Davut Hırsız Ev Sahibini Bastırır!..

Bir yetkili politikacının basın toplantısını ve açıklamalarını dinledim biraz önce.

Tek düşüncem şu oldu: Demek politikacılık denen şey böyle bir şey dedim kendi kendime. Bunlardan öğrenmek gerek politikacılığı…

Sana karşı düzenlenen bir mitinge giden insanlar bombalanarak havaya uçurulduğu, yüzden fazla ölü olduğu halde hiç gözünü kırpmayacaksın. Hiçbir vicdan muhasebesi yapmayacaksın. Hiçbir sorumluluk hissine kapılmayacaksın. Sakın ha! Böyle insani duygulara kapılmaz politikacı dediğin. Her türlü duygusal etkiden uzak duracaksın. Hiçbir insani endişe ve duyarlılığı yanına yaklaştırmayacaksın. İki dirhem bir çekirdek giyinip “basın mensuplarının” karşısına çıkacaksın. Elbette öncesinde, sana soru soracak “mensubu” ayarlamayı, soracağı sorunun içeriğini ulakların aracılığıyla ulaştırmayı unutmadan. Bir politikacı böyle şeyleri asla unutmaz. Asla ihmal etmez. Onun beyni bir bilgisayar gibi çalışır. Emir-komut; tıklama; favoriye alma; komut verme; yedeğe alma; delete yapma; search yapma; sörf yapma; bilgi depolama vb vb. Böyle şeyler insanın ruhunu üzmeden yerine getirilebilir. Ruh –eğer varsa – özellikle böyle zamanlarda susmalıdır. Ona bir çocuk muamelesi yapmak en iyisidir. “Sen sus bakayım! Sen anlamazsın! Hadi git uyu! Hı hı tamam tamam! Yarın bakarız! Büyükler konuşurken ayak altında dolaşma… vb.” Her politikacının bir ruhu olduğu oldukça tartışmalıdır ama olanlar da ruhlarına böyle davranırlar. Ruhlar “büyükler”in işine karışmamalıdır. Çünkü bu ruh denen şey, aynı zamanda kadın gibi duygusaldır. İnsanın iradesini zaafa uğratır. Çelik gibi bir iradenin ve acımasızlığın gerektiği yerde bir kadın gibi gereksiz sulugözlülük yapar. Bu yüzden, bir politikacının ruhuyla asla işi olamaz, ona asla kulak asamaz. Ya da en iyisi ruhunu terbiye etmesi, onu kendisi gibi zalim bir ruh haline getirmesidir. Bunu becerebilirse o zaman keyfine diyecek olmaz. En acımasız olunması, en büyük yalanların göz kırpmadan söylenmesi gereken anlarda terbiye edilmiş ruh kulağına fısıldayacaktır onun: “Az bile söyledin. Canına oku onların. Yerin dibine geçir. Söylemediklerini söylemişler gibi yap. Yalan diye bir şey yoktur. Sen ne söylüyorsan gerçek odur ya da gerçek o olmak zorundadır.” Ruhunu böyle eğitebilen politikacılar gerçekten talihlidir. Lüzumsuz çıkışlar yapacak bir ruhu susturmaya çalışmak yerine onu ek bir güç olarak kullanabilirler.

Böylece kameraların karşısına çıkarsın. Artık bir kere öğrenmiş ve iyice kafana yerleştirmişsindir. Gerçek, senin söylemek zorunda olduğun şey değil, senin söylediğin şey gerçeğin kendisi olmak zorundadır. Devletler böyle yönetilir, yalanla. George Orwell’in 1984’ünde ne deniyordu: “Hürriyet esarettir”. Bunun tersini kim iddia edebilirdi ki? Öyleyse sen de büyük bir özgüvenle bombalananların aslında kendileri tarafından bombalanmış olabileceğini ima edebilirsin. İma edersin, çünkü bu aşamada daha fazlasını söylemek bu sefer seni zor duruma sokabilir. Bazı münasebetsizler nereden biliyorsun ya da kanıtın nedir, gibi gereksiz sorular sorabilirler. O zaman da makul bir cevap veremezsin onlara. Gerçi makul bir cevap vermen gerekiyor mu, o da tartışılır. Milyonların beynine dünyanın en büyük yalanlarını gülen bir maskeye benzeyen kıpırtısız yüz hatlarınla şırınga ettikten sonra varsın birileri seni tutarsızlıkla ya da kanıtsız suçlamada bulunmakla eleştirsin, ne olacak ki. Önemli olan o anda insanların kafasında en olmadık şeyler konusunda bir kuşku yaratabilmektir.

İşte bu da politikacının en büyük özelliklerinden biridir. Söyle ve geç. Söylediklerin yalan da olsa birilerinin kafasını bulandırıyorsa, “önemli bir devlet adamı” olarak sözlerine değer vermeye, hatta doğru olarak kabul etmeye hazır milyonların kulağına en büyük yalanları sok, gerisi önemli değil.

Bir politikacının en önemli özelliği, kendine güvenidir. Kendine güvenmesi için gerçekte hiçbir neden olmasa da. Yahut, güvenmemesi, aslında kendine bakıp titremesi ya da gülmesi veya yalnız başına kaldığında suratına bir tokat indirmesi için çok neden olmasına rağmen her daim kendine güven duygusunu ayakta tutması ya da en azından ayakta tutuyormuş gibi davranmasıdır. Sarsılmayan lider, basiretli politikacı böyle olur işte! Dünyanın en büyük hakikatini açıklıyormuş havalarda dünyanın en büyük yalanını hiç yüzü kızarmadan, sesi katiyen titremeden, gözleri sabit bakışlarını aslı yitirmeden bir robot gibi konuşabilmenin adıdır politikacılık. Bu arada ölenlere rahmet dilemeyi de unutmayacaksın tabii!

Politikacı, en büyük bölücü olduğu halde hasımlarını bölücülükle suçlayabilen; en büyük terör aygıtının başındayken önüne geleni terörizmle suçlayan; kendisi siyasi muarızlarının mitingine en insafsızca bir saldırı yapıldığı için en azından zan altındayken siyasi muarızlarına ima yollu “terörist destekçisi” iftirasını yapabilen; böyle bir günde polemiğe girmek istemem dediği halde, ama diyerek polemiğin allahını yapan, en olmadık suçlamaları anında savuruveren, bütün partilerin liderlerine sesleniyorum dedikten sonra, işi ketempereye getirip bir partinin liderini bunun dışında tuttuğunu açıkça ifade etme yüzsüzlüğünü gösterme yeteneğine sahip olan kişidir. Bu yüzden politikacı büyüktür, yani yalancının ve itirafçının en büyüğüdür.

Kısacası politikacı, eğer varsa ya da hâlâ kalmışsa, vicdanını ustalıkla susturabilen ve ortalığı pisliğe buladıktan sonra, büyük devlet adamı pozlarında dönüp, otomatik olarak açılıp kapanan kapıdan büyük bir vakarla çıkıp gitmesini bilen kişidir.

Sonra da gece yatıp, ertesi gün işine kaldığı yerden devam etmek için enerji toplamak üzere mışıl mışıl uyuyacağı yatağına gönül rahatlığıyla uzanabilen kişidir. O, bütün ev sahiplerini bastıran yavuz ve davut bir hırsızdır.

Gün Zileli
10 Ekim 2015
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI