Barış Soydan / “Viva revolución, viva anarquia”  

 Mesele dergisinin Haziran 2016 tarihli 114. sayısında yayınlanmıştır.

 

Gün Zileli’nin yeni romanı Çanlar, devrim Rusyası’ndan iç savaş Barselonası’na, 1930’lar Paris’inden yakın geleceğin İstanbul’una kadar çok geniş bir coğrafyayı ve çok farklı zaman kesitlerini dolaşıyor.

 

 

 

Gün Zileli, bu kez enternasyonal bir hikâye anlatıyor. Zileli kitapları, otobiyografik nitelik taşıyan Yarılma, Havariler, Sapak ve iki yıl önce yayınlanan romanı Mevsimler, okuru, tanıdık mekânlarda dolaştırmış, tanıdık karakterlerle tanıştırmıştı. Anı kitapları, Türkiye solunun simge isimlerini, simge mekânlarını, simgeleşmiş olaylarını anlatıyordu ama sadece onlarda değil, Mevsimler’de de tanıdık figürlerle, Mahir Çayan’la, Ulaş Bardakçı’yla karşılaşmıştık. Öte yandan kurgu karakterleri de bir yerlerden tanıyor gibiydik. Türkiye’de radikal siyasete kıyısından da olsa bulaşmış herkesin göz aşinalığı olan tiplerdi onlar: Kent soylu geçmişiyle ‘devrimciliğin gerektirdikleri’ arasında sıkışıp kalan küçük burjuva, feodal kültürden kopamayan örgüt lideri ve diğerleri…

Çanlar, bu örüntüden ayrılıyor. Zileli’nin yeni romanının ana karakterleri yabancı. Kelimenin her iki anlamında da. Başka bir ülkeden geliyorlar ve bildiğimiz, tanıdığımız, “göz aşinalığımız olan” karakterlere benzemiyorlar.

Romanın ana karakteri, Stara, Ekim devrimi sonrasında topraklarını bırakıp kaçan soylu bir Rus ailesinin, İstanbul’da tek başına büyüyen kızı. Stara’nın aşık olduğu Boris de onun gibi bir Rus. Ama ondan farklı olarak Rus devriminin çocuğu; KGB’nin öncülü NKVD’nin Türkiye ajanı. Stara ve Boris İstanbul’da karşılaşıp birbirlerine âşık oluyorlar. Ve peşlerine düşen Stalin’in ajanlarından kurtulabilmek için kapağı Avrupa’ya atıyorlar. 1930’lar… İkinci Dünya Savaşı öncesi Paris’inde dolaşıyor, dönemin önde gelen komünist figürleriyle tanışıyoruz. (Gün Zileli’den, romanda anlatılan Avrupalı devrimcilerin gerçek karakterlerden esinlendiğini öğrendim.) Daha sonra İspanya’ya, iç savaşın ve devrimin başkenti Barselona’ya geçiyoruz. Orwell ve Enzensberger’den daha önce okuduğumuz dönemi, bir de Zileli’den okuyor, farkında olmadan, farklı Barselonaları zihnimizde karşılaştırıyoruz…

Moskova’da başlayıp İstanbul üzerinden Paris’e, oradan Barselona’ya uzanan ve Rusya’da son bulan maceraya, roman boyunca eşlik eden bir hayalet var: Moskova’nın uluslararası komünist hareket üzerindeki karanlık gölgesi. Stalin’in sadece Rus devrimini değil, Türkiye, Fransız ve İspanyol komünist hareketlerini nasıl zehirlediğini, Stara’nın hayat hikâyesini izlerken görüyoruz. Bu anlamda, bir tezi olan roman, Çanlar.

Enternasyonal hikâye, Çanlar’ın ana katmanı ama romanın “yerli” ve Türkiye siyasetine atıfta bulunan katmanları da var. Türkiye’nin bugünü, dünü ve hatta yarınıyla karşılaştığımız bölümler…

Yakın geçmişle ilgili katman, aynı zamanda romanın en büyük sürprizini barındırıyor. İpucu vermek istemiyorum ama Zileli kitaplarının özelliklerinden biri olan, tanınmış devrimci karakterler temasının, Çanlar’da hiç beklenmedik bir anda ve epey sürprizli biçimde okurun karşısına çıktığını belirteyim…

Güncelle karşılaştığımız bir başka yer, günümüzün yandaş köşe yazarlarından birinin anlatıldığı bölüm. Gazeteci “Serhat Ocaklı”, Sıraserviler’le Beyoğlu arasındaki sokaklardan birinde, beş katlı eski bir apartmanın dördüncü katında tek başına yaşayan eski bir devrimcidir. Birkaç yıl önce, eski yoldaşlarından birinin çıkardığı Hükümet yanlısı gazetede köşe yazarlığı yapmaya başlamıştır. Ama gazete çevrelerindeki “sözde” arkadaşlıkları sahte bulmaktadır. Çıkar hesabıyla iktidara kapılanan köşe yazarlarına da öfkelidir. Hayal kırıklıklarını ve öfkesini, romanda, iç sesinden dinliyoruz… “Serhat Ocaklı”, romanın en ilginç karakterlerinden biri. Öyle ki, enternasyonal hikâye içinde kaybolduğu, başlı başına bir roman kahramanı olabilecekken heba olduğu bile söylenebilir…

Çanlar’da Türkiye’nin yakın geleceğine ilişkin ilginç bir de öngörü var. Kitabın finalinde yer aldığı için, bu öngörünün içeriği hakkında bilgi vermeyeceğim. Ama bu öngörünün, Çanlar’ın enternasyonal katmanına eşlik eden tezi tekrar ettiğini belirteyim: Zileli, Stara ve Boris’in trajik hayatları aracılığıyla olduğu kadar, Türkiye için ileri sürdüğü kehanet aracılığıyla da, her devrimin, merkezi yönetim aygıtı, yani devlet tarafından yozlaştırılıp boğulduğunu gösteriyor. Elbette, yazarın politik kimliğiyle de örtüşen bir tez bu.

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI