Jöleliler!

 

 

Bir süredir yazı yazmıyorum. Pek içimden gelmiyor da. Ne yazayım ki ayrıca. Çetin Altan, 27 Mayıs öncesinde bir gün tek cümlelik bir yazı yazmıştı “Taş” adlı sütununda: “Bugün canım yazı yazmak istemiyor.” Benim yazı yazma isteksizliğim bir günlük de değil. Yazı yazmayı teşvik eden bir şeyler olması lazım. Cumhuriyet gazetesinin yazarları tutuklanmış ve gazetenin kimi sütunları her gün boş çıkarken, Ayhan Bilgen, milletvekilleri ve belediye başkanları tutuklanmış HDP’nin parti meclisi toplantısında boş sıralara konuşurken, önüne getirilen yemeklere iştahsızca bakan biri gibi hissediyorum kendimi. “Trump üzerine yaz” diyen arkadaşlar oluyor. Ne yazayım ki Trump üzerine?.. Malum işte. “CHP-HDP ittifakı gerçekleşebilir mi, bunu yaz.” İki yıl önce bir grup arkadaşla birlikte bu fikri ortaya atmıştık, yankılanmıştı da. Yeni olarak söylenecek bir şey var mı bu konuda? “Başkanlık sistemi, yeni anayasa, MHP’nin AKP ile ittifakını yaz.” Yeni bir şey söylemiş olmayacağım ki.

 

“Yazmaya korkuyor musun? Yazanların başına gelenler ortada…” Kendi iç sesim bu. İç sesime cevap veriyorum: “Ölmüş eşek kurttan korkmazmış. Yetmiş yaşıma geldim. Kişisel olarak başıma geleceklerden hiç mi hiç korkmuyorum. Bu başka bir şey. Hem beni kim ne yapsın? Ortada kurdun dişine göre onca yazar, gazeteci varken. 12 Eylül döneminde değiliz. Zamanın diktatörlüğü bu konuda hayli seçici. Yazarlık aleminde herkesi toplamak yerine kalelerini hedef alan ağır topları susturmayı tercih ediyorlar, akıllılar. Bana gelince, 50 yıllık bir yazarlık hayatım olmasına rağmen bugün artık cürmüm kadar yer yakıyorum. Onlar açısından zahmete değmez.”

 

Bazı akşamlar televizyon programlarını izliyorum. Elbette başka bir iş yaparken, örneğin nar ayıklarken. Bunun dışında zaman vermeye değmezler. Özellikle yandaş medyada (birkaç kanal dışında yandaş olmayanı da pek kalmadı ya) “tartışma” ya da “körler sağırlar birbirini ağırlar” programlarını izlerken oldukça eğleniyorum. Tuhaf bir eğlence anlayışım olduğunu fark ettim yakın zamanlarda. Gıcık olmanın neresi eğlendirici ki. Evet, ben oraya çıkanlara bir yandan gıcık olarak, bir yandan da gülerek eğleniyorum. Yani bu ikisinin karışımı tuhaf bir eğlence oluyor benim için. Bu yüzden, nar ayıklarken iki üç kanal arasında dolanıp duruyorum. İşin en kötü yanı, elimdeki nar suyunun tatlısı kumandaya bulaşıyor, ikide bir kolonyayla silmek zorunda kalıyorum. Bu dolaşmalar sırasında karşıma çıkan tipler oldukça eğlendirici.

 

Mesela bu kanallardan birinde topluca dört ya da beş kare içinde kalın enseli, kabzımal ya da celep tipli konuşmacılar yer alıyor. Hepsi birbirini onaylıyor. Kalın parmaklarını ekrana doğru uzatıp bize dersler veriyorlar. Aslında bu dört beş kişinin yerine bir kişi de konuşsa olur. Çünkü söyledikleri birbirinin tıpatıp aynı. Zaten ne söyledikleri değil önemli olan. Tipleriyle sosyolojik bir araştırmanın konusu olmaları önemli bence. Nereden bulurlar bu tipleri, geçmişleri nedir, bugünleri ne, gelecekleri ne olacak. Daha doğrusu gelecekte var olacaklar mı? Kendilerini o ekrana çıkmış parmak sallayan halleriyle ne kadar önemli görüyorlardır kim bilir. Ama onlardan geleceğe bir kırıntı bile kalmayacak. Adlarını bugün bile öğrenemiyoruz, gayret etsek bile. Gelecekte bugünkü sıfıra eklenecek hiçbir şey olmayacak. Hatta o sıfır bile olmayacak. Resmen yok olup gidecekler.

 

Bir başka yandaş kanal benim açımdan daha ilginç. İlginçliği konuşmacıların söylediklerinden değil, hal ve harekâtlarından kaynaklanıyor. Bunlar, ya eski solcu tipler ya da tiplerini bilerek solculara ve solcu entelektüellere benzetmişler. Sakal ve gözlük. Belki pipoları da vardır ama orada içmeleri mümkün değil. Saçlardaki jöleleri fazla parlamasa enikonu solcu zannedebilirsiniz. Hele konuşmaları, bir âlem. Mesela lafın sonunda, aynı solcular gibi “abi” diyorlar. Veya “yahu” gibi nidalar. Birinden bahsederken “adam” veya “hatun” demeleri ise dört dörtlük. Tabii bir de şu sırada AKP’lilere musallat olan batı aleyhtarlığı, bunların “solcu” havasını tamamlıyor. Solcular da kapitalizmi, emperyalizmi eleştirmezler mi? “Burjuva demokrasisi”ni eleştirmezler mi? İşte bunlar da aynısını yapıyor. Patronlarını yankılayarak ve onun gözüne girme endişesiyle batıya, batı basınına, HDP parti meclisine katılan batılı diplomatlara ya da elçilere ateş püskürüyorlar. Bugünlerde bu çakma solcuların “anti-emperyalist” söylemlerine kimse yetişemez. Esprileri de müthiş. Politikalarını “esprili bir dilin” ardına sığınarak bir ileri sürüşleri var ki, insan esprinin bayatlığına ya da bayağılığına değil ama politikanın zavallılığına gülmekten kendini alamıyor. Dün bunlardan birisinin söyledikleri çalındı kulağıma. Tam o sırada bir nar tanesi yere düştüğünden çok iyi dinleyemedim ama meali şuydu: Örneğin Belçika büyükelçisini karşımıza alacakmışız ve PKK’ye kaç füze, kaç makineli tüfek vb. verdiklerini soracakmışız, ciddiymiş bunu söylerken. Kendisi ciddi olabilir ama böylesi gariplikler karşısında bizden de ciddiyet beklemesi bir hayli tuhaf.

 

Bunların bir de ne kadar hukuk bildiklerini, ne kadar entelektüel olduklarını, yabancı dillere ne kadar aşina olduklarını göstermek için araya sıkıştırdıkları sözcükler, laflar var ki, işte o zaman olay bütün ciddiyetini kaybediyor. Neredeyse günün modasına uygun kasıtlı olarak hafif uzatılmış sakal, jölelenmiş saç (özellikle kendisini televizyondan seyredecek nişanlısı veya kadın seyirciler için hazırlanmış), sigaradan kararmış dişlerle yer değiştirmiş takur tukur porselen dişlerden ibaret olan bu laf ebesi entelektüel özentilerini dinlemek sadece beyninizde “tın tın” seslerinin tınlamasına yol açıyor.

 

Bir de aynı yandaş kanallardan birinde yuvarlak masa toplantısı var ki, bu gerçekten evlere şenlik. Çoğunu birbirinden ayırt etmeye imkân yok. Hem tipleri, hem de söyledikleri itibariyle. Yuvarlak masadaki bir hanımefendi eski ve ünlü bir yazarın eşi, kartça bir “genç” ise mahdumları olmasa hepsini bir kişi olarak görmek mümkün. Hele hafif sakal uzatma modasını biraz aşırıya götürmüş bir teneke ses var ki aralarında zannedersiniz OHAL savcı yardımcısı kendisi. Cumhuriyet yazarlarının “suçlarını” ondan öğrenin: Teröristlik, casusluk vb. Eh ne de olsa kendisi de aynı suçlama mekanizmasının rahle-i tedrisinden geçmiş biri.

 

Aynı kanallardan birindeki “kadın programı”nı tavsiye ederim. Boş zamanınız varsa izleyin. Ortada oturan pehlivanımsı hanımdan çekinmeyin, göründüğü kadar sert biri değil. Tabii ki, iktidarı desteklemek ve iktidar için argüman üretmek gibi değişmez bir görevi var ama bence bu tür kanallardaki erkek kalabalığına göre mantığı daha kuvvetli gibi geldi bana. En azından Batılı elçilere saçma sorular sorma gibi öneriler getirmiyor. Bence yakında ya bazı eski tanıdıklarım gibi Cumhurbaşkanı danışmanı olup “… babandır” “… anandır” gibi tweetler atarak “laf ustalığı”nın ödülünü alır ya da gelecek dönem kadın milletvekili olarak parlamentoya girer. Ama ben olsam danışmanlığı tercih ederdim. Gelecek parlamentolardan artık pek ikbal yok gibi.

 

İşte görüyorsunuz! Bana yazı yazdırmayın dedim, değil mi? Yazarsam böyle oluyor. Acaba yazı yazmayı toptan bıraksam mı? Yukarda sözünü ettiğim jölelilerle aynı “meslek” kategorisinde bulunuyor ya da anılıyor olmak artık ağırıma gidiyor da.

 

 

Gün Zileli

17 Kasım 2016

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI