ogürsel / MARKS’IN PATATESLERİ (3)

 

SOSYAL DEMOKRAT PARTİCİLİK

                “Proletaryanın toplumsal taleplerinin devrimci sivriliği giderildi ve onlara demokratik bir ifade verildi. Küçük-burjuvazinin demokratik taleplerinin salt siyasal biçimleri kaldırıldı ve sosyalist noktaları ortaya çıkarıldı. Böylece sosyal-demokrasi yaratıldı.”

Cumhuriyetçi ve de “Sosyal Demokrat Parti”, uzun zamandır işçi sınıfı terimlerini kullanmaya utanıyor. “Emekçi kardeşlerim” retoriği ile yetiniyor. Küçük burjuva demokrat “laik, modern” talepleri “sol” sanıyor. Zamanla bürokratikleşmiş bu “sol” partiler için “ideoloji”, bir “tabela” haline geliyor. Parti “önde gelenleri”, parti içi iktidarı, olası iktidar nimetlerini partinin var oluş sebeplerinden daha çok önemsiyor; parlamento dışında güç aramıyor. Siyasal mücadeleyi yalnızca parlamenter mücadeleye indirgiyor.

“Sosyal Demokrat Parti” çok uzun zamandır hayattan, sınıf politikasından kopmuş; siyasal, toplumsal hayatın kırılma noktalarını göremiyor; gördüğünde gecikmiş bulunuyor.

“Gerici burjuvazinin” siyasal temsilcilerinin saldırgan politikaları karşısında şaşırıyor; ne yapacağını bilemiyor. Egemen “gerici burjuva” siyaset, on yıldır sağın en fanatik, en şoven, en faşist parçaları ile kendini tahkim ederken, onları yutarak büyürken, Sosyal Demokrat Parti, sınıf mücadelelerinden uzaklaşmış. Sınıfı ile canlı bağları yok. Kendini “kimsesiz” bırakmış. Sağından gelen eleştirilerden korkuyor; yine sağa sığınıyor; solunda kalan siyasetlerle olası tüm ittifakları reddederek kendini güçsüzleştirirken, ancak yankısız nutuklar atıyor.

 

                “Küçük burjuva demokrat önder “Montagne, parlamentoda galip gelmek istediyse, silah başına çağrısında, bulunmamalıydı. Yok eğer parlamentoda silah başına çağrısında bulunduysa, sokakta parlamenter biçimde davranmamalıydı. Eğer ciddi olarak barışçıl bir gösteriye niyetlenildiyse, gösterinin savaşçıl bir biçimde karşılanacağını öngörmemek budalaca bir şeydi.”

“Burjuvazi, nasıl bir yıl önce devrimci proletaryayı başından atmak zorunluluğunu anlamış idiyse, şimdi de demokrat küçük-burjuvalardan kurtulmak gereğini hissediyordu… Proletarya partisinin gücü sokakta idi, küçük-burjuvazinin gücü ise bizzat Ulusal Meclisin bağrında.”

Gezi İsyanı “sol’un” enerjisiydi; muhalefet partisi bu isyandan hiç bir ders çıkarmadı. İsyan söndükten sonra ne politik kadroları, ne siyaset tarzı, ne örgütlenme yöntemleri, ne söylemi değişti.

      

          “Hiç bir parti, elinde bulunan araçları, demokrat partiden daha çok abartmaz. Hiç biri, durum hakkında daha hafiflikle hayale kapılmaz… Onlar halkın haklarını temsil ediyorlardır, onların çıkarı halkın çıkarıdır. Dolayısıyla girecekleri bir mücadele için değişik sınıfın çıkarlarını ve konumlarını gözden geçirmeleri de gerekmiyordur… Onların işareti vermesi yetecektir, halk bütün tükenmez kaynaklarıyla çökecektir zalimlerin üzerine…”

 

1848 “Cumhuriyetçileri, Türkiye’nin 1923 sonrası iktidar partisi ve “askerî vesayet” olarak görülebilir.

 

“Bu katıksız cumhuriyetçiler, proletaryaya karşı zor kullanırken ne kadar kaba ve hoyrat davrandılarsa, şimdi tam da cumhuriyetçiliklerini ve yürütme gücünü ve kralcılara karşı kendi yasama güçlerini savunmak söz konusu olduğu bir sırada geri çekilirlerken de, o kadar korkak, o kadar tabansız, çekingen, yumuşak başlı, savunmasız oldular. Burada, onların dağılıp yok olmalarının yürekler acısı öyküsünü anlatacak değilim. Onlar ortadan yok olmadılar, buhar olup uçtular. Onların tarihi sonsuza değin bitmiştir artık…”

 

MECLİS TATİLDE; DİKTATÖR ÇALIŞIYOR 

“.. Bu tatil sırasında, meşruiyetçiler Ems ile, orleancılar Claremont ile dolaplar çevirdiler, aynı şeyi, Bonaparte, hükümdarvari gezilere çıkarak, il meclisleri de, anayasanın yeniden gözden geçirilmesini tartışarak yaptılar. ..Ulusal Meclis, uzun bir süre için sahneden kaybolmakla ve cumhuriyetin başında yalnız bir tek siluet, hem de Bonaparte’ınkinden daha da yürekler acısı bir siluet bırakmakla, siyasal olmayan bir davranışta bulunuyordu…”

 

2015 yazında da Meclis tatildeydi. Küçük burjuva muhalefet bir yıl önceki  Cumhurbaşkanı adayını Meclis Başkan adayı olarak bile desteklemedi. Tatil sırasında Kürt’lere savaş ilan edildi. Kurulmayacağı bilinen bir hükümet için haftalarca görüşme yapıldı; “derin devlet” operasyonları ile kışkırtılan savaş sırasında, CHP bir “odaya kapatıldı.” Hiçbir zaman kandırıldığını söylemedi; “hükümet olma ihtimalini çok sevmişlerdi.”

Sosyal Demokrat küçük burjuva hareket, insanî, siyasî hiçbir ahlâkî kural tanımayan, acımasız bir “Makyavelist” iktidar karşısında olduğunu anlamak istemiyor; Ortadoğu siyaset dünyasının en kalleş, en kaypak, en riyakâr yöntemleri karşısında gündelik gevezeliklerle zaman yitiriyor. Bu sırada iktidar hiç boş durmuyor; sürekli ittifak kuruyor; kurduğu her ittifakı sırtından hançerliyor; yenisini kuruyor. “Kuyudan adam çıkartıyor!”

İktidar Anayasayı değiştirmek istiyor. Sosyal demokrat, Cumhuriyetçi parti, Anayasanın demokratik hükümlerini sürekli çiğneyen, yasa, mevzuat tanımayan iktidarla, totaliter faşist bir diktatörlüğün kılıfı olarak kurgulanacağı bilinen Anayasa değişiklikleri için saatlerce görüşebiliyor. Sözünde durmayacağı bilinenlerin sözlerine değer veriyor; siyasal ahlaksızlıklara meşruiyet kazandırıyor.  Herkesin etkisizliği ile tanıdığı bir “vitrin mankeni” ile yine “du bakali ne olacak” oyununa katılıyor.

 

“Düzen partisi ise, anayasa değişikliğine ilişkin kararı ile, ne yönetmeyi ne de hizmet etmeyi, ne yaşamayı ne de ölmeyi, ne cumhuriyete katlanmayı ne de onu devirmeyi, ne anayasayı sürdürmeyi ne de ondan kurtulmayı, ne cumhurbaşkanı ile işbirliği yapmayı ne de onunla tüm ilişiği kesmeyi bilmediğini gösterdi.”

“Peki düzen partisi, bütün bu çelişkilerin çözümünü kimden bekliyordu? Takvimden, olayların gidişinden. Olaylar üzerinde bir etkinliği olduğunu varsaymaktan vazgeçiyor… Yürütmenin başkanına, kendisine karşı kampanyayı daha rahat hazırlayıp geliştirmesi, saldırı araçlarını güçlendirmesi, silahlarını seçmesi, mevzilerini berkitmesi olanağını vermek için ….”

 

Açıklanıyor. “2016 yılında Türkiye kesinlikle parlamenter sistemini kaldırıp çöp sepetine atacak.” “Saf kadının” kocası yine soruyor; “Du bakali ne olacak?”  

Tüm alıntılar Marks’ın “L. Bonaparte’in 18. Brumaire’isinden

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI