“Hainler Mezarlığı”?!!!

indir

 

 

En sonunda bu da oldu, Türk hükümeti ve İBB, dünya literatürüne “hainler mezarlığı” ile büyük bir katkıda bulundu. Darbe girişimi sırasında ölenler buraya gömülecekmiş. Hatta açılış, dün darbede yer aldığı sırada öldürülen bir askerin gömülmesiyle gerçekleşmiş. Zaten Diyanet de darbe girişiminde ölenlere dini hizmet vermeyeceğini açıklamıştı. Dün Selami İnce bir twet atarak, insan aklının bir yerlerde hâlâ varlığını sürdürdüğünü göstermiş oldu. Mezarların ölenlerden çok yaşamakta olan yakınları için bir anlamı olduğunu; bunun insanların yakınlarını cezalandırma anlamına geldiğini söylüyordu. Çok doğru. Bence bu, örneği sadece Stalin Rusya’sında görülen, “vatan hainliği” ile suçlananların yakınlarının da suçlu görülmesi uygulamasına doğru atılmış ilk trajik adımlardan biridir.

Şu anda Buharin’in karısı Anna Larina’nın This I Cannot Forget (“Bunları Unutamam” diye çevrilebilir) anılarını çeviriyorum. 384 sayfalık kitabın 249. sayfasındayım.  Buharin, Lenin’in, “Parti’nin sevgilisi” dediği, eski Bolşevik önderlerdendi. 1930’ların başına kadar Stalin’le ittifak yapmıştı. Zorla kolektifleştirmeye karşı çıktığı için gözden düştü. 1937 yılında tutuklandı, sahte itirafa zorlandı  ve diğerleriyle birlikte idama mahkûm edilip kurşuna dizildi. “Vatan hainlerinin birinci dereceden yakınları da (annesi, babası, kız ve erkek kardeşleri, karısı, 12 yaş ve üstü çocukları) suçludur uygulaması uyarınca, Buharin’in kendisinden 27 yaş küçük (eski Bolşeviklerden Larin’in kızıydı) karısı Anna Larina da Buharin’in tutuklanmasından bir süre sonra tutuklandı ve Gulag kamplarına gönderildi. Orada, 1938 yılında Stalin’e karşı darbe yapmakla suçlanıp, kısa bir kapalı yargılamadan sonra “vatan haini”, “faşist Almanya’nın casusluğu” suçlamalarıyla idam edilen Tukaçevski ve Yakir gibi Kızıl ordu komutanlarının karılarına ve hatta çocuklarına rastladı, onlarla kaderini paylaştı. Aşağıya, henüz redaksiyonu yapılmamış çevirimden bazı parçaları aktarıyorum:

“Tomsk  kampında yalnızca birkaç ay geçirdim, fakat kocamın çektiği çileye – meşum ‘Buharin yargılaması’ – ve onun idamına uzaktan tahammül etmek zorundaydım. Ayrıca oradayken zamanın trajedisini, benim kişisel deneyimimin korkunçluğunun ötesinde, bütün Sovyet ulusunun trajedisini keskin bir şekilde hissetmeye ve idrak etmeye başlamıştım. Yalnızca bizim kampta artık vatan haini diye bilinen insanların, sayıları dört bine varan eşleri bulunmaktaydı. Tomsk, bırakın tek olmayı, çok sayıda tecrit kampından sadece biriydi.”

“Biz kadınların arasında, moral ve entelektüel düzey bakımından olduğu kadar, kocalarımızın eski pozisyonları ve politik kariyerleri bakımından da büyük farklılıklar vardı, ortak paydamız aynı kampta bulunmaktı. Aramızda Aleksandr Şalyapnikov ve Bela Kun gibi eski devrimcilerin, Iona Yakir ve kardeşi (her ikisi de kurşuna dizilmişti) gibi askeri şahsiyetlerin, cumhuriyetlerden Sovyet ve parti yöneticilerinin, kolektif çiftlik başkanlarının ve sıradan kolektif çiftlik işçilerinin, köy Sovyetleri başkanlarının ve Genrikh Yagoda döneminden NKVD personelinin karıları, ayrıca Tukaçevski’nin kız kardeşleri bulunuyordu. Kocalarımız ve erkek kardeşlerimiz bu yönde herhangi bir şey yapmamış olsalar da hepimiz ‘halk düşmanı’ kategorisine göre içeri tıkılmıştık. Hepimiz birer chesir ya da ‘bir vatan haininin aile üyesi’ olarak yaftalanmıştık.”

“Kadınlar itaatkâr bir şekilde isimlerini ve doğum tarihlerini söylüyorlardı. Hüküm giydikleri maddeye ve kaç yıl aldıklarına gelince şöyle diyorlardı:

Chesir… sekiz yıl.’

‘Chesir… sekiz yıl.’ (arasıra ‘beş yıl.’)

Chesir,kulağa ‘vatan haininin aile üyesi’nden daha az aşağılayıcı geliyordu. Aramızdan birkaçı  epeyce eğitimsiz olduğundan bu onlara hiçbir şey ifade etmiyordu. Kendi resmî künyelerini bütünüyle belleklerinde tutmakta zorluk çekiyorlardı.”

“Geçtiğimiz istasyonlarda, NKVD şefi Yejov’un portrelerinin yanı sıra, “halk düşmanlarının eşek arısı kovanına” güya acımasızca ve tehditvari bir şekilde eldivenli elini sallayan Yejov’u öven afişler asılmıştı. (Ünlü bir afişte, Yezhov, “Troçki, Rikov ve Buharin başlı bir yılanı “çelik eldivenli” eliyle ezerken gösteriliyordu.)”

images (3)

“Şehir, şaşkınlık ve heyecan içindeydi, taş kesilmişti, yine de her şey Moskova’da olup bitenlerden çok uzaktı; yeni açan beyaz akasya çiçeklerinin tozları havayı nefes alınamayacak kadar boğucu bir hale getirmişti. Biz, suçlananların sürgün edilmiş yakınları büyük bir heyecan yaratmıştık şehirde; insanlar açık açık parmaklarıyla bizi işaret ediyordu.  Şehre geldiğimiz – Radek’in, Buharin’in ve eskiden göklere çıkarılıp şimdi ‘vatan haini’ olarak damgalanan askeri liderlerin aileleri – yerel NKVD görevlileri, onların karıları ve evlerinde konakladığımız şehir halkı tarafından anında yayılmıştı. NKVD merkezi Lenin’in adını taşıyan ana cadde üzerindeydi. Binanın önündeki tepeciklerde bulunan direklere gri hoparlörler iliştirilmişti. Etrafında insanların toplandığı, günün haberlerini veren ve sürekli tekrarlanan  tiz sesi duymamak için kulaklarınızı tıkamak zorunda kalıyordunuz: “Casuslar, hainler ve dönekler yeryüzünden silinecektir. Onlar…” vs. vs. Gazeteler sabahın köründe kapışılıyordu, çünkü okuyucular şehre getirilen bizlerle fazlasıyla ilgiliydiler. Buharin henüz “gösterinin yıldızı” değildi ama pek yakında olacağını biliyordum. Gazeteler, bir kapalı mahkemede suçlanan subayların adlarını her türden aşağılamayla anıyordu. Yargılanan subayların karıları ve çocukları, ruhen ezilmiş, yarı yarıya çıldırmış bir vaziyette, sanki yanan evlerini ararmış gibi Lenin Caddesi boyunca yürüyor, çocuklarını insanların saldırısından uzak tutmaya çalışırken ruhsuz hoparlörlerin yayınlarını … dinliyorlardı.”

Türkiye’nin ilk anarşist dergisi Kara’da Kemal Demir (bu yazıyı Reha Çamuroğlu’nun yazdığı söylenir) imzasıyla çıkan bir yazının başlığını hatırladım:

“Yenilen asilere çiçek verin.”

Gün Zileli

27 Temmuz 2016

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI