İslami Faşizmin Bugünkü İki Temeli: Gestapo Tipi Polis Teşkilatı-Sokaklardaki İslamcı Kitle  

opciones financieras en mexico Mesele dergisinin Eylül 2016 tarihli 117. sayısında yayınlanmıştır.

come fare trading con le operazioni binarie  

 

 

Şu dönemde en olumsuz şey tarihi analojilere saplanıp kalmaktır. Çünkü özellikle bugünkü Türkiye’nin durumu hiçbir tarihi örneğe yakın düşer gibi gözükmemektedir. İkinci olumsuz bakış ise, olayların ayrıntıları içinde kaybolmak, ünlü deyişle, ağaçlara bakarken ormanı görmemektir. Ormanı bütünüyle ve gerçek ayrıntılarıyla görebilmek için bir kartal kadar yüksekten ve uzaktan bakmak, özellikle bugün zorunludur.

 

Önce AKP iktidarının, başlangıcından bugüne kadarki seyrine bakmak gerekiyor

 

piattaforma opzioni binarie importo minimo 5 euro  

binäre optionen chart tool AKP İktidarının Evreleri

opcje binarne bonus bez depozytu 2017  

Cialis 5mg Billiger  

segnali forex gratis  

zoom trader Birinci Evre: Batıcı ve Liberal Bir Görünüm (2002-2008)

opzioni binarie iq option strategie del 2016  

 

AKP iktidarının birinci evresi, iktidara geldiği 2002 Kasım’ından Ergenekon’la ilgili ilk tutuklamaların başladığı 2008 yılının başı arasında geçen yaklaşık altı yıllık  dönemdir.

 

Bu dönemde, İslamcı hiziplerle geçmişten gelen muhafazakâr merkez-sağ unsurların koalisyonu olan AKP, Batı ile sağlam bağlar geliştirmiş, Avrupa Birliği üyeliği için önemli açılımlar yapmış, Kürtlere karşı görece “barışçı” bir siyasetin taşlarını döşemeye girişmiş, ekonomik alanda neo-liberal politikalar izlerken siyasal alanda da liberal sinyaller vermiş, bu sayede liberal solu kendine yedeklemiş, kendi içindeki islamcı hiziplerin sağlamca görünen konsensüsünü ve görev bölüşümünü sağlayabilmiştir. Böylece iktidarını güvenceye alan AKP iktidarı, tek çıbanbaşı olarak gördüğü, kültürel bakımdan öteden beri uyum içinde olunamayan ordudaki Kemalist subayları tasfiye etmek için düğmeye basmıştır.

 

 

binäre optionen erfolgreich traden İkinci Evre: Ordudaki Kemalist Subayların Tasfiyesi (2008-2010)

opcje binarne symulator  

 

AKP, “vesayet rejiminin tasfiyesi” adını vererek orduda, dışarıda Batı’nın, içeride liberal solun desteğini aldığı bir “Kemalist subaylar” tasfiyesine girişti. Bu konuda AKP iktidarının en güçlü aleti, propaganda alanında liberal sol (Taraf gazetesi) ve sahte delil üretme alanında da, iktidarın bileşenlerinden olan, polis ve yargı içinde yuvalanmış Fetullahçı İslami hizipti.  Böylece AKP iktidarı, Kürtlerin ve kısmen solun da desteğini alarak, bir yandan orduda hızla Kemalist ve ulusalcı tasfiyesine giderken, bir yandan da iktidarının en sağlam dayanağı olarak gördüğü polis gücünü iyice tahkim etti.

 

Aynı dönemde AKP iktidarı, Kürtlerle barış ve müzakere sürecini sürdürdü.

 

http://cardigansarah.com/?sinevo=tradersmarter-video-opzioni tradersmarter video opzioni  

http://www.symstar.co.uk/?civka=binary-options-trading-demo&b43=25 binary options trading demo Üçüncü Evre: Güç Şişmesi ve Güç Zehirlenmesi (2010-2013)

bonus operazioni binarie  

 

İktidar olanaklarıyla büyüyen ve temerküz eden her güç bir süre sonra güç şişmesine ve zehirlenmesine uğrar.

quali sono le migliore società di opzioni binarie  

“Evet” oylarının %58’e yaklaştığı 2010 yılındaki Anayasa Referandumu AKP iktidarının gücünün zirvesine ulaşmasına, aynı zamanda güç şişmesine ve zehirlenmesine uğramasına işaret eder. Güç zehirlenmesi, ihtiyatı bir kenara bırakmayı, kibirlenmeyi, “ben istediğimi yaparımcılığı”, içeride direnenlere baskıyı,  dışarıda saldırganlığı ve yayılmacılığı getirir; güç şişmesi ise, oluşan gücün içindeki bileşenlerin iktidardan daha fazla pay talep etmesine, dolayısıyla iç çatışmaya yol açar.

 

Nitekim böyle olmuştur:

 

2010’da gücünün doruğuna ulaşan AKP iktidarı, dışarıda gittikçe saldırgan politikalara yönelmeye başladı. Daha referandumdan zaferle yeni çıkılmıştı ki, Tunus’ta patlayan, sonra Mısır’a ve diğer Arap ve Ortadoğu ülkelerine yayılan ayaklanmalar dönemi başladı. Batı bu ayaklanmalara, bir yerden sonra bastırmak üzere müdahil olurken, AKP iktidarı, biriktirdiği gücün zorlamasıyla, bu olayları Ortadoğu’ya yayılmak için bir fırsat olarak gördü ve Suriye’deki iktidarın devrilmesi için açıktan açığa bu ülkede başlayan iç savaşa bir taraf olarak katıldı. “Muhalif” oldukları ileri sürülen güçlere silah ve insan desteği verdi. Bu aşamada henüz AKP iktidarı ile ABD ve Batı aynı safta görünüyordu.

 

Diğer yandan, güç şişmesine uğrayan AKP iktidarı içinde kaçınılmaz olarak hizip kavgaları kızışmaya başladı. O zamana kadar AKP iktidarının, özellikle Kemalistlere ve ulusalcılara karşı mücadelede temel dayanağı olan Fetullahçı hizip, iktidardan kaptığı payı, gücü oranında artırmak isteyince AKP merkez hizbi ile Fetullahçı hizip arasında önce üstü kapalı, giderek de açık çatışma çıktı.

 

Bu evrede Kürtlerle müzakere süreci halen devam ediyordu, fakat Fetullahçı hizip, merkezi iktidarla çatışmaları nedeniyle bu süreci sabote etmeye başlamıştı.

fincar ordering  

binäre optionen wo  

buy tastylia oral strips online no prescription Dördüncü Evre: Gezi Hareketiyle Birlikte Batı’yla ve Liberal Solla Kopuş (2013-2014)

 

 

İktidarlar, baskıcı yönetimlerinin yanıtını toplumdan genellikle en beklemedikleri, kendilerine en fazla güvendikleri anda alırlar. Gezi de böyle bir olaydır. AKP iktidarı dışarıda, Suriye’de şahlanmış gider ve içeride polis güçleri iyice fütursuz bir hal alırken Gezi isyanı patlak verdi. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin her yerinde, farklı görüşlerden milyonlarca insan AKP iktidarına karşı ayağa kalktı ve isyan aylarca sürdü.  AKP iktidarı, toplumdan ilk ciddi ihtarı almıştı.

 

Diğer yandan, AKP iktidarının toplumun en uyanık kesimlerinden tecrit olduğunu gören ABD ve Batı, iktidardan desteğini yavaş yavaş çekmeye başladı. Bunda, AKP iktidarının geçmişteki “ılımlı İslam” profilini bırakıp Ortadoğu’da IŞID gibi radikal İslamcı unsurlarla işbirliği halinde, özellikle Suriye’deki iç savaşa fütursuzca ve başına buyruk bir şekilde müdahil olması da rol oynadı. Liberal sol ise, bir yandan Gezi isyanının, bir yandan AKP’nin içeride gittikçe daha baskıcı bir yönelime girmesinin ve Batının (keza içerideki burjuvazinin) AKP iktidarından uzaklaşmasının etkisiyle AKP iktidarından kopuş sürecine girdi. Aynı huzursuzluk ve uzaklaşma, müzakere sürecinin ilerlemediğini ve kitlesel muhalefetin büyüdüğünü gören Kürt hareketinde de görülmeye başlamıştı.

 

Bu gelişmeler AKP içindeki bileşenlerin durumunu da etkilemişti. Fetullahçı hizip, yukarıda belirttiğim gibi, güç şişmesi nedeniyle zaten AKP merkez hizbiyle çatışma içindeydi. Gezi isyanı bu çatışmayı daha da körükledi ve 2013 yılının sonundaki 17-25 Aralık “patlamasıyla” çatışma açıkça ortaya çıktı. İki hizip açık bir savaşa yöneldi. Fetullahçı İslami hizip AKP iktidarından tasfiye edildi.

 

Artık bundan sonraki dönemlere İslamcı AKP iktidarının baskıcı siyasetleri damgasını vuracaktı.

 

 

Beşinci Evre: AKP’nin 7 Haziran Seçim Yenilgisi ve Kürtlere Karşı Savaş (2014-2016)

 

AKP’ye karşı muhalefet, AKP’nin parçalanma sürecine girmesine paralel olarak büyük bir toplumsal muhalefet halini almaya başlamıştı. Daha önce AKP’nin safında olan ya da dışarıdan da olsa destekleyen veya zımnen uzlaşan; ABD ve Avrupa, burjuvazi ve ana medya, liberal sol, Kürt ulusal hareketi (PKK ve HDP), Fetullahçı hizip artık AKP iktidarının karşısındaydı. Parlamenter muhalefet CHP ve kısmen MHP de zaten muhalefetteydi. Ulusalcıların en sivri unsurları, Fetullahçılara karşı mücadele gerekçesiyle AKP’yi desteklemeye başlasa da ulusalcı kitle ve Kemalistler hâlâ muhalefette yer alıyordu. Sol zaten muhalefetteydi. Anarşist hareket de öyle. Gezi’nin yarattığı birikim ve ekolojist muhalefet, toplumsal muhalefetin en sağlam kesimlerinden biriydi (Artvin’deki Cerattepe direnişi).

 

Bu toplumsal blokun, seçimler alanında da AKP iktidarına bir darbe indirmesi kaçınılmaz bir toplumsal ihtiyaç olarak kendini belli ediyordu. Nitekim bu, HDP’nin öncülüğünde 7 Haziran 2015 seçimlerinde gerçekleşti. HDP barajı geçip 80 milletvekili çıkarınca, AKP Meclis’teki çoğunluğunu kaybetti.

 

Bunun üzerine AKP, Seçimleri yenilemek amacıyla bombalı terör, suikast vb. yollarına başvurarak Kürt bölgelerinde savaşı başlattı. PKK’nın, AKP’nin bu savaş planına akılsızca katılması AKP’nin ekmeğine yağ sürdü. AKP, 7 Ekim’de orta Anadolu’da MHP’ye oy vermiş bir kısım muhafazakâr seçmeni, güneydoğu’da  HDP’ye oy vermiş diğer bir kısım muhafazâkar seçmeni savaş yoluyla korkutup kendi safına çekerek yenilenen 1 Kasım seçimlerinde mecliste çoğunluğu yeniden kazandı.

 

Böylece parlamenter yoldan AKP iktidarından kurtulma umutları bizzat AKP iktidarının illegal savaş taktikleriyle tıkanmış oluyordu. Bundan sonra sıranın darbe gibi başka araçlara geleceği ayan beyan belli olmaya başlamıştı.

 

 

Altıncı Evre: 15 Temmuz 2015 Darbe Girişimi, Ordunun Tasfiyesi, Polis-Kitle faşizmi Döneminin başlaması (2016-…)

 

 

AKP iktidarı ile toplumsal muhalefet arasındaki mücadele ve çekişme sadece bir iktidar-muhalefet kavgası değildi ya da sadece muhafazakâr-baskıcı bir iktidarla demokratik haklar için direten bir toplumsal muhalefet meselesi de değildi. Bu aynı zamanda ve esasen bir kültür savaşıydı. Daha açıkçası, toplum iki temel uyumsuz kültür ve yaşam biçimi arasında bölünmüştü: İslami kültür ve Seküler kültür; ya da İslami-baskıcı yaşam tarzı ve modern-özgürlükçü yaşam tarzı. Kürt ulusal hareketi, içinde birinci kesimden unsurlar barındırsa da esasen ikinci kesimin safındaydı.

 

Toplumsal yarılma bu kadar keskinse ve toplumun kılcal damarlarına kadar inen bir ayrışmayı gösteriyorsa, toplumun bir arada yaşama şansı iyice limite inmiş demektir. Hele toplumun seküler ve modern kesiminin, iktidardan üzerine gelen İslami yaşam tarzı saldırısına karşı kendini savunma şansının iyice kısıtlandığı ve bu iktidarı seçim yoluyla değiştirme fırsatının, 7 Haziran’dan sonra görüldüğü gibi elinden zorla koparılıp alındığı koşullarda umutsuzluk, içine kapanma, kaçıp gitme gibi eğilimlerin yanında, olağanüstü bir doğa olayı da dahil, toplumsal güç dengesini değiştirecek her türlü güç ve olaydan medet umulur. Dış müdahale ve askeri darbe de dahildir buna.

 

Nitekim umutsuzluktan kaynaklanan bu beklentiler çok da fazla geçmeden gerçekleşti ve 15 Temmuz 2016 günü AKP iktidarını karşı ciddi bir darbe girişimi oldu.

 

Darbe girişiminin akim kalmasından bu güne kadar geçen bir aylık sürede AKP iktidarının kendini yeniden sağlama almak için şöyle bir yol izlediği ve izleyeceği anlaşılmaktadır:

 

 

Birincisi;

 

 

Bir “kartal bakışı”yla uzaktan bakacak olursak, 2000’li yılların tamamında, AKP’nin İslamcı kültürel kodlarıyla ordunun seküler kültürel kodlarının kesinlikle uyuşmadığını görebiliriz. İsterse askeri darbeyi İslamcı bir hizbin örgütlediği ve yaptığı kanıtlansın bu, gerçeği değiştirmez. Bir isyan girişimi neden (üstelik Fetullahçılığın fideliği olduğu halde) bir askeri darbeye karşı direnecek ve hatta yenilgiye uğratacak kadar güçlü polis teşkilatından gelmemiştir de ordu yeni bir darbeye girişmiştir? Bunun cevabı açıktır: Çünkü AKP iktidarıyla TSK arasında bir kültürel uyumsuzluk, kültürel kodlarında doğaçtan bir uyuşmazlık vardır.

 

Burada AKP’nin, darbe girişiminden sonra tasfiyeye giriştiği ordunun görece özerkliği üzerinde biraz durmak istiyorum.

 

Ordunun siyasi iktidardan görece özerk bir yapıda olmasını sağlayan, bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tür. Fakat Atatürk bunu tamamen ters bir amaçla yapmıştır. Kendisi de ordudan geldiğinden Türk ordusunun iktidar güdülerinin farkında olan Atatürk, orduyu siyasete müdahaleden uzak tutabilmek için görece özerk bir yapı kurmuştu. Görece özerk olan ordu kendi işleriyle uğraşacak ve siyasi alana müdahale etmeyecekti. Fakat evdeki hesap çarşıya uymamış ve ordunun görece özerk yapısı onu siyasetten uzak tutmak bir yana (Mustafa Kemal ve İnönü devirlerinde buna bir miktar hizmet etmiş olabilir) siyasi alana müdahalesinde serbest bırakmıştır. 27 Mayıs darbesi, ordunun görece özerkliği sayesinde gerçekleşmiştir. Bundan sonra gelen iktidarların hepsi bu yapıyı kısıtlamaya çalışmışsa da TSK’nın görece özerk yapısı bugüne kadar devam etmiştir. Son 15 Temmuz darbe girişimi de bu görece özerk yapı sayesinde hazırlanabilmiştir.

 

Ordunun görece özerkliğinin iktidarı için ne büyük tehlike olduğuna 15 Temmuz’la iyice ikna olan AKP iktidarı, işte burada yazının başındaki uyarımı ihlal edip bir analoji yapmama izin verin, aynı Hitler’in Alman ordusuyla ilgili olarak yaptığı gibi, şimdi ordunun görece özerkliğini, hatta mümkünse ordunun kendisini tasfiyeye hazırlanmaktadır. Ordu ile ilgili, burada saymaktan imtina edeceğim bütün önlemler buna işaret etmektedir.

 

Fakat AKP bu kadarla kalmamaktadır. AKP’nin buna paralel planı, polis teşkilatını ordunun yerine ikame etmektir. Jandarma zaten ordudan alınıp polise bağlanmıştır. Bundan sonraki süreçte polis teşkilatı savaş uçağı, top ve tank gibi savaş araçlarına da sahip olacak ve ordu içeride hükümete karşı darbe yapacak bütün araçlardan arındırılıp bir sınır muhafızına dönüştürülecektir. Aynı şekilde MİT’in görece özerkliği de kaldırılacak ve MİT sadece dış casuslukla ilgilenen bir teşkilata dönüştürülecek, iç istihbarat, İçişleri bakanlığında tekelleştirilecektir.

 

Bu noktada, yazının başında belirttiğim, “analojiden kaçınma” uyarımı bir kere daha ihlal edip söylemek zorundayım ki, bu, Gestapo’nun 2016 Türkiye’sinde yeniden kurulmasıdır.

 

Kısacası, bundan sonraki iktidarın bir ayağı polis olacaktır. Peki ya ikinci ayağı?

 

 

İkincisi;

 

 

Bu ayak ise, 15 Temmuz gecesi ve 16 Temmuz sabahı meydanlarda ve sokaklarda gördüğümüz, bir aydır da görmeye devam ettiğimiz İslami faşizmin kitle ruhudur (Wilhelm Reich’ı saygıyla anarak).

 

Burada, “halkın demokrasi içindirenişine” övgüler düzen ya da hayranlık duyan veya “hakkını teslim eden” arkadaşları hayretle karşıladığımı belirtmeliyim. Faşist güruhlar ne zamandan beri “demokrasi direnişinin” kahramanları olarak anılmaktadır? Öyle ki, artık ordudan çok polise yalakalık yapmaya başlayan ve sokaktaki güruhu “halk” olarak kutsayan Doğu Perinçek, kelle kesen bu kalabalıklardan korkup Yenikapı’ya gitmekten çekinen ve “Mustafa Kemal bayraklarıyla gidersek bizi fena yaparlar” diyen VP üyelerinin bile olduğunu söyleyerek onları “halka güvenmemekle” eleştirmek ve hatta azarlamak zorunda kalmaktadır.

 

Ayrıca “direniş” denilen şey de tam bir palavradır. Ana medyanın yayınladığı görüntülerin çoğu, darbenin tavsadığı ve askerlerin silahlarını yere indirdiği saatlerle ilgilidir. Ordu darbesine karşı “sivil” görünümlü “direnişin” büyük çoğunluğunda AKP iktidarına ve içişlerine bağlı “özel harekâtçı” veya “terörle mücadele”den polisler silahlarıyla yer almışlardır. Yanında bu kadar silahlı polisin yer aldığını ve silah sıktığını görerek ortalığa çıkan bedava kahramanları “halk direnişçisi” olarak kutsayan bir “sol” bakış kendini hızla gözen geçirmelidir.

 

Meydanlarda toplanıp tekbir getiren kalabalıklar, her an kelle kesmeye hazır (nitekim her şeyden habersiz gariban erlerin boynunu kesip poz vermekten de geri kalmamışlardır) bir güruh, “demokrasi kahramanı” falan değil, olsa olsa İslami faşizmin sokak gücü olabilir. Nitekim AKP iktidarı şimdi bu sokak gücünü hızla iktidarının sokaktaki militarize edilmiş dayanağı haline getirmektedir.

 

Fetullahçı İslami klik ile RTE’nin başında bulunduğu merkezi İslami klik arasındaki temel farklılık budur. Fetullah Gülen, islamiyetin, bürokrasi içindeki örgütlenmesiyle iktidara atak yapmanın temsilcisidir. RTE ise, bütün karizmatik liderler gibi (Max Weber’i hatırlayalım) bürokrasiyi atlayarak, popülist politikalarla doğrudan kitlelere dayanan karizma iktidarının temsilcisidir.

 

Böylece, bugünkü RTE karizmasına dayanan merkezi AKP İslamcı hizbinin iki temel dayanağı açıkça önümüzdedir: Gestapo türü bir polis gücü ve İslamcı faşizmin sokak kitlesi.

 

Bitirirken, 15 Temmuz’dan sonra solda ortaya çıkan yanlış bir slogana daha değineyim: “Ne darbe ne dikta”. Bu slogan, bugünkü merkezi AKP İslamcı hizbinin yarı yarıya yanında yer almak anlamına gelir. Çünkü bugünkü merkezi AKP hizbinin baş sorunu da kendine yönelmiş darbeyi ve darbecileri tasfiye etmektir. “Darbeye karşıyım” dediğiniz an onlarla birlikte ordunun tasfiyesine, polisin iktidarın temel iç güvenlik teşkilatı haline getirilmesine ve sokaklardaki güruhların “demokrasi adına” kutsanmasına katılmış olursunuz. Darbeye ve darbelere ne kadar karşı olursanız olun (ki karşı olmanız elbette özgürlükçü ve solcu olarak son derece doğaldır) bunu bugün slogan haline getirmenin AKP’ye zımni bir destek anlamına geldiğini saptamak gerekir.

 

Üçüncü bir cephe mi kurmak istiyorsunuz? Evet ama, hele toplumsal bölünmenin bu kadar keskinleştiği koşullarda bu iyi niyetli çağrı hayata geçmeyecektir. Çünkü toplumsal mücadele üç ya da daha fazla cephe arasında değil, son tahlilde sadece iki cephe arasında cereyan eder. Bu, sizin iradenizden bağımsız bir olaydır. İspanya İç Savaşı’nda bile, anarşistler o kadar güçlüyken ve diğer cumhuriyetçi güçlerle o kadar derin çelişmeleri mevcutken sonuç olarak cumhuriyetçi cephede yerlerini almak zorunda kalmışlardır (cumhuriyetçi hükümete bakan vermelerinden söz etmiyorum. Bu elbette hataydı ama Franko cephesine karşı cumhuriyetçi cephede savaşmaları kaçınılmazdı.) Dolayısıyla, toplumun ikiye yarıldığı bir durumda yapılacak şey, İslamcı faşist cepheye karşı toplumsal mücadele cephesini toparlamak ve bu cephenin reformcu ya da ulusalcı veya liberal değil, devrimci bir yönelim içine girmesi için mücadele etmektir.

 

Önümüzdeki dönem, rejimin iki temel dayanağı Gestapo tipi polis örgütlenmesine ve karizmatik lidere bağlı İslami faşist kitle gücüne karşı özgürlükçü ve seküler toplumsal muhalefetin, 15 Temmuz’dan sonra içine düştüğü şaşkınlık ve dağınıklıktan kurtularak toparlanıp İslami faşizme karşı mücadeleyi yeniden yükseltmesine tanık olacağız.

 

 

Gün Zileli

15 Ağustos 2016

 

 

 

 

 


Email this post Email this post

  • Ask Question

  • YAZI DETAYLARI