Hayatında hiç küfür etmeyen ilk küfrü etsin
Hayatında hiç küfür etmeyen ilk küfrü etsin
o zaman kimse küfür edemeyecek demektir
İnanalım mı?
Sayın Zileli.Sokakta her üç kelimenin ikisi argo.Ve bu argonun şidettine maruz kalan ise kadın.
Ben sadece bu setedeki “küfür edilebilir” duyurusuna bir nazire yapmak istemiştim, İsa’nın “aranızda hiç günah işlemeyen ilk taşı atsın” sözüne anıştırma yaparak.
Karakök Otonomundan arkadaşlar sitenin açılışını kutlamış ve duyurmuşlar. Ayrıca Yeni-Sentez’den arkadaşlar da. Bu arada duyuru yapan, haberim olmayan siteler de olabilir. Kusura bakmasınlar. Aşk ve Devrim Sitesinin açılışını kutlayan tüm arkadaşlara buradan teşekkür ve selam ederim.
Umarım, siteyi ziyaret edenlerin küfürbaz kişiler olabileceğini düşünmüyorsunuzdur. Bunu bir nükte olarak algıladım sadece.
Güzel kardeşim. Çöldeki kutup ayısı alışık olmadığı iklim şartları karşısında gereksiz asabiyet gösterebilir. Dolayısıyla o eylemi gerçekleştirebilmekte zorlanabilirim.
Hasan Yalçın bir yerde sizin geçmişe dair her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlamanızla ilgili bir soruyu “Geçmişinden başka satacak bir şeyi olmayan biri elbet her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlar” minvalinde bir cevap vermişti. Bu tabiki sizin geçmişe yönelik değerlendirmelerinizle beraber gerçekten de her ince ayrıntıyı, doğru bir biçimde hatırlamış olmanız (bunu ayrıca belirtiyordu) dikkate alınarak söyleniyordu. Oturduğunuz masadan tutun da, o gün saat kaçta kimle ne üzerine, hangi konu hakkında neler konuştuğunuza dek pek çok ayrıntı doğru biçimde aktarılmış…
9 Haziran 2009 tarihli “İdeolojik Hegemoınyanın Bugünkü Seyri…” başlıklı yazım, bir arızadan dolayı siteye henüz konamamıştır. Arkadaşlar bu yazıyı, Koxuz, Devrimci Demokrat, Haber Cumhuriyeti, Yenisentez gibi sitelerden okuyabilirkler.
Elime tesadüfen, sizin Mehmet Gündüz adıyla yazdığınız kitabınız geçti. Dün gece yatmadan önce evdeki kitaplıkta buldum ve hızlıca göz attım. Yazdığınız önsözü okudum. Orda şimdi düşüncelerinizin temellerini gördüm. Stalin’i bürokrasinin yükselişinin mimarı olarak nitelemeniz onun karşısında Mao’yu öne çıkarmanız bir bakıma tutarlı. Tabi en nihayetinde kitabı okuduğum zaman bir şeyler söylenebilir. Ama o kitabınızdan önce otobiyografinizi okuyup daha sonra teorik çalışmalarınıza geçmek istiyorum. Çünkü o kitapta anlattığınız pek çok anıyı teyit etme veya başka gözlerlerden de dinleme şansım var.
Yazacağımı belirttiğim “Tek Ülkede Sosyalizm” başlıklı, bugünün tarihini taşıyan yazıyı. Devrimci Demokrat ve Haber Cumhuriyeti sitelerinden okuyabilirsiniz. Koxuz ve Yenisentez sitelerinde de bugün içinde yayımlanacağını tahin ediyorum. Daha önce de belirttiğim gibi, sitedeki bir arıza dolayısıyla yeni yazı konulamıyor. Bu yüzden, adı geçen sitelere başvurulmasını rica ederim.
Forum sayfası aslında böyle olmaz sayın Zileli. Mesela girenler tartışma başlıkları açabilmeli ve oraya başkaları da yorum yazabilmelidir. Bundan dolayı burası işlevsiz kalmış…
Ertan’a katılıyorum
sanırım bu kısım forumdan çok bir mesaj panosu işlevinde… yine de güzel…
site gerçekten çok iyi olmuş başarılar… ama yazılar altında dönen tartışmaların çoğu sadece gülmemi sağlıyor bunu da belirteyim üstüne alınmak isteyenler olabilir…
Merhaba,
Bir web sitem sunan döviz yatırım bulundu. Bu web sitesi biliyor musunuz?
Eğer Belki biraz bilgi bana yardımcı olabilir.
web sitesidir – http://www.wintoday.biz
Arkadaşlar, şu anda siteye yazıları bizzat koymadığımdan duyurumu buradan forum sayfası aracılığıyla yapıyorum. Seitedeki aksaklıklar bağlantıların kopmasına, tartışmaların yarıda kesilmesine neden olmaktadır. Umarım sundan sonra olmaz. Şu anda elimizde Emrah Cilasun’un yazdığı Valtin’le ilgili uzun bir inceleme yazısı vardır. Siteyle ilgilenen arkadaş başka bir işle meşgul olduğundan yazıyı ve ilgili fotoğrafları koyamamıştır. en kısa zamanda konacaktır. Ayrıca köşe yazarımız Ali Tereli de uzun bir gecikmenin ardından ikinci yazısını yollamıytır. o da en kısa zamanda sitede yayımlanacaktır.
Kiraz lekesi… güzelll…. O KIZA BİR DE stalin bıyıkları taksaydınız:::
sadece buraya yorum yazılabiliyor…
evet, burada yorum bölümü geçerli. yakında yeniden denetimsiz yorumlara geçilecek
Fuat Kızılkaya’nın kardeşi Ramiz’in Ankara’lı torununu
arar mısın Gün?
Osman sen misin? Ararım aramasına da bana bir bağlantı ver. mailim: zileligun@hotmail.com
Krivitsky’nin “In Stalins Secret Service”ini okudunuz mu?
sayın Zileli, yorum yazamıyoruz anladım ama sizin yazılarınıza ne oldu? yeni yazı gelmiyor kaç aydır…
Ertan, bugün yeni bir yazı geliyor. Yorumlar da yeni yılla birlikte yeniden eskisi gibi açılacak
yorumlar neyse de açılım hakkında yazı bekliyorum sizden…
gun bey, okudunuz mu, (krivitsky) Nasil degerlendiriyorsunuz kitabi? Size yakin buldum.
Krivisky`nin kitabini okumadim. nasil bulabilirim acaba. Turkcede var mi
Şurada var:
http://urun.gittigidiyor.com/BEN-STALIN-IN-AJANIYIM-W-G-KRIVITSKY_W0QQidZZ18747222
İngilizcesi de şurda:
Krivitsky GRU batı avrupa sorumlusu, 1938e kadar teşkilatta kalıyor.Kızıl Ordu’da likidasyonlar başlayınca parise kaçıyor. 1941de new yorkta şüpheli bir biçimde ölü bulunmuş. Anıları sonradan yayınlanmış.
Ben dördüncü bölüme kadar okudum (googe booksta okunabiliyor) stalin ve comunternle ilgili anıları sizin görüşlerinize çok yakın geldi. Özellikle almanyadaki operasyonlarında onbinlerce devrimci, koşulların moskovadan hatalı ve insan hayatını önemsemez biçimde hesaplanması nedeniyle hayatını kaybetmiş. (paul levi ve Max hoels olaylari)
Uzatmayayım, ilginizi çekebilir…
Bakacagim. Tesekkurler. Akiln yolu birdir. Stalin konusunda bu kadar gercer, bu kadar dokuman da yetmiyor kimilerine.
gün bey,
anılarınızı çok beğenerek okumuştum. o zaman da aklıma gelmişti. neden tikp’nin ÇKP ile ilişkisine kitabınızda hemen hemen hiç yer vermediniz? bunun çok küçük ve önemsiz bir ilişki olmasından mı yoksa bir yerde değindiğiniz “polise malzeme vermemek” gibi bir kaygıyla mı? şu darbe sonrası avrupa sorumlusunun para hadisesi mesela. okurken sanki çok ayrıksı duruyor. insanın “maddi destek alma adeti yoksa bir seferlik habersiz para alabilme nasıl oluyor” gibi bir soru geliyor aklına.
özellikle partinin radikal siyaset değişklikleri sanki dp’nin bir an aklına gelmişte hepinizi kısa zamanda ikna etmiş gibi duruyor. anlatımınız arada kopukluklar var hissi doğuruyor.
polise malzeme vermemek de çok kötü bir gerekçe. yukarda değinilen birçok eleştirel iş bu mantıkla yaklaşılsa üretilemezdi gibime geliyor.
bilmiyorum, bu konularda daha detaylı yazmayı düşünüyormusunuz. komünternle Kp.’lerin ilişkisi düşündürücü bir örnek.
komünternle sovyetik kp.lerin ciddi bir patronaj ilişkisi var. peki maocular?
Ben bu konuda bilgim dahilinde olan şeylerin yüzde doksanını yazdım. Yüzde on kadarı bugünkü düzenin bekçilerinin istismarına yol açabileceği kaygısıyla yazılmadı, bende kaldı. Bilmediğim şeyler de olabilir elbette. Ancak şu kadarını söyleyeyim: Komintern (Komünist enternasyonal) bir dönemdir. Bu dönemin bir tekrarı asla yaşanmamıştır ve yaşanamaz. SB ile diğer komünist partiler arasında 1960′lı ve 1970′li yıllarda da bir ast üst ilişkisi vardı ama 1926-1956 arası dönemin (Yani Stalinizmin hakimiyetinin başlangıcıyla, bu dönemin sonunu ilan eden Macar devrimi arasında geçen 30 uzun yıl) tekrarlanması hiçbir zaman mümkün olmadı, olamazdı da. Çin’le diğer partiler arasında da bir patronaj ilişkisi vardı elbette ama bu sadece komintern döneminin bir karükatürüydü, ciddiye bile alınacak tarafı pek yoktur. Keza zamanımızın Stalinist partileri de öyledir. Bunu, bugün Stalinizmi küçüksemek anlamında söylemiyorum. Bu yanlış olur ama bugünkü stalinist partiler iktidardaki stalinizmin kötü ve komik bir kopyasıdırlar sadece. Çünkü ellerinde iktidar yoktur ya da olan kadarı da cürmü kadar yer yakar.
Mitrokhin’in “sword and the shield”ını okuyorum. Bu kitaptaki belgelere göre, SBKP dış ilişkiler bürosunun soğuk savaşın sonuna kadar kpler ile yönlendirici ilişkisi devam ediyor görünüyor. hatta 80lerin sonuna kadar bazı kpler (başta amerikan) heryıl birkaç milyon dolar maddi destek alıyorlar. burada öyle tuhaf insan hikayeleri var ki… örneğin amerikan kpsinin para transferilerine aracılık eden gizli üyesi aslında fbi muhbiri, ve yapılan ödemelerden sbkpnin bilgisi dahilinde komisyon da aliyor. 50 ve 60larla ilgili birçok baska bağlantı ve isim var. Daha sonrası için, örneğin, 1971 yılındaki 24ncü sbkp kongresine katılan konuk kp liderleriyle kurulan temaslarda sbkp dış ilişkiler bürosunun “yeni richard sorge’ler yaratma kampanyası” gibi girişimleri oluyor. yunan, kıbrıs, fransız kplerinden moskovadaki okullarda espionage egitimi icin gizli parti üyeleri istiyorlar. vs vs vs..
Bunları şunun için uzun uzun yazıyorum. Burada devrimci mücadele yerine, ülkelerinde sbkp acentesi gibi çalışıp, aslında o günün şartlarında, sendika ağaları benzeri liderliklerin yönetiminde varlıklarını idame ettiren komünist (?)örgütler gerçeği çıkıyor karşımıza. Yani patron-acent ilişkisini andıran, ticari bir ilişki gibi işliyor bazı yerlerde bu işler.
sizin kitabınızda ni-çin bölümünde ÇKP’nin hangi şartlarda SBKP’ye bayrak açtığının analizi çok berraktı. sbkp nin soğuk savaş boyunca resmen tanıdığı kplerle nasıl ilişkiler kurduğu da artık detaylı olarak biliniyor. yukarıdaki kitapta olduğu gibi yazılıyor.
Ama örneğin, siz kitabınızda birkaç yerde tikp nin Çinin izlediği değişken uluslararası siyasetlere nasıl ustalıkla adapte olduğunu vurguluyorsunuz (3 dünya teorisinden, sbnin baş düşman ilan edilmesine, hatta 4lü çetenin tasfiyesine kadar) Bir yerde dpnin elindeki peking review dergileriyle sbkpnin neden baş düşman alınması gerektiğini izah edip, sizi ikna ettiğini anlattığınız bölümü hatırlıyorum. Bu ve benzeri anektodları önemsiyorum ama bunun bir backgroundu da var olmalı diye düşünmeden edemiyorum. sbyi baş çelişki almak aydınlık hareketini devletçi güçlerin yedeğine sürüklemiş, tcdeki sovyetik partileri hedef alarak, “sahte sol” söylemi üretilmiş ve bunun sonucunda hareket “ihbarcı”lığa kadar sürüklenmiş. Bütün bu kopuşların kritik noktalarında ÇKPnin vaaz ettiği uluslararası siyasete, tabirimi mazur görün, kraldan çok kralcı bir adaptasyon çabası ister istemez seziliyor. Belirleyici etkenler arasında çok güçlü bir motivasyon gibi duruyor bu. TİKP birçok kritik eşikte ÇKPyi desteklerken, en radikal tavırları alıyor.
O zaman işte, “moskova sovyetik kp. lerle nasıl çalışıyordu”, bunların hikayesini biz bugün okuyoruz, hikayenin pekin ayağı da tartışılmadan büyük resmi göremeyeceğiz gibi geliyor.
Çok karmaşık meseleler ama bence konuşulması şart.
o dönemin peking reviewlerini incelemek isterdim. “sahte sol”, “anarşi yoluyla ülkeyi sovyet işgaline hazırlama politikası” gibi tuhaf siyasetler acaba dünyanın çeşitli bölgelerindeki maocu örgütlere pekin matbuatınca sovyet taktikleri olarak falan mı sunuluyor. yoksa buradaki mesele çeviriden ziyade dp ye özgü hayal gücünün mü ürünü
Hollanda gizli servisinin (BVD) bir ajanı, sahte bir maocu parti (MLPN) kurarak pekinde temaslarda bulunuyor. çinde kurs görüyor, yüksek mevkilerde ağırlanıyor, pekinin sovyet siyasetiyle ilgili bvdye bilgi veriyor. pekin bu kişinin örgütünü desteklemek için maddi yardım yapıyor, gazetelerinin finansmanını üstleniyor. BVD operasyonunun asıl amacı, komünistler içinden yeni bir cephe açarak giderek güçlenen resmi Hollanda Komünist Parti’sinin (sovyetik) önünü kesmek. Gazeteleri ağırlıklı olarak bu grubu hedef alıyor.
Zamanla pekinin de bu gruba destek olmasıyla, BVD pekinden de istihbarat almaya başlıyor.
hikayesinin kısa bir özeti şurada: http://www.guardian.co.uk/world/2004/dec/04/jonhenley
” In the latter task, it was successful beyond the BVD’s wildest dreams. “They adored us,” Mr Boevé said. “I was invited to all the big events – Army Days, Anniversaries of the Republic, everything. There were feasts in the Great Hall of the People and long articles in the People’s Daily. And they gave us lots of money.”
Çin ile TİKParasındaki ilieşkiler, daha çoık TİKP’nin Çin’i kullanması biçimindedir. TİKP, Çin’in devrimciler üzerindeki prestijinden yararlanarak onun gönüllü acentalığına oynamıştır. Bu ilişkide Çin’in zoırlayıcılığı değil, TİKP’nin yalakalığı daha ön plandadır.
Hollanda vörneği ilginç. Bu örnek bile Çin dönemiyle komintern deneyinin farklılığını gösteriyor. Komintern ya da GPU da böyle ilişkilere girebiluirdi ama bilerek girerdi. Çin’in ise batılı istihbaratçılar tarafından aldatıldığı anlaşılıyor.
Anlıyorum. Peki sizce pekin-moskova kırılması türkiye solunda 12 eylüle giden süreçteki fraksiyoner, çatışmacı ortamın yaratılmasında ne derece etkendir?
büyük ölçüde belirleyici olmuştur. Bu iki devlet o yıllarda dünyada büyük bir rekabet haliyndeydi. Hem üçüncü dünya devyletlerin, hem de koımünist partileri kazanmak üzere büyük bir rekabetti bu. Türkeyea’de de belirleyici olmuşytur. Moskovacı ve pekinci gruplar, soldaki iktidar kavgalaraını Moskova ya da PHekin’i arkalarına alarak yürütmek istemişlerdir. Elbette bu devletler de yangına körükle gitmiştir. Bu devletmlerin arasındaki şiddetli rekabet 1980′le yollarda görevce konsensüse dönüşünce pekinci ve moıskıvacı gruplakr da yelkenlerini dolduracak rüzgardan yoksun kalmışlardır.
yani 70′lerde komünistler ya moskof uşağı yada pekin uşağıydı öyle mi sayın Zileli?
zaten o linki verilen kitap millet yayını diye bir yerden çıkmış…
Ben böyle bir şey söylemedim ertan. Müsaade et, kullanacağım terimleri ben seçeyim. Kullüandığın terminoloji sağcılara aittir ve bunu asla kullanmam. Pekin ve Moskova yanlısı gruplar bir gerçektir. Bunları “uşak” olarak nitelemek saçmadır. Bu gruplar, Çin’in ya da SB’nin gücünden ya da prestijinden yararlanarak güçleenmeyi denemişlerdir, ancak Çin’in bu tür rekabet arenasından çekilmesi, SB’nin de yıkılması sonucu esas güç kaynaklarını kaybetmiş ve ya dağılmış ya da başka mecralara girmişlerdir.
peki…fakat şu yorum kısıtlamaları için ne söyleyeceksiniz gün bey? her durumda polisliği, insanları kısıtlayan, güden uygulamaları eleştirdiniz. sizin bu yaptığınız geçici sıkıyönetim değil de nedir?
teşekkür ederim..
evet Ertan, haklısın. Bir çeşit sıkıyönetimdir bu ama neden başvurmak zorunda kaldığımızı biliyorsun. Geçici olduğunu belirttik. Benim de benimsediğim bir şey değil ve zaten bu yılın bitimiyle birlikte yeniden serbest yorumlara geçeceğiz. Bu arada, denetimli yorumlara gelen tek bir yorum bile konmamazlık edilmemiştir. Keşke bütün sıkıyönetimler böyle olabilseydi ve yeniden eski özgür ortama dönülebilseydi. Yeni yılda yeniden özgür tartışma ortamında buluşmak üzere tüm arkadaşlara şimdiden iyi bir yeni yıl dilerim.
“ırmağımızı ateşe salar semender tıynetan-ı aşk
gül yanlış kokarsa, tuz yakaya takılır”
son yazınızın başında noel field’i hiç duymadığınızı söylemişsiniz. unutmuş olmalısınız; zira yazıda bahsettiğiniz arthur london’un itiraf’ında kendisinin adı sıkça geçer. hatta london’un tanıdıklarındandır ve slansky ile beraber yargılananların sözde iddianamesine dayanak oluşturmuştur bu zat-ı muhterem.
belirtmeden geçmeyeyim dedim.
Bravo, müthiş bir hafızanız var. Arthur London’un İtiraf adlı kitabını (sanırım Mililyet yayınlarından çıkmıştı) 1980′lerin başında, yaklaşxık otuz yıl önce okumuştum. Beni ve temasta olduğum birçok arkadaşı derinden etkileyen bir kitaphtı. Stalinizmin fiili uygulamalarını ilk kez bu kitaptan öğrenmiştik. Bunu da Sapak (1983-1942)’da yazmıştım. Ne var ki, Noel Field adını hatırlamam mümkün değildi elbette. O yüzden bu adı ilk kez duyduğumu söyledim. Hatırlattığınız için teşekkür ederim. Noel Field’la ilgili dökümanterde Çosta-Gavras’ın İtiraf filminden fragmanlar yer alıyor.
öyle yada böyle, siz doğru veya yanlış/yalan/maksatlı/yorum farkına dayanan bir takım iddiaların burada dillendirilmesini engellemek için sıkı yönetime geçip yorum denetimine başladınız. bir ara dönem olarak… komünistler de sosyalizmi ve sosyalist devleti bir ara dönem olarak gördüler sınıfsız ve devletsiz bir topluma ulaşmak için… kaldı ki koskoca bir dünyada iktidar olmaktan bahsediyoruz, siz bir sitede dahi sağlayamadınız o idealinizi. burası bir gerçek, tekrar döneceğiz demenizin pek önemi yok. stalin de bir gün devletin yok olacağını ön görerek geçti o yönetimin başına.
ufak şey tabi burada yaşanan, ya daha büyük bir şey söz konusu olsaydı?
Peki Ertan. Şöyle bir anlaşma yapalım. Ben yapılanın geçici de olsa kötü bir şey olduğunu kabul ediyorum. Peki sen bu yapılandan çok çok daha büyük boyutlarda olan Stalinizmin kötülüğünü kabul ediyor musun? Yoksa niyetin beni Stalinizmin bir zorunluluk olduğuna ikna etmek ki?
Emir Kustarika’yı bir kez Zürih’te kendi müzik topluluğuyla birlikte sahneye çıktığı Zürih’te izlemiştim. Sahneye Sovyetler Birliği’nin Stalin döneminde yazılmış, Carlık generallerini öven marşıyla çıkmıştı. Stalinist Kustorika’nın aynı zamanda ortodoks olması ve Sırp’lara yalakalık yapması hiç şaşırtıcı değil. Babam İş Gezisinde adlı güzel filmi çevirebilelmesinin tek nedeninin de, Filme konu olan,Yugoslavya’daki Stalinist yöntemlerle takibata uğrayanların Tito muhalifleri olması olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.
hayır Gün bey. stalinizmin bir zorunluluk olduğuna ikna etmek amacında değilim sizi. soruyorum sadece. siz istediğiniz kadar kötüleyin. sosyalistler de kötülüyordu devleti, devlet varsa uzlaşmaz sınıf çelişkileri vardır diyerek. ve sosyalist devlet sürecinde de esnasında uzlaşmaz sınıf çelişkileri olacaktır ama o devlet bu çelişkileri yoketmek için kullanılacak vs…stalinizime değil, sizin öngörünüzün uygulamayla olan çelişkisine dikkat çekiyorum. e tabi dolaylı olarak stalinin devrimi savunmak adına yaptıklarının sizin burada yaptıklarınızdan çok farklı olmadığı sonucu da çıkıyor.
Stalinistlerin en sevdigi sey: bugunun gundelik yalan dolan entrikalariyla basetmeye calisan anti stalinistleri, stalinin yontemlerini kullaniyor olmakla itham~ima etmek….
Gun Zileli yorumlarindan anladigim kadariyla bu yorum denetleme isinden yeteri kadar rahatsiz….. onun bu rahatsizliginin ustune gitmek de cok stalinist bir davranis.
Çeka neydi?
Şuydu;Sabotajala Mücadele Olağanüstü Komisyonu .
Sayın Zileli’de sobotajla olağanüstü bir durumla mücadele ediyordu.
Zİilelinin sitesinde müthiş ve komik bir ironi olduğu aşikar.
Sayın Zileliye çoğu noktada çok farklı düşünsek de fikirlerini,yazılarını ilgiyle takip ediyorum,aynı ülküyü,sömürüsüz bir dünya idealini paşlaştığımızı düşünüyorum.
Fakat üzülerek söylüyorum ”MESAJINIZ KONTROL EDİLDİKTEN SONRA YAYINLANACAKTIR” uyarısını hayatım boyunca sayın zileliyi her andığımda hatırlayacağım.
sabotajla mücadele en büyük cezayı kanımca sayın zileliye kesti.
tek derleniş
Dogru, ozunde bir fark yok, Nicelik farki var sadece. Bir yanda serbest yorum hakkindan yoksun kalmis 30-40 arkadas, diger yanda ise hayatlarindan yoksun kalmis milyonlarca isci, koylu, komunist, anarsist, devrimci…
sayın Zileli ve diğer arkadaş, bir de olaya şöyle bakınız. to be polis or not to be yazınız tam da bu duruma dikkat çekmiyor muydu? şeytan ayrıntıda gizlidir diyerek, yani aslında gündelik hayat içindeki o ufak polislik faaliyetlerinin aslında çok büyük sorunların döl yatağını oluşturduğunu anlatıyordunuz. evet serbest yorum hakkından yoksun kalmış 30-40 arkadaştan bahsediyoruz, ama bunun yanında sadece bir internet sitesinden bahsediyoruz. ölçeği genişlettiğimizde ne olacak?
burada sizin bazı mevzularınızdan dolayı düştüğünüz zor durumu kullanıp üstünüze gitmek değil amacım. ama bu sorulmaya değer bir soru değil mi?
site ilgili yorumlar hakikaten komik. neşelenmek için okunabilir.
ilahi stalinistler, siz adamı gülmekten de öldürürsünüz
site ile ilgili yorumlar hakikaten komik. neşelenmek için okunabilir.
ilahi stalinistler, siz adamı gülmekten de öldürürsünüz
“Büyük hatalar, küçük, fark edilemeyecek kadar küçük hatalarla başlar.” G.Z.
cevap veremediğin yerde gülüyorsun deli. geç bunları…
site örneğinin küçük bir örnek olduğunu biliyorum. eğer böyle olmasaydı yasak ilk başladığında tartışmaya çalışırdık. ama yine de beğenilmeyen bazı yorumların burada okunmasını engellemek için bazı kapı muhafızları tuttuğunu düşünün Gün bey’in… mesele küçük ama tartışmaya değer.
neyse tatmin edici bir cevap yok ama en azından yasak kalkmış. “devrimi düşünmek” yazıları bir yerlerde basılacak mı? yoksa burada okumak gözleri çok yoracak…
Evet, bu konuda Fikret Başkaya ile birlikte bir kitap hazırlamayı düşünüyoruz.
Gün bey,
Taraf’ın, Sevan Nişanyan’ı, ‘din’ üzerine yazdıklarından sonra sansürlemesine ve Nişanyan’ın istifasına ne diyorsunuz.
Ben, ateizmin (bu kullanılımında, tanrı-karşıtlığının) en güçlü devrimci moment olduğunu düşünüyorum. varlar ama, örneğin bir müslüman-anarşist düşünemiyorum örneğin. bu konuda, türkiyede sol her zaman popülizme fazlasıyla kaymamışmıdır, sapmamışmıdır?
“(…) Orduya, devlete, Yüce Manitu’ya istediğini söyle serbest, ama iş İlkçağ Arap mitolojisini sorgulamaya geldi mi orada dur diyorlar. Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış. Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış! Doğanın boşluk kabul etmemesi gibi, bu toprakların havası mıdır, suyu mudur, özgürlük kabul etmiyor herhalde.” S. Nişanyan
Her türlü sansüre karşıyım elbette. Danimarka’da Muhammed’in karikatürünü yasaklamaya çalışan islam bağnazlığına da, İsviçre’de minare yasağı getiren Hıristiyan bağnazlığına da…
Selamlar gün,
Her türlü sansüre ilkesel bir karşı çıkış olabilir ancak pratikteki denetimler; sansür sonrasındaki yayınlar nedir? Senin sitede ziyaretçi bilgilerinin tutulmadığı yazılıyor ancak kendi sunucun(uz) yoksa böyle bir pratik mümkün değil. Yıllık ya da başka bir süre zarfıdan para verip kiralanılan sunucular her türlü bilgiyi (evin adresine ulaşılabilecek İP kaydı dahil) saklarlar. Bunu yapmayan oldukça sınırlı sunucu vardır, bir elin parmakları kadar… Sadece sitenin yazılımında böyle bir kayıt almak istememeniz, kaydedilen bilgilerin istatiksel sonuçlarına ve tekil bilgilerine ulaşılamayacağı anlamına gelmiyor. Herşey açık olsun; açık toplum misali bir yaşam tasavvurunu savunmuyorum. Ancak kediye kedi demek önemli mesele.
Güç ilişkilerinden bağımsız olarak düşünülen her deneyimin ve “düşünenlerinin” gerçekliği manipüle edilmeye açıktır.
Emre, sözünü ettiğin teknik teferruattan haberim yok. Bu ip numalarının falan ne işe yapadıığından da. Ama eğer teknik olarak bunların gelmemesini istemek mümkün olabiliyorsa bunu da yaparız elbette. Sitenin teknik işlerini kotaran arkadaşa ileteceğim. selamlar.
kişisel bilgilerden kasıt, kullanıcıların isim ve e-posta bilgileridir.
yorum ya da anketlere katılmak isteyen site ’sakinlerinden’, bu bilgilerin istenmediğini duyurmak da, açıktır ki, bu yaklaşımı anlatmak içindir.
sözkonusu not; “prensip olarak; genelde sitede, özelde ankette, kişisel bilgiler (isim, e-posta adresi) istenmemektedir.” şeklinde değiştirilmiştir.
not2: Anket bölümünde; hiçbir şekilde IP’ler de loglanmamaktadır.
Sitenin altyapısını oluşturan Wordpress’te: ” Poll Logging Method: Do Not Log ” (Anket Loglama Metodu: Loglama yapma) opsiyonu seçilidir.
isim ve e-posta girmek zorunlu degildir.
tüm istediğimiz yorum yazılmasıdır. bu yüzden bu tür zorunlulukları doğru bulmuyoruz..

66 yorum var
Yorum yaz | RSS Yorumlar [?] | Geri-takip Linki [?]