Stalinist Tarih Yazımının Yöntemleri

Mesele dergisinin Ağustos 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Stalinist tarihçiyle Stalinist sorgucunun yöntemleri arasında çok büyük benzerlikler vardır. Hatta Stalinist tarihçinin, yöntemlerini esas olarak Stalinist sorgu polislerinden aldıklarını bile ileri sürebiliriz. Bu iki meslek erbabının temel ilkeleri aynıdır: Hayali kurguya dayanan Büyük Yalan’ı gerçeğin yerine koy ve gerçekmiş gibi ısrarla savun. Bu temel ilkeyi sorgucu ve tarihçi nasıl hayata geçirir? Bunların üzerinde duralım.

Birincisi, sorgucu, başlangıçta kimsenin inanmayacağı bir kurguyu sanığın önüne bir suç olarak getirir ve tersini ispat et, der. Sanık, doğal olarak Büyük Yalan üzerine inşa edilen suçunu inkâr eder ama suçsuzluğunu ispat edecek kanıtı bulamaz. Çünkü hayali bir suçun gerçekliği ispat edilemeyeceği gibi gerçek olmadığı da ispat edilemez. Dolayısıyla isnat edilen suç havada asılı kalır. Bir süre sonra da olmadığı ispat edilemeyen bir suç olarak “gerçeklik kazanır”.

Örnek verecek olursak; sorgucu, sanığın yabancı devletlerin istihbarat örgütleriyle bağlantı içinde olduğunu ileri sürer ve sanıktan bunun böyle olmadığını ispat etmesini ister. Sanık bunun doğru olmadığını söyler ama kendini destekleyecek bir kanıt bulamaz. Çünkü olmayan şeylerin kanıtları da olmaz.

Stalinist tarih yazımı da aynı yöntemi uygular. Gerçeklikte olmayan bir şeyi olmuş gibi ileri sürer ve tersi kanıtlanmadıkça bu gerçeğin kendisidir, der. Örnek verecek olursak, Stalinist tarih, Troçki’nin bir Alman ve Japon ajanı olduğunu ileri sürer ve tersini ileri sürenlerden kanıt ister. Bunun tek kanıtı, Alman ve Japon istihbarat örgütlerinin Troçki’nin ajanları olmadığını ileri süren bir belge ortaya koymalarıdır. Kaldı ki, böyle bir belge ileri sürseler bile aslında bu, Troçki’nin onların “ajanı” olduğunun göstergesi olarak alınabilir. “Bakın gördünüz mü, kendi ajanlarını nasıl korumaya çalışıyorlar” denir. Kaldı ki, hiçbir istihbarat örgütü böyle bir karşı kanıt ileri sürmez zaten.

İkincisi, polis sorgucusu da, Stalinist tarihçi de kimsenin inanmayacağı yalanları büyük bir özgüvenle ve en büyük gerçekmiş gibi öne sürmekte ustadırlar. Bilirler ki, yalanlar ısrarla ve büyük bir özgüvenle her yerde tekrarlanırsa bir süre sonra insanlarda bir “gerçeklik” duygusu yaratırlar.
Örneğin sorgucu, ifade almaya, “karşıdevrimci faaliyetlere girişmenize yol açan etkenler…” diye başlar. Yani ona göre sanığın karşıdevrimciliği tartışılmaz bir gerçektir. Tartışılması gereken nokta, bu karşıdevrimciliğe nelerin yol açmış olabileceğidir. Eğer sanık bu temel saptamaya itiraz edecek olursa, sorgucu şaşırmış gibi yapıp, “evet ama bu herkesin kabul ettiği bir gerçek” der. Sanıkla, onun karşıdevrimciliğinin gerçekliği üzerine asla tartışmaya girmez. Bunu o kadar ısrarla uygular ki, sanık da bir süre sonra kendi karşıdevrimciliğini doğal bir şeymiş gibi benimsemeye başlar.

Stalinist tarihçi de buna benzer bir yöntem uygular. Örneğin ona göre anarşizmin ya da Menşevizmin karşıdevrimciliği artık kanıtlanmış, tartışma götürmez bir gerçektir. Bu yüzden bu tür akımların karşıdevrimci olduğunu apiori olarak ileri sürer ve bu konuda asla tartışmaya girmez. Bu tür akımların sözünün geçtiği her yerde “karşıdevrimci” tabirini de son derece doğal bir şeymiş gibi isimlerinin başına ekler.

Üçüncüsü, sorgucu polisin ifadeyi parça parça alması gibi, Stalinist tarihçi de kendi tezlerini parça parça ortaya koyar. Önce sorgucunun yöntemini görelim.

Sorgucu, karşısına getirilen sanığa “bay X’le şu zamanda görüşmüşsünüz” der. Sanık bunu reddeder. Bunun üzerine sorgucu saf bir tutum takınarak, “yani onu tanımıyorsunuz, öyle mi?” diye sorar. Bunun üzerine sanık, “öyle bir şey demedim, tanıyorum elbette” der. Bunun üzerine sorgucu, “tanıdığınıza göre en azından bir kere görüşmüş olmalısınız” der. “Evet” der sanık. Bunun üzerine sorgucu, bir kâğıda sadece “Bay X’le görüştüm” diye yazar ve sanığa bunu imzalatır. Sanık bu kadarcık bir şeyi imzalamakta sakınca görmez. Ertesi gün sorgucu, sanığa, “Bay X’le sadece bir kere mi görüştünüz” diye sorar. Sanık, “hayır, zaman zaman görüşürdük elbette, çünkü aynı dairede çalışıyorduk” cevabını verir. Bunun üzerine sorgucu, sanığa şu ifadeyi imzalatır: “Bay X’le çalıştığım dairede zaman zaman görüşüyorduk.” Ertesi gün sorgucu, sanığa, “Troçkist Bay X’le görüştüğünüzü kabul ettiğinize göre bize neler konuştuğunuzu da söylersiniz” der. Sanık, “genel şeylerden” diye cevap verir. Bunun üzerine sorgucu, sanığa, “Troçkist Bay X’le çalıştığım dairede bir araya gelip hareketin genel sorunları üzerine özel görüşmeler yapıyorduk” diye bir ifadeyi imzalaması için ısrar eder. Böylece ifade eklene eklene uzar gider ve uzun bir emek sonucunda ortaya, sanığın kesinlikle tanıyamayacağı bir itiraf çıkar.

Stalinist tarihçinin de bu yöntemden bir şeyler öğrendiği kesindir. Stalinist tarihçi tarih yazımında ek yaftalar yapıştırma yöntemiyle metni “zenginleştirir”. Örneğin, “Troçki” demez de “karşıdevrimci Troçki” der her seferinde. Bu kullanımı yeterince kabul ettirdiğini düşündüğü bir noktada, “karşıdevrimci istihbarat örgütlerinin ajanı Troçki” diye tanımlamalarını çoğaltır durur.

Dördüncüsü, sorgucu tezlerini ileri sürerken kurbanını gevşetebilmek için gevşek ifadeler kullanır. “Belki” gibi, “olabilir gibi”, “sanki” vb. gibi. Yani aslında kesin bir kanıya sahip değildir de, bir takım ihtimaller düşünüyor havası verir. Kısa süre sonra sanık bu “belki”lerin içine düşer. “İhtimal budur ya”. “Belki, olabilir” der. Bunu dediği an sorgucu birden gevşek ihtimalleri bırakıp kesin ifadelere geçerek avının boğazına yapışır.

Stalinist tarihçi de zaman zaman bu yönteme başvurur. Tezlerini ileri sürerken, yumuşak, gevşek ifadelerle yaklaşır okuyucuya. Böylesi bir “liberalizm”le gevşeyen okuyucunun zihnine “ihtimallerini” akıtır ve ardından “ihtimaller” hızla kesinlik kazanır. “Belkiler” “mutlak”a, “sankiler” “kesinlikle”ye dönüşür.

Beşincisi, sorgucu aslında elinde hiçbir kanıtı olmadığı halde sanığa güçlü kanıtları varmış da o anda açıklamayı doğru bulmuyormuş gibi bir tavır takınır. Aslında belki böyle kanıtları hiç yoktur, blöf yapıyordur ya da kanıt dediği şey, başka sanıklardan alınmış itiraflardan ibarettir. Ama sorgucu eli çok güçlüymüş gibi bir poz takınır daima.

Stalinist tarihçinin de en önemli özelliklerinden biri sahip olduğu kerameti kendinden menkul tarihi yalanları dünyanın en büyük gerçekleriymiş gibi ileri sürmesi ya da böyle gerçeklere sahipmiş ve eli çok güçlüymüş gibi bir hava takınmasıdır. Kısacası Stalinist tarihçi insanları ideolojik terör yoluyla etkisi altına almaya çalışan şirretin biridir.

Ekte bu şirretlerden biriyle yapılan bir tartışmayı bulacaksınız.

http://www.gunzileli.com/2013/12/04/buyuk-temizlik-buyuk-kirlilik/

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI