<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gün Zileli &#187; Aleyhindeki Yazılar</title>
	<atom:link href="http://www.gunzileli.com/category/aleyhindeki-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.gunzileli.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Jul 2010 07:31:14 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>HAİNLER,DÖNEKLER VE DEVRİMCİLER!… (sosyalistforum.org, haydarcanpolat)</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2010/03/12/hainlerdonekler-ve-devrimciler/</link>
		<comments>http://www.gunzileli.com/2010/03/12/hainlerdonekler-ve-devrimciler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 11:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aleyhindeki Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=2208</guid>
		<description><![CDATA[Devrimcilik zor zenaatır demişti büyük usta Çernişevski.
Devrimciligi bir iş ve uğraş yani meslek olarak seçenlerin öyle amatörce degil,günün 24 saatini devrime adayacak kadar profeyonelce çalışmaları gerektiginin de altını çizmişti.
Ama galiba bizde zor degil en zor bir zenaattır devrimcilik.
Bu belki bizim toplumsal gelenegimiz,kültürümüz ve hukukumuzla alakalı,yani bu coğrafyaya özgü bir şeydir.
Çünkü bizim devrimcilerimiz sadece burjuvaziyle savaşmıyor,aynı zamanda kendi kendileriyle,kendi degerleriylede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Devrimcilik zor zenaatır demişti büyük usta Çernişevski.<br />
Devrimciligi bir iş ve uğraş yani meslek olarak seçenlerin öyle amatörce degil,günün 24 saatini devrime adayacak kadar profeyonelce çalışmaları gerektiginin de altını çizmişti.<br />
Ama galiba bizde zor degil en zor bir zenaattır devrimcilik.<br />
Bu belki bizim toplumsal gelenegimiz,kültürümüz ve hukukumuzla alakalı,yani bu coğrafyaya özgü bir şeydir.<br />
Çünkü bizim devrimcilerimiz sadece burjuvaziyle savaşmıyor,aynı zamanda kendi kendileriyle,kendi degerleriylede savaşıyorlar.Sadce burjuva devleti yıkmayı degil,aynı zamanda kendi kurulu degerlerinide yıkmaya çalışıyorlar ve hatta zaman zaman mücadlenin sivri ucunu kendi yerleşik degerlerine karşı yöneltiyorlar.<br />
Mesela uğruna on yıllarca mücadele ettikleri ve ağır bedel ödeyerek yarattıkları degerleri kendileri kendi elleriyle ve kolayca yıkıp yerle bir edebiliyorlar.<br />
Düşününki düne kadar Deniz Gezmiş e methiyeler düzenler bu gün onu bir çırpıda ve kolayca ergenekoncu ilan edebiliyorlar,ve hatta CİA,MİT ve Konrtr-Gerillanın taşeronu olarak bile.<br />
Dün birlerini en keskin bir tavır ve tutumla ajan ve provakatör ilan edenler bu gün o ajan veprovakatörlere devrimci unurunun iade edilmesini talep edebiliyorlar.<br />
Bunun adı nedir,necedir bilmem ama galiba bana göre burjuvaziye yalakalık ve yaltaklık etmek,en iyi ihtimalle ahmaklık etmek ve kendi suçunu başkasına yüklemenin dayanılmaz hafifligine kapılmak demektir.<br />
Dünyanın hiçbir yerinde devrimci degerler bu kadar hoyratça örselenip ellenmemiştir,tar-ümar edilmemiştir,silikleştirirlip yozlaştırılmamıştır inanın.Devrimciler hiç bu kadar iftiraya uğramamış,günah keçisi ilan edilmemiş,mücadelenin dünü ve bugününe dair bir küfür edebiyatı geliştirilmemeiş,devrimci bilinç hiç bu kadar bulanıklaştırlmaya çalışılmamıştır.<br />
İlyas Aydına devrimci onuru iade edilmelidir yazısını bu sitede gördügümde aklıma bir anekdot anlatmak geldi nedense.En azından yazıya bu anekdotla başlamak istegi doğdu içimde.<br />
1887 yılında cezaevlerinden çıkmaya başladığımız koşullarda haliyle eski arkadaşlar ne yapıyor,ne ediyorlar diye bir merak içindeydik.Bu merakımızı gidermek ve olası mücadeleye yeniden katılmak ve görev almak için eski arkadaşları arar olduk.<br />
Birde baktıkki eski arkadaşların çoğu çoluğa çocuğa karışmış,şirketler kurup ticarete ve SHP gibi bir partide delege ve yönetici düzeyinde burjuva politikasına atılmışlar.<br />
Söz konusu bu arkadaşlardan biri bizi SHP nin düzenlemiş olduğu  <em><strong>demokrasi mücadelesive gençlik</strong></em><em><strong> adlı paneline davet etmişti.<br />
Paneldeki konuşmacılar,Şükran Soner(Ketenci)Munzur Pekgüleç,Çetin Uygur,Av Nebi BarlasVe Ahmet Güryüz Ketenci idi.<br />
Konuşmacıların hemen tümü gençligin demokrasi mücadelesini yanlış anladığını dolaysıyla yanlış kulvarlara savrulduğunu ileri sürerek gençligin yasal sol partilerde parlementer mücadele yürütmeye çağırıyorlardı.<br />
Ama Ahmet Güryüz Ketenci biraz daha ileri giderek aynen şöyle konuşmuştu:</strong></em> <em><strong>biz gençlik örgütlerinde yöneticilik yaparken gençligin mücadlesi haklı ve meşruydu ve düzen içi mücadlenin dışına taşmamıştı en azından biz buna izin vermiyorduk.Ama ne zamanki bu günkü gençligin peşinden koştukları Deniz ler,Mahir ler ve İbrahim ler o gençlik örgütlerini bizim ellerimizden aldılar gençligin mücadlesi yasa-dışı bir mectraya taşınarak haklı ve meşru bir mücadele olmaktan çıktı.Çünkü Deniz ler,Mahirler ve İbrahim ler CİA,MİT ve Kont-Gerilla nın elemanlarıydı.CİA,MİT ve Kontr-Gerilla onların ellerine silah ve bombaları tutuşturdu,orayı burayı bombalattı,bankaları soydurttu,işadamlarını kaçırttı.12 mart muhtırasına yeterli zemin hazırlattıktan sonrada onları yoketme,ortadan kaldırma yoluna gitti.Egerki onları yokedip ortadan kaldırmasa onlar sonradan pişmanlık duyacak ve herşeyi anlatacaklardı.</strong></em><em><strong><br />
Ki o Ahmet Güryüz Ketenci 12 martın karanlık iki eyleminden(Kültür Sarayının yakılması veMarmara gemisinin batırılmasından)ötürü yargılanmıştı.<br />
Dinleyicilerin hemen yarısı eski 78 li,yeni SHP li devrimcilerdi ki bir kısmını yakından tanıyorduk.<br />
Hiç kimse Ahmet Güryüz Ketenci in bu komplocu savına karşı çıkmamış hatta en azından sessiz kalarak onaylamışlardı.<br />
Devrimci solcu bir arkadaşın ısrarı üzerine ben söz alıp yarım saatlik bir konuşmayla bu savları boşa çıkarmış ve konuşmacılar başta olmak üzere bir çok kimseyi rahatsız etmiştim.Üzerime yürüyüp şiddet kullanmak ve beni salondan atmak istemiştilerde o zamanki SHP ilçe başkanlarından Yüksel Çengel buna engel olmuştu.<br />
Konuşmacılardan Şükran Soner,Ahmet Güryüz Ketenci ve geçmişte tanıdığım Devrimci-Ögretmen hareketi sorumlularından Seydali Güneş benim SHP li olmadığımı dolaysıyla konuşamıyacağımı ileri sürüp </strong></em> <em><strong>bu partide devrimcilere yer yok,gitsinler kendi partlerini kursunlar ve orada konuşsunlar </strong></em><em><strong>diye dinleyicileri provake etmeye kakışmaları üzerine Yüksel Çengel</strong></em><em><strong> bu parti sosyal demokrat bir parti,bu partide üye olanda konuşur,olmayanda ben ilçe başkanı olduğum sürece devrimciler elbette konuşacak ben devrimcileri ezdirtmem</strong></em><em><strong> diyerek bana konuşmama devam etmemi önermişti.<br />
Yüksel çengel in destegi dinleyicileri etkilemiş olacaktıki kinleyicilerde konuşmama taraf oldular haliyle konuşan ben susmak zorunda kalan onlar oldu.<br />
Ama Ahmet Güryüz Ketenci ertesi hafta Yankı Dergisinde aynı konuşmayı söyleşi olarak yayınlatarak devrimcileri suçlamaya devam etmişti(Yankı dergisi Mart 1987)<br />
89 yılında seçimler yapılmış ve Nurettin Sözen SHP den İstanbul belediye başkanlığını kazanmıştı.Seçimlerden kısa bir süre sonra DİSK in kruluş yıldönümü kokteyli düzenlenmiş veSözen bu kokteyle ev sahiligi yapmıştı.O kokteylde Ahmet Güryüz Ketenci yi Sözene tanıştıran bir partili tanıştırma esnasında Sözene</strong></em> <em><strong> başkanım Ahmet beyi sanırım tanıyorsunuz,kendisi partimizin önde gelenlerindendir</strong></em><em><strong> dediginde Sözen:</strong></em><em><strong>tanımazmıyım ben Ahmeti 1968 den beri tanırım hatta onunla ilginç bir anımız bile var.Ahmet bir gün yanında bir gençle bana gelmiş ve bana abi bu arkadaş çok önemli ve büyük bir devrimci önderimizdir,ablası hasta ve sizin hastanede yatmaktadır,ablasının durumuyla bir ilgilenseniz demişti,Bende o büyük devrimcinin ablasıyla epeyce ilgilenmiştim.Ama 12 mart geldiginde birde baktımki Ahmet in bana büyük devrimci olarak tanıştırdığı o genç Mahir Kaynakmış.Yani Ahmet Mahir Kaynak ı bizim içimize sokan arkadaşlarımızdandır.</strong></em><em><strong>diye gülerek cevaplamıştı partiliyi.<br />
Melih Aşık bu diyaloğu milliyetteki köşesinde yazmıştı.<br />
Burası Türkiyeydi ve burada böylesi şeyler normal karşılanıyordu işte.<br />
Yani MİT,CİA ve Kontr-Gerilllacı biri;devrimcileri MİT,CİA ve Kontr-Gerilacı olarak suçlayabiliyordu.<br />
Hani bir hırsız çalma eylemininin meşruluğunu,herkesin çalarak yaşadığına önce kendisini sonrada başkasını inandırarak sağlarmış ya.Ahmet inkide öyle bir şeydi işte,kendisi ajan veprovakatörse,herkeste öyleydi ona göre.<br />
Gün Zileli nin KÖXÜZ dergisindeki yazısıda benzer kaygılar içermektedir.<br />
Gün de tıpkı Ahmet gibi ajan ve provakatörleri devrimcilerin karşısına çıkarıp devrimcilerüzerinden onları aklamaya çalışmaktadır.<br />
Gün bu işi Ahmet gibi bilinçli yapmıyorsa eger,(ki bana göre bilinçli yapıyordur)onun bu girişimini eski devrimcilerimizde sıkça görülen bunaklık olarak yorumlayabiliriz.<br />
Günün bunama hali çok önceleri başlamıştı zaten.<br />
O içinden geldigi hareketle ters düştügünde kendisini herşeyin odağına koyarak,Aydınlık in 2 numarası Hasan Yalçın degil benim diyerek ve kendisini eski pis işlerin dışında göstererek bunama halinin ilk belirtilerini göstermişti zaten.<br />
Üzüm üzüme baka baka kararırmış derler 90 yllarda 68 lilerin bir kokteylinde Doğu beyde 68 de Denizlere silahları temin edenin kendisi olduğunu ileri sürerek epeyce böbürlenmişti.<br />
Ama aynı Doğu bey kendisinin silaha ve silahlı savaşa hep karşı olduğunu ve yine dağa çıkıp gerilla savaşı yürütmenin çıkmaz bir yol olduğunu Deniz lere müteakip defalar tembih ettigini ama ne yazıkki Denizlerin kendisini dinelemdigini ileri sürmüştü.Üstelik kendisinin sözümona Söke dağlarına çıkıp gerilla savaşı yürüttügünü unutarak.<br />
Günün üzüm misali kararması,Doğu un kap-karalığındandı işte.<br />
Gün ne istiyor?..<br />
İlyas Aydın ın devrimci onurunun iadesini degilmi.<br />
İlyas Aydın la ilgili kararı kendi örgütü yıllar önce vermiş ve onu ajan olarak ilan etmişken Gün ün bu sitegi haddini bilmezlik ve densizlik degilde nedir.<br />
Bu foruma daha önce konuyla ilgili yazmıştım.<br />
İlyas Aydın ın THKP içinde ajan olduğuna dair Mahir in kendi el yazısıyla Hüseyin İnan a ulaştırdığı,Hüseyin İnanın da Mahir in bu notundaki isteginin yerine getirilmesine dair kendi el yazısıyla dışarıdaki arkadaşlarına ulaştırdığı iki tarihsel belge varken bu konuda konuşmak,ahkam kesmek edepsizliktir.,Hele hele İlyas aydın a günlerce işkence yapıldığını ileri sürmek edepsizlik ötesi bir şeydir.<br />
Hüseyin İnanın istegiyle ilgili görevlendirilen THKO lulardan biri Hasan Ataoldur.Hasanın görevi İlyas a hiç bir şey sezdirmeden sadece Filistinde egitim görecegine inandırarak onu sınıra kadar götürmek ve sınırda bekleyen THKO lulara teslim etmektir.<br />
İlyas Aydın THKO luların kampındaykende ona ajanlığı sezdirilmemiş ve normal olarak egitimlere katılaması sağlanmıştır,taki THKO luların sorumlusu Avni Gökoğlu Türkiyeden dönünceye kadar.<br />
Avni döndügünde ancak İlyas Aydın sorglanmıştır ki o sorguda İlyas Aydın a işkence yapılmamıştır.Tanık olan rakadaşlar Avni nin kampa gelidignde İlyas Aydın ın yüzünün renginin degiştigini ve başına gelecekleri az çok anladığını anlatmışlardır.İlyas Aydın ın sorgusunu bildigim kadarıyla bizzat Avni yoldaş yapmış ve infaz kararı Avni yoldaş tarafından yüzüne karşı okunara ve yine bizzat karar avni yoldaş tarafından uygulanarak hemen orada kampta gömülmüştür.<br />
Gün ün İlyas Aydına atfen </strong></em> <em><strong>filistindeki yoldaşlarına ulaşmaktan başka bir düşüncesi olmayan</strong></em><em><strong> yönündeki degerlendirmesi yalandan başka bir şey degildir.Çünkü o yıllarda THKP den Filistinde egitim gören kimseler yoktur.O yıllarda THKO lular ve 5 TİİKP li(Aydınlıkçı Bora Gözen,ahmet Özdemir vb)vardır.Ve birde Antepliler grubu denen hiç kimseyle alakası olmayan bağımsız bir grup vardır ki bu gruptan bazıları daha Sonra Mihri Bellinin Şamda sıkılıp THKO luların kampına katılmasıyla beraber Mihri ile birlikte hareket etmeye başlamış veMilli Kurtuluş Ordusunu kurarak,İncirlik üssünü havaya uçurmak için Türkiyeye döndüklerinde yakalanmışlardır.<br />
Gün ün</strong></em> <em><strong> eger İlyas Aydın ajan olsaydı toprak altında yatmazdı,Mahir Kaynak gibi görüşlerini yazardı</strong></em><em><strong> vb </strong></em><em><strong>iddiası doğru bir iddia olsaydı eger,her toprak altında yatanın nede yüce devrimci olduğuna kolayca karar vermiş olurduk.Yada hasbel kader katledilmeyip yaşayanların ajan yada provakatör olduğuna.<br />
Devrimci olmak,bir örgütsel iradenin içlerinden birini ajan olarak ilan etmesini saygıyla karşılamayı gerektirir.Çünkü bilirki tarihe karşı hesap verecek olan o örgütsel iradedir.<br />
Evet İlyas aydın olayı epeyce bir miktar spekülasyon haline getirilmiştir.<br />
İlyas aydın ın ölmedigi,CİA ajanı olduğu Amerikada uyuşturucu kartetlellerine karşı mücadele ettiginden tutunda bu gün PKK yı esas yöneten kişi olduğuna kadar çok çeşitli rivayetler ileri sürülmektedir.<br />
Mesela Mahmet Eymür </strong></em> <em><strong>İlyas Aydın MİT ajanı degildi ama,onun yabancı bir ülkenin THKP içindeki ajanı olduğunu biliyorduk </strong></em><em><strong>demektedir.<br />
Gün bu spekülasyonlara kendi cephesinden katılarak devrimcilere kara çalmaya,devrimci degerleri yozlaştırmaya ve devrimci bilinci bulanıklaştırmaya çalışmaktadır.<br />
Gün ün haleti ruhiyesini anlamak pekte zor degildir aslında.<br />
O düne kadar en katı Stalinistti,bu gün Troçkist.<br />
Düne kadar en katı particiydi,bu gün anarşist.<br />
Düne kadar Deniz leri </strong></em> <em><strong>bakkal ve eczane soyguncusu </strong></em><em><strong>ilan edecek kadar en keskin Deniz düşmanıydı,bu gün Deniz</strong></em><em><strong> i gerçekten savunan varsa o da bizleriz çünkü biz onun 5 mayıs akşamına kadarki yaşamının tümünü savunuyoruz ve sırf bu yüzden bu günkü hareketimizin adını 5 nayıs koyduk </strong></em><em><strong>diyecek kadar Deniz ci.<br />
İlyas Aydın ın ajan olup olmadığına biz karar veremeyiz,bu kararı verecek olan İlyas Aydının içinde yer aldığı örgütsel yapıdır ki o yapı bu konuıda kararını vermiştir.<br />
Burjuvazinin kara cüppeli yargıçlığına soyunarak adalet dağıtmaya kalkmak haddimiz olmasa gerek.Tarih devrimcilerin önüne böylesi bir görev koymamıştır.<br />
Gün durumdan vazife çıkarıyor ve kendisini görevli sayıyorsa eger,biz onun bu haddini bilmezligi ve densizligine karşı en sert ve uzlaşmaz bir savaşım veririz.<br />
Gün ünki ihanet ve dönekliktir,ki hainler ve dönekler komünistlerin yanında dağların eteklerine doğru uzanan çöp yığınlarına benzerler.</strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gunzileli.com/2010/03/12/hainlerdonekler-ve-devrimciler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;ANARŞİST ANKETÖR GÜN ZİLELİ&#8217;</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2009/08/29/anarsist-anketor-gun-zileli/</link>
		<comments>http://www.gunzileli.com/2009/08/29/anarsist-anketor-gun-zileli/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Aug 2009 17:32:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aleyhindeki Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=2045</guid>
		<description><![CDATA[Urumçi’deki olaylar nedeniyle aldığı tavırdan ötürü Recep Tayip Erdoğan’a ciddi ciddi “Helal olsun!” diyen anarşist yazar Gün Zileli, internet sitesinde şimdi de bir anket düzenlemiş.
Olaylar süresince medyadaki Çin aleyhtarı yalan dolan kampanyasından ve birbiri ardına sıralanan palavralardan hiç söz etmeyip, Çin “devletine” karşı yönelik isyanı desteklediğini ifade eden, bunu yaparken de Türkiye “devletinin” başbakanına “Helal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Urumçi’deki olaylar nedeniyle aldığı tavırdan ötürü Recep Tayip Erdoğan’a ciddi ciddi “Helal olsun!” diyen anarşist yazar Gün Zileli, internet sitesinde şimdi de bir anket düzenlemiş.</p>
<p>Olaylar süresince medyadaki Çin aleyhtarı yalan dolan kampanyasından ve birbiri ardına sıralanan palavralardan hiç söz etmeyip, Çin “devletine” karşı yönelik isyanı desteklediğini ifade eden, bunu yaparken de Türkiye “devletinin” başbakanına “Helal olsun!” demekte sakınca görmeyen Zileli, anketinde dört soruya yer vermiş.</p>
<p>Zileli’yi ve sitesini fazla ciddiye aldığım  sanılmasın… Odatv.com, Urumçi olayları süresince Çin’e yönelik yalan kampanyasına ve Çin’e dair cehalete dikkat çekti, doğruları ve gerçekleri yazmakta ısrar etti; Zileli’nin anketi de bu cehalet zincirine eklenen yeni bir halka ve yalnızca o nedenle önemli.</p>
<p>Ankette, “Çin devletinin, Sechuan eyaletinde Uygurlara karşı uyguladığı:” başlığının altında dört şık sıralanmış. Siteyi ziyaret edenlerin,</p>
<p>“Asayişi bozanlara karşı alınmış normal bir önlemdir”,</p>
<p>“Emperyalist kışkırtmalara karşı bir önlemdir”,</p>
<p>“Özel olarak Türk ve Müslümanlara karşı uygulanmış bir baskıdır”,</p>
<p>“Çin devletinin ulusal azınlıklara uyguladığı devlet baskısının bir parçasıdır” seçeneklerinden birini işaretlemesi isteniyor.</p>
<p>Cehalet, Çin’de “Sechuan” diye bir eyalet olmamasından kaynaklanıyor. Zileli sanırım “Sichuan” demek istemiş, Brecht’in “Sezuan’ın İyi İnsanı” adlı eserinde de geçen, epeyce yanlış bir telaffuzla Türkçeye (Almanca “Szechwan” denmesinin etkisiyle) “Sezuan” olarak aktarılan, Çin’in güneyindeki, acılı mı acılı yemekleriyle meşhur, geçen yıl büyük bir depremin yaşandığı eyaleti kastetmiş. Daha doğrusu, Çin’in kuzeyindeki Xinjiang (Şincian) ile güneyindeki Sichuan (Şiçuan) eyaletini birbirine karıştırmış.</p>
<p>Sichuan’da Uygur topluluğu bulunmadığını, dolayısıyla “baskı” da görmediklerini söylemeye gerek yok. Zileli, evlere şenlik anketine “Hiçbiri” seçeneğini de eklemek zorunda anlayacağınız.</p>
<p>Şimdi ben de Gün Zileli’ye bir soru sormak istiyorum…</p>
<p>“Araştırma yapmayanın, söz hakkı yoktur” vecizesi kime aittir?</p>
<p>Yanıtın, “Çok eski Maocu” Gün Zileli için Çin’in güneyi ile kuzeyini birbirine karıştırmaktan daha kolay olduğunu da peşinen söyleyeyim…</p>
<p><strong>Tunca Arslan</strong></p>
<p><strong>Odatv.com</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gunzileli.com/2009/08/29/anarsist-anketor-gun-zileli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HANGİ ANARŞİST YAZAR, BAŞBAKANA “HELAL OLSUN!” DEDİ?</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2009/07/22/hangi-anarsist-yazar-basbakana-%e2%80%9chelal-olsun%e2%80%9d-dedi/</link>
		<comments>http://www.gunzileli.com/2009/07/22/hangi-anarsist-yazar-basbakana-%e2%80%9chelal-olsun%e2%80%9d-dedi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 17:12:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aleyhindeki Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=2037</guid>
		<description><![CDATA[Ergenekon davası, toplumu ve medyayı ikiye bölmüştü. Çin’de yaşanan Urumçi olayları ise “muhteşem” bir bütünleşme sağladı! Batı’nın pompaladığı yalan dolan, Ergenekon operasyonlarına rahmet okutacak biçimde, alabildiğine renkli bir koro tarafından günlerce tekrarlandı. (Urumçi’de ne olup bittiği konusunda aklı başında ve namuslu davranabilen, en azından kuşkucu olabilen bir avuç yazar ve aydını hariç tutuyorum elbette.) Öyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ergenekon davası, toplumu ve medyayı ikiye bölmüştü. Çin’de yaşanan Urumçi olayları ise “muhteşem” bir bütünleşme sağladı! Batı’nın pompaladığı yalan dolan, Ergenekon operasyonlarına rahmet okutacak biçimde, alabildiğine renkli bir koro tarafından günlerce tekrarlandı. (Urumçi’de ne olup bittiği konusunda aklı başında ve namuslu davranabilen, en azından kuşkucu olabilen bir avuç yazar ve aydını hariç tutuyorum elbette.) Öyle renkli bir koro oluşturuldu ki, akı da gördük turuncuyu da, karayı da maviyi de… Nuh’un Gemisi misali, her cinsin en azından bir adet temsilcisi yer aldı bu toplulukta.</p>
<p>“Şimdi Çin devletinin polisi ve ordusu Uygurlara kurşun yağdırıyor, kan döküyor. Türk Dışişleri Bakanlığı, ‘Çin’in içişlerine karışmayacağını’ ilan ediyor. Buna rağmen Başbakan Tayyip Erdoğan, hangi nedenlerle olursa olsun, dışişlerinden farklı bir tutum takınıp katliamı açıkça protesto ediyor. Tayyip Erdoğan’a ne kadar karşı olursam olayım helal olsun diyorum!”</p>
<p>Attan düşmediği sürece Recep Tayyip Erdoğan’ın sırtının yere gelmeyeceğinin garantisi niteliğindeki bu sözler, Türkiye’nin en yaşlı anarşisti diyebileceğimiz Gün Zileli’ye ait. Zileli, kişisel sitesinde yayınladığı “Vahşet ve Devlet” başlıklı yazısında, Çin devletine meydan okumuş ama bunu yaparken de Türkiye başbakanıyla helalleşmeyi ihmal etmemiş.</p>
<p>Tanımayanlar için iki üç cümleyle özetlemem gerekirse; Gün Zileli, 1980 öncesindeki TİKP-Aydınlık hareketinin üçüncü adamı konumundaydı. 12 Eylül’den sonra hiç cezaevine girmedi, 1990’ların başında Aydınlık hareketinde yaşanan iç tartışma sırasında, önce “Gerçek Maocu benim” diyerek Doğu Perinçek’i “sollamaya” çalıştı, ancak daha sonra Mao’yu da reddederek, Troçkist oldu. Bir süre sonra Troçki’den de vazgeçerek kaygan zemindeki ilerleyişini sürdüren Zileli, Gorbaçov’dan etkilendiği günler yaşadıktan sonra anarşizmde karar kıldı. Bu arada ne hikmetse Murat Belge’nin sivil toplumcu Birikim dergisinin de yazarlarından biri haline geldi. Zileli “Yarılma”,  “Havariler” ve “Sapak” adlı kitaplarında anılarını yazarak,  özellikle Doğu Perinçek’i hedef aldı, geçmişinden sıyrılmaya çalıştı ve “Ben masumdum!” tonlamasıyla itiraflarda bulundu.</p>
<p>Bir okuru, Zileli’nin yukarıda söz ettiğim yazısına dair bir yorum-eleştiri göndermiş ve “Çin devletinin hakimiyetini reddeceğim diye ABD’nin yanına düşüyorsunuz” diyerek, ABD’den neden hiç bahsetmediğini sormuş. Zileli’nin yanıtı aynen şöyle: “Evet, ben de unuttuğumu sonradan fark ettim, belirtilmeliydi.”</p>
<p>“Anarşizm, saray soytarılığıdır” sözünü bir kez daha gündeme getirdin ya, sana da helal olsun be Gün Zileli!</p>
<p>TUNCA ARSLAN<br />
19.07.2009<br />
Odatv.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gunzileli.com/2009/07/22/hangi-anarsist-yazar-basbakana-%e2%80%9chelal-olsun%e2%80%9d-dedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘68 Hareketi’nden bugüne ve bize kalanlar (Hüseyin Tekin)</title>
		<link>http://www.gunzileli.com/2008/05/12/%e2%80%9868-hareketi%e2%80%99nden-bugune-ve-bize-kalanlar-huseyin-tekin/</link>
		<comments>http://www.gunzileli.com/2008/05/12/%e2%80%9868-hareketi%e2%80%99nden-bugune-ve-bize-kalanlar-huseyin-tekin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 May 2008 23:31:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gün Zileli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aleyhindeki Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gunzileli.com/?p=2450</guid>
		<description><![CDATA[Bu yıl Mayıs ayından başlayarak, dünyasal ölçekli antiemperyalist, antikapitalist, devrimci ’68 Hareketi’nin 40.yılı nedeniyle yaygın etkinlikler, tartışmalar, değerlendirmeler, tarif etmeler yapılmaktadır. Ancak yazılan, konuşulan ve resmedilenlerde baskın olan; tarihteki tüm büyük devrimci olay ve kişilere karşı gösterilen, onu “başka türlü” anlatmak, başka bir şey olarak göstermek, kısaca, hakikati egemen olanın hiçbir görüntüsünü bozmayacak biçime büründürmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl Mayıs ayından başlayarak, dünyasal ölçekli antiemperyalist, antikapitalist, devrimci ’68 Hareketi’nin 40.yılı nedeniyle yaygın etkinlikler, tartışmalar, değerlendirmeler, tarif etmeler yapılmaktadır. Ancak yazılan, konuşulan ve resmedilenlerde baskın olan; tarihteki tüm büyük devrimci olay ve kişilere karşı gösterilen, onu “başka türlü” anlatmak, başka bir şey olarak göstermek, kısaca, hakikati egemen olanın hiçbir görüntüsünü bozmayacak biçime büründürmek tavrıdır. Zira burjuvazinin ideolojik-kültürel güdümleme saldırıları; dünyanın emekçi milyarlarını, “insan olan”ı girdabına almakla kalmamış, daha da önemlisi,  ’68 devrimci hareketinin hayatta kalmış pek çok önderinin de rızasını almış olmasıdır.</p>
<p>Onlar, bugün ’68 Hareketi’nin, sadece“ yasaklamak yasak” sloganını hatırlamaya çalışarak, onu da yalnızca cinsel anarşinin elverişli bir zemini olarak değerlendirmeye çalışırken, Fransa polisinin, işçi ve öğrenci gösterilerine yönelik gerçekleştirdiği vahşi saldırılara karşı, cadde ve meydanlardan sökülen ve 2 futbol sahası büyüklüğü tutarındaki parke taşlarından ve bu araç türünden kavramlaştırılan “parke taşlarının altı plaj”sloganı ve onun işaret ettiği özgürlük arayışlarıyla hiç ilgili değildirler. Keza, ABD’nin Ankara büyük Elçiliğine atanan Vietnam kasabı ve CIA ajanı Robert Komer’in, ODTÜ’ de rektörlüğün hemen yanında, Sinan Cemgil, Hüseyin İnan ve Ulaş Bardakçı gillerce ters çevrilerek yakılan CADİLLAC marka arabası şahsında ateşe verilen ABD emperyalizmi eylemiyle de alakadar oldukları yoktur. Vietnam halkının 1968 Ocak ayında, ABD’nin işgal ordularına karşı başlattığı ve kısa süre zarfında onu defeden şanlı “Tet Taarruzu”nun estirdiği devrimci havayla ciğerlerini temizleme ihtiyacı duymazlar. Bu gerçekliği, Hamburg’daki panelde Gün Zileli’nın tavrında bir kez daha çok somut bir biçimde yaşadık.</p>
<p>11 Ekim 2008 günü Hamburg’da bazı derneklerin ’68 Hareketi’ne ilişkin düzenlemiş oldukları panel konuşmacıları,  ’68 kuşağından,12 Eylül öncesi Aydınlık dergisi baş teorisyenlerinden Gün Zileli, Muzaffer Oruçoğlu, MLPD’den bir konuşmacı ve Paneli düzenleyen Platformu temsilen de ben vardım. Gün Zileli konuşmasına devrim ve sosyalizm uğruna yürütülen kavgada ölenler için saygı duruşu uygulamasını eleştirmekle başladı.  Ve hemen hemen her gün egemen görüntüden bir şeyler bozan günlerle geçen ’68 Hareketi’nin devrimci havasıyla asla ilgili değildi. O hareketin öne çıkan simgelerini eleştirmekle zamanını doldurdu. Bu tavır alış; Gün Zileli’nin, Perinçekçi günleri ve bu gün için durduğu yer itibariyle sosyalistler için hiç de şaşırtıcı değildi. O nedenle, konuşmamda Gün Zileli’nin fikirleriyle uğraşma ya da onu eleştirme gereği duymadım. ’68 Hareketinin devrimci havasını yansıtmaya çalıştım o kadar. Bize ve genç kuşağa gerekli olanın bu olduğu inancındaydım. Eğer Gün Zileli Köxüz internet sitesinde 13 Ekim tarihli makalesinde, o toplantıya katılan insanları küçük düşüren ve toplantı vesilesiyle devrimci ve sosyalistleri aşağılayan ve entelektüel terbiyenin sınırlarını aşan görüşlerini yazmış olmasaydı bu satırları yazma gereği de duymayacaktım.</p>
<p>O söz konusu makalesinde; Ayvalık Cunda adasında bütün ada halkına hoparlörden okunan istiklal marşı karşısında saygı duruşuna kalkmakta ne kadar zorlandığını anlattıktan sonra, bizim toplantı başlarken, bütün tarih boyunca sömürü, politik baskı ve zorbalıklara, yağmacı yayılma ve talan savaşlarına, insanın insana kulluğuna, kısaca sömürü ve ayrıcalıkların olmadığı efendisiz bir dünya yaratmak amacı için savaşmış ve bu uğurda ölmüş insanların anısına yapılan saygı duruşu karşısında o denli zorlandığını anlatmaktadır. Yani aşırı milliyetçi/ırkçı bir içerik taşıyan istiklal marşı ile devrimcilerin o sahici “insan olan” hayatlarını, “başıma Ayvalık’takine benzer bir olay geleceğini hiç mi hiç düşünmemiştim” diyerek özdeşleştiriyor.</p>
<p>Bütün Kemalist cumhuriyet tarihi boyunca Kürtler ve tüm azınlıklar, istiklal marşı ve benzer ritüellerle asimile edilmek ve Türkleştirilmek saldırılarına uğradılar.12 Eylül faşist cuntası sonrası cezaevlerinde, devrimcileri ideallerinden vazgeçirmek için hoparlörlerden yirmi dört saat boyunca istiklal marşı dinletiyorlardı. Gün Zileli belki daha önceki yararlı hizmetlerinden ötürü, istiklal marşı uygulaması nedeniyle işkence görmemiş olabilir. Ama biz devrimciler bu uygulamayı kabul etmediğimiz için nerdeyse yıllara varan zamanlar ağır işkencelerle karşı karşıya kaldık. Bu işkencelerde birbirlerimizin okşayıcı sıcaklığını hissettik. Eh bunlardan ve daha önce aramızdan ayrılanların o baş eğmez aman dilemez anıları önünde ayağa kalkmayı Bay Zileli ve benzerleri bizlere fazla görmesinler. Kendilerine gelince rahatlıkla o anı terk edebilirlerdi. Buna şaşırmayacaktık. Nitekim Cunda adasına seslenen istiklal marşını sonuna kadar dinleme sabrı gösteriyor. Ama bizim gençlerin “genç devrimci” ajitasyonlarına onun kadar tahammül edemeyebiliyor. Bu tavır alış, Türk milliyetçisi melodinin onun manevi dünyasını ne kadar hoş ettiğini göstermiyor mu? Yüksek perdeden; “kaçacak hiçbir yer yoktu. Ayağa kalkmasam, oradaki insanların uhrevi duygularını incitebilirdim” diyor. Hayır, rızalarını, kurulu mevcut dünyanın egemen kültürü ve propagandasına dâhil etmiş olanların varsaydıkları gibi devrimcilerin ve oradaki kitlenin ne incinecek “uhrevi duyguları”mız ne de öbür dünya inançlarımız söz konusudur. En az Gün Zileli de benim kadar biliyor bunu.  Ama devrimci ya da emekçi insan toplulukları böyleleri nezdinde küçücük noktalar görümündedirler. Böylelerin “gerçek insan”a dair düşünce şirazeleri tümüyle dağılmıştır. Ondan dolayı değişik sınıf mensupları ve onların düşünceleri arasında da bir ayrım yapma yeteneklerini kaybetmişlerdir</p>
<p>Bir diğer önemli nokta da şudur. Gün Zileli ve Muzaffer Oruçoğlu kendilerine ayrılan zaman dilimi içerisinde özgün görüşlerini oradaki kitleye anlattılar. Dinleyici inanların inandıkları bir dizi görüş ve konuyu rahat bir şekilde eleştirdiler. Bütün dinleyiciler düzeyli bir demokratik olgunlukla bu eleştirileri dinlediler. Sahici demokrasi o arkadaşlar için tepe tepe kullanıldı. Ama sıra dinleyicilerin kendi görüş ve eleştirilerini dile getirmeye gelince, daha bir iki şey söylenmeden Gün Zileli, on altı yaşında ergenlik günlerindeki bir gencin toyluğuyla toplantıyı protesto ederek salonu terk etti. Sözde gerekçesi de, oraya “ajitasyon dinlemeye” gelmediğiydi. Ve oradaki insanlar, anladılar ki,  bunların bürokrasi, hiyerarşi ve şeflik sistemine dair dile getirdikleri şeyler; onların hiç kimsenin şefliklerini hiçbir suretle kabul etmeyecekleri ve bütün insan topluluklarının merhametsiz bir açıkla onların şefliklerini kabul etmeleriymiş. Ya da her toplulukta onların “doğal imtiyazlı haller“i bir kenara not edilmelidir. Gün Zileli,”yirmi yaşlarında gençler ayağa kalkıp, bağıra bağıra, ajitatif bir havada, Muzaffer’in yüzüne karşı, “sağ oportünist”, “menşevik”, “devrimi karalayan kişi” olduğunu söylediler” diye yazıyor. Tabii; dünkü çocuklar, nasıl olur da kalkıp bir dizi yanlışı bir arada söyleyebilen, sermaye ve sömürünün pençesinde her gün acı çeken ve insanlıkları tüketilen milyarların sermaye, sömürü ve politik baskılardan nasıl ve hangi yoldan kurtulabileceklerine ilişkin bir tek söz söylemeyen eleştirmenlere hem de “ayağa kalıp” eleştirebilir. Olur mu böyle şey. Rahatlıkla, “örgütlerin standlarındaki ‘çelik iradeli’ Stalin’i anlatan kitaplara bakarken, ‘iyi ki iktidarda değiller’ diye düşündüm. Yoksa Muzaffer de, ben de duvarın önünde, idam mangasının karşısındaydık” diye yazıyorlar. Ama “yirmi yaşlarındaki gençler” onlara karşı diklendiklerinde gerçek kimlikleriyle sahneye fırlıyorlar. Burada Gün Zileli’nin az önce söylediği “duvar” hikâyesi; tersten tercüme edildiğinde, asıl ve tamı tamına onlar için geçerli değil mi?</p>
<p>Son olarak, hiçbir genç, konuşmasında Muzaffer’i “devrimi karalayan kişi” diye eleştirdiğin duymadım. Üsluplarında bir miktar kızgınlık vardı ve Muzaffer de bir o kadar eleştirilere tahammülsüz ve kızgındı. Ayrıca toplantının çerçevesini çok aştığı halde, oradaki insanlar, gündem dışı görüşleri sabır ve saygıyla dinlediler.</p>
<p>05 Aralık 2008<br />
Hüseyin Tekin</p>
<p><strong>not:</strong> <a href="http://www.aveg.org/00Yazar/20081105_68-Hareketinden-bugune-ve-bize-kalanlar.html" target="_blank">bu yazı</a>, <a href="http://www.aveg.org/" target="_blank">www.aveg.org</a> sitesinden alınmıştır.<strong> </strong></p>
<p><strong>İlgili Yazılar: </strong><a href="http://www.gunzileli.com/2008/10/13/saygi-durusu/">Saygı Duruşu</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gunzileli.com/2008/05/12/%e2%80%9868-hareketi%e2%80%99nden-bugune-ve-bize-kalanlar-huseyin-tekin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
