Cem Akbalık / Şimdi sivil itaatsizlik zamanı: TANIMIYORUZ!

17 Nisan 2017

Her şey Gezi ile başladı. Gezi’de ekilen tohumlar bundan böyle iktidarların hiç beklemediği bir anda ortaya çıkacak ve onların kâbusları olacak. Unutmayalım ki, milyonlarca insan Türkiye’nin hemen hemen bütün şehirlerinde sokaklara dökülmüş, Taksim Meydanı’nı özgürlükçü, çoğulcu, neredeyse doğrudan demokrasi ile yönetilen bir Komün’e çevirmişti. O güne kadar bir araya gelemeyen sosyal, politik, etnik kesimlere mensup değişik inançlardan (ve inançlı olmayan) insanlar, AKP iktidarına karşı bir araya gelmişti. Binlerce insan çeşitli yerlerinden yaralanmış, sanırım ondan fazla insan da polis ve AKP’nin faşist milisleri tarafından linç edilerek öldürülmüştü. Gezi, sadece Türkiye ile sınırlı kalmamış, Avrupa’nın birçok yerinde kollektifler kurulmuş, dayanışma eylemleri yapılmıştı.

Gezi’nin mesajını kimse anlayamadı!

Gezi’den sonra birçok politik parti “Gezi’nin mesajını aldık” açıklaması yapmış, ama pratikte “Gezi Ruhu”na ters ittifaklar yaparak, kardeşlik yerine şövenizmi, özgürlük, adalet ve demokrasi mücadelesi yerine parti çıkarlarını ön plana koyarak ortaya çıkan dinamiği heba etmişlerdi. Şimdi, referandumla birlikte ortaya çıkan yeni toplumsal ve politik bir dinamik var. Bu toplumsal dinamik OHAL’e, tutuklamalara, baskılara, sansüre, tehditlere ve hatta ölümlere rağmen; alanlarda, sokaklarda, üniversitelerde, işyerlerinde aylardır “Hayır” çalışması yapıyor. İnsanların tepki göstermeye, sokaklara çıkmaya cesaret edemediği, sindirildiği bir yerde, bu referandum çalışması korkuyu yenmek için yeni bir fırsat doğurdu. Bu korku perdesini yırtan insanların çalışmalarıyla hileli bir şekilde referandum kaybedildi. Referandumun kazanılması, AKP’ye atılan politik bir çelme anlamına geliyordu. Bu durum, toplumsal muhalefetin güçlenmesini sağlayabilir, adeta iki duvar arasında ezilen toplumsal muhalefetin rahatlamasına, belki de karşı saldırıya geçmesine yol açabilirdi.

“Hayır, biz kazandık, mücadeleye devam!”

Dün referandum sonuçlarının açıklamısından sonra, İstanbul’un değişik mahalelerinde yüzlerce insan sokağa çıkarak “Hayır, biz kazandık, mücadeleye devam” diye haykırdılar. Seçimlerle değişim olacağına inanan milyonlarca seçmen, oylarının nasıl gaspedildiğine bir kez daha tanık oldu. Daha önceki “demokratik seçimlerin” sonuçlarını tanımayıp bir çırpıda seçim sonuçlarını yok sayan AKP iktidarı, yeniden seçim çağrısı yaparak baskı, tehdit ve savaş zoruyla istediğini elde etmişti. İktidarın daha önceki seçimlerden sonra rest çekip yeniden seçimlere gitmesine rest çekerek sokakları, sivil ve demokratik itaatsizliği örgütlemeyen siyasi partiler ve bütün bir toplum bunun bedelini ağır ödedi. AKP, her defasında daha da ileriye giderek bu günlere geldik.

Demokratik olmayan bir rejimde, demokratik yöntemlerle hak elde edilemez.

Bu sefer referandum oldu. Despot iktidar, aleni bir hile ile insanların iradelerini gasbetti. Ağzı açılan herkes, özelikle siyasi partiler, rejimin değiştiğini, kuvvetler ayrılığının fiilen ortadan kaldırıldığını söyleyip duruyor. Yaşananlar da söylenenleri doğruluyor. Burada bir sorun yok. Sorun olan şey, bütün demokratik kanalların tıkandığı, kontrol edildiği bir toplumda, demokratik yöntemlerle toplumu değiştirmek mümkün mü? Bu durumda farklı toplumsal mücadele yöntemleri geliştirmek gerekmez mi?

Bu anlamda insanların seçim sonuçlarını tanımayıp sokaklara çıkması hem demokratik, hem de meşrudur. Burada CHP ve HDP’nin takınacağı tavır da toplumsal muhalefet açısından belirleyici olabilir. Demokratik bir ülkede yaşamıyoruz, demokratik yollardan hayır dedik, ama hile yaptılar, oylarımızı çalarak referandumu kazandılar. Aman siz sakın sokaklara çıkmayın, malum, sokaklar çok tehlikeli, biz AKP tarafından kontrol edilen kurumlara hukuki itirazımızı yaparız mı diyecekler?

Bu partiler, halkın iradesinin gasbedildiği, devlet kurumlarının ele geçirildiği bir yerde “sivil itaatsizlik meşrudur” deyip, insanların demokratik haklarını aramaları için çağrıda bulunmalıdırlar. Diyelim ki böyle olmadı. Gördüğüm kadarıyla, toplumsal öfke, çoktan sokaklara taşmış durumda. İşsizlik, Suriye bataklığı, ekonomik kriz derken, AKP son referandumla birlikte iyice köşeye sıkışmış durumda. Bütün bunlara dış politikadaki gerginlikler de eklenince, AKP’nin bir sıkmalık canının kaldığı aşikardır. “Gezi Ruhu”na benzer bir direniş ve mücadele anlayışıyla, AKP’nin ümüğünü sıkmak için sokaklara. TANIMIYORUZ!


Email this post Email this post

  • Ask Question

  • YAZI DETAYLARI