğu için, sosyalistlerde, kapitalizm’e hep büyük bir sevgi buluyoruz. Kapitalizm’i divinize ellikleri kesindir; her yerde nazır ve çözüm için hazırdır. Sosyalizmde, ne yazık, kapitalizm, bir fetiş’tir. Öte yandan, Proudhon, la propriete c’est le vol, diyebiliyordu; bu fetişizm’in dışındadır, mülkiyet hırsızlıktır, demektedir.
      Marx’ın sisteminde, sınırlı, kapitalizmin sistematiğinden önce ilk hallerinde ve sınırlı ölçüdeki primitif akümülasyon hariç, kapitalizm’de hırsızlık yoktur. Marx, dış ilişkilerde de free trade için methiyeler düzüyordu ki, bu, burada da hırsızlık görmediği anlamındadır. Rosa Luxemburg görüyordu ve bu da, olgun kapitalizmde de primitif akümülasyonun devam ettiği anlamına gelmektedir; çok değerli ‘Accumulation’ çalışmasında, ki tanınmış burjuva iktisatçısı Joan Robinson da çok övmüştü, dış ticarette pek çok hırsızlık yazabiliyordu. Ben de Rosa’nın analizlerine çok büyük değerler biçenler arasındayım ve Marx’ın dış ticaret analizini ise, kendimden hep çok uzak tutuyorum. Marx, dış ticareti hürleştirici bulurken, biz, zengin kapitalist ülkelerin, dış ticaret ile her gittikleri yerde, partner olarak, gericiliği bulup dinselliği körüklediğini görüyorduk. Şimdi emperyalizm, sömürgeci pratiğini de yeniden canlandırdığı için, dinselliği yaymaya iman etmiş haldedir.”

      (Yalçın Küçük, Sol Müdahale, Önsöz’den)

    559. 559 Anonim 15 Mart 15 / 2pm

      Siz Atatürk ve Sabetaycılık konusunda ne düşünüyorsunuz? Sİzce bir mason muydu?

    560. 560 Gün Zileli 15 Mart 15 / 5pm

      Mason olsa ne olacak ki? Masonluk 19. yüzyıl boyunca bütün devrimci aydınların ortak mezhebi gibi bir şeydi. Bakunin bile Masondu. Sabetaycılığı konu etmek ise sadece ve sadece ırkçı ve anti-semitik bir tutumun ürünüdür ve ulusalcılığın ırkçılığa evrilmeye başladığı noktadır. Türkiye’ye Selanik taraflarından göç eden MuSEVİLERİN ÇOĞU sABETAYCIDIR, ÇÜNKÜ BİLDİĞİM KADARIYLA sABETAYCILIK musevilere anti-semitik saldırılardan kaçınmak için bir sığınak sunmaktaydı. Yani bir nevi Alevilikteki Bektaşilik gibi. Bu YÜZden sabetaycılığı bir suç gibi ortaya getirmek zırvadır. Yalçın Küçk’le Soner Yalçın’ın zırt dediği nokta burasıdır.

    561. 561 Anonim 15 Mart 15 / 6pm

      İ.Kaypakkaya’nın Atatürk ile ilgili değerlendirmelerine yönelik düşünceniz nedir?

    562. 562 Anonim 15 Mart 15 / 6pm

      İngilizler ülkemiz soluna dair isimleri bilirler mi hiç ? Örneğin üç İngiliz’i öldüren Çayan ismini duymuşlar mıdır?

    563. 563 Anonim 15 Mart 15 / 8pm

      Yalçın Küçük, bir bütün olarak Sabetayistlere düşmanlık yapmıyor, onların aynı zamanda Osmanlı-Türkiye modernizasyon tarihindeki ve Kurtuluş Savaşı’ndaki örgütleyici rollerini de anlatıyor (örnek: http://www.aydinlikgazete.com/m/?id=27186&t=makale ). Kendisi “Sabetayistler olmasaydı bu cumhuriyeti kuramazdık.” sözünü sıkça tekrarlıyor. Ayrıca en yakın dostlarının (Behice Boran, Musa Anter) da İbrani asıllı olduğunu ve kendi ailesinde de İbranilik olduğunu söylüyor. Yalçın Küçük’ün eleştirdiği kesim Sabetayistlerin tamamı değildir, sadece Oligarşinin ağırlıklı bir bölümünü oluşturan ufak bir rantiye ağıdır.

    564. 564 Anonim 16 Mart 15 / 2am

      Kıvılcımlı’nın Kürdistan’ı TC’nin işgal bölgesi olarak görmesine ne diyorsunuz?

    565. 565 Gün Zileli 16 Mart 15 / 9am

      katılıyorum.

    566. 566 Gün Zileli 16 Mart 15 / 9am

      O zaman bunu sınıfsal açıdan koyarsın. Bunlar Sabetayist diyerek değil.

    567. 567 Gün Zileli 16 Mart 15 / 9am

      yok canım, nerdeeeeee

    568. 568 Gün Zileli 16 Mart 15 / 9am

      Kaypakkaya Türkiye solunda Kemalizmi ilk kez net bir şekilde eleştiren kişidir. Eleştirileri büyük ölçüde doğrudur.

    569. 569 Admin 17 Mart 15 / 1am

      küfrü silip yeniden yollayın.

    570. 570 Anonim 17 Mart 15 / 2am

      abi benim teori bilgim çok zayıf bana kısaca anlatır mısın zahmet olmazsa Marx, Lenin, Troçki, Mao’nun teorileirnin birbirlerinden farkı ya da fazlalığı eksikliği nedir?

    571. 571 Anonim 17 Mart 15 / 2am

      merhabalar ben Stalin ve hitler arasında bir karşılaştırmayla ilgili olarak bir yazı yazmayı düşünüyorum. Aslında bir ödev bu ancak hangi bakımdan bir karşılaştırma yapacağımı bilemiyorum. Yardımcı olursanız çok sevinirim.

    572. 572 Gün Zileli 17 Mart 15 / 9am

      şu sıra yardımcı olmam imkânsız. Ama öncelikle Stalinizm bölümündeki yazıları okumanı öneririm (bu sitedeki)

    573. 573 Gün Zileli 17 Mart 15 / 9am

      tahmin edersin ki bu “kısaca” anlatılabilecek bir şey değil.

    574. 574 Anonim 18 Mart 15 / 11pm

      Jakobenler’i sever misin?

    575. 575 Anonim 18 Mart 15 / 11pm

      Paris Komünü üyelerinin neredeyse yarısı Jakoben imiş. Bunun hakkında ne düşünüyorsun?

    576. 576 Gün Zileli 18 Mart 15 / 11pm

      “Paris komünü üyesi” diye bir şey yoktur. Bu bir örgüt değil, isyandı. Jakobenler de vardır muhakkak ama yarısının Jakoben olduğu iddiası komiktir. Bu isyanda yer alan komünarlar içinde en ağırlıklı olanlar Proudhonculardı.

    577. 577 Gün Zileli 18 Mart 15 / 11pm

      sevmem.

    578. 578 Anonim 18 Mart 15 / 11pm
    579. 579 ogürsel 19 Mart 15 / 12am

      Jakoben’leri günümüzün bakışıyla sevmek mümkün değil; ama bugün bize “nasıl olmayacağını” öğrettikleri açısından da değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. “Ahmetlerin” de henüz öğrenemedikleri bir yöntem olarak “tarihsel olarak” saygı duyulabileceğini düşünüyorum.
      Ve ilk kez denendi… Özgürlük, eşitlik, kardeşlik!
      Olmadı…
      Cehennemin taşları oldular!
      Başarısızlıkları yöntemseldi! Ve çok zamansızdı. Sanırım yine de önemli ve anılmaya değer olan “yönteme” ait meselenin önemi olmalı…
      Sanırım insanlık tarihine ve geleceğe ait sorunsallar henüz damıtılmış değil…
      Son 5000 yıllık deneyimin mucizevi yanıtları, iyileştirici “reçetesi” henüz yazılmadı…

    580. 580 Anonim 19 Mart 15 / 3am

      yeni romana başladın mı? hangi konuda olacak?

    581. 581 Gün Zileli 19 Mart 15 / 9am

      Bu sorunun tam da yeni romana başladığım gün gelmesi ilginç oldu. Yoksa içine mi doğdu. Bugüne ilişkin olacak. Şimdilik bu kadarını söyleyeyim. Ya da 2017’ye.

    582. 582 Anonim 19 Mart 15 / 1pm

      romanın odağında gezi olayları mı olacak?

    583. 583 Gün Zileli 19 Mart 15 / 3pm

      o da olacak ama esas 2017 Ekim’inde patlayacak 2. gezi olacak. Romanın adı da muhtemelen 2017 Devrimi

    584. 584 Anonim 19 Mart 15 / 4pm

      Çok ilginç bir konu. Keşke Mevsimlerden önce bunu yazsaydın.

    585. 585 Gün Zileli 19 Mart 15 / 5pm

      Hayır. Mevsimler bunun öncelidir. Mevsimler olmasaydı bu roman da olmazdı. Bugün dokuz sayfa yazdım ki, bu benim açımdan bir rekor sayılır.

    586. 586 Anonim 19 Mart 15 / 5pm

      Her gün böyle çalışabilseniz bir ayda biter. Bir ay da düzeltmeler sürse iki ayda roman hazır… Dokuz sayfa kaç kelime ediyor toplam? Kaç saatte yazdınız? Tek oturuşta mı bu kadar çıktı? Düzeltme yaptınız mı? Plansız mı yazıyorsunuz? Bir de editör desteği alıyor musunuz? Levent Cantek’le konuştunuz mu? Yine İletişim’den mi çıkacak?

    587. 587 Gün Zileli 19 Mart 15 / 6pm

      bu soruların cevaplarını bilmiyorum şimdilik. Sabah oturdum yazmaya. Saat akşam 4’e kadar yazdım. Ama romanda o kadar aceleci olmamak gerekiyor. Estetik kaygı çok önemlidir. Sanırım romanı dört ayda bitiririm. Ama ondan sonra işelemesi var. Kısacası seneye bu zamanlara ancak çıkar. Romanın son halinden emin olduktan sonra birkaç romancı arkadaşıma, eşime okutuyorum ve elbette onların önerilirini alıyorum.

    588. 588 Anonim 20 Mart 15 / 3am

      2017’de devrim konusunu niye seçtiniz, Türkiye’de siyasi bir dalgalanma olacağını mı düşünyorsunuz?

    589. 589 Gün Zileli 20 Mart 15 / 8am

      Evet.

    590. 590 Anonim 20 Mart 15 / 10am

      Devrimden Sonra filminden haberiniz var mı? İzleme fırsatınız oldu mu? Bu filmi bir kaç sene evvel TKP’liler çekmişti. Sinemalarda da gösterime girmişti.

    591. 591 Gün Zileli 20 Mart 15 / 3pm

      birkaç fragman görmüştüm. Rezaletti.

    592. 592 Anonim 20 Mart 15 / 7pm

      evet bence de rezaletti, hele hele sol görüşlü sanatçıların klasik sağcılar gibi bu denli bir yüzeysel ve kurgusuz film çekmelerine şaşırmıştım bende.

    593. 593 Anonim 20 Mart 15 / 11pm

      Budizm hakkında bir bilginiz ve görüşünüz var mı ?

    594. 594 Gün Zileli 21 Mart 15 / 9am

      Pek yok ama İngiltere’den biraz tanıyorum. Savaş karşıtı gösterilere daima katılırlardı.

    595. 595 Anonim 21 Mart 15 / 3pm

      Jakoben
      ~ Fr jacobin Fransız ihtilali esnasında (1791) Paris’te St Honoré sokağındaki eski St Jacques manastırında toplanan radikal cumhuriyetçi hizip mensuplarına verilen ad < OLat Jacobus St Jacques de Compostelle, bir hıristiyan azizi < İbr yaˁḳōb יעקב Yakup, Tevrat'a göre İshak'ın oğlu ve İsrailoğullarının atası
      Tarihçe (En eski kaynak)
      "siyasette devrimci yöntemleri savunan kimse" [ c (1934) : Alelumum denilebilir ki bugün dahi Jakoben ruhunu taşıyanlar yani müfrit inkılapçılar (…) ]
      http://www.etimolojiturkce.com/kelime/jakoben

    596. 596 Anonim 21 Mart 15 / 4pm

      Bu arada önemli bir bilgi değil ama Jakoben’in aynı kökten gelen Arapçası Yakubiyye (يعقوبية) ve çoğulu Jakobenler Yeâkıbe (يعاقبة)
      Jakoben’in karşılığı Google çeviride “İngiltere kralı 2. James yanlısı” ve “İngiltere kralı 1. James dönemine ait” olarak da gösteriliyor.

    597. 597 Anonim 22 Mart 15 / 12am

      ÇÖzüm süreci ne olacak sizce sonuca ulaşacak mı ?

    598. 598 Gün Zileli 22 Mart 15 / 9am

      çözüm süreci yok, oyalama süreci var.

    599. 599 Anonim 24 Mart 15 / 12am

      Mao’nun Troçki’ye bakışı nedir?

    600. 600 Gün Zileli 24 Mart 15 / 9am

      Komintern’in bakışından farklı bir bakışı yoktur ve olamaz.

    601. 601 Ahmet 24 Mart 15 / 12pm

      Mao nun bir cok konudaki gorusleri Kominternin bakisindan farklidir, bu ise CKP ile Komintern ya da Stalin yonetimi arasinda hic bir soruna yol acmamistir. Mao nun cizgisi dunya komunist hareketinin bir zenginligi olarak kabul edilmistir. . Mao cizgisinin mahkum edilmesi Kruschev doneminde baslar. Mao hic bir zaman Komintern politikalarinin kor bir uygulayicisi olmamistir zaten Komintern de hic bir zaman bunu istememistir.

    602. 602 Anonim 24 Mart 15 / 4pm

      BHH’de ÖDP’den sonra en kalabalık bileşen olan Komünist Parti genel seçime tek başına gireceğini açıkladı dün. Senin değerlendirmen ne yönde Gün Abi? BHH’yi nasıl etkiler bu karar?

    603. 603 Gün Zileli 24 Mart 15 / 4pm

      Yok hükmünde bir karar. Bunların BHH içinde de bir hükmü yok zaten.

    604. 604 Anonim 24 Mart 15 / 5pm

      Gün Abi, BHH yürütme kurulunda bu KP’lilerin merkez komitesinden en az üç dört kişi var. O kadar da etkisiz değiller BHH’de.

    605. 605 Gün Zileli 25 Mart 15 / 9am

      BHH’ye pek bir katkıları olduğunu sanmıyorum. Ama tökez olabilirler tabii.

    606. 606 Hedepe 25 Mart 15 / 11am

      Eşme ruhunu sever misin?

    607. 607 Gün Zileli 25 Mart 15 / 12pm

      herhangi bir orduyla işbirliğine olumlu bakmam.

    608. 608 Hedepe 25 Mart 15 / 2pm

      Ne yani savaş mı istiyorsun? Kan aksın mı istiyorsun? Asdfadfsdsadfd

    609. 609 Gün Zileli 25 Mart 15 / 4pm

      Hayır. Kan akmasını isteyen ordulardır.

    610. 610 Anonim 26 Mart 15 / 8pm

      ÖDP seçime girmeyecek. EHP HDP’ye destek veriyor. KP tek başına giriyor. HTKP seçime girmiyor. BHH’nin bundan sonraki akıbeti sence nasıl olur Gün Zileli? Bu kadar farklı karar veren bileşenlerle nereye kadar yol alınır? Bundan sonrası için beklentin, tahminin nedir?

    611. 611 Anonim 27 Mart 15 / 2am

      İngiliz dostlar edindiniz mi kendinize?

    612. 612 Gün Zileli 27 Mart 15 / 9am

      Anarşist arkadaşlarım vardı. Özellikle HSG (Haringey Solidarity Group) içinden.

    613. 613 Gün Zileli 27 Mart 15 / 9am

      Dağılır diye tahmin ediyorum.

    614. 614 Anonim 27 Mart 15 / 4pm

      Kuran’ı Kerim okudunuz mu hiiç, yorumunuz nedir?

    615. 615 Gün Zileli 27 Mart 15 / 5pm

      kapağını bile açmadım.

    616. 616 Anonim 27 Mart 15 / 6pm

      “Demirtaş çizgisi” diyorsun. Peki ya (diyelim ki) HDP seçimlerde barajı geçti ve bir sürü milletvekili çıkardı. Ondan sonra Demirtaş yeni anayasa konusunda AKP’yle anlaşırsa Taksim’in ortasına çıkıp eşek gibi anıracak mısın?

    617. 617 Gün Zileli 27 Mart 15 / 7pm

      Eşekleri incitmekten korkarım 🙂

    618. 618 Anonim 27 Mart 15 / 7pm

      Aydınlık hareketinde neden hep tuhaf tuhaf insanlar yetişiyor? Sırrı nedir bu işin?

    619. 619 Gün Zileli 27 Mart 15 / 9pm

      Örneğin?

    620. 620 Anonim 27 Mart 15 / 9pm

      Örneğin ünlü ulusalcıların ve liberallerin çoğunluğu.

    621. 621 Gün Zileli 27 Mart 15 / 9pm

      Eh geriye de pek bir şey kalmadı.

    622. 622 Gün Zileli 27 Mart 15 / 9pm

      Aydınlık’takiler biraz seçkin tipler oldukları için isimleri dikkat çekiyor. Yoksa diğer örgütlerden de sürüsüyle ulusalcı ve liberal var.

    623. 623 Anonim 27 Mart 15 / 10pm

      Yemen’de tutumunuz nedir?

    624. 624 Anonim 28 Mart 15 / 1am

      Atatürk’e karşı olumsuz düşünceleriniz ilk olarak ne zaman oluşmaya başladı?

    625. 625 Anonim 28 Mart 15 / 1am

      Ateist misiniz, deist mi yoksa agnostik misiniz?

    626. 626 Anonim 28 Mart 15 / 1am

      Ên sevdiğiniz Osmanlı hükümdarı?

    627. 627 Anonim 28 Mart 15 / 1am

      Sizce aslan mı daha güçlü yoksa kaplan mı ?

    628. 628 Gün Zileli 28 Mart 15 / 9am

      kafa bulduğunuzun farkındayım. Kafa bulmaya karşı değilim ama bu bu kadar kabaca yapılmamalı. Daha sofistike yapmayı deneyin.

    629. 629 Gün Zileli 28 Mart 15 / 9am

      yok.

    630. 630 Gün Zileli 28 Mart 15 / 9am

      Ateist

    631. 631 Gün Zileli 28 Mart 15 / 9am

      Babam subay olmasına rağmen, ilginçtir ki, bize Atatürk’ün “büyüklüğü”nden hiç söz etmezdi.

    632. 632 Gün Zileli 28 Mart 15 / 9am

      Her türlü dış müdahaleye karşıyım.

    633. 633 Anonim 28 Mart 15 / 9am

      Sevilebilecek birkaç Osmanlı hükümdarı var aslında: Mehmet II, Osman II, Selim III, Mahmut II. Bunların dördü de yenilikçiydi ve bundan dolayı hem Yeniçerilerle hem de din adamlarıyla çatıştılar.

    634. 634 Gün Zileli 28 Mart 15 / 10am

      Pek Osmanlı tarihi bilmem ama isyan eden yeniçerileri daha sempatik bulurum

    635. 635 Anonim 28 Mart 15 / 1pm

      Yukarıdaki soruyu görünce aklıma geldi, peki taht kavgasında başarısız olan, padişahlığını ilan ettiği halde kısa sürede yenilgiye uğrayan ve bir kısmı öldürülen şehzadeleri iktidara karşı destekler miydiniz?
      II. Murat’a karşı padişahlık ilan eden amcası Mustafa Çelebi ve kardeşi Küçük Mustafa Çelebi
      Fatih’in ölümünden sonra II. Bayezid’e karşı padişahlığını ilan eden Cem Sultan ve onunla birlikte hareket ederek Osmanlının yıktığı beyliğini kısa bir süre tekrar dirilten Karamanoğlu Kasım Bey
      Kanuni döneminde, sonradan tahta geçen Şehzade Selim’le savaşıp başarısız olan ve sığındığı İran’da Osmanlılara teslim edilip öldürülen Şehzade Bayezid
      Bunlar muhalefet oldukları için desteklenmeleri yanlış olmazdı herhalde?

    636. 636 Anonim 28 Mart 15 / 3pm

      Yeniçeri ordusu, sermaye ve gericilik ile bütünleşmiş bir ordu niteliği taşıyordu. Haydi liberallerin seveceği tabirle söyleyelim, Yeniçeriler vesayetçiydi; çünkü kendilerinin imtiyazlarını sınırlandırmak ve herhangi bir konuda reform yapmak isteyen padişahları darbeyle indiriyorlardı. Vaka-i Hayriye olayı (Yeniçerilerin temizlenmesi), daha sonraki bütün yenilikçi hareketlerin önünü açtı.

    637. 637 Anonim 28 Mart 15 / 5pm

      Bir subayın Atatürk’ü putlaştırmaması çok ilginç gerçekten. Bunun sebebini merak etmemek elde değil.

    638. 638 Anonim 28 Mart 15 / 5pm

      Bora Gözen’i tanır mıydınız?

    639. 639 Gün Zileli 28 Mart 15 / 9pm

      Evet. Arkadaşımdı.

    640. 640 Gün Zileli 28 Mart 15 / 9pm

      Dersim kırımında orada görevlişmiş. Kim bilir neler yaşadı. Radyoda alevi türküleri çalındığında çok üzülür, dinleyemezdi. Sanırım oralardan gelen bir şeyler var. Ayrıca atatürk tapıncı o dönemki kuşaklardan çok sonrakilerde güçlüdür.

    641. 641 Gün Zileli 28 Mart 15 / 9pm

      Tarihi olarak söyledikleriniz doğrudur tabii ama ne yapayım ki benim yenilenin yanında yer almak gibi bir huyum var.

    642. 642 Gün Zileli 28 Mart 15 / 9pm

      siyasi olarak desteklemem de duygusal olarak desteklerim.

    643. 643 Ahmet 29 Mart 15 / 3am
    644. 644 Ahmet 29 Mart 15 / 12pm

      Sizce bu seçimlerde yine AKP tek başına iktidar olursa nasıl bir senaryo oluşacak? Davutoğlu başkanlık sistemine razı olur mu?

    645. 645 Ahmet 29 Mart 15 / 3pm

      Yukardaki ahmetlerin benle alakasi yoktur

    646. 646 Ahmet-2 29 Mart 15 / 3pm

      Ahmet-2 🙂 bu şekilde bahsetmeliyim galiba burada

    647. 647 Gün Zileli 29 Mart 15 / 6pm

      neden olmasın. O emir kuludur. Başkanlık sistemi olursa 2017 yılında ayaklanmayla yıkılırlar.

    648. 648 Anonim 30 Mart 15 / 3am

      Efraim Elroom ile ilgili İsrail hükümetine muhalifti ve onun öldürülmesi Mossad’da farkında olmadan yapılan bir hizmetten başka bir şey değildi diyenler var. Ne diyorsunuz bu konuda böyle bir bilgi duymuş muydunuz sizde daha önce?

    649. 649 Gün Zileli 30 Mart 15 / 1pm

      olabilir belki de. Ama eylemi yapan arkadaşların bu tür komplolarla ilgisi yok. Bu yanlış eylem, tamamen israil’i ve müttefiki türk devletini hedef almak amacıyla düzenlenmişti.

    650. 650 Anonim 30 Mart 15 / 6pm

      Siz de dahil olmak üzere Türkiye solunun geneli Yemen’deki emperyalist müdahale (Türkiye’nin de müdahil olacağı) hakkında neden duyarsız? Yemen halkının hayatı Kobani halkınınkinden daha mı değersiz? Kobani’ye saldıranlar çihatçı barbarlardı da Yemen’e saldıranlar aynı zihniyetten değil mi ki?

    651. 651 Gün Zileli 30 Mart 15 / 10pm

      Yemen’e yapılan dış müdahalenin tamamen karşısındayım. Duyarsız olduğumu nereden çıkardınız ki.

    652. 652 Anonim 31 Mart 15 / 12am

      Arap Birliği ortak ordu kurulması konusunda anlaştı. Mısır ve Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan ordunun ilk hedefi, Yemen’de darbe yaptıkları gerekçesiyle, Husiler…
      Lübnan Hizbullahı Genel Sekreteri Hasan Nasrallah der ki:
      “Gazze’ye yönelik son 51 günlük saldırıda Gazzelilerin evleri yıkıldı. Bombalandılar öldürüldüler ve Sünnilerdi. Hedefinizde ‘meşru yönetimi’ geri getirmek vardı ve çok önemli idiyse Filistin için neden böyle bir koalisyon kurmadınız? Yemen’de tehlike gördünüz de İsrail bir tehlike değil mi?”
      Nasrallah: “Siz Müslüman Arap’sınız ama kendi mazlum halklarınızın değil ABD ve İsrail çıkarları için savaşıyorsunuz” dememiş… Ama onu demeye getirmiş…
      http://www.milliyet.com.tr/on-secim-silindiri-/gundem/ydetay/2036610/default.htm

    653. 653 Anonim 1 Nisan 15 / 11pm

      Ülke karıştı abi ne diyorsun bu işlere :/ ?

    654. 654 Bekir Sami 2 Nisan 15 / 2am

      Ekim Devrimi mi, darbesi mi? Ayrıca size göre bir olgunun devrim olup olmamasını belirleyen nedir?

    655. 655 Anonim 2 Nisan 15 / 3am

      Hiç başka bir insanı hedef gözetip silah kullandınız mı?

    656. 656 Gün Zileli 2 Nisan 15 / 8am

      Seçimlere kadar böyle devam eder cbu. Seçimlerden bir yıl sonra yıkılacaklar.

    657. 657 Gün Zileli 2 Nisan 15 / 8am

      Ekim devrimi, büyük toplumsal altüst oluş anlamında devrimdi. Bolşeviklerin iktidarı ele alış biçimi ve yöntemi açısından bir darbe olarak görülebilir.

    658. 658 Gün Zileli 2 Nisan 15 / 8am

      Hayır.

    659. 659 Anonim 2 Nisan 15 / 7pm
    660. 660 Anonim 2 Nisan 15 / 7pm

      Aydınlıkçıların “bireysel şiddet/maceracılık” karşısındaki tavrı haklı mıdır?

    661. 661 Anonim 2 Nisan 15 / 8pm

      Ethem Sancak’ın ilk sermaye birikimini Aydınlıkçılara bağlı bir ecza deposu yönetirken elde ettiği doğru mudur?

    662. 662 Gün Zileli 3 Nisan 15 / 9am

      Geçmişte bu konuda doğru eleştirileri vardı.

    663. 663 Gün Zileli 3 Nisan 15 / 9am

      Evet ama aileden de zengindir.

    664. 664 Anonim 3 Nisan 15 / 7pm

      Çayan Deniz ve daha bir sürü arkadaşınızın ölüm haberini aldığınızda neler hissetmiştiniz?

    665. 665 Gün Zileli 3 Nisan 15 / 11pm

      Tahmin etmesi zor değil.

    666. 666 Anonim 3 Nisan 15 / 11pm

      Sizce Vahdettin hain mi?

    667. 667 Anonim 4 Nisan 15 / 3am

      Bir yerde Sarp Kuray’ın devrimci davaya sadık kalamadığını ve mafyalaşma içine girdiğini okumuştum. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

    668. 668 Gün Zileli 4 Nisan 15 / 9am

      Şu anda devletin hapishanesinde bulunan birinin hakkında konuşmak istemem. 68 döneminden arkadaşımdır. Özgürlüğü için mücadeleye omuz veririm.

    669. 669 Gün Zileli 4 Nisan 15 / 9am

      “Hain” kavramı her zaman egemenlere ait olmuştur.

    670. 670 Anonim 4 Nisan 15 / 12pm

      Bir de, Kurtuluş Savaşını yapanlara yönelik İttihatçılık suçlamasına katılıyormusunuz? Örneğin isyancılardan Ahmet Anzavur, bildirisinde Kuvayı Milliyenin ülkeyi felakete sürükleyen İttihatçılığın devamı olduğunu ileri sürmüş.

    671. 671 Gün Zileli 4 Nisan 15 / 1pm

      tabii ki ittifatçıların devamıydılar.

    672. 672 Anonim 4 Nisan 15 / 1pm

      “Cunta öncesi dönemde DY’nin temel teorik sistematiğinde Kürt ayrılıkçılığına prim verilmemiş,’Kürdistan’ın sömürge(!) olduğu yolundaki tezler ise mahkûm edilmiştir.”Kendi demokratik devrim sürecini tamamlamamış bir ülkenin ,hele hele kendisi sömürge konumundayken Emperyalist olduğu iddiası tamamen marxist-leninist toplum ve tarih modelini doğru analiz edememek;Emperyalizm tanımını kavrayamamak ”
      DEV-YOL ile ilgili böyle bir şey okudum, siz bu görüşe katılır mısınız?

    673. 673 Gün Zileli 4 Nisan 15 / 3pm

      Şimidi bunlar o günün kavramlarıdır ve bugün çok fazla geçerlilikleri yoktur. “Kendisi demokratik devrim sürecinde”… örneğin bugün hiçbir şey ifade etmemektedir. Neyin sömürge olup neyin olmadığı, dahası sömürgeliğin kendisi bile sorgulanması gereken kavramlardır. Bu yüzden katılmamam ya da katılmamam söz konusu olamaz.

    674. 674 Anonim 5 Nisan 15 / 12am

      Yazdığınız roman kaç sayfa oldu bu arada?

    675. 675 Gün Zileli 5 Nisan 15 / 8am

      40 sayfa.

    676. 676 Anonim 7 Nisan 15 / 12am

      Siz aydınlık grubuna katıldığınız zamanlarda Kaypakkaya ve çizgisi hakkında ne düşünüyordunuz? Misal ona katılmayı düşündünüz mü hiç ?

    677. 677 Gün Zileli 7 Nisan 15 / 9am

      Olumlu bakıyordum. Bir ara katılmayı bile düşündüm. Sonra Doğu bizi tersine ikna etti.

    678. 678 Anonim 8 Nisan 15 / 12am

      Babanızın, sizin sosyalist çizgideki faaliyetlerinize karşı tavrı ne olmuştu?

    679. 679 Gün Zileli 8 Nisan 15 / 9am

      Babam öldüğünde 14 yaşındaydım ve dolayısıyla sosyalist değildim ve bir faaliyetim de yoktu. 16 yaşımda sosyalist oldum.

    680. 680 Anonim 8 Nisan 15 / 11am

      Gün Zileli, sen değil miydin Sarp Kuray hapiste yatarken ve sana cevap bile veremezken “Sarp Kuray’ın kara paraları aklandı” diye Sığınmacılar adlı kitabında yazan ve bu sitenin sayfalarında da bu konuyla hiç alakası olmayan, Sarp Kuray’ı hayatlarında bir kere bile görmemiş ve hiç ilişkisi olmamış insanlara iftiralarını ve yalanlarını sürdüren ve bu yüzden onlarla mahkemelik olan.
      Şimdi de 384 nolu anonime “Şu anda devletin hapishanesinde bulunan birinin hakkında konuşmak istemem. 68 döneminden arkadaşımdır. Özgürlüğü için mücadeleye omuz veririm.” diyorsun.
      Konuştun konuşacağını adam hakkında daha ne konuşacaksın serbest piyasa anarşisti seni. Bir de “arkadaşım” diyorsun hala.
      (Son iki cümle hakaret nedeniyle kaldırılmıştır. Admin)

    681. 681 Anonim 8 Nisan 15 / 1pm

      Abi senin şu “özgürlükçü marksistler” hakkında ibretlik bir yazı: http://www.wsws.org/en/articles/2015/04/08/pers-a08.html

    682. 682 Anonim 8 Nisan 15 / 10pm

      1) 12 Eylül’den önce generaller darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklansalardı buna karşı çıkarmıydınız? “Bu davalar, darbe teşebbüsleri uydurmadır” veya “Devletin ve egemenlerin yaptığı bütün operasyonlara karşıyım” der miydiniz?
      2) Balyoz, Kafes, Sarıkız, Ayışığı darbe girişimleri, suikast ve cami bombalama planları (emekli bir generalin “Kıbrıs’ta cami yaktık” itirafını hatırlayalım) -eğer bunlar doğruysa- gerçekleşseydi “Önceden tutuklanmalılardı” der miydiniz? Çünkü bu davalara karşısınız, onun için soruyorum.
      3) Bu tür davaların uydurma olduğuna inanıyorsanız, herhangi bir darbe teşebbüsü suçlamasının komplo veya gerçek olduğu kanıtlanabilir mi? Kanıtlanabilirse nasıl? Kanıtlanamazsa bu tür davalarda nasıl bir tutum alınmalıdır?

    683. 683 Gün Zileli 9 Nisan 15 / 6am

      Her türlü siyasi davanın uydurma olduğunu düşünürüm. Toptan cevabım budur.

    684. 684 390 nolu Anonim 9 Nisan 15 / 9am

      Tahrifat nedeniyle…

    685. 685 devrim karasansar 9 Nisan 15 / 9am

      erkek kedide ( tabi erkek insanda da) neden meme var?
      ölüm tehlikesi altındaki yaralı hayvan neden kendini otların içine kamufle eder?
      adada elektrik kesilse bile motorsikletlerin farı yok mu?

    686. 686 Gün Zileli 9 Nisan 15 / 3pm

      sanırım kimilerinin farı yoktu. biliyorum yani olmadığını. Neden kamufle eder? İçgüdüsel olarak kendini diğer canlıların saldırısından korumak ister. çünkü o anda kendini savunamayacak durumdadır. Meme meselesini ben de bilmiyorum. Gerçekten ilginç bir şey. Neden?

    687. 687 Anonim 9 Nisan 15 / 8pm

      İlk seks deneyiminiz kaç yaşında olmuştu?

    688. 688 Gün Zileli 9 Nisan 15 / 10pm

      neyi kastettiğinizi gerçekten anlayabilmiş değilim.

    689. 689 Anonim 10 Nisan 15 / 11am

      Bunun aynısını Rusya veya Çin yapmış olsa kıyameti koparırdınız: http://www.wsws.org/en/articles/2015/04/10/pers-a10.html

      Neden sessizsiniz?

    690. 690 Anonim 10 Nisan 15 / 11pm

      Sizce Atatürk Sovyetlerle yakın ilişkilere rağmen niçin Sosyalist rejime geçiş yapmadı ?

    691. 691 Anonim 11 Nisan 15 / 1am

      MİT tırları tutuklamalarıyla ilgili ne dersiniz?

      http://www.hurriyet.com.tr/gundem/28697977.asp
      http://www.hurriyet.com.tr/gundem/28696410.asp

      Ben olumlu buluyorum. İktidara karşı olmakla çelişmez bence. Bazı devletçiler de buna karşı üstelik;

      Biri yarbay, biri binbaşı, ikisi üsteğmen, gerisi astsubay, toplam 32 asker… Hatay ve Adana’da, “Suriye’ye insani yardım taşıyan” MİT TIR’larını durdurarak “Siyasi ve askeri casusluk yapmak” ve “Devlet sırlarını kasten açıklamak” suçlamasıyla geçenlerde gözaltına alınmışlardı. İçlerinden bir bölümü ayrıca İstanbul’da yürütülen Selam Tevhid soruşturması kapsamında “Terör örgütü üyesi olmak” ve “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs”le suçlanıyor.
      Bu soruşturmadaki garabeti “askeri davalar” konusunda uzmanlaşmış bir gazeteci olan Müyesser Yıldız şöyle anlatıyor:
      “Garabetler saymakla bitecek gibi değil. Birincisi; MİT TIR’ları gerçekten insani yardım götürüyorsa bundan, ‘Siyasi ve askeri casusluk’, ‘Devlet sırlarını kasten açıklamak’ gibi suçlamalar nasıl çıkarılabilir? İkincisi; yine TIR’lar insani yardım götürüyorsa, bu soruşturmayla ilgili gizlilik kararı neden alındı? Üçüncüsü; suçlanıp gözaltına alınan askerlerin en üst rütbelisi yarbay. Ama onların komutanlarının, yani asıl emri verenlerin soruşturma dışı tutulmasının izahı nedir?”
      “Konuştuğum askerlerin kanaati bu operasyonlarla Genelkurmay’a gözdağı verilmek isteniyor. Bu soruşturmalara 2. Balyoz davası da deniyor.”
      http://www.milliyet.com.tr/kadin-tarifi-/gundem/ydetay/2042261/default.htm

    692. 692 Gün Zileli 11 Nisan 15 / 8am

      neyin olumlu bulduğunuzu anlamadım. Tutuklamaları mı? Tutuklamalar devletin yeni bir balyoz davasıdır. Karşı çıkılmalıdır.

    693. 693 Gün Zileli 11 Nisan 15 / 8am

      Devlet çıkarları o zaman öyle gerektirdiği için devletler arası “yakın” ilişki kurmak asla sosyalizme geçişi falan sağlamaz. Ayrıca Sovyetler Birliği’nin kendisi ne kadar sosyalizme geçiş yapmıştı ki.

    694. 694 Gün Zileli 11 Nisan 15 / 8am

      Sessiz falan değiliz. Yemen de dahil her türlü dış müdahaleye karşıyız. Ama dünyada her olan biten hakkında yazı yazamıyoruz ne yazık ki.

    695. 695 Anonim 11 Nisan 15 / 12pm

      Kürtlerin bir bölümü, özellikle PKK’ye muhalif olan daha radikal ve bağımsızlıkçı kesimleri askerlere yönelik tutuklamaları olumlu buluyor. Haksızlar mı? TSK zulmünden çok çeken bu insanların yerine kendimizi koyalım. Bu zulmü zorunlu askerlik nedeniyle hepimiz çekiyoruz aslında. Ben de bu devlet ve ordudan onlar kadar nefret ettiğim için TSK aleyhine yapılan herşeyi olumlu bulurum.

    696. 696 Gün Zileli 11 Nisan 15 / 12pm

      ben de devlet ve hükümetlerin yaptığı her şeyi olumsuz bulurum.

    697. 697 Anonim 11 Nisan 15 / 3pm

      Sosyalizm derken sovyet tipi sosyalizmi kastetmiştim. Peki Atatürk’ün böyle bir tercihte bulunması ne gibi sonuçlar doğurabilirdi? O dönem Anadolu’daki sosyolojik duruma göre düşünürsek yani ?

    698. 698 Gün Zileli 11 Nisan 15 / 3pm

      Pek büyük bir değişiklik olmazdı. Zaten devletçi bir sistemdi. Tamamen devletçi olurdu. Zaten otoriter bir rejimdi. Tamamen totaliter bir rejim olurdu.

    699. 699 Hortlak 11 Nisan 15 / 7pm

      Marksistler devletin özü ordu oldugunu belirtirler. Babasi asker olunca Polismi oluyormus acaba?

    700. 700 admin 12 Nisan 15 / 12am

      Hakaret ve küfür nedeniyle…

    701. 701 Gün Zileli 12 Nisan 15 / 9am

      Birincisi, Marksist değilim; ikincisi, ordudan ve askerlikten nefret ederim. Askere gitmediğim için vatandaşlıktan atıldım.

    702. 702 Gün Zileli 12 Nisan 15 / 9am

      ABD’nin planlarını bilmem mümkün değil ama RTE’den hoşlanmadıkları açık.

    703. 703 Anonim 12 Nisan 15 / 12pm

      “Bizim solun bitmeyen öyküsüdür bu, biteceğe de benzememektedir. Bütün kötülüklerin omzu kalabalıklardan kaynaklandığına, halkı inim inim inleten gerçek ve hatta biricik sömürücü gücün TSK olduğuna, devrimci stratejinin her durumda bu kurumu temel düşman olarak belirlemesi gerektiğine inanmamız beklenmektedir.”[9] Elbette bütün kötülüklerin kaynağı “omuzu kalabalıklar” değil, onların da bir parçası olduğu kapitalist sistemdir. Ancak hiçbir devrimci Marksist, gerçek bir komünist, bundan hareketle yukarıdaki cümleleri sarf etmez. Hele ki, bir despotizm geleneği olan, bu geleneğini Kemalist rejimle devam ettiren, emekçi kitlelerin askeri darbeler altında gerçekten de inim inim inletildiği, askerin siyasal alan üzerinden ağırlığını çekmediği bir ülkede… Eğer birileri tüm bunlara rağmen yukarıdaki sözleri yazıyorsa, çok açık ki askeri yüksek bürokrasiye mesaj vermek ve kendi parti tabanına da sempatik göstermek için yazıyordur.
      [9] Kemal Okuyan, Asker ve Biz, 9 Ağustos 2010, http://www.sol.org.tr
      http://marksist.net/utku_kizilok/arabesk_kemalist_seckincilik_ve_sol.htm

    704. 704 Anonim 12 Nisan 15 / 9pm

      İlber Ortaylı ve Celal Şengör hakkında ne düşünüyorsunuz?

    705. 705 Anonim 12 Nisan 15 / 11pm

      AKP Ağrı’da neyi amaçladı sizce?

    706. 706 Gün Zileli 13 Nisan 15 / 8am

      İlber’i 1960’lardan, SBF öğrenciliğinden beri tanırım. Ben de DTCF’de öğrenciydim o zamanlar. Biraz fazla yukardan bir havası var ama iktidara ve yalakalarına karşı çıkışlarını beğeniyorum. Celal Şengör kim?

    707. 707 Gün Zileli 13 Nisan 15 / 8am

      Sanırım gerçekten bir provokasyon var. Amaçlanan ne olabilir? Ben de soruyorum. Seçimler mi? HDP’yi hedefe koymak mı? Yandaş medyanın havasından böyle algıladım ilk planda.

    708. 708 Anonim 13 Nisan 15 / 11am
    709. 709 Anonim 13 Nisan 15 / 12pm

      Celal Şengör’ü eleştiren bir yazı da şurada var;

      http://marksist.net/selim_fuat/laiklik_kisvesine_burunmus_gericilik.htm

      Bu adam sahte-laikçi bir devletçi. Bir kitabında okumuştum, solcuları Kemalist “Laik” Cumhuriyet’e karşı “siyasal İslamcılar”la işbirliği yapmakla suçluyordu. (Solcuların türban yasağına karşı olmalarından söz ederek)

    710. 710 Anonim 13 Nisan 15 / 3pm

      Celal Bey dünyaca ünlü bir jeoloğumuzdur. Aynı zamanda çok donanımlı birisi, şurdan https://www.youtube.com/results?search_query=celal+%C5%9Feng%C3%B6r şurdan kendisini tanıyabilirsiniz.

    711. 711 Anonim 14 Nisan 15 / 9am

      Soner Yalçın bile sizden daha anarşist çıktı. Bakınız: http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/soner-yalcin/oy-oy-oy-803129/

    712. 712 Gün Zileli 14 Nisan 15 / 10am

      Sanırım arkadaşlar arasında anarşizm konusunda epey bir kafa karışıklığı var. Anarko/Çayanist yazıda da aynısını gördüm.

    713. 713 Anonim 14 Nisan 15 / 10am

      “Soner Yalçın anarşisttir” demedim. O bile sizden daha anarşizandır demek istedim. Çünkü linkini verdiğim yazısı, seçimlerden medet uman kesimlerden daha ileri bir bilinç seviyesini temsil ediyor.

    714. 714 Anonim 14 Nisan 15 / 10am

      Bilimi sever misin?

    715. 715 Gün Zileli 14 Nisan 15 / 11am

      Evet ama seçimden medet umulduğunu nereden çıkarıyorsunuz ki. Seçim somut olarak gelmiş dayanmış ve bu seçimde AKP diktatörlüğünün önüne bir set çekme şansı biraz olsun var. anarşistim diye bu şansı neden tepeyim ki. Bunun adı anarşizm değil, konformizm olurdu. Anarşist olmak, bir gıdım da olsa özgürlüğü savunmak için mücadele etmektir her şeyden önce. dolayısıyla ben o sizin bildiğiniz tuzu kuru anarşistlerden değilim. Sonar Yalçın’a gelince. bu sitedeki yazıları incelerseniz, tutukladıklarında onu da savunmuştum, özgürlük adına. Yani, bana ne ulusalcı kerata yatsın içeride demedim, bazılarının yaptığı gibi. Öte yandan, fikirlerine hiç katılmam. Bugünkü keskin tavrı da aslında siyasi tutumuyla ilgilidir. Yoksa düzen karşıtlığıyla ilgili değil. Ulusalcı Vatan Partisi’yle arası iyi olsaydı, o anti-parlamentarizm nutukları bir anda sona ererdi, merak etmeyin.

    716. 716 Gün Zileli 14 Nisan 15 / 11am

      sevmem. Hayvan deneyleri de atom bombası da bilimle yapılır.

    717. 717 Anonim 14 Nisan 15 / 12pm

      Atom bombası vb. yapanların bilimi ile Kilise tarafından yakılan Giordano Bruno’nun bilimi aynı şey midir?

    718. 718 Gün Zileli 14 Nisan 15 / 12pm

      böyle efsanelere fazla kulak asmam. Ne olurdu ki, insanlar dünyanın düz olduğunu sansaydı sanki. Hatta daha güzel olurdu.

    719. 719 Anonim 14 Nisan 15 / 3pm

      o zaman da insanların uydurduğu bir allahın öğretilerine göre hayatınızı yaşamak zorundaydınız?

    720. 720 Anonim 14 Nisan 15 / 4pm

      “Ne olurdu ki, insanlar dünyanın düz olduğunu sansaydı sanki. Hatta daha güzel olurdu.”

      Kilise ve feodalite de böyle düşünüyordu. İnsanların hiçbir şeyi sorgulamadığı, karşı çıkmadığı, kutsal kitapları sürü gibi doğru kabul ettiği bir yer kuşkusuz ki onlar için daha güzel bir dünya olurdu!

    721. 721 Gün Zileli 14 Nisan 15 / 5pm

      sorgulamak elbette gerekli ama buna bilimin sorgulanması da dahildir.

    722. 722 Gün Zileli 14 Nisan 15 / 5pm

      bilime de tanrıya da inanmam. Doğa, hayat, canlılar, özgürlük. İşte bunlardır benim için önemli olan.

    723. 723 Anonim 14 Nisan 15 / 8pm

      Sosyal demokrasi hakkındaki düşünceniz nedir?

    724. 724 Anonim 14 Nisan 15 / 9pm

      Sizce Ermeni Soykırım iddiaları doğru mu ?

    725. 725 ogürsel 14 Nisan 15 / 10pm

      abi, ben bilime inanırım.
      Bilimin şarlatanları, Mengeleleri olsa da… Bilim, kâr, para kazanmak için olmadığında insanlığın kurtuluşunun birinci sebebi olacaktır.
      Bugün Tabiata zarar veren bilim, o gün Tabiatı kurtaracak olandır.
      Bugün milyarlarca insanı mahveden bilim-teknoloji, kapitalist-emperyalistlerden “kurtarıldığında” bu kez aynı insanları kurtaracaktır. sevgi ve saygılarımla.

    726. 726 Gün Zileli 15 Nisan 15 / 6am

      Doğru.

    727. 727 Gün Zileli 15 Nisan 15 / 6am

      İlk başta Marksist akımın partileri olarak ortaya çıktı. 1917 Ekim devriminden sonra komünistler sosyal demokratlardan ayrıldı. Sosyal demokrasi kapitalizm içi reformist akım olarak devam etti. avrupa’da sosyal demokrasi, neoliberalizme karşı çıkmamakla birlikte eski refah devleti uygulamalarını savunmakta ve göçmenlere karşı ırkçı eğilimlere karşı çıkmaya çalışmaktadır. Bir anlamda geçmişteki liberalizmin işlevini bugün sosyal demokrasi görmektedir.

    728. 728 Anonim 15 Nisan 15 / 11am

      Peki şu dünyada anarşizmi saymazsak hangi rejimin doğru uygulandığı takdirde daha adil olacağını düşünüyorsunuz?

    729. 729 Anonim 15 Nisan 15 / 11am

      madem Ermeni Soykırımı gerçek bir olay o zaman nasıl oluyor da Ermeniler yıllardır Türkiye’nin ve AB’nin tarihçilerden tıpçılardan oluşan bir heyet kurulması ve bu iddiaları araştırması teklifine yanaşmıyor?
      beni yanlış anlamayın reddettiğimden değil sadece sorulara cevap bulmak adına böyle soruyorum, hiç bir şekilde milliyetçi bir kimliğim yok.

    730. 730 Anonim 15 Nisan 15 / 12pm

      e iyiymiş o zaman sosyal demokrasi gün abi. hatta senin 416’da yazdığın cevaba göre akla mantığa en yatkın sistem. hem geniş halk kitlelerine refah sunuyor hem de gerçekçi. anarşizm gibi ütopik marjinal değil. sosyalizm gibi totaliter değil.

    731. 731 Anonim 15 Nisan 15 / 1pm

      Emekçi aydınlanması – Ender Helvacıoğlu

      (İleri Haber Portalı)

      Bilimsel devrim ve aydınlanmanın çıkış noktası şudur: Doğadaki süreçler, herhangi bir doğaüstü ve fizikötesi gücün tasarrufları sonucunda oluşmamıştır, doğa yasalarına tabidir ve insanoğlu aklıyla bu yasaları kavrayabilir. Kısacası aydınlanma, insanın kendi kaderini kendi ellerine alma mücadelesindeki en önemli kilometre taşlarından ve bilimsel düşüncenin binlerce yıllık dinsel düşünceye karşı en büyük zaferlerinden biridir.

      Marx’ın aydınlanmaya yönelik tavrı, reddetmek değil, eleştirerek aşmaktı. Marx, bilimsel devrim ve aydınlanmaya sahip çıktı, kendi kuramının kaynağı olarak gördü ve miras kabul etti. Öte yandan, mevcut aydınlanma hareketinin burjuva karakterini ve sınırlılıklarını da tespit etti, bu hareketin keskin bir eleştirmeni oldu ve aşmaya çalıştı.

      Marx, burjuva aydınlanmasını geçmişin (feodal/haraçlı ideolojinin) perspektifinden eleştirmedi; bu hareketi, sınıfsal karakterinden kaynaklanan sınırlılıklarından dolayı geçmişi köktenci bir biçimde aşamadığı noktasında eleştirdi ve aydınlanmayı derinleştirmenin yollarını aradı. Bu bakış açısıyla Marx, geleceğe uzanabilecek bir hat çizebildi.

      Batılı toplumlar, burjuvazileri önderliğinde “aydınlandılar”. Feodal düzeni, aristokrasiyi, dinsel düşünceyi, “Tanrı egemenliği”ni, kendi ortaçağlarını burjuvazileri önderliğindeki devrimlerle yıktılar ve aştılar. 500 yıllık bu pratik, insanlığın düşünsel hazinesine büyük bir katkı yaptı ve gözbebeği gibi korunması gereken bir miras bıraktı. Bu madalyonun bir yüzüdür.

      Madalyonun diğer yüzünde ise, “burjuva önderliği”nin getirdiği sınırlılıklar bulunur. Burjuvazinin temsil ettiği sistem (kapitalizm) başından itibaren; 1) Sermayenin emek üzerindeki egemenliğine ve sömürüsüne, 2) Kapitalist-emperyalist ezen ülkelerin, dünyanın dörtte üçünü kapsayan ezilen ülkeler üzerindeki yıkım ve talanına, tahakkümüne, sömürüsüne dayanır. Dolayısıyla burjuva aydınlanması, burjuva laikliği, burjuva insan hakları ve özgürlüğü, toplumun egemen, yönetici, elit kesimleriyle sınırlıdır. Emekçi sınıflara ve ezilen halklara gelindiğinde ise, burjuva aydınlanması, gericiliğe, ortaçağ karanlığına, dinciliğe, despotizme, yıkıma, talana, köleliğe ve sömürüye dönüşür. Emekçiler ve ezilen halklar, burjuvazinin istediği ve sınırladığı kadar “aydınlanabilirler”, ötesi yasaktır.

      Burjuvazinin ideologları, burjuva aydınlanmasının bu güdüklüğünü perdelemeye çalışır. Onlara göre, aydınlanma aklın egemenliği demektir ama, bu “aklı” burjuvazi ve onun devleti temsil etmektedir. Böylece “aklın egemenliği”, burjuva sınıfının ve onun devletinin egemenliğine dönüştürülür. Emekçiler ve ezilen halklar kendilerine dayatılan bu akıl kadar “akıllı” olabilir. Emeklerini kime satacaklarına (yani kim tarafından sömürüleceklerine) karar verebilecek kadar “özgür” olabilirler. Mülkiyetleri ne kadarsa o kadar “hak sahibi”dirler. Kısacası, paran kadar aydınlanırsın, özgürleşirsin ve hak sahibi olursun. Burjuvazinin sistemi böyle işler.

      Burjuva aydınlanması, emek-sermaye çelişkisinin sermayenin önderliğinde çözüleceği ilkesine dayanmıştı. Emeğin el konarak bir araya getirilmiş hali olan sermaye, toplumun ilerlemesinin motoru olacaktı. Bir dönem oldu da… Öte yandan burjuva aydınlanması, ilk enerjisini, dünyanın Avrupa dışında kalan toplumlarının o güne dek yarattıkları birikimlerini talan ederek elde etti. Dolayısıyla burjuva uygarlığı, Avrupa dışındaki halklar için en başından itibaren yıkım ve talan anlamına geldi ve aydınlanmanın büyük idealleri hiçbir zaman o halkları kapsamadı. Çoğu aydınlanma filozofunun, sıra ezilen halklara geldiğinde nasıl birer sömürgeciye (hatta ırkçıya) dönüştüğü bilinir. Ezilen halklar o ideallerle, ancak kafalarını kaldırıp emperyalist burjuvaziye karşı başkaldırdıklarında tanıştılar.

      Burjuva uygarlığının giderek çürümesine yol açan bu iki temel çelişkisi (emek-sermaye ve ezen-ezilen çelişkileri), yeni bir aydınlanma atağının -en azından- nasıl olmaması gerektiğini ortaya koyuyor.

      Yeni aydınlanma, birincisi, emek-sermaye çelişkisinin emek lehine çözülerek ortadan kaldırılması zemininde oluşabilir. Sermayenin önderliği, burjuva aydınlanmasına “yukarıdan aşağıya” bir nitelik kazandırmıştı. Aydınlananlar, cahilleri aydınlatacaktı. Aydınlanma düşünürlerinin eğitime kilit rol atfetmeleri bundandır. Sermayenin dağıtılması zemininde oluşacak emekçi aydınlanması ise, “aşağıdan yukarıya” bir nitelik kazanacaktır: Toplumun kendi pratiğiyle köktenci bir biçimde dönüşümü. İnsanlığın gelişim düzeyi göz önüne alındığında bu noktaya bugünden yarına ulaşmaya olanak yok, dolayısıyla tabii ki öncüye ve örgüte (parti, devlet vb.) ihtiyaç duyulacaktır, ama aşağıdan yukarıya köklü dönüşüm perspektifi hiçbir zaman terk edilmeden. Burjuva demokrasisi ile emekçi demokrasisi arasındaki fark da budur.

      İkincisi, emekçi aydınlanmasının başka bir alandan talan edilerek getirilecek bir “ilk birikim”e ihtiyacı yoktur. Emekçi uygarlığının ilk birikimi, el konulan büyük sermayedir; daha doğrusu kapitalizm koşullarında ekonomik zor yoluyla yoğunlaştırılmış emeğin özgür bırakılması ve örgütlü toplum tarafından toplumun çıkarları doğrultusunda kullanılması.

      Üçüncüsü, emekçi aydınlanmasının laiklik ilkesi, bilimin toplumsallaştırılmasıdır. Bu ilke, din-bilim çatışması zemininde değil, toplum-bilim çelişkisinin uyumlu bir biçimde çözülmesi zemininde hayat bulacaktır. Bir kurum olarak dine ihtiyacın kalmadığı nokta, bir kurum olarak bilime de ihtiyacın kalmadığı noktadır. Tabii, bu noktaya da bugünden yarına ulaşılamaz, ama perspektif böyle olmalıdır.

      Dördüncüsü, emekçi aydınlanması, dünyanın bütün halklarının özgün uygarlık birikimlerinin (eşitlik, özgürlük ve güvenlik için verilen mücadele içinde kazanılan birikim) miras kabul edilmesi, evrensel bir potada eritilerek damıtılması ve yepyeni bir senteze ulaşılması perspektifine sahip olacaktır. Burjuva aydınlanması pratiği çok büyük bir miras bıraktı, ama insanlığın mevcut mirası bundan ibaret değil. Bir coğrafyanın başka bir coğrafyanın yıkımı pahasına yükselmesi, sermaye uygarlığının niteliğidir. Emekçi aydınlanmasının potası, bütün insanlığı kapsayacak denli geniş olacaktır.

    732. 732 Gün Zileli 15 Nisan 15 / 2pm

      Onu bana değil, ermeni devletine sormalısınız. Ben olsam böyle bir komisyonu kasul ederdim. Ama onlar sanırım, bunu tartışma konusu bile yapmak istemiyorlar.

    733. 733 Gün Zileli 15 Nisan 15 / 2pm

      Hiçbirinin. Devlet ve sermaye olduğu sürece genelde hepsi kötüdür.

    734. 734 Gün Zileli 15 Nisan 15 / 2pm

      ben geniş kitlelerin refahını savunuyor demedim. Refah devleti, 1960’lı yıllarda kapitalizmin bir uygulanma biçimidir. Halkın gelir düzeyi artmalıdır ki, tüketim mallarına yönelebilsin. Ancak halkın refahını 3. dünyayı amansızca sömürerek gerçekleştirdiler.

    735. 735 Hortlak 15 Nisan 15 / 5pm

      Bilime karsi gelmek oldukca iddiali bir söz.. Aciklanmali..

      Marksin damadi ve kizi 70.lerine geldiginde ” üretiyken tüketici olduk” topluma zarar veriyoruz diye intihar ederler:.

      Ciddiye alinacak materyalist E.haeckel de Sakatlarin öldürülmesini savunuyordu..
      Nazilerde bunu iyi,dogruca uyguladi..
      Bu görüs bilimsel olsada,tabiki vicdanla,ahlakla ilgisi yoktu..

      Belki bu anlamda GZ nin düsüncesine katilirim..genel anlamda hic..

    736. 736 Gün Zileli 15 Nisan 15 / 5pm

      Ben de genel anlamda GZ’nin düşüncesine katılamam 🙂

    737. 737 Anonim 15 Nisan 15 / 10pm

      abi işte ermeni devleti konusunda senin gibi düşünmüyorum. Bu iddiaların kesin olduğuna inansalar her şekilde bu öneriyi kabul ederler.Ben devlet karşıtı bir tarihçiyim ancak bu konuda yaptığım uzun araştırmalar sonucu kırım olarak nitelendirilebilecek bir sistematik yok etme operasyonu bulamadım. ayrıca burada sana gelmek istiyorum. sen devlet&sistem karşıtı olmak ile kendi devletinin karşıtı olmayı karıştıyorsun bence ermeni vatandaşı olsan bu defa da tc’yi haklı bulacaktın, soykırım iddialarını kabul etmeyecektin

    738. 738 Gün Zileli 16 Nisan 15 / 8am

      Hayır. O zaman da Ermeni soykırımını kabul ederdim ama Ermeni devletinin bu soykırımdan devlet çıkarları için yararlannasını eleştirirdim. Ayrıca sistematik bir soykırımdır. Anadolu’nun koca bir halkı bu topraklardan sürülerek yok edilmiştir. Hitler bile bu kadarını başaramadı.

    739. 739 Anonim 16 Nisan 15 / 2pm

      Âdem, Havva ve biz

      Devlet üniversitelerinden birinde bir seminere katıldım geçenlerde. Âdem ile Havva’nın adlarını epeydir duymamıştım, seminerde karşıma çıktılar.

      Yanımdaki konuşmacılardan biri, üniversitenin sosyoloji bölümü başkanıydı. Profesördü.

      Ve konuşmasında insanlığı Âdem ile Havva’dan başlattı.

      Yüzümde, kahkahasını bastırmaya çalışan bir kişinin ifadesiyle arkadan tekme yemiş bir kişinin ifadesi arasında, ama ikisine de tam olarak benzemeyen bir ifade belirmiş olmalı ki, salonda gülüşmeler oldu.

      Sayın Profesör elbette Âdem’in ilk insan olduğuna da, Âdem’in kaburga kemiğinden Havva’nın yaratılmış olduğuna da, çeşit çeşit başka şeylere de inanmakta serbesttir. Serbest ne kelime, en doğal hakkıdır.

      Hakkı olmasına hakkıdır da, adam sosyoloji profesörü!

      Sosyoloji, yani toplumbilim, adı üstünde, insan toplumlarını inceleyen bilim dalı.

      Adam akışkanlar mekaniği (akışkan olarak adlandırılan ve genel olarak sıvılar, gazlar ve bunların dışında bazı başka şeylerden oluşan maddelerin fiziksel davranışlarını inceleyen bilim dalı) veya elektrokimya (elektronik bir iletken ile iyonik bir iletkenin arayüzeyinde gerçekleşen reaksiyonları inceleyen bilim dalı) dersleri veriyor olsa, hiç sorun yok.

      Ama insan toplumları hakkında ders veriyor!

      Ve herhalde derste kalkıp şöyle anlatıyor: “İlk insan toplumu Âdem adlı bir adam ve onun kaburgasından yaratılan, sonra da ortalıkta başka kimse olmadığı için mecburen onunla evlenen Havva’dan oluşmuştur.”

      Bu ilk küçük toplum nerede ve nasıl yaşardı, nece konuşurdu, ne yerdi, ne içerdi, ne üretirdi, alet kullanır mıydı, toplumsal dinamikleri nasıldı?

      Kemiklerinin ve kullandıkları alet ve eşyaların fosilleri, kalıntıları bulunmuş mu?

      Galiba hiç bugüne kadar bulunamamış. Niye bulunamıyor?

      Türkiye üniversitelerinin bazılarında sosyoloji öğrencileri (ve herhalde arkeoloji, antropoloji, paleontoloji filan öğrencileri) bu sorulara cevap arayadursun, dünyanın geri kalanı bambaşka işlerle uğraşıyor.

      Dört yıl önce Sibirya’nın Altay Dağları’nda Denisova mağarasında arkeologlar bir parmak kemiği buldu. Aynı bölgede insan kemiğine benzeyen, ama tam da emin olunamayan fosiller epeydir bulunuyordu. Acaba bir zamanlar buralarda farklı bir “insansı” mı yaşamıştı?

      Mağarada bulunan 50.000 yıllık kadın parmağı bu soruya cevap verdi.

      Evet!

      Almanya’da Max Planck Enstitüsü’nden Profesör Svante Paabo parmaktan DNA elde etmeyi başardı ve kadının genetik yapısı çözüldü.

      İnsan değildi!

      İnsanın çok yakın akrabası olan bu insansı türüne Denisovan adı takıldı.

      Geçtiğimiz üç dört yıl içinde aynı türün başka bireylerinin fosilleri de bulunmaya başlandı.

      Denisovan kadının parmağı bulunmadan beş yıl önce, Endonezya’nın Flores adasında bir mağarada yine insansı fosilleri bulundu. Buluntular arasında hemen hemen eksiksiz bir kafatası da vardı. Fosiller dokuz ayrı bireye aitti.

      İnsana benziyorlardı, ama hem boyları hem kafatasları insandan çok daha küçüktü.

      Önce çocuk veya hasta olabilecekleri tartışıldı.

      Değillerdi ama. Yeni fosillerin ve mağarada bulunan 50.000 yıllık taş aletlerin de incelenmesiyle Flores adasına özgü farklı bir insansı oldukları kesinleşti: Homo Floresiensis.

      Daha da çarpıcısı, Homo Floresiensis kemik ve aletlerinin bazıları 12.000 yıl öncesine tarihlendi. Yani Ortadoğu’da insanlar yerleşik düzene geçmek ve tarım yapmak üzereyken, daha dün sayılır, Endonezya’da farklı bir insansı türü yaşıyordu!

      Denisovan ile Floresiensis 2000’li yıllarda keşfedildi. İlk olarak Almanya’nın Neanderthal vadisinde bulunan Homo Neanderthalensis ise ta 1856’dan beri biliniyor. Karşınıza bir Neandertal adam çıksa, iri yapılı, tıknaz, güçlü kuvvetli bir insan zanneder, “Vay be, öküze bak!” derdiniz. Ama insan değil. En yakın akrabamız.

      Özetlersem, 50.000 yıl önce Avrupa’nın her yanında Neandertal, Asya’nın orta ve kuzeyinde Denisovan, güney Asya’da Flores adasında Floresiensis yaşıyor. Yaklaşık aynı yıllarda, belki biraz daha öncesinde, Afrika’da yaşayan ve diğer üçüne çok benzeyen bir yaratık, Homo sapiens, günümüzde de sürdürdüğü maceracılığı ve meraklılığı nedeniyle yollara düşüyor, Afrika’nın kuzeydoğu ucundan çıkıyor, Asya’ya, Avrupa’ya yayılmaya başlıyor.

      Yani o yıllarda dünyada dört ayrı insan türü yaşıyor!

      Şimdi sıkı durun.

      Aynı dönemde yaşamakla kalmıyorlar. Karşılaşıyorlar, tanışıyorlar. Ve çiftleşiyorlar!

      İnsanın genetik yapısında yüzde 4 Neandertal DNA’sı var.

      Avustralya ve Melanezya’da bazı insanlarda yüzde 6 Denisova DNA’sı var.

      Yukarıda yazdıklarımın hiçbiri tahmin veya spekülasyon değil. Hiçbiri hakkında dünyada hiçbir bilim insanının en ufak bir kuşkusu yok.

      Âdem ile Havva acaba Neandertal mıydı, Denisovan mı, Floresiensis mi, Homo sapiens mi?

      Türk profesörleri her istediğine inanmakta serbesttir. Ama derste çocuklara peri masalı anlatmakta da serbest midirler?

      Diyanet İşleri’ne danışsak mı acaba?

      Roni Margulies

      http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/roni-margulies/adem-havva-ve-biz/21729/

    740. 740 ogürsel 16 Nisan 15 / 6pm

      anonim 424…
      “tarihçi” arkadaş. Sistematik bir yok etme yok! Bu elbette yok! Aradığınız “karanlık odada siyah bir kedi ve o yok”…

      E. Hobsbawm.. bilge, namuslu bir tarihçi… Onu okumadan da kendinize tarihçi diyemezsiniz. O’nun tanımı da etnik temizlik.

      Ermeni halkına karşı sistematik bir “etnik temizlik” elbette uygulanmadı; haklısınız! Birden yapıldı!

      Çok daha temiz bir “çalışmaydı” bu! 1.5 milyon Ermeni’ye Tehcir kararı çıkartıldı. Yaz sıcağında yanlarına eşyaları, atlı arabaları bile alınması yasaklanarak Der Zor’a göç ettirildiler! Kucaklarında çocukları, yanlarında yürüyen bebeler…
      “Şeytanca” bir fikirdi bu! O yol boyunca açlık, hastalık kırdı çoğunu; “gaz odası” gibi teknolojik yapılara gerek yoktu…

      Pardon,, Siz ne’yin tarihçisiydiniz; sormayı unutmuşum… Bu konuda okuduğunuz kitapları söyleyin de bunu öğrenelim..

    741. 741 Anonim 16 Nisan 15 / 9pm

      Papa Vatikan’ın pisliğini temizlesin, biz kendimizinkinin hesabını görürüz!
      Gerçek
      Nisan 14, 2015

      Ermeni soykırımının 100. yılının ilk salvosu çok hassas bir makamdan geldi. Papa Franciscus, Ermeni halkının mensup olduğu her üç kilisenin (Katolik, Protestan ve Apostolik ya da Gregoryen) ruhani liderlerinin ve Ermenistan’ın Cumhurbaşkanı’nın davetli olduğu bir toplantıda, yani dikkatli biçimde oluşturulmuş bir mizansen ile Ermenilerin 20. yüzyılın ilk soykırımına maruz kalmış olduğunu söyledi. Katolik Kilisesi’nin Hıristiyan âleminin en güçlü dini kurumu olduğu, Avrupa dışında Latin Amerika, Afrika ve kısmen Asya’da da bu mezhebe bağlı milyonların yaşadığı düşünülürse, 100. yılın Türkiye devletinin resmi tutumu için çok da hayırlı biçimde açılmadığını söylemek mümkün. Papa ve Vatikan, Hıristiyan dünyasında Katolik olmayanların gözünde bile bir ahlaki otoritenin sesi olarak görülür.

      Görülür de ne kadar gerçekten bir ahlak timsalidir, orası ayrı! Bugünkü papa Latin Amerika’dan, yani sol geleneğin güçlü olduğu kıtadan, üstelik o kıtanın sınıf mücadelelerinin en çalkantılı yaşanmış olduğu bir ülkesinden, Arjantin’den seçilmiş biri. Zaman zaman kendisini “yoksulların papası” olarak sunmaya çalışıyor. Üçüncü Büyük Depresyon döneminde, sınıf mücadeleleri yer yere devrimci boyutları zorlarken böyle birinin Vatikan’ın başına getirilmiş olması, Katolik Kilisesi’nin esas işlevinin sınıf toplumunu sürdürmek, yani modern koşullarda kapitalizmi savunmak olduğunu anlayanlar için hiçbir sürpriz öğesi taşımıyor. Papa aynı zamanda başka davalarda da “açık fikirli” olduğunu iddia eden bir tutuma sahip. Örneğin, “ben kimim ki eşcinselleri yargılayacağım?” sözü epeyce yürekte çarpıntı yaratmıştı. Ama bu kendi döneminde Katolik Kilisesi’nin Fransa’da eşcinsel evliliğe güçlü biçimde karşı çıkan gerici koalisyonun merkezinde yer almasına engel olmuyor. Ne de Fransa’nın Vatikan’a atadığı açıkça eşcinsel büyükelçinin bir türlü papalıktan onay alamamasına.

      Ama bugünkü papanın kişisel özelliklerinden ve politikasından bağımsız olarak, Vatikan son derecede şaibeli bir kurum. Kirli para aklamayı da kapsayan finansal sahtekârlığını ve mafya yöntemleriyle yaşadığı iç hesaplaşmaları falan bir yana bırakalım. Doğrudan doğruya soykırım faslına gelelim. Papanın sözünü ettiği 20. yüzyıl katliamlarının en büyüğünde, yaklaşık 6 milyon Yahudi’nin ve epeyce yüksek sayıda Roman’ın II. Dünya Savaşı döneminde Hitler’in Nazi iktidarı altında gaz odalarında büyük sanayi yöntemleriyle katledilmesi olayında, yani Holokost’ta, Vatikan’ın çok ağır bir sorumluluğu olduğu biliniyor! Katolik Kilisesi büyük tarihi rakibi Museviliği belki de ebediyen Avrupa’nın ve Batı uygarlığının yüzünden sileceğini umut etmiş bile olabilir! Nazilere desteği o düzeydedir. Papa Franciscus Ermeni soykırımından söz ederken lafına “geçen yüzyılda insanlık üç muazzam ve benzersiz trajedi yaşadı” cümlesiyle başlıyor. Bu üç “trajedi”nin en büyüğünde suç ortaklığı tescil edilmiş bir kurumun başındaki otoritenin biraz daha alçakgönüllü davranma sorumluluğu vardır!

      Bir de başka bir konu var. Papa hazretleri, Ermeni soykırımından “20. yüzyılın ilk soykırımı” olarak söz etmiş. Peki ya Alman Güneybatı Afrikası’nda (bugünkü Namibya) Ermenilerden on yıl önce Alman İmparatorluğu tarafından Herrero halkının yüzde 80’inin katledilmesine ne ad vermeli? Vatikan’ın tarihçilerinin soykırım radarına girebilmek için bir halkın Hıristiyan ve beyaz ırktan mı olması gerekiyor? Müslüman ülkelerin halklarının Hıristiyanlığın en büyük otoritesinden gelen eleştiriyi görmezlikten gelmesi için bir başka neden mi yaratmak istiyorsunuz yoksa?

      Türkiye’de soykırımı, hatta Ermeni halkının kitlesel biçimde katledildiğini inkâr edenler halkı sürekli olarak Batı dünyasının ya da Hıristiyanlığın kendi soykırımlarına bakması gerektiğini söyleyerek kandırmaya çalışıyorlar. Elbette ABD kendi “Kızılderilileri”ni, İspanya ve Portekiz güney Amerika yerlilerini, Fransa Cezayirlileri ve Ruandalıları, Almanya ise sayısız halkı katletti, hatta soykırıma uğrattı. Ama bu gerçeği Ermeni soykırımının tartışılmasının karşısına çıkarmanın nasıl bir sahtekârlık olduğu açık değil mi? Başkalarının soykırım yapmış olması, bizim soykırımımızı suç olmaktan çıkarır mı? Biz deriz ki, Vatikan’ın Holokost’taki rolüne de lanet olsun, İttihat ve Terakki iktidarının Ermeni soykırımına da! Bizim soykırımı lanetlemek için papaya ihtiyacımız yok. Biz Türk ve Kürt işçiye emekçiye diyoruz ki, kardeş Ermeni yoksul köylülerine, işçilerine vb. bu mezalimi uygulayanlar sizi de sömüren, ezen, hatta zaman zaman benzer mezalimlere tâbi tutanlardır. Zalime sahip çıkmayın, mazlumun hakkını teslim edin!

      Başka zalimler öyle dedi diye inkârı kabul etmeyin! İki yanlış bir doğru etmez!

      http://gercekgazetesi.net/karsi-manset/papa-vatikanin-pisligini-temizlesin-biz-kendimizinkinin-hesabini-goruruz

    742. 742 Anonim 17 Nisan 15 / 1am

      AKP-CHP-MHP’nin Ermeni Soykırımını inkar eden ortak açıklamasının olduğu yerde AKP diktatörlüğünden söz etmek nasıl mümkün olabilir?

      Üç partiden ortak açıklama
      TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Meclis’te grubu bulunan AK Parti, CHP ve MHP, Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nun 1915 olayları konusunda 15 Nisan 2015 tarihinde kabul ettiği kararına ilişkin ortak açıklama yaptı.
      Türkiye Büyük Millet Meclisi Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklama şöyle; “Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nun 1915 olayları konusunda 15 Nisan 2015 tarihinde kabul ettiği kararı, her bakımdan fevkalade talihsiz buluyor ve esefle karşılıyoruz. Avrupa Parlamentosu’nun Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm İmparatorluk halkı için trajik olan bir dönemine yönelik seçici ve tek taraflı yaklaşımını bir kez daha ortaya koyduğu, Birinci Dünya Savaşı koşullarında Anadolu’daki tüm halkların çektiği acıya duyarsız kalarak sadece Ermenilerin acılarını yücelttiği bu yakışıksız karar, kabulü mümkün olmayan yok hükmünde bir karardır.”
      http://www.hurriyet.com.tr/gundem/28755956.asp

      KILIÇDAROĞLU’NDAN ORTAK BİLDİRİ ÇAĞRISI
      CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu: Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni tasarısı kararıyla ilgili ortak metin imzalayabiliriz
      Avrupa Parlamentosu’nda ’Ermeni Soykırımı’ tasarısı kabul edilmesine ilişkin Kılıçdaroğlu, “Açık ve net bir şekilde karara karşı olduğumuzu ve doğru bulmadığımızı ifade ettik. Avrupa Parlamentosu’nun soykırım tanımı yapmasının ne kadar ağır sonuçlar doğuracağını da ifade ettik. Olayın papa tarafından Müslüman, Hristiyan eksenine çekilmesinin de ulusların barışı açısından ne kadar büyük bir risk oluşturduğunu da kendilerine aktardık” dedi.
      http://www.hurriyet.com.tr/gundem/28753201.asp

      Diktatörlük var ama bu egemen sınıfların-TC devletinin diktatörlüğüdür.
      İktidar ve muhalefet aynı inkarcı ve ceberrut devlet anlayışını savunuyorlar.
      Bu ilk değil. Daha önce de muhalefet iktidarın yardımına koşmuştu;

      CHP, Başbakan’la ilgili gensoruyu geri çekti
      CHP, Meclis Genel Kurulu’nda yarın görüşülmesi planlanan Başbakan Tayyip Erdoğan hakkındaki gensoru ile soruşturma önergelerini geri çekti. 17 Aralık soruşturmasıyla ilgili önergeleri Musul’daki gelişmelerin ardından yeniden vereceklerini belirten CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, “Bugün hükümete yardımcı olmayı görev sayıyoruz” dedi.
      http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26598106.asp

      Ahmet Hakan gibi düzen savunucusu gerici liberaller de alkışlamıştı;

      CHP’ye alkış
      CHP, Başbakan Erdoğan hakkında verdiği gensoruyu geri çekmiş.
      Gerekçe: Musul’daki gelişmeler.
      *
      CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi demiş ki:
      “Bugün hükümete yardımcı olmayı görev sayıyoruz.”
      *
      Bravo CHP’ye!
      Çoktandır unutulan “sorumlu muhalefet” anlayışını dolaşıma soktuğu için…

    743. 743 Anonim 18 Nisan 15 / 12am

      Hiç namaz kıldınız mı?

    744. 744 Gün Zileli 18 Nisan 15 / 8am

      Yarılma’da anlatıyorum. Haymana’da TİP propagandası yaparken devrimci imam “namaz kılın ki halk sizi yadırgamasın. ben ne yaparsam siz de onu yapın” demiş ve böylece yalandan bir namaz kılmıştım. Bunun dışında hayatımda camiye ayak basmadım.

    745. 745 Anonim 18 Nisan 15 / 12pm

      Vay be kökten dinsizsin yani 🙂 Ben hayatımın ilk onbeş yılını bu hurafeye göre yaşadım ne yazikki.

    746. 746 Gün Zileli 18 Nisan 15 / 12pm

      o da bir deneyimidir, yazıklanma. Benim de hayatımın onbeş yılı Stalin’i halkların babası sanmakla geçti.

    747. 747 Anonim 18 Nisan 15 / 1pm

      Celal Şengör’le ilgili şu haberi okuyunca iğrendim adamdan;
      http://www.ntv.com.tr/arsiv/id/25222209/

    748. 748 Anonim 18 Nisan 15 / 2pm

      Türkiye ve özellikle Ortadoğu’nun bu kronik geriliği, savaşları, darbeleri, krizleri Asya üretim tarzlı veya feodal doğu toplumlarının devamı oldukları için modernlik öncesi karakterlerinin hala güçlü olmasıyla açıklanabilir mi?
      Biraz açarsak ekonomilerinin geçmişte ganimet ve fetihe, günümüzde petrole ve ithalata dayalı olması, devamlı göçler-nüfus değişimleri, ideolojilerinin-dini inançlarının-kültürel yapısının ekonomik yapısı ve nüfusu gibi ithal-tabansız olması, açık denize kapalılık ve verimsiz coğrafyası gibi nedenlerle dış etkilere kapalılık vs.
      Bence temel neden bu. Bazıları 1.Dünya Savaşından sonra çizilen yapay sınırlarla açıklasa da bu sadece bunu hızlandırmıştır ve sorunun kökü derinlerde ve tarihsel diye düşünüyorum.

    749. 749 Anonim 18 Nisan 15 / 3pm

      Bu arada, bu konuyla ilgili bir yazısında Niyazi Berkes şunları yazmış;

      Tanzimat’ın devlet adamları «politika» ile «ekonomi» arasında ilişki olduğunu bilmezler, ya da bilseler bile ikisi arasındaki ilişkinin önemli sonuçları olduğunu düşünmezlerdi. Uzaktan tanıdıkları Batı dünyasının yeni ekonomik niteliğini, ekonomik kavramlarını, mekanizmalarını da bilmiyorlardı. Çoğu «kitabet», bürokrasi, medrese, edebiyat ve divan yazarlığı alanlarında yükselmiş sivillerdi. Modern anlamda kurulmuş askeri okul ve örgütlenmeler yeni olduğundan, henüz daha devlet işlerinde ordunun etkisi duyulmamaktaydı.
      Bir devletin ekonomik işlemleri, yönetim yasaları ile değil, ekonomi kuralları ile biçimlenir. Bu ise XX. yüzyılın büyük ekonomi dünyası karşısında kalan halkların uluslaşma bilincinin gelişmesi ile oluyordu. İslam halifeliği imparatorluğu gibi bir rejimi, büyük şairin «diyanet devleti» dediği bir rejimi tutundurmanın XX. yüzyıl eşiğinde olanağı bulunamayacağını çok az kişi görebiliyordu.

    750. 750 Anonim 19 Nisan 15 / 12am

      Abi sen ne düşünüyorsun porno ve ruh sağlığı ilişkisi konusunda?

    751. 751 Gün Zileli 19 Nisan 15 / 8am

      biraz daha açarsan iyi olur. Porno insani bir ihtiyaç ama seks kölelerinin üzerine kurulu olduğu için bugünkü kapitalizm koşullarında onaylanamaz.

    752. 752 Anonim 19 Nisan 15 / 11am

      Kime göre ihtiyaç? Eskiden yokken ihtiyaç değil miydi? Bazı insanlar neden iğrenir bundan?
      Şengör gibilerinin görüşü yetersiz bir açıklamadır. Sadece eğitimsizlik, muhafazakarlık ve bakirlikle açıklanamaz bunlar.
      Tecavüz, fuhuş gibi şeyler bazı erkeklerin doğasına aykırıdır, ihtiyaçları çok olsa da. İstedikleri şey sevilmek ve istenilmektir çünkü.
      Örneğin intikam için katliam yapan ABD’li bakir genç böyleydi.

    753. 753 Anonim 19 Nisan 15 / 1pm

      Abi bence de porno bir ihtiyaçtır. Eskiden yoktu falan diyerek anti-tez oluşturmakta kısır bir bakış açısı. Çağlar boyunca ruhsal ihtiyaçlar farklılık gösterir, herşeyi buna göre düşünürseniz o halde modern dünyaya uyum konusunda sıkıntı çekersiniz. Ha kapitalist bir kölelik biçimi olmuş yaklaşımı çok daha mantıklı bir yaklaşım.

    754. 754 Gün Zileli 20 Nisan 15 / 8am

      Fakat seks işçilerinin köleliğini, sermayenin zoruyla bu işe zorlanmalarını, mafianın rolünü vb. unutmamak gerekir. Özgür bir porno ancak sermaye egemenliğinin olmadığı özgür bir toplumda mümkündür.

    755. 755 Anonim 20 Nisan 15 / 12pm

      Haklısınız, insanın eskiden karşılanamayan bazı ruhsal ihtiyaçları modernizm sayesinde karşılanabiliyor. Sanat, müzik, sinema, kitap, edebiyat, video oyunları, spor vs. Bunu belirtmemem eksik olmuş.
      Ancak bazı yenilikler gereksiz, yararsız hatta zararlıdır. Örneğin tütün, uyuşturucular vs. Bunlar ihtiyaç değildir ve ortadan kalkarsa eksiklik olmaz aksine faydalı olur. Bence pornografi de böyledir.

    756. 756 Anonim 20 Nisan 15 / 5pm

      Abi bak senin “güleryüzlü emperyalistler” Akdeniz’de de binlerce insanı öldürüyorlar: http://www.wsws.org/en/articles/2015/04/20/pers-a20.html

      Susmaya devam mı?
      Aynısını Rusya veya Çin yapmış olsaydı susmazdın, değil mi?

    757. 757 Gün Zileli 21 Nisan 15 / 7am

      sen yaz bir yazı koyayım. Malumu ilan eden yazılar yazmıyorum diye kaç defa söyleyeceğim.

    758. 758 Gün Zileli 21 Nisan 15 / 7am

      Bakışa bağlı olarak değişiyor bu.

    759. 759 Anonim 21 Nisan 15 / 9am

      “malumu ilam etmek” olması gerekmiyor mu, Gün Ağabey?

    760. 760 Gün Zileli 21 Nisan 15 / 9am

      doğrudur. Yani sanırım senin dediğin doğru.

    761. 761 Anonim 21 Nisan 15 / 11am

      Malumu ilam

      Artık şaşmaz şekilde her yerde malumu ilan diye geçiyor. Mantıken bu da mümkün tabii, “bilineni orta yere söylemek”, ama deyim o değil, üstelik kelime oyununa yazık. Doğrusu malumu ilam etmek, yani bilineni bildirmek.

      İlân da Arapça, ilâm da, ama ikisi ayrı şeyler. İlkinin altında yatan kavram ‘alen, “ortalık yer, kamusal alan” – ‘adam alenen zırvaladı’daki gibi. (Türkçe alan’la benzerlik şaşırtıcı ama alaka yok, zannetmem.)

      İkincinin temeli ilm yani bilgi. Bu kökten Türkçeye girmiş pek çok türev var. Mesela âlim “bilen” yahut bilgin, ulemâ bunun çoğulu, “bilginler”, allâme de mübalağası, “çok bilgin”. Ma’lûm “bilinen”, ta’lîm “bilmesini sağlama” yani öğretme, muallim bu işi yapan kişi. İ’lâm aslında ta’limle hemen hemen aynı anlama gelen bir masdar, ama bizde daha çok “bildirme, haber verme” anlamı ağır basmış. Mahkeme ilamı demek, mahkemenin “bu yazıyı kim okursa bilsin ki” gibisinden yazdığı bildiri. Yahut bildirge. İngilizcesi writ, e’siz.

      Şimdi biri çıkıp dese ki hocam, geç bunları, bunlar hep bildiğimiz şeyler, ben de “malumu ilam etmiş oldum öyleyse” der geçerim.

      Sevan Nişanyan

      http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/sevan-nisanyan/malumu-ilam/3946/

    762. 762 Anonim 21 Nisan 15 / 12pm
    763. 763 Anonim 21 Nisan 15 / 3pm

      Gün abi, şu an doğu avrupa’da ve iskandinav ülkerindeki devlet biçimini nasıl buluyorsun?

    764. 764 Gün Zileli 22 Nisan 15 / 7am

      Doğu Avrupa başka bir yer iskandinav ülkeleri başka bir yer. Doğu Avrupa’daki rejimler Türkiye’dekine benziyor. Mavyatik “demokrasi”ler. İskandinav ülkeleri ise özgürlüklerin geniş ölçüde kullanılabildiği ülkeler. Ama oralarda da polis egemenliği olduğu unutulmamalı. Polies gözükmez ama kontrol eder. İsviçre’den biliyorum.

    765. 765 Anonim 22 Nisan 15 / 10pm

      Hapse girdiğinizde veya işkence gördüğünüzde babanızın tepkisi ne olmuştu?

    766. 766 Anonim 22 Nisan 15 / 10pm

      Ümit Zileli neyiniz oluyor ?

    767. 767 Anonim 23 Nisan 15 / 4pm

      THKO isim olarak çıkış yapmıştır. THKP-C’nin üç kurucusu görüşmek için ODTÜ’ye giderler.
      “Görüşmeyi Mahir istemişti. Odada Gülay Özdeş de vardı. O odadan ayrıldı. Deniz, Hüseyin İnan, ben (Yusuf Küpeli), Münir Ramazan Aktolga ve Mahir kaldık. Birlik ve örgüt işi konuşulacaktı. Mahir, söze başladı. Deniz, kesti ve ‘Sen oportünist, moralsiz bir adamsın. Seninle kesinlikle birlikte olmayız’ dedi. Mahir, cevap vermeye kalkınca da, dövmek için üzerine yürüdü. Araya girdik.” (322-23) Abi daha önce de bahsettiğim Deniz-Mahir çekişmesine bir örnek

    768. 768 Gün Zileli 24 Nisan 15 / 8am

      bunu kim anlatıyor?

    769. 769 Anonim 24 Nisan 15 / 4pm

      Y. Küpeli anlatıyor abi

    770. 770 Anonim 24 Nisan 15 / 4pm

      Sayın Feyizoğlu’nın kitabında geçiyor

    771. 771 Gün Zileli 25 Nisan 15 / 7am

      dişin içinde biraz palavra olma ihtimali var bence. Deniz’in Mahir’le o şekilde konuştuğunu sanmıyorum.

    772. 772 Anonim 25 Nisan 15 / 10am

      Abi ben şu an hatırlayamıyorum ancak M.Yalçıner olabilir zamanında ondan da okumuştum: Filistin’e gidecekken ilk başta geleceğim demiş Mahir ancak gitme vakti geldiğinde haber vermeden vazgeçmiş ondan dolayı da Deniz, Mahir hep böyle yapıyor bundan sonra asla güvenmem ona tarzında söylemlerde bulunmuş.

    773. 773 Gün Zileli 25 Nisan 15 / 12pm

      Bunlar söylenti, gerçek de olabilir ama tayin edici bu değildir. O dönem belli gençlik ve arkadaş grupları oluşmuştu. THKO ODTÜ’den; THKP-c esasen SBF’den doğdu. Bir kere ayrı oluşumlar meydana geldikten sonra aralarında rekabet oluşur. Bu iki örgüt bu ayrı çevrelerden ve rekabetten oluşmuştur. Deniz, Mahir’e güvense sanki bu iki ayrı örgüt olmayacak mıydı?

    774. 774 Anonim 25 Nisan 15 / 1pm

      SD-MDD ayrışmasından sonra Kürt öğrenciler (DDKO) hangi tarafa yakın durdular?

    775. 775 Anonim 25 Nisan 15 / 2pm

      Y. Küpeli ile Mahir arasında bir ayrılık olduktan sonra birleşim gerçeleşebilirdi ancak sonuçta lider karakterli bir Mahir, Deniz, Sinan, Hüseyin vs adamlar var yani. Birleşim olsaydı bile mutlaka ayrılıkta olurdu diye düşünüyorum.
      Abi bir de şunu merak ediyorum sizin dönemde bu arkadaşlar (genel olarak o dönemin devrimci önder kadroları ve sempatizanları) arasında din konusunda bir tartışma ortamı oluyor muydu? Yani din tamamen reddedilen, konu bahsi bile yapılmayan bir konu muydu yoksa bu konuda görüş farklılığına yol açabilecek nitelikte farklı düşünen zihinler var mıydı?

    776. 776 Gün Zileli 25 Nisan 15 / 8pm

      Yoktu. Herkes kesin sekülerdi.

    777. 777 Gün Zileli 25 Nisan 15 / 8pm

      SD tarafına yakın durdular.

    778. 778 Anonim 29 Nisan 15 / 7am

      Bu soruyu kişisel bir konu veya dedikodu olarak almayın, bir vaka incelemesi için ve bu kişiyi sizin de yakından tanımanız nedeniyle soruyorum. Yavuz Alogan gibi birikimli, dürüst ve bağımsız bir aydın nasıl bu hale geldi, faşist vp’ye teslim oldu? Milliyetçilik, kemalizm Türk solunun genlerine bu kadar derinden mi işlemiş?

    779. 779 Gün Zileli 29 Nisan 15 / 7am

      Yavuz Alogan çok eski arkadaşımdır. Dürüst bir entelektüeldir. Sorduğunuz sorunun cevabını ben de arayıp duruyorum. Öyle sanıyorum ki, insan bir yaştan sonra düşünsel ve sınıfsal köklerine dönüyor. Bizim kuşağın kentli orta sınıfının oldukça güçlü sınıfsal ve kültürel güdüleri ve kodları vardır. Sel gider kum kalır derler ya. Toplumsal sel gelip geçtikten sonra geriye bu kültürel kum kalıyor galiba. Kemalizm, devlet savunuculuğu vb. Hatta bu devlet tapıncı 50 yıllık Troçkisti Stalin’i sevmeye bile yöneltebiliyor. Gel de Orwell’i hatırlama. 1984 şu cümleyle biter: “Ağabeyi seviyordu.”

    780. 780 Anonim 29 Nisan 15 / 11am

      Bu ülkede sol her zaman milliyetçi ve kemalistti. Nazım, Deniz, Mahir… bütün figürler böyleydi. Ama ceberrut devletle mücadeleleri ve fedakarlıkları her şeyin önüne geçiyordu. Milliyetçi tortularını gizliyordu. Günümüzün devrimcileri o kadar keskin militan değiller. Dolayısıyla milliyetçilik ve kemalistlik hemen göze çarpıyor.

    781. 781 Gün Zileli 29 Nisan 15 / 1pm

      O bir dönemdi, geçti. Dönem artık o kadar keskin militanlık dönemi değil. Çünkü yük paylaşılıyor. Bir avuç “öncü”nün insan üstü kahramanlığına dayanmıyor ve bu iyi bir şey.

    782. 782 Alican 29 Nisan 15 / 4pm

      Bazı anarşist yazarların doğayla uyum içinde nasıl yaşanacağıyla ilgili kitapları var.benim sorum bir derece daha değişik:acaba şehirden gidip doğada tek başına yaşamaya çalışmış birinin deneyimlerin yazılı olduğu bir kitap biliyo musunuz? neler yaşamış,hangi zorluklarla baş etmesi gerekmiş,hiçbir araç kullanmadan tarım yapmış mı mesela? ormanda,dağda ya da bir başka el değmemiş arazide-artık ne kadar kaldıysa- yaşamayı isteyen biri olarak,benden önce bunları denemiş insanların deneyimlerini okumayı çok isterim. umarım derdimi tam anlatabildim,şimdiden teşekkürler 🙂

    783. 783 Gün Zileli 29 Nisan 15 / 5pm

      Muhakkar vardır da böyle kitaplar ben bilmiyorum doğrusu. Unobomber’in hayatını bulup oku istersen. Mutlaka kitap olarak basılmıştır. Ne yazık ki bu konudaki literatüre ilişkin bilgi verecek durumda değilim.

    784. 784 Anonim 29 Nisan 15 / 11pm

      lozan sizce bir zafer mi hezimet mi?

    785. 785 Gün Zileli 30 Nisan 15 / 7am

      Lozan, Osmanlı’dan arta kalan Türkiye’nin batılı devletlerce tescil edildiği bir anlaşmadır. Yani ne zafer ne hezimet. Türk egemenlerine göre zafer ya da hezimet olabilir.

    786. 786 Anonim 30 Nisan 15 / 2pm

      Lozan çizdiği sınırlarla Suriye ve Irak gibi (ancak bir diktatör veya tek parti yönetimiyle bir arada tutulabilecek) yapay ülkeler yarattığı ve bu ülkelerle Türkiye arasında kalan Kürt bölgesini böldüğü için Suriye, Irak ve Kürt sorunlarının kaynağıdır.
      Lozan’a, daha doğrusu Osmanlı’nın yıkılışına böyle daha geniş bir açıdan bakmak gerekir. Hatta bugün Libya ve Yemen’deki krizin nedeni de bununla bağlantılı. Tarihlerinin neredeyse tamamı iç çatışma ve kolonyal vesayetle geçmiş bu ülkeleri Kaddafi ve Ali Abdullah Salih yönetimleri ancak geçici bir süre bir arada tutabildi.
      Bunların yanı sıra Balkanlar ve Kafkaslar’ın, Lübnan, İsrail ve Filistin’in, Kıbrıs’ın, Ukrayna ve Kırım’ın ve Afganistan’ın da böyle bir tarihi olduğu için buradaki krizler de aynı tarihsel nedenlerden kaynaklanıyor.

    787. 787 Gün Zileli 30 Nisan 15 / 5pm

      doğru da sınırlar şöyle çizilse böyle de çizilse sınır yaratır. Sınırları kaldırmak gerekir.

    788. 788 Anonim 30 Nisan 15 / 7pm

      Yırtıcı büyük kedilere karşı ilginiz var mı ?

    789. 789 Anonim 30 Nisan 15 / 9pm

      MDD tezlerini çürüten kişinin Yalçın Küçük olduğu doğru mudur?

    790. 790 Gün Zileli 30 Nisan 15 / 11pm

      Bütün hayvanları severim.

    791. 791 Gün Zileli 30 Nisan 15 / 11pm

      Pek sanmıyorum.

    792. 792 Anonim 30 Nisan 15 / 11pm

      AKP 330’a ulaşamazsa Anayasa teklifini referanduma götürebilmesinin başka bir yolu var mı ?

    793. 793 Anonim 1 Mayıs 15 / 1am

      Doğu Perinçek ile en son ne zaman görüştünüz?

    794. 794 Gün Zileli 1 Mayıs 15 / 8am

      1994 yılında, Londra’da karşılaştık.

    795. 795 Gün Zileli 1 Mayıs 15 / 8am

      Bunu ben de bilmiyorum doğrusu. Pek de aklık ermiyor.

    796. 796 Anonim 1 Mayıs 15 / 10am

      Peki nasıl bir iletişim oldu aranızda?

    797. 797 Gün Zileli 1 Mayıs 15 / 11am

      Konuşma yapmaya gelmişti. B en de aynı toplantıya anarşist yayınları satmaya gitmiştim. Belediye seçimleri üzerine felaket reformist bir konuşma yaptı. Önce konuşma niyetim yoktu. Dayanamayıp söz istedim. Ben karanlıkta olduğumdan beni tanıyamadı. Öndekiler benim olduğunu söylediler. Bunun üzerine yanına çağırdı. Gitmek istemedim. Israr etti. Bunun üzerine gittim. Kitleye oynadığından büyük bir samimiyetle gelip elimi sıktı. Oradan konuşmamı yaptım. Sözü o aldı ve benim “devrimi bıraktığımı” söyledi. Ben cevap olarak (mikrofon yoktu elimde), devrimi değil, Stalinizmi bıraktığımı söyledim. Taraftarları “yaşasın m-l” diye slogan attı ve benim sözlerim duyulmadı tabii ki.

    798. 798 Anonim 1 Mayıs 15 / 1pm

      “Türkiye Üzerine Tezler” serisi, MDD’nin tarih tezlerine indirilmiş en büyük darbedir.

    799. 799 Gün Zileli 1 Mayıs 15 / 1pm

      Evet ama kendisi orducu zaten.

    800. 800 Anonim 1 Mayıs 15 / 2pm

      Perinçek’in 80 öncesi dönemde teorik yönü nasıldı? yani tartışmalarda özellikle nasıldı acaba merak ediyorum

    801. 801 Gün Zileli 1 Mayıs 15 / 2pm

      Bunda bilinmeyecek bir şey yok. Her zaman bir tartışmanın tarafı olmuştur. Genellikle de yanlış tarafta olmuştur.

    802. 802 Anonim 1 Mayıs 15 / 8pm

      TİKKO’yu kuran kişinin sarışın, mavi gözlü, Türk, sünni kökenli olması ironik değil midir?

    803. 803 Anonim 1 Mayıs 15 / 11pm

      evlilik kurumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

    804. 804 Gün Zileli 2 Mayıs 15 / 7am

      Muhafazakâr ve başta kadınlar olmak üzere insanları köleleştiren bir kurumdur.

    805. 805 Gün Zileli 2 Mayıs 15 / 7am

      Bildiğim kadarıyla İbrahim Kaypakkaya Çorum Alevilerindendi.

    806. 806 Anonim 2 Mayıs 15 / 9am

      1993’teki madımak katliamından sonra perinçek’i arayıp veya mektup yazıp partiye yönetici olarak geri dönmek istediğinizi belirtmişsiniz. o da kabul etmiş. ama sonra siz caymışsınız. 1993 senesinde siz artık anarşist değil miydiniz? yani bu aydınlık hareketi ideolojisiyle, marksizmle, sosyalizmle tamamen köprüleri atmamış mıydınız?

    807. 807 Anonim 2 Mayıs 15 / 1pm

      Peki cinsel yaşam birlikteliği? Yani bu konuda hayat boyu aynı kişiye tabii olmak sizce sadakat gibi güzel bir kavramla mı adlandırılmalı ya da daha olumsuz bir durum mu?

    808. 808 Gün Zileli 3 Mayıs 15 / 10am

      Özgür aşk en iyisidir. Yani toplumsal baskılardan arınmış bir aşk. Bu bütün bir ömür boyu da sürebilir. Ama bunu belirleyen aşkın kendisi olmalı.

    809. 809 Gün Zileli 3 Mayıs 15 / 10am

      Bunu Sığınmacılar’da anlattım. Madımak katliamından çok etkilenmiştim ve bir gece biraz da içkiliyken D. Perinçek’e telefon açıp görev istediğim doğru. O sırada anarşisttim. Sabah, yaptığımın ne kadar saçma olduğunu anladım ve benimle parti adına görüşmeye gelen eski arkadaşım Ömer Özerturgut’a da bunu ifade ettim. Duygusal bir hezeyan anında, içkinin tesiriyle yaptığım bir şeydi bu. Bende gizli saklı bir şey yoktur. Dolayısıyla bu olayı da kitabımda anlattım.

    810. 810 Anonim 7 Mayıs 15 / 12am

      Doğu Perinçek ile İ.Kaypakkaya üzerine bir konuşmanız oldu mu hiç veya Perinçek’in bu isim üzerine farklı platformlarda bir değerlendirmesini işittiniz mi hiç ?

    811. 811 Anonim 7 Mayıs 15 / 12am
    812. 812 Gün Zileli 7 Mayıs 15 / 8am

      Hapishanede bol bol konuştuk elbette. Değerlendirmeleri ise malum.

    813. 813 Gün Zileli 7 Mayıs 15 / 8am

      TİKP’nin Sponr Sergi Sarayı’ndaki bir kitle toplantısında. Cem Karaca da söylemişti o toplantıda.

    814. 814 Anonim 7 Mayıs 15 / 4pm

      cengiz çandar ve oral çalışlar ile en son ne zaman ve ne şekilde görüştünüz?

    815. 815 Gün Zileli 7 Mayıs 15 / 8pm

      Cengiz Çandar’ı en son 1974 yılında, hapisten çıktığımda gördüm ve konuştum. Kötü bir karşılaşmaydı. Havariler’de yazdım bunu. Oral Çalışlar’ı bundan 3 yıl önce, Büyükada’da, Lefter’in cenazesinde gördüm Konuştuk, tabii ki soğuk bir karşılaşmaydı.

    816. 816 Anonim 7 Mayıs 15 / 9pm

      Onlar paraya para demiyor, sen onların yazdığı gazeteyi alacak parayı zor denkleştiriyorsun Gün abi. Gel de efkarlanma.

    817. 817 Gün Zileli 8 Mayıs 15 / 8am

      🙂

    818. 818 Anonim 8 Mayıs 15 / 12pm

      Bu sitede yukarıda yazdığınız Voltaire’in ünlü sözüyle ilgili olarak Birikim’deki bir yazıda şöyle yazıyor;

      Atilla Yayla’ya yönelik tepki ve uygulamaları eleştirmek üzere yazılan yazıların, vicdan sahibi birçok insanın imzasını taşıyan bildirilerin hemen hepsinde, şu ünlü “görüşlerinize katılmıyorum ama… onları savunmanız için…” klişesi yer almaktaydı. Voltaire’in olsa olsa karşısındakinin daha fazla aptallaşmadan susmasını kibarca buyuran sinizminin özgürlüklerin hatırlatılmasında kullanılmasında, özgürlük bahsinin geçtiği her yerde neredeyse ikinci doğamız hâline gelen baskıcı bir hoşgörünün izlerini bulmak da şaşırtıcı değil. Marcuse, ayrım gözetmeyen bir hoşgörünün, nesnelere ve toplum düzenine bahşedilen genel bir ‘bırakınız yapsınlar’ hâlinden kaynaklanması durumunda, varolanı olumlamaya yönelik bir edilgenliğe dönüşeceğini belirtir. Bu durumda, hoşgörü, bilinçli bir edimin değil, genel bir tutumun parçası olarak a priori tanınmakta, buna karşılık, nesnesinin hakikat muhtevasına duyarsız kalmaktadır. Bir özgürlüğün hatırlatılması, yahut, baskıdan müşteki olmak durumu, kendisini, karşısındakinin görüşlerine ‘katılmadığını’ belirterek yola koyulamaz. “Düşünceleriniz benim için kabul edilemez ama yine de onları savunmanızı istiyorum” demek, baskı altındakilerle dayanışmayı, Türkiye’de hep rastlandığı üzere, imza istemekle özdeş kılan bir küçük burjuva ahlâkçılığına indirgemek demektir. Bu durumda ilkesel olarak karşı olunması gereken şey, Atilla Yayla’nın görüşleri değildir; önümüzdeki gündemde hiç değildir. (Bu Yayla’nın Kemalizmi ve benzeri ideolojilerin taşıdığı syncretistic yapıyı gözardı eden, tarihsel-toplumsal özgüllükleri paranteze alarak neredeyse parokyal bir toplumsal evrim fikriyle geçmişi anakronik bir değerlendirmeye tabi kılan düşüncelerinin başka bir bağlamda eleştirilmeyeceği anlamına gelmiyor elbette.) Yayla ve benzerlerine yönelik haddini bildirme operasyonudur. Böyle bakıldığında, “bırakınız yapsınlar hoşgörüsünün”, aslında seçiciliği ve hatta öjenikliğine ilişkin, başka bir tartışmayı da başlatmak durumundayız. Bu Yayla’yı savunan bır kısım eşhasın, kendisinin, “ne Kürtçü ne de şeriatçı” olmasını vurgulamasına dayanmıyor sadece.

      Atilla Yayla, Hoşgörü ve Üniversite
      Ahmet Çiğdem

      http://www.birikimdergisi.com/sayi/212/atilla-yayla-hosgoru-ve-universite

    819. 819 Gün Zileli 8 Mayıs 15 / 3pm

      Saçma.

    820. 820 Anonim 8 Mayıs 15 / 4pm

      Gün Abi, eğer sosyalizm,anarşizm,felsefe ve daha bir çok şey halkın iyiliği içinse, neden Ahmet Çiğdem ve onun gibi bir sürü kişi yazılarında halkın anlayamayacağı kelimeler ve bir dil kullanıyorlar?Bu yazılarda kime hitap ediliyor?

    821. 821 Gün Zileli 8 Mayıs 15 / 6pm

      Arkadaşım, Ahmet Çiğdem’i pek iyi tanımıyorum ama “halkın anlayacağı dil” çok izafi bir şey. Bir akademisyenin dili sıradan halk açısından anlaşılmaz olabilir ama kendi akademisyen çevresinden insanlar pekala anlayabilir. örneğin felsecilerin dilini anlamak çok zordur ama bu, onların bir takım önemli konuları irdelemedikleri anlamkına gelmez. Onları ben bile anlayamıyorum. Ne yapacağız şimdi?

    822. 822 Anonim 8 Mayıs 15 / 8pm

      “Bugün, meselâ Veli dayılar için, münhasıran onların anlayacağı gibi bir lisân-ı tahrîr tasavvur edemiyorum. Zâten ümmîler için yazan muharrir yoktur. Âmâlar için resim yapan musavvir olmadığı gibi.”
      Tevfik Fikret

    823. 823 Anonim 9 Mayıs 15 / 12pm

      İç Anadolu mitolojisinde yarı insan yarı eşek figürleri var mıdır acaba?

    824. 824 Anonim 11 Mayıs 15 / 4pm

      10 mayıs’ta ankara’daki buluşma nasıl geçti gün abi? neler yaptınız, ne konuşuldu? Sadece imza gününe mi gittin, yeni projeler var mı?

    825. 825 Gün Zileli 11 Mayıs 15 / 5pm

      imza günü değildi. Çok güzel oldu. 40 kadar arkadaş izledi. Roman üzerine szoru cevcap şeklinde geçti. Yeni projeler var.

    826. 826 Anonim 12 Mayıs 15 / 12pm

      http://insanbu.com/a_haber.php?nosu=1776
      İmza kampanyası açılmış. Haberiniz var mı, destekliyor musunuz.

    827. 827 Gün Zileli 12 Mayıs 15 / 5pm

      İmzalamıyorum.

    828. 828 ogürsel 12 Mayıs 15 / 6pm

      bu imza kampanyası pek görülmemiş biçime sahip… KA ve TA insanlara sormadan adlarını koymuşlar ve isteyenin imzasını sildirebileceği belirtilmiş.Tuhaf… çok tuhaf. Ahlakî olarak kuşkulu bir yöntem. Yakıştıramadım. En basitinden insan “içerik” olarak katılsa bile salt bu “saygı sorunu” nedeniyle imzasının silinmesini isteyebilir…

    829. 829 Gün Zileli 13 Mayıs 15 / 11am

      Ben öyle yaptım mesela. Sildiler mi bilmiyorum.

    830. 830 Anonim 15 Mayıs 15 / 6pm

      thkpc üçüncü yol hakkında bir bilginiz var mı? 12 eylül öncesi ne düşünüyordunuz?

    831. 831 Gün Zileli 16 Mayıs 15 / 9am

      Bu sitede bu konularda yazılar var.

    832. 832 Anonim 17 Mayıs 15 / 5pm

      Mursi’ye idam cezası verildiği için Mısır’da hakimlere yapılan saldırı doğru mu sizce?

      http://www.hurriyet.com.tr/dunya/29028737.asp

    833. 833 Gün Zileli 17 Mayıs 15 / 7pm

      Doğru.

    834. 834 Anonim 17 Mayıs 15 / 10pm

      yuh artık gün, bunları da mı savunuyorsun.

    835. 835 Anonim 18 Mayıs 15 / 1am

      öğrenci olduğum için kitaplarınızı okumak için nakit ve vakit fırsatım olmadı ancak size iki sorum olacak
      1. Gençliğinizdeyken özellikle Aydınlık hareketindeyken TC’de bir devrim olacağına inancınız var mıydı? Ethem Sancak ile ilişkileriniz nasıldı ve o dönem onun bu davaya hizmeti nasıldı?

    836. 836 Gün Zileli 18 Mayıs 15 / 7am

      Neleri?

    837. 837 Gün Zileli 18 Mayıs 15 / 8am

      Ha anladım. Tabii ki idam cezasına karşıyım ve bu durumda Mursi’yi savunuyorum.

    838. 838 Gün Zileli 18 Mayıs 15 / 8am

      vardı. etem sancak arkadaşımdı. davaya bağlıydı o zaman.

    839. 839 Anonim 18 Mayıs 15 / 11am
    840. 840 Anonim 19 Mayıs 15 / 7pm

      https://www.youtube.com/watch?v=q2tvzmtIRiw abi izledikçe gülüyorum 😀 bu adam hep böyle miydi tartışmalarda 😀

    841. 841 Anonim 20 Mayıs 15 / 1pm

      Anarşizm gerçekleştiğinde neyin ne kadar, ve nasıl üretileceğine dair kararlar oy çokluğuyla mı alınacak? (Ve hangi oranda, örneğin salt çoğunluk mu?)
      Eğer öyleyse -çoğunluğun haklı olup olmayacağı bir yana- kararları kabul etmeyenler buna direnirse onlara zorla mı kabul ettirilecek?
      Çoğunluk sağlanamayıp her kesimden farklı görüşler ortaya çıktığında ve hiçbiri kabul görmediğinde ne olacak?

    842. 842 içimi döktüm 21 Mayıs 15 / 3am

      çalışmadan veya hiç değilse insanın, öğrenmek, gezmek, tembellik yapmak, sosyalleşmek vs. gibi diğer faaliyetlerini olanaksız kılmayacak ölçüde az bir emekle yaşamak mümkün mü? bu soruyu soruyorum, çünkü bundan 2-3 sene sonra hayatımı kazanmak için nasıl bir yol tutturacağım sorusu öyle veya böyle önümde dikilecek ve benim gibi elinden hiç bir iş gelmeyen, insanlarla ilişkileri zayıf, sosyal fobili bir insanın bu toplumda tutunmayı nasıl becereceği sorusu gerçekten büyük bir problem. hadi bu bir kenara, birilerinin ceplerini doldurmak için sabah 5’ten akşam 8’e kadar çalışarak tüketilen uzun yıllar (yani, insan ömrünün büyük bir parçası) tek seferlik bir şey olan yaşamı çarçur etmek, değersizleştirmek değil midir? niye böyle bir hayatı elde etmek için kendimi daha fazla yorayım? aile kurmak, çocuk yapmak gibi hayallerim de yok. kendim için yaşayıp mutlu ölmek istiyorum, ama o da bu şartlarda mümkün değil gibi görünüyor.

    843. 843 Gün Zileli 21 Mayıs 15 / 11am

      buna da o zaman karar verilir sanırım.

    844. 844 Anonim 23 Mayıs 15 / 8pm

      HDP’nin mitinglerini takip ediyor musun basından? Gösterilen ilgiyi nasıl buluyorsun? Barajı geçecek gibi mi?

    845. 845 Gün Zileli 24 Mayıs 15 / 10am

      Gösterilen ilgi iyi. CHP’nin kentli kesiminden de bir miktar oy alacağı anlaşılıyor. Ama bence hâlâ bıçak sırtında.

    846. 846 Anonim 26 Mayıs 15 / 1pm

      AKP’li yöneticilere yönelik saldırılarla ilgili görüşünüz nedir? Adana milletvekili adayı bıçaklanmış. Gürsu Belediye Başkanı da kurtarılamamış. Gerçi bu olay siyasi değil, zabıta tarafından vurulmuş. CHP’li bir aday da benzer şekilde müvekkilinin saldırısına uğramış. İktidar ve diğer düzen partilerine yönelik şiddet meşru bir yöntem midir?

    847. 847 Gün Zileli 26 Mayıs 15 / 2pm

      Bütün saldırılar karanlık güçlerin işidir.

    848. 848 Anonim 28 Mayıs 15 / 3pm

      Stalin hakkında görüşleriniz malum, Castro’yu sever misiniz? Ve bir de Tito?

    849. 849 Gün Zileli 28 Mayıs 15 / 4pm

      Castro ve Tito da sonuçta birer diktatördür ama Stalin’den nefret ettiğim gibi nefret etmem onlardan.

    850. 850 Anonim 28 Mayıs 15 / 4pm

      Neden Kınalıada’da yaşamayı tercih ettiniz? Adalara yerleşmek isteyen okurlarınıza hangi adayı tavsiye edersiniz?

    851. 851 Anonim 28 Mayıs 15 / 4pm

      Gün Abi, Umberto Eco’nun Ortaçağ Ansiklopedisi’ni okuyorum.
      2000 senedir hep diktatörler hep diktatörler. İnsan umutsuzluğa kapılıyor.

    852. 852 Gün Zileli 28 Mayıs 15 / 7pm

      ama karşılığında da çok sayıda özgürlük mücadelesi var. Bu böyle sürüp gider

    853. 853 Anonim 29 Mayıs 15 / 2am

      Abi Küba da teorik olarak öne çıkan kişi kimdir? Che, Fidel gibi popüler isimler mi yoksa daha gerilerde kalan bir isim var mı ?

    854. 854 Gün Zileli 29 Mayıs 15 / 9am

      öyle pa8rlayan birini hatırlamıyorum

    855. 855 Gün Zileli 29 Mayıs 15 / 9am

      tesadüf işte. Sivriadayı tavsiye ederim. 🙂

    856. 856 Anonim 31 Mayıs 15 / 1pm

      HDP mitinglerinde Türk bayrağı kullanılması hakkında ne düşünüyorsun? Onlara da “ulusolcu” diyebilecek misin?

    857. 857 Gün Zileli 31 Mayıs 15 / 2pm

      Ben “ulusolcu” gibi yozlaştırılmış terimleri kullanmam. Aslı ulusalcıdır ve bir araştırma yapacak olursanız bu deyimi ilk kez benim kullandığımı saptayabilirsiniz. Ulusalcı deme meselesine gelince, tabii ki diyeceğim. Ulusal bayrak kullananlar ulusalcılardır. Zaten HDP de Kürt ulusalcısıdır, şimdi de “Türkiye partisi” olma adına Türk bayrağını kullanarak Kürt ulusalcılığına Kürt ulusalcılığını ekliyor. Gezi’deki mücadelede Türk ulusal bayraklı kızla BDP’li gencin el ele mücadele vermeleri güzel bir şeydi. Mücadele alanlarında kendiliğinden ortaya çıkan ve kardeşleşen bayraklara hiçbir itirazım yok, ancak siyasi partilerin bayrak oyunlarına ve gösterilerine karşıyım.

    858. 858 Anonim 31 Mayıs 15 / 3pm

      Ulusalcı deyişini ilk defa siz nerede ne zaman kullandınız?

    859. 859 Gün Zileli 31 Mayıs 15 / 6pm

      Ulusalcılık-Bir İdeolojinin Krizi (Özgür Ünivesite Yayınları, 2007) kitabına bakınız. Bu kitapta yer alan ve ulusalcılığı tahlil eden “Galiyevcilik üzerinde el sıkışmak” yazısı (Birikim’de çıkmıştır ilk kez) 23.7.1998 tarihini taşımaktadır. Bu makalede “ulusalcılık” terimi doğrudan doğruya kullanılmamakta, Ulusalcılar “ulusal cepheciler” diye anılmaktadır. “Ulusalcılık” teriminin ilk kez geçtiği, aynı kitapta yer alan ve ilk kez Birikim’de yayınlanan “Yön, MDD’cilik ve Ulusalcılık” başlıklı makalenin tarihi ise 23.11.2004’tür. Görüldüğü gibi Ulusalcılık terimi başlıkta bile yer almıştır. Sonuç olarak, Ulusalcılık, bir siyasi hareket olarak, “ulusal cephecilik” adıyla bundan 17 yıl önce tarafımdan masaya yatırılmış ve bundan 11 yıl önce de doğrudan ulusalcılık olarak adlandırılmıştır. Tarih olarak daha önce kullanan varsa bana haber verin.

      Not: bu yazıların hepsi bu sitede, “Anti-emperyalizm ve Ulusalcılık” başlığı altında bulunmaktadır.

    860. 860 Anonim 31 Mayıs 15 / 7pm

      ulusalcı solcunun kısaltması olarak ulusolcu deniyor. orwell’in 1984’teki kısaltmalarını anımsatıyor biraz. yozlaştırılma bunun neresinde?

    861. 861 Gün Zileli 31 Mayıs 15 / 8pm

      ulusalcının mizahla deforme edilmiş şekli. Liberalin liboş yapılması gibi. Bunlar espri olarak hoş olabilir belki ama siyasi literatürü de yozlaştırır.

    862. 862 cem kzılçeç 1 Haziran 15 / 7am

      selam ve sevgiler,
      uygun olduğunda bir görüşelim

    863. 863 Gün Zileli 1 Haziran 15 / 9am

      Telefonunu kaydettim, kısa süre içinde arayacağım seni Cem. sevgiler.

    864. 864 Anonim 1 Haziran 15 / 3pm

      “Bu küçücük hayatımda ne iz bıraktım ki deme. Nice hayvanlar bakmış yetmişlik bir adamın kalbinde acının derin izini bıraktın, daha ne” diye yazmışsınız twitter’a. Fazla özel değilse niye böyle yazdığınızı söyler misiniz?

    865. 865 Gün Zileli 1 Haziran 15 / 4pm

      15 günlük, annesini kaybetmiş, küçük bir yavru kedi (ben bakıyordum) öldü de.

    866. 866 A.SULTAN GALİYEV 2 Haziran 15 / 12pm

      Sayın zileli burada bazı sorulara verdiğniz cevapla ”DİKTATÖRLÜĞE KARŞI DİRENİŞ BARİKATINA ”Başlıklı yazınızda büyük çeliş ki yok mu?Madem sistem kötü ve çökmesi lazım o zaman hdp’ye oy isteyerek sistemi çöküntüden kurtarmak ve tamir etmek mi istiyorsunuz??

    867. 867 Gün Zileli 2 Haziran 15 / 10pm

      HDP’ye destek diktatörlüğe karşı mücadele için. Diktatörlüğe karşı mücadele de sistemi çökertir. Elbette HDP de dahil hiçbir düzen gücünü eleştirmekten vazgeçmeden.

    868. 868 Anonim 2 Haziran 15 / 11pm

      hdp, düzen gücü mü?

    869. 869 Gün Zileli 3 Haziran 15 / 9am

      Tabii ki. Son tahlilde öyle.

    870. 870 Anonim 3 Haziran 15 / 12pm

      BHH düzen gücü değil mi peki? Düzen gücü olmayan kim var bu ülkede?

    871. 871 Gün Zileli 3 Haziran 15 / 12pm

      BHH de bir bakıma öyle görülebilir ama HDP’nin ve BHH’nin içinde önemli bir devrimci potansiyel birikmiş durumda. Bütün örgütler düzen içidir. Düzen içi olmayan devrimci kitlelerdir. AKP diktatörlüğünü 2017’de yıkacak olanlar da onlardır. Yani 2. Gezi.

    872. 872 A.SULTAN GALİYEV 3 Haziran 15 / 2pm

      Bu noktada size katılmıyorum.Birincisi bir diktatörün gitmesi aynı sistem devam ettikçe başka diktatörün gelmesi demektir.Akp örneğinde görüldüğü gibi.İkincisi diktatör bir yapıya karşı başka bir diktatörlük potansiyeli olan yapıyı desteklemek pekala hali hazırda ki diktatörün taraftarlarını da güçlendirir.Burada olması gereken diktatör dediğiniz yapının eylemlerine karşın farklı bir yapı alternatifi göstermeden, siyasal sınıfları devreye sokmadan halkı örgütlemek daha doğru olmaz mı?Diyelim ki hali hazırda diktatörlük yapan yapıyı nereye kadar geriletebilirsiniz.HDP Barajı geçerse diktatör dediğiniz yapıyla iş birliği yapmayacağına nasıl bir garanti veriyorsunuz?Gezi eylemlerini ve hdpnin tutumunu hatırlayın.Bu tutumunuz solun geçmişte yapmaya çalıştığı ama başaramadığı bir tutum değilmidir?

    873. 873 Gün Zileli 3 Haziran 15 / 4pm

      değildir.

    874. 874 ÖZGÜN VEDE ÜZGÜN 6 Haziran 15 / 2pm

      PKKnın anarşist olduğunu savunan anarşistler için ne diyorsunuz.Bunu ıspatı olarakta aponun yazdığı bir kitabı gösteriyorlar.

    875. 875 Gün Zileli 6 Haziran 15 / 3pm

      PKK anarşist filan değildir.

    876. 876 T.D 6 Haziran 15 / 3pm

      Despotluk yapmak için illada iktidar sahibi olmak gerekmez.Bir çok ideoloji ile dirsek temasında bulunmuş objektif analizler yapanlar bilir ki despotluk bir toplumu dizayn etmek için tüm siyasal ve dinsel ideolojilerin kullandığı bir yöntemdir.Tam bu noktada anarşizmin babası Bakunin ile sosyalizmin babası Marksın yolları ayrılır. Bakunin’e göre özgürlük olmadan sosyalizm diktatörlüktür. ”En radikal devrimciyi alın ve onu bütün Rusların tahtına oturtun ve bir yıl bile geçmeden o çar’dan da beter olacaktır.” Felsefesiyle hareket eden Bakunin tüm toplumun katmanlarının yönetime katılması gerektiğini vurgular ve her hangi bir örgüt,parti ve gruplaşmanın halklar üzerinde baskı unsuru olacağını belirtir. Örgütlenemnin sadece halkları uyandırmak amacı taşıması gerektiğini bunu haricinde yönetime talip olan örgütlerin varacağı noktanın diktatörlük olacağı kanısındadır.kanısındadır. Marks bütün bunları reddetmiş ve proloterya sınıfının devleti ele geçirmesini yegane reçete olarak ortaya koymuştur.Marks’a göre diğer sınıflar yok edilmeli hatta lümpen prolterya devrimden dışlanmalı idi.Bu kıyaslamayı çok uzatabiliriz hatta o dönem yapılan bu tartışmaların tarihe düştüğü iz düşümlerini de var sayarsak konu bayağı uzar.Ama sonuçta tarih Bakunin’i haklı çıkarmıştır.
      21 YY geldiğimiz noktada sözü Marksist despotlara getirmek istiyorum.Öyle dünya da iz bırakmış liderler falan değil halen daha prolter devrim ateşi ile yanıp tutuşan despotlara değinmek istiyorum.
      Bir kısmı tanıdık olan bir kısmı teorik eserler bırakmış olan bu kesim içerisinde öz eleştiri yapanlar haricinde halen Marksizmin despot tarafına takılı kalmış bozuk bir teyp gibi sloganlarını tepemize tepemize vuran despotlardan bahsediyorum.Elbetteki bunların yaşamış olduğu acıyı,işkenceyi,zulmü anlıyorum keşke böyle olmasaydı da diyorum.Ama yaşadığınız bu acı,bu zulüm sizi daha demokratik bir zemine kaydırması gerekirken tam tersine daha bir hırçınlaştırıp,daha bir katılaştırmış.Bu katılıkla sizin gibi düşünmeyenlere dünyayı dar etmeye yemin etmiş gibisiniz.Belkide yaşadığınız trajedileri bir üstünlük sayıp diğer insanlar karşısında tahakküm kurmak yada duygu sömürüsü yapmak gibi bir eğilim içersinde var olmaya çalışıyorsunuz.Bu trajedi sizi öyle körleştirmiş ki bu düşünce sistematiğinin artık iflas ettiğini göremiyorsunuz.Bu tarzın sizi diğer despotlarla eş değer kıldığının farkında bile değilsiniz.İnsanların özgürlüğünü tarih boyunca yok etmek isteyen kemikleşmiş despotlardan hiç bir farkınız yok.Galiba tek farkınız bu despot tutum size 19 yy larda bulaştı.Artık Marksizmde geri kalmış bir ideoloji olarak tarihin tozlu sayfalarında yerini aldı.Size yeni bir şey söyleyin diyorum susun demiyorum çünkü biz hiç kimseye susun demeyecek kadar özgür düşünüyoruz.Ama söyleyeceğiniz şey sizi dev aynasında göstermesin,söyleyeceğiniz her neyse biraz daha liberter bir çizgide olsun.
      Bugün seçim arefesinde bile artık insanlara bir şeyleri dayatmayın diyorum.Bugünkü sorunlar partiler bazında çözülecek sorunlar değil.Bu sorunlar halklar tarafından çözülecek sorunlardır.Bu sorunları marjinalleştirerek toplumdan koparmayın diyorum.Toplumun bütün bu sorunlarla yüzleşmesine engel olmayın diyorum.T.D

    877. 877 Anonim 13 Haziran 15 / 2am

      Seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz Gün bey ?

    878. 878 Gün Zileli 13 Haziran 15 / 9am

      Sitede bu konuda iki yazı var. ana sayfada.

    879. 879 Anonim 16 Haziran 15 / 11am

      Yukarıda HDP, ulusalcılık ve bayraklar tartışılmış. Bununla ilgili bir yazı;
      http://www.nasname.com/a/nasnameye-genc-elestiri

    880. 880 S.G 16 Haziran 15 / 5pm

      Merhaba abi benim sorum biraz farklı olacak.Anarşist kitaplıkta Dilaver demirağ’ın yazdığı Anarşizm unutulmuş olanı hatırlamak isimli kitap yer almıyor acaba sebebi nedir?

    881. 881 Gün Zileli 16 Haziran 15 / 7pm

      Dilaver Demirağ’ın Anarşizm kitabı var diye hatırlıyorum. Olmayanları künyesiyle birlikte yaz, koyayım.

    882. 882 Anonim 17 Haziran 15 / 1am

      milliyetçilikle ulusalcılık aynı şey midir abi? neden bu ikisini ifade etmek için “ulusçuluk” veya “milletçilik” gibi daha anlaşılır terimler kullanılmaz da, kelimenin sonuna hep bi -sal veya -yet eki getirilir?

    883. 883 Gün Zileli 17 Haziran 15 / 10am

      Ulusalcılar esasen ulus-devletçidir, milliyetçiler ise ulusçu. Ulusçu, milliyetçinin öztürkçe halidir. Bu yüzden ulusalcılara ulusçu demiyoruz. Gerçi milliyetçiler de devletçidir ama onların devletçiliği ulus-devletçilikten çok geleneksel devletçililiktir. örneğin aynı zamanda Osmanlıcıdırlar. ulusalcılar ise sadece cumhuriyet devletine sahip çıkarlar. aradaki fark sanırım böyle.

    884. 884 S.G 17 Haziran 15 / 11am

      Dilaver DEMİRAĞ-ANARŞİZM UNUTULMUŞ OLANI HATIRLAMAK. OKUR KİTAPLIĞI YAYINLAR- HAZİRAN 2012

    885. 885 S.G 17 Haziran 15 / 11am

      bir sorum daha var abi şimdi bu chp seçmeni işçi,emekçi,ileri demokrasi,ezilen halklarımız diyerek kendilerini sosyal demokrat olarak lanse ediyorlar.Ama komunizmide bir küfür olarak görüyorlar.Özellikle Türkiye komünizme doğru gidiyor diye ifadeler kullandığımda ki öyle bir şey zaten söz konusu değil çok kızıyorlar.Bu bir çelişkimidir?yoksa sosyal demokratlığı da bir felesefi fikir olarak mı değerlendirmeliyiz?Tabi bu arada bu dediğim kitle marksı ve lenini de seviyorlar.Sizin bu konuda ki düşünceniz nedir?

    886. 886 Gün Zileli 17 Haziran 15 / 12pm

      Dilaver Demirağ’ın bu kitabı var. 2012 yılı kitaplarına bakarsanız göreceksiniz.

    887. 887 Gün Zileli 17 Haziran 15 / 12pm

      eski tip komünizm bitti. Artık hiçbir yerde yok. Küba’da bile olduğu kuşkulu. Kuzey Kore ise komünizm adını kullanan bir despotizm. Çin’in de adı dışında komünizmle ilgisi yok. Sonuç olarak dünyanın komünizme gittiğini söylemek bence doğru değil. CHP Türkiye’nin modernist partisidir. Oy aldığı bölgeler de bunu gösteriyor. Pek sosyal demokrat olduğu söylenemez. Zaten Türkiye’de sosyal demokrat bir gelenek yok. Bununla birlikte CHP tabanı devrimcilere genelde dosttur. Onlarla iyi ilişkiler kurulmalıdır.

    888. 888 Anonim 18 Haziran 15 / 12am

      Demirel de gitti Gün kardaş, allah taksiratını affetsin mi ?

    889. 889 Gün Zileli 18 Haziran 15 / 11am

      allahı bilmem ama ben pek affetme niyetinde değilim. Deniz’leri idam sehpasına göndermiştir.

    890. 890 hortlak 18 Haziran 15 / 12pm

      Siyasi hayatinizin her döneminde yasadiginiz demirel icin diyecekleriniz bukadarmi acaba?

    891. 891 Gün Zileli 18 Haziran 15 / 1pm

      Ölenlerin arkasından konuşmayı sevmem ama şu kadarını söyleyeyim:

      1. Süleyman Demirel, Türkiye burjuvazisinin önde gelen siyasi temsilcilerinden biridir;
      2. 12 Mart dönemindeki uygulamaların çoğundan ve en önemlisi de 3 devrimcinin idam edilmesinden sorumludur;
      3. Daha sonraki dönemde Kürtlere karşı yürütülen devlet operasyonlarında da sorumluluğu vardır;
      4. Hayatının son yıllarında ulusalcılara yakın, ulus devletçi bir çizgi izlemiştir.

    892. 892 Anonim 18 Haziran 15 / 3pm

      Peki AKP muhalifi olduğu halde nasıl böyle düşünebiliyorsunuz? Ergenekondan tutuklanan askerleri bile bu nedenle AKP’ye karşı desteklerken Demirel’e karşı olmanız çelişki değil mi? O askerlerin çoğu Demirel’le aynı dönemde bu uygulamalara ortak olmadılar mı?

    893. 893 Anonim 18 Haziran 15 / 10pm

      Peki Türkeş hakkında ne düşünüyordunuz?

    894. 894 hortlak 19 Haziran 15 / 2am

      Tesekkürler..Sanirim digerlerine göre dah a aklibasinda,daha ayaklari yere basandi…

    895. 895 Gün Zileli 19 Haziran 15 / 2pm

      Demirel kesiminin unsurları cda (Haberal gibi) AKP’nin gadrine uğramıştır, doğru. ama geniş bir tarihi perspektiften AKP, DP-AP geleneğinin devamıdır.

    896. 896 Gün Zileli 19 Haziran 15 / 2pm

      Irkçı-faşist olduğunu ve 1970’lerdeki siyasi cinayetlerin baş sorumlularından olduğunu düşünüyorum.

    897. 897 S.G 19 Haziran 15 / 4pm

      Zülfü Livaneli ilgin bir demirel yazısı yazmış.Yazının sonunda ”demokratlar, bu kadar yasak ve arkadaşlarımızı astırmasına rağmen demireli sevdiler ve saygı duydular ama özaldan nefret ettiler.”Mealinde bir cümle kurmuş.Demokratlar Özalı daha dindar olduğu için mi kabullenmediler?Yada özal devletle demir kadar barışmadığı içinmi??

    898. 898 S.G 19 Haziran 15 / 4pm

      Deniz gezmişlerin asılmasında chp ve Nihat Erim’in hiç mi rolü yoktu yada nasıl bir rolleri vardı??

    899. 899 Gün Zileli 19 Haziran 15 / 7pm

      İkisi üç aşağı beş yukarı aynıdır. İktidar oldukları dönemde de aynı derecede nefret edildiler.

    900. 900 Gün Zileli 19 Haziran 15 / 7pm

      CHP’den de idam yönünde oy kullananlar oldu epeyce. Fakat CHP parti olarak buna karşı çıktı. Hatta İnönü idamların iptali için son anda Anayasa Mahkemesine de gitti.

    901. 901 Gün Zileli 19 Haziran 15 / 8pm

      Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair kanun tasarısına verilen oyların sonucu*:

      Üye sayısı: 450

      Oy verenler: 323

      Kabul edenler: 273

      Reddedenler: 48

      Çekimserler: 2

      Oya katılmayanlar: 118

      Açık üyelikler: 9

      Partiler: Adalet Partisi (AP), Bağımsız (Bğz.), Birlik Partisi (BP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Güven Partisi (GP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Millet Partisi (MP) Türkiye İşçi Partisi (TİP), Yeni Türkiye Partisi (YTP)

      Kabul edenler

      Adana: Cevdet Akçalı (AP), Fazıl Güleç (CHP), M. Salahattin Kılıç (AP), Melih Kemal Küçüktepepınar (CHP), Ali Cavit Oral (AP), Emir H. Postacı (CHP), Kemal Satır (CHP), Ahmet Topaloğlu (AP), Turgut Topaloğlu (GP), Alpaslan Türkeş (MHP), Hüsamettin Uslu (AP)

      Adıyaman: M. Zeki Adıyaman (AP), Ali Avni Turanlı (Bğz.)

      Afyonkarahisar: Hasan Dinçer (AP), Hamdi Hamamcıoğlu (GP), Ali İhsan Ulubahşi (AP), Kazım Uysal (AP)

      Amasya: Yavuz Acar (AP), Salih Aygün (AP)

      Ankara: Orhan Alp (AP), Oğuz Aygün (AP), Musa Kazım Coşkun (AP), Orhan Eren (AP), İ. Sıtkı Hatipoğlu (CHP), Mustafa Maden (AP), H. Turgut Toker (AP), Aydın Yalçın (AP), Ferhat Nuri Yıldırım (AP), Şerafettin Yıldırım (AP), Mustafa Kemal Yılmaz (AP)

      Antalya: Hasan Akçalıoğlu (AP), İhsan Ataöv (AP), Süleyman Çiloğlu (AP), Ömer Eken (AP), Rafet Eker (AP, Hasan Ali Gülcan (CHP)

      Artvin: Mustafa Rona (AP)

      Aydın: Nahit Menteşe (AP), İsmet Sezgin (AP), Fikret Kayaalp Turhangil (AP)

      Balıkesir: İbrahim Aytaç (AP), Cihat Bilgehan (AP), M, Şükrü Çavdaroğlu (AP), Kemal Erdem (AP), Ahmet İhsan Kırımlı (AP), M. Nurettin Sandıkçıoğlu (CHP), Osman Tarı (AP)

      Bilecik: Şadi Binay (AP)

      Bingöl: Mehmet Sıddık Aydar (Bğz.), Mehmet Bilgin (YTP)

      Bolu: Ahmet Çakmak (AP), Nihat Bayramoğlu (AP), Halil İbrahim Cop (AP), M. Şükrü Kıyıkoğlu (AP)

      Burdur: A. Mukadder Çiloğlu (AP), Mehmet Özbey (AP)

      Bursa: Ahmet Türkel (AP), Barlas Küntay (AP), Cemal Külahlı (AP), Ertuğrul Mat (AP), Kasım Önadım (AP), Mehmet Turgut (AP), Mustafa Tayyar (AP)

      Çanakkale E. Kemal Bağcıoğlu (AP), Mesut Hulki Önür (AP), Refet Sezgin (AP), Zekiye Gülsen (AP)

      Çankırı: Nuretin Ok (AP)

      Çorum: Abdurrahman Güler (AP), Arslan Topçubaşı (AP), İhsan Tombuş (AP), Kemal Demirer (AP), Yakup Çağlayan (AP)

      Denizli: Ali Uslu (AP), Hasan Korkmazcan (AP), Mehmet Emin Durul (AP), Sami Arslan (AP)

      Diyarbakır: Abdüllatif Ensarioğlu (AP), Behzat Eğilli (AP), Hasan Değer (Bğz.), Necmettin Gönenç (AP), Nazif Yıldırım (YTP), Sabahattin Savcı (AP)

      Edirne: M. İlhami Ertem (AP)

      Elazığ: Hayrettin Hanağası (CHP), Samet Güldoğan (AP)

      Erzincan: Hüsamettin Atabeyli (AP)

      Erzurum: Cevat Önder (AP), Naci Gacıroğlu (AP), Rasim Cinisli (AP), Rıfkı Danışman (AP), Turhan Bilgin (AP), Sabahattin Aras (AP)

      Eskişehir: Mehmet İsmet Angı, (AP) Şevket Asbuzoğlu (CHP), Orhan Oğuz (AP), Seyfi Öztürk (AP), M. Şemsettin Sönmez (AP)

      Gaziantep: Ali İhsan Göğüş (CHP), Erdem Ocak (AP), İ. Hüseyin İnceoğlu (GP), Mehmet Kılıç (AP), Mehmet Lütfi Söylemez (AP)

      Giresun: Abdullah İzmen (AP), M. Emin Turgutalp (AP), Hidayet İpek (AP), İ. Kayhan Naiboğlu (CHP), Mustafa Kemal Çilesiz (CHP), Nizamettin Erkmen (AP)

      Gümüşhane: Ekrem Saatçi (AP), Mustafa Kahraman (AP), Necati Alp (CHP), Nurettin Özdemir (CHP)

      Hatay: Ali Yılmaz (AP), Hüsnü Özkan (CHP), Halil Akgöl (AP), Talat Köseoğlu (AP)

      Isparta: Ali İhsan Balım (AP), Süleyman Demirel (AP), Yusuf Uysal (AP)

      İçel: H. Cavit Okyayuz (AP), Kadir Çetin (AP) Mazhar Arıkan (AP), Turhan Özgüner (CHP)

      İstanbul: İbrahim Abak (AP), İsmail Hakkı Arar (CHP), Sadettin Bilgiç (AP), Ferruh Bozbeyli (AP), İlhan Egemen Darendelioğlu (AP), Tekin Erer (AP), Nuri Erdoğan (AP), Orhan Cemal Fersoy (AP), Hasan Güngör (AP), Mustafa Fevzi Güngör (AP), A. Şeref Laç (AP), Osman Özer (AP), Akgün Silivrili (AP), İsmail Hakkı Tekinel (AP), Naime İkbal Tokgöz (AP), A. Turgut Topaloğlu (AP), Hasan Türkay (AP), Mehmet Yardımcı (AP)

      İzmir: Şevket Adalan (CHP), Mustafa Akan (AP), Şükrü Akkan (AP), Muzaffer Fazlı Arınç (AP), Burhanettin Asutay (CHP), Münir Daldal (AP), Ali Nailli Erdem (AP), İhsan Gürşan (AP), Nihat Kürşad (AP), Akın Özdemir (AP), Orhan Demir Sorguç (AP)

      Kars: Latif Aküzüm (AP), İsmail Hakkı Alaca (AP), Mustafa Doğan (AP), Kemal Kaya (AP), Veyis Koçulu (AP), Osman Yeltekin (CHP)

      Kastamonu: Orhan Ali Deniz (AP), Hüseyin Sabri Keskin (AP), Mustafa Topçular (AP), Hasan Tosyalı (GP)

      Kayseri: M. Şevket Doğan (AP), Turhan Feyzioğlu (GP), Hayrettin Nakipoğlu (AP), Vedat Ali Özkan (AP), Enver Turgut (AP), Mehmet Türkmenoğlu (GP)

      Kırklareli: Mehmet Atagün (AP), Feyzullah Çarıkçı (AP), Hasan Korkut (AP)

      Kırşehir: Cevat Eroğlu (MP), Mustafa Kemal Güneş (AP)

      Kocali: Cevat Ademoğlu (AP), Vehbi Engiz (AP), Sabri Yahşi (AP)

      Konya: İrfan Baran (CHP), Bahri Dağdaş (AP), Mustafa Kubilay İmer (AP), İhsan Kabadayı, (GP) M. Necati Kalaycıoğlu (AP), İ. Ethem Kılıçoğlu (AP), Baha Müdderrisoğlu (AP), Tahsin Yılmaz Öztuna,(AP) Faruk Sükan (AP), Vefa Tanır (GP)

      Kütahya: Ahmet Fuat Azmioğlu (AP), Ali Erbek (CHP), A. Mesut Erez (AP), İlhan Aksoy (AP)

      Malatya: Ahmet Karaaslan (Bğz.), İsmail Hakkı Şengüler (AP)

      Manisa: Ertuğrul Akça (AP), Mustafa Orhan Daut (AP), C. Selçuk Gümüşpala (AP), Hilmi Okçu (AP), Vehbi Sınmaz (AP), Kamil Şahinoğlu (AP), Önal Şakar (AP)

      Maraş: Atilla İmamoğlu (AP), Veysi Kadıoğlu (AP), M. Zekeriya Kürşad (AP)

      Mardin: Esat Kemal Aybar (AP), Abdülkadir Kermooğlu (AP), Abdülkadir Özmen (Bğz.), Abdürrahim Türk (Bğz.)

      Muğla: Adnan Akarca (AP), Mualla Akarca (CHP), Ahmet Buldanlı (AP), İzzet Oktay (AP)

      Muş: Nimet Ağaoğlu (YTP), Kasım Emre (Bğz.)

      Nevşehir: Hüsammettin Başer (AP), Esat Kıratlıoğlu (AP)

      Niğde: M. Naci Çerezci (AP), H. Avni Kavurmacıoğlu (AP), M. Nuri Domanoğlu (CHP), Haydar Özalp (AP)

      Ordu: Ata Bodur (AP), Cengiz Ekinci (AP), Hamdi Mağden (AP), Kemal Şensoy (AP)

      Rize: Erol Yılmaz Akçal (AP), Hasan Basri Albayrak (AP), Salih Zeki Köseoğlu (AP)

      Sakarya: Nuri Bayar (AP), Yaşar Bir (AP), Güngör Hun (AP), M. Vedat Önsal (AP)

      Samsun: Talat Asal (AP), Mustafa Boyar (CHP), Doğan Kitaplı (AP), Nafiz Yavuz Kurt (AP), Hüseyin Özalp (AP), Bahattin Uzunoğlu (AP), İsmet Yalçıner (AP)

      Siirt: Zeki Çeliker (AP), Mehmet Nebi Oktay (GP)

      Sinop: Hilmi Biçer (AP)

      Sivas: Enver Akova (AP), Kadir Eroğan (AP), Tevfik Koraltan (AP), Yusuf Ziya Önder (AP)

      Tekirdağ: Orhan Öztrak (GP)

      Tokat: Hüseyin Abbas (AP), İsmet Hilmi Balcı (Bğz.), Osman Hacıbaloğlu (AP), Mehmet Kazova (AP), Reşit Önder (GP), Yusuf Ulusoy (BP)

      Trabzon: Ahmet İhsan Birincioğlu (AP), Necati Çakıroğlu (AP), Ekrem Dikmen (AP), Selahattin Güven (AP), Cevat Küçük (CHP), Ali Rıza Uzuner (CHP)

      Urfa: Mehmet Aksoy (AP), Necmettin Cevheri (AP), Mehmet Ali Göklü (AP), Bahri Karakeçili (AP)

      Uşak: Orhan Dengiz (AP), M. Fahri Uğrasızoğlu (AP)

      Van: Mehmet Emin Erdinç (Bğz.), Kinyas Kartal (AP), Fuat Türkoğlu(AP), Mehmet Salih Yıldız (GP)

      Yozgat: İsmet Kapısız (MP), Turgut Nizamoğlu (AP), Neşet Tanrıdağ (AP)

      Zonguldak: Fuat Ak (AP), Ahmet Nihat Akın (AP), Ahmet Güner (CHP), S. Tekin Müftüoğlu (AP), Kevni Nedimoğlu (AP)

      Reddedenler

      Adıyaman: Kemal Kırıkoğlu (CHP), Yusuf Ziya Yılmaz (CHP)

      Ankara: Kemal Ataman (CHP), İbrahim Cüceloğlu (CHP), A. Sakıp Hiçerimez (CHP), Osman Soğukpınar (CHP), Yusuf Ziya Yağcı (CHP)

      Artvin: Abdullah Naci Budak (CHP)

      Bitlis: Kenan Mümtaz Akışık (CHP)

      Bolu: Kemal Demir (CHP)

      Burdur: Nadir Yavuzkan (CHP)

      Bursa: Nail Atlı (CHP)

      Çankırı: Nuri Çelik Yazıcıoğlu (CHP)

      Edirne: Cevat Sayın (CHP)

      Elazığ: Mehmet Aytuğ (CHP)

      Erzincan: Hasan Çetinkaya (CHP)

      Erzurum: Selçuk Erverdi (CHP)

      İçel: Celal Kargılı (CHP)

      İstanbul: Mehmet Ali Aybar (TİP), Hüseyin Dolun (CHP), Mustafa Necdet Uğur (CHP), Reşit Akif Ülker (CHP), Lebit Yurdoğlu (CHP).

      İzmir: Şeref Bakşık (CHP), M. Hulusi Çakır (CHP)

      Kars: Kemal Güven (CHP), Kemal Okyay (CHP)

      Kayseri: Tufan Doğan Avşargil (CHP), Mehmet Yüceler (CHP)

      Kırklareli: Beyti Arda (CHP)

      Konya: Mustafa Üstündağ (CHP)

      Malatya: Hakkı Gökçe (CHP), İsmet İnönü (CHP)

      Manisa: Muammer Ertem (CHP), Mustafa Ok (CHP)

      Maraş: Mehmet Özdal (CHP).

      Muğla: Ali Döğerli (CHP)

      Muş: Nermin Neftçi (CHP)

      Niğde: Mevlüt Ocakçıoğlu (CHP)

      Ordu: Hasan Ferda Güley (CHP)

      Sakarya: B. Turgut Boztepe (CHP), Hayrettin Uysal (CHP)

      Samsun: Yaşar Akal (CHP)

      Siirt: Mehmet Adil Yaşar (CHP)

      Tekirdağ: Yılmaz Alpaslan (CHP)

      Tunceli: Hüseyin Yenipınar (CHP)

      Uşak: Adil Turan (CHP)

      Zonguldak: Bülent Ecevit (CHP)

      Çekimserler

      Erzurum: Gıyasettin Karaca (CHP)

      Samsun: Nihat Kale (CHP)

      Oylamaya katılmayanlar

      Adana: Ali Rıza Güllüoğlu (CHP), Şevket Yılmaz (CHP)

      Afyonkarahisar: Mehmet Rıza Çerçel (AP), Şevki Güler (AP), Süleyman Mutlu (CHP)

      Ağrı: Abdülkerim Beyazıt (CHP), Nevzat Güngör (AP), Kasım Küfrevi (GP)

      Amasya: Vehbi Meşhur (CHP), Kazım Ulusoy (BP)

      Ankara: Hüseyin Balan (BP), Orhan Birgit (CHP), Sinan Bosna (AP), Osman Bölükbaşı (MP), Şinasi Özdenoğlu (CHP), Emin Paksüt (GP), Fatma Suna Tural (MP), Cengizhan Yorulmaz (CHP)

      Antalya: Ömer Buyrukçu (CHP)

      Artvin: Sabit Osman Avcı (AP)

      Aydın: Kemal Ziya Öztürk (AP), Mehmet Çelik (CHP), M. Kemal Yılmaz (CHP)

      Balıkesir: Salih Zeki Altınbaş (CHP), Mehmet Niyazi Gürer (CHP), Mevlüt Yılmaz (AP)

      Bilecik: Mehmet Ergül (CHP)

      Bitlis: Abidin İnan Gaydalı (AP)

      Bursa: Sadrettin Çanga (CHP), İbrahim Öktem (CHP)

      Çanakkale: Mustafa Çalıkoğlu (CHP)

      Çankırı: Mustafa Hazım Dağlı (AP), Arif Tosyalıoğlu (AP)

      Çorum: Cahit Angın (CHP), Ali Naki Ulusoy (BP)

      Denizli: İlhan Açıkalın (CHP), Fuat Avcı (AP), Arif Hüdai Oral (CHP)

      Edirne: Veli Gülkan (AP)

      Elazığ: Ali Rıza Septioğlu (Bğz.)

      Erzincan: Sadık Perinçek (AP), Naci Yıldırım (CHP)

      Erzurum: Fetullah Taşkesenlioğlu (AP)

      Eskişehir: B. Sıtkı Karacaşehir (CHP)

      Gaziantep: Şinasi Çolakoğlu (CHP), Muhittin Sayın (CHP)

      Hatay: Abdullah Cilli (Bğz.), M. Sait Reşa (CHP)

      Isparta: Hüsamettin Akmumcu (AP)

      İçel: Hilmi Türkmen (AP), Çetin Yılmaz (CHP)

      İstanbul: Eşref Derinçay (CHP), İbrahim Bedreddin Elmalı (MP), Ahmet Bahir Ersoy (CHP), Orhan Eyüboğlu (CHP), Orhan Kabibay (CHP), Rıza Kuas (TİP), Sezai Orkunt (CHP), Haydar Özdemir (BP), M. Kazım Özeke (CHP), İlhami Sancar (CHP)

      İzmir: Coşkun Karagözoğlu (CHP), Talat Orhon (CHP), Şinasi Osma (AP), Kemal Önder (CHP), Ali Naki Üner (AP)

      Kars: Turgut Artaç (CHP)

      Kastamonu: Muzaffer Akdoğanlı (CHP), Mehmet Seydibeylioğlu (CHP)

      Kırşehir: Mustafa Aksoy (CHP)

      Konya: Necmettin Erbakan (Bğz.), Sezai Ergun (AP), Sadi Koçaş (CHP), Orhan Okay (CHP), Özer Ölçmen (AP)

      Kütahya: Mehmet Ersoy (AP), Kemal Kacar (AP)

      Malatya: Mustafa Kaftan (CHP)

      Manisa: Veli Bakırlı (CHP), Süleyman Çağlar (AP)

      Maraş: M. Nejat Çuhadar (CHP), İbrahim Öztürk (Bğz.).

      Mardin: Şevki Altındağ (CHP), Seyfi Güneştan (YTP)

      Ordu: Memduh Ekşi (CHP), Ata Topaloğlu (CHP), Orhan Vural (CHP)

      Rize: Sami Kumbasar (CHP)

      Samsun: Kamran Evliyaoğlu (CHP), İlyas Kılıç (CHP)

      Siirt: Selahattin Oran (YTP)

      Sinop: Hilmi İşgüzar (MP), Mustafa Kaptan (AP), Tevfik Fikret Övet (CHP)

      Sivas: Vahit Bozatlı (CHP), Hüseyin Çınar (BP), Ahmet Durakoğlu (CHP), Ekrem Kangal (CHP), M. Kemal Palaoğlu (CHP), Mustafa Timisi (BP)

      Tekirdağ: Nedim Karahalil (AP), Mustafa Sabri Sözeri (AP)

      Tokat: İsmail Hakkı Birler (CHP)

      Trabzon: Mehmet Aslantürk (CHP), Mehmet Ali Oksal (AP), Ahmet Şener (CHP)

      Tunceli: Kenan Aral (CHP)

      Urfa: Necati Aksoy (CHP), Vehbi Melik (CHP)

      Yozgat: İsmail Hakkı Akdoğan (AP), Abdullah Baştürk (CHP), Celal Ahmet Sungur (CHP)

      Zonguldak: Hüseyin Baytürk (CHP), Sinan Fevzi Fırat (AP), Cahit Karakaş (CHP)

      * TBMM’de gerçekleşen idam görüşmeleri ve oylamalar, BDS yayınlarının 1988 Mayıs baskısında “Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, İdam Görüşmeleri” adlı kitapta yayınlandı. (HK)

    902. 902 Gün Zileli 19 Haziran 15 / 8pm

      Kısacası o zamanki mecliste 273 katil, 120 korkak varmış.

    903. 903 S.G 20 Haziran 15 / 11am

      Bu tabloyu görünce anarşizmin ne demek istediğini ve neden var olduğunu daha iyi anlıyorum.Her siyasi parti düzenin birer askeri gibi görev yaparken genç insanları da kendi iktidarları uğruna kullanmaktan hiç çekinmemişler.

    904. 904 Gün Zileli 20 Haziran 15 / 11am

      öldürmekten çekinmemişler

    905. 905 Anonim 23 Haziran 15 / 12am

      Abi 12 Eylül öncesinde Aydınlıkçı camia halka mal olmuş, ancak sonuç olarak liberal düzen insanları olan mesela; K. Sunal, Şener Şen gibi adamlarla ilgili ne düşünüyordunuz?

    906. 906 Anonim 23 Haziran 15 / 7am

      Bakunin ve Kropotkin gibiler enternasyonalde v.s de anarşizmi sınıfsal bir devrim ve mücadele hareketi olarak konuşmuşken, malatesta, durruti ve makhno gibi elle tutulabilir silahlı eylem pratikleri örnek olarak varken neden şuanda anarşist dendiğinde akla bencillik, punk takılmak, silah ve örgüt karşıtlığı gibi boş kavramlar geliyor?

    907. 907 Gün Zileli 23 Haziran 15 / 9am

      Türkiye sinemasının iyi birer oyuncusudurlar. Şener Şen, olgunluk döneminde daha dramatik filmlerde de başarılı olmuştur. Kemal Sunal’ın son filmleri de öyledir.

    908. 908 Gün Zileli 23 Haziran 15 / 9am

      Anarşizm bütünsel bir doktrin değildir. Birçok çeşidi vardır. Bencillik derken ne kastediyorsunuz, bilmiyorum ama örneğin klasik anarşizm içinde Stirner’in bireyci anarşizmi de yer alır. “punk takılmak” diye bir şey yoktur. 1980’lerde Avrupa’yı sarsan bir punk hareketi vardır ki önemli bir yaşam tarzı isyanıdır, küçümsemeyin. Örgüt karşıtlığı vb. bunlar bugünkü anarşizme atfedilen, dışardan atfedilen şeylerdir. Anarşistler (bugünküler de) sadece hiyerarşik örgütlere karşıdır. Bugün anarşizm kültürel alana da yayılmıştır ve bu iyi bir şeydir.

    909. 909 Anonim 23 Haziran 15 / 11pm

      Türkiye’de sizin dışınızda anarşist var mı? Varsa kim(ler)?

    910. 910 Anonim 24 Haziran 15 / 1am

      Yok abi onu sormadım. Örneğin bir iş adamına sosyalistlerin iyi bakması mümkün değildir. Yani aynı bakış açısıyla bu tür sanatçılara da böyle bir yaklaşım var mıydı ?

    911. 911 Gün Zileli 24 Haziran 15 / 9am

      Olmaz olur mu? Kaos Yayınlarını biliyor musunuz?

    912. 912 Gün Zileli 24 Haziran 15 / 9am

      Anladım. O zamanı soruyorsun. Sana şunu söyleyeyim, o hergamede ilgilenemiyorduk bile. Dolayısıyla bir bakışımız yoktu.

    913. 913 Anonim 24 Haziran 15 / 11am

      Anarşist yaşama dair ütopik bir eser var mı tavsiye edebileceğiniz ”mülksüzler” dışında

    914. 914 Anonim 24 Haziran 15 / 11am

      Sen en iyisi 70’li yılları en ince detaylarına kadar anlatan şöyle 700 sayfalık Tolstoy stilinde bir roman yaz Gün abi. Bizim kuşağın o yılların dinamiklerini kavraması pek mümkün görünmüyor. Senin anılarını okuduk eyvallah ama yetmiyor gördüğün gibi.

    915. 915 Gün Zileli 24 Haziran 15 / 5pm

      Bu sitedeki anarşist kitaplık bölümüne bir göz atıverin.

    916. 916 Anonim 25 Haziran 15 / 9am

      abi sence Abdullah Öcalan nedir? Bir özgürlük savaşçısı ya da eli kanlı bir katil ?

    917. 917 Gün Zileli 25 Haziran 15 / 10am

      Bir mahkûm.

    918. 918 Anonim 27 Haziran 15 / 10pm

      1917 devrimini ve sscb tarihini derli toplu bir şekilde okuyabileceğim kitaplar tavsiye edebilir misin abi? piyasada bu konuya dair pek fazla kaynak yok gibi, biraz araştırma yaptığımda stalin’in, troçki’nin ve e. hallet carr’ın kitaplarını bulabildim yalnızca.

    919. 919 Gün Zileli 28 Haziran 15 / 8am

      Isaac Deutcsher, Troçki I/II/III, Ağaoğlu Yayınevi
      Stalin I/II Ağaoğlu yayınevi)(bunları ancak sahaflardan bulabilirsin)

      Paul Avrich, Kronstadt 1921, Versus yayınları
      İda Mett, Kronstadt 1921, Sokak yayınları (ancak sahaflardan)

      E. Ginzburg, Anafora Doğru
      Anaforun İçinde (Pencere Yayınları)

    920. 920 Deutcsher değil Deutscher 28 Haziran 15 / 4pm

      Deutscher’in Troçki ve Stalin kitapları internette pdf halinde var.

    921. 921 Gün Zileli 28 Haziran 15 / 9pm

      çok iyi. Sovyet tarihini en iyi anlatan kitaplardan biridir.

    922. 922 Anonim 30 Haziran 15 / 1am

      keşke dünyaya daha önce veya daha sonra gelsem dediğiniz oldu mu hiç

    923. 923 Gün Zileli 30 Haziran 15 / 9am

      daha önce gelseydim dediğim oldu.

    924. 924 Anonim 30 Haziran 15 / 6pm

      mesela ne zaman ? ilkel dönem insanı mı olmak isterdiniz? ya da evrim öncesi ?

    925. 925 Gün Zileli 30 Haziran 15 / 9pm

      19. yüzyıl falan. Ya da 1500’ler Fransa’sı.

    926. 926 Anonim 1 Temmuz 15 / 1am

      bookchin hakkında düşünceleriniz nelerdir?

    927. 927 Gün Zileli 1 Temmuz 15 / 8am

      Anarşizme önemli katkıları olmuş bir düşünürdür. Hayatı ve eserleri buna tanıklık eder.

    928. 928 Anonim 1 Temmuz 15 / 3pm

      Peki Atatürk döneminde yaşasaydınız devlete ve CHP’ye karşı tavrınız ne olurdu? Devrimleri destekler miydiniz?

    929. 929 Gün Zileli 1 Temmuz 15 / 6pm

      Ne devrimi? atatürk’ün etrafında oluşmuş bir bürokrasinin diktatörlüğü söz konusuydu. Özgürlük için orada da mücadele ederdim tek parti ve ebedi şef diktatörlüğüne.

    930. 930 Anonim 2 Temmuz 15 / 11am

      Peki bu diktatörlüğün oluşumunda Atatürk’ün etkisi neydi? Yani Atatürk çevresindekiler tarafından ele geçirilmiş, kontrol edilen zavallı bir piyon muydu (yani diktatörlük aslında çevresindekilerin faydalandığı bir sistem miydi) yoksa bu keyfi düzeni tamamen kendisi oluşturmuş usta bir diktatör müydü?

    931. 931 Gün Zileli 2 Temmuz 15 / 1pm

      bunların her ikisi de söz konusu bütün diktatörler için.

    932. 932 Anonim 6 Temmuz 15 / 11am

      Gün Abi, bu dünyada ezenler ezilenler varsa, neden ezilenlerin yanında yer alanlar birbirlerini yiyorlar? Siz neden senelerce birbirinizi yediniz? ve sosyalist sol,anarşist sol neden bir gün olsun bile bu ülkenini en güzel devrimini Fatsayı anmıyor ve neden Terzi Fikri’yi ölüm yıl dönümünde bile anmıyor…Bu insan bu kadarını bile hak etmiyor mu?

    933. 933 Gün Zileli 6 Temmuz 15 / 1pm

      Türkiye soluNUN fATSA’YI ve Terzi Fikri’yi anmadığı pek doğru değil. Bugüne kadar bu fazlasıyla yapıldı da bu deneylerin eleştirisi pek yapılmadı bence. Birbirini yeme meselesine gelince, bizde tartışma kültürü bir hayli zayıf. Bu yüzdan genellikle monolitik bir yaklaşımımız var. Bu monolitik yapı bir kere parçalanınca da bu sefer birbirimizin gözünü çıkarıyoruz. Olsa yapılması gereken, başından itibaren eleştiri ve irdeilemeyi özenilir bir şeiy haline getirmek ama birbirinin kuyusunu kazmayı ya da gözünü oymayı da ayıplanacak bir davranış olarak hedef tahtasına koymaktır.

    934. 934 Anonim 6 Temmuz 15 / 1pm

      Maalesef doğru değil, Gün Abi…Sizler Terzi Fikri’yi eleştiremezsiniz,sadece onu saygıyla anmak mecburiyetinde olursunuz…Ve anmıyorsunuz.. Dünyada Paris Komünü ne ise Türkiye’de Fatsa odur…Ve doğru söylemiyorsun…Terzi Fikri’nin ölüm yıldönümü geçti ve bir anarşist olarak onu anmadın…ve sizler hiç bir zaman Terzi Fikri olamayacaksınız…Kiminiz anarşizme kiminiz kürt ipine tutundunuz,tutunamayanlar ise liberalizme ve milliyetçiliğe savruldu….Ve ben 22 yaşında bir genç olarak Terzi Fikriyle gurur duyuyorum…Demokratik cumhuriyeti savunanlar örnek alsın…benim liderim DenizGezmiş,Mahir Çayan,Che Guevar,Lenin değildir…Benim liderim Terzi Fikridir,Paris’in baldırı çıplaklarıdır…ve sen bunları hatırlatmakla yükümlüsün biz gençlere Gün Abi.

    935. 935 no country for old men 6 Temmuz 15 / 1pm

      türkiye soluna stalinistler hakimken bu dediğin nasıl olacak gün? en son merdan yanardağ polemiğinde bile pek çok insan sana cephe aldı, hatırla, “troçki de kronstadt’da anarşistleri kurşuna dizdi çünkü emperyalist ülkelerin bolşeviklere saldırısı vardı” diyen adamı savundu sana karşı. sen de saf saf bunlarla tartışma kültürü arıyorsun.

    936. 936 Gün Zileli 6 Temmuz 15 / 3pm

      sevgili arkadaşım, ben bu sitede hiç kimseyi anmıyorum. öldükten sonra üzerinden yıllar geçmiş birini andığım bir yazı bul, göster burada, o zaman sana hak vereceğim. Sana tavsiyem kimseyi idolleştirme. Birini idolleştirmek, o kişiye yapılabilecek en büyük kötülüktür.

    937. 937 Gün Zileli 6 Temmuz 15 / 3pm

      Ben tartışma kültürü derken sadece solu kastetmemiştim. Genel olarak toplumu kastetmiştim, elbette sol da o toplumun bir parçası olarak bu olumsuzluklardan nasibini alır. Bu, uygurları savunacağım diye koreli turist döven bir toplumdur. TGB’lilerin ABD’li asker dövmeleri çok mu farklıdır sanki. Böyle bir toplumda bırakın tartışma kültürünü, ortalama bir zekâ bulmak bile bir talih olarak görülmelidir. Buna rağmen tartışma kültürünü gerek toplumda gerekse solda adım adım yaygınlaştırabiliriz diye düşünüyorum. Örneğin bugünkü durumla 20 yıl öncesi bile farklıdır.

    938. 938 Anonim 6 Temmuz 15 / 3pm

      Güzel Abim, sözlerine sonuna kadar katılıyorum.İnsanları idolleştirmek büyük bir hata.sonucu hayal kırıklığı olur.Ama benim idolleştirdiğim bir idol değilki.halktan biri halkın kendisi..

    939. 939 Gün Zileli 6 Temmuz 15 / 4pm

      İdolleştirmek putlaştırmak demektir. Halktan birileri de putlaştırılabilir. Hatta çoğunlukla putlaştırılanlar halktan birileridir.

    940. 940 S.G 6 Temmuz 15 / 5pm

      Abi 70 li yıllarda Sultan Galiyev’den ne kadar haberdardınız ve o zamanlar hakkında nasıl bir görüş hakimdi??..Yani 68 kuşağı Sultan Galiyev’e nasıl bakıyordu??..

    941. 941 Gün Zileli 6 Temmuz 15 / 6pm

      ismini duyardık ama hakkında hiçbir şey bilmezdik. 68 kuşağı oldukça cahildir.

    942. 942 Anonim 7 Temmuz 15 / 12am

      öldükten sonra yaşama inanmıyorsanız ne olcağını düşünüyorsunuz?

    943. 943 Gün Zileli 7 Temmuz 15 / 9am

      dünyaya gelmeden önce neysen osun ölümden sonra da.

    944. 944 Anonim 8 Temmuz 15 / 3pm

      İnsanlığın ilerledikçe sınıflara ayrılması, buna isterseniz işbölümü de diyebiliriz, evrim ilerledikçe canlıların türlere ayrılması gibi doğal ve zorunlu bir durum değil midir? Nasıl ki ekosistemin varlığı için farklı türlerin mevcudiyeti gerekliyse, insan toplumunun da işbölümünün gerektirdiği sınıflardan oluşması bir zorunluluk değil midir?
      Bu yüzden bütün sınıfları tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine emek sömürüsünü, sınıflar arası uçurumu ve aşırı zenginlik/yoksulluğu kaldırarak sınıfları mümkün olduğunca birbirine yaklaştırmak, bunun için de israf yaratan kâr amaçlı üretime ve zorunlu asgari çalışmaların dışındaki bütün çalışmalara son vermek yetmez mi?
      Aynı durum ekosistem için de böyle değil mi? Beslenme zinciri bir doğa kanunu ama hayvanlar yaşamak için gereken ihtiyaçları kadarını yiyorlar -doğaya zarar veren türler de var elbette ama en zararlı tür insan bu açıdan, ihtiyacının çok fazlasını tüketerek doğaya çok büyük zarar veriyor. İnsan da ihtiyacıyla yetinmeli. Veganlık ve vejetaryenlik yaygınlaşmalı, belki bütün insanlar değil ama büyük çoğunluk vejetaryen olabilir, olmayanlar da eti büyük ölçüde azaltabilir. Aynı şekilde barınma, konut, giyim gibi diğer ihtiyaçlar, ulaşım ve iletişim araçları gibi teknolojik gerekler de ihtiyaç ölçüsünde kullanılsa doğaya zarar vermeyecek şekilde kullanılabilir.

    945. 945 Anonim 10 Temmuz 15 / 2pm

      sizce uğur mumcu sosyalist-miydi kemalist mi??

    946. 946 Gün Zileli 10 Temmuz 15 / 2pm

      Sosyaliisti komünist anlamında kullanıyorsanız komünist değildi. Kemalistti.

    947. 947 Anonim 11 Temmuz 15 / 1pm

      Abi sosylaist,sonuç olarak zaten komunist demek değilmidir??Bu iki kavrama ayrı anlamlar yüklenmesi ne kadar gerçekçidir..Mesela ben sosyal demokrasi kavramınıda çok anlamış değilim bana göre kapitalizmin biraz merhametlisi sosyal demokrasi oluyor.Bu kavramlar arasında gerçekten nasıl bir fark var ??Yada bu sosylist ve sosyal demokrasi kavramları komunizmden sapmamıdır?en azından günümüzde..Sosyalizm komunizme geçiş aşaması iken son anda komunizme geçmekten vaz mı geçti? 🙂

    948. 948 Gün Zileli 11 Temmuz 15 / 5pm

      sosyalist genelde sosyal demokrat anlamına gelir. Komünistler de sosyal demokrasiden çıkmışlardır. II. Enternasyonal sosyalist enternasyonaldi ama 1917 devriminden sonra bölünde ve komünistler III. Enternasyonal’i kurdular.

    949. 949 Anonim 12 Temmuz 15 / 3pm

      Abi bu mdd ve sd ayrışmasında ki en temel sebep nedir??

    950. 950 Anonim 12 Temmuz 15 / 3pm

      Mustafa kemal bir sosyal demokratmıdır?

    951. 951 Gün Zileli 12 Temmuz 15 / 9pm

      Hayır. Mustafa Kemal bir milliyetçi ve reformcudur.

    952. 952 Gün Zileli 12 Temmuz 15 / 9pm

      Yarılma’yı okumalısın. Temel sebep diye bir şey olmadığını onu okuduğun zaman anlayacaksın.

    953. 953 Anonim 14 Temmuz 15 / 4pm

      teknoloji ve bilimle ilgili düşünceniz nedir? teknoloji sizce tarafsız mıdır?

    954. 954 Gün Zileli 14 Temmuz 15 / 5pm

      kâra dayalı, kapitalist sistemin dayattığı teknolojinin esasen doğanın ve hayatın karşısında olduğunu düşünüyorum. Ama bu konuda toptancı olmamak gerekir. Aynı zamanda teknolojinin bu koşuillarda bile özgürleştirici bir yanı var (sosyal medya vb). Kapitalizmden kurtulmuş, doğayı yıkıma götürmeyen bir teknolojinin insanlığın hizmetinde harikalar yaratacağı düşünülebilir.

    955. 955 S.G 15 Temmuz 15 / 6pm

      Küresel ermaye hakkında ne düşünüyorsunuz?Türkiye küresel sermayeye kapılarını ardına kadar açmalı mı?Küresel sermaye olmadan biz kendi sermayemizi oluşturamazmıyız.küresel sermaye gittiği toplumlarda nasıl bir etki yaratır.

    956. 956 Anonim 15 Temmuz 15 / 7pm

      Gün Bey,

      Her ne kadar “komünizm” eleştirileriniz yüksek seviyelerde de olsa, tarihi anlatırken objektif davranmaya büyük özen gösterdiğinizi biliyorum.

      Şunla sık karşılaşır oldum:

      “1. Dünya Savaş’ında Almanya, yenilme emarelerini görmeye başlayınca, savaşın seyrini değiştirebilecekleri umuduyla, Rus Çarlığı’nın dönüşüme uğrayıp savaştaki rolünü değiştirmek için, Vladimir Lenin’i Rusya’ya gönderdi. Almanya savaşta yenilmiş olsa da, Lenin, Almanya’nın bir projesiydi. Sonuç olarak: Çarlığın SSCB’ye evrilmesinde asıl parmak Almanya’dır.”

      Kelimesi kelimesine bu şekilde karşılaşmıyorum. Ama anlatılanların özü bu.

      Siz, onca çeviri yaptınız. Bütün bunların ötesinde 1960’lardan gelen bir birikiminiz var.

      Hiç yukarıdaki gibi bir şey duydunuz mu?

      Eğer duyduysanız; bulgularınızı, bilgilerinizi aktarır mısınız?

    957. 957 Gün Zileli 16 Temmuz 15 / 8am

      duydum ama biunu saçma bulurum. Bu tarihi devlet komploları şeklinde yazan anlayışın ürünüdür.

    958. 958 Gün Zileli 16 Temmuz 15 / 8am

      sermaye zaten küreseldir. Küresel sermayenin dışında bir sermaye yoktur. “Kendi” sermayemiz denilen şey eski milli burjuvazi rezaletinin tekrarlanmasıdır. Türkiye’nin ne yapacağını ben bilemem ama halk tarafından yapılması gereken, sermaye dışı özgür komünler oluşturmaya çalışmak. sermaye dışı hayat yolları açmaya çalışmaktır.

    959. 959 Anonim 16 Temmuz 15 / 5pm

      teknolojinin iyi ve kötü yanlarını nasıl birbirinden ayıracağız teknoloji birbirne bağlı olduğunu düşünüyorum örneğin bilimsel tıp için bir çok alt dalın bilinmesi gerekir bunu nasıl ayırabilceğiz? bana en mantıklı gelen teknolojiyi insanın temel ihtiyaçlarını karşılamada elzem olan ve doğaya zarar vermeyen teknikle ( kaşık, çatal vb) karmaşık düzeyde kollektif üretilen teknolojiyi ayırmak diye düşünüyorum sizin düşünceniz nedir?

    960. 960 Anonim 16 Temmuz 15 / 5pm

      Abi deniz gezmişle ibrahim kaypakkaya arasında fikir ayrılıklarının derinliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?İbrahim kaypak kaya daha mı sosyalistti.Hangi fikirler bunların yollarını ayırdı.

    961. 961 Anonim 16 Temmuz 15 / 6pm

      T.A.P.’ı kursak genel başkanı olup, yaklaşan erken genel seçimlere girer misiniz?

      (T.A.P.: Türkiye’nin Anarşist Partisi)

    962. 962 stendhal 17 Temmuz 15 / 12am

      Ne güzeldir şimdi oralar. İstediğin zaman denize gir serinle. Mis gibi orman yanı başında. Kediler köpekler kuşlar çiçekler. İlham geldiğinde otur romanını yaz, akşam üstü dostlarla iki tek at efkar gider hayat sana güzel.

    963. 963 Gün Zileli 17 Temmuz 15 / 7am

      evet, katılabilirim buna

    964. 964 Gün Zileli 17 Temmuz 15 / 7am

      anarşistler siyasi partiler kurmazlar

    965. 965 Gün Zileli 17 Temmuz 15 / 7am

      Kaypakkaya Beyaz aydınlık tarafında kaldı ve dolayısıyla Mao’nun yolunu benimsedi. Deniz de gerçi kendine maocu derdi ama o latin amerika’daki Kübae çizgisine daha yakındı.

    966. 966 Gün Zileli 17 Temmuz 15 / 7am

      Roman, “ilham” geldiğinde yazılmaz. Disiplin ister.

    967. 967 Anonim 18 Temmuz 15 / 4pm

      Batının doğudan daha medeni olmasının gibi bir durum söz konusu ki bu durum Türkiye’nin batısı ve doğusu içinde geçerli bunu nasıl açıklarsınız?Siyasal olarak mesela anarşizm devlet erkine karşı ama devlet halklardan daha ilerici diyebilir miyiz?Mesela burjuvazinin komünizmden ilerici olması gibi bir paradigama kurgusu doğrumudur?Yani ”sosyalizm olmadan özgürlük haksızlıktır”anlayışına atıf yapacak olursak devlet olmadan liberter bir düzen sağlanabilir mi?

    968. 968 Gün Zileli 18 Temmuz 15 / 9pm

      genellemelereden sakınmak gerekir. ayrıca ilerilik de görece bir kavram. Liberter bir topluluk için devletin yok edilmesi ya da büyük ölçüde sınırlanması gerekir.

    969. 969 Anonim 19 Temmuz 15 / 12pm

      Solun (aslında diğer modern ideolojilerin de, örneğin liberalizmin, faşizmin, ulusçuluğun) başarısızlığının ve çağın gerisinde kalmasının nedeni tarihsel bir temelinin olmaması değil midir?
      Bu tabii modernizm öncesi için de böyle. Örneğin tektanrılı dinler, hanedanlar bu tabansızlıkları yüzünden çöktü.
      Solun kendi tarihini kapitalizm ve işçi sınıfının tarihiyle başlatarak öncesini yok sayması, tektanrıcılığın tarihini Yahudi-Arap kavimleriyle başlatarak kendine yapay bir geçmiş yaratması, ulusçuluğun, Kemalizmin geçmişi inkar etmesi hep aynı olgunun değişik şekilleri değil midir? Biçim farklı ama öz aynı bence.

    970. 970 Gün Zileli 19 Temmuz 15 / 12pm

      Solu esas çökerten Stalinist zorbalık olmuştur.

    971. 971 Anonim 19 Temmuz 15 / 2pm

      Deniz Orada romanını gözden geçirip yeniden yayımlatmayı neden denemedin, denemiyorsun? veya yüreğe yağan kar’ı?

    972. 972 Gün Zileli 19 Temmuz 15 / 4pm

      talep yok. yayınevi yok.

    973. 973 Anonim 19 Temmuz 15 / 4pm

      Gözden geçirip iletişime yollasan basarlar bence. hep o tarz kitaplar basıyorlar zaten.

    974. 974 Gün Zileli 19 Temmuz 15 / 5pm

      hiç sanmam. kendileri teklif ederse ne ala.

    975. 975 Anonim 20 Temmuz 15 / 8pm

      “Sosyalist Açıdan Ekonomi Politik
      Sovyetler Birliğinde Sosyalizmin Kuruluşu”
      Yıl: 2011

      “Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Çözülüşü”
      Yıl: 2010

      Mızrak Yayınları’ndan çıkan Yalçın Küçük’ün yazdığı bu kitaplar hakkındaki görüşleriniz nedir sayın Zileli?

    976. 976 Gün Zileli 20 Temmuz 15 / 9pm

      okumadım. ama birinci kitabın adı çok tuhaf. SB’de sosyalizm mi kurulmuş?

    977. 977 Gün Zileli 20 Temmuz 15 / 9pm

      ve SB’de sosyalizm mi çözülmüş.

    978. 978 Anonim 1 Ağustos 15 / 5pm
    979. 979 Gün Zileli 1 Ağustos 15 / 6pm

      İlk kez duyuyorum. Bana biraz mavra gibi geldi. Ben Zülfü’ye yumruk atıp gözlüğünü kırmışım filan. Hayatta bir kez bile karşılaşmış değilim.

    980. 980 Anonim 1 Ağustos 15 / 6pm

      Zülfü olayını sormuyorum abi 😀 Yeni parti kurulacak iddiası doğru mu?

    981. 981 Gün Zileli 1 Ağustos 15 / 6pm

      Duymadım dediğim o zaten.

    982. 982 Anonim 2 Ağustos 15 / 7pm
    983. 983 Gün Zileli 3 Ağustos 15 / 7am

      Troçki’yi mi soruyorsunuz? İktidardayken ne yazık ki işçi ve köylülerin ezilmesine katkıda bulunmuştur. 1927 yılından sonra ise Stalin tarafından tüm dünya yüzünde bir av hayvanı gibi alçakça kovalanmış ve sonunda Meksika’da NKVD’nin baltasıyla öldürülmüştür.

    984. 984 Anonim 6 Ağustos 15 / 11am

      Abi ergenliğe giren gençlerin 12-13 yaşından itibaren kendi istekleri ile karşı cins ile seks yapabilmelerine bir anarşist olarak nasıl bakıyorsun. Yani bu karar tamamen onlara aitse o zaman ortada bir sağlıksızlık yoktur mu diyorsun yoksa daha farklı bir düşüncen var mı?

    985. 985 Gün Zileli 6 Ağustos 15 / 11am

      farklı düşüncem yok. İstediklerini yapsınlar.

    986. 986 Anonim 7 Ağustos 15 / 10am
    987. 987 Anonim 7 Ağustos 15 / 12pm

      Dilaver Demirağ’la görüşüyormusunuz?

    988. 988 Anonim 7 Ağustos 15 / 12pm

      Peki o yaşta gençlerin mantıklı karar alabilme düzeyleri illaki düşüktür. Daha sonra pişman oalcağı birçok şey yapılabilir buna ne dersiniz?

    989. 989 Gün Zileli 7 Ağustos 15 / 4pm

      Hayır.

    990. 990 Gün Zileli 7 Ağustos 15 / 4pm

      Hayat özgürlük içinde kendi dengesini bulur. Bugüne kadar bu dengeyi bozan hep yukardan otoriter müdahaleler olmuştur.

    991. 991 Anonim 8 Ağustos 15 / 2am

      Otoritenin kalkması daha kötü sonuçlar da verebilir. Terkedilme, aldatılma, reddedilme nedeniyle yapılan intikam amaçlı cinayet ve katliamlar artabilir. Niyeti olan ama sırf ceza ve hapis istemediği için yapmayanlar cesaret bulabilir. Bu olaylar gösteriyor ki insanlar arası çıkar çatışmaları bitmeyecek. Çelişkiler sınıfsal, ulusal çelişkilerden ibaret değil. Reddedilen erkekler de kendi aralarında örgütlenerek bir güç olabilirler. Devletsiz, yasasız bir toplumda daha kolay olur ama buna gerek de yok. Bireysel silahlanma, yaygınlaşan iletişim, internet, sosyal medya gibi imkanlar bunu sağlayabilir zaten.

    992. 992 Anonim 8 Ağustos 15 / 1pm

      Şen şakrak okumaya başladığım anılarınızı büyük hüzünle bitirdim..Farkettim ki; gerçekten büyük emek ve çaba göstermiş ve savunduklarını ezberleyecek kadar öğrenmiş bir kuşak 68 kuşağı..Ama bu öğretiler toplumsal gerçekliği göz ardı etmiş ve faşist güçlerden daha çok kendi aralarında kavgaları ile adeta intihar etmiş…Peşinizden gelen kuşak ise ne sizin kadar okumuş,nede sizin kadar inanmış bir kuşak ve yine tek taraflı bakış açısı aynen devam etmiş diye düşünüyorum.Bilmem katılrmısınız…

    993. 993 Gün Zileli 8 Ağustos 15 / 2pm

      katılırım katılmasına ama daha etraflı tartışmakta yarar var. örneğin bizim kuşağın çok okuduğu doğru değil. bence sonraki kuşaklar daha çok ve geniş okuyorlar.

    994. 994 ogürsel 13 Ağustos 15 / 8pm

      Şu anda Suriye’li göçmenlere ait haberleri izliyorum. Kadınlar, bir kaç yaşında bebeler. Gözyaşartıcı sahneler. 1940’ların Yahudi soykırımına ait film sahneleri gibi. Ölümcül bir yarışla Batı’ya kaçmaya çabalıyorlar. Pakistan’a, Bangladeş’e, Mısır’a kaçmayıp, Batı’yı seçiyorlar. Türkiye’de bile kalmak istemiyorlarmış…
      IŞİD katliamlarından, “Müslüman kardeşlerinden” korkarak, Gâvur, emperyalist Batı’ya sığınmaya çalışıyorlar. Kendi ülkelerinde hiç mücadele etmeden. (Sen de kaçtın Batı’ya! Yıllarca -9-10 yıl- kaçak yaşadın, sahte isimle. Direndin. O koşullarda mücadele verdin. Hapse atacaklardı; sanırım hapse atılmak, ölüm bile umurun değildi; mücadele için dışarıda kalmalı ve yaşamalıydın! 15 yıl sonra döndün ve kaldığın yerden başladın.. Mücadeleyi bilen insana sormak istiyorum; mücadele etmeyenlere yardım etmek mümkün müdür?)
      Ne korkunç ki, Batıya sığınmacılıkları gerçekleştiğinde, çoğu cemaatlerine sığınacak ve “Gâvurlara” küfretmeye devam edecek. Kendilerini ülkesinden kaçırtan, katleden zihniyete en azından para yardımı yapacak.
      4-5 milyon Suriye’li göçmenden söz ediliyor. IŞİD katillerinin 60-70 bin olduğu yazılıyor… Böylesi bir şey Avrupa Tarihinde var mı?
      ***
      Bir İngiliz sosyalisti, bir Yunanlı anarşist olsaydın, bir Alman komünisti.. bu göçmenleri ülkene geldikleri kadar kabul eder miydin?
      Her ülke, her toplum, çok acı çekerek bir toplumsal düzen oldurdu. 1800’lü yılların Avrupa’sını okuyorum. Mücadele ediyorlar! Ve 1914 ve 1939 iki savaş… Daha dün gibi!
      *
      Bu milyonlarca göçmen, hem de bin yıl önceki kültürel dünyadan koparak senin toplumuna sığınmak istese.. ne yapardın?
      Her toplum evlatlarının da yaşayacağı dünya-geleceği için emek verdi; Fransız Partizanlarındaki, Yunan, İtalyan Komünistlerindeki savaşma, işkenceye çekilme, ölmeye karşın mücadele arzusu nedendi? Gestapo, IŞİD’den daha korkunçtu ama savaştılar!
      Bu ne yaman çelişki!
      Bir de , bu zavallılar oraya yerleştiklerinde, kovulmayacaklarını anladıklarında… “benim dinim üstündür, siz gâvursunuz” demesi kuvvetle muhtemel ise.. Ve yüz binlerce sayıda, doğum kontrolü yapmayacak insanlar ise..
      Bu koşullarda kaç milyon Suriye’li göçmeni yurduna kabul ederdin?
      Yanıtı zor sorular! Ben veremiyorum! İçimdeki “faşist’in” yanıtları beni rahatsız ediyor…
      Mücadele etmeden kaçanlara “saygı” ile, bir “ülke” yapmış ölülere-emeğe saygı arasında adalet arıyorum… Bulamıyorum…
      (Not.. Ortalık yerde soruyorum; yanıtı güç! Bu yanıtın yükü büyük. “İnsanlığın Adaleti” gözetilerek verilecek yanıt; ve bu Adalet kolayca bilinir değil! )

    995. 995 Anonim 14 Ağustos 15 / 11am

      Birilerinin Suriyelileri kendi “yurduna” kabul etmesi veya etmemesi diye bir şey söz konusu olamaz. Hiçbir yer hiç kimsenin yurdu değildir. Suriyeli, Türkiyeli, Avrupalı, Amerikalı dediğimiz insanların yaşadığı topraklarda onlardan önce başkaları vardı, onlardan sonra da başkaları olacak. Dünyada insanlardan önce de başka canlılar vardı. İnsanlar yok olduktan sonra da başka türler olacak. Dünya hiçbir tür için yaratılmamıştır.

    996. 996 Gün Zileli 14 Ağustos 15 / 1pm

      Yazılıp duvara asılacak kadar güzel bir saptama bu.

    997. 997 ogürsel 14 Ağustos 15 / 4pm

      564’e…
      Bu yaklaşımda “emek” unutulmamış mı? Bu “teoride” Emeğe haksızlık yok mu?
      *
      İnsanların kendilerine, toplum-birey olarak birbirlerine, yaşadıkları mekâna verilmiş emek; birikmiş emeğin oldurduğu bir “uygarlık”; hem de o “emek uygarlığını” yok edebilecek, sunabileceğinden çok daha fazlası talep edildiğinde yukarıdaki teori uygulanabilir mi?
      Mücadele, sorumluluk, emek içermeyen bir özgürlük mümkün mü? Hayat bize böyle bir özgürlük sunma kapasitesi taşır mı?
      *
      Sorumsuzca çoğalan bir “kabilenin” yaşama alanı kendine yetmediğinde, komşu “kabilelerin” yaşama alanına “dalmaları” adil midir? “Siz burayı ne güzel yapmışsınız bakiyim!”
      *
      Yurt, ülke, Vatan’dan söz etmiyorum. Yaşama Alanı’nın paylaşılmasının, emek temelinde bir takım kuralları olması gerekmez mi?
      *
      Yıllarca uğraşmış bir kabile; toprağı ıslah etmiş, bataklıkları kurutmuş. Köprüler, su kanalları yapmış..
      Çocuklarına eğitim vermiş; ortak yaşama saygısı ve kurallarını öğretmiş..
      Sonra “toplayıcı” kabile dalmış oraya…
      “Biz geldik! Ne de güzel yapmışsınız ve dünya hepimizin!”

      Bu mudur?

    998. 998 Anonim 15 Ağustos 15 / 10am

      O “emek”te bütün halkların bir şekilde payı var. Bugünkü görüntüye aldanarak modern uygarlığın nasıl geliştiğini unutmayalım. Bunda belki de en büyük pay müslümanların. Arap fetihleri olmasaydı bilimi ve tekniği ilerleten bir çok şey Batıya yayılmazdı. Çin’in kağıdını, Hintlilerin sıfır rakamını Avrupa’ya getiren Araplardır. Matbaanın Osmanlı’ya geç gelmesi sık anlatılan bir klişedir, siz de bir yazınızda değinmiştiniz. Kağıdı bulan ve Batıya getiren Çinliler ve müslümanlar olmasaydı matbaa da olmazdı. Sıfır rakamı bilinmeseydi Roma rakamlarının ötesine geçilemezdi, matematik de ilerlemezdi.

    999. 999 ogürsel 15 Ağustos 15 / 12pm

      Son iki yüzyıla dek denilenler doğrudur..
      Ama… ama…
      Son bir kaç yüzyıldır Müslümanlar tatilde! En az son iki yüz yıldır bu “insanlık emeğine” katkı vermiyorlar…
      O yüzden bir avuç zorba karşısında dağılıveriyorlar….
      ***
      matbaanın gecikme olgusu da bu “tatil” iddiasının kanıtıdır! Klişe değildir; somut ve 1. düzey kanıttır.
      Toplumun yarısını olduran Kadın’ları insan görmeyen zihniyet de 2. kanıtı oldurur.
      Yetmez mi?
      RTE’de o “tatilin” ürünü..
      bu da 3. kanıt olsun..
      *
      İnsanlığın ortak emeğine son iki yüzyılda katkı vermiş bir Müslüman Toplum değeri biliyor musunuz?
      O zaman yanıldığımı kabul edeceğim..

    1000. 1000 Anonim 15 Ağustos 15 / 1pm

      Dünyada bir denge olması için müslümanların ve diğer geri kalmış halkların ilerlememesi gerekir.
      İnsanlar yaşamak için yemek ve içmek zorunda olduklarından tarım ve hayvancılığa dayalı geri kalmış ülkelerin varlığı zorunludur.
      İlerlemek, sanayileşmekle eş anlamlıdır.
      Bütün dünya sanayileşirse ne olacağı belli.

    1001. 1001 Anonim 15 Ağustos 15 / 2pm

      Bu arada matbaa ve kağıt da güzel bir örnek. Bunların olmaması ağaçların kesilmemesi demektir. Bir toplum ne kadar geriyse doğaya o kadar az zarar verir.

    1002. 1002 Anonim 15 Ağustos 15 / 2pm

      Bir de bu olayın nedeni gericilikten ziyade sınıfsal, ekonomik çıkarlar. O yüzden klişe dedim. Geçimini el yazması kitapları çoğaltmakla sağlayan hattatların buna karşı olması en önemli nedenlerinden. Ayrıca çoğunluğu köylü ve göçebe olan bir ülkede yazılı bir kültürün tabanı olamaz zaten. Bunu gericilikle açıklamak bu yüzden yanlış. İlber Ortaylı da bir kitabında bundan söz ediyordu.

    1003. 1003 ogürsel 16 Ağustos 15 / 9am

      arkadaşlarım,
      Pakistan, Bangladeş, Nijerya… 15-200 milyonluk ülkeler.. İnsanlar korkunç şartlarda yaşıyor. Çok acı çekiyorlar.. Bu halkların bu maddî-manevî sefaletlerinde kuşkusuz emperyalizm’in suçu büyük.. Ama yalnızca bu değil..
      Bu sebeple yazılarımda değiniyorum..
      Yanlış-eksik “teşhis” tedavi etmez. Süründürür insanı-toplumları. Yaşanılan da bu..
      Bu bağlamda Doğu-Müslüman toplumların bir “aydınlanma” süreci yaşaması gerektiğini düşünerek bu konulara değiniyorum. Elbette sonra “nasıl” bir aydınlanma ve hangi yöntem soruları da gelecek arkasından.
      Milyonlarca insan… çocuklar, bebekler, yaşlılar. Denizlerde boğuluyor. Hastalıklardan ölüyor. Gittikleri yerlerde aşağılanıyor. Parası olanlar şımarıkça davranırken, ezici çoğunluk kim bilir ne acz içinde…
      Önümüzdeki yıllar yeni göç dalgaları olursa kimse şaşırmasın; bakalım Bangladeş, Pakistan ne olacak.. Çoğalma hızları aynen sürüyor..
      DOĞU SORUNU arkaik islam gelenekleriyle yüzleşmedikçe çok acı çekecek biz de ağlamaya devam edeceğiz.
      **
      “ileri” toplumlar ağaçları kâğıt için keserken yenisini eker; geri toplumlar odun ya da tarla açmak için ormanı yok eder.
      *
      İleri gitmek sanayileşmek değildir yalnızca. “İleri sanayi” doğa ile dost olabilir. Ama asıl devrimin zihinlerde gerçekleşmesi önemli…
      Modernizasyon denilebilecek aydınlanma ve seküler siyasal hayat sürecine girmeyen toplumlar önümüzdeki yıllarda daha derin bir kaosa sürüklenecekler..
      biz de bu sürecin sancısını çekmiyor muyuz?
      sorumun yanıtı gelmedi.. son 250 yıldır Müslüman Toplumlara sunduğu bir “emek ürünü” var mı?

    1004. 1004 Anonim 16 Ağustos 15 / 10am

      O.Gürsel kusura bakma ama saçmalıyorsun ve saçmaladığının farkında bile değilsin. Bütün kötülüklerin sebebini dine dayandırıyorsun. Oysa sebeplerden sadece bir tanesi. Durum çok daha karmaşık oysa. Diğer yandan günümüzde sınıfsal yapı değişmeye başladı. Bilgisayar teknolojisi ve internet bir “siber proletarya” sınıfı oluşturmaya başladı ve senin bahsettiğin ülkelerde de insanlar akıllı telefon kullanıyorlar. Anlayacağın aslında “Aydınlanma” her yerde. Sorun, Karl Marks’tan sonra adam gibi bir teorisyenin çıkmayışı..Ne kadar yanlış olsa da insanların her zaman bir yol göstericiye ihtiyacı var ve ihtiyacı olacak.
      Son olarak, sanayi ve doğa dost olamaz. Hatta bu iki kelime yan yana kullanılamaz. Avrupa’nın nehirlerine bakman yeterli. Elbe gibi, Tuna gibi. Bu kadar somut kanıtlar varken kafa karıştırıyorsun.

    1005. 1005 ogürsel 16 Ağustos 15 / 11am

      572.. edebini bozman aciz kaldığın için olmalı…
      ezberlediklerine konuşuyorsun; 1960 model zihinle bu bakış açısının sana saçma gelmesi elbette normal..
      *
      o soruyu yanıtlayamayan sen olmalısın.. Hep böyle; dürüstçe tartışamayınca hakarete sığınanlardan…

      *
      … yol göstericiymiş…. işte aczin sebebi belli oldu… Bildiklerin sana yetiyor anlaşılan..
      “Sen öyle bil!”

    1006. 1006 ogürsel 16 Ağustos 15 / 12pm

      sorun Din değildir; din aracılığıyla kemikleşen bir algılama bozukluğudur.
      Dünyanın, insanın ve toplumsal ilişkilerin diyalektiğinin inkâr edilmesidir. Ve “dünyevî” sorunlara yanıt üretemeyen zihnin, kendi kendini avutmasıdır.
      *
      Ve ben sorunun yalnızca bu olduğunu söylemiyorum.. Anlama sorunu olan biri gibi davranmayın.
      *
      Bugün 1,5-2 milyar olan nüfusu ile onlarca Müslüman ülkelerin son 250-300 yılda insanlığın ortak emeğine; felsefe, bilim, teknoloji vb. tek bir katkı yapmaması size saçma gelmiyor da yazdıklarım mı saçma geliyor?
      *
      Merak etmeyin; onlar bunu anlayacaklar! 40-50 yıl sonra onlarca milyon ölü, yüzlerce milyonun kahrolduğu sefalet sonrası, insan denen yaratığın dünyaya aklı ile de tutunması gerektiğini…
      ne mutlu size, bunu görmeyeceksiniz..
      ben zaten görmeyeceğim…

    1007. 1007 Anonim 16 Ağustos 15 / 2pm

      “Bir dirayetli adam çıksın, bizi kurtarsın” bekleyişi genellikle ızdırap ve hayal kırıklığı doğuruyor toplumların tarihinde. En ağır polis ve rejim baskısı altında bile hayatları pahasına ideali arayan, birbirlerini sorgulayan ve didinip duran Rus devrimcilerinin o metodik sorgulayıcı tavırları bile, Rusya’nın en büyük dünya hapishanesi olmasını engelleyemedi sonuçta….Lenin’in hikâyesinde Marksistler, şüphesiz benim gördüğümden daha başka şeyler buluyorlar; ben ise kocaman bir yanılgı orada…

    1008. 1008 Anonim 16 Ağustos 15 / 6pm

      bugünlerde herkesin dilinde adem-i merkeziyetçi bir yönetimin gerekliliği ve böylece özgür,adil bir düzenin inşa edileceği VS..
      Açıkça söyleyeyim ben bu sistemin çok özgürlük ve adalet getireceğine inanmıyorum.Çünkü toplumumuz top yekün olarak bu birikime,demokrasi kültürüne ve hakkaniyete sahip değil.Bence bu sistem alt yapısı olmadığı için yöresel despotluk ve bölgesel kapitalizmi körükler.Toplumsal realiteyi göz önünde bulundurarak bu konuda siz nasıl düşünürsünüz.

    1009. 1009 Gün Zileli 16 Ağustos 15 / 7pm

      ğer bölgesel özyönetim gerçekten ora halkının inisiyatifiyle kuruluyorsa, dediğiniz sorunlar elbette çıkacaktır ama üstesinden gelinebilir zaman içinde. Yeterki merkezi müdahaleler olmasın.

    1010. 1010 ogürsel 16 Ağustos 15 / 8pm

      Gün Z. izni ile eklemek istiyorum.
      Anılan riskler elbette çok yüksek.
      Ama Türkiye’de 1950’den başlayarak 65 yılda geldiğimiz yere baktığımızda.. çok yol almadığımızı düşünüyorum…
      Yerel yönetimler içinde 3-5 seçim içinde çok yol alınabilir.
      İkincisi, tek bir sosyalizan-anarşistik bölge örneği yaratılabilirse bir kıvılcım olabilir.
      Üçüncüsü, her özerk bölge, kendi içinde özerk bölgelere izin vermelidir…
      Dördüncüsü, gelişmiş teknoloji imkânları artık bir avuç insana bile özerk ekonomi sağlayabilir.
      Beşincisi; yeni hayat, eski hayatın içinde doğmalıdır; bu yapılar o tohumları besleyebilir.
      Altıncısı, her bir bölge, kent demokrasisi bir deneyim sunabilir. Her bir birim bir “yönetim şekli” ile bir deney sahası olabilir. Hep birlikte mahvolmak ve birlikte düze çıkmak kumarından iyidir.
      Yedincisi; Burada olduğu gibi Merkezî iktidar ve Ulus Devlet sistemi uzlaşmacı, çoğulcu bir “zihniyet” taşımıyorsa yaşadıklarımız sonsuz bir kısır döngü olur; özerk-federal yapılar yeni bir birlik felsefesi olduracaktır.
      Sekizincisi… tarihsel süreçlere bakıldığında.. ve ülkemiz tarihsel-güncel koşulları gereği, ÇATIŞMACI değil, YARIŞMACI bir özerk toplumlar ile “daha az kayıp” ile “azami” mutluluk olasılığı yüksek görünmekte…

    1011. 1011 ogürsel 16 Ağustos 15 / 8pm

      Gün ağabeyin “Merkezî müdahaleler” anımsatması çok önemli..
      Vali, Başkan, savcı o bölge tarafından seçilmeli.. Yerel Meclisler Başkan-Vali ile kendini feshedebilmeli…
      Merkez, yerel meclislerden seçilenlerden olmalı…
      **
      Yerel Merkezi yapmalı, Merkez yereli denetlemeli…
      **
      Kuşkusuz riskler var ama.. toplumun kendini yönetme yolunda zamanla edineceği deneyim, bugüne kıyasla 10 kat fazla olacaktır.. kanımca…

    1012. 1012 Anonim 17 Ağustos 15 / 1am

      Kaypakkaya ile Abdullah Öcalan’ın hareketini karşılaştırdığınız zaman ne gibi farklılıklar görüyorsunuz? Kaypakkaya ile Öcalan aynı çizgide hareket edebilirler miydi acaba sizce?

    1013. 1013 Gün Zileli 17 Ağustos 15 / 7am

      Farklı dönemlerin farklı insanlarıydı.
      Herkesi içinde bulunduğu toplumsal ruh hali açısından değerlendirmek gerekir. Aynı çizgide hareket edip edemeyecekleri ise sadece bir spekülasyondur. Yani ne desek boş.

    1014. 1014 Anonim 17 Ağustos 15 / 7am

      O.Gürsel, “İleri sanayi” doğa ile dost olabilirse sizin aydınlanmış dediğiniz sanayi ülkeleri neden çevre sorununu hala çözemedi peki? Dünyanın sonunu getirecek olan şey “aydınlanmamış” müslüman ülkeler değil, “aydınlanmış” ülkelerin neden olduğu çevre sorunudur.
      Sorunuzun yanıtını da vereyim. “son 250 yıldır Müslüman Toplumlara sunduğu bir “emek ürünü” yok ama 250 yıldır “emek ürünü” veren ülkeler dünyanın sonunu getireceği için bu benim umrumda değil açıkçası.
      O yüzden “Bugün 1,5-2 milyar olan nüfusu ile onlarca Müslüman ülkelerin son 250-300 yılda insanlığın ortak emeğine; felsefe, bilim, teknoloji vb. tek bir katkı yapmaması” bana saçma gelmiyor ama dünyayı yok edecek ülkelere “aydınlanmış” denmesi saçma geliyor.
      Merak etmeyin; “40-50 yıl sonra onlarca milyon ölü, yüzlerce milyonun kahrolduğu sefalet sonrası” siz de bunu anlayacaksınız.

    1015. 1015 Anonim 17 Ağustos 15 / 11am

      Din ve ulus konusunun ele alınışı da böyledir. Dinin tanımının kendisinin bir din olduğu durumda, bu tanımın kendisinin din olduğunu anlamak çok zordur. Keza, ulusçuluğun tanımının ulusçuluk olduğu durumda ulusçuluğu anlamak zordur. Daire kendi üzerine kapanır. Ama bunun ardında, bir göz yanılması veya metodolojik –mantıksal bir yanılgı vardır. İşte tam bu nedenle, Esher’in resimleri Din ve Ulus konularını anlamak için idealdirler. Muhtemelen de bu durumun bir sanatçı sezişiyle ifadesidirler. Bu nedenle yazıda Esher’in resimlerini kullandık.
      Dinin tanımının modern toplumun dini; ulusun ve ulusçuluğun tanımının bir ulusçuluk olduğu yönünde yaptığımız keşif, bir bakıma Marks’ın işgücü ve emek kategorilerini ayırmasına benzer. Emek ve işgücü kategorileri ayrılmadığı sürece, ekonomi politik bir totoloji olmaktan öteye gidemez.
      Bu ayrımı yapmadan, nasıl artı değerin kaynağını ve kapitalist ekonomiyi anlamak mümkün değilse; benzenr şekilde, bugünkü yaygın ve egemen ulusçuluk tanımının bizzat kendisinin ulusçuluk olduğunu, din tanımının kendisinin din olduğunu anlamadan ne tarihi ne de çağımızı anlamak mümkün değildir.
      Dolayısıyla devrimci bir program ve strateji de oluşturulamaz.

      http://demirden-kapilar.blogspot.com.tr/2015/08/ulusculuk-murray-bookchin-ve-abdullah.html

    1016. 1016 ogürsel 17 Ağustos 15 / 5pm

      “.. 250 yıldır “emek ürünü” veren ülkeler dünyanın sonunu getireceği için bu benim umrumda değil açıkçası.”..dünyayı yok edecek ülkelere “aydınlanmış” denmesi saçma geliyor…”
      ***
      Aydınlanma’yı, bilim teknolojiyi aşağılayanlar kuşkusuz ki önünde sonunda “utanılacak” işler yaparlar. Çocuklarına aşı yaptırıp, koroner damarlarına stent taktırır; ateşli hastalıkta antibiotik yutarlar. Bu ürünler de umurunda değilse tamam! Otomobil, uçaklara binerler… TV, radyo.. İnternet…
      Tüm bunlar “aydınlanma” ürünü… N’olcak şimdi?
      *
      Ve o göçmenler Batı’ya göçüyor. Siyasî mahkumlar, parası olan hastalar…
      Bu olguların NEDEN’ine ait çözümlemeci araştırma yerine “umurumda değil!” lafı mezarlıkta ıslık çalmak… Oysa umurunda.. Yalan söylüyor…
      ***
      Batı bilim ve teknolojisi “kâr’a” dayalı ve “tüketim toplumu” aptallığı içinde üretim yapıyor. İnsanlar “aptalca” çoğalıyor. İhtiyacı olmayan nesneleri satın almak için sömürünün bir parçası oluyor; Hammadde, pazar, ucuz işgücü hesapları ile katliamlar tezgahlayan ÇUŞ’lerin suçortaklığını yapıyor vs.. Tamam..
      Ama tüm bunlar Bilim ve teknolojinin sahipliğinden kaynaklanan sorunlar! Bu şekilde kullanılmaları zorunlu değil..
      İşte zaten Doğu’nun sefaleti, aczi, acı çekmesi tam da bu Aydınlanmayı 200 yıldır umursamadığı için! Umursamamaya devam etsin; Batı emperyalizminin istediği de bu!
      Böylece onların “kaderine” her zaman hükmedecekler…

    1017. 1017 Barış 17 Ağustos 15 / 6pm

      Troçki’nin laflarında çok parıltı ve gösteriş var, ama içerik yok düşüncesine bakışınız nedir..

    1018. 1018 Gün Zileli 17 Ağustos 15 / 7pm

      Bu doğru değil. iyi bir hatipti, biraz fazla süslü konuşsa da etkileyiciydi. Ayrıca iyi bir yazardı. Yazıları Stalin açısından sarsıcıydı.

    1019. 1019 Anonim 17 Ağustos 15 / 8pm

      Nazım Hikmet’in 1920’lerin başında Moskova’da KUTV’da okuduğunu, sonra Türkiye’ye geldiğini, tutuklanmamak için tekrar Sovyetlere döndüğünü, bir kaç sene sonra tekrar Türkiye’ye giriş yaptığını biliyorsunuzdur herhalde Gün Abi ve Gürsel Abi.
      Size sorum şu: Nazım Hikmet, otuzlu yılları Sovyetlerde yaşasaydı, hiç Türkiye’ye gelmeseydi, akıbeti nasıl olurdu?
      Onun kafasında bir adam, yani hem örgütte hem de sanat dünyasında iddiaları olan bir adam, yirmili, otuzlu yılların Moskovasında neylerdi?

    1020. 1020 Gün Zileli 17 Ağustos 15 / 10pm

      Gulagları boylardı. Kesin.

    1021. 1021 Anonim 17 Ağustos 15 / 10pm

      Sizin Abdullah Öcalan ya da PKK hareketinin kurucularından herhangi birisiyle hiç tanışmanız oldu mu?

    1022. 1022 Anonim 17 Ağustos 15 / 10pm

      Bu sitede Deniz Gezmiş ile ilgili yaşasaydı ulusalcı olabilirdi gibi bazı düşünceler belirtilmiş. Deniz Gezmiş o dönemin Türkiye’sinde idam edilirken “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” diyen bir insan. Böyle bir adam nasıl olur da ulusalcı olabilirdi ?

    1023. 1023 ogürsel 17 Ağustos 15 / 10pm

      sevgili 584.. ve diğer okur yoldaşlar..
      bu tür sorulara ait yanıt vermek haddim değildir; bu tür soruları ben de Gün Ağabey’e sorarım.
      Onun vicdanına ve sezgilerine güvenirim… Bazı soruların yanıtları ancak orada bulunur; bilgi çok zaman güvenilmez, kirletilmiş, tahrif edilmiştir… Ayıklamak, saflaştırmak için çok temiz bir vicdan, egosundan sıyrılmış insan gerektirir…

    1024. 1024 Gün Zileli 18 Ağustos 15 / 6am

      Hayır. Onlar bizden sonraki kuşak. ancak Cemil Bayık, beni DTCF Fİkir Kulübü başkanlığı dönemimden tanırmış.

    1025. 1025 Gün Zileli 18 Ağustos 15 / 6am

      Ben de Deniz gibi devrimci bir arkadaşın ulusalcı olacağına inanmam. O dönem hepimizde kemalist ve ulusalcı fikirler vardı. Kimi iyice o tarafa savruldu, kimi ise bu fikirlerden kurtularak devrimci yönde ilerledi. Gerçi o dönem Kürt halkından söz edenlerden bir kısmı da sonradan ulusalcı oldu o da başka.

    1026. 1026 ogürsel 18 Ağustos 15 / 2pm

      sevgili 584.. ve diğer okur yoldaşlar..
      bu tür sorulara ait yanıt vermek haddim değildir; bu tür soruları ben de Gün Ağabey’e sorarım.
      Onun vicdanına ve sezgilerine güvenirim… Bazı soruların yanıtları ancak orada bulunur; bilgi çok zaman güvenilmez, kirletilmiş, tahrif edilmiştir… Ayıklamak, saflaştırmak için çok temiz bir vicdan, egosundan sıyrılmış insan gerektirir…

    1027. 1027 Misafir 19 Ağustos 15 / 10am

      Dünyada kansız devrim var mı?

    1028. 1028 Gün Zileli 19 Ağustos 15 / 10am

      Örneğin Ekim 1917 devrimi kansız bir devrimdir. Yani çok az kan akmıştır. Ama sonrasında Bolşeviklerin iktidar ilanı iç savaşı getirmiş ve devrim kanda boğulmuştur. Kan devrimi yaşatmaz, var etmez, boğar.

    1029. 1029 Misafir 20 Ağustos 15 / 11pm

      Stalin eşcinselleri cezaevine niye aattrıyordu..Arınnacaklarınımı düşünüyordu..Toplumu yozlaştıracaklarındanmı korkuyordu

    1030. 1030 Gün Zileli 21 Ağustos 15 / 1pm

      Aynı Hitler gibi homofobik olduğu için. Bütün totaliter rejimler öncelikle eşcinselleri ve çingeneleri temizlerler.

    1031. 1031 Misafir 21 Ağustos 15 / 7pm

      Troçki olsa eşcinsellere aynısını yapar mıydı peki Gün abi

    1032. 1032 Gün Zileli 21 Ağustos 15 / 9pm

      Sanmam. Bolşevik iktidarın 1920’lerde SB’de serbest aşk bile denenmişti. Taassup 1920’leirin sonlarına doğru başlamıştı.

    1033. 1033 Anonim 21 Ağustos 15 / 11pm

      Roman kaç sayfa oldu, kaç sayfa yazdın Gün abi? Ne zaman biter ve yayınlanır tahminen?

    1034. 1034 Anonim 22 Ağustos 15 / 1am

      Ticaret; nasıl yapılırsa yapılsın mutlaka haksız kazanç mıdır?

    1035. 1035 Gün Zileli 22 Ağustos 15 / 9am

      hiç ticaret yapmadım. Takas dışında her türlü ticaret istismarı içerir bence.

    1036. 1036 Gün Zileli 22 Ağustos 15 / 9am

      İlk yazımı bitti. İkinci yazıma Kasım’da gidişeceğim. İlk yazım 120 sayfa ama sanırım 2. yazımda 200 sayfayı bulur.

    1037. 1037 Gün Zileli 22 Ağustos 15 / 9am

      20126 baharına hazır olur.

    1038. 1038 Anonim 22 Ağustos 15 / 2pm

      Gün Bey,

      1. Gençlik yıllarınızda hiç uyuşturucu & uyarıcı kullandınız mı? (Ot türleri, marijuana vb. de dahil.)

      2. Özellikle L.S.D. kullandınız mı? Eğer siz kullanmadıysanız, uzak yakın çevrenizde L.S.D. kullanan arkadaşlarınız oldu mu? Özellikle Türkiye’den L.S.D. kullanan arkadaşlarınız oldu mu?

      3. Eğer siz uyuşturucu & uyarıcı hiç kullanmadıysanız, kullanan arkadaşlarınızda ne tür değişiklikler gözlemlediniz?

      4. “Jack Kerouac”ın kendisi ve “On the Road” kitabı, “Beat Generation” ve ayrıca “1969 Woodstock konseri” hakkında görüşleriniz nedir?

      5. Siz de 1968 kuşağına mensupsunuz. Bu kuşak içinde “hippi” akımı hakkındaki görüşleriniz nedir? Türkiye içinde, sayılarının çok az olduğu söylenegelse de, “hippi” arkadaşlarınız oldu mu?

      Bilgi notu: Uyuşturucu & uyarıcı kullanıcısı değilim. Bunların kullanılıp kullanılmaması yönünde bir imada bulunmaya çalışmıyorum. Sadece Gün Bey’in yaşadıklarını öğrenmeye çalışıyorum.

    1039. 1039 Misafir 22 Ağustos 15 / 11pm

      Gorbaçov hakkında ne düşünüyorsun Gün abi? Sosyalizme ihanet etti mi?

    1040. 1040 Anonim 23 Ağustos 15 / 1am

      Onların medeniyeti, ilerleme dedikleri fennî gelişmeler dünyayı yaşanmaz hale getirmiştir.

      Onlara inanan ve kanan, onların öğüt ve direktiflerini tutanlar insanlıklarını yitirir ve intihar etmiş olur.

      Onların korkunç ve dehşetli medeniyeti fıtrata, insan boyutlarına, dünyaya uygun değildir.

      Onların dahi çocuklarından Einstein ne demişti:

      Üçüncü dünya savaşı dehşetli nükleer silahlarla yapılacaktır. Dördüncüsü ise taşlar ve sopalarla…

      Onların medeniyeti kutuplardaki buzları eriterek, denizleri kirleterek, kürre-i arzın akciğeri olan Amazon ormanlarını yakarak, havayı zehirleyerek dünyayı yaşanmaz hale getirmiştir. Onların medenî zulümleri yüzünden binlerce canlı türü, bitki yok olmuştur.

      Onlar oburca tıkınır, obezleşirken, bir buçuk milyar insan açlıkla pençeleşiyor.

      http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Beyinsizler_Hinler/25975

    1041. 1041 Gün Zileli 23 Ağustos 15 / 9am

      ilk üç soru: Hayır
      4. soru: Hipi, beat, punk… Bunların hepsi kapitalist sisteme karşı gençlik isyanlarıdır.
      5. bizim kuşakta ne yazık ki hippilik yoktu ve anlaşılamadı.

    1042. 1042 Gün Zileli 23 Ağustos 15 / 9am

      sosyalizm yoktu ki ihanet etsin. Sovyet sistemini son anda reformlarla kurtarmaya çalıştı. Hepsi o kadar.

    1043. 1043 Özgür Şervan Dok 25 Ağustos 15 / 8pm

      Ezilenlerin Pedagojisi – Paulo Freire kitabı hakkında ne düşünüyorsun? Kısa bir cevap yerine, fikrinin ayrıntılarını paylaşır mısın?

    1044. 1044 Misafir 25 Ağustos 15 / 9pm

      Gün abi yazdı