Oraya Gitme Venezüela!

 

 

Dünyanın en yanlış görüşü nedir diye sorsanız, iç savaşın devrime yol açacağını sanan naif ve dogmatik solcu görüşüdür derim. Romantik “partizan” şarkıları aslında Devrim’in cenaze marşından başka bir şey değildir.

Elimizde iki büyük tarihi örnek var. Venezüela’ya geçmeden önce bunların üzerinde kısaca durmak zorundayım.

1917 Devrimi, ancien rejime, yani Çarlığa son verdi. Ardından ikili bir iktidar kuruldu: Geçici Hükümet ve Sovyet. Devrimi Sovyet temsil ediyordu. Ne var ki, süreç içinde Sovyet de ikiye bölündü. Eğer bu bölünme uzlaşmaz bir bölünme haline gelmeseydi İç Savaş da çıkmaz ve Devrim kendi yolunda gürül gürül akmaya devam ederdi. Kısaca söyleyecek olursak, İç Savaşı esas körükleyen Sovyet’teki bu onulmaz bölünmeydi. Eğer Bolşevikler, tek başlarına iktidar olabilmek için ılımlı sosyalistleri, yani Menşevikleri ve SR’leri “tarihin çöplüğüne” göndermeye kalkmasalardı, Beyazlar ayaklanamaz, ayaklansalar bile Sovyet’in birleşik gücüyle bastırılırlar ve İç Savaş çıkmazdı. İç Savaş, Devrim’in yenilgisine ve on yıl sonraki Stalinist rejime yol açtı.

1936 İspanya Devrimi, ancien rejime, yani Krallığa son verdi. Ardından Cumhuriyet kuruldu. Cumhuriyetin içindeki bütün güçler (liberal burjuvazi de dahil) Devrim’in güçleriydi aslında. Ne var ki, Cumhuriyet ikiye bölündü. Eğer bu bölünme uzlaşmaz bir bölünme haline gelmeseydi, Franko darbe yapmaya kalkışamaz, kalkışsa bile birleşik Cumhuriyet güçleri tarafından bastırılır ve Devrim kendi yolunda akmaya devam ederdi. İç Savayı körükleyen, Cumhuriyet güçleri içindeki onulmaz bölünmeydi. Eğer Stalinist Komünist Parti, Sağ Sosyal Demokratlarla el ele vererek Anarşistleri ve Devrimci Marksistleri (POUM) bastırmaya kalkmasaydı, Cumhuriyet güçleri, Franko faşistleri ve falanjistler tarafından yenilmez ve İspanya’da faşist bir rejim kurulamazdı. Yani burada da her şeyin başlangıcı, devrimci güçler içindeki bölünme ve bu bölünmenin körüklediği İç Savaş’tır. İç Savaş her yerde ve her koşulda Devrimi boğan baş faktördür. Çünkü halkın bölündüğü ve kendi içinde çatıştığı her yerde her zaman karşıdevrim hâkim olur.

Venezüela’da, geçtiğimiz yıllarda bir devrimci durum yaşandı. Halkın desteğini alan Chavez, eski emperyalist işbirlikçisi düzene son verdi ve ardından da düzenden halka da pay veren popülist bir rejim kurdu. Ne var ki, 1950’lerde Arjantin’deki Peron popülist rejiminde görüldüğü gibi, popülist rejimler bir yandan halka pay verirken, bir yandan da onun özgürlüklerini gasp ederler. Venezüela’da da böyle oldu. Chavez’in kurduğu ve onun ölümünden sonra Maduro tarafından yürütülen rejim, halka ekonomik alanda verdiklerinin karşılığı olarak, kendi tekelci iktidarı uğruna onu bir polis rejiminin baskısı altına aldı. Bunun üzerine halk içinde bir bölünme meydana geldi: Özgürlükçü halk muhalefeti ve anti-emperyalist “halk iktidarı”. Bugün yaşanan, bu bölünmenin somut tezahürleridir. Bir yerde halk bölünmüşse ve neredeyse bir iç savaş durumu doğmuşsa, orada devrimden de, özgürlükten de, bağımsızlıktan da hayır gelmez.

Bu iç savaş durumunun taraflarına bakalım. Maduro polis rejimine karşı çıkan ve özgürlük isteyen halk muhalefeti haklıdır. Ne var ki bu muhalefet, emperyalizmle arasına bir sınır çizmekten acizdir (aynı, Bolşevik iktidarın baskılarına karşı çıkan muhalefetin Beyazlarla ve emperyalist müdahaleyle arasına sınır çizemediği gibi) ve bu da karşı tarafın anti-emperyalist ve popülist iddialarına güç vermektedir. Özgürlüklerin, “ben yaptım, oldu” türü yapay Hükümet kurma iddialarıyla ve emperyalistlerin desteğiyle kazanıldığı nerede görülmüştür!

Öte yandan, Maduro rejimi ve onu destekleyen halk kesimleri, kör gözüm parmağına emperyalist müdahaleleri karşı çıkarken haklıdır. Ne var ki, Maduro ve rejimi, emperyalizme karşı çıkarken devlet baskısına ve özgürlüklerin bastırılmasına yönelerek aslında tüm haklılığını berhava etmektedir (aynı, muhalefeti zor yoluyla bastıran Bolşeviklerin, bu tutumlarıyla Devrimi katledip, Beyazların ve emperyalist-kapitalistlerin ekmeğine yağ sürdüğü gibi).

Bizim solcularımız, olaya böyle bakmak yerine, otomatik anti-emperyalizmleriyle hiç tereddüt etmeden Madura baskı rejiminin yanında yer alıyorlar. Aslında bu, onların, yarın öbür gün, aynı anti-emperyalizm adına, “Madura kardeşinin” “dik durması”nı tavsiye eden Tayyip Erdogan’ın da yanında yer alacaklarını, onun “sol”daki destek gücü haline geleceklerini, hatta gelmekte olduklarını gösteriyor.

Henüz Yayınlanmamış, 1917 Devrimi üzerine yazdığım kitabımda belirttiğim gibi, Devrim ve halk bir kez daha “hakikat yarılması”nın kurbanı oluyor. Oysa “hakikat yarılmasını” hakikatin bütünlüğüne dönüştürmek mümkündür!

Emperyalist müdahaleye karşıyız.

Özgürlük düşmanlarına karşıyız.

Halkın bölünüp kendi içinde bir iç savaşa tutuşmasına sonuna kadar karşıyız.

Emperyalist-kapitalizme ve diktatörlere karşı bir araya gelen tüm halkın özgürlükçü ve bağımsızlıkçı devriminden yanayız.

İmkânsız mı?

Gerçekçi olmaya ve imkânsızı, yani yarılmamış hakikati istemeye devam edeceğiz!

 

Gün Zileli

28 Ocak 2019

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI