Darbeler Konusunda Bazı Ayrım Noktaları…

 

 

 

Şu anda en sağdan en sola kadar içi kof bir “demokrasi cephesi” kurulmuş durumda. Bu cephenin içinde kimler yok ki: AKP-CHP-MHP-HDP-VP-Yetmez ama evetçi liberal solcular-“bırakın birbirlerini yesinler”ci Sert Solcular- yumuşak Kemalistler-ortalama ulusalcılar-Beyaz Türkler- Tekbir getiren Siyah İslamcılar-Yandaşı, karşıdaşı, Sözcü’sü, Gözcü’sü, Korkusuz’u, Korkulu’su, her türden medya organı-bir zamanlar Cemaatin gadrine uğrayıp şimdi intikam fırsatı yakaladığını düşünen gazeteciler, asker kafası kesip başında kurt işareti yapanı- eli palalı çember sakallısı, televizyonlarda ahkâm kesen askeri uzmanları vb vb… Hepsi “demokrasiyi koruma” gibi ortak bir paydada birleşmişler. Ne kadar sevindirici! Ama ortada korunacak bir demokrasi yok, o başka.

 

Şu anda bu gülünç ve pek yakında darma dağınık olacak cepheyi seyretmekten başka yapacak pek bir şey yok gibi görünüyor. Daha doğrusu, galiba yapılacak en iyi şey, şu darbe denen olayı, tarihten örneklerle ciddi bir şekilde analiz etmeye çalışmak. Elbette böyle bir yazının boyutlarını aşan bir şeydir bu ama kısaca bazı saptamalar yapmakta fayda var.

 

Tarihimize bakacak olursak esas olarak birbirinden oldukça farklı, hatta zıt iki darbe türü saptayabiliriz:

 

Birincisi, halihazır iktidarı devirerek özgürlüğün ve dolayısıyla solun önünü açan darbelerdir ki, bunun en belirgin örneği, 27 Mayıs askeri darbesidir. Bir de dünyadan bir örnek vermek gerekirse, 1974 Portekiz “Karanfil devrimi” adı verilen askeri darbeyi belirtmek gerekir. (Vikipedi: Karanfil Devrimi, (PortekizceRevolução dos CravosPortekiz‘de 25 Nisan 1974 günü şiddet kullanılmadan gerçekleştirilen askerî darbedir. Portekiz’in otoriter bir diktatörlükten demokrasiye geçişini sağlayacak iki yıllık bir değişim döneminin başlangıcı olmuştur.) Bu tür darbeler, genellikle var olan askeri hiyerarşinin, yani emir-komuta zincirinin kırılmasıyla ya da alt üst olmasıyla gerçekleşir.

 

İkincisi, halihazır iktidarı devirerek değil, kenara çekilmeye davet ederek özgürlüğe ve halkın özgürlükten yana kesimlerine saldıran Devlet Darbeleridir ki, bunun da en belirgin örneği 12 Eylül Devlet Darbesidir. Bu tür darbeler, genellikle var olan askeri hiyerarşiye, yani emir-komuta zincirine dayanılarak gerçekleşir.

 

Bu iki ana kategorinin dışında, genellikle akim kaldıkları için, hangi yönde seyredecekleri bilenemeyen darbe girişimleri de vardır. Örneğin, Talat Aydemir’in 22 Şubat ve 21 Mayıs darbe girişimleriyle, 9 Mart 1971’deki önlenen darbe planı bunun örneklerini oluşturur. Gerçekleştiklerinde, 27 Mayıs gibi özgürlüğün yolunu mu açacaklarını, yoksa kısa süre içinde bir devlet darbesinin izlediği özgürlük düşmanı bir seyir mi izleyeceklerini bilmemiz mümkün değildir. Talat Aydemir’in darbe girişimlerinin yapıldığı siyasi ortam bir hayli bulanıktır. Örneğin, darbecilerin devirmeye çalıştığı iktidar, bugünkü gibi bir diktatörlük değildi. Bu da onların, özgürlükçü bir yönelim yerine, daha çok bir iktidara ulaşma yönelimi içinde olduklarını gösteriyor. 9 Mart da tartışmalıdır. Gerçi 9 Mart, arkasına 68 rüzgârını ve halkın özgürlükçü özlemlerini almıştı ama keza o zaman da Amerikan yanlısı AP iktidarının bugünkü gibi bir diktatörlük olduğunu söylemek zordur. Bu darbe, 12 Mart muhtırasıyla engellenmiş, bundan sonra ordu hiyerarşisi, bir devlet darbesinin izleyeceği özgürlük düşmanı yönelimiyle üç yıl boyunca sola ve özgürlük isteyen halka kök söktürmüştür.

 

27 Mayıs askeri darbesiyle 12 Eylül Devlet Darbesi, yukarıda da belirttiğim gibi, her ikisi de ordu tarafından gerçekleştirildiği halde, gerek hiyerarşik yapılarıyla, gerekse hedefleri itibariyle birbirinin taban tabana zıddıdır.  Dediğim gibi, birincisi özgürlüğün yolunu açar ve ülkede özgürlük rüzgârlarının esmesi olanaklarını yaratırken, diğeri daha baştan var olduğu kadarıyla özgürlüklerin katline girişmiştir. Keza, her ikisi de Atatürkçü söylemleri kullanmalarına rağmen, 27 Mayıs, gerçekten de dinciliğe karşı laikliği canlandırırken, 12 Eylül, sırtını Sünni islama yaslamış, kuran kurslarını restore etmiş, hep söylendiği gibi, toplumsal harekete karşı İslamı dalgakıran olarak kullanmış ve bugünkü İslamcılığın taşlarını o zamandan döşemiştir.

 

Bu temel farklılıkları ve zıtlıkları göz önüne almadan darbelerin niteliği hakkında karar verilemez. Hele genel bir “demokrasi” söylemi, insanları aydınlatmak yerine, yoğun bir ışık altında gözlerini göremez hale getirmeye hizmet eder.

 

 

Gün Zileli

18 Temmuz 2016

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI