Toplumsal Bloklaşmalar…

 

 

Toplumsal mücadele kaçınılmaz olarak farklı toplumsal katmanların, sınıfların, güçlerin bir araya gelip bloklaşmasıyla yürür. Toplumsal mücadelede saflık arayışı saflıktır. Tarihteki bütün büyük mücadeleler toplumsal bloklaşmalarla yürütülmüştür. Fransız Devrimi’nde de böyledir bu, Rus Devrimi’nde de, İspanya Devrimi’nde de. Çok pirüpak, çok steril olduğu sanılan Bolşevikler bile iktidara geldiklerinde bir bloktular. Örneğin Menşeviklerden kopan Troçki’nin grubu bu blokun içindeydi. Emma Goldman, Hayatımı Yaşarken’de (Kaos/Metis) Bolşevik bileşenler içinde yer alan “anarko-Bolşevikleri” anlatır. Bolşevik adı aslında başlangıçta, Rus devriminin iyice radikalize olan bütün bir devrimciler blokunu temsil ediyordu. Stalin daha sonradan bu blokun elemanlarını teker teker tasfiye etmiştir.

Blok toplumsal bir olgudur. Ve sanıldığının tersine benzeyenleri değil, benzemeyenleri bir araya getirir. Bloklar, beğendiklerimizle değil, tersine beğenmediklerimizle, eleştirdiklerimizle kurulur. Zaten çok beğeniyor olsaydık ortak bir blokta değil, tek bir örgütte yer alırdık. Aslına bakacak olursanız, örgütler bile, farklı bileşenlerin bir araya gelmesinden oluşur. Bugünkü AKP iktidarı da, yavaş yavaş çözülme ve erime ya da katılaşma sürecine girmiş bir bloktur aslında.

Türkiye’de bloklaşma zorunluluğunu dayatan, muhalefetin aklı başında, mantıklı, duygusal tepkilerden arınmış stratejileri değil, AKP iktidarının adım adım faşist bir diktatörlüğe yönelmesidir. Muhalifler, AKP iktidarının attığı her diktatörlük adımına önce inanmazlıkla bakmakta, ardından yeni bir adım gelmeyebileceğine ikna olmakta, yeni bir adım gelince şaşırmakta ve ancak ondan sonra kıpırdama ihtiyacını duymaktadırlar. Buna şahsen kendim de dahil bütün muhalifleri ve muhalif  güçleri katıyorum.

Yakın geçmişte AKP’nin diktatörlük yönünde attığı adımları birlikte göğüslemek üzere muhalefetin farklı bileşenlerini bir araya getiren adı konmamış üç bloklaşma gerçekleşmiştir: Mayıs-Haziran 2013 Gezi isyanındaki anti-akp bloklaşma; 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’ndeki, temelini CHP-HDP işbirliğinin oluşturduğu HDP’nin barajı aşması ittifakı; 16 Nisan 2017 Referandumu’ndaki Hayır cephesi.

Bugün, CHP’nin başlattığı Adalet  yürüyüşüyle bu bloklaşmanın dördüncüsünün içinde yaşıyoruz. Öyle tahmin ediyorum ki, bu bloklaşma AKP iktidarının sona ermesine kadar gelişerek ve büyüyerek devam edecektir. Bu anti-AKP bloklaşma şu beş temel öğeden oluşmaktadır:

Birincisi, işbirlikçi VP ile yollarını ayırmış ulusalcı kesimlerden, AKP’nin devleti ele geçirmesiyle devlet ve ordu kademelerinden ötelenmiş eski devlet mensup ve taraftarlarından, CHP üye ve taraftarlarından, Alevi kesimlerden oluşan, genel olarak Kemalist olarak adlandırabileceğimiz siyasal oluşum. Bu oluşum, AKP iktidarının Fetullahçılarla el ele yürüttüğü, sahte delillere dayanan Ergenekon ve Balyoz davalarının da mağduru olup bugün de AKP iktidarının baskı ve açık tehdidi altında bulunmaktadır. Bu kesim, son dönemlerde, Kemalist kılığına girerek ulusalcı sloganlar attıktan sonra, “Fetullahçılığın tasfiyesine destek”, “vatan savaşı” ve “ABD’ye karşı AKP’nin anti-emperyalist yönelimlerine olumlu yaklaşma” adına AKP iktidarının yedek gücü haline gelen, D. Perinçek’in VP ile arayı iyice açmıştır son zamanlarda. Kemalist kesimin en büyük zaafı, henüz Kürt ulusal hareketine karşı önyargılarından kurtulamamış olmasıdır. AKP’nin diktatörlüğünü inşa ederken yararlandığı ve kâh ulusalcılığa, kâh Kürt hareketine yaslanan Bonapartizm oyununu sürdürmesine neden olan en önemli zaaflardan biridir bu.

İkincisi, komünistlerden, solculardan, anarşistlerden, feministlerden, Gezicilerden, Hayır meclislerinden, atılmış akademisyenlerden, çeşitli sol parti ve örgütlerden, Kuzey Ormanları gibi ekolojist kampanya gruplarından, DİSK-KESK gibi sendika ve mesleki örgütlerden, bütün bunların toplamından oluşan sol olarak adlandırabileceğimiz kesim. Bu kesim bir hayli dağınık ve çok parçalı olsa da genel olarak AKP karşıtı blokun en militan sokak gücünü oluşturmaktadır. Bu kesimin ağırlıklı olarak en büyük zaafı, akılcı politikalar yürütecek bir asgari birliktelik anlayışından yoksun olması ve olaylara hâlâ modası geçmiş “öncü örgüt” perspektifiyle bakmasıdır.

Üçüncüsü, Kürt ulusal hareketidir. Son derece kitlesel ve Türkiye’nin doğusunda ana akım durumunda olan bu hareket geçmişte AKP iktidarının “barış süreci” zokasını fena halde yutmuş ve daha bu süreç devam ederken bile KCK tutuklamalarıyla AKP iktidarından darbe yemesine rağmen, “barış süreci” bozulacak korkusuyla Gezi isyanına omuz vermekten kaçınmıştır. Gerçi şehirli, genç Kürt kitlesi buna rağmen Gezi hareketinde yer almıştır. AKP’nin “barış süreci” zokasını Kürt hareketinin ağzından çekip çıkaran HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş olmuş ve Demirtaş, “seni başkan yaptırmayacağız” sloganını yükseltip HDP’nin %7’lik oyunu %13’e yükseltmeyi başararak kısa bir süre için de olsa AKP’nin parlamentodaki iktidar tekeline son verebilmiştir. Bunun üzerine AKP, derhal kendini toparlamış ve yeni bombalı provokasyonlarla bu süreci 1 Kasım “yeniden” seçimiyle zor bela önleyebilmiştir. Kürt ulusal hareketi bugün esasen AKP diktatörlüğü ile göğüs göğse çarpışmasına ve yöneticilerinin, milletvekillerinin birçoğu hapse atılmış olmasına rağmen, bu hareket içinde, örneğin Leyla Zana’nın şahsında belirgin olarak, küçük bir AKP yanlısı kesim halen varlığını sürdürmektedir. Bu kesimin en büyük zaafı, geçmişin anılarından hareket ederek ulusalcı kesimlere ve CHP’ye karşı büyük bir güvensizlik ve önyargı içinde olmasıdır. Bu önyargının haklı nedenleri de olsa, bu yarığın AKP iktidarınca kaşınmakta olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

Dördüncüsü, Hüsamettin Cindoruk’un “Milli Merkez”i ve Meral Akşener’in başında bulunduğu MHP muhalefetinin içinde ana unsur olduğu, ayrıca AKP’den ayrılan eski AKP’lileri ve hatta halen AKP içindeki muhalifleri de kapsayan Türk milliyetçisi-muhafazakârı diye niteleyebileceğimiz kesimdir. Bu kesim giderek büyümektedir; örneğin bir ara VP tarafından marke edilmeye çalışılan “Milli Merkez”, Adalet Yürüyüşü’nü destekleyerek tavrını açıkça koymuştur. Bu kesimin büyümesini sağlayan bir kanal da AKP iktidarının Fetullahçılara karşı mücadele adına yürüttüğü tutuklama ve işten tasfiye operasyonlarının sağ ve muhafazakâr kesimlerde çok sayıda mağdur insan yaratmış olmasıdır. Bu kesimin en büyük zaafı, halen şiddetli anti-sol ve anti-Kürt duygular içinde olmasıdır.

Beşincisi, eskiden “İstanbul Dükalığı” diye tanımlanan, klasik modern burjuvazinin temsilcilerinin de, Avrupa’ya paralel bir şekilde, AKP iktidarının basını ve fikir özgürlüklerini baskı altına alan gidişatından hoşnutsuz olduğu çok açıktır. Son Tusiad bildirisinin açıkça AKP iktidarını hedef almaya cesaret etmesi ve Tayyip Erdoğan’ın “sizi de içeri alırız” yollu tehdidiyle karşılaşması durumu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Modern burjuvazinin en büyük zaafı, AKP iktidarının ekonomik yaptırım sopasından korkmasıdır. Oysa normal burjuva düzenlerinde iktidarla burjuva sınıfı arasındaki ilişki tersine işler. Yani siyasi iktidar burjuvazinin ekonomik sopasından çekinir. Bizim gibi ülkelerde burjuvazinin zayıflığı böyle bir duruma yol açmıştır.

 

Bu beşli bileşenden oluşan blok CHP’nin başlattığı Adalet Yürüyüşü çerçevesinde yeni bir toplumsal kabarışı başarabilecek midir? Bunu bir ay içinde göreceğiz.

 

Gün Zileli

19 Haziran 2017

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 


Email this post Email this post

  • Ask Question

  • YAZI DETAYLARI