Devrim İhtiyacı!

 

 Not: Numaratörden yanlışlıklı 350 kadar tıklama silinmiştir. 

 

Toplumlar da biyolojik varlıklar gibi farklı dokulardaki tabakalardan oluşur. Son tahlilde, ölüme gidişi temsil eden ölü tabakalar veya dokular toplumu dibe ve ölüme doğru çekerken, hayatiyeti temsil eden canlı dokular ve tabakalar toplumun yeniden canlanmasını temsil ederler. Bu canlı dokular, ölü dokuların bünyeyi sarıp bütün organizmayı ölüme sürüklememesi için canhıraş bir çaba gösterir, eğer kaçınılmaz bir ölüme gidildiğini görürse, kendini ölü dokulardan ayırmak ve hayatta kalmak için nihai bir savaşa girer. İşte bunun adı devrimdir. Devrim ya canlı dokuların mücadelesiyle bütün bünyeyi hayata döndürür ya da canlı dokunun ölü dokudan kesin kopuşuna ve yeni bir organizma olarak hayatını sürdürmesine yol açar.

Devrimler, sınıfsal oldukları kadar kültürel mücadelelerin de sonucudurlar. Bazen sınıf savaşı oldukça ön planda görünür, bazen de temelinde yine sınıf çatışması yatan kültürel savaş, neredeyse sınıf savaşını bile gölgeleyecek ölçüde ön plana geçebilir. Ölü doku, bazen sınıfsal olarak yıkıma giden üst sınıflarda kendini gösterir, bazen de durgunluğuyla bir bataklığa dönüşmüş alt sınıflarda. Ölü dokuyu oluşturan bu alt sınıflar, durgunluklarıyla, hareketsizlikleriyle, müptezellikleriyle, obezlikleri ve bayağılıklarıyla bünyeyi çürüttükleri gibi, kendilerinin toplumun tepesindeki aynada bir yansıması olan müptezel bir iktidar sınıfı ve aygıtı yaratarak, ironiktir ki, bir çeşit “proletarya diktatörlüğü” yoluyla toplumu ölüme sürüklerler.

O tarihi momentte toplumun ölü dokusunu oluşturan ve durgun bir bataklığa benzeyen bu “alt sınıf diktatörlüğü”, toplumun canlı dokusunu oluşturan görece kültürlü orta ve hatta üst sınıfları ya umutsuzluğa sevk eder ya da kesin bir “kurtuluş savaşı”na. Ya da bu ikisi iç içe geçebilir. Fakat şurası kesindir ki, canlı doku ölü dokunun bataklığı tarafından yutulmak istemiyorsa savaşmak zorundadır. Ve sonunda nihai savaş vuku bulur. Toplumun tek kurtuluşu olan devrim başlar böylece. Aslında bu devrim, bataklığa gömülmüş alt sınıfların da kurtuluşudur ve başladığı an, en alttakiler, canlı dokudakilerden bile daha büyük bir silkinişe ve yaşam mücadelesine girebilirler.

“Savaş”tan söz ettim ama sanılmasın ki devrim bir kan banyosudur. Tam tersine kan banyosu devrimin bastırıldığı yerde ortaya çıkar. Devrim, bir toplumsal şenliktir. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük devrimi olan Rusya’daki 1917 Şubat Devrimi, aynı zamanda gerçek bir toplumsal barış ve kardeşliği de ilan etmiş ve koca Rus toplumu bir anda büyük bir yaşam sevinciyle şenlikli bir topluma dönüşmüştür.

Bugünkü Cumhuriyet’te Tayfun Atay, seçim üzerine yazdığı yazıda, “Bitmiş bir iktidarın uzun ölümünü izlemeye devam edeceğiz önümüzdeki dönemde de” demiş. Evet ama bu “uzun ölüm” belki de bir devrimle “ani ölüme” de dönüşebilir. Devrim, ölü dokularla ve bu ölü dokuları temsil eden iktidarla birlikte ölüme gitmek istemeyen toplumun tek kurtuluş yolu olarak gündeme gelebilir.

Toplumsal bir devrim bize doğru yaklaşıyor.

 

Not: Seçim sonuçlarını gösteren renkli haritaya baktım. İç Anadolu’nun doğusunda, Güney Doğu Anadolu’nun kuzey batısında bulunan, resmi adı Tunceli olan Dersim diyarı, yine aynı ayrıksı duruşunu korumuş. C.Başkanlığı seçimlerinde batıdaki İzmir, Aydın ya da Edirne illileriyle birlikte turuncuya boyanıyor; milletvekilleri seçimlerinde, diğer güneydoğu illeriyle birlikte de yeşile. Türkiye’de, Muharrem İnce’ye yüzde 58; HDP’ye yüzde 51 oy veren, yani CHP-HDP ittifakını bu kadar bilinçli uygulayan başka il yok. Öte yandan, batı illerinde CHP’li seçmenin HDP’ye verdiği ittifak desteği gerçekten hayranlık uyandırıcı bir bilincin göstergesi. Sözünü ettiğim bu iki olgu bile, toplumun geleceğinden umutlu olmaya yeter. Canlı doku böylesi bir bilinç gösterebiliyorsa neden iyimser olmayalım.

 

Üç “Ulus”!!!

 

Gün Zileli

25 Haziran 2018

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI