ogürsel / “MARKS’IN PATATESLERİ” ve BONAPARTİZM (1)

Karl Marx’ın Louis Bonaparte’in 18 Brumaire’i
yeniden “vizyona” girerken

demirören RTE

“Küçük köylüler, üyelerinin hepsi aynı koşullar içinde yaşayan ama birbirleriyle gerçek ilişkilerle birleşmemiş bulunan muazzam bir kitle meydana getirir… Tarla, köylü, ailesi; onun yanında bir başka tarla, bir başka köylü ve bir başka aile. .. Böylece.. (bu köyler) aynı cinsten büyüklüklerin basit bir toplamı ile hemen, hemen patates dolu bir çuvalın bir çuval patates meydana getirmesi gibi, aynı biçimden oluşmuştur.”

Bu fotoğraf Bonapartizm’e teslimiyetin belgesidir. Nasıl teslim olunacağı ve anlaşma şartları açıkça görülmekte. Peşin ödeme yapılmış. Ödenecek taksitler, bu fotoğraf karesinde sunulanın idamesi ile mümkün. Erkek tokalaşmasında, parmakların enerjisinde tesis edilmiş güç birliği, Muhalif Burjuvaziye de ne yapması gerektiğini “açıkça” anlatıyor. “Figürlerin” bakışlarından, yüz, mimik kaslarından taşan “aura”, son on yılın egemen sınıf ilişkilerinin vardığı yeri tespit eder. Bonapartizm’in fotoğrafı bu’dur!

BONAPARTİZM’İN TARİHİ
“… günbegün minyatür bir darbe yapmaya mecbur bulunan “XYZ”; tüm burjuva iktisadiyatını alt üst eder, ‘1234’ Devrimi’ne ait dokunulmaz görünmüş her şeye el atar… düzen adına anarşi yaratır; diğer yandan da tüm devlet aygıtını kutsal görünüşünden sıyırır, onu dünyevileştirir, aynı zamanda tiksinç ve gülünç hale getirir… Fakat imparator pelerini en nihayet ‘ XYZ’nin’ omuzlarına konduğunda…” birinci Cumhuriyet’in heykelleri yıkılacaktır!
***
Yakın zamanda bir “yandaş” yazdı. “2016 yılında Türkiye kesinlikle parlamenter sistemini çöp sepetine atacak. Bu gerçeği görmemek ve anlamamak için aptal olmak gerekir.” Bekliyorduk. Aptallığa gelince; burada tiksinilecek ve acınılacak aptallık hâlleri de aktarılacak, anlatılacak! Dolayısıyla Bonapartçik’ler de kendini okuyabilir.
Louis Bonaparte da, 2 Aralık 1851’de Fransa’da Parlamentoyu feshetmişti.
*
Karl Marx, Louis Bonaparte’in 18 Brumaire’inde de 1848 devriminin parlamento feshine dek giden olayları ve aktörleri anlatır. Hoş rastlantı, yakın zaman önce Milli Eğitim Bakanı ODTÜ’lü öğrencileri uyardı. “Üniversitelerimizde terör estirmeye kalkan gruplara şunu söylemek istiyorum. Biraz okusunlar. Özellikle Karl Marx’ın Louis Bonaparte’in 18 Brumaire’i isimli kitabının girişinde Marx, Hegel’i tamamlamak üzere bir cümle söyler. Der ki: ‘Tarihte evet bazı şeyler iki kere olur. Birincisinde trajedi, ikincisinde komedi…”
İktidarın milli eğitim bakanı ihtimaldir bu kitabın yalnızca ilk iki cümlesini okudu; kendince öğrencilere “yapmayın, komik olursunuz” diyor. Gençlere, “altmışlı yılların isyanlarını yinelemeyin! O süreç trajediyle bitti; siz de aynını yaparsanız komik olursunuz!” Bu kitabın “kimin” hikâyesini anlattığından habersiz; kendinin “komik” olduğunun farkında değil.
“Uzman” uyarıyor; “Marksizm’e yönelik çalışmalarıyla bilinen Prof. Taner Timur ‘Bana kalırsa bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a önerse daha isabetli olurdu.’ ” Bir başka açıdan da sanki “uzman” da yanılıyor; aslında kitap zaten hatmedilmiş! Hem de okunmadan!
DÖNEMİN ÖZETİ
1848’de Fransa’da işçi ayaklanmaları ile monarşi devrilmiş ve 2. Cumhuriyet kurulmuş. Napolyon Bonaparte’ın yeğeni Louis Bonaparte da Cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 74 oy ile kazanmış. L. Bonaparte, sanayi, finans, tarım ve kralcı burjuvazi fraksiyonları arasındaki şiddetli iç çekişmelerden yararlanarak, üç yıl sonra Parlamentoyu dağıtmış, bir yıl sonra da imparatorluğunu ilan ederek 2. Cumhuriyeti yıkmış.
Marks, L. Bonaparte’in iktidarı ele geçiriş sürecini, 1800’lerin başında Avrupa’yı fethetmiş, Rusya fethinde bozguna uğramış amcası Napolyon Bonaparte döneminin “tekerrürü” olarak değerlendirir. İlk dönemi “trajik”; 1851’de yeğen Louis Bonaparte’in, benzer imparatorluk yürüyüşünün de “komik” olduğunu yazar.
“Fransa’nın toplam dehasının tek bir bireyin kurnaz aptallığıyla heder edilişi. Genel oy hakkıyla dile gelen, kitlenin çıkarlarının yıllanmış düşmanlarında kendine uygun bir sözcü arayan ulusun genel iradesinin sonunda bir korsanda tecelli edişi… işte bu, o dönemdir…”
A. İnsel de“konuyu” özetliyor. “Bonapartizm, burjuvazi için ama burjuvalara rağmen tesis edilen… Modernleşmeyi ve bir kesimin hızla zenginleşmesini hedef alan.. siyasal iktidardır… Popülizmi ve milliyetçiliği besleyerek, yurtdışı askerî maceralara yol vererek iktidarını sürdürür…” Marks, Bonapartizm’i “meşruiyetini plebisitten alan… aynı zamanda otoriter, merkeziyetçi rejimi tanımlamak için” kullanır. “… kendi çıkarları peşinde koştuğu için sınıf çıkarlarını gözetmekten aciz kalan burjuvazinin yarattığı boşluğu bir “tufeylinin”, bir “sahtekârın, halkın oylarıyla seçilerek doldurmasıdır. .. Bonapartizm, bütün sınıfların eşit biçimde güçsüz ve benzer biçimde sessiz kalmasıyla sonuçlanmasından sonra herkesin ‘tüfeğin dipçiği önünde diz çökmesidir.'”
Tanıdık geldi mi?
BURJUVAZİ FAŞİZME NEDEN TESLİM OLUYOR?
“1848 Haziran’ında, Paris Proletarya ayaklanmasının karşısındaki “Burjuva cumhuriyetinin yanında, mali aristokrasi, sanayi burjuvazisi, orta sınıflar, küçük-burjuvazi, ordu, seyyar muhafız olarak örgütlenmiş lümpen-proletarya, aydınlar, rahipler ve bütün kır nüfusu vardı. Proletaryanın yanında ise kendinden başka kimse yoktu. Ayaklananların 3 binden fazlası, zaferden sonra, kılıçtan geçirildi, 15.000’i yargılanmaksızın sürgün edildi. Bu yenilgi, proletaryayı, devrimci sahnenin arka planına itti.”
Marks daha o zamanlarda, 1920’lerin Faşizm dinamiğini açıklamıştı.
İşçi sınıfı mücadelesi yükseldiğinde, egemen sınıfın kanlı bıçaklı fraksiyonları ve artıklarıyla beslenenler bir araya gelir. Korku, burjuvaziyi öylesine birbirine iter ki, yapışır, bütünleşirler. İhtiyaç halinde tek bir “duçe”, “führer” kanatları altına sokulurlar.
“Haziran günlerinde, bütün sınıflar ve bütün partiler, proletarya sınıfının karşısında, yani ‘anarşi partisinin’, sosyalizmin, komünizmin karşısında, “düzen partisi” içinde birleşmişlerdi… Onlar, eski toplumun “mülkiyet, aile, din, düzen” sloganlarını yeniden ele alıp, bunları ordularında parola olarak kullanmışlardı… Bu andan itibaren, bu işaret altında, Haziran ayaklanmacılarına karşı bir araya gelmiş olan birçok partiden biri, devrimci savaş alanını kendi özel sınıf çıkarları adına savunmaya çalıştığı zaman, “mülkiyet, aile, din, düzen!” haykırışı altında ezilir…”

2000’in başında Ecevit hükümetinin bir ” yamalı bohça” olduğunu anımsayalım. DSP, ANAP ve MHP. DSP yüzde 22 oy ile Ecevit’i başbakan yapmıştı. ABD’nin Irak işgaline karşı kakafoni, Ecevit’in Saddam ziyareti… Sonlarını hazırladı. Ne “neo-liberal”, ne de “ulusal” bir ekonomi kurabiliyorlardı. Sonunda tüm “düzen” partilerinin nasıl da yolsuzluklara batmış, kamu zenginliklerini hep birlikte iç ettikleri de ortaya çıktı. Gerisi AKP!
90’lı yıllarda Kürtlere karşı sürdürülen kirli savaş sürerken burjuvazi adına sorumluluk almayı Sakıp Sabancı denedi. “Ülkemiz mozaiktir!” A. Türkeş “ne mozaiği ulan!” dedi; kardeşi H. Özdemir Sabancıyı Dev Sol’a öldürttüler! Ayar verildi. Yeni Demokrasi Hareketi de benzer bir girişimdi. Türkiye Burjuvazisi, Modern, Laik, Cumhuriyetçi Burjuvazi “asker” tarafından sindirildi. Yönetmiyor, yönetiliyordu. 12 Eylül ile verdiği “yularını” geri alamamıştı. Kendine rağmen, kendi için siyaset üretiliyordu.
Bu olgu her şeye karşın son yılların aczini kısmen açıklar. 2000’ler Türkiye’si için tuhaf olan, burjuvazi, karşısında korkacağı ayaklanmış işçi sınıfı bulunmadığı halde, nasıl oldu da ülkeyi yönetmekten “kolayca” vazgeçti? Herkes gibi kandırıldı mı?
“Fransızların yaptıkları gibi, kendi ulusunun gafil avlandığını söylemek yetmez. Ne bir ulusun, ne de bir kadının, karşılarına çıkan ilk serüvencinin kendilerini iğfal edebildiği zaaf anı bağışlanır bir şey değildir… Nasıl olup da 36 milyonluk bir ulusun üç dolandırıcı tarafından ansızın faka bastırıldığı ve direnç göstermeden köleliğe sürüklendiği, gene de açıklanması gereken bir şey olarak kalır.”
Burjuvazi “sınıf” olarak iradesini bir “Reis’e” ne kolay terk ediverdi? Belki de yalnızca bu kolaylık bile “tekerrürün” bir komedi olarak tecelli edeceğinin garantisiydi!
Sınıf olarak TÜM Burjuvaziyi “koruyacak” diktatörlüğün, burjuvaziye de “gerekirse” tahakküm uyguladığını yazar Marks. “En basit burjuva mali reformunun, en sıradan liberalizmin, en biçimsel cumhuriyetçiliğin, en sığ demokrasinin her türlü istemi, hem “topluma karşı bir saldırı” olarak cezalandırılmış, hem de “sosyalist” diye horlanmıştır. Ve sonunda, “din ve düzen”in büyük rahiplerinin kendileri de üç ayaklı vaaz kürsülerinden tekmeyle kovuldular, gece yarısı yataklarından kaldırıldılar, cezaevi arabalarına tıkıldılar, zindana atıldılar, ya da sürgüne gönderildiler. Tapınakları yerlebir edildi, ağızları mühürlendi, kalemleri kırıldı ve onların yasaları, din, mülkiyet, aile ve düzen adına yırtılıp atıldı. Düzenin bağnaz burjuvaları, kendi balkonlarında, sarhoş bir başıbozuk asker tarafından kurşuna dizildi… ve bütün bunlar, mülkiyet, aile, din ve düzen adına yapıldı.” Burada bunlara gerek kalmadı; bunlar “Doğu’lu Burjuvaydı.” Esnaflıktan gelme adamlar.
Burjuva basın da diktatöre muhalefet edemezdi. “Burjuva gazetecilerinin, Bonaparte’ın gasp isteklerine karşı yönelttikleri her türlü saldırı için ve basının, yürütme gücüne karşı burjuvazinin siyasal haklarını savunmak üzere yaptığı her türlü girişim için, burjuva jürilerinin verdikleri ağır para cezaları ve duyulmadık hapis cezaları, yalnız Fransa’da değil, tüm Avrupa’da genel bir şaşkınlık yarattı.”
Halâ yaratıyor!
“Kraldan çok kralcı”, büyük ve “küçük” çanak yalayıcılar… “burjuvazinin parlamento-dışı kitlesi, cumhurbaşkanına kul olan tavrıyla, parlamentoyu horlayışıyla, kendi basınına gaddarca kötü davranışıyla, burjuvazinin yazan ve konuşan kısmını, politikacılarını ve fikir adamlarını, kürsülerdeki sözcülerini ve basınını ezmeye, mahvetmeye çağırıyordu Bonaparte’ı ki böylece.. hükümetin koruması altında güvenle özel işlerini takip edebilsin.”
Aynen devam!

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI