Gürsel Demirtopuk’un Sorularına Yanıt  

 

  1. Sovyetler Birliği’nin Alman saldırganlığını yenilgiye uğratmasında hızlı sanayileşmesinin rolü nedir?
  2. Sovyetler Birliği sanayileşmeseydi Alman faşizmini yenilgiye uğratabilir miydi?
  3. Sanayileşme için köylerden servet aktarımı zorunlu değil miydi? Bu olmasaydı gerekli kaynak nasıl sağlanacaktı? Silahlanma mümkün olabilir miydi?
  4. Nazilerin yenilmesinde tayin edici olan, Sovyet ordusundaki ağır sanayi ürünü olan tanklar, uçaklar değil miydi? Bunlar olmasaydı Naziler yine yenilebilir miydi?

 

11 Kasım 2017

 

 

Gürsel Demirtopuk arkadaşın bana ilettiği bu sorularına topluca cevap vermem gerekiyor. Çünkü bu dört soru, nihayetinde tek bir sorunla, 1929-30 yıllarında Stalin’in başlattığı “zorla kolektifleştirme ve hızlı sanayileşme” sorunuyla ilgilidir.

Yukarıda tırnak içine aldığım kelimeler tek tek bakıldığında oldukça masummuş gibi görünmesine rağmen olayın içeriğine girdiğimizde üzerlerinden milyonlarca insanın kanının damladığını görüyoruz ne yazık ki. Kurşuna dizilerek, işkence edilerek, açlık nedeniyle ölen milyonlarca insanın, kamplarda doğup açlık ve hastalıktan ölen on binlerce bebeğin kanı… Faşizm neden yenilmeliydi? İnsanların faşizm tarafından toplama kamplarında imha edilmesini önlemek için, öyle değil mi? Evet ama, eğer yukarıda söz ettiğim bütün cinayetler, faşizmin yenilmesi için işlendiyse (öyle iddia ediliyor sonuçta) faşizmin yenilmesinin ne anlamı kaldı ki? Faşizmin yapacağı şey, zaten Sovyetler Birliği’nin yöneticileri tarafından gerçekleştirilmiş olmadı mı?

Mantık şöyle: Faşizme karşı direnebilmek için tank, top, uçak gibi ağır silahlar gerekliydi. Bu ancak hızlı sanayileşmeyle mümkündü. Hızlı sanayileşme ise “köylerden servet aktarımı” ile gerçekleşebilirdi.

Fakat son cümle bir hayli eksik. Köylerde ne servet vardı ki bunun aktarımıyla sanayileşme gerçekleştirilebilsin? Haydi hayvanlarını aldınız, topraklarını da aldınız ellerinden ve bunu sanayiye aktardınız. Bununla sanayileşme mi olur? Sanayileşmeyi sağlayacak, esas olarak emektir. Sovyetler Birliği’nin çok uzak, bakir alanlarındaki madenlerin işlenmesidir, geniş ormanlık alanlarda devasa ölçüde ağaç kesim işlerinin yapılmasıdır. Bunun için işgücü gereklidir. “Özgür” işgücü, yaşanması çok zor olan bu alanlara gitmez. O halde buralara işgücünün zorla sürülmesi gerekir. Bu da ancak sürgün ve tehcirle mümkün olabilir. Ayrıca bu işgücüne ücret ödenmemesi gerekir ki, artı-emek biriktirilebilip bunun yarattığı servet sanayiye aktarılabilsin. Bu da ancak karşılıksız emekle mümkündür. Karşılıksız emeği sağlamanın tek yolu köle emeğini devreye sokmaktır. İşte zorla kolektifleştirmenin esas mantığı burada yatar. Köylülerin malının ellerinden alınması o kadar önemli değildir. Esas olan, emeklerinin zorla alınmasıdır. Bunun adı da köle emeğidir. “Kulak” ya da “zengin köylü” diye damgalanan milyonlarca köylünün uzak Sovyetler Birliği’nin ölüm tarlalarına sürülmesinin nedeni budur.

Fakat bu da yetmemiştir. NKVD’ye tutuklama kotaları tahsis edilmiştir. Bu kotalara göre hareket eden NKVD, Sovyetler Birliği’nin her yerinden sahte siyasi suçlular toplayarak (örneğin rejim aleyhtarı fıkra anlatmanın karşılığı 5 yıl toplama kampı cezasıydı. E. Ginzburg, güçlü kuvvetli Ukraynalı kızların “fıkra anlatmaktan” tutuklanıp getirildiklerini anlatır) zek (köle) emeği olarak Kolima, Vorkuta gibi buzul bölgelere sürmüştür. Ölümüne çalıştırılan Zeklere verilen ekmek tayını bir insanın yaşayabileceği asgari düzeyin çok altındadır. Bu yüzden milyonlarda zek bu bölgelerde sinekler gibi ölüp gitmiştir. Kurşuna dizmelerden falan söz etmiyorum bile. Buyrun size faşizme karşı büyük zafer!

 

Bunlar bir yana, Sovyet hızlı sanayileşmesi de batılıların bile yuttuğu bir Stalinist propagandadır aslında. Devrimden önceki Rusya, her ne kadar geri bir tarım ülkesiyse de aynı zamanda sanayileşmenin kıyısına gelip dayanmış bir ülkedir. Yani korkunç kayıplara yol açan o hızlı sanayileşme olmasaydı da Rusya normal gelişmesiyle giderek bir sanayi ülkesi haline gelecekti. Bu bakımdan Sovyet hızlı sanayileşmesini ileri doğru gitmekte olan bir trenin içinde hızla uçan bir sineğe benzetebiliriz. Tren nereye varacaksa sinek de oraya aynı zamanda varabilir. Kısacası, “tarihi hızlandırmak” diye bir şey söz konusu değildir. Ama iktidardakilerin hırsları uğruna kayıpları hızlandırmak mümkündür. Sovyet hızlı sanayileşmesi demir üretmiş ama bu demir üretimiyle kıyaslanmayacak ölçüde insan tüketmiştir. İnsani ya da özgürlükçü bakış açısını bir yana bırakıp sırf ekonomik açıdan bile baksak kârlı bir alışveriş değildir bu.

Pek anlı şanlı Sovyet sanayileşmesi, esasen korkunç bir propaganda mekanizmasının (ki bence Stalin’in en büyük başarısı budur) eşliğinde yürütülen, köle emeğine ve on binlerce insanın hayatına mal olan abartılı ve gösterişli ama aslında pratikte pek de önemli olmayan dev baraj veya kanal projelerinden ibarettir. Bunların köle emeğiyle dikilen firavun piramitlerinden pek bir farkı yoktur.

Sovyet silahlanması, Sovyet halkının ruhunu kıran zalimce uygulamalarla maden çıkarılmasının ürünü müdür? Daha doğrusu şöyle soralım: Hitler faşizmine karşı her şeye rağmen büyük bir yurtsever direniş gösteren Sovyet halkı, bu madenleri zorbalıkla değil, faşizmin saldırısına ya da saldırısı ihtimaline karşı gönüllü olarak da çıkaramaz mıydı? Sovyetler Birliği’nin o dönemine ilişkin bütün anlatımlar, insanlara zorbaca davranıldığında üretim rakamlarının hızla düştüğünü, baskı biraz olsun gevşetildiğinde üretim rakamlarının yükseldiğini gösteriyor. Beria bile bunu gördüğü için, zaman zaman, üretimin yükseltilebilmesi için Stalin’den baskının biraz olsun azaltılmasını rica etmiştir. Şu satırlar bu gerçeği çok iyi anlatıyor:

“Ama barış zamanında olduğu gibi, bu veriler ve ima ettiği verim de aldatıcıdır. Nasedkin ‘Savaşın ilk günlerinden itibaren Gulag, sanayilerini cephede savaşanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurdu’ diye yazmıştı. Bu ihtiyaçlar serbest işçiler tarafından daha iyi karşılanamaz mıydı? Nasedkin, başka yerlerde belli tür cephanelerin üretiminin dörde katlandığını kaydeder. Vatanperver mahkûmların sıradan fabrikalarda çalışmalarına izin verilseydi daha ne kadar cephane üretilebilirdi? Cephede olabilecek binlerce asker, mahkûmlardan oluşan işgücüne gardiyanlık yapmak üzere safların gerisinde tutuluyordu. Binlerce NKVD elemanı, Polonyalıları önce tutuklamak, sonra da tahliye etmek üzere görevlendirildi. Onlar da daha iyi kullanılabilirlerdi. Dolayısıyla Gulag savaş gücüne katkıda bulundu ama muhtemelen gücün zayıflamasına da sebep oldu.” (Anne Applebaum, Gulag, çev: Ufuk Demirbaş, Arkadaş, 2008, s. 450)

Stalin’in, Hitler’in Sovyetler Birliği’ne asla saldırmayacağı inancının yol açtığı uçak ve tank kayıplarına, başlangıçta çok sayıda Kızıl Ordu birliğinin tek kurşun atamadan kuşatılıp Naziler tarafından teslim alınmasına burada hiç girmeyeyim.

Nazileri yenen, her şeyden önce, tüm zulme rağmen büyük bir yurtsever direniş gösteren Sovyet halkının ayağa kalkışı ve sadece Rusya’da değil, tüm Avrupa çapında örgütlenen partizan direnişidir.

Zaten Napolyon gibi, Hitler’in birliklerinin de geniş Rus topraklarının içine girdikçe yenileceği baştan belliydi. Bunu görmemek için ihtiraslarına mağlup olan Hitler’in kafa yapısına sahip olmak gerekirdi.

 

 

Gün Zileli

18 Kasım 2017

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI