<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Gün Zileli için yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.gunzileli.com/comments/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.gunzileli.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 May 2012 15:14:58 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11128</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 May 2012 15:14:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11128</guid>
		<description>Bakıyorum da, polis masası can havliyle eline geçerse kullanmaya başladı. Durumları pek parlak değil demek.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bakıyorum da, polis masası can havliyle eline geçerse kullanmaya başladı. Durumları pek parlak değil demek.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına "Yüz mü?" dedin. O zaman sözü Hasan Yalçın’a bırakalım tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11127</link>
		<dc:creator>"Yüz mü?" dedin. O zaman sözü Hasan Yalçın’a bırakalım</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 May 2012 14:51:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11127</guid>
		<description>Yazıda Oral Çalışlar yerine Gün Zileli, Halil Berktay deseniz de farketmez. Madem Zileli yüz dedi, kendisine astar da verelim. Tayyip&#039;den önce kendi yüzüne bak sen...

Hasan Yalçın, “Dönekler” kitabında Oral Çalışlar’ı şöyle tarif eder:

“Hangisi daha aşağılayıcı ve acımasızdır acaba, yüzün ameliyatla değiştirilmesi mi, yoksa ruhun teslim alınıp dönekleştirilmesi mi? İtirafçı boyun eğmek zorunda kaldığını öne sürebilir. Dönek ise, bıçağın altına gönüllü yatmış adamdır. Ayrıca, dönenin yüzündeki değişim estetik ameliyattakinden daha mı küçüktür acaba? Yüz, ruhun aynasıdır. İsteyen, Oral Çalışlar’ın devrimcilik yıllarındaki yüzüyle, şimdiki yüzünü karşılaştırsın.”

“Bir hayat seçilmektedir, aynı zamanda bir ahlak tabii... Bir fırsat çıkar otururum umuduyla, ünlüler sofrasının etrafında dolaşılarak sürdürülen bir hayat. Enerjisini başkalarına özenerek harcadığı için, kendisini yaratmaya gücü kalmamış insanların var oluş biçimidir bu.”</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazıda Oral Çalışlar yerine Gün Zileli, Halil Berktay deseniz de farketmez. Madem Zileli yüz dedi, kendisine astar da verelim. Tayyip&#8217;den önce kendi yüzüne bak sen&#8230;</p>
<p>Hasan Yalçın, “Dönekler” kitabında Oral Çalışlar’ı şöyle tarif eder:</p>
<p>“Hangisi daha aşağılayıcı ve acımasızdır acaba, yüzün ameliyatla değiştirilmesi mi, yoksa ruhun teslim alınıp dönekleştirilmesi mi? İtirafçı boyun eğmek zorunda kaldığını öne sürebilir. Dönek ise, bıçağın altına gönüllü yatmış adamdır. Ayrıca, dönenin yüzündeki değişim estetik ameliyattakinden daha mı küçüktür acaba? Yüz, ruhun aynasıdır. İsteyen, Oral Çalışlar’ın devrimcilik yıllarındaki yüzüyle, şimdiki yüzünü karşılaştırsın.”</p>
<p>“Bir hayat seçilmektedir, aynı zamanda bir ahlak tabii&#8230; Bir fırsat çıkar otururum umuduyla, ünlüler sofrasının etrafında dolaşılarak sürdürülen bir hayat. Enerjisini başkalarına özenerek harcadığı için, kendisini yaratmaya gücü kalmamış insanların var oluş biçimidir bu.”</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına gündem tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11126</link>
		<dc:creator>gündem</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 May 2012 12:26:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11126</guid>
		<description>Kendiyle röportaj yapan ve bunu açıkça yazan bir adamın başkası olmaya ihtiyacı yok KELİM. : )Ben Gün abi değilim keşke o ben değil ama ben o olabilseydim. İltifatına teşekkür.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kendiyle röportaj yapan ve bunu açıkça yazan bir adamın başkası olmaya ihtiyacı yok KELİM. : )Ben Gün abi değilim keşke o ben değil ama ben o olabilseydim. İltifatına teşekkür.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Kelim oyunu seven Gün tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11125</link>
		<dc:creator>Kelim oyunu seven Gün</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 May 2012 12:16:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11125</guid>
		<description>Bir de Gündem ismi kullanmakta, Gündüz gibi.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bir de Gündem ismi kullanmakta, Gündüz gibi.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına gündem tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11124</link>
		<dc:creator>gündem</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 May 2012 11:35:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11124</guid>
		<description>Abi bir diline sağlıkda benden! Helal olsun! Bu polis masasını kızdırdığına göre demekki çok önemli bir yareye nanik yapmışsın. İyi yapmışın helal olsun. Takipçiniz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Abi bir diline sağlıkda benden! Helal olsun! Bu polis masasını kızdırdığına göre demekki çok önemli bir yareye nanik yapmışsın. İyi yapmışın helal olsun. Takipçiniz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Dertlerin kalkınca şaha, bir sitem yolla Allah'a tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11123</link>
		<dc:creator>Dertlerin kalkınca şaha, bir sitem yolla Allah'a</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 May 2012 11:25:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11123</guid>
		<description>Gün Zileli 1 Mayısla ilgili yazıları tepki toplayınca günlük politika ile konuyu değiştirmeye çalışmakta, bunun neresi uygunsuz?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Gün Zileli 1 Mayısla ilgili yazıları tepki toplayınca günlük politika ile konuyu değiştirmeye çalışmakta, bunun neresi uygunsuz?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Admin tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11122</link>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 May 2012 10:01:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11122</guid>
		<description>Uygunsuz dil nedeniyle kaldırılmıştır. </description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Uygunsuz dil nedeniyle kaldırılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına izsürücü tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11119</link>
		<dc:creator>izsürücü</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 22:18:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11119</guid>
		<description>Yazınız için, hele açıkça belli muhatabını düşününce ancak dilinize sağlık diyorum. Epeydir izlediğim bu sitede ilk kez bir yorum yapmak istedim. Yeni yayınlanan yazıları ve geçmişe dönük okumalarımı düşününce karşılıklı yorumlaşma açısından bir hayli aktif bu sitede bir gözlemim beni cidden rahatsız ediyor. Düşünce ekseninde zamanla ciddi değişiklik olmuş bir yazarın bunu açıkça dile getirmesinden, savunmasından, bu yönde derinleşmesinden daha doğal bir şey olamaz. Aksine, köşesine çekilmek, solun ne yazık ki çok sevdiği şu &quot;dönek&quot; damgasını yememek adına susmak ikiyüzlülük olur. Sol adına tek dönek tanımı olmalıdır: Sırtının sıcağını, düşüncesine tercih etmek, düzenin saflarına geçmek… Ben Marksist solu da, anarşist solu da samimi buldukça izleyen biriyim. Komünist Manifesto&#039;yu göre göre Marks&#039;ı bir kenara atamam. Mülksüzleri okuduktan sonra anarşizm düşüncesine sırt çeviremem. Soldan anladığım her ikisinin de ortak paydalarında odaklanmak. Gençlik yıllarında politik olandan uzak durmuş ama genelin aksine yaşı ellilere doğru yol alırken giderek  komünizm denilen o en önemli insanlık  düşüne kendini kaptırmış biri olarak beni en çok yaralayan, sol diyen, özgürlük diyen ağızların, aynı sözcükleri telaffuz eden bir başkasının  yazısına bu denli çirkin hakaretleri eleştiri zannedip savurabilmesidir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazınız için, hele açıkça belli muhatabını düşününce ancak dilinize sağlık diyorum. Epeydir izlediğim bu sitede ilk kez bir yorum yapmak istedim. Yeni yayınlanan yazıları ve geçmişe dönük okumalarımı düşününce karşılıklı yorumlaşma açısından bir hayli aktif bu sitede bir gözlemim beni cidden rahatsız ediyor. Düşünce ekseninde zamanla ciddi değişiklik olmuş bir yazarın bunu açıkça dile getirmesinden, savunmasından, bu yönde derinleşmesinden daha doğal bir şey olamaz. Aksine, köşesine çekilmek, solun ne yazık ki çok sevdiği şu &#8220;dönek&#8221; damgasını yememek adına susmak ikiyüzlülük olur. Sol adına tek dönek tanımı olmalıdır: Sırtının sıcağını, düşüncesine tercih etmek, düzenin saflarına geçmek… Ben Marksist solu da, anarşist solu da samimi buldukça izleyen biriyim. Komünist Manifesto&#8217;yu göre göre Marks&#8217;ı bir kenara atamam. Mülksüzleri okuduktan sonra anarşizm düşüncesine sırt çeviremem. Soldan anladığım her ikisinin de ortak paydalarında odaklanmak. Gençlik yıllarında politik olandan uzak durmuş ama genelin aksine yaşı ellilere doğru yol alırken giderek  komünizm denilen o en önemli insanlık  düşüne kendini kaptırmış biri olarak beni en çok yaralayan, sol diyen, özgürlük diyen ağızların, aynı sözcükleri telaffuz eden bir başkasının  yazısına bu denli çirkin hakaretleri eleştiri zannedip savurabilmesidir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Faşist Diktatörlüğe Doğru&#8230; yazısına Anonim tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/05/fasist-diktatorluge-dogru/comment-page-2/#comment-11118</link>
		<dc:creator>Anonim</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 20:34:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4875#comment-11118</guid>
		<description>Asıl siz 12 Eylül anayasasından yanasınız bence. Zaten bu yüzden, Kenan Evren&#039;i cennetle ödüllendirmenize neden olan zorunlu din dersi dayatmasını kaldırmak bir yana, ek derslerle pekiştiriyorsunuz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Asıl siz 12 Eylül anayasasından yanasınız bence. Zaten bu yüzden, Kenan Evren&#8217;i cennetle ödüllendirmenize neden olan zorunlu din dersi dayatmasını kaldırmak bir yana, ek derslerle pekiştiriyorsunuz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Faşist Diktatörlüğe Doğru&#8230; yazısına Size ne yeni anayasadan tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/05/fasist-diktatorluge-dogru/comment-page-2/#comment-11117</link>
		<dc:creator>Size ne yeni anayasadan</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 19:35:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4875#comment-11117</guid>
		<description>12 Eylül anayasası Çıracı gibi kemalistlere yeter de artar bile, hatta  askeri darbe daha da iyi olur, kuzu kuzu sosyalizmin sorunlarını tartışırlar, hayaller kurarlar, komünler tasarlarlar, sağa sola çamur atarlar, halka olan nefretlerini kusarlar, kendilerini diğer insanlardan daha üstün sanarak geçinir giderler, zaten size ne demokrasiden, neydi o burjuva icadı , devleti ve iktidarı meşrulaştırma aracı değil mi idi? Öyleyse neden ilgileniyorsunuz? Apaçık belli ve kanıtlar da ortada, anayasa ile ilkelerinize aykırı olduğu halde ilgilenmekteyseniz demek ki derdiniz başka: Görevlisiniz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül anayasası Çıracı gibi kemalistlere yeter de artar bile, hatta  askeri darbe daha da iyi olur, kuzu kuzu sosyalizmin sorunlarını tartışırlar, hayaller kurarlar, komünler tasarlarlar, sağa sola çamur atarlar, halka olan nefretlerini kusarlar, kendilerini diğer insanlardan daha üstün sanarak geçinir giderler, zaten size ne demokrasiden, neydi o burjuva icadı , devleti ve iktidarı meşrulaştırma aracı değil mi idi? Öyleyse neden ilgileniyorsunuz? Apaçık belli ve kanıtlar da ortada, anayasa ile ilkelerinize aykırı olduğu halde ilgilenmekteyseniz demek ki derdiniz başka: Görevlisiniz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Faşist Diktatörlüğe Doğru&#8230; yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/05/fasist-diktatorluge-dogru/comment-page-2/#comment-11116</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 18:37:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4875#comment-11116</guid>
		<description>Yeni Anayasa&#039;yı tartışmalı mıyız? - Ferda Koç
   
  22 Mayıs 2012 

12 Eylül referandumunda “yargıyı özgürleştiren” AKP bu kez de “Toplumun bütün kesimlerince benimsenecek daha katılımcı, şeffaf ve demokratik bir anayasa” söylemiyle karşımızda. Yeni anayasanın “ciddiyet” seviyesini Başbakanın, ayaklarının yerden kesildiği bir ortamda, İngiltere uçağında verdiği beyanatında bulduk: “Başkanlık Sistemi”ni tartışmalıymışız… 

Türkiye’deki iktidarların sık kullandıkları bir “siyaset hilesi”, halkın beklentilerini istismar edip, bu beklentilerin tam tersine sonuçlar veren düzenlemeler yapmak: “Ak deyip b.k etmek”. Bunu 12 Eylül’ü yargılayacağız söylemiyle cilalanan “Yargı Operasyonu” konulu anayasa değişikliğinde yaşadık. 

“Gündem oyunları” ise Türkiye’deki iktidarların sık başvurdukları bir başka siyaset hilesi. Böylece, kamuoyu, hiçbir sonuç çıkmayacağı bilinerek ortaya atılan suni gündemler, bu gündemler üzerinden üretilen polemiklerle meşgul edilirken “atı alan Üsküdarı geçer.” 

AKP iktidarı bu iki yöntemi de “ustalıkla” kullanan bir dalaverecilik ve ikiyüzlülük örneği olarak karşımızda duruyor. 

Yeni anayasa tartışmalarının kısa dönemde bir “gündem oyunu”, uzun dönemde ise Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ve genel seçimlere yönelik bir demagojik yatırım olduğu giderek belirginleşiyor. 

AKP’nin bir “AKP Anayasası”nı referanduma götürecek çoğunluğu yok. Kürt halkı bu imkanı AKP’nin elinden aldı. “Uzlaşmaya dayalı” bir “sivil anayasa” sonucunu elde etmek bakımından AKP + CHP, AKP + MHP veya AKP + BDP uzlaşmasının ise gerçekçi formüller olmadığı belli. 

Bu durumda AKP’nin toplumu yeni anayasa tartışmalarıyla oyalayarak “yol almaya” çalıştığını; sonrasında da bir “uzlaşma”nın sağlanamamasını malzeme yaparak Türkiye toplumunun karşısına dördüncü kez “yeni anayasa vaadiyle” çıkmak için kullanacağını söylemek için kahin olmak gerekmiyor. 

AKP bir yandan “katılımcı, şeffaf ve demokratik anayasa” söylemiyle halkı meşgul ederken, diğer taraftan “işini yürütüyor.” 

Hükümet,enflasyonun iki haneli rakamlara oturduğu bir dönemde kamu çalışanlarına %3’lük zammı dayatıyor. KESK greve gideceğini açıklıyor. Başbakan “memurun grev hakkı yok” deyiveriyor. Ama siz sıkmayın canınızı, “katılımcı, şeffaf ve demokratik” bir anayasa yapacağız ya… 

Hükümet, Roboski katliamının faillerini gizlemek için takla üzerine takla atıyor; tutuklu milletvekillerinin kapısına, her yeni “çözüm tartışması”nı çözümsüzlüğe sürükleyerek kilit üstüne kilit vuruyor; KCK operasyonları ile dışarda BDP’li siyaset ve yerel yönetim kadrosu bırakmıyor, ne gam…. “Katılımcı, şeffaf ve demokratik” bir anayasa yapacağız ya… 

İş cinayetlerinde dünya birinciliğine doğru emin adımlarla ilerliyormuşuz; grev hakkı geçtiğimiz yıl neredeyse hiç kullanılamamış; taşeron işçiliğinin asıl işverenlerin başvurduğu bir hileli çalışma yöntemi olduğunu saptayan mahkeme kararları uygulanmıyormuş ne gam… “Katılımcı, şeffaf ve demokratik” bir anayasa yapacağız ya… 

Ama “katılımcı, şeffaf ve demokratik” bir anayasa rüyası gördüren AKP’nin gerçekte istediğinin ne olduğu da paçalarından akıyor. 

“Sendikal hak” adına “kırıntı” dahi içermeyen, yalnızca sendikaya üyelikte “noter şartı”nı (onu da yasa yürürlüğe girdikten bir yıl sonra) kaldıran yasa taslağı, bir yıl daha ertelendi. 

Çalışma Bakanlığı taşeron işçilerinin mücadeleyle elde ettikleri mevzileri ellerinden almak için “yasal dayanak üretmeyi” amaç edinen bir “taşeron reformu”nu pişiriyor. 

“AKP Meclisi”, fukaranın evini başına yıkabilmek için “Yağma Yasaları”nı ardı ardına diziyor. 

4+4+4 rezilliği, bütün okulların İmam Hatipleştirilmesi süreci olarak dolu dizgin sürdürülüyor. 

AKP’nin “gizli elleri”, Hizbulkontra’ya “Kürt-İslam Partisi” kurdurup, oyunu alamadığı dindar Kürt seçmenini BDP’den koparma operasyonuna girişiyor. 

Ve Tayyip Erdoğan toplum idealini ortaya koyuyor: “Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek din!” 

Yine de, “katılımcı, şeffaf ve demokratik anayasa” gündemine taraf olalım derseniz, ben de size “enayiliğinize doymayın” derim.  

( www.sendika.org )</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Anayasa&#8217;yı tartışmalı mıyız? &#8211; Ferda Koç</p>
<p>  22 Mayıs 2012 </p>
<p>12 Eylül referandumunda “yargıyı özgürleştiren” AKP bu kez de “Toplumun bütün kesimlerince benimsenecek daha katılımcı, şeffaf ve demokratik bir anayasa” söylemiyle karşımızda. Yeni anayasanın “ciddiyet” seviyesini Başbakanın, ayaklarının yerden kesildiği bir ortamda, İngiltere uçağında verdiği beyanatında bulduk: “Başkanlık Sistemi”ni tartışmalıymışız… </p>
<p>Türkiye’deki iktidarların sık kullandıkları bir “siyaset hilesi”, halkın beklentilerini istismar edip, bu beklentilerin tam tersine sonuçlar veren düzenlemeler yapmak: “Ak deyip b.k etmek”. Bunu 12 Eylül’ü yargılayacağız söylemiyle cilalanan “Yargı Operasyonu” konulu anayasa değişikliğinde yaşadık. </p>
<p>“Gündem oyunları” ise Türkiye’deki iktidarların sık başvurdukları bir başka siyaset hilesi. Böylece, kamuoyu, hiçbir sonuç çıkmayacağı bilinerek ortaya atılan suni gündemler, bu gündemler üzerinden üretilen polemiklerle meşgul edilirken “atı alan Üsküdarı geçer.” </p>
<p>AKP iktidarı bu iki yöntemi de “ustalıkla” kullanan bir dalaverecilik ve ikiyüzlülük örneği olarak karşımızda duruyor. </p>
<p>Yeni anayasa tartışmalarının kısa dönemde bir “gündem oyunu”, uzun dönemde ise Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ve genel seçimlere yönelik bir demagojik yatırım olduğu giderek belirginleşiyor. </p>
<p>AKP’nin bir “AKP Anayasası”nı referanduma götürecek çoğunluğu yok. Kürt halkı bu imkanı AKP’nin elinden aldı. “Uzlaşmaya dayalı” bir “sivil anayasa” sonucunu elde etmek bakımından AKP + CHP, AKP + MHP veya AKP + BDP uzlaşmasının ise gerçekçi formüller olmadığı belli. </p>
<p>Bu durumda AKP’nin toplumu yeni anayasa tartışmalarıyla oyalayarak “yol almaya” çalıştığını; sonrasında da bir “uzlaşma”nın sağlanamamasını malzeme yaparak Türkiye toplumunun karşısına dördüncü kez “yeni anayasa vaadiyle” çıkmak için kullanacağını söylemek için kahin olmak gerekmiyor. </p>
<p>AKP bir yandan “katılımcı, şeffaf ve demokratik anayasa” söylemiyle halkı meşgul ederken, diğer taraftan “işini yürütüyor.” </p>
<p>Hükümet,enflasyonun iki haneli rakamlara oturduğu bir dönemde kamu çalışanlarına %3’lük zammı dayatıyor. KESK greve gideceğini açıklıyor. Başbakan “memurun grev hakkı yok” deyiveriyor. Ama siz sıkmayın canınızı, “katılımcı, şeffaf ve demokratik” bir anayasa yapacağız ya… </p>
<p>Hükümet, Roboski katliamının faillerini gizlemek için takla üzerine takla atıyor; tutuklu milletvekillerinin kapısına, her yeni “çözüm tartışması”nı çözümsüzlüğe sürükleyerek kilit üstüne kilit vuruyor; KCK operasyonları ile dışarda BDP’li siyaset ve yerel yönetim kadrosu bırakmıyor, ne gam…. “Katılımcı, şeffaf ve demokratik” bir anayasa yapacağız ya… </p>
<p>İş cinayetlerinde dünya birinciliğine doğru emin adımlarla ilerliyormuşuz; grev hakkı geçtiğimiz yıl neredeyse hiç kullanılamamış; taşeron işçiliğinin asıl işverenlerin başvurduğu bir hileli çalışma yöntemi olduğunu saptayan mahkeme kararları uygulanmıyormuş ne gam… “Katılımcı, şeffaf ve demokratik” bir anayasa yapacağız ya… </p>
<p>Ama “katılımcı, şeffaf ve demokratik” bir anayasa rüyası gördüren AKP’nin gerçekte istediğinin ne olduğu da paçalarından akıyor. </p>
<p>“Sendikal hak” adına “kırıntı” dahi içermeyen, yalnızca sendikaya üyelikte “noter şartı”nı (onu da yasa yürürlüğe girdikten bir yıl sonra) kaldıran yasa taslağı, bir yıl daha ertelendi. </p>
<p>Çalışma Bakanlığı taşeron işçilerinin mücadeleyle elde ettikleri mevzileri ellerinden almak için “yasal dayanak üretmeyi” amaç edinen bir “taşeron reformu”nu pişiriyor. </p>
<p>“AKP Meclisi”, fukaranın evini başına yıkabilmek için “Yağma Yasaları”nı ardı ardına diziyor. </p>
<p>4+4+4 rezilliği, bütün okulların İmam Hatipleştirilmesi süreci olarak dolu dizgin sürdürülüyor. </p>
<p>AKP’nin “gizli elleri”, Hizbulkontra’ya “Kürt-İslam Partisi” kurdurup, oyunu alamadığı dindar Kürt seçmenini BDP’den koparma operasyonuna girişiyor. </p>
<p>Ve Tayyip Erdoğan toplum idealini ortaya koyuyor: “Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek din!” </p>
<p>Yine de, “katılımcı, şeffaf ve demokratik anayasa” gündemine taraf olalım derseniz, ben de size “enayiliğinize doymayın” derim.  </p>
<p>( <a href="http://www.sendika.org" rel="nofollow">http://www.sendika.org</a> )</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına izanlı, akıllı, yürekli Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11115</link>
		<dc:creator>izanlı, akıllı, yürekli Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 13:02:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11115</guid>
		<description>En son örnek: 1 Mayis 1977&#039;de solcular isçileri öldürdü diye yazar, sonra degistirir, sonra ben filancadan duydum der, sonra filanca onu dogrulamaz baslar kivirmaya, izanlı, akıllı, yürekli Zileli. Sana da Nadir Nadi ödülü verilsin bari. Yoksa &quot;Tefal&quot; firmasindan yüklü bir ödül mü?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>En son örnek: 1 Mayis 1977&#8242;de solcular isçileri öldürdü diye yazar, sonra degistirir, sonra ben filancadan duydum der, sonra filanca onu dogrulamaz baslar kivirmaya, izanlı, akıllı, yürekli Zileli. Sana da Nadir Nadi ödülü verilsin bari. Yoksa &#8220;Tefal&#8221; firmasindan yüklü bir ödül mü?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11114</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 12:40:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11114</guid>
		<description>Bunda terbiyeye mügayir ne var ki? Yüz nakli gibi beyin takli de yapılabilir bir gün. Senin gibi arkadaşlar yararlanır, fena mı?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bunda terbiyeye mügayir ne var ki? Yüz nakli gibi beyin takli de yapılabilir bir gün. Senin gibi arkadaşlar yararlanır, fena mı?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11113</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 12:39:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11113</guid>
		<description>sağ ol kardeşim. Ne yaparsın, insanlar çeşit çeşit. Her şey zıddıyla mevcut. izansız insanlar aracılığıyla izanlı, akıllı, yürekli insanlara seslenmeye çalışıyorum. Olumsuzluklar da öğretir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sağ ol kardeşim. Ne yaparsın, insanlar çeşit çeşit. Her şey zıddıyla mevcut. izansız insanlar aracılığıyla izanlı, akıllı, yürekli insanlara seslenmeye çalışıyorum. Olumsuzluklar da öğretir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Faşist Diktatörlüğe Doğru&#8230; yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/05/fasist-diktatorluge-dogru/comment-page-2/#comment-11112</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 12:37:04 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4875#comment-11112</guid>
		<description>Bazı aklıevvel liberallerin, bu yeni &quot;belediye reformunu&quot; adem-i merkeziyetçilik olarak pazarlayacaklarını tahmin etmek zor olmasa gerek...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı aklıevvel liberallerin, bu yeni &#8220;belediye reformunu&#8221; adem-i merkeziyetçilik olarak pazarlayacaklarını tahmin etmek zor olmasa gerek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Faşist Diktatörlüğe Doğru&#8230; yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/05/fasist-diktatorluge-dogru/comment-page-2/#comment-11111</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 12:32:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4875#comment-11111</guid>
		<description>http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45154</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45154" rel="nofollow">http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45154</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına ''yüzsüzsün'' dememize gerek kaldı mı başbakan? tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11110</link>
		<dc:creator>''yüzsüzsün'' dememize gerek kaldı mı başbakan?</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 12:32:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11110</guid>
		<description>Gün Ağabey sizin işiniz de zor... 
şimdi burada epeyce çoklar ancak ben hiç acımadan kullanacağım: yorum yapma işini &#039;&#039;yüzüne gözüne bulaştıran&#039;&#039; çok. Her yazının altında saçma sapan yorumlar, gereksiz hakarete varan eleştiriler. okuduğunu anlama desen yürekler acısı, o özelliği hiç geliştirememişler. cevap versen gereksiz bir zahmet, vermesen bu sefer bunlar arkadaşlarına anlatır &#039;&#039;gün zileli&#039;nin sayfasına girdim, türlü küfürler yazdım cevap veremedi&#039;&#039; diye. hepsi buraya toplanır sonra. Yüz göz olmamak lazım aslında ama bazende mecbur kalır insan.
Ne demeli zor zanaat... Ama takip ediyorum, sabırla iyi iş çıkarıyorsunuz...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Gün Ağabey sizin işiniz de zor&#8230;<br />
şimdi burada epeyce çoklar ancak ben hiç acımadan kullanacağım: yorum yapma işini &#8221;yüzüne gözüne bulaştıran&#8221; çok. Her yazının altında saçma sapan yorumlar, gereksiz hakarete varan eleştiriler. okuduğunu anlama desen yürekler acısı, o özelliği hiç geliştirememişler. cevap versen gereksiz bir zahmet, vermesen bu sefer bunlar arkadaşlarına anlatır &#8221;gün zileli&#8217;nin sayfasına girdim, türlü küfürler yazdım cevap veremedi&#8221; diye. hepsi buraya toplanır sonra. Yüz göz olmamak lazım aslında ama bazende mecbur kalır insan.<br />
Ne demeli zor zanaat&#8230; Ama takip ediyorum, sabırla iyi iş çıkarıyorsunuz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Ne o Gün, sinirlenmeye mi başladın? tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11109</link>
		<dc:creator>Ne o Gün, sinirlenmeye mi başladın?</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 12:30:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11109</guid>
		<description>Beyin nakli filan? Hani terbiyeni bozmayacaktın?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Beyin nakli filan? Hani terbiyeni bozmayacaktın?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11108</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 12:21:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11108</guid>
		<description>sen bir beyin nakli yaptırsan iyi olur. ihtiyacın olduğu anlaşılıyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sen bir beyin nakli yaptırsan iyi olur. ihtiyacın olduğu anlaşılıyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Polis kim, kızın mı? tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11107</link>
		<dc:creator>Polis kim, kızın mı?</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 11:32:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11107</guid>
		<description>Anlayamadık Gün, Aydınlıkçıları destekliyor diye kızına da mı polis diyorsun?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Anlayamadık Gün, Aydınlıkçıları destekliyor diye kızına da mı polis diyorsun?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11106</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 11:06:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11106</guid>
		<description>Polisin canını yakmışım, üzüldüm yahu.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Polisin canını yakmışım, üzüldüm yahu.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Sinin marifetlerini yazanlar ödül kazaniyor tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11105</link>
		<dc:creator>Sinin marifetlerini yazanlar ödül kazaniyor</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 10:51:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11105</guid>
		<description>Seni &quot;pek seven&quot; kizin sana olan nefretini dile getirdigi &quot;Esik&quot; adli kitabiyla Yunus Nadi ödülü aldi, sen hâlâ böyle yazilar yazabildigine göre kimin &quot;yüz&quot; problemei var , ona da insanlar karar versin.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Seni &#8220;pek seven&#8221; kizin sana olan nefretini dile getirdigi &#8220;Esik&#8221; adli kitabiyla Yunus Nadi ödülü aldi, sen hâlâ böyle yazilar yazabildigine göre kimin &#8220;yüz&#8221; problemei var , ona da insanlar karar versin.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Sen de yaptirmissin tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11104</link>
		<dc:creator>Sen de yaptirmissin</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 10:49:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11104</guid>
		<description>1 Mayis 77 ile ilgili &quot;faaliyet&quot;lerinden dolayi sen de yüz nakli için Antalya&#039;ya gitmissin, ama operatör &quot;eskisi olmadigi için yenisi de olmaz&quot; diyerek talebini reddetmis.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>1 Mayis 77 ile ilgili &#8220;faaliyet&#8221;lerinden dolayi sen de yüz nakli için Antalya&#8217;ya gitmissin, ama operatör &#8220;eskisi olmadigi için yenisi de olmaz&#8221; diyerek talebini reddetmis.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>1 Mayıs 1977&#8230; yazısına asabi abi tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/02/1-mayis-1977/comment-page-2/#comment-11103</link>
		<dc:creator>asabi abi</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 10:45:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4987#comment-11103</guid>
		<description>İlk silah&#039;ın üçlü blok içinde halkın yolu grubundan birinin ateşlediğini ve iki el ateş edildiğini öğrendim miting sonrası. zaten iki el silah sesini ben duydum. Sanırım Zileli ile aynı zamanda alana girmişiz, &quot;Gaziosmanpaşa inşaat işçileri&quot; yazan pankartın altındaydık biz de. Ali Tablacı ile beraberdik..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>İlk silah&#8217;ın üçlü blok içinde halkın yolu grubundan birinin ateşlediğini ve iki el ateş edildiğini öğrendim miting sonrası. zaten iki el silah sesini ben duydum. Sanırım Zileli ile aynı zamanda alana girmişiz, &#8220;Gaziosmanpaşa inşaat işçileri&#8221; yazan pankartın altındaydık biz de. Ali Tablacı ile beraberdik..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yüz… yazısına Vatan gazetesine köse yazari olursun tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/22/yuz%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-11102</link>
		<dc:creator>Vatan gazetesine köse yazari olursun</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 10:30:19 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5039#comment-11102</guid>
		<description>Yilmaz Özdil &quot;Sözcü&quot;ye geçerse sen de Hürriyet&#039;e transfer ol</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yilmaz Özdil &#8220;Sözcü&#8221;ye geçerse sen de Hürriyet&#8217;e transfer ol</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Devrimsiz Devrim! yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/21/devrimsiz-devrim/comment-page-1/#comment-11099</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 06:00:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5030#comment-11099</guid>
		<description>Çıracı arkadaşım, değerli katkıların için teşekkürler. Hepsine katılıyorum. Yıkma-yapma diyalektiği elbette geçerli. Zaten belli alanlarda bir şeyleri yaparken aynı zamanda sistemin ilişkilerini de yıkmış oluyorsun. öte yandan, elbette yok etmeye çalışacaklardır, hatta silahla da üstümüze geleceklerdir. işte o zaman elbette özsavunma girecektir devreye. Ama bu aşamaya kadar işleri mümkün olduĞU kadar çatışmadan götürmekte fayda var. Çatışma daima güçlü tarafın işine yarıyor. Diğer bütün önerilerine de katılıyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Çıracı arkadaşım, değerli katkıların için teşekkürler. Hepsine katılıyorum. Yıkma-yapma diyalektiği elbette geçerli. Zaten belli alanlarda bir şeyleri yaparken aynı zamanda sistemin ilişkilerini de yıkmış oluyorsun. öte yandan, elbette yok etmeye çalışacaklardır, hatta silahla da üstümüze geleceklerdir. işte o zaman elbette özsavunma girecektir devreye. Ama bu aşamaya kadar işleri mümkün olduĞU kadar çatışmadan götürmekte fayda var. Çatışma daima güçlü tarafın işine yarıyor. Diğer bütün önerilerine de katılıyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Devrimsiz Devrim! yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/21/devrimsiz-devrim/comment-page-1/#comment-11098</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 22:58:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5030#comment-11098</guid>
		<description>Ahmet&#039;in, eğitim, sağlık vb. özellikler üzerinden bir Kızılderili toplululuğunun altyapısıyla, son derece faşizan bir ulus-devletin altyapısını kıyaslaması (ve bu yolla Kuzey Kore&#039;yi &quot;solda&quot; göstermesi)  ile liberal ideologların &quot;ahan da bak bunlar daha çok duble yollar ve HES&#039;ler yapıyorlar, asıl solcu bunlar&quot; demesi arasında özünde bir farklılık yoktur. Her ikisi de kapitalist modernitenin kalkınmacı anlayışını meşrulaştıran &quot;ters ikizlerdir&quot;. Devrimciliği kalkınmacılığa tahvil etmek Stalinizmin bir başka ucubeliği olsa gerek :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet&#8217;in, eğitim, sağlık vb. özellikler üzerinden bir Kızılderili toplululuğunun altyapısıyla, son derece faşizan bir ulus-devletin altyapısını kıyaslaması (ve bu yolla Kuzey Kore&#8217;yi &#8220;solda&#8221; göstermesi)  ile liberal ideologların &#8220;ahan da bak bunlar daha çok duble yollar ve HES&#8217;ler yapıyorlar, asıl solcu bunlar&#8221; demesi arasında özünde bir farklılık yoktur. Her ikisi de kapitalist modernitenin kalkınmacı anlayışını meşrulaştıran &#8220;ters ikizlerdir&#8221;. Devrimciliği kalkınmacılığa tahvil etmek Stalinizmin bir başka ucubeliği olsa gerek <img src='http://www.gunzileli.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Devrimsiz Devrim! yazısına zapatistlere dair tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/21/devrimsiz-devrim/comment-page-1/#comment-11097</link>
		<dc:creator>zapatistlere dair</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 22:44:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5030#comment-11097</guid>
		<description>Belki de yanlış anlıyorum ama Zapatistler&#039;e dair popüler bir algı da, oh ne güzel hiyerarşi yok, &quot;başka bir yaşam&quot; şimdiden kuruldu gibi duygu bolluklu, biricik hakikatetleri görememeye yol açtığında da duygu bulantısı, bilgisizlik nedenli yorumlar olabiliyor;

Zapatistalar&#039;da ordu içerisinde, toerik olarak itaat ederek yönetme dedikleri bir biçim uygulamaktalar; yöneten-yönetilen yok değil, bunu da reddetmeden farklı bir biçimde kavramsallaştırıyorlar. Tabii ki klasik hiyerarşik kurumsallaşma biçimlerinden söylemleri ve pratikleri ile ayrılıyorlar. Lakin bazen, &quot;nasıl, neden ve ne kadar&quot; sorularını birden fazla sormak ve farklı eleştirel görüşlere de bakmak herşey bir yanı varolanı anlamaya yönelik bir çaba olarak daha değerli olabiliyor...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Belki de yanlış anlıyorum ama Zapatistler&#8217;e dair popüler bir algı da, oh ne güzel hiyerarşi yok, &#8220;başka bir yaşam&#8221; şimdiden kuruldu gibi duygu bolluklu, biricik hakikatetleri görememeye yol açtığında da duygu bulantısı, bilgisizlik nedenli yorumlar olabiliyor;</p>
<p>Zapatistalar&#8217;da ordu içerisinde, toerik olarak itaat ederek yönetme dedikleri bir biçim uygulamaktalar; yöneten-yönetilen yok değil, bunu da reddetmeden farklı bir biçimde kavramsallaştırıyorlar. Tabii ki klasik hiyerarşik kurumsallaşma biçimlerinden söylemleri ve pratikleri ile ayrılıyorlar. Lakin bazen, &#8220;nasıl, neden ve ne kadar&#8221; sorularını birden fazla sormak ve farklı eleştirel görüşlere de bakmak herşey bir yanı varolanı anlamaya yönelik bir çaba olarak daha değerli olabiliyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Devrimsiz Devrim! yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/21/devrimsiz-devrim/comment-page-1/#comment-11096</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 22:41:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5030#comment-11096</guid>
		<description>Yazıyı biraz hızlı okudum, o yüzden yanlış ve/ya eksik anladığım noktalar olmuşsa affola... Yazının genelinde, önceki devrim deneyimlerinde, &#039;devrimci&#039; zümrelerin (parti, örgüt vs) sadece iktidarı alma veya onu yıkma hedefine odaklanmış şekilde mücadele ederek boşa nefes tükettikleri fikrine ben de katılıyorum. Bu zümreler, bu anlayış yüzünden yeni demokratik-komünal toplumu inşa perspektifini ya yitirmişler, ya da &quot;devrimden sonraya&quot; erteleyerek onu katılımcı-demokratik ve yatay muhtevasından koparmışlardır... Buraya kadar hiçbir sorun yok, hepsine katılıyorum. Ancak bunlardan çıkarılması gereken ders, mücadele fikrini ve &quot;yıkma&quot; perspektifini topyekun reddetmek olmamalıdır. Biz demokratik-komünal toplumsal ilişki ağlarımızı kurarken devlet/egemenler zaten bize mücadele etme zorunluluğunu dayatacaktır. Ki devlet, bunu yaparken bizleri hem kendi ağlarımızdan hem de toplumun daha geniş kesimlerinden TECRİT ETMEK için de elinden geleni yapacaktır (zaten pop-kültürü ve anaakım medya tarafından durmadan afyonlanan kitleler, devletin ve egemen sınıfların yapacağı bu tarz tecrit operasyonunda edilgen olarak destek vermeye teşnedirler). İşte bu yüzden; yeni komünal-demokratik-ekolojik toplumu kurarken ne &quot;inşa&quot; perspektifinden ne de &quot;yıkma&quot; perspektifinden vazgeçmeliyiz. 
Bu süreçteki kolektif beyin fırtınasına yapmak istediğim ilk naçizane katkılar:
* İnşa edeceğimiz yatay ilişkiler, kapalı devre olmamalı (yani irtibat ağlarını sadece diğer komünal yapılarla sınırlı tutmamalı), yerellerdeki demokratik muhtevaya sahip eylemliliklerle de (hatta en &quot;reformist&quot; olanlarıyla bile) dayanışma halinde olmalıdır. Bu sayede devrimci-demokratik kurumlardan ve &quot;sıradan&quot; insanlardan tecrit olma riski azalır.
* &quot;Sıradan&quot; insanların bu inşa sürecine katılmaları için salt propaganda ve basın/yayın faaliyetleri yeterli olmayacaktır, burada manivela etkisi görecek yan kuruluşlara da ihtiyaç vardır. Halkevleri ve DHF gibi kurumların yürüttükleri &quot;temel haklar&quot; eksenli mücadele (eğitim, sağlık, barınma, basın özgürlüğü, ulaşım, su hakkı vs.) sıradan insanların da bizzat kendi güncel ihtiyaçları üzerinden yeni toplumsal hareketlere kanalize olabilmeleri için faydalı bir mücadele hattıdır (tabii burada Halkevleri&#039;ne ve DHF&#039;ye yönelik eleştirilerimi -konuyla doğrudan alakalı olmadığından ötürü- saklı tutuyorum).
* Kurmak istediğimiz demokratik-komünal yapıların önündeki irili ufaklı engellerin tek tek yıkılabilmeleri için kitle mobilizasyonu ve basit taleplere dayalı &quot;nokta atışı&quot; niteliğindeki doğrudan-eylemler faydalı olacaktır (bkz.: daha önce &quot;Kapitalizm! Devrim?&quot; yazısının altına yazmış olduğum, Tahrir Meydanı örneğini içeren yorum.). Tabi burada, ayrı bir &quot;savaş örgütü&quot; değil, kitlelerin en geniş ve demokratik katılımı etken unsur olmalıdır.
* Uzun lafın kısası, inşa edeceğimiz demokratik-komünal-ekolojik yeni yaşam ilişkileri aynı zamanda karşılaşacağı engellere karşı &quot;yıkıcı&quot; yapı ve yöntemlerini de icat etmeli, ancak bunu yaparken özyönetimci ve/ya anti-hiyerarşik yapısından taviz vermemeli; &quot;inşa&quot; ve &quot;yıkma&quot; ayağını düzgün koordine edebilmenin yeni formüllerini aramalıdır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazıyı biraz hızlı okudum, o yüzden yanlış ve/ya eksik anladığım noktalar olmuşsa affola&#8230; Yazının genelinde, önceki devrim deneyimlerinde, &#8216;devrimci&#8217; zümrelerin (parti, örgüt vs) sadece iktidarı alma veya onu yıkma hedefine odaklanmış şekilde mücadele ederek boşa nefes tükettikleri fikrine ben de katılıyorum. Bu zümreler, bu anlayış yüzünden yeni demokratik-komünal toplumu inşa perspektifini ya yitirmişler, ya da &#8220;devrimden sonraya&#8221; erteleyerek onu katılımcı-demokratik ve yatay muhtevasından koparmışlardır&#8230; Buraya kadar hiçbir sorun yok, hepsine katılıyorum. Ancak bunlardan çıkarılması gereken ders, mücadele fikrini ve &#8220;yıkma&#8221; perspektifini topyekun reddetmek olmamalıdır. Biz demokratik-komünal toplumsal ilişki ağlarımızı kurarken devlet/egemenler zaten bize mücadele etme zorunluluğunu dayatacaktır. Ki devlet, bunu yaparken bizleri hem kendi ağlarımızdan hem de toplumun daha geniş kesimlerinden TECRİT ETMEK için de elinden geleni yapacaktır (zaten pop-kültürü ve anaakım medya tarafından durmadan afyonlanan kitleler, devletin ve egemen sınıfların yapacağı bu tarz tecrit operasyonunda edilgen olarak destek vermeye teşnedirler). İşte bu yüzden; yeni komünal-demokratik-ekolojik toplumu kurarken ne &#8220;inşa&#8221; perspektifinden ne de &#8220;yıkma&#8221; perspektifinden vazgeçmeliyiz.<br />
Bu süreçteki kolektif beyin fırtınasına yapmak istediğim ilk naçizane katkılar:<br />
* İnşa edeceğimiz yatay ilişkiler, kapalı devre olmamalı (yani irtibat ağlarını sadece diğer komünal yapılarla sınırlı tutmamalı), yerellerdeki demokratik muhtevaya sahip eylemliliklerle de (hatta en &#8220;reformist&#8221; olanlarıyla bile) dayanışma halinde olmalıdır. Bu sayede devrimci-demokratik kurumlardan ve &#8220;sıradan&#8221; insanlardan tecrit olma riski azalır.<br />
* &#8220;Sıradan&#8221; insanların bu inşa sürecine katılmaları için salt propaganda ve basın/yayın faaliyetleri yeterli olmayacaktır, burada manivela etkisi görecek yan kuruluşlara da ihtiyaç vardır. Halkevleri ve DHF gibi kurumların yürüttükleri &#8220;temel haklar&#8221; eksenli mücadele (eğitim, sağlık, barınma, basın özgürlüğü, ulaşım, su hakkı vs.) sıradan insanların da bizzat kendi güncel ihtiyaçları üzerinden yeni toplumsal hareketlere kanalize olabilmeleri için faydalı bir mücadele hattıdır (tabii burada Halkevleri&#8217;ne ve DHF&#8217;ye yönelik eleştirilerimi -konuyla doğrudan alakalı olmadığından ötürü- saklı tutuyorum).<br />
* Kurmak istediğimiz demokratik-komünal yapıların önündeki irili ufaklı engellerin tek tek yıkılabilmeleri için kitle mobilizasyonu ve basit taleplere dayalı &#8220;nokta atışı&#8221; niteliğindeki doğrudan-eylemler faydalı olacaktır (bkz.: daha önce &#8220;Kapitalizm! Devrim?&#8221; yazısının altına yazmış olduğum, Tahrir Meydanı örneğini içeren yorum.). Tabi burada, ayrı bir &#8220;savaş örgütü&#8221; değil, kitlelerin en geniş ve demokratik katılımı etken unsur olmalıdır.<br />
* Uzun lafın kısası, inşa edeceğimiz demokratik-komünal-ekolojik yeni yaşam ilişkileri aynı zamanda karşılaşacağı engellere karşı &#8220;yıkıcı&#8221; yapı ve yöntemlerini de icat etmeli, ancak bunu yaparken özyönetimci ve/ya anti-hiyerarşik yapısından taviz vermemeli; &#8220;inşa&#8221; ve &#8220;yıkma&#8221; ayağını düzgün koordine edebilmenin yeni formüllerini aramalıdır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>O Seni Kırıyorsa Sen de Onu Kır! yazısına meemur tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/17/o-seni-kiriyorsa-sen-de-onu-kir/comment-page-1/#comment-11093</link>
		<dc:creator>meemur</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 21:02:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5019#comment-11093</guid>
		<description>http://www.youtube.com/watch?v=0jG_JXa-sCY&amp;feature=relmfu

http://www.youtube.com/watch?v=5N36bjBgrmI&amp;feature=player_embedded

http://www.youtube.com/watch?v=ZccDzlyDov0&amp;feature=player_embedded

bu taşlar çok daha etkili bence.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=0jG_JXa-sCY&#038;feature=relmfu" rel="nofollow">http://www.youtube.com/watch?v=0jG_JXa-sCY&#038;feature=relmfu</a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=5N36bjBgrmI&#038;feature=player_embedded" rel="nofollow">http://www.youtube.com/watch?v=5N36bjBgrmI&#038;feature=player_embedded</a></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZccDzlyDov0&#038;feature=player_embedded" rel="nofollow">http://www.youtube.com/watch?v=ZccDzlyDov0&#038;feature=player_embedded</a></p>
<p>bu taşlar çok daha etkili bence.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Devrimsiz Devrim! yazısına Ahmet tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/21/devrimsiz-devrim/comment-page-1/#comment-11092</link>
		<dc:creator>Ahmet</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 20:16:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5030#comment-11092</guid>
		<description>Ahmet&#039;e imzasiyla yazan arkadas; Sen  yanlis kisi ile tartisiyorsun. Ben anarsistler hic dovusmemistir demedim. Ama Gun Zileli dovusmemelidirler diyor. Peki sen dusunuyorsun? ornegin Paris komunune destek veren Bakuninciler yanlis mi yapmistir? Gune bakarsan yanlis yapmislar. Aslinda bir araya gelip biraz toprak alsalar  uzerinde bir kooperatif filan kursalar daha iyi imis. Peki sen dusunuyorsun? 

Bu arada paris komunune katilan insanlarin cogunlugu degil de bir cogu anarsist olsa ne degisir? Sonucta  tarihin en ozgur Paris&#039;i ni yarattilar. Sorun yuzde kacinin anarsist oldugu degil, yaptiklari sey yanlis mi idi? Gun ve saz arkadaslari yanlis diyor. Onlara gore tamam komun kurulsun ama silahli direnis olmasin diyorlar. Yani zapatistalar gibi bir sey olsun, hos zapatistalar zaten silahli bir gruptur. Silahli bir grup ama dovusmuyorla.  Ya da  bos bir toprak  bulalim orada anarsistcilik oynayalim diyorlar. 

Bos bir toprak bulup komun yaratma isi ozellikle 60 sonlari yetmis baslarnda Avrupa ve ABD de oldukca yaygindi. Hippiler ki bir cogu degisik anarsist goruslere angaje idi, sonucta  tum bu komunlerin hepsi insanlarin yasamlarinda hic bir degisiklik yaratamadan hayal kirikliklari ile sonuclandi ve dagildilar. 

Zapatistalarin yaptiklarina gelince; Simdi bahsettigin ucretsiz otonom saglik hizmetleri filan ,  benim de dedigim bu zaten, Kuzey Kore bunu oldukca ve daha iyi basariyor. Tum Kuzey Kore de saglik egitim vb bedava ve adamlarin yasadiklari uluslararasi ambargo ve izolosyonu dusunursen, oldukca da basarililar. Gerek Kuba gerekse de Kuzey Kore ki her ikisi de burokratik devletlerdir, saglik egitim vb islerini zapatistalardan daha iyi yapiyorlar. 
Birak Kuzey Kore&#039;yi Saddam Irak&#039;i ya da Kaddafi Libya&#039;si bile bedava saglik hizmetler&#039;nde ya da kadinlarin sosyal yasama katilimi konusunda  zapatistalardan daha fazla is yapmistir. 

Zapatistalarin digerlerinden tek farki reklamcisi bol ve politik olarak ABD ve meksika hukumeti onlara karsi cikmiyor.
Neden karsi ciksin, onlarin iktdarini tehdit etmiyorlar ki? Zapatistalar eperyalizmin saldirip yok etmeye calismadigi benim bildigim tek anti kuresellesmeci harekettir. 20 yillik varliklarinda ne meksika ordusundan ne de ABD den cok siddetli bir baski gorduler.

Zapatistalar disinda birakin zapatistalar gibi siahlanip kendilerini ordu olarak ilan eden silahli direnisleri, barisci sendikal hareketler bile buyuk katliamlarla ezilmektedir. Zapatistalarin iktidari yok ettigi ise hikayedir. Koca bir hikaye. Paris komunu, Kuzey Kore hukumeti, Sovyet hukumeti, ABD hukumeti hepsi iktidardir ve tek farkliliklari degisik siniflarin cikarlarina hizmet ederler. Isimleri bile Zapatista Army of National Liberation bir iktidar olgusu, Ordu bir iktidar aracidir, ve zapatista ordusu da her  ordu gibi bir iktidar aracidir. 

Gun ve saz arkadaslarinin Zapatalari millete ornek vermelerinin sebebi hikaye olduklari icindir. Yoksa ne Gun ne de saz arkadaslari emperyalizme karsi cikan onlara karsi mucadele eden hic bir seyi savunmazlar. 

Aslinda tartisma zapatistalarin iktidar iliskilerini ne kadar etkiledigi idi. Gun ve takim arkadaslari zapatistalarin iktidar olmadan dunyayi yeniden kurmak istediklerini iddia ediyorlar. Bense zapatislarin kapitalist iktidar iliskilerini bir gram bile degistirmedigini soyluyorum. 

Son not; Zapatista Ordusu ordu liderlerini mesela Komutan Marcosu secim ile mi seciyor? Yoksa Kuzey Kore de oldugu gibi hareket icindeki dengelere gore mi secim oluyor? Komutan yirmi yildir degismedigi icin merak ettim de. Zapatista hareketini yakinen bilen ve yurekten destekleyen kisiler olarak belki bir bilginiz vardir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet&#8217;e imzasiyla yazan arkadas; Sen  yanlis kisi ile tartisiyorsun. Ben anarsistler hic dovusmemistir demedim. Ama Gun Zileli dovusmemelidirler diyor. Peki sen dusunuyorsun? ornegin Paris komunune destek veren Bakuninciler yanlis mi yapmistir? Gune bakarsan yanlis yapmislar. Aslinda bir araya gelip biraz toprak alsalar  uzerinde bir kooperatif filan kursalar daha iyi imis. Peki sen dusunuyorsun? </p>
<p>Bu arada paris komunune katilan insanlarin cogunlugu degil de bir cogu anarsist olsa ne degisir? Sonucta  tarihin en ozgur Paris&#8217;i ni yarattilar. Sorun yuzde kacinin anarsist oldugu degil, yaptiklari sey yanlis mi idi? Gun ve saz arkadaslari yanlis diyor. Onlara gore tamam komun kurulsun ama silahli direnis olmasin diyorlar. Yani zapatistalar gibi bir sey olsun, hos zapatistalar zaten silahli bir gruptur. Silahli bir grup ama dovusmuyorla.  Ya da  bos bir toprak  bulalim orada anarsistcilik oynayalim diyorlar. </p>
<p>Bos bir toprak bulup komun yaratma isi ozellikle 60 sonlari yetmis baslarnda Avrupa ve ABD de oldukca yaygindi. Hippiler ki bir cogu degisik anarsist goruslere angaje idi, sonucta  tum bu komunlerin hepsi insanlarin yasamlarinda hic bir degisiklik yaratamadan hayal kirikliklari ile sonuclandi ve dagildilar. </p>
<p>Zapatistalarin yaptiklarina gelince; Simdi bahsettigin ucretsiz otonom saglik hizmetleri filan ,  benim de dedigim bu zaten, Kuzey Kore bunu oldukca ve daha iyi basariyor. Tum Kuzey Kore de saglik egitim vb bedava ve adamlarin yasadiklari uluslararasi ambargo ve izolosyonu dusunursen, oldukca da basarililar. Gerek Kuba gerekse de Kuzey Kore ki her ikisi de burokratik devletlerdir, saglik egitim vb islerini zapatistalardan daha iyi yapiyorlar.<br />
Birak Kuzey Kore&#8217;yi Saddam Irak&#8217;i ya da Kaddafi Libya&#8217;si bile bedava saglik hizmetler&#8217;nde ya da kadinlarin sosyal yasama katilimi konusunda  zapatistalardan daha fazla is yapmistir. </p>
<p>Zapatistalarin digerlerinden tek farki reklamcisi bol ve politik olarak ABD ve meksika hukumeti onlara karsi cikmiyor.<br />
Neden karsi ciksin, onlarin iktdarini tehdit etmiyorlar ki? Zapatistalar eperyalizmin saldirip yok etmeye calismadigi benim bildigim tek anti kuresellesmeci harekettir. 20 yillik varliklarinda ne meksika ordusundan ne de ABD den cok siddetli bir baski gorduler.</p>
<p>Zapatistalar disinda birakin zapatistalar gibi siahlanip kendilerini ordu olarak ilan eden silahli direnisleri, barisci sendikal hareketler bile buyuk katliamlarla ezilmektedir. Zapatistalarin iktidari yok ettigi ise hikayedir. Koca bir hikaye. Paris komunu, Kuzey Kore hukumeti, Sovyet hukumeti, ABD hukumeti hepsi iktidardir ve tek farkliliklari degisik siniflarin cikarlarina hizmet ederler. Isimleri bile Zapatista Army of National Liberation bir iktidar olgusu, Ordu bir iktidar aracidir, ve zapatista ordusu da her  ordu gibi bir iktidar aracidir. </p>
<p>Gun ve saz arkadaslarinin Zapatalari millete ornek vermelerinin sebebi hikaye olduklari icindir. Yoksa ne Gun ne de saz arkadaslari emperyalizme karsi cikan onlara karsi mucadele eden hic bir seyi savunmazlar. </p>
<p>Aslinda tartisma zapatistalarin iktidar iliskilerini ne kadar etkiledigi idi. Gun ve takim arkadaslari zapatistalarin iktidar olmadan dunyayi yeniden kurmak istediklerini iddia ediyorlar. Bense zapatislarin kapitalist iktidar iliskilerini bir gram bile degistirmedigini soyluyorum. </p>
<p>Son not; Zapatista Ordusu ordu liderlerini mesela Komutan Marcosu secim ile mi seciyor? Yoksa Kuzey Kore de oldugu gibi hareket icindeki dengelere gore mi secim oluyor? Komutan yirmi yildir degismedigi icin merak ettim de. Zapatista hareketini yakinen bilen ve yurekten destekleyen kisiler olarak belki bir bilginiz vardir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Aytekin Yılmaz/Sol İçi Şiddet&#8230; yazısına Anonim'e tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/20/aytekin-yilmazsol-ici-siddet/comment-page-1/#comment-11091</link>
		<dc:creator>Anonim'e</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 19:48:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5027#comment-11091</guid>
		<description>Seni de güzelce temizlerler, iyi bir hesaplaşma olur, dikkat katiller ve canavarlardan söz edilmekte, saka degil.Siz daha hayatta iken Bekaa&#039;da ve Kandil&#039;deki iskence ve infazlar da açiklanacak, hepiniz mosmor olacaksiniz, SS Önder de dahil.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Seni de güzelce temizlerler, iyi bir hesaplaşma olur, dikkat katiller ve canavarlardan söz edilmekte, saka degil.Siz daha hayatta iken Bekaa&#8217;da ve Kandil&#8217;deki iskence ve infazlar da açiklanacak, hepiniz mosmor olacaksiniz, SS Önder de dahil.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Devrimsiz Devrim! yazısına Ahmet'e tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/21/devrimsiz-devrim/comment-page-1/#comment-11090</link>
		<dc:creator>Ahmet'e</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 19:27:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5030#comment-11090</guid>
		<description>1-Paris komününde çoğunluk anarşistler değil blankicilerdeydi.Bakunin destekçileri savunma amaçlı komiteler kurdular ve komün liberter tarzda gelişti o ayrı ...
2-Sence anarşi direnmemek demekse Lyon isyanını neden ve kimler çıkardı? İspanya&#039;da darbe olduğunda silahlı mücadeleyi kimler başlattı? Daha geçen yıl yoksul bir mahalleyi korumak için Yunanistan&#039;daki &quot;ödemiyorum&quot; hareketi halkla birlikte aylarca mücadele edip mahalleyi çöplük yapılmaktan kurtarmadı mı? Ya da örneğin antifa&#039;yı kimler inşa etti?
3-Zapatistaların kurdukları konseyler bellidir, denetimi altındaki alanlarda kurulan kadın insiyatifleri, sadece denetimleri altındaki değil  çevreden gelen tüm halka sunmak için oluşturduklari ücretsiz otonom sağlık hizmetleri bellidir. Evet , bu açıdan kuzey kore gibi bir &quot;sosyalizm deneyimi&quot; olmadığı doğru.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>1-Paris komününde çoğunluk anarşistler değil blankicilerdeydi.Bakunin destekçileri savunma amaçlı komiteler kurdular ve komün liberter tarzda gelişti o ayrı &#8230;<br />
2-Sence anarşi direnmemek demekse Lyon isyanını neden ve kimler çıkardı? İspanya&#8217;da darbe olduğunda silahlı mücadeleyi kimler başlattı? Daha geçen yıl yoksul bir mahalleyi korumak için Yunanistan&#8217;daki &#8220;ödemiyorum&#8221; hareketi halkla birlikte aylarca mücadele edip mahalleyi çöplük yapılmaktan kurtarmadı mı? Ya da örneğin antifa&#8217;yı kimler inşa etti?<br />
3-Zapatistaların kurdukları konseyler bellidir, denetimi altındaki alanlarda kurulan kadın insiyatifleri, sadece denetimleri altındaki değil  çevreden gelen tüm halka sunmak için oluşturduklari ücretsiz otonom sağlık hizmetleri bellidir. Evet , bu açıdan kuzey kore gibi bir &#8220;sosyalizm deneyimi&#8221; olmadığı doğru.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Devrimsiz Devrim! yazısına çok geç tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/21/devrimsiz-devrim/comment-page-1/#comment-11089</link>
		<dc:creator>çok geç</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 19:12:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5030#comment-11089</guid>
		<description>öneri basit: sifir faiz..üzerinde düsünülmesini rica ederim.
bu amcin yöntemi de basit: demokrasi, halk iktidari, populizm.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>öneri basit: sifir faiz..üzerinde düsünülmesini rica ederim.<br />
bu amcin yöntemi de basit: demokrasi, halk iktidari, populizm.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Dışardan Gazel!!! yazısına Anonim tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2011/11/30/disardan-gazel/comment-page-1/#comment-11088</link>
		<dc:creator>Anonim</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 18:19:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4108#comment-11088</guid>
		<description>KISA BİR DEĞERLENDİRME

Bilinenleri tekrardan kaçınarak, ayrıntıya girmeden, yaşanılan süreci ve günümüzü bir kez daha irdeleyelim.

Türkiye Osmanlı İmparatorluğunun yıkıntıları üzerinde kuruldu. Ulusal kurtuluş savaşı denilen, Anadolu’nun yabancı güçler tarafından sömürgeleştirilme girişimine karşı verilen mücadeleye, Osmanlının yetiştirdiği kadrolar öncülük etti. Bunların arasından sivrilen ve yönetimi ele geçiren Mustafa Kemal olduğu için de harekete Mustafa Kemal hareketi de denilebilir.

Hareketin başlangıçtaki amacı Anadolu’yu yabancı güçlerin işgalinden kurtarmaktı. Bunun için tüm Anadolu halklarını kucaklayan söylemlerle yola çıkıldı. İşgal sona erdikten sonra Hareket ulus devlet kurmaya yöneldi. Ancak Anadolu’da yaşayanlar tek ulusa mensup değildi. Devletin kuruluşu aşamasında diğer ulus ve azınlıklara esnek davranıldı. Mustafa Kemal’in ilk meclisi açış konuşmasında “ Bu meclis Türklerden ve Kürtlerden müteşekkildir” sözü, meclisi ve devleti kuranların yalnız Türkler olmadığını; Kürtlerin de bu mücadelede paylarının olduğunun açık bir kanıtı olarak tarihe geçti.

Cumhuriyet’in ilanıyla verilen sözler unutuldu, red ve inkâr savunulmaya, baskı ve şiddet arttırılmaya başlandı. Cumhuriyetle birlikte Kürtler için görece özgür oldukları Osmanlı dönemi sona erdi, red ve inkârın egemen olduğu Türkiye Cumhuriyeti dönemi başladı.

Kürtler bu yeni dönemi kabullenmediler. Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim isyanları ile itirazlarını dile getirmeye, gasp edilen haklarını almaya çalıştılar ancak güçleri yetmedi. Sonuçta idam, katliam ve sürgünlerle karşılaştılar.

1915 Ermeni soykırımının inkârı, Nazım Hikmet’in zindana atılması, Sabahattin Ali’nin öldürülmesi, Tan matbaasının yakılması, 6-7 Eylül olayları, Varlık Vergisi,49’lar Hareketi ve benzer gelişmeler, oluşturulan sistemin Türk halkı ve diğer azınlıklar için de demokratik olmadığının açık göstergeleridir.

1946’da çok partili sisteme geçiş, Kemalist diktatörlükten demokrasiye geçiş olarak yutturulmaya çalışıldı. CHP’den ayrılanların kurduğu Demokrat Partisi iktidara geldi. Amerika ile kardeş olduk ama reşit olmadığımız için velayetimiz Amerika’ya verildi. DP Kemalist diktatörlüğü başka bir biçimde ve isimde sürdürdü.

1960 cuntası DP diktatörlüğüne son verdi ama askeri vesayetin ve cuntaların da önünü açtı. Verilen göstermelik demokratik haklarla demokrasiye geçtiğimiz iddia edildi. Ancak verilen haklar mücadele ile kazanılmadığı için Devlet-i Ali’nin gördüğü lüzum üzerine geri alınabiliyordu.

1960’larda olumlu gelişmeler de oldu. Marksizm kitlelerle buluşmaya başladı. 1965’te TİP parlamentoda grup kurdu. DEV-GENÇ yüzbinleri sokağa dökebiliyordu. Kürt gençliği DDKO’larda örgütlenmeye başlamıştı. KDP kuruldu. 12 Mart’a gelindiğinde gençlik eylemleri, 15-16 Haziran’la ayaklanma provaları yaşanmıştı. Kitleler bilinçleniyor ve sağlıklı örgütlenme girişimleri başlamıştı. Tam bu dönemde Kürt hareketini sağlıklı bir rotaya sokmak için PSK kuruldu. Ortam PSK’nin gelişmesine elverişliydi. Öyle de oldu. Kürt gençliğinin önemli bir bölümü DHKD’leri seçti. Özgürlük Yolu’nun dağıtımı on binlere, Roja Welat’ın 30’binlere ulaştı. Diyarbakır ve Ağrı Belediye Başkanlığı seçimleri kazanıldı. Kürt Ulusal Demokratik Hareketi sağlıklı bir rotaya girmiş, sağlıklı bir örgütlenmenin temeli atılmıştı.

Diyarbakır seçimleri bazı kesimlerde şok etkisi yarattı. Her geçen gün etkinliğini yitiren KDP’yi saymazsak, PSK bölgede tek örgüttü. Özgürlük Hareketi’nin gelişimi devleti de düşündürdü ve onu farklı yöntemler izlemeye itti. Tam da bu dönemde PKK kuruldu. Henüz “ İki yanımda iki mit ajanı, ben onları kullanıyordum onlar da beni “, “ Üç yıl süreyle devlet bize yiyecek verdi “, “ Pişmanım, hizmet etmeye hazırım” denilmemişti; Pilot Necati bilinmiyordu ama savunduğu görüşler ve yaptığı eylemlerle PKK’nin yanlış yolda olduğu başından beri belliydi.

PSK belli tarihsel koşulların ortaya çıkardığı bir örgüttür. Sosyalizmin ve Sovyetler Birliği’nin prestijinin yükseldiği, Dünya Sosyalist Sisteminin ulusal kurtuluş mücadelelerine destek olduğu, bu güçlü desteğin ulusal kurtuluş mücadelelerinin başarıya ulaşmasında önemli rol oynadığı bir dönemdi bu. Türk devletinin Kürtlerin en küçük demokratik taleplerini bile kanlı bastırdığı bu dönemde legal örgütlenmenin yolu kapalıydı. Bu yüzdendir ki PSK Marksist bir parti olarak  illegal örgütlendi.

Bugün koşullar değişmiştir. Sovyetler Birliği ve Dünya Sosyalist Sistemi gibi bir destek artık yok. Marksist bir partinin öncülüğünde silahlı mücadele ile dört devleti dize getirmek zor. Kitlelerin desteği olmadan sosyalizmi kurmak bir yana, sömürgeci boyunduruğu kırmak bile oldukça zorlaşmıştır. “Tahrir Meydanı” türünden kitlesel halk ayaklanmaları olmadan köklü değişimler sağlanamaz. Bunun içindir ki PSK misyonunu tamamlamış ve miadını doldurmuştur. Varlığı demokratik gelişmenin önünde bir engel oluşturmaya başladığı için de bir an önce varlığına son vermelidir.

NEREDE HATA YAPTIK?

Anıları okuduktan sonra kuşkularım arttı ve geçmişin bir kez daha değerlendirilmesi gerektiğine inandım.

İşçi sınıfının – neredeyse – olmadığı, İslam inancının egemen olduğu bir toplumda örgütleniyorduk. Bu Bizim temel zaafımızdı. Böyle bir toplumda Marksist bir parti olarak kök salmak zordu. Buna hatalar ve eksiklerimiz de eklenince durum daha da zorlaştı.

Sovyetler Birliği’ne körü körüne bağlılık ve Barzani’yi hain ilan etmemiz hataydı. Özeleştiri yaptığımız için bunu bir yana bırakalım. Sosyalizme inancımızdan ve Lenin’in ülkesine olan sevgimizden dolayı enternasyonalizmi abarttık ve milliyetçiliği küçümsedik. BKP Türklerin adlarını değiştirip onları kamplara ve Türkiye’ye gönderirken biz hâlâ Riya Azadi’de “Bulgaristan Müslümanları” sür manşetli yazılar yazıyorduk.

12 Eylül sonrası sahayı tamamen boş bıraktığımız için ayrık otları türedi, kök saldı, şimdi de onları ayıklamakta zorlanıyoruz.

KADRO POLİTİKASI

Kadroları doğru değerlendiremedik. İhsan Aksoy ve Mehdi Zana’dan başlayarak; Nazif Kaleli ve Zeki Adsız’a uzanan yolda onlarca kadroyu kolayca harcadık. Hareketimiz, değirmen taşı gibi kadro öğüten bir harekete dönüştü. Başından beri yanlış yapanlar, partinin verdiği görevleri yerine getirmeyen ve partiyi dinlemeyen “prensler” polit büro üyesi yapılarak ödüllendirildi. Partinin verdiği görevleri yerine getirenler, partiye ve halka karşı dürüst olanlar kolayca harcandı. Partide ikinci adam olmadı, ikinci adam adayları kolayca harcandı. Bu durum erozyona neden oldu ve parti kurucularından Y. Çamlıbel ve Z. Acar dışında kimse kalmadı. Onlar da yurt dışında yaşıyorlar.

Yurtdışındaki kadrolarımızın bulundukları ülkelere entegre olmalarını salık verdik. “Teşt’te” yıkanan birinin, her an akan sıcak suyun olduğu bir evde kalmasını sağlamanın, ülkeye geri dönüşü zorlaştıracağını önceden göremedik. Koşullara ayak uydurma, koşullara göre mücadele yol ve yöntemlerini öğretme, örgütün amaç ve ilkelerine bağlılık vb. konularda kadro eğitiminde yetersiz kaldık. Bu durum hareketi her geçen gün eriyen bir kartopuna dönüştürdü.

PKK’nın ne olduğunu 1983’te yayınlanan kitaptan, yakılan KOMKAR binalarından, Mustafa Çamlıbel ve Ramazan Adıgüzel’den, yurt dışında öldürülenlerden dolayı en iyi bilenlerdeniz. Kuruluşunda devletin parmağının olduğu, puslu 90’lı yıllarda hangi olayı devletin, hangi olayı örgütün yaptığının belli olmadığı bir dönemde, PKK’nin başındaki adamla protokol yapmak büyük bir hataydı. Bu protokol Kürt devrimci kamuoyunda PKK’yi meşhurlaştırma hareketiydi.

BİRLİK POLİTİKASI

Birlik, birden fazla örgütün veya hareketin bir araya gelerek aynı program etrafında ortak hedeflere varmak için oluşturulan yeni bir örgütlenmedir. Bu yeni yapı cephe olabileceği gibi yeni bir parti de olabilir. Birliğe katılanlar birlik için istekli olmalı. Birliğe katılanların temel hedefi artık yeni oluşumun temel hedefidir. Bu tür birliklerde toplumda etkinliği olan tek tek bireyler de taraf olarak yer alabilmeli. Birliğe katılan partilerin eski yapıları, işlevleri, çalışmaları birlik içinde ikincil olmalı, temel hedef birliğin amacına ulaşması olmalı. Birlik kendi zaafını gizleme aracı olmamalı.

Birlik konusunda hep isteyen taraf olduk. UDG’den Hevkari’ye, Tevger’den Sol Birliğe kadar hep birlik isteyen biz olduk. Birliğin tarafların karşılıklı isteği doğrultusunda gerçekleşebileceğini bir türlü kavrayamadık. Hiç beş yıl süren birlik çalışması olur mu? Bizde oldu ve başarısızlıkla sonuçlandı, tüm diğer birlik girişimleri gibi. Bir ay süren MYK toplantısının olduğu yerde 5 yılın adı mı olur? Kürtlerin zamanı çok.

Yanlışlardan arınmadan sağlıklı bir birlik olmaz.

DBP DÖNEMİ

Leninist örgütlenmenin iki temel zaafı vardı: İllegal örgütlenme ve profesyonel devrimcilik. Birincisi kadroların kontrolsüzlüğünü, ikincisi ise boş vermişliği beraberinde getirdi. DBP sürecinde bunlar açıkça görüldü.” İki başlı yapı “ ve “ uzaktan kumanda “ sistemi parti “ komiserleri “ yarattı. Bu yapı demokratik gelişmenin önünde engel olmaya başladı, kadrolar arasında haksız rekabete neden oldu. Yanlışları görenlere “ ayrılıp PKK’ye katılaydın “ denilerek “ yaratıcı! “ çözüm önerileri getirildi. Gençleri partiden kovanlar, “ parası olmayan partiye gelmesin “ diyenler, bir ay maaş almazsa partiye uğramayacak olanlar “ prens “ ilan edildi. Bütün bunları herkes biliyor ve dillendiriliyor ama nedense bir çözüm bulunamıyor.

 Bu aksaklıklar DBP’nin kan kaybına neden oldu ve parti her geçen gün küçüldü, kongre yapamaz hale geldi. Emek verenleri onore etmek yerine onlara nankörce davranıldı. Bu zaaftan kurtulmak için birlik konusu gündeme getirildi ve HAK-PAR’ı oluşturma süreci başladı.

Barışçıl mücadele yöntemleri ile Kürt sorununu çözmek isteyenlerin birlikteliği ne kadar önemli ve gerekliyse; soruna taraf olanların iyi niyetleri ve birlik konusundaki istek ve çabaları da o kadar önemlidir.

HAK-PAR

HAK-PAR’ın kuruluşu sürecinde DBP’de Kürtlerin birliği konusunda iki görüş vardı. Çoğunluğun savunduğu birinci görüşe göre, PKK’nin dışında ki Kürtlerin, ne pahasına olursa olsun, birliğinin sağlanması yönündeydi. “ Demokratik Cumhuriyet “projesi ve Avrupa Birliği süreci PKK dışında ki Kürtlerin birliğini zorunlu hale getirmişti. Kürtlerin sisteme entegre edilmeleri önlenmeli, Kürt sorunu çözülmeden Türkiye AB’ye üye yapılmamalıydı. Aksi takdirde Kürt sorunu Kıbrıs sorunu gibi çözümsüzlüğe mahkûm edilecekti. Bu anlayışla hep beraber birlikten yana tavır aldık. Ancak, bana göre PKK dışındaki Kürtler birliğe hazır değillerdi. Birliğin bileşenleri olarak görülen A.Fırat, Ş.Elçi, Eski Rızgari ve DD taraftarları birlik için hazır ve istekli görünmüyorlardı. Tümünün Özgürlük Hareketi’ne karşı önyargıları vardı. Eski DD ve Rızgari taraftarları HAK-PAR’ı kendi eski yandaşlarını toparlama aracı olarak görüyorlardı. Adı geçen iki ismin yan yana gelmeleri mümkün görünmüyordu. Bu anlamda tüm tarafların bir araya gelebilecekleri bir parti belki kurulurdu, ancak tümünü aynı potada eritmek, bütünleştirmek olanaksızdı. Benim görüşlerim partide kabul görmediği için, Y.Çamlıbel’in ricası üzerine, çoğunluğun görüşleri doğrultusunda, birlik konusunda partinin görüşlerini yazdım. Süreç içerisindeki istifalar ve ayrılmalar henüz bir potada bütünleşmeye hazır olmadığımızı gösterdi. Keşke haklı çıkmasaydım.

AKP DÖNEMİ

AKP, HAK-PAR’la aynı dönemde kuruldu ve ilk seçimde hükümet kuracak çoğunluğu elde etti. Ana gövdeden ayrılarak kitleleri peşinden sürükleyen, üç seçim üst üste oylarını arttırarak hükümet kuran ve giderek iktidar olan tek parti AKP’dir. Gülen Cemaati ile ilişkileri olan ve Gülen’in “ tedricen “ iktidarı almak gerekir stratejisine uygun hareket eden de AKP’dir.

AKP’nin kurucuları Erbakan’ın öğrencileridir. Erbakan Siyasal İslam’ın Türkiye’de ki kurucusu ve fikir babasıdır. Siyasal İslam’ın temel felsefesi şeriat kurallarıdır ve bu demokrasi ile bağdaşmaz. Fetva ve ulemanın egemen olduğu yer karanlıktır ve karanlıkta demokrasi yeşermez. Diğer bütün söylemler “ teferruattır.”

AKP’nin AB’ye üye olunmasından yana görünmesi onun çağdaş demokrasiden yana olduğunu göstermez. Cuntalara karşı görünmesi de öyle. O sadece kendisine zarar verenlere karşı rövanşist bir tavır sergiliyor, kin ve intikam duyguları ile hareket ediyor. Kemalistlere karşı tavrının altında yatan neden de bu. AKP’nin AB’den yana görünmesinin iki nedeni var: Birincisi, AB cuntaların önüne set çekiyor, ikincisi ise, parti kapatmayı zorlaştırıyor. AKP tam da bu iki konudan rahatsızlık duyuyor.

AKP’ye koşulsuz destek verenler tarihten ders almayanlardır. Kemalist diktatörlüğe, askeri vesayet rejimine karşı olmak iyi de bunun yerine getirilmek istenen namahrem, fetva ve ulema rejimidir. İran bizim için iyi bir örnektir. Şah rejimine karşı Halkın Mücahitleri, Halkın Fedaileri, Tudeh ve Kürtler Humeyni’yi desteklediler. Onlar da Şah rejiminden kurtulalım gerisi kolaydır diye düşünmüşlerdi ama öyle olmadı. Bugün adı geçen muhalif gruplar yok ve 33 yıldır ülkede demokrasi adına yaprak kımıldamıyor.

AKP’nin bazı olumlu adımları abartılıyor. 3-5 Generali içeri atmak Kemalist rejime karşı olanların yüreklerine su serpebilir ama demokrasiyi getirmez. AKP kendi derin devletini yaratıyor ama çoğu insan AKP generalleri içeri atıyor diye alkışlıyor. Alkışlayan beyler, sıra size geldiğinde etrafınızda kimse olmayacak.

El kaide ve Taliban’dan ağzı yanan Amerika, Ortadoğu’da ılımlı İslam’a yöneldi, “ Kanlı veya kansız” diyenlerin yerine, “ Milli görüş gömleğini çıkardık” diyerek takiyye yapanlara destek oldu.

Kürtler için red, inkâr ve işgal politikalarından daha kötüsü olamaz anlayışı ile AKP’yi koşulsuz desteklemek akılcı bir politika olamaz. Karanlıkta kaybolan hiçbir şey bulunmaz ve şeriat karanlıktır.

AKP, 28 Şubat ve darbe girişimlerinin üstüne gittiği kadar 12 Eylül’ün üzerine gitmiyor. Çünkü 12 Eylül’de kendisi zarar görmemiş, tersine palazlanmıştır. 12 Eylül yargılamaları semboliktir. Referandumda 12 Eylül’ün yargılanmasını isteyen toplum, cuntayı önleyemediği, Kenan Evren’i Cumhurbaşkanı yaptığı, yüzde 92 ile anayasaya evet dediği ve bugüne kadar değiştirilmesini sağlayamadığı için kendisini yargılamalıdır.

Cuntalara ve siyasi partilerin kapatılmasına elbette karşıyız, ancak yürürlükteki yasalar herkes için geçerlidir. Anayasa Mahkemesi AKP “laiklik karşıtı hareketlerin odağı olmuştur” kararını veriyor ama partiyi kapatmıyor. Anayasa Mahkemesi, HSYK’nın yapısı değiştiriliyor, üniversiteler YÖK aracılığıyla kontrol altına alınıyor, Cumhurbaşkanlığı, Parlamento, Yargı, Üniversiteliler, MGK, Polis teşkilatı siyasal İslam’ın kontrolünde. Derin devlet denilen olgu uzaylı bir yaratık değil, toplumun içinde.

AKP’nin Kürt sorunu konusunda attığı adımlar koşulların zorunlu kıldığı adımlardır. Red ve inkâr ilelebet sürdürülemezdi. Kürt sorunu diyerek sorunun adını koymak, çözümü de “ Milli birlik ve kardeşlik” projesinde aramak çözüm olamaz. TRT Şeş bizi yanıltmamalı. AKP devlet Kürt’ü yaratmaya çalışıyor. Rojin’in şarkılarına tahammül etmeyen anlayış Kürt sorununu çözme konusunda inandırıcı olur mu? Uludere katliamını kim yaptı?

Kürt sorunu karmaşık bir sorundur. Sorunun karmaşıklığı yalnızca Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüşlüğünden kaynaklanmıyor. Kürtler kurmancı, sorani, zazaca, şeybızınca gibi farklı lehçelerde konuşuyorlar. Türkiye’nin büyük illerinde çok sayıda Kürt nüfus var. Adana, Antalya, Mersin, İzmir, Manisa, İstanbul, Bursa, Ankara, Konya, Kırşehir gibi iller, Ağrı ilinin onlarca katı kadar Kürt nüfus barındırıyor, Kürt-Türk evliliği çok, birçok Kürt ailesin de Türkçe konuşuluyor, birçok Kürt genci Kürtçe bilmiyor, Orta Anadolu Kürtleri ayrı bir coğrafi konuma sahip, uluslararası evlilik milliyet belirlemeyi zorlaştırıyor. Bütün zorluklara rağmen Kürt sorununu çözüm yoluna sokmak için siyasi iradenin inisiyatif alması gerekiyor. Sorunu karmaşıklaştıran ülkeyi bölen emperyalistlerdir.

Uluslararası koşullar, tek kutuplu dünya, iç içe geçmişlik, klasik silahlı ulusal kurtuluş mücadelesinden vazgeçilmesini gerektiriyor. Silahlı mücadele, insan öldürme yöntemi ile kurtuluş olamaz. “ Tahrir Meydanı” veya “ sivil itaatsizlik” gibi yöntemler kullanılabilir ancak barışçıl yöntemlerle sorunu devlet çözer. Bunun için de siyasi irade olmalı.

Kuzey Irak’ta bir ilk yaşandı. Amerika’nın çıkarları Saddam rejiminin devrilmesi konusunda Kürtlerin çıkarları ile kesişti. Bu bir paradokstur ama Kürtler Amerika’nın desteğiyle Saddam’ın zulmünden kurtuldu. Milyonlarca Iraklının ölümü ve sürgünü bu özgürlüğe gölge düşürdü.

Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için devlet adım atmalı. Öncelikle devlet bugüne kadar izlediği red ve inkâr politikası ve katliamlar için Kürt halkından özür dilemeli. İlk adım bu olmalı. Demokratik ortam sağlanmalı, herkesin ayrılma isteği dâhil, tüm görüşlerini, özgürce savunabileceği ve görüşleri doğrultusunda örgütlenebileceği koşullar sağlanmalı, bağımsızlık, federasyon, özerklik, kantonal sistem gibi tüm seçenekler tartışılabilmeli, referandumla halkın eğilimi görülmeli ve ona göre çözüm biçim ve yöntemleri belirlenmelidir. Bütün bunlar yapıldıktan sonra ancak Kürt sorunu çözüm yoluna girer.

Bugüne kadar izlenen devlet politikalarında, Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözme yönünde, hiçbir önemli adım atılmadı. Anayasa ve siyasi partiler yasası olduğu yerde duruyor. Ana dilde eğitim yok, Tv yayını korsan yayınla geçiştiriliyor. Bütün bunlara rağmen AKP’yi savunmak, televizyonlara çıkıp yalnız PKK’yi eleştirerek AKP’ye destek olmak, anlaşılır gibi değil. Yaşananlar devletin gözü önünde yaşandı, yaşanıyor. Yazılanlardan devletin bilgisi var. Devletin MİT’i, polisi, jandarması ve her köyde bir imamı var. Buna rağmen Meclis’te PKK’nin işlediği iddia edilen cinayetleri anlatmak, liste sunmak bizim işimiz olmamalı. Bunları anlatırken devletin yaptıklarını da unutmamalıyız. 90’lı yılların SHP’li bakanı Azimet Köylüoğlu’nun televizyonda ellerini iki yana açarak, “ devlet köy yakıyor ben ne yapayım” dediğini de anımsatmalıyız.

Sonuç olarak, lider güvenilir, adil ve yol arkadaşlarına karşı vefakâr olmalı; esnek, sakin ve hoşgörülü olmalı. R.T. Erdoğan’ın yanındaki çekirdek kadro Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden kalmadır. Partisinde ondan sonra Abdullah Gül, Bülent Arınç vb. sayılabilir ama bizde hep tek adam oldu. 31 Yıl yurtdışında kaldıktan sonra devletin çağrısıyla ülkeye dönerek “ Özgürlük ve Barış sembolü” olunmuyor.

Mandela öyle olmadı.

15 Mayıs 2012

Mehmet ÖZKÖK

http://www.serbesti.net/?id=1359</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>KISA BİR DEĞERLENDİRME</p>
<p>Bilinenleri tekrardan kaçınarak, ayrıntıya girmeden, yaşanılan süreci ve günümüzü bir kez daha irdeleyelim.</p>
<p>Türkiye Osmanlı İmparatorluğunun yıkıntıları üzerinde kuruldu. Ulusal kurtuluş savaşı denilen, Anadolu’nun yabancı güçler tarafından sömürgeleştirilme girişimine karşı verilen mücadeleye, Osmanlının yetiştirdiği kadrolar öncülük etti. Bunların arasından sivrilen ve yönetimi ele geçiren Mustafa Kemal olduğu için de harekete Mustafa Kemal hareketi de denilebilir.</p>
<p>Hareketin başlangıçtaki amacı Anadolu’yu yabancı güçlerin işgalinden kurtarmaktı. Bunun için tüm Anadolu halklarını kucaklayan söylemlerle yola çıkıldı. İşgal sona erdikten sonra Hareket ulus devlet kurmaya yöneldi. Ancak Anadolu’da yaşayanlar tek ulusa mensup değildi. Devletin kuruluşu aşamasında diğer ulus ve azınlıklara esnek davranıldı. Mustafa Kemal’in ilk meclisi açış konuşmasında “ Bu meclis Türklerden ve Kürtlerden müteşekkildir” sözü, meclisi ve devleti kuranların yalnız Türkler olmadığını; Kürtlerin de bu mücadelede paylarının olduğunun açık bir kanıtı olarak tarihe geçti.</p>
<p>Cumhuriyet’in ilanıyla verilen sözler unutuldu, red ve inkâr savunulmaya, baskı ve şiddet arttırılmaya başlandı. Cumhuriyetle birlikte Kürtler için görece özgür oldukları Osmanlı dönemi sona erdi, red ve inkârın egemen olduğu Türkiye Cumhuriyeti dönemi başladı.</p>
<p>Kürtler bu yeni dönemi kabullenmediler. Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim isyanları ile itirazlarını dile getirmeye, gasp edilen haklarını almaya çalıştılar ancak güçleri yetmedi. Sonuçta idam, katliam ve sürgünlerle karşılaştılar.</p>
<p>1915 Ermeni soykırımının inkârı, Nazım Hikmet’in zindana atılması, Sabahattin Ali’nin öldürülmesi, Tan matbaasının yakılması, 6-7 Eylül olayları, Varlık Vergisi,49’lar Hareketi ve benzer gelişmeler, oluşturulan sistemin Türk halkı ve diğer azınlıklar için de demokratik olmadığının açık göstergeleridir.</p>
<p>1946’da çok partili sisteme geçiş, Kemalist diktatörlükten demokrasiye geçiş olarak yutturulmaya çalışıldı. CHP’den ayrılanların kurduğu Demokrat Partisi iktidara geldi. Amerika ile kardeş olduk ama reşit olmadığımız için velayetimiz Amerika’ya verildi. DP Kemalist diktatörlüğü başka bir biçimde ve isimde sürdürdü.</p>
<p>1960 cuntası DP diktatörlüğüne son verdi ama askeri vesayetin ve cuntaların da önünü açtı. Verilen göstermelik demokratik haklarla demokrasiye geçtiğimiz iddia edildi. Ancak verilen haklar mücadele ile kazanılmadığı için Devlet-i Ali’nin gördüğü lüzum üzerine geri alınabiliyordu.</p>
<p>1960’larda olumlu gelişmeler de oldu. Marksizm kitlelerle buluşmaya başladı. 1965’te TİP parlamentoda grup kurdu. DEV-GENÇ yüzbinleri sokağa dökebiliyordu. Kürt gençliği DDKO’larda örgütlenmeye başlamıştı. KDP kuruldu. 12 Mart’a gelindiğinde gençlik eylemleri, 15-16 Haziran’la ayaklanma provaları yaşanmıştı. Kitleler bilinçleniyor ve sağlıklı örgütlenme girişimleri başlamıştı. Tam bu dönemde Kürt hareketini sağlıklı bir rotaya sokmak için PSK kuruldu. Ortam PSK’nin gelişmesine elverişliydi. Öyle de oldu. Kürt gençliğinin önemli bir bölümü DHKD’leri seçti. Özgürlük Yolu’nun dağıtımı on binlere, Roja Welat’ın 30’binlere ulaştı. Diyarbakır ve Ağrı Belediye Başkanlığı seçimleri kazanıldı. Kürt Ulusal Demokratik Hareketi sağlıklı bir rotaya girmiş, sağlıklı bir örgütlenmenin temeli atılmıştı.</p>
<p>Diyarbakır seçimleri bazı kesimlerde şok etkisi yarattı. Her geçen gün etkinliğini yitiren KDP’yi saymazsak, PSK bölgede tek örgüttü. Özgürlük Hareketi’nin gelişimi devleti de düşündürdü ve onu farklı yöntemler izlemeye itti. Tam da bu dönemde PKK kuruldu. Henüz “ İki yanımda iki mit ajanı, ben onları kullanıyordum onlar da beni “, “ Üç yıl süreyle devlet bize yiyecek verdi “, “ Pişmanım, hizmet etmeye hazırım” denilmemişti; Pilot Necati bilinmiyordu ama savunduğu görüşler ve yaptığı eylemlerle PKK’nin yanlış yolda olduğu başından beri belliydi.</p>
<p>PSK belli tarihsel koşulların ortaya çıkardığı bir örgüttür. Sosyalizmin ve Sovyetler Birliği’nin prestijinin yükseldiği, Dünya Sosyalist Sisteminin ulusal kurtuluş mücadelelerine destek olduğu, bu güçlü desteğin ulusal kurtuluş mücadelelerinin başarıya ulaşmasında önemli rol oynadığı bir dönemdi bu. Türk devletinin Kürtlerin en küçük demokratik taleplerini bile kanlı bastırdığı bu dönemde legal örgütlenmenin yolu kapalıydı. Bu yüzdendir ki PSK Marksist bir parti olarak  illegal örgütlendi.</p>
<p>Bugün koşullar değişmiştir. Sovyetler Birliği ve Dünya Sosyalist Sistemi gibi bir destek artık yok. Marksist bir partinin öncülüğünde silahlı mücadele ile dört devleti dize getirmek zor. Kitlelerin desteği olmadan sosyalizmi kurmak bir yana, sömürgeci boyunduruğu kırmak bile oldukça zorlaşmıştır. “Tahrir Meydanı” türünden kitlesel halk ayaklanmaları olmadan köklü değişimler sağlanamaz. Bunun içindir ki PSK misyonunu tamamlamış ve miadını doldurmuştur. Varlığı demokratik gelişmenin önünde bir engel oluşturmaya başladığı için de bir an önce varlığına son vermelidir.</p>
<p>NEREDE HATA YAPTIK?</p>
<p>Anıları okuduktan sonra kuşkularım arttı ve geçmişin bir kez daha değerlendirilmesi gerektiğine inandım.</p>
<p>İşçi sınıfının – neredeyse – olmadığı, İslam inancının egemen olduğu bir toplumda örgütleniyorduk. Bu Bizim temel zaafımızdı. Böyle bir toplumda Marksist bir parti olarak kök salmak zordu. Buna hatalar ve eksiklerimiz de eklenince durum daha da zorlaştı.</p>
<p>Sovyetler Birliği’ne körü körüne bağlılık ve Barzani’yi hain ilan etmemiz hataydı. Özeleştiri yaptığımız için bunu bir yana bırakalım. Sosyalizme inancımızdan ve Lenin’in ülkesine olan sevgimizden dolayı enternasyonalizmi abarttık ve milliyetçiliği küçümsedik. BKP Türklerin adlarını değiştirip onları kamplara ve Türkiye’ye gönderirken biz hâlâ Riya Azadi’de “Bulgaristan Müslümanları” sür manşetli yazılar yazıyorduk.</p>
<p>12 Eylül sonrası sahayı tamamen boş bıraktığımız için ayrık otları türedi, kök saldı, şimdi de onları ayıklamakta zorlanıyoruz.</p>
<p>KADRO POLİTİKASI</p>
<p>Kadroları doğru değerlendiremedik. İhsan Aksoy ve Mehdi Zana’dan başlayarak; Nazif Kaleli ve Zeki Adsız’a uzanan yolda onlarca kadroyu kolayca harcadık. Hareketimiz, değirmen taşı gibi kadro öğüten bir harekete dönüştü. Başından beri yanlış yapanlar, partinin verdiği görevleri yerine getirmeyen ve partiyi dinlemeyen “prensler” polit büro üyesi yapılarak ödüllendirildi. Partinin verdiği görevleri yerine getirenler, partiye ve halka karşı dürüst olanlar kolayca harcandı. Partide ikinci adam olmadı, ikinci adam adayları kolayca harcandı. Bu durum erozyona neden oldu ve parti kurucularından Y. Çamlıbel ve Z. Acar dışında kimse kalmadı. Onlar da yurt dışında yaşıyorlar.</p>
<p>Yurtdışındaki kadrolarımızın bulundukları ülkelere entegre olmalarını salık verdik. “Teşt’te” yıkanan birinin, her an akan sıcak suyun olduğu bir evde kalmasını sağlamanın, ülkeye geri dönüşü zorlaştıracağını önceden göremedik. Koşullara ayak uydurma, koşullara göre mücadele yol ve yöntemlerini öğretme, örgütün amaç ve ilkelerine bağlılık vb. konularda kadro eğitiminde yetersiz kaldık. Bu durum hareketi her geçen gün eriyen bir kartopuna dönüştürdü.</p>
<p>PKK’nın ne olduğunu 1983’te yayınlanan kitaptan, yakılan KOMKAR binalarından, Mustafa Çamlıbel ve Ramazan Adıgüzel’den, yurt dışında öldürülenlerden dolayı en iyi bilenlerdeniz. Kuruluşunda devletin parmağının olduğu, puslu 90’lı yıllarda hangi olayı devletin, hangi olayı örgütün yaptığının belli olmadığı bir dönemde, PKK’nin başındaki adamla protokol yapmak büyük bir hataydı. Bu protokol Kürt devrimci kamuoyunda PKK’yi meşhurlaştırma hareketiydi.</p>
<p>BİRLİK POLİTİKASI</p>
<p>Birlik, birden fazla örgütün veya hareketin bir araya gelerek aynı program etrafında ortak hedeflere varmak için oluşturulan yeni bir örgütlenmedir. Bu yeni yapı cephe olabileceği gibi yeni bir parti de olabilir. Birliğe katılanlar birlik için istekli olmalı. Birliğe katılanların temel hedefi artık yeni oluşumun temel hedefidir. Bu tür birliklerde toplumda etkinliği olan tek tek bireyler de taraf olarak yer alabilmeli. Birliğe katılan partilerin eski yapıları, işlevleri, çalışmaları birlik içinde ikincil olmalı, temel hedef birliğin amacına ulaşması olmalı. Birlik kendi zaafını gizleme aracı olmamalı.</p>
<p>Birlik konusunda hep isteyen taraf olduk. UDG’den Hevkari’ye, Tevger’den Sol Birliğe kadar hep birlik isteyen biz olduk. Birliğin tarafların karşılıklı isteği doğrultusunda gerçekleşebileceğini bir türlü kavrayamadık. Hiç beş yıl süren birlik çalışması olur mu? Bizde oldu ve başarısızlıkla sonuçlandı, tüm diğer birlik girişimleri gibi. Bir ay süren MYK toplantısının olduğu yerde 5 yılın adı mı olur? Kürtlerin zamanı çok.</p>
<p>Yanlışlardan arınmadan sağlıklı bir birlik olmaz.</p>
<p>DBP DÖNEMİ</p>
<p>Leninist örgütlenmenin iki temel zaafı vardı: İllegal örgütlenme ve profesyonel devrimcilik. Birincisi kadroların kontrolsüzlüğünü, ikincisi ise boş vermişliği beraberinde getirdi. DBP sürecinde bunlar açıkça görüldü.” İki başlı yapı “ ve “ uzaktan kumanda “ sistemi parti “ komiserleri “ yarattı. Bu yapı demokratik gelişmenin önünde engel olmaya başladı, kadrolar arasında haksız rekabete neden oldu. Yanlışları görenlere “ ayrılıp PKK’ye katılaydın “ denilerek “ yaratıcı! “ çözüm önerileri getirildi. Gençleri partiden kovanlar, “ parası olmayan partiye gelmesin “ diyenler, bir ay maaş almazsa partiye uğramayacak olanlar “ prens “ ilan edildi. Bütün bunları herkes biliyor ve dillendiriliyor ama nedense bir çözüm bulunamıyor.</p>
<p> Bu aksaklıklar DBP’nin kan kaybına neden oldu ve parti her geçen gün küçüldü, kongre yapamaz hale geldi. Emek verenleri onore etmek yerine onlara nankörce davranıldı. Bu zaaftan kurtulmak için birlik konusu gündeme getirildi ve HAK-PAR’ı oluşturma süreci başladı.</p>
<p>Barışçıl mücadele yöntemleri ile Kürt sorununu çözmek isteyenlerin birlikteliği ne kadar önemli ve gerekliyse; soruna taraf olanların iyi niyetleri ve birlik konusundaki istek ve çabaları da o kadar önemlidir.</p>
<p>HAK-PAR</p>
<p>HAK-PAR’ın kuruluşu sürecinde DBP’de Kürtlerin birliği konusunda iki görüş vardı. Çoğunluğun savunduğu birinci görüşe göre, PKK’nin dışında ki Kürtlerin, ne pahasına olursa olsun, birliğinin sağlanması yönündeydi. “ Demokratik Cumhuriyet “projesi ve Avrupa Birliği süreci PKK dışında ki Kürtlerin birliğini zorunlu hale getirmişti. Kürtlerin sisteme entegre edilmeleri önlenmeli, Kürt sorunu çözülmeden Türkiye AB’ye üye yapılmamalıydı. Aksi takdirde Kürt sorunu Kıbrıs sorunu gibi çözümsüzlüğe mahkûm edilecekti. Bu anlayışla hep beraber birlikten yana tavır aldık. Ancak, bana göre PKK dışındaki Kürtler birliğe hazır değillerdi. Birliğin bileşenleri olarak görülen A.Fırat, Ş.Elçi, Eski Rızgari ve DD taraftarları birlik için hazır ve istekli görünmüyorlardı. Tümünün Özgürlük Hareketi’ne karşı önyargıları vardı. Eski DD ve Rızgari taraftarları HAK-PAR’ı kendi eski yandaşlarını toparlama aracı olarak görüyorlardı. Adı geçen iki ismin yan yana gelmeleri mümkün görünmüyordu. Bu anlamda tüm tarafların bir araya gelebilecekleri bir parti belki kurulurdu, ancak tümünü aynı potada eritmek, bütünleştirmek olanaksızdı. Benim görüşlerim partide kabul görmediği için, Y.Çamlıbel’in ricası üzerine, çoğunluğun görüşleri doğrultusunda, birlik konusunda partinin görüşlerini yazdım. Süreç içerisindeki istifalar ve ayrılmalar henüz bir potada bütünleşmeye hazır olmadığımızı gösterdi. Keşke haklı çıkmasaydım.</p>
<p>AKP DÖNEMİ</p>
<p>AKP, HAK-PAR’la aynı dönemde kuruldu ve ilk seçimde hükümet kuracak çoğunluğu elde etti. Ana gövdeden ayrılarak kitleleri peşinden sürükleyen, üç seçim üst üste oylarını arttırarak hükümet kuran ve giderek iktidar olan tek parti AKP’dir. Gülen Cemaati ile ilişkileri olan ve Gülen’in “ tedricen “ iktidarı almak gerekir stratejisine uygun hareket eden de AKP’dir.</p>
<p>AKP’nin kurucuları Erbakan’ın öğrencileridir. Erbakan Siyasal İslam’ın Türkiye’de ki kurucusu ve fikir babasıdır. Siyasal İslam’ın temel felsefesi şeriat kurallarıdır ve bu demokrasi ile bağdaşmaz. Fetva ve ulemanın egemen olduğu yer karanlıktır ve karanlıkta demokrasi yeşermez. Diğer bütün söylemler “ teferruattır.”</p>
<p>AKP’nin AB’ye üye olunmasından yana görünmesi onun çağdaş demokrasiden yana olduğunu göstermez. Cuntalara karşı görünmesi de öyle. O sadece kendisine zarar verenlere karşı rövanşist bir tavır sergiliyor, kin ve intikam duyguları ile hareket ediyor. Kemalistlere karşı tavrının altında yatan neden de bu. AKP’nin AB’den yana görünmesinin iki nedeni var: Birincisi, AB cuntaların önüne set çekiyor, ikincisi ise, parti kapatmayı zorlaştırıyor. AKP tam da bu iki konudan rahatsızlık duyuyor.</p>
<p>AKP’ye koşulsuz destek verenler tarihten ders almayanlardır. Kemalist diktatörlüğe, askeri vesayet rejimine karşı olmak iyi de bunun yerine getirilmek istenen namahrem, fetva ve ulema rejimidir. İran bizim için iyi bir örnektir. Şah rejimine karşı Halkın Mücahitleri, Halkın Fedaileri, Tudeh ve Kürtler Humeyni’yi desteklediler. Onlar da Şah rejiminden kurtulalım gerisi kolaydır diye düşünmüşlerdi ama öyle olmadı. Bugün adı geçen muhalif gruplar yok ve 33 yıldır ülkede demokrasi adına yaprak kımıldamıyor.</p>
<p>AKP’nin bazı olumlu adımları abartılıyor. 3-5 Generali içeri atmak Kemalist rejime karşı olanların yüreklerine su serpebilir ama demokrasiyi getirmez. AKP kendi derin devletini yaratıyor ama çoğu insan AKP generalleri içeri atıyor diye alkışlıyor. Alkışlayan beyler, sıra size geldiğinde etrafınızda kimse olmayacak.</p>
<p>El kaide ve Taliban’dan ağzı yanan Amerika, Ortadoğu’da ılımlı İslam’a yöneldi, “ Kanlı veya kansız” diyenlerin yerine, “ Milli görüş gömleğini çıkardık” diyerek takiyye yapanlara destek oldu.</p>
<p>Kürtler için red, inkâr ve işgal politikalarından daha kötüsü olamaz anlayışı ile AKP’yi koşulsuz desteklemek akılcı bir politika olamaz. Karanlıkta kaybolan hiçbir şey bulunmaz ve şeriat karanlıktır.</p>
<p>AKP, 28 Şubat ve darbe girişimlerinin üstüne gittiği kadar 12 Eylül’ün üzerine gitmiyor. Çünkü 12 Eylül’de kendisi zarar görmemiş, tersine palazlanmıştır. 12 Eylül yargılamaları semboliktir. Referandumda 12 Eylül’ün yargılanmasını isteyen toplum, cuntayı önleyemediği, Kenan Evren’i Cumhurbaşkanı yaptığı, yüzde 92 ile anayasaya evet dediği ve bugüne kadar değiştirilmesini sağlayamadığı için kendisini yargılamalıdır.</p>
<p>Cuntalara ve siyasi partilerin kapatılmasına elbette karşıyız, ancak yürürlükteki yasalar herkes için geçerlidir. Anayasa Mahkemesi AKP “laiklik karşıtı hareketlerin odağı olmuştur” kararını veriyor ama partiyi kapatmıyor. Anayasa Mahkemesi, HSYK’nın yapısı değiştiriliyor, üniversiteler YÖK aracılığıyla kontrol altına alınıyor, Cumhurbaşkanlığı, Parlamento, Yargı, Üniversiteliler, MGK, Polis teşkilatı siyasal İslam’ın kontrolünde. Derin devlet denilen olgu uzaylı bir yaratık değil, toplumun içinde.</p>
<p>AKP’nin Kürt sorunu konusunda attığı adımlar koşulların zorunlu kıldığı adımlardır. Red ve inkâr ilelebet sürdürülemezdi. Kürt sorunu diyerek sorunun adını koymak, çözümü de “ Milli birlik ve kardeşlik” projesinde aramak çözüm olamaz. TRT Şeş bizi yanıltmamalı. AKP devlet Kürt’ü yaratmaya çalışıyor. Rojin’in şarkılarına tahammül etmeyen anlayış Kürt sorununu çözme konusunda inandırıcı olur mu? Uludere katliamını kim yaptı?</p>
<p>Kürt sorunu karmaşık bir sorundur. Sorunun karmaşıklığı yalnızca Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüşlüğünden kaynaklanmıyor. Kürtler kurmancı, sorani, zazaca, şeybızınca gibi farklı lehçelerde konuşuyorlar. Türkiye’nin büyük illerinde çok sayıda Kürt nüfus var. Adana, Antalya, Mersin, İzmir, Manisa, İstanbul, Bursa, Ankara, Konya, Kırşehir gibi iller, Ağrı ilinin onlarca katı kadar Kürt nüfus barındırıyor, Kürt-Türk evliliği çok, birçok Kürt ailesin de Türkçe konuşuluyor, birçok Kürt genci Kürtçe bilmiyor, Orta Anadolu Kürtleri ayrı bir coğrafi konuma sahip, uluslararası evlilik milliyet belirlemeyi zorlaştırıyor. Bütün zorluklara rağmen Kürt sorununu çözüm yoluna sokmak için siyasi iradenin inisiyatif alması gerekiyor. Sorunu karmaşıklaştıran ülkeyi bölen emperyalistlerdir.</p>
<p>Uluslararası koşullar, tek kutuplu dünya, iç içe geçmişlik, klasik silahlı ulusal kurtuluş mücadelesinden vazgeçilmesini gerektiriyor. Silahlı mücadele, insan öldürme yöntemi ile kurtuluş olamaz. “ Tahrir Meydanı” veya “ sivil itaatsizlik” gibi yöntemler kullanılabilir ancak barışçıl yöntemlerle sorunu devlet çözer. Bunun için de siyasi irade olmalı.</p>
<p>Kuzey Irak’ta bir ilk yaşandı. Amerika’nın çıkarları Saddam rejiminin devrilmesi konusunda Kürtlerin çıkarları ile kesişti. Bu bir paradokstur ama Kürtler Amerika’nın desteğiyle Saddam’ın zulmünden kurtuldu. Milyonlarca Iraklının ölümü ve sürgünü bu özgürlüğe gölge düşürdü.</p>
<p>Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için devlet adım atmalı. Öncelikle devlet bugüne kadar izlediği red ve inkâr politikası ve katliamlar için Kürt halkından özür dilemeli. İlk adım bu olmalı. Demokratik ortam sağlanmalı, herkesin ayrılma isteği dâhil, tüm görüşlerini, özgürce savunabileceği ve görüşleri doğrultusunda örgütlenebileceği koşullar sağlanmalı, bağımsızlık, federasyon, özerklik, kantonal sistem gibi tüm seçenekler tartışılabilmeli, referandumla halkın eğilimi görülmeli ve ona göre çözüm biçim ve yöntemleri belirlenmelidir. Bütün bunlar yapıldıktan sonra ancak Kürt sorunu çözüm yoluna girer.</p>
<p>Bugüne kadar izlenen devlet politikalarında, Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözme yönünde, hiçbir önemli adım atılmadı. Anayasa ve siyasi partiler yasası olduğu yerde duruyor. Ana dilde eğitim yok, Tv yayını korsan yayınla geçiştiriliyor. Bütün bunlara rağmen AKP’yi savunmak, televizyonlara çıkıp yalnız PKK’yi eleştirerek AKP’ye destek olmak, anlaşılır gibi değil. Yaşananlar devletin gözü önünde yaşandı, yaşanıyor. Yazılanlardan devletin bilgisi var. Devletin MİT’i, polisi, jandarması ve her köyde bir imamı var. Buna rağmen Meclis’te PKK’nin işlediği iddia edilen cinayetleri anlatmak, liste sunmak bizim işimiz olmamalı. Bunları anlatırken devletin yaptıklarını da unutmamalıyız. 90’lı yılların SHP’li bakanı Azimet Köylüoğlu’nun televizyonda ellerini iki yana açarak, “ devlet köy yakıyor ben ne yapayım” dediğini de anımsatmalıyız.</p>
<p>Sonuç olarak, lider güvenilir, adil ve yol arkadaşlarına karşı vefakâr olmalı; esnek, sakin ve hoşgörülü olmalı. R.T. Erdoğan’ın yanındaki çekirdek kadro Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden kalmadır. Partisinde ondan sonra Abdullah Gül, Bülent Arınç vb. sayılabilir ama bizde hep tek adam oldu. 31 Yıl yurtdışında kaldıktan sonra devletin çağrısıyla ülkeye dönerek “ Özgürlük ve Barış sembolü” olunmuyor.</p>
<p>Mandela öyle olmadı.</p>
<p>15 Mayıs 2012</p>
<p>Mehmet ÖZKÖK</p>
<p><a href="http://www.serbesti.net/?id=1359" rel="nofollow">http://www.serbesti.net/?id=1359</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Devrimsiz Devrim! yazısına wtmo tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/21/devrimsiz-devrim/comment-page-1/#comment-11087</link>
		<dc:creator>wtmo</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 16:16:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5030#comment-11087</guid>
		<description>Çok geç ve Ahmet öneriniz nedir? 200 yıldır kapitalizme karşı hiçbir şey yapamadık, bari ona entegre olalım mı?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Çok geç ve Ahmet öneriniz nedir? 200 yıldır kapitalizme karşı hiçbir şey yapamadık, bari ona entegre olalım mı?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Devrimsiz Devrim! yazısına Ahmet tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/21/devrimsiz-devrim/comment-page-1/#comment-11086</link>
		<dc:creator>Ahmet</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 15:36:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5030#comment-11086</guid>
		<description>Bu is patetik olmaninda otesinde, verdikleri ornek zapatistalar: Zapatistalar emekcilerin hayatinda ornegin birak bir sovyet devrimini bir kuzey Kore kadar bile degisiklik yaratamadilar. 17 yilda iktidar iliskilerini bir gram bile degistiremediler. Gun, Baskaya gibileri hala onu saglik veriyorlar. En azindan verdiginiz ornek insanlari bir Kuzey kore kadar ozgurlestirsin. Bu arada Kuzey Kore ornegini ozellikle verdim. Cunku sosyalist deneyimler arasinda Kuzey Kore en burokratik olanlarindan birisidir. 

Mucadele olmadan hic bir seyin olmayacaginin en iyi ornegi paris komunu idi. Paris komununde direniscilerin hic bir siddeti yoktu. Zaten onlarin cogunlugu da anarsist idi. 70 bin tanesi kursuna dizildi. Gun kursuna dizilenlere sadece boyun egip kursuna dizilin diyor. Paris komunu ardindan burjuvazi aynen Zileli&quot;nin sozleri benzeri sozlerle saldirmisti komune. diktatorluk!

Su an tum dunyada yuzmilyonlarca koylunun  topraklarina cesitli bahaneler ile elkonuyor ve topraklarindan suruluyor. En son cikan afet yasasi Turkiye nin gecekondularinda yasayan milyonlarca yoksulun evlerine el koyma hakki veriyor. Gun ve benzeri anarsistlerin bu yoksulara tavsiyesi mucadele etme birader, birak evini yiksinlar, birak tarlana el koysunlar, birak koyun sular altinda kalsin,  biz bir araya gelip arsa toprak alalim. Hata siddet kuralim. Umarim Gun bu sozleri bu yoksularin yuzune soylemez. Alacagi tepki cok siddetli olabilir cunki.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu is patetik olmaninda otesinde, verdikleri ornek zapatistalar: Zapatistalar emekcilerin hayatinda ornegin birak bir sovyet devrimini bir kuzey Kore kadar bile degisiklik yaratamadilar. 17 yilda iktidar iliskilerini bir gram bile degistiremediler. Gun, Baskaya gibileri hala onu saglik veriyorlar. En azindan verdiginiz ornek insanlari bir Kuzey kore kadar ozgurlestirsin. Bu arada Kuzey Kore ornegini ozellikle verdim. Cunku sosyalist deneyimler arasinda Kuzey Kore en burokratik olanlarindan birisidir. </p>
<p>Mucadele olmadan hic bir seyin olmayacaginin en iyi ornegi paris komunu idi. Paris komununde direniscilerin hic bir siddeti yoktu. Zaten onlarin cogunlugu da anarsist idi. 70 bin tanesi kursuna dizildi. Gun kursuna dizilenlere sadece boyun egip kursuna dizilin diyor. Paris komunu ardindan burjuvazi aynen Zileli&#8221;nin sozleri benzeri sozlerle saldirmisti komune. diktatorluk!</p>
<p>Su an tum dunyada yuzmilyonlarca koylunun  topraklarina cesitli bahaneler ile elkonuyor ve topraklarindan suruluyor. En son cikan afet yasasi Turkiye nin gecekondularinda yasayan milyonlarca yoksulun evlerine el koyma hakki veriyor. Gun ve benzeri anarsistlerin bu yoksulara tavsiyesi mucadele etme birader, birak evini yiksinlar, birak tarlana el koysunlar, birak koyun sular altinda kalsin,  biz bir araya gelip arsa toprak alalim. Hata siddet kuralim. Umarim Gun bu sozleri bu yoksularin yuzune soylemez. Alacagi tepki cok siddetli olabilir cunki.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Cepheler&#8230; yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/21/cepheler-2/comment-page-1/#comment-11085</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 12:12:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4912#comment-11085</guid>
		<description>Muhalefetin diplerinde kıpraşmalar ve &quot;Hizmet&quot; şakirdlerinin tedirginliği: http://haber.sol.org.tr/medya/ve-hizmet-konustu-sanal-ortam-da-normallesecek-haberi-55028</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Muhalefetin diplerinde kıpraşmalar ve &#8220;Hizmet&#8221; şakirdlerinin tedirginliği: <a href="http://haber.sol.org.tr/medya/ve-hizmet-konustu-sanal-ortam-da-normallesecek-haberi-55028" rel="nofollow">http://haber.sol.org.tr/medya/ve-hizmet-konustu-sanal-ortam-da-normallesecek-haberi-55028</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Devrimsiz Devrim! yazısına çok geç tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/21/devrimsiz-devrim/comment-page-1/#comment-11084</link>
		<dc:creator>çok geç</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 09:55:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5030#comment-11084</guid>
		<description>Bunlarin hepsi 19&#039;uncu yüzyilda Marx öncesi sosyalistler tarafindan en ufak ayrintilarina kadar düsülüdü, kismen uygulandi. Cahillik nedeniyle Amerika&#039;yi yeniden kesfedip kendini pek orijinal sanmak komikten degil  patetik.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bunlarin hepsi 19&#8242;uncu yüzyilda Marx öncesi sosyalistler tarafindan en ufak ayrintilarina kadar düsülüdü, kismen uygulandi. Cahillik nedeniyle Amerika&#8217;yi yeniden kesfedip kendini pek orijinal sanmak komikten degil  patetik.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Taraf'ın ve Zileli'nin işlevleri aynı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11080</link>
		<dc:creator>Taraf'ın ve Zileli'nin işlevleri aynı</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 22:27:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11080</guid>
		<description>Taraf&#039;ın eski editörü İnci Hekimoğlu, Taraf&#039;ın ve Ahmet Altan&#039;ın işlevleri hakkında aşağıdaki güzel yazıyı kaleme aldı. Biz de Hekimoğlu&#039;nun yazısının başlığını bu siteye uyarlayıp Zileli&#039;nin artık açığa çıkan işlevine adadık. 

Operasyon gazetesi Taraf sola, operasyon yazarı Zileli ise kerameti kendinden menkul uyduruk bir anarşizme ayar vermeye çalışıyor. İki operasyonun ortak hedefi Marksizm ve komünizm.


http://www.odatv.com/n.php?n=tarafin-islevi-altanin-vicdan-yazilariyla-kamufle-olmaz-1905121200

&quot;1 Mayıs 1977 kontr-gerilla katliamını bile, katliamcılarla aynı safta yer almaktan gocunmadan sistemli olarak solun üstüne yıkma politikası bunu gösteriyor. Soyadı ya da cemaat kontenjanından köşe kapan “genç yazar”larının cahil cesaretiyle kaleme aldığı yazıları desteklemesi, doğrusu aklıma Fuller’in geçenlerde verdiği bir röportajda söylediklerini getiriyor. Yeşil-kuşak teorisyeni Bay Fuller bu kez de “Türkiye’ye sol lazım” diye buyurmuş.  Bu solun nasıl bir sol olması gerektiğini Taraf’ı izleyerek çıkarabiliriz. 

Anlaşılan o ki; operasyon gazeteciliğinin öne çıkan örnekleri Taraf, sağdan çakan Bugün gibi gazetelerin üstlendikleri görev, birinin psikolojik harp teknikleriyle  itibarsızlaştırma diğerinin de belirsiz kaynaklardan edinilmiş asılsız ithamlarla sol muhalefeti  kriminalize etme  çabalarıyla sürecek.&quot;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Taraf&#8217;ın eski editörü İnci Hekimoğlu, Taraf&#8217;ın ve Ahmet Altan&#8217;ın işlevleri hakkında aşağıdaki güzel yazıyı kaleme aldı. Biz de Hekimoğlu&#8217;nun yazısının başlığını bu siteye uyarlayıp Zileli&#8217;nin artık açığa çıkan işlevine adadık. </p>
<p>Operasyon gazetesi Taraf sola, operasyon yazarı Zileli ise kerameti kendinden menkul uyduruk bir anarşizme ayar vermeye çalışıyor. İki operasyonun ortak hedefi Marksizm ve komünizm.</p>
<p><a href="http://www.odatv.com/n.php?n=tarafin-islevi-altanin-vicdan-yazilariyla-kamufle-olmaz-1905121200" rel="nofollow">http://www.odatv.com/n.php?n=tarafin-islevi-altanin-vicdan-yazilariyla-kamufle-olmaz-1905121200</a></p>
<p>&#8220;1 Mayıs 1977 kontr-gerilla katliamını bile, katliamcılarla aynı safta yer almaktan gocunmadan sistemli olarak solun üstüne yıkma politikası bunu gösteriyor. Soyadı ya da cemaat kontenjanından köşe kapan “genç yazar”larının cahil cesaretiyle kaleme aldığı yazıları desteklemesi, doğrusu aklıma Fuller’in geçenlerde verdiği bir röportajda söylediklerini getiriyor. Yeşil-kuşak teorisyeni Bay Fuller bu kez de “Türkiye’ye sol lazım” diye buyurmuş.  Bu solun nasıl bir sol olması gerektiğini Taraf’ı izleyerek çıkarabiliriz. </p>
<p>Anlaşılan o ki; operasyon gazeteciliğinin öne çıkan örnekleri Taraf, sağdan çakan Bugün gibi gazetelerin üstlendikleri görev, birinin psikolojik harp teknikleriyle  itibarsızlaştırma diğerinin de belirsiz kaynaklardan edinilmiş asılsız ithamlarla sol muhalefeti  kriminalize etme  çabalarıyla sürecek.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Aytekin Yılmaz/Sol İçi Şiddet&#8230; yazısına Anonim tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/20/aytekin-yilmazsol-ici-siddet/comment-page-1/#comment-11076</link>
		<dc:creator>Anonim</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 17:48:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5027#comment-11076</guid>
		<description>bu hesaplaşma olayını bizden başka yapan yok.tamam hesaplaşma yapılmalı ama biz hesaplaşma yapalım diye debelenirken atı alan üsküdarı geçti,bırakalım bu hesaplaşmayı da işimize bakalım..iş bitince bokunu çıkartana kadar hesaplaşırız...hıı olmazmı ?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bu hesaplaşma olayını bizden başka yapan yok.tamam hesaplaşma yapılmalı ama biz hesaplaşma yapalım diye debelenirken atı alan üsküdarı geçti,bırakalım bu hesaplaşmayı da işimize bakalım..iş bitince bokunu çıkartana kadar hesaplaşırız&#8230;hıı olmazmı ?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Zileli, görmemiş ama biliyor tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11071</link>
		<dc:creator>Zileli, görmemiş ama biliyor</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 09:39:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11071</guid>
		<description>Zileli&#039;nin yalanlarından bıkanlara faydalı bir link ve alıntı:

http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45094

&quot;Yine Gün Zileli &quot;Maocu ve Sovyetçi grupların şiddetli rekabet ve düşmanlığının provokasyon ortamını hazırladığı ve başlattığı” iddiasında bulunarak şunları söylüyor:

“Ben doğrudan görmedim ama anlatılanlardan, Tarlabaşı tarafında Maocu ‘üçlü blok’la Sovyet yanlılarının güdümünde bulunan DİSK’liler arasında silahlı çatışma çıktığını biliyorum. İlk silahı kim attı? Bunu bilmek mümkün değil. İki grup birbiriyle göğüs göğüse geldiği sırada kenardan birinin ilk ateşi başlattığı söyleniyor ama bu o kadar önemli değil. İki taraf da birbirine karşı kullanmak üzere ağır bir şekilde silahlandığına ve üzerlerindeki bu silahlarla karşı karşıya geldiğine göre, bir ajanın ilk atışı yapmasına bile gerek yok. Birbirine düşmanca bakan iki grup söz konusu. Bir grup öbürüne “sosyal-faşist” adını takmış; diğeri de ona ‘Maocu-faşist’...&quot;

Görmemiş ama biliyor. Orada değil ama kenardan birinin ateş ettiğinden emin: “Sosyal-faşistler”le “Maocu-faşistler Tarlabaşı girişinde karşı karşıya geldiler ve birbirlerini öldürdüler!

Kanıtı da hazır:
“...Taksim Meydanı’nda ölenlerin aşağı yukarı hepsinin (Tarlabaşındaki “Maocu-Sovyetçi” çatışmasında öldürülen DİSK görevlisi dört Uzel işçisini çıkarırsak), devletin polis güçlerinin yarattığı kasıtlı panik sonucunda ezilerek öldükleri açıktır ki...”

Demek ki “Maocu-faşistler” hızlı çıkmış ve Tarlabaşı’nda karşılaşır karşılaşmaz “DİSK görevlisi dört Uzel işçisini” öldürmüşler!... Bunu ilk defa duyuyorum. Meydan içerisinde kurşunla ölenlerin (biri polis memuru) yerleri ve adları belliyken böyle bir şeyi neye dayanarak söylediği belli değil.

Öyle bir şey olsa herkesten önce biz görürdük. Olaylar hakkında bilgisi olmayanları, özellikle genç kuşakları kandırmak için atılıyor bu yalanlar.

Gün Zileli, Oral Çalışlar, Halil Berktay gibilerinin birbirlerine sarılmaları çok normal: Kök aynı, mantık aynı, sermaye aynı, maksat aynı. &quot;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Zileli&#8217;nin yalanlarından bıkanlara faydalı bir link ve alıntı:</p>
<p><a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45094" rel="nofollow">http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45094</a></p>
<p>&#8220;Yine Gün Zileli &#8220;Maocu ve Sovyetçi grupların şiddetli rekabet ve düşmanlığının provokasyon ortamını hazırladığı ve başlattığı” iddiasında bulunarak şunları söylüyor:</p>
<p>“Ben doğrudan görmedim ama anlatılanlardan, Tarlabaşı tarafında Maocu ‘üçlü blok’la Sovyet yanlılarının güdümünde bulunan DİSK’liler arasında silahlı çatışma çıktığını biliyorum. İlk silahı kim attı? Bunu bilmek mümkün değil. İki grup birbiriyle göğüs göğüse geldiği sırada kenardan birinin ilk ateşi başlattığı söyleniyor ama bu o kadar önemli değil. İki taraf da birbirine karşı kullanmak üzere ağır bir şekilde silahlandığına ve üzerlerindeki bu silahlarla karşı karşıya geldiğine göre, bir ajanın ilk atışı yapmasına bile gerek yok. Birbirine düşmanca bakan iki grup söz konusu. Bir grup öbürüne “sosyal-faşist” adını takmış; diğeri de ona ‘Maocu-faşist’&#8230;&#8221;</p>
<p>Görmemiş ama biliyor. Orada değil ama kenardan birinin ateş ettiğinden emin: “Sosyal-faşistler”le “Maocu-faşistler Tarlabaşı girişinde karşı karşıya geldiler ve birbirlerini öldürdüler!</p>
<p>Kanıtı da hazır:<br />
“&#8230;Taksim Meydanı’nda ölenlerin aşağı yukarı hepsinin (Tarlabaşındaki “Maocu-Sovyetçi” çatışmasında öldürülen DİSK görevlisi dört Uzel işçisini çıkarırsak), devletin polis güçlerinin yarattığı kasıtlı panik sonucunda ezilerek öldükleri açıktır ki&#8230;”</p>
<p>Demek ki “Maocu-faşistler” hızlı çıkmış ve Tarlabaşı’nda karşılaşır karşılaşmaz “DİSK görevlisi dört Uzel işçisini” öldürmüşler!&#8230; Bunu ilk defa duyuyorum. Meydan içerisinde kurşunla ölenlerin (biri polis memuru) yerleri ve adları belliyken böyle bir şeyi neye dayanarak söylediği belli değil.</p>
<p>Öyle bir şey olsa herkesten önce biz görürdük. Olaylar hakkında bilgisi olmayanları, özellikle genç kuşakları kandırmak için atılıyor bu yalanlar.</p>
<p>Gün Zileli, Oral Çalışlar, Halil Berktay gibilerinin birbirlerine sarılmaları çok normal: Kök aynı, mantık aynı, sermaye aynı, maksat aynı. &#8220;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Anjel Dikme/Nedir Ermeni? &#8220;Piç&#8221; midir yoksa &#8220;Hiç&#8221; mi? yazısına Atsiz...Ata tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/02/anjel-dikmenedir-ermeni-pic-midir-yoksa-hic-mi/comment-page-1/#comment-11068</link>
		<dc:creator>Atsiz...Ata</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 20:05:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4869#comment-11068</guid>
		<description>Yegeninle beraber ocaga geldigini de unutma. Hani beraber çalisacaktik.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yegeninle beraber ocaga geldigini de unutma. Hani beraber çalisacaktik.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Anjel Dikme/Nedir Ermeni? &#8220;Piç&#8221; midir yoksa &#8220;Hiç&#8221; mi? yazısına Admin tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/02/anjel-dikmenedir-ermeni-pic-midir-yoksa-hic-mi/comment-page-1/#comment-11067</link>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 19:59:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4869#comment-11067</guid>
		<description>İşgalci faşist propaganda nedeniyle kaldırılmıştır. </description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>İşgalci faşist propaganda nedeniyle kaldırılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Sana neden dadanmış? tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11066</link>
		<dc:creator>Sana neden dadanmış?</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 19:29:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11066</guid>
		<description>O kadar devimci site var, polis sana neden dadanmış? Pek anlamadık doğrusu.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>O kadar devimci site var, polis sana neden dadanmış? Pek anlamadık doğrusu.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Gün abi neden çark ettin tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11065</link>
		<dc:creator>Gün abi neden çark ettin</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 19:26:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11065</guid>
		<description>Geçen gün verdigin ifade ne güzeldi, onu yazsana.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen gün verdigin ifade ne güzeldi, onu yazsana.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Admin tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11064</link>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 19:24:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11064</guid>
		<description>Bu sitede polis mesajlarına yer verilmemektedir. Bu nedenle kaldırılmıştır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sitede polis mesajlarına yer verilmemektedir. Bu nedenle kaldırılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Anjel Dikme/Nedir Ermeni? &#8220;Piç&#8221; midir yoksa &#8220;Hiç&#8221; mi? yazısına Admin tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/02/anjel-dikmenedir-ermeni-pic-midir-yoksa-hic-mi/comment-page-1/#comment-11062</link>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 19:19:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4869#comment-11062</guid>
		<description>hakaret nedeniyle kaldırılmıştır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hakaret nedeniyle kaldırılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Anjel Dikme/Nedir Ermeni? &#8220;Piç&#8221; midir yoksa &#8220;Hiç&#8221; mi? yazısına Atsız...Ata tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/02/anjel-dikmenedir-ermeni-pic-midir-yoksa-hic-mi/comment-page-1/#comment-11061</link>
		<dc:creator>Atsız...Ata</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 19:06:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4869#comment-11061</guid>
		<description>yalancılık mı hangileri yalancılık bizzat benim yaşadığım şehir ermenilerce saldırılara uğramış yüzlerce türk yakılarak şehid edilmiş bunları ınkar edecekseniz kusura bakmayın sizi körlükle suçlayacağım ayrıca ben hiçbir milleti küçük görmedim benim Türk olmakla gurulanmamın sebebi özel olarak yaratılmış olmam değil bu benim inancıma aykırı bir kez sadece biz dünya sahnesinde insanlığa ve İslama büyük hizmetler vermiş bir millet olduğumuz için gurulanıyor ve onlara layık olmaya çalışıyoruz savaşta bile bir çocuğu korumaya çalışan bir millet asla soykırımla ithaf edilemez  esas soykırımı yapanlar ermenistanın arşivlerini herkese açmasıyla ortaya çıkacaktır ve o zaman da görüyoruz kim yalancı</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yalancılık mı hangileri yalancılık bizzat benim yaşadığım şehir ermenilerce saldırılara uğramış yüzlerce türk yakılarak şehid edilmiş bunları ınkar edecekseniz kusura bakmayın sizi körlükle suçlayacağım ayrıca ben hiçbir milleti küçük görmedim benim Türk olmakla gurulanmamın sebebi özel olarak yaratılmış olmam değil bu benim inancıma aykırı bir kez sadece biz dünya sahnesinde insanlığa ve İslama büyük hizmetler vermiş bir millet olduğumuz için gurulanıyor ve onlara layık olmaya çalışıyoruz savaşta bile bir çocuğu korumaya çalışan bir millet asla soykırımla ithaf edilemez  esas soykırımı yapanlar ermenistanın arşivlerini herkese açmasıyla ortaya çıkacaktır ve o zaman da görüyoruz kim yalancı</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Anjel Dikme/Nedir Ermeni? &#8220;Piç&#8221; midir yoksa &#8220;Hiç&#8221; mi? yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/02/anjel-dikmenedir-ermeni-pic-midir-yoksa-hic-mi/comment-page-1/#comment-11060</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 18:12:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4869#comment-11060</guid>
		<description>Sadece başka bir halkı aşağılayan ırkçı ifadeler içeren mesajları kaldırıyoruz. Bu mesajınız da pis pis milliyetçi böbürlenme ve yalancılık kokmakla birlikte, başka bir halkı doğrudan doğruya aşağılamadığı, sadece suçlamakla yetindiği için kaldırılmayacaktır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece başka bir halkı aşağılayan ırkçı ifadeler içeren mesajları kaldırıyoruz. Bu mesajınız da pis pis milliyetçi böbürlenme ve yalancılık kokmakla birlikte, başka bir halkı doğrudan doğruya aşağılamadığı, sadece suçlamakla yetindiği için kaldırılmayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11059</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 18:10:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11059</guid>
		<description>Stalin devriyle ilgili anlatılanların ve yazıların eksiği var fazlası yok ahmet kardeşim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Stalin devriyle ilgili anlatılanların ve yazıların eksiği var fazlası yok ahmet kardeşim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11058</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 18:09:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11058</guid>
		<description>Bini yazan da akp-polis masası. Üslubunu öğrendik bu kadar zaman içinde ne de olsa.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bini yazan da akp-polis masası. Üslubunu öğrendik bu kadar zaman içinde ne de olsa.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11057</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 18:07:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11057</guid>
		<description>Niye sileyim ki, Toplumsal Devrim&#039;e gelen bu yazıyı biz yayımladık tartışma bölümünde.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Niye sileyim ki, Toplumsal Devrim&#8217;e gelen bu yazıyı biz yayımladık tartışma bölümünde.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Zileli bu yazıyı silme tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11054</link>
		<dc:creator>Zileli bu yazıyı silme</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 16:10:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11054</guid>
		<description>1 Mayıs 1977 Tartışması: Aydınlıkçılık, Liberalizm ve Devrim
 
Garbis Altınoğlu, 14-16 Mayıs 2012 Sol Defter
 
Halil Berktay’ın 2 Mayıs’ta Habertürk’te yayınlanan ve yalanlara ve gerçeklerin açık bir biçimde çarpıtılmasına dayanan 1 Mayıs 1977 değerlendirmesi geniş bir yankı yarattı. O bu açıklamasında şöyle diyordu:
 
“Devletin sola yapamayacağı bir şeyi sol kendi kendisine yapmış, ortaya bir fecaat çıkmıştı. Daha sonraki yıllar içinde bir sürü palavra atıldı. 35 yıl boyunca, davulcunun şahidi zurnacıdır misali, bu palavralar gerçek kabul edildi. O günlerde daha doğmamış olanlar geçip karşıma keskin nişancılardan bahsetmeye başladı. Sol, kendi yaptığı rezillikten bir mağduriyet efsanesi yarattı.”
 
Berktay bu açıklamalarıyla Türk gericiliğinin her iki fraksiyonuna da hizmet sunuyor. O, bir yandan, 1970′li yıllarda Milliyetçi Cephe hükümetleriyle elele ağır suçlar işlemiş olan askeri kliği ve Kontrgerillayı aklamaya ve bir yandan da “darbeciliğe ve jakobenizme karşı savaşım” ve “milli iradenin üstünlüğü” söylemleriyle kendi gerici alternatif rejimini inşa etme çabası içinde olan İslami gericiliğin yanında yer almaya soyunmuş gözüküyor. Burjuva devletinin, yakın bir devrim tehlikesinin, güçlü bir devrimci hareketin ve işçi hareketinin baskısı altında olmadığı koşullarda yapılan bu çıkışın, sosyalizme ve Marksizm-Leninizme karşı sürdürülen bir önleyici savaş eylemi olduğunu söyleyebiliriz. Bir bölümü Berktay’ın içinde yer almış olduğu Aydınlık geleneğinden gelen liberal yazarlarımızın çoğu, bu vesileyle özel olarak Türkiye devrimci hareketinin geçmişini ve mirasını ve genel olarak Marksizm-Leninizmi, devrimci demokratizmi, ama aynı zamanda devrimci zor düşüncesi ve pratiğini karalama yarışına girdiler. Örneğin, tıpkı Halil Berktay gibi yıllar boyu, Türk burjuva devleti yanlısı Aydınlık hareketi içinde yönetici konumda bulunmuş olan Oral Çalışlar 2 Mayıs tarih ve “1 Mayıs katliamı ve şiddetsever sol” başlıklı yazısında şöyle diyordu:
 
“1 Mayıs katliamında, sol gruplar arasındaki şiddetsever eğilimin, yaşananların asıl sebebini oluşturduğu görülebiliyor. Sol açısından inandırıcı özeleştiriye ihtiyaç var…
 
“Sonuç olarak, 1 Mayıs 1977 katliamında, sol gruplar arasındaki çatışmacı ve şiddetsever eğilimin, yaşananların asıl sebebini oluşturduğu görülebiliyor.”
 
Gene uzun yıllar Aydınlık hareketinin öndegelen yöneticileri arasında yer almış olan Gün Zileli ise, Berktay ve Çalışlar kadar ileri gitmemekle birlikte katliamın sorumluluğunu devlet ile “Maocular” arasında bölüştürmeyi seçmiş gözüküyor. Tarlabaşında meydana gelen çatışmada “Maocular”ın dört Uzel işçisini öldürdüklerini ileri süren bu “devlet-karşıtı” yazarımız şöyle buyuruyordu:
 
“Diyelim ki, devletin gizli güçlerinin bu provokasyonun hazırlanmasında hiçbir rolünün olmadığını ya da bu konuda net deliller olmadığını düşünsek bile, Taksim Meydanı’nda ölenlerin aşağı yukarı hepsinin (Tarlabaşındaki ‘Maocu-Sovyetçi’ çatışmasında öldürülen DİSK görevlisi dört Uzel işçisini çıkarırsak), devletin polis güçlerinin yarattığı kasıtlı panik sonucunda ezilerek öldükleri açıktır ki, solun bir kesiminin provokasyon ortamını hazırlaması gerçeği, devletin, çıplak gözle bile görülebilen provokasyonu gerçeğini ortadan kaldırmaz…
 
Yani, provokasyondan, Maocu ve Sovyetçi gruplar kadar devlet güçleri de sorumludur. Hatta devlet güçleri daha çok sorumludur.” (“1 Mayıs 1977”, 2 Mayıs 2012) Zileli’nin “Tarlabaşındaki ‘Maocu-Sovyetçi’ çatışmasında öldürülen DİSK görevlisi dört Uzel işçisi”ne ilişkin bu bilgiyi nereden ve nasıl edindiğini bilmiyorum. Benim, elimdeki kaynaklar ve internet üzerinden yaptığım araştırmaya göre, o gün silahla vurularak yaşamını yitiren dört kişi Hikmet Özkürkçü (öğretmen, 38 yaşında), Niyazi Darı (üniversite öğrencisi, 18 yaşında), Nazmi Arı (polis memuru, 26 yaşında) ve Kadir Balcı ya da Bağcı (35 yaşında). Bunlardan, mesleğini saptayamadığım Kadir Balcı (ya da Bağcı) dışındakilerin Uzel işçisi olmadıkları açık.
 
Berktay, Çalışlar ve Zileli’nin bugün 1 Mayıs 1977 konusunda takındıkları tavır, onların olaylardan hemen sonra takındıkları tavırla üç aşağı beş yukarı örtüşüyor. Aydınlık hareketinin yayımladığı Halkın Sesi‘nin 1 Mayıs 1977′den sonra çıkan 107. sayısında aynen şöyle yazılmıştı:
 
“Halkın Kurtuluşu, Halkın Birliği ve Halkın Yolu’nun oluşturduğu üçlü oportünist ittifak ise bütün uyarılara rağmen birçok devrimciyi polisin tuzağına götürmüş, polise onbinlerce emekçiye saldırma fırsatı yaratmış, tam anlamıyla provokatör rolü oynamıştır. İzledikleri başıbozuk maceracı siyaset, onları polisin ve revizyonizmin oyuncağı haline getirmiştir…
 
Halkın Kurtuluşu, Halkın Birliği ve Halkın Yolu şefleri ile birlikte yürünmez. Bunlarla yürüyenler halkla birlikte yürüyemezler.” (Aktaran Nail Güreli, İki Bir Mayıs, İstanbul, Gür Yayınları, 1979, s. 279-80) Berktay, Çalışlar ve Zileli’nin, Aydınlık hareketiyle ilişkilerini kesmelerinden yıllar sonra, hala bir Aydınlıkçı ruhu taşıyor olmalarını ve devlete karşı değilse de mesafeli olduklarını ileri sürmelerine rağmen bu olayda devletin yanında saf tutmalarını görmek ilginç, ama pek de şaşırtıcı değil.
 
*        *        *
 
Başka kalemler tarafından da desteklenen bu ideolojik saldırı kampanyası, “solun kendi geçmişi, tarihi ve hatalarıyla hesaplaşması” talebiyle yürütülmektedir. Bu talebin, ikiyüzlülüğün doruğu olduğu tartışma götürmez; nasıl onmilyonlarca insanın kanını dökmüş olan Alman Nazileri, Japon militaristleri, ABD emperyalistleri ve onların liberal kuyrukları “kendi” komünistleri ve devrimcilerini “özeleştiri” vermeye çağırma hakkına sahip değillerse, elleri Balkanlar, Ermeni, Süryani, Rum, Arap, Kürt halklarının kanıyla lekeli olan Osmanlı-Türk gericileri ve bugün Kürt halkının kanını akıtmaya devam eden Türk gericileri ve onların liberal kuyrukları da Türkiyeli komünist ve devrimcileri “özeleştiri” vermeye çağırma hakkına sahip değillerdir. Eğer Halil Berktay ve onun gibi düşünenler, masum insanların kanının dökülmesinden gerçekten rahatsızlık duyuyorlarsa, öncelikle milyonlarca ve milyonlarca insana kıymış olan ABD, İsrail, Britanya, Fransa, Almanya gibi kriminal ve terörist devletleri mahkum etmekle işe başlamalı ve ardından da Yugoslavya, Somali, Afganistan, Lübnan, Filistin, Irak, Pakistan, Somali, Libya, Suriye halklarının kanını dökenlerle aynı safta yer alan ve/ ya da daha fazla kan dökmek için yanıp tutuşan Türk gericilerine ve onların Amerikalı efendilerine karşı çıkmalıdırlar.
 
Türkiye devrimci hareketinin çeşitli bileşenleri elbette geçmişte işledikleri çeşitli hatalar ve hatta suçlarla hesaplaşmalı, işçilere ve halka bu hata ve suçlarının hesabını vermelidirler. (Bu husus, Kürt ulusal hareketi için de geçerlidir.) Onlar, bu hata ve suçlara yol açan siyasal anlayışlarını, sol gruplar arasında çatışmalara yol açan sektarizmlerini, kendi bünyelerine yer yer provokatör ajanların sızmasına yol açmış olan örgütsel hatalarını vb. gözden geçirmelidirler. Aslında bu gruplar 1970′lerden bu yana geçen süre içinde, bu tür özeleştiri ve yüzleşmeleri bölük pörçük bir biçimde ya da belli ölçülerde gerçekleştirmişlerdir; daha da ileri gidilerek, bu özeleştiri ve yüzleşme sürecinin daha kapsamlı ve derinlikli bir biçimde yapılmasının gerekli olduğu da söylenebilir. Ne var ki ben bu gerekliliğin, neredeyse yokolma noktasına gelmiş olan Türkiye devrimci hareketin kalıntılarının öncelikli görevi olduğunu düşünmüyorum. Varolan devrimci çevrelerin öncelikli görevi Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yeniden siyasal yaşamı etkileyen bir güç haline gelme savaşımıdır; geçmişin hatalarıyla yüzleşme ve onlarla hesaplaşma görevi, ancak böyle bir süreç içinde ve ona paralel olarak yerine getirilebilir. Ama bir kez daha belirtmek gerekir: Özellikle 2001′den bu yana Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika halklarının kanını oluk oluk akıtan Washington, Telaviv ve Brüksel’deki savaş suçluları ve devlet teröristleri ve onların güdümünde bölge halklarına karşı savaş hazırlıkları yapan gerici burjuvazi ve onun liberal uzantıları bu tartışmanın taraf ya da muhatapları olmadıkları gibi savcı ve yargıçları da asla değildirler ve olamazlar.
 
Berktay’ın, Taraf gazetesinin de desteğiyle bugünlerde bu savı ortaya atmasının çok özel ya da kişisel bir nedeni olduğunu düşünmüyorum; ancak bu gerici çıkışın tümüyle rastlansal bir nitelik taşıdığını ve güncel gelişmelerle ilgisi olmadığını söylemek de doğru değil. O, her şey ortadayken, bilim insanı titizliğini tümüyle bir yana bırakıyor, gerçekleri göz göre göre çarpıtmaya girişiyor ve böylelikle kendi kişisel ve profesyonel saygınlığını da yellere savurmayı göze alıyor. O, Star gazetesine konuyu değerlendirirken 1 Mayıs 1977′de yaşananların bir istihbarat operasyonu olduğunu kaydeden, 1 Mayıs 1977 olaylarının solun kendi iç hesaplaşması olamayacağını söyleyen eski MİT elemanı Mahir Kaynak’ın bile gerisinde kalıyor. O, başkalarının yanısıra Hüseyin Gülerce gibi gerici bir yazarın dikkat çektiği çeşitli olguları (yapılan çekimlerde Sular İdaresi’nin üzerinden ateş edenlerin görüntüsünün varlığı, Emniyet’in, kanıt olarak mahkemeye sunulan filmden bu görüntüleri kesmiş olması, MİT’nın katliamdan sonra hazırladığı 5 Mayıs 1977 tarihli istihbarat raporunu mahkemeye göndermemesi, Genelkurmay Başkanlığı’nın, kendi arşivinde ortaya çıkan bu belgeyi mahkemeye sunarken bunun “devlet sırrı” niteliği taşıyabileceğini belirtmesi vb.) ve hatta Sular İdaresi’nin üzerinden ateş edildiğini doğrulayan ve mahkeme kayıtlarına geçen telsiz konuşmalarını ve polis ve asker ifadelerini bile görmezden gelebiliyor. (1) Ve o, gerek 12 Eylül faşizmi döneminde ve gerekse daha sonraları, egemen sınıfların esas olarak 1 Mayıs 1977′yi, solu ve devrimci güçleri suçlamak ve sergilemek için kullanmak yerine bu konunun üzerini örtmeyi tercih etmelerinden de gereken sonucu çıkaramıyor. Daha da önemlisi Berktay, 1 Mayıs 1977′yi 12 Eylül 1980 faşist darbesine uzanan zincirin çok önemli bir halkası, ama sadece bir halkası olduğu çıplak gerçeğini görmezden geliyor. Oysa bu katliam; işçi ve emekçi halk hareketini ezmek, dağınık olmakla birlikte önemli bir güce sahip olan devrimci hareketi çökertmek ve canlanmakta olan Kürt ulusal hareketinin önünü kesmek için yapılan saldırı, cinayet, provokasyon ve katliamlar sürecinin bir parçasıydı. Bu durumda Berktay’ı ve onun ortaklarını böylesine irrasyonel ve hırçın bir tarzda davranmaya zorlayan koşulların neler olduğunu sormazlık edemeyiz. “Dürüst” bir burjuva bilim insanı gibi davranmaya çalışmış olsaydı Berktay’ın kendisi de, bu çıkışına yol açan ve/ ya da zemin oluşturan objektif ve subjektif faktörler üzerinde kafa yorabilir ve bu çıkışının nedenlerini açığa çıkarabilirdi. Onun yapmadığını ben yapacağım.
 
Gerek iç ve gerekse dış faktörler, Türkiye’de henüz çok derin bir bunalımla ya da bir devrimci durumla karşı karşıya olmasak da özel olarak AKP hükümetini ve genel olarak Türk burjuva devletini giderek daha fazla zorlayan bir süreçten geçtiğimizi gösteriyor. Ülke içinde ezilen ve sömürülen yığınlarla ezen ve sömüren sınıflar arasındaki çelişmelerin keskinleşmeye yüz tuttuğu, bölgemizde ve dünyada ekonomik durgunluğun devam ettiği, emperyalist devletler (özellikle ABD ile Çin ve ABD ile Rusya) arasındaki sürtüşmelerin büyüdüğü, yerel çatışma ve savaşların, işgallerin ve işgallere karşı direnişlerin sürdüğü bu konjonktürün bellibaşlı öğelerini tanımlamaya çalışalım:
 
a) Dünya ve özellikle Avrupa ölçeğindeki ekonomik durgunluk, Ortadoğu’da esen savaş rüzgarları ve Türkiye’nin, Arap ve diğer komşularıyla ilişkilerini bozmasına yol açan saldırgan ve aptalca dış politika adımları, AKP döneminde oldukça yüksek seyreden ekonomik büyüme hızının düşebileceğini ve böylece hükümete -kısmen haklı olarak- en çok puan kazandıran “başarıların” tehlikeye girebileceğini müjdelemektedir. Bunun halihazırdaki belirtileri, biriktirim oranının hala çok düşük kaldığı koşullarda Türkiye’nin cari açığını “sıcak para” denen spekülatif yabancı sermayeyle kapatmaya alışması, dış ticaret açığının artması ve enflasyonun ve işsizliğin yükselmeye yüz tutmasıdır.
 
b) Üçüncü dönemini yaşayan AKP hükümetinin ve onun temsil ettiği burjuva katmanlarının elde ettikleri ekonomik ve siyasal mevziler, onları daha da gericileştirmiş, anti-demokratik ve halk-düşmanı niteliklerini daha gözle görünür hale getirmiş ve dolayısıyla hükümetin daha önce yer yer demagojik bir tarzda dile getirdiği “demokratik açılım”a ilişkin söylemini de bir yana bırakmasına yol açmıştır. Hızla zenginleşme ve herşeyi özelleştirme peşinde koşan “yeni burjuvazi” ve AKP hükümeti ile acımasız ve kuralsız bir biçimde sömürülen işçi sınıfı ve diğer emekçiler arasındaki çelişmeler keskinleşmektedir. İktidarın önemli bir bölümünü ele geçirmiş olmanın hazzıyla sarhoş olmuş gözüken İslami gericilik, kendisini doğrudan destekleyen toplum katmanları dışındaki herkese karşı saldırgan ve küstah bir tutum benimsemiş ve rejime İslami bir renk kazandırma yolundaki çabaları nedeniyle düşmanlarını arttırmaya başlamış ve toplumdaki kutuplaşmayı arttırmıştır.
 
c) Bu zafer sarhoşluğu ruh hali AKP hükümetini, Kürt-Türk sorununu çözme konusunda geçmişte başarısızlığı kanıtlanmış kaba kuvvet yolunu ve bilinen gerici ve şoven politikaları izlemeye ve umudunu Barzani kliğine ve ABD’ne bağlamaya itmektedir. Hükümet ve devlet; Ortadoğu’daki gelişmeler bağlamında böylesi bir “Kürt politikası”nın Türk burjuvazisinin uzun erimli çıkarları açısından siyasal bir intihar anlamına geldiğini bile görememektedir. (Tabii, Türk devleti ile Kürt ulusal hareketinin, Türkiye’de “başkanlık sistemi”ne geçilmesi karşılığında Kürtlere güdük bir özerklik sunulması temeli üzerinde gerici bir uzlaşmaya varmaları halinde bu, AKP’nin ve Türk gericiliğinin elini, bir süreliğine de olsa rahatlatabilir. Ancak böyle bir gelişmenin yaşanması olasılığının çok düşük olduğunu söyleyebiliriz.)
 
d) Gene bu zafer sarhoşluğu AKP hükümetini, 2011 başlarına kadar sürdürdüğü görece dengeli dış politikayı bir yana bırakmaya, ABD ile -Bayar/ Menderes kliği döneminden bu yana görülmemiş- son derece yakın bir efendi-uşak ilişkisi içine girmeye ve buna bağlı olarak bölgemizde kraldan fazla kralcı rolü üstlenmek suretiyle Türkiye’nin izolasyonuna yol açan bir sürecin kapısını aralamaya götürmüştür. “Yeni Osmanlıcılık” olarak bilinen ve Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika halkları ve devletlerine önderlik etmesi ve model oluşturması söylemiyle pazarlanan bu gerici ve hegemonyacı dış politikanın, bir çoğu yüzyıllarca Osmanlı boyunduruğu altında yaşamış olan Arap ve İslam halkları ve ülkeleri katında bir kabul görmeyeceği çok açıktır. Öte yandan Türkiye, Malatya’da füze kalkanının kurulmasına onay vermesi ve Suriye’deki terör hareketlerini açıkça desteklemesi nedeniyle, petrol, doğal gaz alımında büyük ölçüde, turizm alanında kısmen bağımlı olduğu Rusya ve İran ile ilişkilerini zora sokmakta, hatta kendi topraklarını bu devletlerin askeri saldırılarının potansiyel hedefi haline getirmektedir.
 
Bu gelişmelere; 1 Mayıs 2012′nin, özellikle İstanbul’da (ve başka bazı illerde) görkemli ve kitlesel bir biçimde kutlanmasının yanısıra, bazı üyeleri (Yunanistan, Portekiz ve İspanya) gerçek bir ekonomik krizle boğuşan, bir kaç yıldır eksi ya da sıfır büyüme yaşayan, işçi sınıfının ekonomik ve toplumsal kazanımlarının aşınmakta,  yabancı düşmanlığının artmakta olduğu ve dış politika alanında neredeyse tümüyle ABD ve İsrail’in kuyruğu haline gelmiş olan Avrupa Birliği’nin giderek kritik bir hal alan konumu eklenmelidir. Bu üç ülkede ve özellikle de Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde ırkçı, şovenist, faşist ve anti-komünist eğilimler daha önceki onyıllarda görülmedik boyutlara erişmiştir. Avrupa Birliği üyeliğinin demokrasi ve refah getireceği hayallerinin yıkılması anlamına gelen bu süreç aynı zamanda devrim olanaklarının artması anlamına da gelmektedir. Avrupa bir kez daha koşulların halklara, faşist diktatörlük ile sosyalizm arasında seçim yapmayı dayatacağı bir kavşağa yaklaşıyor. Avroland’daki gelişmelerin, en azından kısa erimde Türkiye üzerinde olumsuz bir etkisi olacaktır; yani Türk burjuva devleti AB normlarına uyum sağlama ve bu bağlamda kısmi demokratik iyileşmeler yapma konusunda kendisini daha az baskı altında hissedecektir. Objektif faktörler bunlar.
 
Bu arada şunu da belirteyim: AKP’nden beklenen “demokratik açılım” umutlarının sönümlendiği ve hükümetin de artık vitrininde “demokratik süsler” bulundurmaya gereksimin duymadığı bu koşullar, liberallerimizi daha da sağa kaymaya ve giderek daha açık bir karşı-devrimci ve anti-komünist bir çizgi izlemeye zorlamaktadır. Özel olarak Halil Berktay’ın ve genel olarak Taraf gazetesinin ve onunla aynı çizgiyi paylaşan liberallerin düzen-yanlısı, devlet-yanlısı reflekslerini harekete geçiren bu sürecin bir yan ürünü de bu akımın saflarında bir çatlamanın yaşanması ve insansal ve ahlaksal reflekslerini yitirmemiş olan bazı liberallerin daha sol bir tutum almaya yönelmesidir. Bunu, olumlu ve sevindirici bir gelişme olarak kaydedebiliriz; ancak şu da unutulmamalı:  Açıkça dile getirmeseler de, Berktay’ın liberal ve demokrat “eleştirmenlerinin” önemli bir bölümü de, kapitalizmin “alternatifsizliği”ni savunmakta, gerçek bir eşitlik ve özgürlüğün hüküm sürdüğü sınıfsız bir toplum kurma özlemini “ütopik” bulmakta ve kapitalist sistemin ve rejimlerin kitlelerin devrimci zoruyla yıkılması düşünce ve eylemini reddetmekte, özetle “çirkin” ve itici” yanlarından arındırılmış bir kapitalizmi savunmakta, yani son çözümlemede Berktay ve ortaklarının dünya görüşünü paylaşmaktadırlar. Gene onlar, 2 Mayıs’ta yaptığı ve tartışmaların başlamasına yol açan konuşmasında devrimci hareketin 1977′deki durumuna değinirken,
 
“Hemen hiç kimse barışçı ve demokratik değildi” diyen Berktay’ın bu kanısını bütünüyle paylaşmaktadırlar. “Barışçı” olanla “demokratik” olanı antagonist gören ve en demokrat burjuvayı bile tutarlı devrimcilik ve enternasyonalizmin karşısında konumlandıran anlayış burada bir kez daha sergilenmiştir. Gerek teori ve gerekse pratik; “barışçı” olan ile “demokratik” olan arasına ve “zor içeren” ile “anti-demokratik ve gerici” olan arasına eşit işareti koyan ve bir siyasal eylemi içeriğine değil biçimine bakarak değerlendiren bu anlayışın yanlışlığını yeniden ve yeniden göstermiştir. Bu yanlış eşitliği çürüten klasik örnek; monarşiyi, Kiliseyi ve aristokrasiyi yıkan ve bu arada devrimci terörü cömert bir biçimde kullanan 1789 Fransız burjuva demokratik devrimidir. Sözünü ettiğim hatalı anlayışın mantıksal sonucu, sömürücü sınıfların devrimci zor tekelini onamak ve kutsamaktır. Bu anlayış sahipleri, işçilere ve diğer sömürülen emekçilere kapitalizmi devrimci zorla yıkmayı yasaklamakla kalmamakta, ezilen ve sömürülen yığınların faşist teröre karşı özsavunmasını ve bu arada ezilen ulus ve milliyetlerin ulusal kurtuluş için devrimci zor kullanımını tu kaka etmektedirler. Örneklemek gerekirse bu anlayış, örneğin Rusya vb. işçi sınıfı ve halklarının Çarlığı bir ayaklanma ile yıkma hakkını olduğu gibi, Ermeni halkının Abdülhamit rejimine ve İttihat ve Terakki kliğine, Yahudi, Sovyet, Avrupa vb. halklarının Hitler ve Mussolini faşizmine, Çin ve Güneydoğu Asya halklarının Japon militarizmine, Vietnam, Kamboçya, Laos, Afganistan, Irak vb. halklarının ABD emperyalizmine ya da Filistin halkının Siyonist İsrail’e vb. karşı silahlı direniş ve özsavunma hakkını reddetmektedir. Bunun bir adım ötesi ise, işgallerin ve saldırı savaşlarının “meşru” kabul edilmesi ve işgal, kıyım ve jenosidlere karşı silahlı direniş ve özsavunmanın “terörizm” olarak nitelenmesidir. (Bu bağlamda, Türkiye’de bir tabunun kırılması, yani “Ermeni sorunu”nun tartışılması konusundaki katkılarına saygı duymakla birlikte, Berktay’ın bu bakış açısının, Ermeni halkının Hamidiye Alayları’nın saldırılarına, 1895-96 ve 1909 kıyımlarına ve 1915 jenosidine karşı sİlahlı dİrenİş hakkını reddetmek anlamına geldiğini ve onu objektif olarak Osmanlı-Türk gericiliğinin ve jenosidin mimarlarının kampına yerleştirdiğini de belirtmek isterim.) Tarihsel deneyim şunu göstermektedir: Ezen ile ezilen, sömüren ile sömürülen arasındaki çelişmelerin keskinleştiği koşullarda zor sorunu insanların iradesinden bağımsız olarak ve kaçınılmaz olarak gündeme gelmekte ve liberallerimizin “demokrasi”, “insan hakları” vb. konusundaki -tümüyle sahte olmayan- olumlu tavırları bu koşullarda tam tersine dönmekte ve onları objektif ya da subjektif olarak siyasal gericiliğin kampında yer almaya götürmektedir.
 
Aslında Berktay’ın 1 Mayıs 1977 “eleştirisi” bağlamında dile getirdiği sözünü ettiğim bu düşünceleri hiç de yeni değil elbet. Burada görece yeni olan, 1 Mayıs 1977 örneğinden yola çıkarak, daha doğrusu onu çarpıtarak devrimci zor kavramını karalamak ve küçültmek, hatta bu amaçla bir dalavereye başvurmaktır. Oysa, bir ilkokul beşinci sınıf öğrencisi bile, devrimci zorun hatalı kullanımı örneklerinden yola çıkarak onu tümüyle reddetmeye kalkışmanın en bayağı türden bir hile ve en rezilce bir demagoji olduğunu kavrayabilecektir. Bir yanlış anlamaya meydan vermemek için şunu da belirtmeliyim: Devrimci zorun tartışma götürmez meşruiyetinin altını çizmek ve sosyalist devrimin kural olarak burjuva devlet aygıtının kitlelerin devrimci zoruyla yıkılması sonucu gerçekleşebileceğini söylemek “barışçı” savaşım metotlarını reddetmek anlamına gelmez. Bir başka anlatımla; burjuvazinin ordu, polis, istihbarat vb. örgütlerinin devrimci zor yoluyla yıkılmasının zorunluluğunu belirtmek, devrim-öncesi sürece; grevler, boykotlar, işyeri işgalleri, kitle gösterileri, sokak eylemleri, genel grev gibi “barışçı” metotların damgasını vuracağını belirtmekle zerrece çelişmez. Türkiye gibi kapitalizmin orta düzeyde gelişmiş ve işçi sınıfının ve diğer sömürülen emekçilerin örgütlenme ve hak alma olanak ve geleneklerinin belli ölçüde oluşmuş ve yerleşiklik kazanmış olduğu ülkelerde (ve daha ileri ülkelerde) devrimci süreç esas olarak, “barışçı” ya da daha doğru bir anlatımla silahlı-olmayan savaşım ve örgütlenme metotları aracılığıyla ilerleyecektir. Öte yandan bunun, faşist saldırılara ve devlet terörüne karşı silahlı özsavunma eylemleri ve bu eylemlerin gerekli kıldığı örgütlenmeler oluşturmakla çelişmediği de açık olmalıdır.
 
Gelelim Berktay’ın bu çıkışına yol açan ve/ ya da zemin oluşturan subjektif faktörlere. Bence Berktay’ın açıklamasının bu süreçte bir işaret fişeği rolü oynaması hiç de rastlansal değildir. Yazarımızın anti-komünist ve devlet-yanlısı ve sertliğiyle bir çok insanı şaşırtan çıkışı, kişisel bir nitelik taşımaktan ziyade onun, içinden çıktığı ve mayasında sol düşmanlığı bulunan Aydınlık geleneğinin genel siyasal çizgisini yansıtmaktadır. Bu bakımdan Berktay’ın, Libya ve Suriye’yi hedef alan emperyalist ve gerici saldırıları ve terörizmi alkışlayan Taraf gazetesinin desteğiyle yaptığı bu çıkışın, onun düzeni ve devleti savunma içgüdüsüyle son derece uyumlu bir davranış olduğunu söyleyebiliriz. (Bu konuda bkz. Garbis Altınoğlu, “Y. Çongar, A. Altan ve M. Altan’ın Düşünceleri Işığında Emperyalizm, Askeri Darbeler ve Liberallerimiz”) Bu nedenle sözlerimi, Halil Berktay’ın saflarında önemli bir rol oynadığı ve uzun süre öndegelen yöneticilerinden biri olduğu Aydınlık hareketine değinerek bitirmem gerekiyor.
 
1970′te oluşmaya başlayan ve o zaman TİİKP (=Türkiye İhtilalci İşçi-Köylü Partisi) olarak tanınan bu hareket, Maoist, enternasyonalist ve anti-revizyonist söylemine rağmen aslında milliyetçi-reformist bir nitelik taşıyordu. (TİİKP’nin ya da Şafak revizyonizminin görüş ve taktiklerinin kapsamlı bir eleştirisi için, İbrahim Kaypakkaya’nın “Seçme Yazılar”ında yer alan değişik makalelere bakılabilir.) 1970′lerin ortalarına kadar bu konumunu sürdüren Aydınlık hareketi, özellikle Türkiye’de sınıflar ve siyasal güçler arasındaki çelişmelerin keskinleştiği 1970′lerin ikinci yarısında giderek daha da sağa savruldu. Bu süreç, kabaca 1978′den itibaren Aydınlık geleneğinin, genel olarak sola karşı açık düşmanlık tavrı alması ve karşı-devrimci bir çeteye dönüşmesiyle sonuçlanacaktı. Böylece Ocak 1978′de TİKP (=Türkiye İşçi-Köylü Partisi) adı altında örgütlenen Aydınlık geleneği, sol hareketin dışında milliyetçi, devletçi ve pro-Amerikan bir örgütçük haline geldi. 1970′lerin ikinci yarısında Türkiye devrimci hareketine damgasını vuran ve bazı durumlarda silahlı çatışmalara kadar varan ve birbirlerini karşı-devrimci olarak ilan etmeye varan bir sektarizmin varlığı bir gerçek. Ancak bu hastalık, kendisi dışındaki bütün sol grupları “sahte sol” ve “Moskova’nın kışkırttığı ve yönlendirdiği terör”istler olarak nitelendiren, 1979-80 yıllarında illegal çalışma yürüten devrimci kadroların gerçek adlarını, fotoğraflarını ve çalışma yürüttükleri alanları günlük gazeteleri Aydınlık’ın sayfalarında yayınlayan, sosyal-emperyalist Rusya’nın Türkiye ve dünya halklarının baş düşmanı olarak değerlendiren, kendisini Türk burjuva devletin, onun ordusunun ve ABD emperyalizminin yanında konumlandıran ve 12 Eylül askeri-faşist darbesini alkışlayan Aydınlık çevresinin durumuyla kıyaslanamaz. Dahası böyle bir ideolojik-siyasal duruşa sahip olanların şimdi çıkıp da sol hareketin 1 Mayıs 1977 döneminde giriştiği hatalı şiddet eylemlerini eleştirmeye ne denli haklarının olduğu (EK’te sunacağım alıntılar, konuyu yakından bilmeyen genç devrimcilerin TİKP-Aydınlık geleneğinin bu özelliğini daha iyi kavramasına yardımcı olacaktır.) Halil Berktay, başını Doğu Perinçek’in çektiği Aydınlık çevresinin en öndegelen isimlerinden biriydi. Bu çevrenin diğer yöneticileri arasında; Oral Çalışlar, Şahin Alpay, Gün Zileli, Cengiz Çandar, Hasan Yalçın, Ferit İlsever, Bedri Gültekin gibi tanınmış kişilikler de bulunuyordu. Sözünü ettiğim kişilerin hepsi değilse de çoğu 1960′ların sonlarından 1980′lerin sonlarına kadar uzanan bir dönemde Doğu Perinçek’le birlikte hareket etmişler, yani 1978′den itibaren örgütlerinin açıkça gerici bir karakter taşıyan siyasal çizgisini istikrarlı bir biçimde savunmada diretmişlerdir. Bu isimlerin bir bölümü 1992′de kurulan Sosyalist Parti’de ve daha sonra onun yerine kurulan İşçi Partisi’nde Doğu Perinçek’le birlikte hareket etmeye devam etmişlerdir.
 
*        *        *        *        *
 
Yaşanan süreç maskelerin inmesi/ indirilmesi, aynıların aynı yerde ve ayrıların ayrı yerde toplanması doğrultusunda ilerlemektedir. Buna sevinmek gerekiyor. Ezilen ve sömürülen kitlelerin, zincirlerinden kurtulmalarının en önemli önkoşullarından biri de onların milliyetçi, demokratik ve barışçı yanılsamalarından kurtulmalarıdır.
 
DİPNOTLAR
 
(1) Bu verilerin önemli bir bölümü daha 1 Mayıs 1977 katliamının hemen ardından ortaya çıkmıştı. Bir kaynakta bu konuda şunlar söyleniyordu:
 
“14 Mayıs (1977- G. A.) Cumartesi günü Halkın Yolu, Halkın Birliği ve Halkın Kurtuluşu gazeteleri tarafından düzenlenen halka açık basın toplantısında bu belgelerden bir kısmı basına ve beşbini aşkın bir halk topluluğuna sunuldu; olayların gelişimi gerçekten olduğu gibi anlatıldı. Belgeler içerisinde, olayları, özellikle de olay sırasında Sular İdaresi üzerinden ateş açan eli tomsonlu 5 katili tesbit eden film ve bir grup DİSK görevlisi işçinin açıklaması ile olaydan önce devrimcilerin hareketini, DİSK görevlilerinin devrimcilere karşı tedbirlerini, meydanda gelişen olaylardan görüntüleri tesbit eden slayt gösterisi büyük önem taşıyordu…
 
“Halkımızın gerçekleri öğrenmesine daha fazla yardımcı olabilecek bilgilerin bir bölümü Halkın Kurtuluşu’nun 56. ve Halkın Yolu’nun 13. sayısında verildi. Bu sayımızda bu belgeler ve bilgiler ile buna ek olarak DİSK görevlisi bir işçi arkadaşın açıklamasını veriyoruz. Olay hakkında bize ulaşan sağlam ve dikkate değer bütün belge ve bilgileri açıklamaya devam edeceğiz.” (“1 Mayıs Katliamının tertipçileri açığa çıkıyor! ”, Halkın Birliği, Sayı: 9, 24 Mayıs 1977) Aynı yazıda şu bilgiye de yer veriliyordu:
 “Olaydan çok kısa süre önce 20 numaralı polis timinin 132′ye telsizle Sular İdaresi’nin üzerindeki silahlı adamlarını almalarını istediği, 132′nin ise ‘ben alamam’ cevabını verdiği bilinmektedir. Olay sonrasında Sular İdaresi üzerindeki silahlı kişilerin polise teslim olduğu da tesbit edilmiştir.”
 
EK
 
“Devrimciler bugün üçüncü dünyayı, dünya devriminin temel gücü olarak görüyorlar. Hemen belirtelim bu temel güce İran Şahı’nın, Süleyman Demirel’in veya (Filipinler diktatörü- G. A.) Markos’un devletleri de dahildir.” (Halkın Sesi, Sayı: 26)
 
“NATO dün olduğu gibi bugün de emperyalist bir pakttır. Fakat aynı zamanda esas saldırgan emperyaliste karşı koyan bir pakttır.” (Aydınlık, Sayı: 72, Şubat 1977)
 
“Proleter devrimcilerin bugünkü siyaseti, ordunun parçalanması ve zayıflatılması amacını taşımıyor.” (Aydınlık, Sayı: 78, Ağustos 1977)
 
“Bugün 1971 direnişi diye göklere çıkarılan hareketler maceracılıktan başka bir şey değildir. Bu eylemler sonuç olarak devrimci güçlerin dağılmasına ve faşistlerin ilerlemesine hizmet etti. Bir çok devrimcinin ve devrimci enerjinin heba olmasına yol açtı. O günlerde burjuva basını bu tür eylemleri kasıtlı olarak abarttılar. Bir çok devrimci ise büyük bir yanılgıya düşerek bunun ‘devrimci propaganda’ olduğunu sandılar. Diğer yandan, revizyonistler ve darbeci-reformistler de maceracı eylemlere girişen gençleri bu yolda teşvik ettiler.” (Gün Zileli, Sol Kendini Anlatıyor, İstanbul, MAY Yayınları, 1977, s. 268-69)
 
“Maceracılık, bugün Türkiye’de artık halk düşmanı ve devrim düşmanı bir nitelik kazanmıştır. Sovyet sosyal emperyalistleri, 1970 yıllarından beri maceracı örgütlerin içine sızıyor, bunlar aracılığıyla Türkiye’yi iç kargaşalığa sürüklüyor ve halkın güçlerini bölmeye çalışıyorlar.” (Doğu Perinçek, “Yolumuz Aydınlıktır, Gelecek Aydınlık”, Aydınlık, 20 Mart 1978)
 
“Sovyet sosyal-emperyalizminin önemli ölçüde yönlendirdiği çeşitli maceracı örgütler, bugün halk düşmanı çeteler halini almıştır. Yaptıkları bütün iş, halka saldırmak, halkı parçalamak, yığınları devrimci mücadeleden uzaklaştırmak ve devrimciliği gözden düşürmektir. Mahallenin haracını yiyen serseri ve kabadayı, bugün bu işi Ülkü Ocaklı veya TİKKO gibi halk düşmanı çeteler içinde devam ettirmektedir. Gene bazı maceracı çeteler, kendilerine karşı çıkan herkesi okullara almamaya kalkışmakta ve haraç toplamaktadır.” (Anarşinin Kaynağı ve Devrimci Siyaset, İstanbul, Aydınlık Yayınları, 1978, s. 16)
 
“Bazı sahte solcu gruplar, TİKKO’cu canileri açıkladığımız için bizi ‘ihbarcılık’la suçluyorlar. Kimi, kime ihbar etmişiz? Kontrgerillayı Kontrgerillaya ihbar etmek kadar anlamsız bir şey olabilir mi?” (Aydınlık, 29 Mart 1978)
 
“Anarşinin iki kolu var Türkiye’de. Birisi Kontrgerilla ve MHP, diğeri Beşinci Kol ve sahte sol. Birincisi, yani Kontrgerilla ve MHP bize Amerika’nın hediyesi, ikinci ise Beşinci Kol ve sahte sol ise Rusya’nın hediyesi…
 
“Bunlar niçin sahte solcu? Çünkü faşistlerin halka saldırırken kullandıkları bütün yöntemleri kullanıyorlar. Faşistler gibi halk üzerinde küçük bir zümrenin tahakkümünü kurmak istiyorlar. Onun için sahte solcular. İkisi de yani faşistler de sahte solcular da halkın üzerine gelişigüzel ateş açıyor. İkisi de kahve tarıyor, sahte solcular da faşistler de. İkisinde de yüzen gezen silahlar var.” (Doğan Yurdakul, Türkiye’de Anarşi, Aydınlık Yayınları, İstanbul, 1979, s. 52)
 
“Bugün ‘iç savaş’ veya ‘silahlı mücadele’ taktiğini benimseyen maceracı örgütlerin tümü pratikte Sovyet sosyal-emperyalistlerinin Türkiye’yi ele geçirme emellerine hizmet ediyorlar. Çünkü onlar, Türkiye’de milli çelişmenin belirleyici bir nitelik kazandığını göremiyorlar. (…) Bunu kavrayamayarak, esas darbeyi Türkiye devletine ve orduya yöneltenler, Brejnev’in gösterdiği hedefe saldırıyorlar.” (Doğu Perinçek, “Başyazı”,  Aydınlık, 24 Ocak 1979)
 
“Sovyetler Birliği, bu niteliğiyle bir zamanlar Hitler’in ve 1945’ten sonra da çeyrek yüzyıl ABD emperyalizminin giydiği çizmeleri ayağına geçirmiş, artık dünya gericiliğinin, faşizmin merkezi, savaşın kaynağı ve dünya halklarının baş düşmanı haline gelmiştir.” (Türkiye İşçi-Köylü Partisi’nin Siyasi Çizgisi, Ankara, TİKP Yayınları, 1980, s. 11-12)
 
“Eskiden ABD’nin Avrupa’yı denetim altına alma, sosyalist ülkeleri kuşatma ve Üçüncü Dünyaya hükmetme aracı olan NATO, günümüzde Sovyetler Birliği’ne karşı Avrupa’nın savunma örgütü haline gelmiştir.” (aynı yerde, s. 17)
 
“Bugünkü görev, Sovyetler Birliği’nin yayılma çabalarına karşı, ABD dahil dünyanın barıştan yana olan bütün ülkelerinin içinde yer aldığı mümkün olan en geniş barış cephesini gerçekleştirmek ve güçlendirmektir.” (aynı yerde, s. 23)
 
“Bugün daha berrak olarak görüyoruz ki, toplumun tortusuna dayanan sahte solcu örgütlerle birlikte yürüyen, halkla birlikte yürüyemez. Halkla beraber yürüyen, sahte solcu grup ve örgütlerle beraber yürüyemez. Devrimci hareket içinde bir sapma olarak ortaya çıkan revizyonizm ve maceracılık, esas olarak halk düşmanı bir nitelik kazanmıştır.” (aynı yerde, s. 60)
 
“Milli Güvenlik Kurulunun ve ordunun başında bulunan generallerin zaman zaman Ortadoğu’daki hegemonya mücadelelerine dikkat çekmeleri ve Sovyetler Birliği’ne karşı uyanık bir tutumu savunmaları da ülkemizin yararınadır. Afganistan’ın işgalinden sonra ordu, dış tehdide karşı milli savunma görevinde yoğunlaşmak ve bu nedenle Sıkıyönetimi bırakmak istemektedir.” (aynı yerde, s. 69)
 
“Anarşi odaklarına karşı bir milli seferberlik ilan edilmelidir. Hükümet, halkın desteğini alarak terör örgütlerinin beynine inmelidir.” (aynı yerde, s. 92)
 
“Bugün gerçek bir devrimci, gerçek bir halkçı Türkiye devletinin yaşamasından yanadır. Hatta tarih, bugün devrimcilerin omuzlarına devleti yaşatmak için en önde savaşmak zorunluluğunu yüklemiştir… TC bugün yaşamak için kendisine gerçek devrimciler ve demokratlar kadar sağlam savunucular bulamaz.”(“Başyazı”, Doğu Perinçek, Aydınlık, 1 Ağustos 1980)
 
“İddianame, bizim devleti yıkmak ve orduyu parçalamak için çalıştığımızı ileri sürüyor. (…) TİKP’nin devlete ve orduya karşı tutumu son derece açıktır. TİKP, dünyadaki gelişmeleri değerlendirerek, 1978 Ocağındaki kuruluşundan itibaren Türkiye devletini ve orduyu, dış tehdide karşı koruma ve güçlendirme çizgisi benimsemiş ve uygulamıştır. Bunun yüzlerce kanıtı vardır.” (Doğu Perinçek, “Sorgu”, TİKP İddianame ve Sorgu, Derleyen: Selim Arıkdal, Avukat Hüseyin Gökçearslan’ın kendi yayını, Ankara 1981, s. 124)
 
“Partimiz, orduyu parçalamak bir yana, orduyu düşman ilan edenlerin adresini göstermiştir. (…) Orduyu savunan tutumumuzu her olayda ortaya koyduk. Subaylara ve askerlere kurşun sıkılmasını her seferinde kınadık…
 
“Orduyu parçalamak amacını güden bir parti, hiç ordunun daha fazla silahlanmasını ve modernleşmesini ister mi, hiç orduya yönelen saldırılara göğüs gererler mi?” (Doğu Perinçek, aynı yerde, s. 129)
 
“Partimizin ayrılıkçılık ve bölücülüğe karşı tutumu, Doğu bölgesindeki çeşitli illerimizin vali, emniyet müdürü ve sıkıyönetim komutanlarınca da kabul ve ifade edilmiştir. Mahkemenizden, kendilerinin tanık olarak dinlenmesini talep edeceğiz.” (Doğu Perinçek, aynı yerde, s. 139-40)
 
“(Aydınlık’ın) ‘Bilinmeyen Sol’ dizisinde ise, sahte solcu terör çetelerinin halkı hedef alan cinayetleri aydınlatılmıştır.
 “Devlet, teröre karşı mücadelede Aydınlık’tan yararlanmıştır. Birçok yetkili bu gerçeği belirtmiş ve Aydınlık’a sık sık başvurmuştur.” (Doğu Perinçek, aynı yerde, s. 166)
 
“Şunu hemen belirtelim ki, Apocuların ne halkla, ne solculukla bir ilgisi yoktur. Bu örgüt, vatanın, ulusun, solun ve demokrasinin düşmanıdır. Apocuların girdikleri her yerde vatandaşın derin bir suskunluğa gömülmesi, bugüne kadar öldürdükleri insanlar arasında solcu vatandaşların önemli yekun tutması, bunun en açık göstergelerinden biridir.
 
“Apocu halka baskı yapar, yarattığı dehşete dayanarak iş görür. Halk Apocudan nefret eder, bir Apocu kahveye girdiğinde kahveyi terkeder. Halk, geçmişte gücünün yettiğinde Apocuya karşı direnmiştir.
 
“İşte bu nedenle, halka düşman ve yabancı çıkarların aleti bir güce karşı mücadele, onun tam zıddı bir yönelimle başarıya ulaşabilir. Önemli olan, köylü vatandaşı Apocudan kesinlikle ayırmak, Apocunun dehşetine karşı, ona müşfik insan elini uzatmaktır.
 
“Köylü vatandaşın gönlü ferah olursa, Apocunun içi kararır.” (“Apocular Olayı”, Saçak, Sayı: 10, Kasım 1984, s. 2-3)
 
“Ermeni teröristleri ve Apocular Türkiye’nin uluslararası yalnızlaşmasından cesaret ve güç alarak ülkemizin başına bela olmuşlardır…
 
“… Bu cephede tek çözüm ise teröre ve Sovyet tehdidine karşı Batı ile dostluk ve işbirliğini güçlendirmektir… Siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel ve askeri  alanlarda Batı ile ilişkilerimiz hayati önemdedir.” (“1985 Yılında Türkiye’nin Tek Alternatifi”, Saçak, Sayı: 12, Ocak 1985, s. 4)
 
“1978’den sonraki hatalarımızın merkezinde, milli çelişmeyi esas alarak cephemizi Sovyetler Birliği’ne dönmemiz bulunuyor. Sovyetlerin hegemonyacı bir devlet olarak 1975 sonrasında inisiyatifi ele alması, bizde sübjektif ve Türkiye açısından abartmalı değerlendirmelere ve bundan türeyen bir dizi yanlış tavra ve politikalara yol açtı. Biz Sovyetler Birliği’nin 1980’den itibaren inişe geçeceğini önceden gördük. Ama, bu yüzden daha da saldırganlaşacağı varsayımını temel aldık. Bu yanlış çıktı. Türkiye sosyalistlerine tavırlarımızda da ciddi hatalarımız vardı. TKP, TİP ve TSİP gibi Sovyetlerin etkilediği örgütlere ‘sosyal-emperyalizmin beşinci kolu’ ve ‘halk düşmanı’ dedik. Yine zaman zaman halkla karşı karşıya gelen bireysel terör hareketlerine bakarak, bir çok devrimci sosyalist örgüt veya grubu, özellikle 1 Mayıs 1977’den sonra ‘sahte sol’ olarak niteledik. İkisi de yanlıştı. Oysa bunlar demokratik mücadelede halkın safındaydı.” (Doğu Perinçek, Sosyalist Sol Konuşuyor, İstanbul, Cem Yayınevi, 1989, s. 23-24)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>1 Mayıs 1977 Tartışması: Aydınlıkçılık, Liberalizm ve Devrim</p>
<p>Garbis Altınoğlu, 14-16 Mayıs 2012 Sol Defter</p>
<p>Halil Berktay’ın 2 Mayıs’ta Habertürk’te yayınlanan ve yalanlara ve gerçeklerin açık bir biçimde çarpıtılmasına dayanan 1 Mayıs 1977 değerlendirmesi geniş bir yankı yarattı. O bu açıklamasında şöyle diyordu:</p>
<p>“Devletin sola yapamayacağı bir şeyi sol kendi kendisine yapmış, ortaya bir fecaat çıkmıştı. Daha sonraki yıllar içinde bir sürü palavra atıldı. 35 yıl boyunca, davulcunun şahidi zurnacıdır misali, bu palavralar gerçek kabul edildi. O günlerde daha doğmamış olanlar geçip karşıma keskin nişancılardan bahsetmeye başladı. Sol, kendi yaptığı rezillikten bir mağduriyet efsanesi yarattı.”</p>
<p>Berktay bu açıklamalarıyla Türk gericiliğinin her iki fraksiyonuna da hizmet sunuyor. O, bir yandan, 1970′li yıllarda Milliyetçi Cephe hükümetleriyle elele ağır suçlar işlemiş olan askeri kliği ve Kontrgerillayı aklamaya ve bir yandan da “darbeciliğe ve jakobenizme karşı savaşım” ve “milli iradenin üstünlüğü” söylemleriyle kendi gerici alternatif rejimini inşa etme çabası içinde olan İslami gericiliğin yanında yer almaya soyunmuş gözüküyor. Burjuva devletinin, yakın bir devrim tehlikesinin, güçlü bir devrimci hareketin ve işçi hareketinin baskısı altında olmadığı koşullarda yapılan bu çıkışın, sosyalizme ve Marksizm-Leninizme karşı sürdürülen bir önleyici savaş eylemi olduğunu söyleyebiliriz. Bir bölümü Berktay’ın içinde yer almış olduğu Aydınlık geleneğinden gelen liberal yazarlarımızın çoğu, bu vesileyle özel olarak Türkiye devrimci hareketinin geçmişini ve mirasını ve genel olarak Marksizm-Leninizmi, devrimci demokratizmi, ama aynı zamanda devrimci zor düşüncesi ve pratiğini karalama yarışına girdiler. Örneğin, tıpkı Halil Berktay gibi yıllar boyu, Türk burjuva devleti yanlısı Aydınlık hareketi içinde yönetici konumda bulunmuş olan Oral Çalışlar 2 Mayıs tarih ve “1 Mayıs katliamı ve şiddetsever sol” başlıklı yazısında şöyle diyordu:</p>
<p>“1 Mayıs katliamında, sol gruplar arasındaki şiddetsever eğilimin, yaşananların asıl sebebini oluşturduğu görülebiliyor. Sol açısından inandırıcı özeleştiriye ihtiyaç var…</p>
<p>“Sonuç olarak, 1 Mayıs 1977 katliamında, sol gruplar arasındaki çatışmacı ve şiddetsever eğilimin, yaşananların asıl sebebini oluşturduğu görülebiliyor.”</p>
<p>Gene uzun yıllar Aydınlık hareketinin öndegelen yöneticileri arasında yer almış olan Gün Zileli ise, Berktay ve Çalışlar kadar ileri gitmemekle birlikte katliamın sorumluluğunu devlet ile “Maocular” arasında bölüştürmeyi seçmiş gözüküyor. Tarlabaşında meydana gelen çatışmada “Maocular”ın dört Uzel işçisini öldürdüklerini ileri süren bu “devlet-karşıtı” yazarımız şöyle buyuruyordu:</p>
<p>“Diyelim ki, devletin gizli güçlerinin bu provokasyonun hazırlanmasında hiçbir rolünün olmadığını ya da bu konuda net deliller olmadığını düşünsek bile, Taksim Meydanı’nda ölenlerin aşağı yukarı hepsinin (Tarlabaşındaki ‘Maocu-Sovyetçi’ çatışmasında öldürülen DİSK görevlisi dört Uzel işçisini çıkarırsak), devletin polis güçlerinin yarattığı kasıtlı panik sonucunda ezilerek öldükleri açıktır ki, solun bir kesiminin provokasyon ortamını hazırlaması gerçeği, devletin, çıplak gözle bile görülebilen provokasyonu gerçeğini ortadan kaldırmaz…</p>
<p>Yani, provokasyondan, Maocu ve Sovyetçi gruplar kadar devlet güçleri de sorumludur. Hatta devlet güçleri daha çok sorumludur.” (“1 Mayıs 1977”, 2 Mayıs 2012) Zileli’nin “Tarlabaşındaki ‘Maocu-Sovyetçi’ çatışmasında öldürülen DİSK görevlisi dört Uzel işçisi”ne ilişkin bu bilgiyi nereden ve nasıl edindiğini bilmiyorum. Benim, elimdeki kaynaklar ve internet üzerinden yaptığım araştırmaya göre, o gün silahla vurularak yaşamını yitiren dört kişi Hikmet Özkürkçü (öğretmen, 38 yaşında), Niyazi Darı (üniversite öğrencisi, 18 yaşında), Nazmi Arı (polis memuru, 26 yaşında) ve Kadir Balcı ya da Bağcı (35 yaşında). Bunlardan, mesleğini saptayamadığım Kadir Balcı (ya da Bağcı) dışındakilerin Uzel işçisi olmadıkları açık.</p>
<p>Berktay, Çalışlar ve Zileli’nin bugün 1 Mayıs 1977 konusunda takındıkları tavır, onların olaylardan hemen sonra takındıkları tavırla üç aşağı beş yukarı örtüşüyor. Aydınlık hareketinin yayımladığı Halkın Sesi‘nin 1 Mayıs 1977′den sonra çıkan 107. sayısında aynen şöyle yazılmıştı:</p>
<p>“Halkın Kurtuluşu, Halkın Birliği ve Halkın Yolu’nun oluşturduğu üçlü oportünist ittifak ise bütün uyarılara rağmen birçok devrimciyi polisin tuzağına götürmüş, polise onbinlerce emekçiye saldırma fırsatı yaratmış, tam anlamıyla provokatör rolü oynamıştır. İzledikleri başıbozuk maceracı siyaset, onları polisin ve revizyonizmin oyuncağı haline getirmiştir…</p>
<p>Halkın Kurtuluşu, Halkın Birliği ve Halkın Yolu şefleri ile birlikte yürünmez. Bunlarla yürüyenler halkla birlikte yürüyemezler.” (Aktaran Nail Güreli, İki Bir Mayıs, İstanbul, Gür Yayınları, 1979, s. 279-80) Berktay, Çalışlar ve Zileli’nin, Aydınlık hareketiyle ilişkilerini kesmelerinden yıllar sonra, hala bir Aydınlıkçı ruhu taşıyor olmalarını ve devlete karşı değilse de mesafeli olduklarını ileri sürmelerine rağmen bu olayda devletin yanında saf tutmalarını görmek ilginç, ama pek de şaşırtıcı değil.</p>
<p>*        *        *</p>
<p>Başka kalemler tarafından da desteklenen bu ideolojik saldırı kampanyası, “solun kendi geçmişi, tarihi ve hatalarıyla hesaplaşması” talebiyle yürütülmektedir. Bu talebin, ikiyüzlülüğün doruğu olduğu tartışma götürmez; nasıl onmilyonlarca insanın kanını dökmüş olan Alman Nazileri, Japon militaristleri, ABD emperyalistleri ve onların liberal kuyrukları “kendi” komünistleri ve devrimcilerini “özeleştiri” vermeye çağırma hakkına sahip değillerse, elleri Balkanlar, Ermeni, Süryani, Rum, Arap, Kürt halklarının kanıyla lekeli olan Osmanlı-Türk gericileri ve bugün Kürt halkının kanını akıtmaya devam eden Türk gericileri ve onların liberal kuyrukları da Türkiyeli komünist ve devrimcileri “özeleştiri” vermeye çağırma hakkına sahip değillerdir. Eğer Halil Berktay ve onun gibi düşünenler, masum insanların kanının dökülmesinden gerçekten rahatsızlık duyuyorlarsa, öncelikle milyonlarca ve milyonlarca insana kıymış olan ABD, İsrail, Britanya, Fransa, Almanya gibi kriminal ve terörist devletleri mahkum etmekle işe başlamalı ve ardından da Yugoslavya, Somali, Afganistan, Lübnan, Filistin, Irak, Pakistan, Somali, Libya, Suriye halklarının kanını dökenlerle aynı safta yer alan ve/ ya da daha fazla kan dökmek için yanıp tutuşan Türk gericilerine ve onların Amerikalı efendilerine karşı çıkmalıdırlar.</p>
<p>Türkiye devrimci hareketinin çeşitli bileşenleri elbette geçmişte işledikleri çeşitli hatalar ve hatta suçlarla hesaplaşmalı, işçilere ve halka bu hata ve suçlarının hesabını vermelidirler. (Bu husus, Kürt ulusal hareketi için de geçerlidir.) Onlar, bu hata ve suçlara yol açan siyasal anlayışlarını, sol gruplar arasında çatışmalara yol açan sektarizmlerini, kendi bünyelerine yer yer provokatör ajanların sızmasına yol açmış olan örgütsel hatalarını vb. gözden geçirmelidirler. Aslında bu gruplar 1970′lerden bu yana geçen süre içinde, bu tür özeleştiri ve yüzleşmeleri bölük pörçük bir biçimde ya da belli ölçülerde gerçekleştirmişlerdir; daha da ileri gidilerek, bu özeleştiri ve yüzleşme sürecinin daha kapsamlı ve derinlikli bir biçimde yapılmasının gerekli olduğu da söylenebilir. Ne var ki ben bu gerekliliğin, neredeyse yokolma noktasına gelmiş olan Türkiye devrimci hareketin kalıntılarının öncelikli görevi olduğunu düşünmüyorum. Varolan devrimci çevrelerin öncelikli görevi Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yeniden siyasal yaşamı etkileyen bir güç haline gelme savaşımıdır; geçmişin hatalarıyla yüzleşme ve onlarla hesaplaşma görevi, ancak böyle bir süreç içinde ve ona paralel olarak yerine getirilebilir. Ama bir kez daha belirtmek gerekir: Özellikle 2001′den bu yana Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika halklarının kanını oluk oluk akıtan Washington, Telaviv ve Brüksel’deki savaş suçluları ve devlet teröristleri ve onların güdümünde bölge halklarına karşı savaş hazırlıkları yapan gerici burjuvazi ve onun liberal uzantıları bu tartışmanın taraf ya da muhatapları olmadıkları gibi savcı ve yargıçları da asla değildirler ve olamazlar.</p>
<p>Berktay’ın, Taraf gazetesinin de desteğiyle bugünlerde bu savı ortaya atmasının çok özel ya da kişisel bir nedeni olduğunu düşünmüyorum; ancak bu gerici çıkışın tümüyle rastlansal bir nitelik taşıdığını ve güncel gelişmelerle ilgisi olmadığını söylemek de doğru değil. O, her şey ortadayken, bilim insanı titizliğini tümüyle bir yana bırakıyor, gerçekleri göz göre göre çarpıtmaya girişiyor ve böylelikle kendi kişisel ve profesyonel saygınlığını da yellere savurmayı göze alıyor. O, Star gazetesine konuyu değerlendirirken 1 Mayıs 1977′de yaşananların bir istihbarat operasyonu olduğunu kaydeden, 1 Mayıs 1977 olaylarının solun kendi iç hesaplaşması olamayacağını söyleyen eski MİT elemanı Mahir Kaynak’ın bile gerisinde kalıyor. O, başkalarının yanısıra Hüseyin Gülerce gibi gerici bir yazarın dikkat çektiği çeşitli olguları (yapılan çekimlerde Sular İdaresi’nin üzerinden ateş edenlerin görüntüsünün varlığı, Emniyet’in, kanıt olarak mahkemeye sunulan filmden bu görüntüleri kesmiş olması, MİT’nın katliamdan sonra hazırladığı 5 Mayıs 1977 tarihli istihbarat raporunu mahkemeye göndermemesi, Genelkurmay Başkanlığı’nın, kendi arşivinde ortaya çıkan bu belgeyi mahkemeye sunarken bunun “devlet sırrı” niteliği taşıyabileceğini belirtmesi vb.) ve hatta Sular İdaresi’nin üzerinden ateş edildiğini doğrulayan ve mahkeme kayıtlarına geçen telsiz konuşmalarını ve polis ve asker ifadelerini bile görmezden gelebiliyor. (1) Ve o, gerek 12 Eylül faşizmi döneminde ve gerekse daha sonraları, egemen sınıfların esas olarak 1 Mayıs 1977′yi, solu ve devrimci güçleri suçlamak ve sergilemek için kullanmak yerine bu konunun üzerini örtmeyi tercih etmelerinden de gereken sonucu çıkaramıyor. Daha da önemlisi Berktay, 1 Mayıs 1977′yi 12 Eylül 1980 faşist darbesine uzanan zincirin çok önemli bir halkası, ama sadece bir halkası olduğu çıplak gerçeğini görmezden geliyor. Oysa bu katliam; işçi ve emekçi halk hareketini ezmek, dağınık olmakla birlikte önemli bir güce sahip olan devrimci hareketi çökertmek ve canlanmakta olan Kürt ulusal hareketinin önünü kesmek için yapılan saldırı, cinayet, provokasyon ve katliamlar sürecinin bir parçasıydı. Bu durumda Berktay’ı ve onun ortaklarını böylesine irrasyonel ve hırçın bir tarzda davranmaya zorlayan koşulların neler olduğunu sormazlık edemeyiz. “Dürüst” bir burjuva bilim insanı gibi davranmaya çalışmış olsaydı Berktay’ın kendisi de, bu çıkışına yol açan ve/ ya da zemin oluşturan objektif ve subjektif faktörler üzerinde kafa yorabilir ve bu çıkışının nedenlerini açığa çıkarabilirdi. Onun yapmadığını ben yapacağım.</p>
<p>Gerek iç ve gerekse dış faktörler, Türkiye’de henüz çok derin bir bunalımla ya da bir devrimci durumla karşı karşıya olmasak da özel olarak AKP hükümetini ve genel olarak Türk burjuva devletini giderek daha fazla zorlayan bir süreçten geçtiğimizi gösteriyor. Ülke içinde ezilen ve sömürülen yığınlarla ezen ve sömüren sınıflar arasındaki çelişmelerin keskinleşmeye yüz tuttuğu, bölgemizde ve dünyada ekonomik durgunluğun devam ettiği, emperyalist devletler (özellikle ABD ile Çin ve ABD ile Rusya) arasındaki sürtüşmelerin büyüdüğü, yerel çatışma ve savaşların, işgallerin ve işgallere karşı direnişlerin sürdüğü bu konjonktürün bellibaşlı öğelerini tanımlamaya çalışalım:</p>
<p>a) Dünya ve özellikle Avrupa ölçeğindeki ekonomik durgunluk, Ortadoğu’da esen savaş rüzgarları ve Türkiye’nin, Arap ve diğer komşularıyla ilişkilerini bozmasına yol açan saldırgan ve aptalca dış politika adımları, AKP döneminde oldukça yüksek seyreden ekonomik büyüme hızının düşebileceğini ve böylece hükümete -kısmen haklı olarak- en çok puan kazandıran “başarıların” tehlikeye girebileceğini müjdelemektedir. Bunun halihazırdaki belirtileri, biriktirim oranının hala çok düşük kaldığı koşullarda Türkiye’nin cari açığını “sıcak para” denen spekülatif yabancı sermayeyle kapatmaya alışması, dış ticaret açığının artması ve enflasyonun ve işsizliğin yükselmeye yüz tutmasıdır.</p>
<p>b) Üçüncü dönemini yaşayan AKP hükümetinin ve onun temsil ettiği burjuva katmanlarının elde ettikleri ekonomik ve siyasal mevziler, onları daha da gericileştirmiş, anti-demokratik ve halk-düşmanı niteliklerini daha gözle görünür hale getirmiş ve dolayısıyla hükümetin daha önce yer yer demagojik bir tarzda dile getirdiği “demokratik açılım”a ilişkin söylemini de bir yana bırakmasına yol açmıştır. Hızla zenginleşme ve herşeyi özelleştirme peşinde koşan “yeni burjuvazi” ve AKP hükümeti ile acımasız ve kuralsız bir biçimde sömürülen işçi sınıfı ve diğer emekçiler arasındaki çelişmeler keskinleşmektedir. İktidarın önemli bir bölümünü ele geçirmiş olmanın hazzıyla sarhoş olmuş gözüken İslami gericilik, kendisini doğrudan destekleyen toplum katmanları dışındaki herkese karşı saldırgan ve küstah bir tutum benimsemiş ve rejime İslami bir renk kazandırma yolundaki çabaları nedeniyle düşmanlarını arttırmaya başlamış ve toplumdaki kutuplaşmayı arttırmıştır.</p>
<p>c) Bu zafer sarhoşluğu ruh hali AKP hükümetini, Kürt-Türk sorununu çözme konusunda geçmişte başarısızlığı kanıtlanmış kaba kuvvet yolunu ve bilinen gerici ve şoven politikaları izlemeye ve umudunu Barzani kliğine ve ABD’ne bağlamaya itmektedir. Hükümet ve devlet; Ortadoğu’daki gelişmeler bağlamında böylesi bir “Kürt politikası”nın Türk burjuvazisinin uzun erimli çıkarları açısından siyasal bir intihar anlamına geldiğini bile görememektedir. (Tabii, Türk devleti ile Kürt ulusal hareketinin, Türkiye’de “başkanlık sistemi”ne geçilmesi karşılığında Kürtlere güdük bir özerklik sunulması temeli üzerinde gerici bir uzlaşmaya varmaları halinde bu, AKP’nin ve Türk gericiliğinin elini, bir süreliğine de olsa rahatlatabilir. Ancak böyle bir gelişmenin yaşanması olasılığının çok düşük olduğunu söyleyebiliriz.)</p>
<p>d) Gene bu zafer sarhoşluğu AKP hükümetini, 2011 başlarına kadar sürdürdüğü görece dengeli dış politikayı bir yana bırakmaya, ABD ile -Bayar/ Menderes kliği döneminden bu yana görülmemiş- son derece yakın bir efendi-uşak ilişkisi içine girmeye ve buna bağlı olarak bölgemizde kraldan fazla kralcı rolü üstlenmek suretiyle Türkiye’nin izolasyonuna yol açan bir sürecin kapısını aralamaya götürmüştür. “Yeni Osmanlıcılık” olarak bilinen ve Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika halkları ve devletlerine önderlik etmesi ve model oluşturması söylemiyle pazarlanan bu gerici ve hegemonyacı dış politikanın, bir çoğu yüzyıllarca Osmanlı boyunduruğu altında yaşamış olan Arap ve İslam halkları ve ülkeleri katında bir kabul görmeyeceği çok açıktır. Öte yandan Türkiye, Malatya’da füze kalkanının kurulmasına onay vermesi ve Suriye’deki terör hareketlerini açıkça desteklemesi nedeniyle, petrol, doğal gaz alımında büyük ölçüde, turizm alanında kısmen bağımlı olduğu Rusya ve İran ile ilişkilerini zora sokmakta, hatta kendi topraklarını bu devletlerin askeri saldırılarının potansiyel hedefi haline getirmektedir.</p>
<p>Bu gelişmelere; 1 Mayıs 2012′nin, özellikle İstanbul’da (ve başka bazı illerde) görkemli ve kitlesel bir biçimde kutlanmasının yanısıra, bazı üyeleri (Yunanistan, Portekiz ve İspanya) gerçek bir ekonomik krizle boğuşan, bir kaç yıldır eksi ya da sıfır büyüme yaşayan, işçi sınıfının ekonomik ve toplumsal kazanımlarının aşınmakta,  yabancı düşmanlığının artmakta olduğu ve dış politika alanında neredeyse tümüyle ABD ve İsrail’in kuyruğu haline gelmiş olan Avrupa Birliği’nin giderek kritik bir hal alan konumu eklenmelidir. Bu üç ülkede ve özellikle de Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde ırkçı, şovenist, faşist ve anti-komünist eğilimler daha önceki onyıllarda görülmedik boyutlara erişmiştir. Avrupa Birliği üyeliğinin demokrasi ve refah getireceği hayallerinin yıkılması anlamına gelen bu süreç aynı zamanda devrim olanaklarının artması anlamına da gelmektedir. Avrupa bir kez daha koşulların halklara, faşist diktatörlük ile sosyalizm arasında seçim yapmayı dayatacağı bir kavşağa yaklaşıyor. Avroland’daki gelişmelerin, en azından kısa erimde Türkiye üzerinde olumsuz bir etkisi olacaktır; yani Türk burjuva devleti AB normlarına uyum sağlama ve bu bağlamda kısmi demokratik iyileşmeler yapma konusunda kendisini daha az baskı altında hissedecektir. Objektif faktörler bunlar.</p>
<p>Bu arada şunu da belirteyim: AKP’nden beklenen “demokratik açılım” umutlarının sönümlendiği ve hükümetin de artık vitrininde “demokratik süsler” bulundurmaya gereksimin duymadığı bu koşullar, liberallerimizi daha da sağa kaymaya ve giderek daha açık bir karşı-devrimci ve anti-komünist bir çizgi izlemeye zorlamaktadır. Özel olarak Halil Berktay’ın ve genel olarak Taraf gazetesinin ve onunla aynı çizgiyi paylaşan liberallerin düzen-yanlısı, devlet-yanlısı reflekslerini harekete geçiren bu sürecin bir yan ürünü de bu akımın saflarında bir çatlamanın yaşanması ve insansal ve ahlaksal reflekslerini yitirmemiş olan bazı liberallerin daha sol bir tutum almaya yönelmesidir. Bunu, olumlu ve sevindirici bir gelişme olarak kaydedebiliriz; ancak şu da unutulmamalı:  Açıkça dile getirmeseler de, Berktay’ın liberal ve demokrat “eleştirmenlerinin” önemli bir bölümü de, kapitalizmin “alternatifsizliği”ni savunmakta, gerçek bir eşitlik ve özgürlüğün hüküm sürdüğü sınıfsız bir toplum kurma özlemini “ütopik” bulmakta ve kapitalist sistemin ve rejimlerin kitlelerin devrimci zoruyla yıkılması düşünce ve eylemini reddetmekte, özetle “çirkin” ve itici” yanlarından arındırılmış bir kapitalizmi savunmakta, yani son çözümlemede Berktay ve ortaklarının dünya görüşünü paylaşmaktadırlar. Gene onlar, 2 Mayıs’ta yaptığı ve tartışmaların başlamasına yol açan konuşmasında devrimci hareketin 1977′deki durumuna değinirken,</p>
<p>“Hemen hiç kimse barışçı ve demokratik değildi” diyen Berktay’ın bu kanısını bütünüyle paylaşmaktadırlar. “Barışçı” olanla “demokratik” olanı antagonist gören ve en demokrat burjuvayı bile tutarlı devrimcilik ve enternasyonalizmin karşısında konumlandıran anlayış burada bir kez daha sergilenmiştir. Gerek teori ve gerekse pratik; “barışçı” olan ile “demokratik” olan arasına ve “zor içeren” ile “anti-demokratik ve gerici” olan arasına eşit işareti koyan ve bir siyasal eylemi içeriğine değil biçimine bakarak değerlendiren bu anlayışın yanlışlığını yeniden ve yeniden göstermiştir. Bu yanlış eşitliği çürüten klasik örnek; monarşiyi, Kiliseyi ve aristokrasiyi yıkan ve bu arada devrimci terörü cömert bir biçimde kullanan 1789 Fransız burjuva demokratik devrimidir. Sözünü ettiğim hatalı anlayışın mantıksal sonucu, sömürücü sınıfların devrimci zor tekelini onamak ve kutsamaktır. Bu anlayış sahipleri, işçilere ve diğer sömürülen emekçilere kapitalizmi devrimci zorla yıkmayı yasaklamakla kalmamakta, ezilen ve sömürülen yığınların faşist teröre karşı özsavunmasını ve bu arada ezilen ulus ve milliyetlerin ulusal kurtuluş için devrimci zor kullanımını tu kaka etmektedirler. Örneklemek gerekirse bu anlayış, örneğin Rusya vb. işçi sınıfı ve halklarının Çarlığı bir ayaklanma ile yıkma hakkını olduğu gibi, Ermeni halkının Abdülhamit rejimine ve İttihat ve Terakki kliğine, Yahudi, Sovyet, Avrupa vb. halklarının Hitler ve Mussolini faşizmine, Çin ve Güneydoğu Asya halklarının Japon militarizmine, Vietnam, Kamboçya, Laos, Afganistan, Irak vb. halklarının ABD emperyalizmine ya da Filistin halkının Siyonist İsrail’e vb. karşı silahlı direniş ve özsavunma hakkını reddetmektedir. Bunun bir adım ötesi ise, işgallerin ve saldırı savaşlarının “meşru” kabul edilmesi ve işgal, kıyım ve jenosidlere karşı silahlı direniş ve özsavunmanın “terörizm” olarak nitelenmesidir. (Bu bağlamda, Türkiye’de bir tabunun kırılması, yani “Ermeni sorunu”nun tartışılması konusundaki katkılarına saygı duymakla birlikte, Berktay’ın bu bakış açısının, Ermeni halkının Hamidiye Alayları’nın saldırılarına, 1895-96 ve 1909 kıyımlarına ve 1915 jenosidine karşı sİlahlı dİrenİş hakkını reddetmek anlamına geldiğini ve onu objektif olarak Osmanlı-Türk gericiliğinin ve jenosidin mimarlarının kampına yerleştirdiğini de belirtmek isterim.) Tarihsel deneyim şunu göstermektedir: Ezen ile ezilen, sömüren ile sömürülen arasındaki çelişmelerin keskinleştiği koşullarda zor sorunu insanların iradesinden bağımsız olarak ve kaçınılmaz olarak gündeme gelmekte ve liberallerimizin “demokrasi”, “insan hakları” vb. konusundaki -tümüyle sahte olmayan- olumlu tavırları bu koşullarda tam tersine dönmekte ve onları objektif ya da subjektif olarak siyasal gericiliğin kampında yer almaya götürmektedir.</p>
<p>Aslında Berktay’ın 1 Mayıs 1977 “eleştirisi” bağlamında dile getirdiği sözünü ettiğim bu düşünceleri hiç de yeni değil elbet. Burada görece yeni olan, 1 Mayıs 1977 örneğinden yola çıkarak, daha doğrusu onu çarpıtarak devrimci zor kavramını karalamak ve küçültmek, hatta bu amaçla bir dalavereye başvurmaktır. Oysa, bir ilkokul beşinci sınıf öğrencisi bile, devrimci zorun hatalı kullanımı örneklerinden yola çıkarak onu tümüyle reddetmeye kalkışmanın en bayağı türden bir hile ve en rezilce bir demagoji olduğunu kavrayabilecektir. Bir yanlış anlamaya meydan vermemek için şunu da belirtmeliyim: Devrimci zorun tartışma götürmez meşruiyetinin altını çizmek ve sosyalist devrimin kural olarak burjuva devlet aygıtının kitlelerin devrimci zoruyla yıkılması sonucu gerçekleşebileceğini söylemek “barışçı” savaşım metotlarını reddetmek anlamına gelmez. Bir başka anlatımla; burjuvazinin ordu, polis, istihbarat vb. örgütlerinin devrimci zor yoluyla yıkılmasının zorunluluğunu belirtmek, devrim-öncesi sürece; grevler, boykotlar, işyeri işgalleri, kitle gösterileri, sokak eylemleri, genel grev gibi “barışçı” metotların damgasını vuracağını belirtmekle zerrece çelişmez. Türkiye gibi kapitalizmin orta düzeyde gelişmiş ve işçi sınıfının ve diğer sömürülen emekçilerin örgütlenme ve hak alma olanak ve geleneklerinin belli ölçüde oluşmuş ve yerleşiklik kazanmış olduğu ülkelerde (ve daha ileri ülkelerde) devrimci süreç esas olarak, “barışçı” ya da daha doğru bir anlatımla silahlı-olmayan savaşım ve örgütlenme metotları aracılığıyla ilerleyecektir. Öte yandan bunun, faşist saldırılara ve devlet terörüne karşı silahlı özsavunma eylemleri ve bu eylemlerin gerekli kıldığı örgütlenmeler oluşturmakla çelişmediği de açık olmalıdır.</p>
<p>Gelelim Berktay’ın bu çıkışına yol açan ve/ ya da zemin oluşturan subjektif faktörlere. Bence Berktay’ın açıklamasının bu süreçte bir işaret fişeği rolü oynaması hiç de rastlansal değildir. Yazarımızın anti-komünist ve devlet-yanlısı ve sertliğiyle bir çok insanı şaşırtan çıkışı, kişisel bir nitelik taşımaktan ziyade onun, içinden çıktığı ve mayasında sol düşmanlığı bulunan Aydınlık geleneğinin genel siyasal çizgisini yansıtmaktadır. Bu bakımdan Berktay’ın, Libya ve Suriye’yi hedef alan emperyalist ve gerici saldırıları ve terörizmi alkışlayan Taraf gazetesinin desteğiyle yaptığı bu çıkışın, onun düzeni ve devleti savunma içgüdüsüyle son derece uyumlu bir davranış olduğunu söyleyebiliriz. (Bu konuda bkz. Garbis Altınoğlu, “Y. Çongar, A. Altan ve M. Altan’ın Düşünceleri Işığında Emperyalizm, Askeri Darbeler ve Liberallerimiz”) Bu nedenle sözlerimi, Halil Berktay’ın saflarında önemli bir rol oynadığı ve uzun süre öndegelen yöneticilerinden biri olduğu Aydınlık hareketine değinerek bitirmem gerekiyor.</p>
<p>1970′te oluşmaya başlayan ve o zaman TİİKP (=Türkiye İhtilalci İşçi-Köylü Partisi) olarak tanınan bu hareket, Maoist, enternasyonalist ve anti-revizyonist söylemine rağmen aslında milliyetçi-reformist bir nitelik taşıyordu. (TİİKP’nin ya da Şafak revizyonizminin görüş ve taktiklerinin kapsamlı bir eleştirisi için, İbrahim Kaypakkaya’nın “Seçme Yazılar”ında yer alan değişik makalelere bakılabilir.) 1970′lerin ortalarına kadar bu konumunu sürdüren Aydınlık hareketi, özellikle Türkiye’de sınıflar ve siyasal güçler arasındaki çelişmelerin keskinleştiği 1970′lerin ikinci yarısında giderek daha da sağa savruldu. Bu süreç, kabaca 1978′den itibaren Aydınlık geleneğinin, genel olarak sola karşı açık düşmanlık tavrı alması ve karşı-devrimci bir çeteye dönüşmesiyle sonuçlanacaktı. Böylece Ocak 1978′de TİKP (=Türkiye İşçi-Köylü Partisi) adı altında örgütlenen Aydınlık geleneği, sol hareketin dışında milliyetçi, devletçi ve pro-Amerikan bir örgütçük haline geldi. 1970′lerin ikinci yarısında Türkiye devrimci hareketine damgasını vuran ve bazı durumlarda silahlı çatışmalara kadar varan ve birbirlerini karşı-devrimci olarak ilan etmeye varan bir sektarizmin varlığı bir gerçek. Ancak bu hastalık, kendisi dışındaki bütün sol grupları “sahte sol” ve “Moskova’nın kışkırttığı ve yönlendirdiği terör”istler olarak nitelendiren, 1979-80 yıllarında illegal çalışma yürüten devrimci kadroların gerçek adlarını, fotoğraflarını ve çalışma yürüttükleri alanları günlük gazeteleri Aydınlık’ın sayfalarında yayınlayan, sosyal-emperyalist Rusya’nın Türkiye ve dünya halklarının baş düşmanı olarak değerlendiren, kendisini Türk burjuva devletin, onun ordusunun ve ABD emperyalizminin yanında konumlandıran ve 12 Eylül askeri-faşist darbesini alkışlayan Aydınlık çevresinin durumuyla kıyaslanamaz. Dahası böyle bir ideolojik-siyasal duruşa sahip olanların şimdi çıkıp da sol hareketin 1 Mayıs 1977 döneminde giriştiği hatalı şiddet eylemlerini eleştirmeye ne denli haklarının olduğu (EK’te sunacağım alıntılar, konuyu yakından bilmeyen genç devrimcilerin TİKP-Aydınlık geleneğinin bu özelliğini daha iyi kavramasına yardımcı olacaktır.) Halil Berktay, başını Doğu Perinçek’in çektiği Aydınlık çevresinin en öndegelen isimlerinden biriydi. Bu çevrenin diğer yöneticileri arasında; Oral Çalışlar, Şahin Alpay, Gün Zileli, Cengiz Çandar, Hasan Yalçın, Ferit İlsever, Bedri Gültekin gibi tanınmış kişilikler de bulunuyordu. Sözünü ettiğim kişilerin hepsi değilse de çoğu 1960′ların sonlarından 1980′lerin sonlarına kadar uzanan bir dönemde Doğu Perinçek’le birlikte hareket etmişler, yani 1978′den itibaren örgütlerinin açıkça gerici bir karakter taşıyan siyasal çizgisini istikrarlı bir biçimde savunmada diretmişlerdir. Bu isimlerin bir bölümü 1992′de kurulan Sosyalist Parti’de ve daha sonra onun yerine kurulan İşçi Partisi’nde Doğu Perinçek’le birlikte hareket etmeye devam etmişlerdir.</p>
<p>*        *        *        *        *</p>
<p>Yaşanan süreç maskelerin inmesi/ indirilmesi, aynıların aynı yerde ve ayrıların ayrı yerde toplanması doğrultusunda ilerlemektedir. Buna sevinmek gerekiyor. Ezilen ve sömürülen kitlelerin, zincirlerinden kurtulmalarının en önemli önkoşullarından biri de onların milliyetçi, demokratik ve barışçı yanılsamalarından kurtulmalarıdır.</p>
<p>DİPNOTLAR</p>
<p>(1) Bu verilerin önemli bir bölümü daha 1 Mayıs 1977 katliamının hemen ardından ortaya çıkmıştı. Bir kaynakta bu konuda şunlar söyleniyordu:</p>
<p>“14 Mayıs (1977- G. A.) Cumartesi günü Halkın Yolu, Halkın Birliği ve Halkın Kurtuluşu gazeteleri tarafından düzenlenen halka açık basın toplantısında bu belgelerden bir kısmı basına ve beşbini aşkın bir halk topluluğuna sunuldu; olayların gelişimi gerçekten olduğu gibi anlatıldı. Belgeler içerisinde, olayları, özellikle de olay sırasında Sular İdaresi üzerinden ateş açan eli tomsonlu 5 katili tesbit eden film ve bir grup DİSK görevlisi işçinin açıklaması ile olaydan önce devrimcilerin hareketini, DİSK görevlilerinin devrimcilere karşı tedbirlerini, meydanda gelişen olaylardan görüntüleri tesbit eden slayt gösterisi büyük önem taşıyordu…</p>
<p>“Halkımızın gerçekleri öğrenmesine daha fazla yardımcı olabilecek bilgilerin bir bölümü Halkın Kurtuluşu’nun 56. ve Halkın Yolu’nun 13. sayısında verildi. Bu sayımızda bu belgeler ve bilgiler ile buna ek olarak DİSK görevlisi bir işçi arkadaşın açıklamasını veriyoruz. Olay hakkında bize ulaşan sağlam ve dikkate değer bütün belge ve bilgileri açıklamaya devam edeceğiz.” (“1 Mayıs Katliamının tertipçileri açığa çıkıyor! ”, Halkın Birliği, Sayı: 9, 24 Mayıs 1977) Aynı yazıda şu bilgiye de yer veriliyordu:<br />
 “Olaydan çok kısa süre önce 20 numaralı polis timinin 132′ye telsizle Sular İdaresi’nin üzerindeki silahlı adamlarını almalarını istediği, 132′nin ise ‘ben alamam’ cevabını verdiği bilinmektedir. Olay sonrasında Sular İdaresi üzerindeki silahlı kişilerin polise teslim olduğu da tesbit edilmiştir.”</p>
<p>EK</p>
<p>“Devrimciler bugün üçüncü dünyayı, dünya devriminin temel gücü olarak görüyorlar. Hemen belirtelim bu temel güce İran Şahı’nın, Süleyman Demirel’in veya (Filipinler diktatörü- G. A.) Markos’un devletleri de dahildir.” (Halkın Sesi, Sayı: 26)</p>
<p>“NATO dün olduğu gibi bugün de emperyalist bir pakttır. Fakat aynı zamanda esas saldırgan emperyaliste karşı koyan bir pakttır.” (Aydınlık, Sayı: 72, Şubat 1977)</p>
<p>“Proleter devrimcilerin bugünkü siyaseti, ordunun parçalanması ve zayıflatılması amacını taşımıyor.” (Aydınlık, Sayı: 78, Ağustos 1977)</p>
<p>“Bugün 1971 direnişi diye göklere çıkarılan hareketler maceracılıktan başka bir şey değildir. Bu eylemler sonuç olarak devrimci güçlerin dağılmasına ve faşistlerin ilerlemesine hizmet etti. Bir çok devrimcinin ve devrimci enerjinin heba olmasına yol açtı. O günlerde burjuva basını bu tür eylemleri kasıtlı olarak abarttılar. Bir çok devrimci ise büyük bir yanılgıya düşerek bunun ‘devrimci propaganda’ olduğunu sandılar. Diğer yandan, revizyonistler ve darbeci-reformistler de maceracı eylemlere girişen gençleri bu yolda teşvik ettiler.” (Gün Zileli, Sol Kendini Anlatıyor, İstanbul, MAY Yayınları, 1977, s. 268-69)</p>
<p>“Maceracılık, bugün Türkiye’de artık halk düşmanı ve devrim düşmanı bir nitelik kazanmıştır. Sovyet sosyal emperyalistleri, 1970 yıllarından beri maceracı örgütlerin içine sızıyor, bunlar aracılığıyla Türkiye’yi iç kargaşalığa sürüklüyor ve halkın güçlerini bölmeye çalışıyorlar.” (Doğu Perinçek, “Yolumuz Aydınlıktır, Gelecek Aydınlık”, Aydınlık, 20 Mart 1978)</p>
<p>“Sovyet sosyal-emperyalizminin önemli ölçüde yönlendirdiği çeşitli maceracı örgütler, bugün halk düşmanı çeteler halini almıştır. Yaptıkları bütün iş, halka saldırmak, halkı parçalamak, yığınları devrimci mücadeleden uzaklaştırmak ve devrimciliği gözden düşürmektir. Mahallenin haracını yiyen serseri ve kabadayı, bugün bu işi Ülkü Ocaklı veya TİKKO gibi halk düşmanı çeteler içinde devam ettirmektedir. Gene bazı maceracı çeteler, kendilerine karşı çıkan herkesi okullara almamaya kalkışmakta ve haraç toplamaktadır.” (Anarşinin Kaynağı ve Devrimci Siyaset, İstanbul, Aydınlık Yayınları, 1978, s. 16)</p>
<p>“Bazı sahte solcu gruplar, TİKKO’cu canileri açıkladığımız için bizi ‘ihbarcılık’la suçluyorlar. Kimi, kime ihbar etmişiz? Kontrgerillayı Kontrgerillaya ihbar etmek kadar anlamsız bir şey olabilir mi?” (Aydınlık, 29 Mart 1978)</p>
<p>“Anarşinin iki kolu var Türkiye’de. Birisi Kontrgerilla ve MHP, diğeri Beşinci Kol ve sahte sol. Birincisi, yani Kontrgerilla ve MHP bize Amerika’nın hediyesi, ikinci ise Beşinci Kol ve sahte sol ise Rusya’nın hediyesi…</p>
<p>“Bunlar niçin sahte solcu? Çünkü faşistlerin halka saldırırken kullandıkları bütün yöntemleri kullanıyorlar. Faşistler gibi halk üzerinde küçük bir zümrenin tahakkümünü kurmak istiyorlar. Onun için sahte solcular. İkisi de yani faşistler de sahte solcular da halkın üzerine gelişigüzel ateş açıyor. İkisi de kahve tarıyor, sahte solcular da faşistler de. İkisinde de yüzen gezen silahlar var.” (Doğan Yurdakul, Türkiye’de Anarşi, Aydınlık Yayınları, İstanbul, 1979, s. 52)</p>
<p>“Bugün ‘iç savaş’ veya ‘silahlı mücadele’ taktiğini benimseyen maceracı örgütlerin tümü pratikte Sovyet sosyal-emperyalistlerinin Türkiye’yi ele geçirme emellerine hizmet ediyorlar. Çünkü onlar, Türkiye’de milli çelişmenin belirleyici bir nitelik kazandığını göremiyorlar. (…) Bunu kavrayamayarak, esas darbeyi Türkiye devletine ve orduya yöneltenler, Brejnev’in gösterdiği hedefe saldırıyorlar.” (Doğu Perinçek, “Başyazı”,  Aydınlık, 24 Ocak 1979)</p>
<p>“Sovyetler Birliği, bu niteliğiyle bir zamanlar Hitler’in ve 1945’ten sonra da çeyrek yüzyıl ABD emperyalizminin giydiği çizmeleri ayağına geçirmiş, artık dünya gericiliğinin, faşizmin merkezi, savaşın kaynağı ve dünya halklarının baş düşmanı haline gelmiştir.” (Türkiye İşçi-Köylü Partisi’nin Siyasi Çizgisi, Ankara, TİKP Yayınları, 1980, s. 11-12)</p>
<p>“Eskiden ABD’nin Avrupa’yı denetim altına alma, sosyalist ülkeleri kuşatma ve Üçüncü Dünyaya hükmetme aracı olan NATO, günümüzde Sovyetler Birliği’ne karşı Avrupa’nın savunma örgütü haline gelmiştir.” (aynı yerde, s. 17)</p>
<p>“Bugünkü görev, Sovyetler Birliği’nin yayılma çabalarına karşı, ABD dahil dünyanın barıştan yana olan bütün ülkelerinin içinde yer aldığı mümkün olan en geniş barış cephesini gerçekleştirmek ve güçlendirmektir.” (aynı yerde, s. 23)</p>
<p>“Bugün daha berrak olarak görüyoruz ki, toplumun tortusuna dayanan sahte solcu örgütlerle birlikte yürüyen, halkla birlikte yürüyemez. Halkla beraber yürüyen, sahte solcu grup ve örgütlerle beraber yürüyemez. Devrimci hareket içinde bir sapma olarak ortaya çıkan revizyonizm ve maceracılık, esas olarak halk düşmanı bir nitelik kazanmıştır.” (aynı yerde, s. 60)</p>
<p>“Milli Güvenlik Kurulunun ve ordunun başında bulunan generallerin zaman zaman Ortadoğu’daki hegemonya mücadelelerine dikkat çekmeleri ve Sovyetler Birliği’ne karşı uyanık bir tutumu savunmaları da ülkemizin yararınadır. Afganistan’ın işgalinden sonra ordu, dış tehdide karşı milli savunma görevinde yoğunlaşmak ve bu nedenle Sıkıyönetimi bırakmak istemektedir.” (aynı yerde, s. 69)</p>
<p>“Anarşi odaklarına karşı bir milli seferberlik ilan edilmelidir. Hükümet, halkın desteğini alarak terör örgütlerinin beynine inmelidir.” (aynı yerde, s. 92)</p>
<p>“Bugün gerçek bir devrimci, gerçek bir halkçı Türkiye devletinin yaşamasından yanadır. Hatta tarih, bugün devrimcilerin omuzlarına devleti yaşatmak için en önde savaşmak zorunluluğunu yüklemiştir… TC bugün yaşamak için kendisine gerçek devrimciler ve demokratlar kadar sağlam savunucular bulamaz.”(“Başyazı”, Doğu Perinçek, Aydınlık, 1 Ağustos 1980)</p>
<p>“İddianame, bizim devleti yıkmak ve orduyu parçalamak için çalıştığımızı ileri sürüyor. (…) TİKP’nin devlete ve orduya karşı tutumu son derece açıktır. TİKP, dünyadaki gelişmeleri değerlendirerek, 1978 Ocağındaki kuruluşundan itibaren Türkiye devletini ve orduyu, dış tehdide karşı koruma ve güçlendirme çizgisi benimsemiş ve uygulamıştır. Bunun yüzlerce kanıtı vardır.” (Doğu Perinçek, “Sorgu”, TİKP İddianame ve Sorgu, Derleyen: Selim Arıkdal, Avukat Hüseyin Gökçearslan’ın kendi yayını, Ankara 1981, s. 124)</p>
<p>“Partimiz, orduyu parçalamak bir yana, orduyu düşman ilan edenlerin adresini göstermiştir. (…) Orduyu savunan tutumumuzu her olayda ortaya koyduk. Subaylara ve askerlere kurşun sıkılmasını her seferinde kınadık…</p>
<p>“Orduyu parçalamak amacını güden bir parti, hiç ordunun daha fazla silahlanmasını ve modernleşmesini ister mi, hiç orduya yönelen saldırılara göğüs gererler mi?” (Doğu Perinçek, aynı yerde, s. 129)</p>
<p>“Partimizin ayrılıkçılık ve bölücülüğe karşı tutumu, Doğu bölgesindeki çeşitli illerimizin vali, emniyet müdürü ve sıkıyönetim komutanlarınca da kabul ve ifade edilmiştir. Mahkemenizden, kendilerinin tanık olarak dinlenmesini talep edeceğiz.” (Doğu Perinçek, aynı yerde, s. 139-40)</p>
<p>“(Aydınlık’ın) ‘Bilinmeyen Sol’ dizisinde ise, sahte solcu terör çetelerinin halkı hedef alan cinayetleri aydınlatılmıştır.<br />
 “Devlet, teröre karşı mücadelede Aydınlık’tan yararlanmıştır. Birçok yetkili bu gerçeği belirtmiş ve Aydınlık’a sık sık başvurmuştur.” (Doğu Perinçek, aynı yerde, s. 166)</p>
<p>“Şunu hemen belirtelim ki, Apocuların ne halkla, ne solculukla bir ilgisi yoktur. Bu örgüt, vatanın, ulusun, solun ve demokrasinin düşmanıdır. Apocuların girdikleri her yerde vatandaşın derin bir suskunluğa gömülmesi, bugüne kadar öldürdükleri insanlar arasında solcu vatandaşların önemli yekun tutması, bunun en açık göstergelerinden biridir.</p>
<p>“Apocu halka baskı yapar, yarattığı dehşete dayanarak iş görür. Halk Apocudan nefret eder, bir Apocu kahveye girdiğinde kahveyi terkeder. Halk, geçmişte gücünün yettiğinde Apocuya karşı direnmiştir.</p>
<p>“İşte bu nedenle, halka düşman ve yabancı çıkarların aleti bir güce karşı mücadele, onun tam zıddı bir yönelimle başarıya ulaşabilir. Önemli olan, köylü vatandaşı Apocudan kesinlikle ayırmak, Apocunun dehşetine karşı, ona müşfik insan elini uzatmaktır.</p>
<p>“Köylü vatandaşın gönlü ferah olursa, Apocunun içi kararır.” (“Apocular Olayı”, Saçak, Sayı: 10, Kasım 1984, s. 2-3)</p>
<p>“Ermeni teröristleri ve Apocular Türkiye’nin uluslararası yalnızlaşmasından cesaret ve güç alarak ülkemizin başına bela olmuşlardır…</p>
<p>“… Bu cephede tek çözüm ise teröre ve Sovyet tehdidine karşı Batı ile dostluk ve işbirliğini güçlendirmektir… Siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel ve askeri  alanlarda Batı ile ilişkilerimiz hayati önemdedir.” (“1985 Yılında Türkiye’nin Tek Alternatifi”, Saçak, Sayı: 12, Ocak 1985, s. 4)</p>
<p>“1978’den sonraki hatalarımızın merkezinde, milli çelişmeyi esas alarak cephemizi Sovyetler Birliği’ne dönmemiz bulunuyor. Sovyetlerin hegemonyacı bir devlet olarak 1975 sonrasında inisiyatifi ele alması, bizde sübjektif ve Türkiye açısından abartmalı değerlendirmelere ve bundan türeyen bir dizi yanlış tavra ve politikalara yol açtı. Biz Sovyetler Birliği’nin 1980’den itibaren inişe geçeceğini önceden gördük. Ama, bu yüzden daha da saldırganlaşacağı varsayımını temel aldık. Bu yanlış çıktı. Türkiye sosyalistlerine tavırlarımızda da ciddi hatalarımız vardı. TKP, TİP ve TSİP gibi Sovyetlerin etkilediği örgütlere ‘sosyal-emperyalizmin beşinci kolu’ ve ‘halk düşmanı’ dedik. Yine zaman zaman halkla karşı karşıya gelen bireysel terör hareketlerine bakarak, bir çok devrimci sosyalist örgüt veya grubu, özellikle 1 Mayıs 1977’den sonra ‘sahte sol’ olarak niteledik. İkisi de yanlıştı. Oysa bunlar demokratik mücadelede halkın safındaydı.” (Doğu Perinçek, Sosyalist Sol Konuşuyor, İstanbul, Cem Yayınevi, 1989, s. 23-24)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Ahmet paranoyak olma tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11052</link>
		<dc:creator>Ahmet paranoyak olma</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 13:36:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11052</guid>
		<description>Zileli, &quot;bu yaziyi ben koymadim, polis yazdi&quot; diyor, komik ama olabilir, bir de arkasindan &quot;Ahmet, paranoyak olma&quot; demiyor mu, iste insan orada kopuyor. Hem herkese paranoyak olma diyor, hem de &quot;Kore ile ilgili yaziyi polis yazdi&quot; diyor, polisin isi gücü yok da Kore ile mi ugrasacak? Tabii, Gün&#039;ün durumu zor, 1 Mayis 1977&#039;de  polisi görmemek, Uzel isçilerini polisin degil devrimcilerin öldürdügünü ileri sürmek, sonra da olur olmaz her yerde polis görmek. Gerçekte polisin en büyük taktigi her tarafta polis var görüntüsü uyandirarak cinayetlerini örtbas etmektir, Zileli bunu bilmez mi, bilir bilmesine de, eh iste anlayin artik.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Zileli, &#8220;bu yaziyi ben koymadim, polis yazdi&#8221; diyor, komik ama olabilir, bir de arkasindan &#8220;Ahmet, paranoyak olma&#8221; demiyor mu, iste insan orada kopuyor. Hem herkese paranoyak olma diyor, hem de &#8220;Kore ile ilgili yaziyi polis yazdi&#8221; diyor, polisin isi gücü yok da Kore ile mi ugrasacak? Tabii, Gün&#8217;ün durumu zor, 1 Mayis 1977&#8242;de  polisi görmemek, Uzel isçilerini polisin degil devrimcilerin öldürdügünü ileri sürmek, sonra da olur olmaz her yerde polis görmek. Gerçekte polisin en büyük taktigi her tarafta polis var görüntüsü uyandirarak cinayetlerini örtbas etmektir, Zileli bunu bilmez mi, bilir bilmesine de, eh iste anlayin artik.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>O Seni Kırıyorsa Sen de Onu Kır! yazısına boşuna mı çiğnedik tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/17/o-seni-kiriyorsa-sen-de-onu-kir/comment-page-1/#comment-11051</link>
		<dc:creator>boşuna mı çiğnedik</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 13:01:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5019#comment-11051</guid>
		<description>faiz haramdır</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>faiz haramdır</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Ahmet tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11049</link>
		<dc:creator>Ahmet</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 09:16:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11049</guid>
		<description>Uluslararasi Af Orgutu, Kuzey Kore ve Bir Desenformasyon Hikayesi

Bir kaç gün önce Uluslararası Af Örgütü’nün Kuzey Kore hakkında bir raporu yayınlandı. Rapora göre Kuzey Kore Freddy’nin Kabusu gibi bir yer. İnsanlar açlıktan ağaç kabukları ya da ot yiyor. Paran yoksa hastahanelerde sana hizmet verilmiyor. Tüberküloz gibi hastalıklar hızla yaygınlaşıyor, çocukların yüzde kırkbeşi beslenme bozukluğundan dolayı cüce kalmış durumda. Eger hastahanede serum almak istersen, almak istediğin serum şisesi kadar birayı doktora götürmek zorundasın yoksa sana serum yok! Eğitim çökmüş durumda, kitap yok, defter yok, kalem yok, eğer öğretmene verecek paran yoksa seni okula almıyorlar!. Hatta işçilerinin açlıktan ölmesini engellemek için gıda satın almak amacıyla şirketin parasını iç eden fabrika müdürlerinin idam edildiğini bile yazıyor. (Rapor için: http://www.amnesty.org/en/library/asset/ASA24/001/2010/en/13a097fc-4bda-4119-aae5-73e0dd446193/asa240012010en.pdf)

Ancak raporun yayınlandığının ertesi günü Dünya Sağlık Örgütü söz konusu iddiaların bilimsel olmadığını belirterek sozkonusu raporu yalanladı. DSÖ Başkanı Margaret Chan Kuzey Kore sağlık sisteminin sorunları olan, ama gelişmekte olan ülkelerin gıpta ile baktığı bir sistem olduğunu ifade etti.

 Chan’a göre Kuzey Kore’de her 130 aileye bir doktor düşüyor: Bu yaklaşık 500-600 kişiye bir doktor düşmesi demek. Ülkede bulunduğu süre zarfında açlık görmediğini, ülkenin oldukça dağlık olmasından kaynaklanan sorunlar olduğunu ama bunun için Kuzey Kore sağlık bakanlıgının uzak dağlık bölgelerdeki klinikleri şehirlerdeki modern hastahanelere bağlayan video sistemlerinin kurduğunu belirtmiş. Bayan Chan ile yapılan basın toplantısı için: (http://www.maximsnews.com/news20100501MNUNWHOMargaretChanDPRK11005010103.htm)

Ayrıca Chan ülkede gıda sorunlarının olduğunu ( bu doğal çünki Kuzey Kore gıdanın büyük çoğunluğunu ithal ediyor ve ABD baskısı ile alınan BM ambargosu nedeni ile gıda temininde zorluklar var, bu yüzden ülkede son aylara kadar karne uygulaması vardı) Ancak sokaklarda aç ya da bedeni gelişmemiş insan görmediğini, insanların görünüşlerinin diğer Asya ülkelerindekinden farklı olmadığını, tek farkın Asya’da hızla artmakta olan aşırı şişman kimsenin bulunmaması olduğunu yazdı. Chan bu iddialarını ülkeye bizzat yaptığı ziyarete, orada çalışan DSÖ çalışanlarına ve Kızıl Haç gibi diğer kuruluşlarının oradaki görevlilerine dayandırıyor. UAÖ ise ülkeden bir sebeble iltica etmiş, adlarını saklı tutan 40 kışiye. Uluslararası Af Örgütü hiçbir görevlisinin Kuzey Kore’ye gitmediğini kabul ediyor.

Açık ki UAÖ ABD nin bir dezenformasyon bürosu gibi çalışmış. Ama asıl ilginç olanı UAÖ’nün sağlık meselesini bir insan hakkı olarak kabul edip bu konuda rapor hazırlaması Biz sosyalistler saılığı bir insan hakkı olarak kabul ederiz.Hatta sağlığın bir hak olarak ilk kez anayasa girmesi 1936 SSCB Anayasası ile olmuştur. Ancak liberal aktivistler tarafından kurulan UAÖ olaya farklı bakar. Bu yüzden normalde UAÖ nün raporlarında sağlık maddesi pek bulunmaz (mahkumların sağlığı ile ilgili konular dışında). Kuzey Kore’de sağlık hakkı evrensel ve bedava. Hatta uzak yerlerden sağlık kurumlarına ulaşım parası devlet tarafından ödeniyor. ABD’de ise milyonlarca insanın (50 milyon olduğu tahmin ediliyor) bedava sağlık hakkı yok. Öyleki son seçim kampanyasının en sıcak konularından biri bu idi. UAÖ ABD’nin paralı sağlık sistemine ilişkin bir rapor hazırlamış mı diye baktım. Bu konularda hiç rapor hazırlanmamış. Kapitalizme geçildikten sonra Çin özellikle kırsal alanlarda yaşayan yüz milyonlarca köylüyü bedava sağlık kapsamından çıkarmıştı. Hiç bu konularda rapor hazırlanmış mı? Hayır hazırlanmamış, peki UAÖ başka hiç bir ülke için sağlık konusunda bir insan hakları raporu hazırlamış mı? Hayır, yani UAÖ sağlık konusundaki ilk raporunu Kuzey Kore için hazırlamış. O da bir dezenformasyon projesi.

Peki ama neden sağlık? Bunun nedenini UAÖ nün Kuzey Kore için hazırladığı yıllık raporlarda bulabiliyoruz.

2009, 2008 ve 2007 yılı raporlarına bakıldığında açıkçası UAÖ nün Kuzey Kore hakkında zorlandığı görülür. Son üç yıldaki iki idamdan biri zimmetine para geçiren bir bürokrattır, diğeri ise casuslukla suçlanan biri. Hemen komşu ülke Çin’deki 1700 idamla ya da ABD’nin infazları ve insan hakları ihlalleri ile karşılaştırılınca oldukça düşük bir rakam. Gerçi raporlarda yiyecek çaldığı için idam edilenleri yazıyor ama tek bir isim veremiyor.

Raporlar oldukça kısa. Anlaşıldığı kadarı ile iç muhalefetin yokluğu sayesinde Kuzey Kore’de devletin baskı mekanizmaları ABD propagandasına yarayacak şekilde çalışmıyor. O zaman geriye bir tek şey kalıyor; sağlık; UAÖ de oraya dalmış zaten.

Kuzey Kore pek sevilen bir ülke değil, solcular arasında bile pek seveni bulunmaz. Bürokratik sosyalizmin en son ve katı örneklerinden biridir. Ancak benzer siyasi koşullardaki Küba’yı herkes ABD nin saldırılarına karsı savunurken, sıra Asya’nın en uzak köşesindeki bu ülkeye gelince insanlar biraz soguk durur.

ABD 1990 lı yıllardan beri bu küçük sosyalist ülkeyi en önce saldırılacaklar listesine almış durumda. Bu durumda Kuzey Kore yetkilileri Irak ve Yugoslavya’nın kaderini paylaşmamak için hızla nükleer silah edinme yoluna gittiler ve nukleer silah elde etmeyi başardılar.. Bu durum ABD yi şimdilik durdurdu ama henüz planlarından vazgeçmiş değiller. Hala bu ülkeye karşı provakasyonlarına devam ediyorlar. İşler o kadar kötü ki, Fidel Castro olası bir saldırıya karşı Dünya kamuoyunu uyarmıştı 2-3 ay önce.

 Bürokratik yapısına olan eleştirimiz devam etsin ama ABD saldırganlığına ve bu saldırganlığı meşru göstermek için yapılan dezenformasyonlara karşı uyanık olmakta da fayda var.

Harun Gökkaya 20/07/2010</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararasi Af Orgutu, Kuzey Kore ve Bir Desenformasyon Hikayesi</p>
<p>Bir kaç gün önce Uluslararası Af Örgütü’nün Kuzey Kore hakkında bir raporu yayınlandı. Rapora göre Kuzey Kore Freddy’nin Kabusu gibi bir yer. İnsanlar açlıktan ağaç kabukları ya da ot yiyor. Paran yoksa hastahanelerde sana hizmet verilmiyor. Tüberküloz gibi hastalıklar hızla yaygınlaşıyor, çocukların yüzde kırkbeşi beslenme bozukluğundan dolayı cüce kalmış durumda. Eger hastahanede serum almak istersen, almak istediğin serum şisesi kadar birayı doktora götürmek zorundasın yoksa sana serum yok! Eğitim çökmüş durumda, kitap yok, defter yok, kalem yok, eğer öğretmene verecek paran yoksa seni okula almıyorlar!. Hatta işçilerinin açlıktan ölmesini engellemek için gıda satın almak amacıyla şirketin parasını iç eden fabrika müdürlerinin idam edildiğini bile yazıyor. (Rapor için: <a href="http://www.amnesty.org/en/library/asset/ASA24/001/2010/en/13a097fc-4bda-4119-aae5-73e0dd446193/asa240012010en.pdf" rel="nofollow">http://www.amnesty.org/en/library/asset/ASA24/001/2010/en/13a097fc-4bda-4119-aae5-73e0dd446193/asa240012010en.pdf</a>)</p>
<p>Ancak raporun yayınlandığının ertesi günü Dünya Sağlık Örgütü söz konusu iddiaların bilimsel olmadığını belirterek sozkonusu raporu yalanladı. DSÖ Başkanı Margaret Chan Kuzey Kore sağlık sisteminin sorunları olan, ama gelişmekte olan ülkelerin gıpta ile baktığı bir sistem olduğunu ifade etti.</p>
<p> Chan’a göre Kuzey Kore’de her 130 aileye bir doktor düşüyor: Bu yaklaşık 500-600 kişiye bir doktor düşmesi demek. Ülkede bulunduğu süre zarfında açlık görmediğini, ülkenin oldukça dağlık olmasından kaynaklanan sorunlar olduğunu ama bunun için Kuzey Kore sağlık bakanlıgının uzak dağlık bölgelerdeki klinikleri şehirlerdeki modern hastahanelere bağlayan video sistemlerinin kurduğunu belirtmiş. Bayan Chan ile yapılan basın toplantısı için: (<a href="http://www.maximsnews.com/news20100501MNUNWHOMargaretChanDPRK11005010103.htm" rel="nofollow">http://www.maximsnews.com/news20100501MNUNWHOMargaretChanDPRK11005010103.htm</a>)</p>
<p>Ayrıca Chan ülkede gıda sorunlarının olduğunu ( bu doğal çünki Kuzey Kore gıdanın büyük çoğunluğunu ithal ediyor ve ABD baskısı ile alınan BM ambargosu nedeni ile gıda temininde zorluklar var, bu yüzden ülkede son aylara kadar karne uygulaması vardı) Ancak sokaklarda aç ya da bedeni gelişmemiş insan görmediğini, insanların görünüşlerinin diğer Asya ülkelerindekinden farklı olmadığını, tek farkın Asya’da hızla artmakta olan aşırı şişman kimsenin bulunmaması olduğunu yazdı. Chan bu iddialarını ülkeye bizzat yaptığı ziyarete, orada çalışan DSÖ çalışanlarına ve Kızıl Haç gibi diğer kuruluşlarının oradaki görevlilerine dayandırıyor. UAÖ ise ülkeden bir sebeble iltica etmiş, adlarını saklı tutan 40 kışiye. Uluslararası Af Örgütü hiçbir görevlisinin Kuzey Kore’ye gitmediğini kabul ediyor.</p>
<p>Açık ki UAÖ ABD nin bir dezenformasyon bürosu gibi çalışmış. Ama asıl ilginç olanı UAÖ’nün sağlık meselesini bir insan hakkı olarak kabul edip bu konuda rapor hazırlaması Biz sosyalistler saılığı bir insan hakkı olarak kabul ederiz.Hatta sağlığın bir hak olarak ilk kez anayasa girmesi 1936 SSCB Anayasası ile olmuştur. Ancak liberal aktivistler tarafından kurulan UAÖ olaya farklı bakar. Bu yüzden normalde UAÖ nün raporlarında sağlık maddesi pek bulunmaz (mahkumların sağlığı ile ilgili konular dışında). Kuzey Kore’de sağlık hakkı evrensel ve bedava. Hatta uzak yerlerden sağlık kurumlarına ulaşım parası devlet tarafından ödeniyor. ABD’de ise milyonlarca insanın (50 milyon olduğu tahmin ediliyor) bedava sağlık hakkı yok. Öyleki son seçim kampanyasının en sıcak konularından biri bu idi. UAÖ ABD’nin paralı sağlık sistemine ilişkin bir rapor hazırlamış mı diye baktım. Bu konularda hiç rapor hazırlanmamış. Kapitalizme geçildikten sonra Çin özellikle kırsal alanlarda yaşayan yüz milyonlarca köylüyü bedava sağlık kapsamından çıkarmıştı. Hiç bu konularda rapor hazırlanmış mı? Hayır hazırlanmamış, peki UAÖ başka hiç bir ülke için sağlık konusunda bir insan hakları raporu hazırlamış mı? Hayır, yani UAÖ sağlık konusundaki ilk raporunu Kuzey Kore için hazırlamış. O da bir dezenformasyon projesi.</p>
<p>Peki ama neden sağlık? Bunun nedenini UAÖ nün Kuzey Kore için hazırladığı yıllık raporlarda bulabiliyoruz.</p>
<p>2009, 2008 ve 2007 yılı raporlarına bakıldığında açıkçası UAÖ nün Kuzey Kore hakkında zorlandığı görülür. Son üç yıldaki iki idamdan biri zimmetine para geçiren bir bürokrattır, diğeri ise casuslukla suçlanan biri. Hemen komşu ülke Çin’deki 1700 idamla ya da ABD’nin infazları ve insan hakları ihlalleri ile karşılaştırılınca oldukça düşük bir rakam. Gerçi raporlarda yiyecek çaldığı için idam edilenleri yazıyor ama tek bir isim veremiyor.</p>
<p>Raporlar oldukça kısa. Anlaşıldığı kadarı ile iç muhalefetin yokluğu sayesinde Kuzey Kore’de devletin baskı mekanizmaları ABD propagandasına yarayacak şekilde çalışmıyor. O zaman geriye bir tek şey kalıyor; sağlık; UAÖ de oraya dalmış zaten.</p>
<p>Kuzey Kore pek sevilen bir ülke değil, solcular arasında bile pek seveni bulunmaz. Bürokratik sosyalizmin en son ve katı örneklerinden biridir. Ancak benzer siyasi koşullardaki Küba’yı herkes ABD nin saldırılarına karsı savunurken, sıra Asya’nın en uzak köşesindeki bu ülkeye gelince insanlar biraz soguk durur.</p>
<p>ABD 1990 lı yıllardan beri bu küçük sosyalist ülkeyi en önce saldırılacaklar listesine almış durumda. Bu durumda Kuzey Kore yetkilileri Irak ve Yugoslavya’nın kaderini paylaşmamak için hızla nükleer silah edinme yoluna gittiler ve nukleer silah elde etmeyi başardılar.. Bu durum ABD yi şimdilik durdurdu ama henüz planlarından vazgeçmiş değiller. Hala bu ülkeye karşı provakasyonlarına devam ediyorlar. İşler o kadar kötü ki, Fidel Castro olası bir saldırıya karşı Dünya kamuoyunu uyarmıştı 2-3 ay önce.</p>
<p> Bürokratik yapısına olan eleştirimiz devam etsin ama ABD saldırganlığına ve bu saldırganlığı meşru göstermek için yapılan dezenformasyonlara karşı uyanık olmakta da fayda var.</p>
<p>Harun Gökkaya 20/07/2010</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Ahmet tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11048</link>
		<dc:creator>Ahmet</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 09:09:51 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11048</guid>
		<description>Gun, senin sovyetler hakkinda yazdiklarinin cogunlugu bu tur desenformasyonlar. O yuzden niye senin bu yaziyi yazdigini ya da yazdirdigini dusunmeyeyim? Ama sen diyorsan ki hayir bu sacma bir yazidir, tamam o zaman. 

Fransizcam o kadar iyi degildir ama burada da KINU nun bir Guney Kore kurumu oldugu belirtiliyor. ABD Kuzey Kore ye saldirmak ve kendi denetimine katmak istiyor ve benzer desenformasyonlari yaziyor. Genelde bu tur desenformasyonlar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Gun, senin sovyetler hakkinda yazdiklarinin cogunlugu bu tur desenformasyonlar. O yuzden niye senin bu yaziyi yazdigini ya da yazdirdigini dusunmeyeyim? Ama sen diyorsan ki hayir bu sacma bir yazidir, tamam o zaman. </p>
<p>Fransizcam o kadar iyi degildir ama burada da KINU nun bir Guney Kore kurumu oldugu belirtiliyor. ABD Kuzey Kore ye saldirmak ve kendi denetimine katmak istiyor ve benzer desenformasyonlari yaziyor. Genelde bu tur desenformasyonlar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Anjel Dikme/Nedir Ermeni? &#8220;Piç&#8221; midir yoksa &#8220;Hiç&#8221; mi? yazısına Atsız...Ata tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/02/anjel-dikmenedir-ermeni-pic-midir-yoksa-hic-mi/comment-page-1/#comment-11047</link>
		<dc:creator>Atsız...Ata</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 07:55:36 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4869#comment-11047</guid>
		<description>ırkçı propaganda milletine yapılmış olan zulümleri dile getirmek se bu ülkede ırkçı olduğu için şehid olan 5000 bozkurt var bide siz ermeni kardeşler ifade özgürlüğünden yanaydınız niye üstteki yorumlar çokmu kardeşçe hepsi Türkçü camiaya kin kusar gibi . ermeniler masum millet değildi osmanlı içerinde yaşarken hep zanaatkarlıkla uğraşmış Müslüman Türk savaşlarda şehadet şerbeti içerken onlar ticaretle parayı kırdılar sonra arpası fazla gelen ermeniler (komitacılardan bahsediyorum) Müslümanlara akıl almaz işklenceler  etmeye başladı ve savaş esnasında onbimlerce Türkü taşharda diri diri yakarak hamile kadınların karınlarını deşerek kadınlarımızın namuslarını kirleterek bu düşmanlığın fitilini ateşledi. gine devleti aliyye büyüklüğünü gösterip savaş anında olmasına rağmen cephe arkası güvenliği sağlamak için ermenileri göç ettirmiştir. ama o kadar Türk öldürülürmesine ses çıkarmayanlar ermenilerin göç sırasındaki can kayıplarını soykırım olarak görmüştür. sonra öz Türk yurdu olan karabağ a saldırıp gandaşlarımızın kanına elinizi bulaştırdınız yurt dışındaki Türk diplomatları şehid ettiniz ve herşeye rağmen açlık yaşarken gine bizden yardım aldınız halen bunlara rağmen biz suçlu katil faşitsiz ve siz masum mazlum ermenisiz yav buna hiç bişe bilmeyen ve 1914 lü  yıllarda muhacir olan Türklere sorun  sizin ne olduğunuzu en iyi onlar bilir eğer bu yorumdada ırkçılık sezersen özür dilerim ama bu yorumum buram buram MİLLİYETÇİLİK kokar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ırkçı propaganda milletine yapılmış olan zulümleri dile getirmek se bu ülkede ırkçı olduğu için şehid olan 5000 bozkurt var bide siz ermeni kardeşler ifade özgürlüğünden yanaydınız niye üstteki yorumlar çokmu kardeşçe hepsi Türkçü camiaya kin kusar gibi . ermeniler masum millet değildi osmanlı içerinde yaşarken hep zanaatkarlıkla uğraşmış Müslüman Türk savaşlarda şehadet şerbeti içerken onlar ticaretle parayı kırdılar sonra arpası fazla gelen ermeniler (komitacılardan bahsediyorum) Müslümanlara akıl almaz işklenceler  etmeye başladı ve savaş esnasında onbimlerce Türkü taşharda diri diri yakarak hamile kadınların karınlarını deşerek kadınlarımızın namuslarını kirleterek bu düşmanlığın fitilini ateşledi. gine devleti aliyye büyüklüğünü gösterip savaş anında olmasına rağmen cephe arkası güvenliği sağlamak için ermenileri göç ettirmiştir. ama o kadar Türk öldürülürmesine ses çıkarmayanlar ermenilerin göç sırasındaki can kayıplarını soykırım olarak görmüştür. sonra öz Türk yurdu olan karabağ a saldırıp gandaşlarımızın kanına elinizi bulaştırdınız yurt dışındaki Türk diplomatları şehid ettiniz ve herşeye rağmen açlık yaşarken gine bizden yardım aldınız halen bunlara rağmen biz suçlu katil faşitsiz ve siz masum mazlum ermenisiz yav buna hiç bişe bilmeyen ve 1914 lü  yıllarda muhacir olan Türklere sorun  sizin ne olduğunuzu en iyi onlar bilir eğer bu yorumdada ırkçılık sezersen özür dilerim ama bu yorumum buram buram MİLLİYETÇİLİK kokar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11046</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 06:49:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11046</guid>
		<description>Ahmet, bu paranoyakça tutumunu bir kenara bıraksan iyi edersin. Benim böyle saçmalıklara yüz vermeyeceğimi bilmen gerekirdi. Bunu yapan, bu siteye dadanmış AKP-polis masasıdır. Biraz kafanı çalıştır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet, bu paranoyakça tutumunu bir kenara bıraksan iyi edersin. Benim böyle saçmalıklara yüz vermeyeceğimi bilmen gerekirdi. Bunu yapan, bu siteye dadanmış AKP-polis masasıdır. Biraz kafanı çalıştır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına KINU tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11042</link>
		<dc:creator>KINU</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 21:23:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11042</guid>
		<description>Le Monde, 18/05/2012
Les faits de cannibalisme en Corée du Nord ont longtemps relevé de la rumeur fantasmatique dans ce pays en proie à des famines à répétition et dirigé par l&#039;une des pires dictatures au monde. Pour la première fois, un organisme public sud-coréen aux travaux reconnus, l&#039;Institut pour l&#039;unification nationale (KINU), confirme et étaye, dans son Livre blanc annuel sur les droits de l&#039;homme en Corée du Nord, qui paraîtra lundi 21 mai, l&#039;existence de telles pratiques.
 
L&#039;institut tire ses conclusions d&#039;une enquête approfondie menée, en 2011, auprès de 230 transfuges nord-coréens. Au moins trois cas d&#039;exécution publique sont avérés, entre 2006 et 2011, en Corée du Nord pour des actes de cannibalisme. Certains témoignages de réfugiés nord-coréens citent des cas où les personnes ont mangé et vendu de la chair humaine sur les marchés en la faisant passer pour de la viande de mouton.
 
Le rapport relate ainsi l&#039;histoire d&#039;un habitant de la ville de Hyesan, au nord-est du pays, exécuté en décembre 2009, pour avoir tué et mangé une fillette. Les auteurs de l&#039;enquête mentionnent aussi le cas de ce père et de son fils, condamnés à mort en 2006 dans la ville de Doksong pour avoir mangé de la chair humaine. Un autre fait similaire a été rapporté dans la ville de Musan (nord-est) en 2011.
 
DOCUMENT DE LA POLICE

 
En 2011, la mission Caleb, un groupe de missionnaires sud-coréens, était parvenue à récupérer un document de la police nord-coréenne, daté de 2009, relatant d&#039;autres cas de cannibalisme et laissant entendre que le phénomène était plus étendu et récurrent dans un pays confronté à un contexte de situation de pénurie alimentaire.
 
Le Programme alimentaire mondial (PAM) des Nations unies avait affirmé, en mars 2011, que près de 6 millions de personnes - surtout les femmes et les enfants - étaient gravement menacées par la famine. L&#039;Union européenne (UE) et les Etats-Unis avaient relayé cette inquiétude en juillet, estimant que la pénurie alimentaire devenait &quot; aiguë &quot;.
 Au cours de l&#039;automne 2011, des témoignages recueillis par des ONG travaillant en relation avec des réseaux d&#039;opposants à ce régime totalitaire, qui survit grâce à un véritable système basé sur la terreur, ont apporté des éléments qui confortaient ce diagnostic. Des populations civiles se regroupaient vers les gares dans l&#039;espoir d&#039;y trouver de la nourriture.
 
UN MILLION DE MORTS DANS LES ANNÉES 1990
 
Le site d&#039;information sud-coréen Daily HK, animé par des transfuges avait révélé, fin septembre, que des militaires, eux-mêmes, confrontés à la faim en dépit de leurs privilèges, dépouillaient ces mêmes civils de leur maigre ration. La famine a déjà causé, selon l&#039;ONU, la mort d&#039;un million de personnes dans les années 1990.
 
Les organisations internationales connaissent pourtant de grandes difficultés à atteindre les populations en danger, notamment dans les zones rurales. Les Etats-Unis, qui ont envoyé à deux reprises, en 2011, leur propre mission d&#039;évaluation, ainsi que la Corée du Sud, qui a fait de même, dénonçaient des détournements de l&#039;aide alimentaire par les autorités nord-coréennes au détriment de la population.
 
Pour ces raisons, depuis octobre, seule une partie des fonds promis par l&#039;ONU a été débloquée et les livraisons du PAM ont été interrompues à plusieurs reprises face aux contraintes imposées par le régime nord-coréen qui a coupé sa population du reste du monde limitant l&#039;accès à son territoire. Les autorités de Pyongyang, pour leur part, se refusent à tout commentaire sur ces faits et se contentent d&#039;agiter l&#039;argument &quot; du complot international &quot; pour expliquer la révélation de ces informations sur la situation alimentaire du pays.

Jacques Follorou</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Le Monde, 18/05/2012<br />
Les faits de cannibalisme en Corée du Nord ont longtemps relevé de la rumeur fantasmatique dans ce pays en proie à des famines à répétition et dirigé par l&#8217;une des pires dictatures au monde. Pour la première fois, un organisme public sud-coréen aux travaux reconnus, l&#8217;Institut pour l&#8217;unification nationale (KINU), confirme et étaye, dans son Livre blanc annuel sur les droits de l&#8217;homme en Corée du Nord, qui paraîtra lundi 21 mai, l&#8217;existence de telles pratiques.</p>
<p>L&#8217;institut tire ses conclusions d&#8217;une enquête approfondie menée, en 2011, auprès de 230 transfuges nord-coréens. Au moins trois cas d&#8217;exécution publique sont avérés, entre 2006 et 2011, en Corée du Nord pour des actes de cannibalisme. Certains témoignages de réfugiés nord-coréens citent des cas où les personnes ont mangé et vendu de la chair humaine sur les marchés en la faisant passer pour de la viande de mouton.</p>
<p>Le rapport relate ainsi l&#8217;histoire d&#8217;un habitant de la ville de Hyesan, au nord-est du pays, exécuté en décembre 2009, pour avoir tué et mangé une fillette. Les auteurs de l&#8217;enquête mentionnent aussi le cas de ce père et de son fils, condamnés à mort en 2006 dans la ville de Doksong pour avoir mangé de la chair humaine. Un autre fait similaire a été rapporté dans la ville de Musan (nord-est) en 2011.</p>
<p>DOCUMENT DE LA POLICE</p>
<p>En 2011, la mission Caleb, un groupe de missionnaires sud-coréens, était parvenue à récupérer un document de la police nord-coréenne, daté de 2009, relatant d&#8217;autres cas de cannibalisme et laissant entendre que le phénomène était plus étendu et récurrent dans un pays confronté à un contexte de situation de pénurie alimentaire.</p>
<p>Le Programme alimentaire mondial (PAM) des Nations unies avait affirmé, en mars 2011, que près de 6 millions de personnes &#8211; surtout les femmes et les enfants &#8211; étaient gravement menacées par la famine. L&#8217;Union européenne (UE) et les Etats-Unis avaient relayé cette inquiétude en juillet, estimant que la pénurie alimentaire devenait &#8221; aiguë &#8220;.<br />
 Au cours de l&#8217;automne 2011, des témoignages recueillis par des ONG travaillant en relation avec des réseaux d&#8217;opposants à ce régime totalitaire, qui survit grâce à un véritable système basé sur la terreur, ont apporté des éléments qui confortaient ce diagnostic. Des populations civiles se regroupaient vers les gares dans l&#8217;espoir d&#8217;y trouver de la nourriture.</p>
<p>UN MILLION DE MORTS DANS LES ANNÉES 1990</p>
<p>Le site d&#8217;information sud-coréen Daily HK, animé par des transfuges avait révélé, fin septembre, que des militaires, eux-mêmes, confrontés à la faim en dépit de leurs privilèges, dépouillaient ces mêmes civils de leur maigre ration. La famine a déjà causé, selon l&#8217;ONU, la mort d&#8217;un million de personnes dans les années 1990.</p>
<p>Les organisations internationales connaissent pourtant de grandes difficultés à atteindre les populations en danger, notamment dans les zones rurales. Les Etats-Unis, qui ont envoyé à deux reprises, en 2011, leur propre mission d&#8217;évaluation, ainsi que la Corée du Sud, qui a fait de même, dénonçaient des détournements de l&#8217;aide alimentaire par les autorités nord-coréennes au détriment de la population.</p>
<p>Pour ces raisons, depuis octobre, seule une partie des fonds promis par l&#8217;ONU a été débloquée et les livraisons du PAM ont été interrompues à plusieurs reprises face aux contraintes imposées par le régime nord-coréen qui a coupé sa population du reste du monde limitant l&#8217;accès à son territoire. Les autorités de Pyongyang, pour leur part, se refusent à tout commentaire sur ces faits et se contentent d&#8217;agiter l&#8217;argument &#8221; du complot international &#8221; pour expliquer la révélation de ces informations sur la situation alimentaire du pays.</p>
<p>Jacques Follorou</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Ahmet tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11041</link>
		<dc:creator>Ahmet</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 20:36:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11041</guid>
		<description>Gun bu Kuzey Kore haberi senin isin mi? Artik adini vermeye mi utaniyorsun yoksa senin destekcilerinin isi mi?

 Bari desenformasyonlari dogru durust aktarin. Ulusal Birlik Enstitusu Kuze Kore nin degil Guney Kore nin kurulusudur. Ustelik Guney Kore nin Ulusal enstitusu yuzlerce yamyamdan degil uc yamyam soylentisinden bahsediyor. Beli ucuz bir desenformasyon. O kadar ucuz ki Guney Kore kurumu bile tam bir kesinlikle soyleyemiyor ama siz soyluyorsunuz. 


 Bu arada meraklisina yamyamlik Avrupa ulkeleri de dahil Dunya nin her yerinde mevcuttur. Gunumuzde yamyamlik acliktan kaynaklanmaz, bir sapiklik halidir. Avrupa da son yillarda onemli yamyamlik haberleri 
Almanya da http://en.wikipedia.org/wiki/Armin_Meiwes
Ingiltere de http://news.bbc.co.uk/1/hi/england/west_yorkshire/7679695.stm
Fransa http://www.smh.com.au/news/world/prison-cannibal-attack-chills-france/2007/01/07/1168104863500.ht

Yamyamlik, gunumuzde acliktan kaynaklanmaz, bir sapiklik halidir demistik. Bu yuzden besin sikintisi hic cekilmeyen Avrupa ulkelerinde yamyamlik haberlerine rastlanirken mesela acligin milyonlari oldurdugu Eritre Kenya Kongo vb de yamyamlik haberlerine rastlayamazsiniz. 

Yamyamlik haberleri en cok Sovyet Rusya ya iliskin desenformasyonlarda kullanilan bir tema idi. Anlasilan simdi de Kuzey Kore ye iliskin kullaniliyor. Sizde ABD enformasyon Burosu gibi bunlari yayinliyorsunuz</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Gun bu Kuzey Kore haberi senin isin mi? Artik adini vermeye mi utaniyorsun yoksa senin destekcilerinin isi mi?</p>
<p> Bari desenformasyonlari dogru durust aktarin. Ulusal Birlik Enstitusu Kuze Kore nin degil Guney Kore nin kurulusudur. Ustelik Guney Kore nin Ulusal enstitusu yuzlerce yamyamdan degil uc yamyam soylentisinden bahsediyor. Beli ucuz bir desenformasyon. O kadar ucuz ki Guney Kore kurumu bile tam bir kesinlikle soyleyemiyor ama siz soyluyorsunuz. </p>
<p> Bu arada meraklisina yamyamlik Avrupa ulkeleri de dahil Dunya nin her yerinde mevcuttur. Gunumuzde yamyamlik acliktan kaynaklanmaz, bir sapiklik halidir. Avrupa da son yillarda onemli yamyamlik haberleri<br />
Almanya da <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Armin_Meiwes" rel="nofollow">http://en.wikipedia.org/wiki/Armin_Meiwes</a><br />
Ingiltere de <a href="http://news.bbc.co.uk/1/hi/england/west_yorkshire/7679695.stm" rel="nofollow">http://news.bbc.co.uk/1/hi/england/west_yorkshire/7679695.stm</a><br />
Fransa <a href="http://www.smh.com.au/news/world/prison-cannibal-attack-chills-france/2007/01/07/1168104863500.ht" rel="nofollow">http://www.smh.com.au/news/world/prison-cannibal-attack-chills-france/2007/01/07/1168104863500.ht</a></p>
<p>Yamyamlik, gunumuzde acliktan kaynaklanmaz, bir sapiklik halidir demistik. Bu yuzden besin sikintisi hic cekilmeyen Avrupa ulkelerinde yamyamlik haberlerine rastlanirken mesela acligin milyonlari oldurdugu Eritre Kenya Kongo vb de yamyamlik haberlerine rastlayamazsiniz. </p>
<p>Yamyamlik haberleri en cok Sovyet Rusya ya iliskin desenformasyonlarda kullanilan bir tema idi. Anlasilan simdi de Kuzey Kore ye iliskin kullaniliyor. Sizde ABD enformasyon Burosu gibi bunlari yayinliyorsunuz</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Cepheler&#8230; yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/21/cepheler-2/comment-page-1/#comment-11040</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 18:27:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4912#comment-11040</guid>
		<description>Karşılıklı konsolidasyon - Metin Çulhaoğlu
 ( www.birgun.net )

 18 Mayıs 2012
    
Diyelim Türkiye’ye dışarıdan bir siyaset bilimci getirdiniz.

Bu kişi, Türkiye’nin son bir iki yılını, 2011 seçim sonuçlarını vb hiç bilmiyor olsun. Diyelim bu kişi son üç dört aydır Türkiye’de yaşıyor ve siyasal gelişmeleri dikkatle izliyor. Özellikle AKP lideri ve Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarına, üslubuna ve konuştuklarının içeriğine baktığında varacağı sonuç herhalde şu olurdu:

AKP yıpranmaktadır.  İktidarı sallantıdadır, altındaki toprak kaymaktadır. Başta CHP olmak üzere muhalefet mevcut iktidarı ciddi biçimde zorlamakta, hatta silkelemektedir…

Durumun böyle olmadığını biliyoruz.

O zaman?

***

Başbakan’ın dur durak bilmeyen saldırganlığı, özellikle Cumhuriyet tarihindeki kimi olaylara ilişkin göndermeleri, “marjinal” ve “yarım porsiyon” saydığı bir kesimle bu kadar uğraşması, “kaz gütme” yeteneğinden yoksun olduğunu ilan etikleriyle ha bire dalaşması ve benzerleri psikopatolojik semptomlar olarak görülmemelidir.

Şöyle veya böyle siyasal bir aklın ürünüdür; belirli bir niyetin ve planın parçasıdır.

Nasıl?

Bir kere Erdoğan ve AKP, karşısındaki toplumsal muhalefetin henüz genişlemediğini, kendi alanından parçalar koparmadığını, ancak giderek konsolide olduğunu ve belirli ölçülerde “hareketlendiğini” görmektedir. Bu konsolidasyon ve hareketlenmenin zamanla daha geniş kesimlere uzanma ihtimalini de hesaba katmaktadır.

Durum böyleyse, iki yol vardır: Ortalamaya, sıradana, “yüzergezer” kesimlere, “aklıselime”  hitap eden esnek ve yumuşak bir söylem tutturma ya da daha radikal çıkışlarla kendi alanını konsolide etme…

AKP ve Erdoğan 2002 yılından başlayarak bir süre bu yollardan ilkini izlemiş, ancak son dönemde bu yolun sonuna, sınırlarına gelip dayanmıştır. Karşı tarafın konsolide olduğunu gördükçe, kendi tabanını konsolide etmeye yönelmiştir.

Peki, belirli ölçülerde “daralmayı” da göze alarak mı?

***

“Diyalektik akıl” işte bu noktada devreye girmelidir.

Konsolidasyon adına daha radikal konumlara ve söylemlere yönelme, her durumda ve mutlaka belirli bir “daralma” mı getirir? Radikalliğin ve konsolidasyonun “genişletici” etkileri de olabileceğini söylemek büsbütün abes midir?

Baştaki yabancı siyaset bilimcisini bu kez Almanya’ya, 1930’ların başına ışınlayalım.

Dönemin Almanya’sında siyasal ortamı gözleyen, özellikle Nazileri izleyen yabancı konuk herhalde şöyle bir sonuca varırdı: Anlaşılan bu ülkede Yahudiler iktidarı almak üzere…

Nazilerin radikalliği ve kendi alanlarını konsolide etmeye yönelik siyasal söylemleri, genişlemeyi de beraberinde getirmişti…

Demek olabiliyormuş; ancak, 1930’ların ekonomik durumunu, Versailles Anlaşması’nın (1919) ağır hükümlerini hesaba katmadan bu olabilirliğe mutlaklık tanımak elbette doğru olmayacaktır.

***

Sadede gelirsek, AKP ve lideri bir alan/taban konsolidasyonu peşindedir.

Görüldüğü kadarıyla bu yönelişte ağır basan, “konsolidasyonla genişlerim” beklentisi değil, konsolidasyonun görece “daraltıcı” sonuçlarına katlanma kararlılığıdır.

Hedeflenen, “benim ordum”, “benim yargım”, “benim medyam”dan sonra, “benim işçim”, “benim sendikam”, “benim 1 Mayıs’ım”, “benim sermayedarım”, “benim sivil toplum örgütüm”  noktasına doğru ilerlemektir.

Bedeline, maliyetine katlanarak…

(Not: “benim sosyalistim”, “benim Alevim”, “benim Kürdüm”, “benim sanatçım” gibi çıkışlar tutmamıştır).</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Karşılıklı konsolidasyon &#8211; Metin Çulhaoğlu<br />
 ( <a href="http://www.birgun.net" rel="nofollow">http://www.birgun.net</a> )</p>
<p> 18 Mayıs 2012</p>
<p>Diyelim Türkiye’ye dışarıdan bir siyaset bilimci getirdiniz.</p>
<p>Bu kişi, Türkiye’nin son bir iki yılını, 2011 seçim sonuçlarını vb hiç bilmiyor olsun. Diyelim bu kişi son üç dört aydır Türkiye’de yaşıyor ve siyasal gelişmeleri dikkatle izliyor. Özellikle AKP lideri ve Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarına, üslubuna ve konuştuklarının içeriğine baktığında varacağı sonuç herhalde şu olurdu:</p>
<p>AKP yıpranmaktadır.  İktidarı sallantıdadır, altındaki toprak kaymaktadır. Başta CHP olmak üzere muhalefet mevcut iktidarı ciddi biçimde zorlamakta, hatta silkelemektedir…</p>
<p>Durumun böyle olmadığını biliyoruz.</p>
<p>O zaman?</p>
<p>***</p>
<p>Başbakan’ın dur durak bilmeyen saldırganlığı, özellikle Cumhuriyet tarihindeki kimi olaylara ilişkin göndermeleri, “marjinal” ve “yarım porsiyon” saydığı bir kesimle bu kadar uğraşması, “kaz gütme” yeteneğinden yoksun olduğunu ilan etikleriyle ha bire dalaşması ve benzerleri psikopatolojik semptomlar olarak görülmemelidir.</p>
<p>Şöyle veya böyle siyasal bir aklın ürünüdür; belirli bir niyetin ve planın parçasıdır.</p>
<p>Nasıl?</p>
<p>Bir kere Erdoğan ve AKP, karşısındaki toplumsal muhalefetin henüz genişlemediğini, kendi alanından parçalar koparmadığını, ancak giderek konsolide olduğunu ve belirli ölçülerde “hareketlendiğini” görmektedir. Bu konsolidasyon ve hareketlenmenin zamanla daha geniş kesimlere uzanma ihtimalini de hesaba katmaktadır.</p>
<p>Durum böyleyse, iki yol vardır: Ortalamaya, sıradana, “yüzergezer” kesimlere, “aklıselime”  hitap eden esnek ve yumuşak bir söylem tutturma ya da daha radikal çıkışlarla kendi alanını konsolide etme…</p>
<p>AKP ve Erdoğan 2002 yılından başlayarak bir süre bu yollardan ilkini izlemiş, ancak son dönemde bu yolun sonuna, sınırlarına gelip dayanmıştır. Karşı tarafın konsolide olduğunu gördükçe, kendi tabanını konsolide etmeye yönelmiştir.</p>
<p>Peki, belirli ölçülerde “daralmayı” da göze alarak mı?</p>
<p>***</p>
<p>“Diyalektik akıl” işte bu noktada devreye girmelidir.</p>
<p>Konsolidasyon adına daha radikal konumlara ve söylemlere yönelme, her durumda ve mutlaka belirli bir “daralma” mı getirir? Radikalliğin ve konsolidasyonun “genişletici” etkileri de olabileceğini söylemek büsbütün abes midir?</p>
<p>Baştaki yabancı siyaset bilimcisini bu kez Almanya’ya, 1930’ların başına ışınlayalım.</p>
<p>Dönemin Almanya’sında siyasal ortamı gözleyen, özellikle Nazileri izleyen yabancı konuk herhalde şöyle bir sonuca varırdı: Anlaşılan bu ülkede Yahudiler iktidarı almak üzere…</p>
<p>Nazilerin radikalliği ve kendi alanlarını konsolide etmeye yönelik siyasal söylemleri, genişlemeyi de beraberinde getirmişti…</p>
<p>Demek olabiliyormuş; ancak, 1930’ların ekonomik durumunu, Versailles Anlaşması’nın (1919) ağır hükümlerini hesaba katmadan bu olabilirliğe mutlaklık tanımak elbette doğru olmayacaktır.</p>
<p>***</p>
<p>Sadede gelirsek, AKP ve lideri bir alan/taban konsolidasyonu peşindedir.</p>
<p>Görüldüğü kadarıyla bu yönelişte ağır basan, “konsolidasyonla genişlerim” beklentisi değil, konsolidasyonun görece “daraltıcı” sonuçlarına katlanma kararlılığıdır.</p>
<p>Hedeflenen, “benim ordum”, “benim yargım”, “benim medyam”dan sonra, “benim işçim”, “benim sendikam”, “benim 1 Mayıs’ım”, “benim sermayedarım”, “benim sivil toplum örgütüm”  noktasına doğru ilerlemektir.</p>
<p>Bedeline, maliyetine katlanarak…</p>
<p>(Not: “benim sosyalistim”, “benim Alevim”, “benim Kürdüm”, “benim sanatçım” gibi çıkışlar tutmamıştır).</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Anjel Dikme/Nedir Ermeni? &#8220;Piç&#8221; midir yoksa &#8220;Hiç&#8221; mi? yazısına admin tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/02/anjel-dikmenedir-ermeni-pic-midir-yoksa-hic-mi/comment-page-1/#comment-11038</link>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 13:27:22 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4869#comment-11038</guid>
		<description>Irkçı propaganda nedeniyle kaldırıldı</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Irkçı propaganda nedeniyle kaldırıldı</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Kore Halk Cumhuriyeti itiraf etti tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11037</link>
		<dc:creator>Kore Halk Cumhuriyeti itiraf etti</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 12:38:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11037</guid>
		<description>Dünya basini tarafindan yillardir dile getirilen bir olgu Kuzey Kore&#039;nin resmi kurumu KINU (Ulusal Birlik Enstitüsü) tarafindan da itiraf edildi. &quot;Kore&#039;de insan haklarina iliskin beyaz kitap&quot; adli belgede açiklanan gerçek 21 Mayis&#039;da kamuoyuna sunuluyor. Kuzey Kore&#039;de birçok yamyamlik olayina rastlandi. Bazi insanlar bu nedenle  idama mahkum edildi, idam cezalari halka açik sekilde uygulandi. 1990&#039;lardan beli açlik görülen ve milyonlarca kisinin açlik ve yetersiz beslenme nedeniyle öldügü Kuzey Kore&#039;de yüzlerce yamyam tutuklandi, ama aç kalan insanlar komsularini, eslerini ve çocuklarini öldürüp yemekten vazgeçmiyorlar. Piyasada koyun eti adi altinda insan eti satanlar tutuklandi. 

Haber bu. Simdi sloganlara gelelim:
Yasasin ulu önder yoldas Kim. Yasasin tarihsel materyalizm. Yasasin Marksizm-Leninizm Ya Komünizm, ya barbarlik. 
BIR UYARI: Birbirinizi yemeyin. 
Ikinci uyari: Kim-Ilizm ile Kemalizm arasinda pek fark yoktur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya basini tarafindan yillardir dile getirilen bir olgu Kuzey Kore&#8217;nin resmi kurumu KINU (Ulusal Birlik Enstitüsü) tarafindan da itiraf edildi. &#8220;Kore&#8217;de insan haklarina iliskin beyaz kitap&#8221; adli belgede açiklanan gerçek 21 Mayis&#8217;da kamuoyuna sunuluyor. Kuzey Kore&#8217;de birçok yamyamlik olayina rastlandi. Bazi insanlar bu nedenle  idama mahkum edildi, idam cezalari halka açik sekilde uygulandi. 1990&#8242;lardan beli açlik görülen ve milyonlarca kisinin açlik ve yetersiz beslenme nedeniyle öldügü Kuzey Kore&#8217;de yüzlerce yamyam tutuklandi, ama aç kalan insanlar komsularini, eslerini ve çocuklarini öldürüp yemekten vazgeçmiyorlar. Piyasada koyun eti adi altinda insan eti satanlar tutuklandi. </p>
<p>Haber bu. Simdi sloganlara gelelim:<br />
Yasasin ulu önder yoldas Kim. Yasasin tarihsel materyalizm. Yasasin Marksizm-Leninizm Ya Komünizm, ya barbarlik.<br />
BIR UYARI: Birbirinizi yemeyin.<br />
Ikinci uyari: Kim-Ilizm ile Kemalizm arasinda pek fark yoktur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yeni Harman, Şubat sayısı çıktı yazısına Ata Erad tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/02/16/yeni-harman-subat-sayisi-cikti/comment-page-1/#comment-11036</link>
		<dc:creator>Ata Erad</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 12:20:02 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4826#comment-11036</guid>
		<description>Yeni Harman dergisi butun zorluklarla cikan gercek ve pur muhteva bir dergi olup tum entellektuel kolektivlerde kendisinden soz ettirebilen bir dergidir ... evela Tuncay Akgun patronumuza minnettar oldugumuzu beyan ederek daha sonrasi bu dergide calisan yardim eden tum elemanlar onunde saygiyla egiliyorum ve Saygilar ...... ve ASK</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Harman dergisi butun zorluklarla cikan gercek ve pur muhteva bir dergi olup tum entellektuel kolektivlerde kendisinden soz ettirebilen bir dergidir &#8230; evela Tuncay Akgun patronumuza minnettar oldugumuzu beyan ederek daha sonrasi bu dergide calisan yardim eden tum elemanlar onunde saygiyla egiliyorum ve Saygilar &#8230;&#8230; ve ASK</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Taraf  Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır… yazısına Solcular çatıştı “efsanesi” ve Tarlabaşı’nda yaşananlar tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/03/taraf-gazetesi-sozlerimi-carpitmistir%e2%80%a6/comment-page-2/#comment-11032</link>
		<dc:creator>Solcular çatıştı “efsanesi” ve Tarlabaşı’nda yaşananlar</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 21:19:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4991#comment-11032</guid>
		<description>Zileli&#039;nin yalanlarından sıkılanlara faydalı bir link ve alıntı.

http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45039

&quot;Her ne kadar Berktay ve izleyicileri kabul etmek istemeseler de Üçlü Blok ile DİSK görevlileri arasında bir çatışma yaşandığını kanıtlayacak hiçbir belge, bulgu, tanıklık yoktur. Kortejin alana alınacağı konusunda her iki taraf arasında anlaşma sağlanmıştır. Bu olayın iki taraftan tanıkları vardır, ilk yapılan görüşmeye KSD ve TEP’den yetkilileri de tanık olmuşlardır.

Tartışma süreci içinde Mehdi Beşpınar’ın 4 Mayıs 2012 tarihinde solportal’da ve Tülay Karaoğlu’nun 5 Mayıs 2012 tarihinde toplumsol.org’da yaptıkları açıklamalar çatışma iddiasını tümüyle çürütmektedir. Kısa bir süre önce yitirdiğimiz Murat Tokmak orada bir çatışma olmadığını, yan taraftan duyulan bir silah sesinden sonra geriye doğru çekildiklerini ve üzerlerine yoğun bir ateş açıldığını defalarca anlatmıştır.

Olayın başladığı söylenen noktadaki görgü tanıkları gerginliğin, atışmaların, itişmelerin olduğunu ama bir çatışmanın olmadığını kesin olarak o zaman da ifade etmişler bugün de söylemektedirler. Yani çatışmanın olduğuna dair bir tanıklık yoktur. Silah sesinden sonra o bölgeye yoğun bir ateş açıldığı DİSK görevlileri ile Halkın Kurtuluşu kortejinin farklı yönlere dağıldığı, polis panzerlerinin hızla Halkın Kurtuluşu kortejine doğru hareket ettiği bilinmektedir. İlk vurulanlar ve yaşamını yitirenler DİSK görevlileridir.

Burada eklenmesi gereken bir bilgi, o sırada Tarlabaşı’nı yukarıdan gören yerlerden biri olan PTT üzerinden de iki kişinin Tarlabaşı istikametine ateş açtığını gören tanıklar da bulunmaktadır. Murat Tokmak kendisinin bulunduğu sesli aracın üzerinde yüzün üzerinde mermi bulunduğunu da anlatmıştır. Yani insanların üzerine ateş açılmadığı gibi bir iddia yaşananlar karşısında boş kalmaktadır. &quot;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Zileli&#8217;nin yalanlarından sıkılanlara faydalı bir link ve alıntı.</p>
<p><a href="http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45039" rel="nofollow">http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45039</a></p>
<p>&#8220;Her ne kadar Berktay ve izleyicileri kabul etmek istemeseler de Üçlü Blok ile DİSK görevlileri arasında bir çatışma yaşandığını kanıtlayacak hiçbir belge, bulgu, tanıklık yoktur. Kortejin alana alınacağı konusunda her iki taraf arasında anlaşma sağlanmıştır. Bu olayın iki taraftan tanıkları vardır, ilk yapılan görüşmeye KSD ve TEP’den yetkilileri de tanık olmuşlardır.</p>
<p>Tartışma süreci içinde Mehdi Beşpınar’ın 4 Mayıs 2012 tarihinde solportal’da ve Tülay Karaoğlu’nun 5 Mayıs 2012 tarihinde toplumsol.org’da yaptıkları açıklamalar çatışma iddiasını tümüyle çürütmektedir. Kısa bir süre önce yitirdiğimiz Murat Tokmak orada bir çatışma olmadığını, yan taraftan duyulan bir silah sesinden sonra geriye doğru çekildiklerini ve üzerlerine yoğun bir ateş açıldığını defalarca anlatmıştır.</p>
<p>Olayın başladığı söylenen noktadaki görgü tanıkları gerginliğin, atışmaların, itişmelerin olduğunu ama bir çatışmanın olmadığını kesin olarak o zaman da ifade etmişler bugün de söylemektedirler. Yani çatışmanın olduğuna dair bir tanıklık yoktur. Silah sesinden sonra o bölgeye yoğun bir ateş açıldığı DİSK görevlileri ile Halkın Kurtuluşu kortejinin farklı yönlere dağıldığı, polis panzerlerinin hızla Halkın Kurtuluşu kortejine doğru hareket ettiği bilinmektedir. İlk vurulanlar ve yaşamını yitirenler DİSK görevlileridir.</p>
<p>Burada eklenmesi gereken bir bilgi, o sırada Tarlabaşı’nı yukarıdan gören yerlerden biri olan PTT üzerinden de iki kişinin Tarlabaşı istikametine ateş açtığını gören tanıklar da bulunmaktadır. Murat Tokmak kendisinin bulunduğu sesli aracın üzerinde yüzün üzerinde mermi bulunduğunu da anlatmıştır. Yani insanların üzerine ateş açılmadığı gibi bir iddia yaşananlar karşısında boş kalmaktadır. &#8220;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>O Seni Kırıyorsa Sen de Onu Kır! yazısına çamur tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/17/o-seni-kiriyorsa-sen-de-onu-kir/comment-page-1/#comment-11031</link>
		<dc:creator>çamur</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 21:16:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5019#comment-11031</guid>
		<description>bir de bu var gazap üzümlerinden: &quot;Banka insana benzemez,
ya da 25.000 dönüm toprağı olan biri de insan değildir artık!&quot; 

eyvallah bankalar toplu katliam yapan sülüklerdir ama kendimize döndüğümüzde ihtiyaçtan fazlasını depoluyorsak bizde insan değilizdir. çünkü bizim ambarda fazlalık varsa birininkinde de eksiklik vardır.

mesela borç lazım ama kimse birbirinden istemez. güven sıfır ve kapitalizmin yalnızlaştırıp çaresizleştirdiği insanlar bankalara başvurur. 
bankaları protesto etmenin daha nitelikli şekilleri de var
mesela nitelikli ilişkiler kurduğumuz insanlarla yapılabilir bi&#039;şey; ihtiyaçtan fazlası mesela havuz olsa yine ihtiyaç halinde o kullanılsa.
elbette anarşist otonom bölgeler olsa müthiş olur.
belki çarka çakıl taşı sıkıştırmaya çalışmak ama önemli olduğunu düşünüyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bir de bu var gazap üzümlerinden: &#8220;Banka insana benzemez,<br />
ya da 25.000 dönüm toprağı olan biri de insan değildir artık!&#8221; </p>
<p>eyvallah bankalar toplu katliam yapan sülüklerdir ama kendimize döndüğümüzde ihtiyaçtan fazlasını depoluyorsak bizde insan değilizdir. çünkü bizim ambarda fazlalık varsa birininkinde de eksiklik vardır.</p>
<p>mesela borç lazım ama kimse birbirinden istemez. güven sıfır ve kapitalizmin yalnızlaştırıp çaresizleştirdiği insanlar bankalara başvurur.<br />
bankaları protesto etmenin daha nitelikli şekilleri de var<br />
mesela nitelikli ilişkiler kurduğumuz insanlarla yapılabilir bi&#8217;şey; ihtiyaçtan fazlası mesela havuz olsa yine ihtiyaç halinde o kullanılsa.<br />
elbette anarşist otonom bölgeler olsa müthiş olur.<br />
belki çarka çakıl taşı sıkıştırmaya çalışmak ama önemli olduğunu düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>O Seni Kırıyorsa Sen de Onu Kır! yazısına çamur tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/17/o-seni-kiriyorsa-sen-de-onu-kir/comment-page-1/#comment-11030</link>
		<dc:creator>çamur</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 21:03:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5019#comment-11030</guid>
		<description>Gerçek:
Mülkiyet bir avuç adamın elinde toplandığı zaman, daha çabuk yitirilir
Ve bunu tamamlayan gerçek:
halkın çoğu çıplak ve aç olduğu zaman kendisine gereken şeyleri zorla alır
Ve çığlığı tüm tarih boyunca yankılanan gerçek:
baskı ezilenleri daha da güçlendirmeye ve onları biraraya getirmeye yarar yalnızca
-John steinbeck- gazap üzümleri-

fazla mı pembe bilmiyorum ama umarım böyledir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçek:<br />
Mülkiyet bir avuç adamın elinde toplandığı zaman, daha çabuk yitirilir<br />
Ve bunu tamamlayan gerçek:<br />
halkın çoğu çıplak ve aç olduğu zaman kendisine gereken şeyleri zorla alır<br />
Ve çığlığı tüm tarih boyunca yankılanan gerçek:<br />
baskı ezilenleri daha da güçlendirmeye ve onları biraraya getirmeye yarar yalnızca<br />
-John steinbeck- gazap üzümleri-</p>
<p>fazla mı pembe bilmiyorum ama umarım böyledir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>O Seni Kırıyorsa Sen de Onu Kır! yazısına Faiz ve savas tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/17/o-seni-kiriyorsa-sen-de-onu-kir/comment-page-1/#comment-11026</link>
		<dc:creator>Faiz ve savas</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:50:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5019#comment-11026</guid>
		<description>Fransiz ekonomist (hiristiyan-sosyalist) Charles Gide  1895  tarihli ekonomi politik kitabinda grafiklerin destegiyle  faiz oranlarinin 1830&#039;dan 1895&#039;e kadar sürekli düstügünü kanitlamisti. (Ayni bulguyu Marx da kâr oraninda düsme egilimi olarak nitelemekteydi.)  Gide, bu egilimin bu sekilde devam etmesi halinde 1915 yilinda faiz oraninin %0&#039;a ulasacagini ve bunun engellemek isteyenlerin için korkunç girisimlerinin beklenmesi gerektigini vurgulamaktaydi. Faiz oranin 0 olursa kim kime borç verecekti? Büyük savas ve tüm 20&#039;inci yüzyil boyunca yüksek enflasyon ve faiz oranlari Gide&#039;in kehanetini dogruladi. Bugünde faiz lobisi (ABD-Israil-Ingiltere)  yeni bir dünya savasi pesinde, ama buna daha 10-15 yil var. Ve engellenmesi mümkün.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Fransiz ekonomist (hiristiyan-sosyalist) Charles Gide  1895  tarihli ekonomi politik kitabinda grafiklerin destegiyle  faiz oranlarinin 1830&#8242;dan 1895&#8242;e kadar sürekli düstügünü kanitlamisti. (Ayni bulguyu Marx da kâr oraninda düsme egilimi olarak nitelemekteydi.)  Gide, bu egilimin bu sekilde devam etmesi halinde 1915 yilinda faiz oraninin %0&#8242;a ulasacagini ve bunun engellemek isteyenlerin için korkunç girisimlerinin beklenmesi gerektigini vurgulamaktaydi. Faiz oranin 0 olursa kim kime borç verecekti? Büyük savas ve tüm 20&#8242;inci yüzyil boyunca yüksek enflasyon ve faiz oranlari Gide&#8217;in kehanetini dogruladi. Bugünde faiz lobisi (ABD-Israil-Ingiltere)  yeni bir dünya savasi pesinde, ama buna daha 10-15 yil var. Ve engellenmesi mümkün.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11025</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:09:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11025</guid>
		<description>&quot;Devrimci Solcu İşçi Partili kardeşlerimin&quot; yayın organı olduğundan ötürü olmasın...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Devrimci Solcu İşçi Partili kardeşlerimin&#8221; yayın organı olduğundan ötürü olmasın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına (!): Abdesti kurtarma isareti tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11024</link>
		<dc:creator>(!): Abdesti kurtarma isareti</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 14:04:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11024</guid>
		<description>&quot;Sosyalist(!) İşçi(!)”  mi? Iyi de o &quot;(!)&quot; ler ne oluyor? O isaretleri koymazsan sosyalist abdestin mi bozuluyor? Kardes, bari 2012&#039;de birak bunlari, adam kendi yayinina bu ismi koymussa koymus, ne diye çengel atiyorsun?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Sosyalist(!) İşçi(!)”  mi? Iyi de o &#8220;(!)&#8221; ler ne oluyor? O isaretleri koymazsan sosyalist abdestin mi bozuluyor? Kardes, bari 2012&#8242;de birak bunlari, adam kendi yayinina bu ismi koymussa koymus, ne diye çengel atiyorsun?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11023</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 13:57:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11023</guid>
		<description>Vaovv, nitelemelere bak hele... Arkadaş zemzemi fazla kaçırmış galiba. Sen bu yetenekle buralarda harcanıyorsun vallahi. Taraf, Zaman, Bugün, Vakit veya &quot;Sosyalist(!) İşçi(!)&quot; gibi yayın organlarına başvursan seni başyazar yaparlar :D</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Vaovv, nitelemelere bak hele&#8230; Arkadaş zemzemi fazla kaçırmış galiba. Sen bu yetenekle buralarda harcanıyorsun vallahi. Taraf, Zaman, Bugün, Vakit veya &#8220;Sosyalist(!) İşçi(!)&#8221; gibi yayın organlarına başvursan seni başyazar yaparlar <img src='http://www.gunzileli.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına çıracı'dan tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11022</link>
		<dc:creator>çıracı'dan</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 13:37:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11022</guid>
		<description>Halil Berktay iki buçuk yasina kadar anasinin sütüyle beslenerek egoist oldugunu o günden kanitlamisti; bir türlü mama yemeyerek insafsizligini ortaya koymaktaydi. 
Daha sonra sik sik kizkardesini döverek güçsüzlere karsi, güçlüden yana bir burjuva karakterine sahip oldugnu ortaya koymaktaydi. 
En devrimci süper mega jiga korkusuz ve enbüyük Marksist ve Leninist ve Maoist ve Castrist ve castratör dergisinde yazdigina göre Halil Berktay ilkokul birinci sinifta okulun camini sapanla kiran arkadaslarini ögretmene ihbar ederk ilk büyük suçunu islemisti.
Ayrica sik sik yalan söylemekte, burnunu karsitirmakta ve pis tirnaklarla dolasmaktaydi.
Okuma yazmayi asla ögrenemedi, sadece ezberledi, almis oldugu  diplomalar ezberle elde edilmistir. 
Aslinda geri zekalidir. Eski Aydinlikçilarla köprüden geçerken tesadüfen karsilasmis olan Bora Ulas Deniz Mahir Enkeskin adli yazarin dedigi gibi 2 yasindan itibaren ABD ajani, 4 yasinda Ingiliz ajani, 6 yasinda Alman ajani ve 8 yasinda Abu Dabi ajani olmustur. Ayni zamanda da Troçkist-Titist-Plehanovist ve revizyonist orta yolcu sag ve sol sapmacidir, hep lider olmak isteyip , biz büyük devrimcilerden rol kapmacidir. Ayaga kalkalim, isaret parmagimizi ileriye uzatalim, basimiz dik, gözlerimiz çakmak çakmak haykiralim: Hainlere ölüm, gelecek parlaktir, yol aydinliktir, ulu önderlerimiz yolumuzu aydinlatmaktadir, haydi 1 Mayis&#039;in yigit devrimcileri, sanli isçi sinifi,  daha büyük zaferler için birleselim. Halil&#039;e ölüm, halka hürriyet. Ne Halil, ne Gün, yasasin çıracı. Bunu yazan meyhanecini sahidi şıracıÖ</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Halil Berktay iki buçuk yasina kadar anasinin sütüyle beslenerek egoist oldugunu o günden kanitlamisti; bir türlü mama yemeyerek insafsizligini ortaya koymaktaydi.<br />
Daha sonra sik sik kizkardesini döverek güçsüzlere karsi, güçlüden yana bir burjuva karakterine sahip oldugnu ortaya koymaktaydi.<br />
En devrimci süper mega jiga korkusuz ve enbüyük Marksist ve Leninist ve Maoist ve Castrist ve castratör dergisinde yazdigina göre Halil Berktay ilkokul birinci sinifta okulun camini sapanla kiran arkadaslarini ögretmene ihbar ederk ilk büyük suçunu islemisti.<br />
Ayrica sik sik yalan söylemekte, burnunu karsitirmakta ve pis tirnaklarla dolasmaktaydi.<br />
Okuma yazmayi asla ögrenemedi, sadece ezberledi, almis oldugu  diplomalar ezberle elde edilmistir.<br />
Aslinda geri zekalidir. Eski Aydinlikçilarla köprüden geçerken tesadüfen karsilasmis olan Bora Ulas Deniz Mahir Enkeskin adli yazarin dedigi gibi 2 yasindan itibaren ABD ajani, 4 yasinda Ingiliz ajani, 6 yasinda Alman ajani ve 8 yasinda Abu Dabi ajani olmustur. Ayni zamanda da Troçkist-Titist-Plehanovist ve revizyonist orta yolcu sag ve sol sapmacidir, hep lider olmak isteyip , biz büyük devrimcilerden rol kapmacidir. Ayaga kalkalim, isaret parmagimizi ileriye uzatalim, basimiz dik, gözlerimiz çakmak çakmak haykiralim: Hainlere ölüm, gelecek parlaktir, yol aydinliktir, ulu önderlerimiz yolumuzu aydinlatmaktadir, haydi 1 Mayis&#8217;in yigit devrimcileri, sanli isçi sinifi,  daha büyük zaferler için birleselim. Halil&#8217;e ölüm, halka hürriyet. Ne Halil, ne Gün, yasasin çıracı. Bunu yazan meyhanecini sahidi şıracıÖ</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11021</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 13:03:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11021</guid>
		<description>Başka bir eski-Aydınlıkçı olan Asaf Güven Aksel&#039;in Berktay hakkında şu söyledikleri de Gün Zileli&#039;nin Berktay hakkında söylediklerini farklı bir perspektiften teyit eder nitelikte: &quot;Yıllardır, iki temel takıntısı var. Daha doğrusu tek de, dallandırıp budaklandırma tutkusu nedeniyle iki gibi görünüyor. Çaru Mazumdar, Lin Biao, Mao kokteyliyle aslında bir &#039;sapma&#039;yı temsilen içinde yer aldığı siyasal yapıda geçen yıllarına, ne olursa olsun sonuçta &#039;örgütlü aydın&#039; olduğu döneme hayıflanma ve niyeyse giderek dozu artan öfke; bunun üzerinden de, bu &#039;aldatılmışlıkla heba edilmiş hayat&#039;tan intikam duygusuyla, bunun müsebbibi olarak gördüğü Marksizmi külliyen bünyesinden temizleme uğraşı.&quot; (yazının tamamı için: http://haber.sol.org.tr/yazarlar/asaf-guven-aksel/berktaydan-gidenler-ve-kalanlar-50491 )</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Başka bir eski-Aydınlıkçı olan Asaf Güven Aksel&#8217;in Berktay hakkında şu söyledikleri de Gün Zileli&#8217;nin Berktay hakkında söylediklerini farklı bir perspektiften teyit eder nitelikte: &#8220;Yıllardır, iki temel takıntısı var. Daha doğrusu tek de, dallandırıp budaklandırma tutkusu nedeniyle iki gibi görünüyor. Çaru Mazumdar, Lin Biao, Mao kokteyliyle aslında bir &#8216;sapma&#8217;yı temsilen içinde yer aldığı siyasal yapıda geçen yıllarına, ne olursa olsun sonuçta &#8216;örgütlü aydın&#8217; olduğu döneme hayıflanma ve niyeyse giderek dozu artan öfke; bunun üzerinden de, bu &#8216;aldatılmışlıkla heba edilmiş hayat&#8217;tan intikam duygusuyla, bunun müsebbibi olarak gördüğü Marksizmi külliyen bünyesinden temizleme uğraşı.&#8221; (yazının tamamı için: <a href="http://haber.sol.org.tr/yazarlar/asaf-guven-aksel/berktaydan-gidenler-ve-kalanlar-50491" rel="nofollow">http://haber.sol.org.tr/yazarlar/asaf-guven-aksel/berktaydan-gidenler-ve-kalanlar-50491</a> )</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>&#8216;Anarşistler serbest bırakılsın&#8217; yazısına Anonim tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/16/anarsistler-serbest-birakilsin/comment-page-1/#comment-11020</link>
		<dc:creator>Anonim</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 12:09:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5013#comment-11020</guid>
		<description>vah vah gun zileli onceden seve seve okurdum yazilariniz -ki barbeden once - baska diyecegim yoktur
Akrep Gibisin Kardeşim, 
korkak Bir Karanlık İçindesin Akrep Gibi. 
serçe Gibisin Kardeşim, 
serçenin Telaşı İçindesin. 
midye Gibisin Kardeşim, 
midye Gibi Kapalı, Rahat. 
ve Sönmüş Bir Yanardağ Ağzı Gibi Korkunçsun, Kardeşim. 
bir Değil, 
beş Değil, 
yüz Milyonlarlasın Maalesef. 
koyun Gibisin Kardeşim, 
gocuklu Celep Kaldırınca Sopasını 
sürüye Katılıverirsin Hemen 
ve âdeta Mağrur, Koşarsın Salhaneye. 
dünyanın En Tuhaf Mahlukusun Yani, 
hani Şu Derya İçre Olup 
deryayı Bilmiyen Balıktan Da Tuhaf. 
ve Bu Dünyada, Bu Zulüm 
senin Sayende. 
ve Açsak, Yorgunsak, Alkan İçindeysek Eğer 
ve Hâlâ Şarabımızı Vermek İçin Üzüm Gibi Eziliyorsak 
kabahat Senin, 
— Demeğe De Dilim Varmıyor Ama — 
kabahatın Çoğu Senin, Canım Kardeşim! 
nazım Hikmet Ran</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>vah vah gun zileli onceden seve seve okurdum yazilariniz -ki barbeden once &#8211; baska diyecegim yoktur<br />
Akrep Gibisin Kardeşim,<br />
korkak Bir Karanlık İçindesin Akrep Gibi.<br />
serçe Gibisin Kardeşim,<br />
serçenin Telaşı İçindesin.<br />
midye Gibisin Kardeşim,<br />
midye Gibi Kapalı, Rahat.<br />
ve Sönmüş Bir Yanardağ Ağzı Gibi Korkunçsun, Kardeşim.<br />
bir Değil,<br />
beş Değil,<br />
yüz Milyonlarlasın Maalesef.<br />
koyun Gibisin Kardeşim,<br />
gocuklu Celep Kaldırınca Sopasını<br />
sürüye Katılıverirsin Hemen<br />
ve âdeta Mağrur, Koşarsın Salhaneye.<br />
dünyanın En Tuhaf Mahlukusun Yani,<br />
hani Şu Derya İçre Olup<br />
deryayı Bilmiyen Balıktan Da Tuhaf.<br />
ve Bu Dünyada, Bu Zulüm<br />
senin Sayende.<br />
ve Açsak, Yorgunsak, Alkan İçindeysek Eğer<br />
ve Hâlâ Şarabımızı Vermek İçin Üzüm Gibi Eziliyorsak<br />
kabahat Senin,<br />
— Demeğe De Dilim Varmıyor Ama —<br />
kabahatın Çoğu Senin, Canım Kardeşim!<br />
nazım Hikmet Ran</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11018</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 10:17:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11018</guid>
		<description>Eh, daha çok dahil olduğu hareketten elbette. &quot;Acımak&quot; pek doğru bir kelime değil. Ne var ki, birisine çok fazla yüklenildiğinde o kalabalığa dahil olmak pek hoşuma gitmez. Halil Berktay&#039;la ilgili olarak bu sitede birçok yazım var. Açar okursan onun hakkımdaki düşüncelerimi ve eleştirilerimi öğrenirsin arkadaşım. Sağ tarafta, konular bölümüne bakıver.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Eh, daha çok dahil olduğu hareketten elbette. &#8220;Acımak&#8221; pek doğru bir kelime değil. Ne var ki, birisine çok fazla yüklenildiğinde o kalabalığa dahil olmak pek hoşuma gitmez. Halil Berktay&#8217;la ilgili olarak bu sitede birçok yazım var. Açar okursan onun hakkımdaki düşüncelerimi ve eleştirilerimi öğrenirsin arkadaşım. Sağ tarafta, konular bölümüne bakıver.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>&#8216;Anarşistler serbest bırakılsın&#8217; yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/16/anarsistler-serbest-birakilsin/comment-page-1/#comment-11017</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 10:14:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5013#comment-11017</guid>
		<description>Eğer beni tanıyorsan hiçbir şeyden korkmayacağımı bilmen gerekir. Eğer tanımıyorsan da tanımadığın bir insana iftira etmekten korkman gerekir. ayrıca ölmüş eşek kurttan korkmazmış. Şu yaşıma gelmişim, neden korkacağım ki. Hapisten mi? Güldürme insanı. Tutuklanan anarşistlerle ilgili olarak Radikal&#039;de bugün güzel bir yazı çıkmış. Şimdi ben ne diyeyim ki? Beni Yıldırım Türker&#039;le karıştırmayın kardeşim. Ben birilerinin sempatisini toplamak için yazı yazmam. Herkesin hemfikir olduğu konularda da yazmam. ama yine de uyarın yerinde oldu. Bu konudan hareketle bankalar üzerine bir yazı yazmayı düşünüyorum. Bakalım, eğer fikir yeterince oluşursa yazarım.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Eğer beni tanıyorsan hiçbir şeyden korkmayacağımı bilmen gerekir. Eğer tanımıyorsan da tanımadığın bir insana iftira etmekten korkman gerekir. ayrıca ölmüş eşek kurttan korkmazmış. Şu yaşıma gelmişim, neden korkacağım ki. Hapisten mi? Güldürme insanı. Tutuklanan anarşistlerle ilgili olarak Radikal&#8217;de bugün güzel bir yazı çıkmış. Şimdi ben ne diyeyim ki? Beni Yıldırım Türker&#8217;le karıştırmayın kardeşim. Ben birilerinin sempatisini toplamak için yazı yazmam. Herkesin hemfikir olduğu konularda da yazmam. ama yine de uyarın yerinde oldu. Bu konudan hareketle bankalar üzerine bir yazı yazmayı düşünüyorum. Bakalım, eğer fikir yeterince oluşursa yazarım.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına Anonim tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11014</link>
		<dc:creator>Anonim</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 08:01:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11014</guid>
		<description>gün halil için diyorsun ki geçmişte soldan çanı yandığı için bu denli sert konuşuyor.hangi soldan; senin de yöneticisi olduğun doğucu soldan mı yoksa devrimci soldan mı?sanki halile acıyor gibisin.
büsbütün karalamak amaçlı yapılan şeylerin içinde insan aydınlığı nasıl görebilir?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>gün halil için diyorsun ki geçmişte soldan çanı yandığı için bu denli sert konuşuyor.hangi soldan; senin de yöneticisi olduğun doğucu soldan mı yoksa devrimci soldan mı?sanki halile acıyor gibisin.<br />
büsbütün karalamak amaçlı yapılan şeylerin içinde insan aydınlığı nasıl görebilir?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>&#8216;Anarşistler serbest bırakılsın&#8217; yazısına Anonim tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/16/anarsistler-serbest-birakilsin/comment-page-1/#comment-11013</link>
		<dc:creator>Anonim</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 07:51:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5013#comment-11013</guid>
		<description>gün bence demogojik konuşuyorsun.her konuda söyleyecek bir şey bulabilirken  bu konu da mı özgün olmadığını düşündün(?) hiç inandırıcı değilsin.korktuğunu söyleseydin daha inandırıcı olurdun.çünkü ilgili ilgisiz her bireyin bir örgütle ilişkilendirilip susturulmaya çalışıldığı bir devlette doğruları söylemek kolay olmaz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>gün bence demogojik konuşuyorsun.her konuda söyleyecek bir şey bulabilirken  bu konu da mı özgün olmadığını düşündün(?) hiç inandırıcı değilsin.korktuğunu söyleseydin daha inandırıcı olurdun.çünkü ilgili ilgisiz her bireyin bir örgütle ilişkilendirilip susturulmaya çalışıldığı bir devlette doğruları söylemek kolay olmaz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>&#8216;Anarşistler serbest bırakılsın&#8217; yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/16/anarsistler-serbest-birakilsin/comment-page-1/#comment-11012</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 07:17:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5013#comment-11012</guid>
		<description>Arkadaşım, bir kere daha düşünürsen eleştirinin haksız olduğunu göreceksin. Şundan dolayı: Ben aktüel olaylar, tutuklamalar vb. üzerine yazan biri değilim. Köşe yazarı da değilim. Eğer söyleyeceğim yeni bir şey varsa yazı yazarım. Anarşistlere yapılan saldırı elbette kınanmalıdır, gözaltına alınan anarşistlere destek çıkılmalıdır, ben de bunu kendimce sitenin duyuru bölümünde yer vererek ve facebook aracılığıyla yapmaya çalıştım. Fakat protesto etmenin ötesinde yazacağım başkaca bir şey yok. Bu ülkede her gün birçok tutuklama, gözaltı oluyor. Bunlara genel olarak karşı ollmakla birlikte bu tutuklamalar konusunda da özel olarak yazmadım, çünkü söyleyecek yeni bir şeyim yoktu. Ancak yazdığım mevzu ile ilgiliyse diyelim ki, KCK tutuklamalarına ya da Ergenekon yargılamalarına değindim. Eğer eleştiriniz genel olarak tutuklamalara karşı niye bir şey yazmıyorsun olsaydı biraz daha dikkate alınabilirdi. Ama bunu yapmayıp da anarşistler tutuklanınca hassasiyet göstermeniz akla &quot;özel anarşistçi&quot; olduğunuzu getiriyor. Benim için anarşist ya da değil hiç fark etmez, bütün tutuklamalar aynıdır ve hepsine karşıyım. Anarşistler, yalnız kendi fikirdaşlarının değil bütün tutuklamalara aynı ölçüde karşıdırlar. Gerçek anarşist tutum budur.  Anarşistler de dahil tüm tutuklulara elimden geldiğince destek vermeye gayret ederim. Ama tutuklamalar konusunda söyleyeceğim yeni bir şey yoksa yazı yazma gereği duymam. Başka kanalları kullanarak tutuklananlara destek vermeye çalışırım.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Arkadaşım, bir kere daha düşünürsen eleştirinin haksız olduğunu göreceksin. Şundan dolayı: Ben aktüel olaylar, tutuklamalar vb. üzerine yazan biri değilim. Köşe yazarı da değilim. Eğer söyleyeceğim yeni bir şey varsa yazı yazarım. Anarşistlere yapılan saldırı elbette kınanmalıdır, gözaltına alınan anarşistlere destek çıkılmalıdır, ben de bunu kendimce sitenin duyuru bölümünde yer vererek ve facebook aracılığıyla yapmaya çalıştım. Fakat protesto etmenin ötesinde yazacağım başkaca bir şey yok. Bu ülkede her gün birçok tutuklama, gözaltı oluyor. Bunlara genel olarak karşı ollmakla birlikte bu tutuklamalar konusunda da özel olarak yazmadım, çünkü söyleyecek yeni bir şeyim yoktu. Ancak yazdığım mevzu ile ilgiliyse diyelim ki, KCK tutuklamalarına ya da Ergenekon yargılamalarına değindim. Eğer eleştiriniz genel olarak tutuklamalara karşı niye bir şey yazmıyorsun olsaydı biraz daha dikkate alınabilirdi. Ama bunu yapmayıp da anarşistler tutuklanınca hassasiyet göstermeniz akla &#8220;özel anarşistçi&#8221; olduğunuzu getiriyor. Benim için anarşist ya da değil hiç fark etmez, bütün tutuklamalar aynıdır ve hepsine karşıyım. Anarşistler, yalnız kendi fikirdaşlarının değil bütün tutuklamalara aynı ölçüde karşıdırlar. Gerçek anarşist tutum budur.  Anarşistler de dahil tüm tutuklulara elimden geldiğince destek vermeye gayret ederim. Ama tutuklamalar konusunda söyleyeceğim yeni bir şey yoksa yazı yazma gereği duymam. Başka kanalları kullanarak tutuklananlara destek vermeye çalışırım.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına Dersim ve sol tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11010</link>
		<dc:creator>Dersim ve sol</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 21:19:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11010</guid>
		<description>Isuva dogru söylüyor, Dersimle ilgili yanlis,genellemeci ve haddini asan içeren hükümler yazdim, hataliyim, özür dilerim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Isuva dogru söylüyor, Dersimle ilgili yanlis,genellemeci ve haddini asan içeren hükümler yazdim, hataliyim, özür dilerim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına İşuva tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11009</link>
		<dc:creator>İşuva</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 20:49:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11009</guid>
		<description>Dersim ve sol ismiyle yazan arkadaş dersim hakkında hiç birşey bilmeden nasıl böyle bol keseden sallayabiliyorsun. dersimden nasıl aleviliğinden kaynaklı yaşadığı saldırıları unutmasını beklersin? dersimlilerin nasıl solla ilgisi yok? vay arkadaş herkes dersim uzmanı kesildi. arkadaş beğen veya beğenme dersim halkı hem kürdistan davasına hem de türkiye devrimci hareketine çok katkı sundu, çok bedel ödedi. dersim ne kürtlüğünden, ne alevilğinden ne de devrimcilikten vazgeçti. 

bu moda da yeni çıktı. herkes kendi kafasındaki dersimi yaratmaya çalışıyor. dersim garip biryer hem türkie solu, hem kürt hareketleri birarada bulunuyor. devletin baskısı yanında örgütlerinde ağır baskını yaşamış bir bölge. köy baskınları, cezalandırmalar, iç infazlar... hepsi yaşandı. dersimde faili meçhule gitmiş devrimcilerin sayısı ile iç infazla katledilmiş devrimcilerin sayısı çok yakındır birbirine. 

ortada böyle büyük bir kayıp varken tam bir kemalist ağzıyla tepeden bakarak, yüzeysel bir şekilde dersim halkını yargılamak doğru birşey değildir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Dersim ve sol ismiyle yazan arkadaş dersim hakkında hiç birşey bilmeden nasıl böyle bol keseden sallayabiliyorsun. dersimden nasıl aleviliğinden kaynaklı yaşadığı saldırıları unutmasını beklersin? dersimlilerin nasıl solla ilgisi yok? vay arkadaş herkes dersim uzmanı kesildi. arkadaş beğen veya beğenme dersim halkı hem kürdistan davasına hem de türkiye devrimci hareketine çok katkı sundu, çok bedel ödedi. dersim ne kürtlüğünden, ne alevilğinden ne de devrimcilikten vazgeçti. </p>
<p>bu moda da yeni çıktı. herkes kendi kafasındaki dersimi yaratmaya çalışıyor. dersim garip biryer hem türkie solu, hem kürt hareketleri birarada bulunuyor. devletin baskısı yanında örgütlerinde ağır baskını yaşamış bir bölge. köy baskınları, cezalandırmalar, iç infazlar&#8230; hepsi yaşandı. dersimde faili meçhule gitmiş devrimcilerin sayısı ile iç infazla katledilmiş devrimcilerin sayısı çok yakındır birbirine. </p>
<p>ortada böyle büyük bir kayıp varken tam bir kemalist ağzıyla tepeden bakarak, yüzeysel bir şekilde dersim halkını yargılamak doğru birşey değildir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>&#8216;Anarşistler serbest bırakılsın&#8217; yazısına anarşizm mi?o da ne? tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/16/anarsistler-serbest-birakilsin/comment-page-1/#comment-11007</link>
		<dc:creator>anarşizm mi?o da ne?</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 15:34:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5013#comment-11007</guid>
		<description>Gün bey, sizi tebrik ediyorum. Anarşizm denince bu ülkede akla gelen ilk isimlerdensiniz ama yaşadığımız topraklarda anarşistlere ve anarşizme yönelik ilk kez kapsamlı bir şekilde terörle mücadele adı altında bir operasyon gerçekleştirilmesine rağmen, bir cümle dahi yazı yazmamanız üstüne üstlük bir haber ajansından kopyala-yapıştır yaparak &quot;görevi&quot; geçiştirme çabalarınız taktire şayan bir durum.
bir kez daha gördük ki gün zileli; &quot;anarşizm mi? o da ne?&quot; demektedir. bırakalım, o, aydınlık adı altındaki karanlık ilişkiler yumağını açıklamaya ve sürekli olarak sözlerinin çarpıtıldığını anlatıp dursun...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Gün bey, sizi tebrik ediyorum. Anarşizm denince bu ülkede akla gelen ilk isimlerdensiniz ama yaşadığımız topraklarda anarşistlere ve anarşizme yönelik ilk kez kapsamlı bir şekilde terörle mücadele adı altında bir operasyon gerçekleştirilmesine rağmen, bir cümle dahi yazı yazmamanız üstüne üstlük bir haber ajansından kopyala-yapıştır yaparak &#8220;görevi&#8221; geçiştirme çabalarınız taktire şayan bir durum.<br />
bir kez daha gördük ki gün zileli; &#8220;anarşizm mi? o da ne?&#8221; demektedir. bırakalım, o, aydınlık adı altındaki karanlık ilişkiler yumağını açıklamaya ve sürekli olarak sözlerinin çarpıtıldığını anlatıp dursun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına Dersim ve sol tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11006</link>
		<dc:creator>Dersim ve sol</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 15:08:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11006</guid>
		<description>Zaten Dersimlilerin çogunun da  de uzaktan yakindan ne solla ne de sosyalizmle ilgisi vardir, ortaçagdan hatta din öncesi asamalardan kalan alevi mezhepçiligi ve intikamciligi pesindeler, bir yandan da kendilerini militarist kemalist cuntaya kullandirtirlar ve de cogunlugu CHP&#039;li katillerine taparlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Zaten Dersimlilerin çogunun da  de uzaktan yakindan ne solla ne de sosyalizmle ilgisi vardir, ortaçagdan hatta din öncesi asamalardan kalan alevi mezhepçiligi ve intikamciligi pesindeler, bir yandan da kendilerini militarist kemalist cuntaya kullandirtirlar ve de cogunlugu CHP&#8217;li katillerine taparlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına dersim3868 tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11005</link>
		<dc:creator>dersim3868</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 14:36:22 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11005</guid>
		<description>afferim evladım çok iyi anlamışsın!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>afferim evladım çok iyi anlamışsın!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına Dersim ve sol tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11004</link>
		<dc:creator>Dersim ve sol</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 10:54:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11004</guid>
		<description>Yanlis anlamadiysam, Dersim demek istiyor ki, &quot;PKK solcu  ya, egemenler solu itibarsizlastirarak aslinda PKK&#039;ya zarar vermek pesindeler&quot;. Bence bu fikir hiç de gerçekçi degil. PKK&#039;ya destek veren Kürtlerin solla filan uzaktan yakindan ilgisi yoktur. Olsa Türk gibi, Sakik gibi, Buldan gibi  esrafa oy vermezlerdi. Onlarin sorunu tamamiyle ulusaldir , kimlik ve haysiyet sorunudur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yanlis anlamadiysam, Dersim demek istiyor ki, &#8220;PKK solcu  ya, egemenler solu itibarsizlastirarak aslinda PKK&#8217;ya zarar vermek pesindeler&#8221;. Bence bu fikir hiç de gerçekçi degil. PKK&#8217;ya destek veren Kürtlerin solla filan uzaktan yakindan ilgisi yoktur. Olsa Türk gibi, Sakik gibi, Buldan gibi  esrafa oy vermezlerdi. Onlarin sorunu tamamiyle ulusaldir , kimlik ve haysiyet sorunudur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Faşist Diktatörlüğe Doğru&#8230; yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/05/fasist-diktatorluge-dogru/comment-page-2/#comment-11003</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 10:48:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4875#comment-11003</guid>
		<description>http://www.etha.com.tr/Haber/2012/05/15/guncel/ozgurluk-tutsak-alinamaz-anarsistler-serbest-birak/</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.etha.com.tr/Haber/2012/05/15/guncel/ozgurluk-tutsak-alinamaz-anarsistler-serbest-birak/" rel="nofollow">http://www.etha.com.tr/Haber/2012/05/15/guncel/ozgurluk-tutsak-alinamaz-anarsistler-serbest-birak/</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Köylüler ve Yahudiler yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/03/14/koyluler-ve-yahudiler/comment-page-1/#comment-11002</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 10:33:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4893#comment-11002</guid>
		<description>http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/limak-koy-yakmakla-tehdit-etti-iddiasi-haberi-54833</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/limak-koy-yakmakla-tehdit-etti-iddiasi-haberi-54833" rel="nofollow">http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/limak-koy-yakmakla-tehdit-etti-iddiasi-haberi-54833</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına dersim3868 tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-11001</link>
		<dc:creator>dersim3868</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 09:42:23 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-11001</guid>
		<description>meseleyi anlamamakta ısrar ediyorsunuz sorun 80 öncesi solcular deel onlar reel politikada bir şey ifade etmiyorlar,mesele kürt sorunu ve onun kurumları miyopça bakarsanız tasfiye politikasını göremezsiniz,küçük doğruları bilmek bir şeydir ama resmin bütününü görmek başka bir şeydir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>meseleyi anlamamakta ısrar ediyorsunuz sorun 80 öncesi solcular deel onlar reel politikada bir şey ifade etmiyorlar,mesele kürt sorunu ve onun kurumları miyopça bakarsanız tasfiye politikasını göremezsiniz,küçük doğruları bilmek bir şeydir ama resmin bütününü görmek başka bir şeydir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-10999</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 19:12:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-10999</guid>
		<description>Ulus-devletleri ve devletimsi örgütleri de ayakta tutanlar bu tarz yalanlar (menkıbeler, destanlar, güzellemeler, kıymeti kendinden menkul liderlerin kültleştirilmesi vs.) değil midir zaten?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ulus-devletleri ve devletimsi örgütleri de ayakta tutanlar bu tarz yalanlar (menkıbeler, destanlar, güzellemeler, kıymeti kendinden menkul liderlerin kültleştirilmesi vs.) değil midir zaten?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-10998</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 19:03:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-10998</guid>
		<description>Maalesef Kürt devrimci-demokrat kesimler dahi bu tarz dostça eleştirilerden rahatsız olabiliyorlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Maalesef Kürt devrimci-demokrat kesimler dahi bu tarz dostça eleştirilerden rahatsız olabiliyorlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-10997</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 18:57:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-10997</guid>
		<description>Kendine güzelleme yapmak bütün milliyetçi akımlarda vardır, ezilen ulustakilerde bile.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kendine güzelleme yapmak bütün milliyetçi akımlarda vardır, ezilen ulustakilerde bile.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına çıracı tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-10996</link>
		<dc:creator>çıracı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 18:55:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-10996</guid>
		<description>&quot;Kimse kendine güzelleme yapmamalı ve kendinden memnun olmamalı.&quot;

Kürt MDDcilerinin bam teline basmışsınız :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kimse kendine güzelleme yapmamalı ve kendinden memnun olmamalı.&#8221;</p>
<p>Kürt MDDcilerinin bam teline basmışsınız <img src='http://www.gunzileli.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına Gün Zileli tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-10994</link>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 17:11:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-10994</guid>
		<description>Düşünmedim desem yalan olur...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Düşünmedim desem yalan olur&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Geçmişe Üç Bakış… yazısına Ortada kuyu var tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/14/gecmise-uc-bakis%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-10993</link>
		<dc:creator>Ortada kuyu var</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 17:08:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4999#comment-10993</guid>
		<description>yandan geç.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>yandan geç.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına İşuva tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-10992</link>
		<dc:creator>İşuva</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 15:05:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-10992</guid>
		<description>ezberi bozulmuş anf&#039;nin gün abi :D. yayınlayacaklarını düşündün mü cidden?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ezberi bozulmuş anf&#8217;nin gün abi <img src='http://www.gunzileli.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> . yayınlayacaklarını düşündün mü cidden?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yayımlanmamış Kısa Bir Röportaj yazısına dersim3868 tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/15/yayimlanmamis-kisa-bir-roportaj/comment-page-1/#comment-10991</link>
		<dc:creator>dersim3868</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 14:41:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=5005#comment-10991</guid>
		<description>eski cia ortadoğu masası şefi,şimdinin analist ve stratejisti  graham fuller açıkladı türkiyeye yeni bir sol lazım diye,meseleye birde burdan bakın tarafın işlevini,misyonunu belki anlarsınız,kafanızı karıştırıyorlar,bu bir çeşit tasfiye politikası,eski çok iyidi demiyorum yükü ağı olan bunu derdeder,tuzu kuruların işi deel,halil berktayda çözümleme yapacak zeka ve birikim var mı merak ediyorum?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>eski cia ortadoğu masası şefi,şimdinin analist ve stratejisti  graham fuller açıkladı türkiyeye yeni bir sol lazım diye,meseleye birde burdan bakın tarafın işlevini,misyonunu belki anlarsınız,kafanızı karıştırıyorlar,bu bir çeşit tasfiye politikası,eski çok iyidi demiyorum yükü ağı olan bunu derdeder,tuzu kuruların işi deel,halil berktayda çözümleme yapacak zeka ve birikim var mı merak ediyorum?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Geçmişe Üç Bakış… yazısına Gerçek CİA ajanları fraksiyon liderleridir tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/14/gecmise-uc-bakis%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-10990</link>
		<dc:creator>Gerçek CİA ajanları fraksiyon liderleridir</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 10:33:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4999#comment-10990</guid>
		<description>&#039;Derin sol&#039; adlı kitabın yazarı Hakkı Öznur, solun kendi arasındaki kavgalarda 2 bin kişinin öldüğünü ileri sürdü.

İnfazların çoğunun &#039;uyuşturucudan gelen paranın paylaşımı&#039;nda yaşandığını söyledi.

*12 Eylül öncesi ve sonrası sol örgütler arasındaki çatışmalarda kaç kişi öldü?

1968&#039;den günümüze sol gruplar arasındaki çatışmalar ve örgüt içi infazlarda, aralarında örgüt liderleri, MK üyeleri, kurucular, militanlar ve sempatizanların da olduğu yaklaşık 2 bin kişi öldürüldü.

Marksist-Leninist örgütlere göre içlerinde hain çoktu, örgütleri hain kaynıyordu. Bu tanıma şef ve yöneticileri dahil değildi. Solda, örgüt şeflerine ve izlenen siyasetlere karşı çıkan birçok militan örgüt kamp ve hücre evlerinde kurulan &quot;devrim mahkemelerinde&quot; düzmece itiraflar ve belgelerle vahşice öldürüldü.

Stalin ve Mao gibi Abdullah Öcalan, Dursun Karataş, Cüneyt Kahraman da en yakın yoldaşlarını &#039;hain&#039; diye infaz etmekte tereddüt etmedi.

&#039;SAYMAKLA BİTMEZ&#039;

*Kimler kimleri infaz etti?

DHKP-C lideri Dursun Karataş, Paşa Güven&#039;i ve Latife Ereren&#039;i, şimdiki ismi MKP olan eski adıyla TKP/ML&#039;nin lideri Cüneyt Kahraman, &quot;Laz Nihat&quot; kod adlı MK üyesi Enver Doğru ve bir grup örgüt üyesini, PKK lideri Öcalan, Şahin Dönmez&#039;den, Mehmet Şener&#039;e saymakla bitmez, yüze yakın PKK kurucu ve MK üyesi ile binlerce militanı, hep aynı klasik &quot;hain&quot;, &quot;önderliğe karşı geldi&quot;, &quot;ajan provokatör&quot;, &quot;casus&quot; gibi suçlamalarla infaz ettirdi.

Soldaki örgüt içi infazlar 1980&#039;lerin sonlarından itibaren eğitim kampına çevrilen cezaevleri ve koğuşlarda da devam etti. Derin solda ne iç çatışma ne de infazlar biter.

&#039;DARBEYLE DEVİRME İSTEĞİ&#039;

*İnfazların sebebi ideolojik ayrılık mı?

Uyuşturucudan elde edilen kirli paranın paylaşımının rolü büyük.

Dursun Karataş, örgütü birlikte kurdukları Paşa Güven&#039;i örgütün parasına el koymak gibi suçlamalarla 1991&#039;de Paris&#039;te infaz ettirdi. Bedri Yağan&#039;ın da, 13 Eylül 1992&#039;de Orta Doğu&#039;daki örgüt kampından Almanya&#039;daki merkez üsse gelerek Karataş&#039;ı darbeyle devirmek istemesinin sebebi de para gibi faktörlerdi.

Yağan&#039;a göre Karataş örgüt parasını zimmetine geçirmiş ve şahsı için kullanmış. TKP/ML de bazı MK üyelerinin uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen parayı zimmetlerine geçirmelerinin ortaya çıkması üzerine, 18 Nisan 1994&#039;te ikiye bölündü.

PKK da yurtiçi ve dışındaki bazı sorumlularını uyuşturucudan gelen paraları üzerlerine geçirmekle suçlayarak infaz ettirdi.

Sadece Maocular değil TKP ve DİSK de sorumlu

*Halil Berktay&#039;ın sözleri ile 1Mayıs 1977&#039;ye dair tartışmalar başladı.

&quot;Derin Sol&quot; kitabımda da anlattım. Türk Solu&#039;nun kanlı 1 Mayıs&#039;ta suçu ve sorumluluğu var. 12 Eylül öncesi &quot;Aydınlık&quot; hareketinde ideologluk yapan eski Maocu Berktay bunu yıllar sonra söylüyor. Geç kalmış ama yine de önemli.

Sol çevreler kanlı 1 Mayıs&#039;ta solun suçlu olduğunu söyleyen arkadaşlarına mahalle baskısı yapıyor &quot;niye konuştun&quot; diye. 

*DİSK ve TKP bu olayın neresinde?

Sovyet yanlısı TKP ve onun gençlik örgütü İGD, TİP, TSİP gibi birçok fraksiyon Taksim&#039;e sol siyasi literatürde &quot;Halkın Sülalesi&quot; olarak adlandırılan Maocu grupları meydana almayacaklarını, gelirlerse onlara şiddet uygulayacaklarını ilan etti.

Aydınlık grubu, &quot;provokasyonlar olabilir&quot; diyerek 1 Mayıs mitingine katılmama kararı aldı. Maocu çevreler ise Taksim&#039;e gireceklerini, engel olmak isteyen &quot;Sosyal Faşist&quot;lere &quot;devrimci şiddet&quot;le cevap vereceğini açıkladı.

DİSK yönetimi de mitinge Maocu grupları sokmayacağını ilan etti. Miting alanına girmek isteyen Maocu grupları, kırmızı pazu bantlı, DİSK görevlileri ve İGD militanları engellemeye çalıştı. İki grup arasında çıkan arbedede silahlar patladı... Kanlı olaylardan DİSK de, Maocular kadar sorumludur. 

*Nabi Yağcı ve Ümit Kıvanç&#039;ın Halil Berktay&#039;ın anlattıklarına itirazları var.

12 Eylül 1980 öncesi TKP yöneticiliği yapan Yağcı, 1 Mayıs 1977 olaylarında TKP ve onun kontrolündeki İGD&#039;yi yönlendirenlerdendi. Maocular&#039;a yıkmaya çalıştıkları bu olayda, en az Maocular kadar hatta daha fazla suçları vardı. Bunun bilinmesinden tedirginlik duyuyor olabilir.

Türk solu ile Kürt solu yıllarca çatıştı 

*Türk solu ile Kürt sol gruplar arasında çatışmalar var.

Marksist Kürt solu ile Türk solu arasında 1977-1980 döneminde yoğun çatışmalar yaşandı. Aydınlıkçılar, Halkın Kurtuluşu, Devrimci Halkın Birliği, Partizan, Dev-Yol ve benzerleri &quot;Apocular&quot; adıyla bilinen PKK ile yoğun kanlı çatışmalara girdi.

Apocular, birçok sol örgüt mensubunu öldürdü. TKP, taraftarlarını öldüren PKK&#039;lılar için &quot;Apocu çetelerin arkasında kontrgerilla var&quot;diyordu.

PKK, 12 Eylül öncesinden günümüze 300&#039;e yakın Türk sosyalist hareketi mensubunu öldürmüştür. Apocular&#039;la KUK arasında 1980&#039;de çıkan çatışmalarda 100&#039;den fazla militan öldü.

Askeri vesayet peşinde koştular 

*Sol, sol içi şiddetle yüzleşme sürecine girdi gibi.

12 Eylül 1980 öncesi ve sonrası fraksiyon çatışmalarında yüzlerce solcu militan öldü. Türk Solu, &quot;Sol içi şiddeti&quot;konuşmaktan kaçıyor. Marksist sol örgütler ve bölücü gruplar &quot;ihtilal şartlarını olgunlaştırmak isteyen&quot; askeri vesayet peşinde koşan, oligarşiye hizmet etti. Oligarşi, dün olduğu gibi bugün de onları kullanmaya devam ediyor.

Röportaj: Seda Şimşek / Bugün gazetesi</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Derin sol&#8217; adlı kitabın yazarı Hakkı Öznur, solun kendi arasındaki kavgalarda 2 bin kişinin öldüğünü ileri sürdü.</p>
<p>İnfazların çoğunun &#8216;uyuşturucudan gelen paranın paylaşımı&#8217;nda yaşandığını söyledi.</p>
<p>*12 Eylül öncesi ve sonrası sol örgütler arasındaki çatışmalarda kaç kişi öldü?</p>
<p>1968&#8242;den günümüze sol gruplar arasındaki çatışmalar ve örgüt içi infazlarda, aralarında örgüt liderleri, MK üyeleri, kurucular, militanlar ve sempatizanların da olduğu yaklaşık 2 bin kişi öldürüldü.</p>
<p>Marksist-Leninist örgütlere göre içlerinde hain çoktu, örgütleri hain kaynıyordu. Bu tanıma şef ve yöneticileri dahil değildi. Solda, örgüt şeflerine ve izlenen siyasetlere karşı çıkan birçok militan örgüt kamp ve hücre evlerinde kurulan &#8220;devrim mahkemelerinde&#8221; düzmece itiraflar ve belgelerle vahşice öldürüldü.</p>
<p>Stalin ve Mao gibi Abdullah Öcalan, Dursun Karataş, Cüneyt Kahraman da en yakın yoldaşlarını &#8216;hain&#8217; diye infaz etmekte tereddüt etmedi.</p>
<p>&#8216;SAYMAKLA BİTMEZ&#8217;</p>
<p>*Kimler kimleri infaz etti?</p>
<p>DHKP-C lideri Dursun Karataş, Paşa Güven&#8217;i ve Latife Ereren&#8217;i, şimdiki ismi MKP olan eski adıyla TKP/ML&#8217;nin lideri Cüneyt Kahraman, &#8220;Laz Nihat&#8221; kod adlı MK üyesi Enver Doğru ve bir grup örgüt üyesini, PKK lideri Öcalan, Şahin Dönmez&#8217;den, Mehmet Şener&#8217;e saymakla bitmez, yüze yakın PKK kurucu ve MK üyesi ile binlerce militanı, hep aynı klasik &#8220;hain&#8221;, &#8220;önderliğe karşı geldi&#8221;, &#8220;ajan provokatör&#8221;, &#8220;casus&#8221; gibi suçlamalarla infaz ettirdi.</p>
<p>Soldaki örgüt içi infazlar 1980&#8242;lerin sonlarından itibaren eğitim kampına çevrilen cezaevleri ve koğuşlarda da devam etti. Derin solda ne iç çatışma ne de infazlar biter.</p>
<p>&#8216;DARBEYLE DEVİRME İSTEĞİ&#8217;</p>
<p>*İnfazların sebebi ideolojik ayrılık mı?</p>
<p>Uyuşturucudan elde edilen kirli paranın paylaşımının rolü büyük.</p>
<p>Dursun Karataş, örgütü birlikte kurdukları Paşa Güven&#8217;i örgütün parasına el koymak gibi suçlamalarla 1991&#8242;de Paris&#8217;te infaz ettirdi. Bedri Yağan&#8217;ın da, 13 Eylül 1992&#8242;de Orta Doğu&#8217;daki örgüt kampından Almanya&#8217;daki merkez üsse gelerek Karataş&#8217;ı darbeyle devirmek istemesinin sebebi de para gibi faktörlerdi.</p>
<p>Yağan&#8217;a göre Karataş örgüt parasını zimmetine geçirmiş ve şahsı için kullanmış. TKP/ML de bazı MK üyelerinin uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen parayı zimmetlerine geçirmelerinin ortaya çıkması üzerine, 18 Nisan 1994&#8242;te ikiye bölündü.</p>
<p>PKK da yurtiçi ve dışındaki bazı sorumlularını uyuşturucudan gelen paraları üzerlerine geçirmekle suçlayarak infaz ettirdi.</p>
<p>Sadece Maocular değil TKP ve DİSK de sorumlu</p>
<p>*Halil Berktay&#8217;ın sözleri ile 1Mayıs 1977&#8242;ye dair tartışmalar başladı.</p>
<p>&#8220;Derin Sol&#8221; kitabımda da anlattım. Türk Solu&#8217;nun kanlı 1 Mayıs&#8217;ta suçu ve sorumluluğu var. 12 Eylül öncesi &#8220;Aydınlık&#8221; hareketinde ideologluk yapan eski Maocu Berktay bunu yıllar sonra söylüyor. Geç kalmış ama yine de önemli.</p>
<p>Sol çevreler kanlı 1 Mayıs&#8217;ta solun suçlu olduğunu söyleyen arkadaşlarına mahalle baskısı yapıyor &#8220;niye konuştun&#8221; diye. </p>
<p>*DİSK ve TKP bu olayın neresinde?</p>
<p>Sovyet yanlısı TKP ve onun gençlik örgütü İGD, TİP, TSİP gibi birçok fraksiyon Taksim&#8217;e sol siyasi literatürde &#8220;Halkın Sülalesi&#8221; olarak adlandırılan Maocu grupları meydana almayacaklarını, gelirlerse onlara şiddet uygulayacaklarını ilan etti.</p>
<p>Aydınlık grubu, &#8220;provokasyonlar olabilir&#8221; diyerek 1 Mayıs mitingine katılmama kararı aldı. Maocu çevreler ise Taksim&#8217;e gireceklerini, engel olmak isteyen &#8220;Sosyal Faşist&#8221;lere &#8220;devrimci şiddet&#8221;le cevap vereceğini açıkladı.</p>
<p>DİSK yönetimi de mitinge Maocu grupları sokmayacağını ilan etti. Miting alanına girmek isteyen Maocu grupları, kırmızı pazu bantlı, DİSK görevlileri ve İGD militanları engellemeye çalıştı. İki grup arasında çıkan arbedede silahlar patladı&#8230; Kanlı olaylardan DİSK de, Maocular kadar sorumludur. </p>
<p>*Nabi Yağcı ve Ümit Kıvanç&#8217;ın Halil Berktay&#8217;ın anlattıklarına itirazları var.</p>
<p>12 Eylül 1980 öncesi TKP yöneticiliği yapan Yağcı, 1 Mayıs 1977 olaylarında TKP ve onun kontrolündeki İGD&#8217;yi yönlendirenlerdendi. Maocular&#8217;a yıkmaya çalıştıkları bu olayda, en az Maocular kadar hatta daha fazla suçları vardı. Bunun bilinmesinden tedirginlik duyuyor olabilir.</p>
<p>Türk solu ile Kürt solu yıllarca çatıştı </p>
<p>*Türk solu ile Kürt sol gruplar arasında çatışmalar var.</p>
<p>Marksist Kürt solu ile Türk solu arasında 1977-1980 döneminde yoğun çatışmalar yaşandı. Aydınlıkçılar, Halkın Kurtuluşu, Devrimci Halkın Birliği, Partizan, Dev-Yol ve benzerleri &#8220;Apocular&#8221; adıyla bilinen PKK ile yoğun kanlı çatışmalara girdi.</p>
<p>Apocular, birçok sol örgüt mensubunu öldürdü. TKP, taraftarlarını öldüren PKK&#8217;lılar için &#8220;Apocu çetelerin arkasında kontrgerilla var&#8221;diyordu.</p>
<p>PKK, 12 Eylül öncesinden günümüze 300&#8242;e yakın Türk sosyalist hareketi mensubunu öldürmüştür. Apocular&#8217;la KUK arasında 1980&#8242;de çıkan çatışmalarda 100&#8242;den fazla militan öldü.</p>
<p>Askeri vesayet peşinde koştular </p>
<p>*Sol, sol içi şiddetle yüzleşme sürecine girdi gibi.</p>
<p>12 Eylül 1980 öncesi ve sonrası fraksiyon çatışmalarında yüzlerce solcu militan öldü. Türk Solu, &#8220;Sol içi şiddeti&#8221;konuşmaktan kaçıyor. Marksist sol örgütler ve bölücü gruplar &#8220;ihtilal şartlarını olgunlaştırmak isteyen&#8221; askeri vesayet peşinde koşan, oligarşiye hizmet etti. Oligarşi, dün olduğu gibi bugün de onları kullanmaya devam ediyor.</p>
<p>Röportaj: Seda Şimşek / Bugün gazetesi</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Geçmişe Üç Bakış… yazısına dersim3868 tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2012/05/14/gecmise-uc-bakis%e2%80%a6/comment-page-1/#comment-10989</link>
		<dc:creator>dersim3868</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 19:04:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=4999#comment-10989</guid>
		<description>cia nın bir dönem istasyon şefi türkiyeye yeni bir sol lazım diye bir şeyler söyledi bir aralar,yakın bir zamanda,halil berktayın 1 mayıs 77 den solcuları sorumlu tutmasını bu eski cıa ajanın söylemleri ve analizleriyle birlikte ele alabilirmiyiz acaba!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>cia nın bir dönem istasyon şefi türkiyeye yeni bir sol lazım diye bir şeyler söyledi bir aralar,yakın bir zamanda,halil berktayın 1 mayıs 77 den solcuları sorumlu tutmasını bu eski cıa ajanın söylemleri ve analizleriyle birlikte ele alabilirmiyiz acaba!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

