Kına Yakmak veya Kınamak…

Çarşı iznine diye bindikleri halk otobüsüne adım attıkları an bombalı saldırıyla katledilen 20-21 yaşındaki gencecik insanlara içim yandı. Askerlikten muaf tutulmak için gereken bedeli ödeyecek mali olanakları olmayan yoksul halk çocuklarıydı onlar.

Diğer saldırılarda öldürülen insanlarımızdan sonra olduğu gibi, bu saldırıdan sonra da gizli gizli kına yakanlar olduğunu tahmin etmek zor değil. Böyle bir kin ve intikam ortamı, böylesine bir kan banyosu karşısında kılları bile kıpırdamayan, her iki taraftan milliyetçiler olduğunu tahmin etmek de. Bir tarafın insafsız milliyetçileri tamamen sinik ve intikamcı bir tavırla, eminim şu anda, “bize de az mı yapıldı” diyorlar içlerinden, açıkça pek yazamasalar da. Sanki bir tarafın yaptığı insafsızlık, yaptığı katliam, karşısındakilere aynı insafsızlığı ve katliamcılığı yapma hakkı tanırmış gibi. Kaldı ki, bir yerde yapılan zulmün sorumluları tamamen ilgisiz bir yerde bulunan, emir-komuta zincirinin en altındaki, zorunlu askerliğe tabi insanlar olabilir mi? Bu, intikamcılık ve kısasa kısas mantığı açısından bile yanlıştır, mantıksızdır. Diğer tarafın milliyetçileri ise, emin olun ellerini oğuşturuyorlar, kendilerine, HDP binalarına saldırma fırsatı doğduğu, milliyetçi “vatan savaşı” propagandalarına altın bir fırsat çıktığı için. Çarşı iznine giderken ölen askerin ya da maç çıkışında görevini tamamlayıp evinin yolunu tutmaya hazırlanan polisin ölümüne gerçekten, içten üzüldüklerini hiç sanmıyorum. Umurlarında olduğunu da.

Kına yakıcılar böyle. Bir de kınayıcılar kalabalığı var. Ellerinden bir şey gelmediği için kendi kısıtlı olanaklarıyla katliamları kınayanlara değil sözüm. Ne yapsınlar ki kınamadan başka, ellerinden ne gelir ki? Kınayıcı kalabalığı derken sözüm, esasen iktidarı ve muhalefetiyle “önde gelen şahsiyetler”. Bunlar her katliamdan sonra kınama, lanetleme vb. görevlerini yerine getirirler ve sonrasında normal hayat onlar için akıp gider. Bir dahaki bombaya kadar. Kınamalarının, ellerinden kınamaktan başka bir şey gelmeyen sıradan insanlar kadar, halk kadar etkisiz olduğunu, hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini onlar da bilir aslında. Zaten bomba onlara patlamamaktadır ki. Aileleriyle ve üst düzey yaşamlarıyla aslında başka bir ülkede yaşar gibidirler. Bu yüzden akan kanın nasıl durdurulacağı üzerinde asla ciddi bir şekilde düşünmezler. Oysa, bugün bir tweetimde belirttiğim gibi, “bugün dünyanın en kolay şeyi kınamaktır, akan kanı kınamak değil, akıl önler.” Aklı devreye sokmak yerine hele bir de “dik ve onurlu duruş” ya da “kararlılık”, “sonuna kadar üstüne gitmek” gibi boş ve hamasi laflar edenler, aslında bir akıl tutulmasını da kanıtlar gibidirler.

Akıl derken ne demek istiyorum? Akıl yoluyla akan kanın gerçek nedenlerini bulmak ve bu nedenleri radikal bir tutumla, popülist ve milliyetçi gösterilere kalkışmadan ortadan kaldırmak mümkündür. Kanımca bu şiddet ortamının ve katliamların en belirleyici iki nedeninden biri; 20 Temmuz 2015 Suruç bombalamasından sonra içeride başlatılan savaş; ikincisi ise, 2011 yılından bu yana Ortadoğu’daki savaşa dahil olunmasıdır. Türkiye devleti, PKK’nin böyle bir savaş ilanına cevap vereceğini bile bile, sırf AKP’nin tek başına iktidarının sağlanması için iç cephede böyle bir savaşa girişmekle büyük hata etmiştir. Öte yandan, aynı Türk devleti, dönemin iktidarının Osmanlıcı yayılma hayalleri çerçevesinde Ortadoğu ve Suriye’deki savaşlara bizzat müdahil olmakla korkunç bir bataklığa saplanmış ve sınırları dışındaki savaşı kendi elleriyle sınırların içine taşımıştır. AKP iktidarı bu iki savaşla uçuruma kendisiyle birlikte Türk devletini de sürüklemektedir. Uçuruma giden bir araçla siz de yuvarlanmak istemiyorsanız aradaki bağlantı kablosunu koparmak zorundasınız.

Gerçi devlete akıl vermek benim işim değil, hiçbir zaman da olmadı. Hatta devletin de AKP ile birlikte uçuruma yuvarlanması işime bile gelebilir. Çünkü ben devlet denen aygıtın ne menem bir şey olduğunu çok iyi biliyorum ve bu yüzden anarşistim. Fakat bugün işin ucunda insan unsuru var. Yanlış savaş politikaları sadece devlete değil, hatta esas olarak halka zarar veriyor. Bütün bu çatışmalardan, devletin başındaki efendilerden çok daha fazla zarar gören gariban, yoksul insanlar oluyor. Bu insanlar ne yazık ki kör bir vatanperverlik edebiyatının etkisiyle uçuruma ilerleyenlerin peşinden gidiyorlar ve şu anda bu gidişe dur diyecek durumda değiller.

Kısa vadede, zayıf da olsa bir umut var mı?

Gün Zileli
17 Aralık 2016
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI