TKPli, VPli ve Boykotçu Arkadaşlara Sesleniş!

Bir arkadaş, tweeterde attığım son tweetlerden birinin altına şöyle bir yanıt yazmış:

“İstanbul belediye başkanlığı seçiminin, sizin anarşist bakış açınızda nasıl bir kırılmaya sebep olduğunu ve bu seçimlerde sizi taraf olmaya zorladığını anlamaya çalışıyorum?”

Ben de, bir yazıyla anlatmaya çalışayım diye yanıtladım.

Anarşizm Türkiye’de önce yanlış tanıtıldı, sonra da yanlış anlaşıldı.

Şöyle yanlış tanıtıldı (tabii işine öyle gelenler tarafından): Anarşizm terördür. Sağa sola bomba atmaktır. “Anarşik” (bu da uydurma bir terimdir) eylemler sadece ortalığı karıştırmayı amaçlar.

Elbette bu palavranın etkisi bir süre devam etti ve anarşizm özgürlükçü içeriğiyle kendini tanıtmanın üstesinden geldi bir süreç içinde.

Fakat bundan sonra, baş edilmesi gereken daha vahim bir durum çıktı ortaya. Anarşizm, bizzat bir kısım anarşist ve anarşizme sempatiyle bakan insan tarafından yanlış anlaşıldı. Bu arkadaşlar anarşizmle keskinliği, başıboşluğu ve hatta sorumsuzluğu birbirine karıştıran bir anlayış geliştirdiler. Onlara göre anarşizm, düzen ya de sistem içinde cereyan eden her türlü mücadeleye kayıtsız kalır, elinin tersiyle iter; anarşizm her türlü seçimi reddeder ve devrimin dışındaki her şeye kesinlikle sırtını çevirir.

Bu elbette anarşizmin pürist bir kavranışıydı. Anarşizme, hiçbir pisliğe bulaşmama gibi asilane bir paye vermekle birlikte aslında aynı zamanda anarşizmi pürist bir din düzeyine indirger.

Oysa anarşizmin özü özgürlükçülüktür. Anarşizm, özgürlük için bir gıdım bir kazanım için bile öne atılır ve savaşır. Bu kazanım düzen içi bir kazanım bile olsa, sistemin içinde cereyan eden bir mücadeleyi gerektirse bile böyledir bu. Bu nedenle anarşizm, düzen içindeki her özgürlükçü kazanımın sonuçta sistemin aleyhine işlediğini bilerek ve asla küçük çaplı özgürlüklere sırt dönmeksizin, halkın o anki bilinç düzeyine uygun olarak atılabilecek özgürlük adımlarına omuz verir. Hiçbir mücadeleyi küçümsemez. Elbette bunu yaparken, bir yandan da küçük özgürlüklerle yetinmemek gerektiğine vurgu yapar.

Belediye seçimlerine gelirsek. Bu seçim de son tahlille özgürlükle diktatörlük arasındaki bir mücadeledir. Evet, seçimleri diyelim ki CHP’nin adayı kazandığı zaman Türkiye birdenbire özgür olacak değildir ama halk kitleleri, verdikleri oy mücadelesiyle diktatörlüğü bir adım da olsa geriletmiş olacaklardır. Bunu asla küçümseyemeyiz.

Arkadaşa anlatmak istediklerimi ancak böyle özetleyebildim.

Buradan yürüyerek bu seçimlerde takınacakları tutumla AKP diktatörlüğüne kan verme ihtimali olan TKPli, VPli ve boykotçu arkadaşlara da seslenmek istiyorum.

31 Mart seçimlerinde AKP-MHP adaylarına verilmeyen her oyun sonuçta özgürlüğe hizmet ettiğini düşünmüştüm. Bu yüzden boykotçu ya da herhangi bir başka adaya ya da kendi partilerinin gösterdiği adaylara oy veren arkadaşlara pek bir sözüm yoktu. Fakat 23 Haziran’daki seçimde durum değişiktir. Bu seçimde gerçek anlamda sadece iki aday yarışacaktır ve bu iki aday arasındaki fark çok azdır. En fazla %1 bir oynamayla belirlenecektir sonuç. Bu kadar az farkların sonucu değiştireceği bir seçimde her oy son derece değerlidir.

Boykotçuların sayısını tespit etmek kolay değildir ama TKP ve VP’nin aldığı oylar ortadadır. Bu iki partinin, genele bakıldığında önemsiz sayılabilecek toplam 30 bin civarında oyu sonucu şu ya da bu yönde değiştirebilecek niceliktedir. İmamoğlu’yla Yıldırım’ın arasındaki oy farkının sadece 13 bin olduğunu düşünürsek bu 30 bin oyun önemini kavrarız. Bu 30 bin oy, eğer parti yönetimleri üyelerini zorlamasa CHP adayına akacak bir oy potansiyelidir. Yani bu 30 binlik kesim tamamen kendi bilincine ve eğilimine göre hareket edecek olsa CHP adayına oy verecektir. Fakat VP yönetiminin AKP yanlısı yönetimi hiçbir kazanma şansı olmayan kendi adayını göstermiş, TKP yönetimi ise son ana kadar sessiz kaldıktan sonra iki gün önce adını “boykot” koymadığı bir boykot ilan etmiştir.

Şu anda sorun, TKP ve VP üyelerinin kendi eğilimlerinin ve vicdanlarının aksine parti yönetimlerinin talimatına uygun mu hareket edecekleri, yoksa parti disiplini cenderesini aşıp sandık başına giderek mührü İmamoğlu’na mı basacaklarıdır. Birinci yolu izlerlerse Binali Yıldırım’ın belediye başkanı olmasına, dolayısıyla AKP diktatörlüğünün ömrünün uzamasına, özgürlük mücadelesinin darbe yemesine yardımcı olacaklardır. Bu, ömürlerinin sonlarına kadar taşıyacakları bir vicdani sızı olacaktır onlar için.

Boykotçu arkadaşlara da aynı şeyi söyleyeceğim. Üstelik onların üzerinde “parti disiplini” ya da “partiye bağlılık” gibi bir yük yoktur. Gerçi insanın kendi yanlış “bilinci”nin yükü de az değildir, hatta belki bazı zamanlarda daha da ağır bir yük haline gelebilir. “Ben kendi özgür irademle bu kararı veriyorum” diyebilmek insanda bir özgüven yaratır muhakkak ama bu tür bir özgüven parti disiplininden bile daha zorlayıcı bir baskı yaratabilir insanın üzerinde. İnsan, dışındaki baskı araçlarıyla mücadele edebilir ama en zoru kendi kendisiyle mücadele edebilmesidir.

Bazı arkadaşlar İmamoğlu’nun kimi tutumlarından haklı olarak şikâyetçi. Ben de şikâyetçiyim. Evet ama unuttukları bir nokta var. Burada oylanan adaylardan çok Türkiye’nin geleceğidir. İmamoğlu’na oy verirlerse onun yanlış buldukları tutumlarına oy vermiş olmayacaklar. Sadece oylarıyla AKP diktatörlüğüne bir darbe indirmiş olacaklar. Unutmasınlar ki, pek değer verdikleri görüşleri ancak diktatörlüğün gerilediği koşullarda yeşerebilecektir. Siyasi mücadelede sterilliğe, kibire, burnundan kıl aldırmamaya yer yoktur. Sterillik kirlenmeye, kibir ayaklar altına düşmeye, burnundan kıl aldırmamak da yolunmuş tavuğa dönmeye yol açabilir.

Şurada 23 Haziran seçimlerine 3 gün kaldı. Zaman geçmeden bir kez daha düşünün. TKP ve VP yönetimlerinin sorumsuz, iktidarcı, dar çıkarcı ve sonuçta AKP’ye destek veren politikalarını kırın. İnanın ki bununla partinize de en büyük iyiliği yapmış olacaksınız. TKP ve VP yönetimleri, üyelerinin otur deyince oturan, kalk deyince kalkan kuklalar olmadığını görmüş olacak. Gerçek sosyalist bilinç budur. Gerçek anarşist bilinç de, özgürlük mücadelesine bir karanfil de benden diyebilmektir.

Gün Zileli

19 Haziran 2019

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI