Cui-bono? (Kim yararlandı?)

 

 

“Faili meçhul” olaylarda faili bulmak için uygulanan bir akıl yürütme yöntemi vardır. Cui-bono (kim yararlandı) diye sorulur. Bu, tek başına olayı aydınlatmasa da olayın peşine düşenleri yönlendiren ve çoğunlukla da doğru sonuçlara varılmasını sağlayan bir yöntemdir.

Duma’daki olaya baktığımız zaman da cui-bono bize yol göstermektedir. ABD’nin başını çektiği koalisyon güçlerinin, Suriye’de 6 yılı aşkın bir zamandır sürdürdükleri müdahalenin başarısızlığa doğru gittiği açıkça belli olmuştu. Tam böyle bir anda, Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığı iddiası (iddiası diyorum, çünkü canlıları anında felç eden korkunç bir kimyasal silah olan sarin gazının kullanıldığı halen kanıtlanmamış bir iddiadır) Suriye rejiminin son derece aleyhinedir. Öte yandan, diyelim ki sarin gazı veya herhangi bir gaz kullanılmış olsun, bu, koalisyon güçlerinin Suriye’ye müdahalesi için son derece elverişli koşullar yaratırdı ve nitekim de son saldırı bu iddiaya dayanarak yapılmıştır. Cui-bono? Elbette koalisyon güçlerine yaradı. Ayrıca, Suriye rejimi, tam da kazandığı bir bölgede sivillere karşı neden böyle korkunç bir silahı kullansın? Mantıksız.

Öte yandan, kullanıldığı iddia edilen gazın sarin gazı olması pek ihtimal dahilinde görünmüyor. Bana kalırsa, görüntüler (kurbanların hortumla su sıkılarak kendine getirilmesi vb.) kullanılan gazın sarin gazı değil de, sokak çatışmalarında polisin kullandığı türden göz yaşartıcı bir gaz olduğu izlenimini veriyor. Büyük bir ihtimalle, bu provokasyonu yapan örgüt (yine büyük ihtimalle batı ülkelerinden birinin istihbarat örgütü) sivillerin üzerine bu gazı gönderdi ve ardından da bütün dünyaya servis edilen filmleri çekti. Kısacası kötü bir senaryo.

Durum eğer tahmin ettiğim gibiyse, koalisyon güçlerinin yönetici kadroları topluca büyük bir yalanın ortakları olarak ortaya çıkıyorlar. Bunlara zaten güvenilemeyeceğini biliyoruz ama bu kadar aşikâr bir durumu utanmazca saldırının gerekçesi yapabilmek ve tüm dünyanın (milyarların) gözünün içine baka baka insanlığı kurtaran aslan pozlarında ortaya çıkabilmek için hepsinin birden bir dolandırıcılar ve sahtekârlar (ve tabii ki aynı zamanda) katiller örgütünün mensupları olması gerekir ki, benim şahsi kanaatim bu yöndedir.

Gelelim Türkiye yönetiminin tutumuna. Olayın önünü sonunu araştırmadan ve araştırmaya da gerek duymadan bu yalanı ve ardından gelen saldırıyı ikircimsiz desteklemeleri ve onaylamaları onların da aynı kulübün üyesi olduklarını ve bu kumardan kendilerine düşen payı almak için ellerini ovuşturduklarını ortaya koymaktadır.

Diğer yandan, AKP iktidarının Kürtlere saldırılarını ve ülke içindeki baskılarını “AKP bizim çizgimize geldi” diye onaylayanlar, şimdi AKP’ye müslümanlık dersi vererek onları bu tutumlarından caydırmak gibi çocukça bir hevese kapılmış görünüyorlar. Görüldüğü gibi, AKP iktidarı kimsenin çizgisine gelmiş değildir, kendi malum çizgisinde kararlılıkla ilerlemektedir. Dolayısıyla böyle bir durumda AKP’yi yeniden “kendi çizginize çekmek” için “bu ne biçim Müslümanlık” gibi, çaresizliğin ve zavallılığın itirafı niteliğindeki laflar edileceğine en dürüst tutum, “AKP’yi kendi çizgimize gelmiş gibi görmekle ve göstermekle halt ettik” demektir ama politikacılar bunu asla yapmazlar ve yapamazlar. Politikacılar her türlü kılığa girerler ama asla hatalarını ortaya koymazlar. Bu, onlara kendi intiharlarıyla eşdeğer bir durum olarak gözükür. Nitekim, 28 Şubatçıların müebbet hapse mahkûm edilmesi karşısında da hop oturup hop kalkarlar ama daha birkaç ay önce “Türk yargısı altın devrini yaşıyor” sözlerini hatırlamazlar, hatırlatılmasından da son derece rahatsız olurlar.

Diğer yandan bu ekol, CHP’yi ve lideri Kılıçdaroğlu’nu “Amerikancılıkla” suçlamaktan geri durmamıştır bugüne kadar. Bundan sonra da bu çizgide devam edeceklerinden adım gibi eminim. Oysa Kılıçdaroğlu bugün, müdahaleye açıkça karşı çıkarak ve bölgedeki sorunların büyük güçlerin dışında, bölgedeki devletler tarafından çözülmesini (elbette halkların değil de devletlerin çözmesini önermesi Kılıçdaroğlu’nun bakışındaki bir zaafa işaret etmektedir) önererek Türkiye’den duyulan en aklı başında çıkışı yapmıştır. Ne oldu? “Sizin çizginize gelmiş” AKP, ABD’nin saldırısına açık destek verdi; öte yandan “Amerikancı” diye nitelediğiniz Kılıçdaroğlu, ABD saldırısına karşı çıktı. Bu konuda da suspus olacaklarına eminim. Eğer tersi bir tutum görürsem açıkça hatalı bir tespit yaptığımı kabul ederim. Çünkü ben politikacı değil, devrimciyim.

Gerçek devrimcidir.

 

Gün Zileli

14 Nisan 2018

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI