ogürsel / İKİ SORUN, ÜÇ İDEOLOJİ. YOL AYRIMI; DİKTATÖRLÜK ya da ÖZERK BÖLGELER

A. Tocqueville 1789 Devrimi ile sonlanacak toplumsal süreçleri inceliyor. 1850’lilerde yazdığı “Eski Rejim ve Devrim” kitabında 1775 yılında önerilen reformların uygulanılmasındaki güçlüğü anlatmak için, “sanki her biri de ayrı idare talep edecek olan üç farklı kilise-çevresi vardı. Güçlük, çözümsüzdü” yazmış.
“Çözüm” verili toplumsal koşullar-yasalar içinde gerçekleşemedi ve 1787’de istenildiği gibi olamadı ve devrim gerçekleşti.
Bugün bizde de “3 parça, 3 ayrı cumhuriyet” istiyor; sorunlarımız “verili koşullarda” çözümsüz!
Bu “üç parça” birbirleriyle aynı dili konuşur görünseler de, anlaşamıyorlar. Konuşulan sözcükler aynı harflerle yazılıyorsa da algılanmaları aynı değil. Kendilerine ait “paradigmasal akıl” süzgecinden geçerken, çok farklı, hatta karşıt anlamlar ediniyor. Örneğin 19. yy sonrası içeriğini-anlamını almış özgürlük ve dogma sözcükleri “1. parçanın” sözlüğünde yok! Bilinen, evrensel anlamı ile yazılı değil. “Özgürlük, dinimizin emirlerini, geleneklerini hiç bir kısıtlama olmadan, evde, sokakta yaşamak; devletin de bu arzuya hizmet etmesi…”
Bu “verili koşullarda” iletişim, farklı paradigma, yani, farklı dünya görüşü taşıyanlar arasında bir “sağırlar diyalogu” yalnızca. Ve bu nedenle politika giderek salt şiddete, güce dayalı bir “biçime” bürünüyor. “Türkler büyük, Kürtler küçük ulustur; dilleri de önemsizdir. Türkçe eğitimden taviz verilemez. Kendilerini yönetemezler çünkü…”
Biliyoruz; toplumsal süreçlerde “çözümsüzlük” yok! Çözümsüz görünen tıkanmışlığı ya bir “devrim” çözer veya iç savaşa sürüklenilir. Her koşulda kargaşa/devrim öncesinde ya da sonrasında diktatörlükler kaçınılmazdır.
***
Ülkemizde son 100 yıldır TC, ciddi toplumsal sorunlarını çözemiyor; çözme sürecine girecek gibi yapıyor; yarı yola gelinmeden ortalık karışıyor; çözümsüz meseleler birikiyor; karşılıklı suçlama geleneği ile karşılıklı nefret büyüyor! 100 yıllık Laik-Dinci siyaset çatışması halâ “çözümsüz” olarak ortada duruyor. Son 25 yılı savaşla yaşanmış 100 yıllık Kürt meselesi yine 100 yıl önceki yöntemle çözülmeye çalışılıyor; bu sorun da “verili koşullarda” çözümsüz görünüyor!
Bugün ülkemizde de 1775 Fransa’sında görüldüğü gibi “3 ayrı idare talep eden”, birbiriyle uzlaşmaya niyetli olmayan 3 ideoloji/çıkar grubu var.
1. Sağcı, muhafazakâr, Türk İslam sentezci, mezhepçi siyaset. Kendi içinde azınlık radikallere teslim olmuş. Oy oranları % 60’ı geçer.
2. Kentli, seküler, liberal, Modernizasyon yanlısı, “sol” siyaset (% 30’un altında)
3. Etnik haklarının kabulünü ve Yerel Özerklik talep eden Kürt’ler. (% 10 civarı.)
Önce şunu tespit etmeli; siyasal mücadelede yaşanılan “uzlaşmazlık”, öncelikle ideolojik değil! Salt “fikir ayrılığı” ile kimse birbirini öldürmez! Kavgayı sertleştiren, ülke zenginliğinden almak istenilen payın korunması veya artırılması; ideoloji, bu arzuyu gizleyen maske.
İktidarı ele geçirmek üzere yola çıkan parti-ideoloji, en azından toplumun çoğunluğuna seslenir; herkese, her şeyi vaateder; “Herkes için adalet” diye haykırır. Gücü eline geçirdiğinde kendi tarafını “besler!”
Hep aynı hikâye. Çıkar ve ideoloji, muhalefet döneminde, harekete geçirdiği bireylerde ve yığınlarda karışık-karmaşık duygu ve “tinsel” uyaranlarla gelişir, büyür. Ancak iktidar tümü ile ele geçtiğinde, “maskelere” ihtiyaç kalmaz; birer, birer düşer; ideoloji her zaman işe yarasa da ayrıca “para sayma makineleri” ile paylaştırılan ulufelere ve polis-asker terörüne de ihtiyaç kaçınılmazdır.
Andığımız “3 parçanın” hiç biri ülkeyi zenginleştirerek ortak refahı büyütmeye dair umut taşımıyor. Bunu nasıl yapacağını bilmiyor! Aç gözlü, talancı siyaset erbabı, iktidarı eline geçirerek öncelikle kendi yandaşlarını “doyurma”, yalnız kendi adamlarını zenginleştirme amacı ile particilik yapıyor-du! Bugüne dek “sırayla” yapılan “parti-iktidar-yağma” anlaşmasını, son iktidar “tanımıyor”; hep kendi yağmalamak istiyor! Bu kolay değil; özel yöntemler, “cin işi” entrikalar, yap-boz ittifaklar gerekiyor. “Gereği yapılıyor!”

“STANDART PROSEDÜR”; İTTİFAK-SIRTA BIÇAK…
Başından beri iktidar “İttifak-Sırta Bıçak” yöntemi ile gücünü bir çok kez tahkim etmişti. Sol liberaller, Fethullahçılar, “Yetmez ama Evetçiler” ve Kürtler… (DYP-ANAP ittifakına da dışarıdan bıçak!) Ta ki 2013’e dek. 2013 Haziranında önce İktidar yöntemine ait meşruiyeti sonra 7 Haziran 2015’de de yasal çerçeveyi kaybetti. N’olamazdı!
“Eski TC’ye” ait “bölünmez” refleksler taşıyan kitleler, iktidarın yeni Anti-Kürt politikaları karşısında “oha falan” oldular! “Sırtına yediği bıçakla” çok kan kaybetmişlerdi; şimdi aynı iktidarın “kan transfüzyonuna” şükran duyarlar mıydı? Üslubundan, yönteminden, kurumları-yasaları yozlaştırmış geçmişinden, anti seküler dayatmacı politikalarından tiksinenler bile, süregen hastalıkları “Kürt allerjisi” nedeniyle, siyasî pozisyonlarını yeniden gözden geçirecekler miydi?
“Yahu adam sonunda anladı galiba!”
Anlıyordu; iktidar ya da bir parçası olma tutkusu ile yanıp tutuşanları gayet iyi tanıyordu. Bu karakterlerin, saplantı ile bağlı olduğu sevgilisinin yalanlarına inanmak isteyenler gibi davrandığını, her zaman kolayca ve defalarca aldatılacağını anlamıştı.
***
Hayatını nefret üzerine kurmuş çok insan var bu ülkede; en üst “orun” dahil! Kendine ait mutluluğu olmayan-bulamayanlar, başkalarının mutsuzluğundan beslenir. Örneğin bir parti, ideolojisini yalnızca Kürt Halkına ve isyanına -ARTIK İKİSİ AYNI ŞEYDİR- duyulan nefret üzerinden kurabilir mi? Artık bu ikisini birden karşına alarak bu ülkede “eski tip”, Türk Ulusçu politika izlenebilir mi? Bu politika ancak “gözünü kan bürüyerek” uygulanabilir! Böylece deneniyor.
Hayatını nefret üzerine kurmuş olanlar, bu duyguyu her ideolojiye kolayca “monte” edebilir ve böylece daha da “güçlü” bir ideoloji yaratır; yalnızca yıkım, yozlaştırma, öldürme gücüdür bu. Bu gücün hayata geçmesinin ayrılmaz bileşeni, standart “prosedürüdür”; “ittifak-Sırta Bıçak” yöntemi. İktidar kiminle ittifak yaptı ise sırtından bıçaklanmış cesedi yol kenarında bulundu.
***
Ümmetçi-halifelik arayan zihniyet, uzun zamandır seküler-Laik, Laik-Milliyetçi, sol, demokrat vatandaşlarını DÜŞMAN, yerlisi ile birlikte komşu ülke Sünni Arapları “KARDEŞ” sayıyor. “Ümmet” yalanlarına kanmayan, ulusal-insanî haklarını önemseyen, kendi partisine güvenerek, “başkan aday adayına” biat etmeyen Kürtler “bir kaç gün” içinde nasıl düşman
ediliverdiler? Bu keskin dönüşün arkasında yatan kişisel, vahşi hesapların “rasyonel” açıklamaları 18. yy’a ait “Kutsal Devlet-İktidara” ait paradigma aklı ile mümkün; öyle de yapılıyor.
YA DİKTATÖRLÜK, YA YEREL-ÖZERK YÖNETİM
Laik/Seküler, Modernizasyon yanlıları “acilen” geçmişi ile hesaplaşmak zorunda.
Hayat 1920’lerde olduğu gibi değil.
Anımsayın, N. Erbakan demişti;” Atatürk Refah Partili olurdu!” Rahmetli palavracıydı; ardıllarını görünce bugün daha sevilesi oluveriyor; kuşkusuz o bile muhaliflerine bu denli acımasız, bu denli riyakâr davranmazdı.
Bildiğim, sezdiğim kadarıyla bence genç M. Kemal, bu koşullarda bugün yaşasaydı, HDP’li olurdu! İttihat-Terakki geleneğinden de geldiğini de anımsayalım!
Çünkü 1920’lerin M. Kemal’i önce Laik-Seküler, sonra “Modernite yanlısı” ve en sonunda tüm bunları gerçekleştirmek üzere, bir “YÖNTEM” olarak Türk Milliyetçisiydi! Padişahlık, Halifelik, M. Kemal’in avucunun içindeydi; buruşturup, çöpe attı; arkasından tükürdü! Bugün onun çöpe attığını oradan alıp, bağrına basmak, edinmek isteyen zihniyete Kemalistler destek verebilir mi?
Verirlerse eğer bu salt kendi dar, çıkarları, ikballeri içindir. Bir uydurulmuş ideoloji olarak “Atatürkçü’dürler!” Bilinir, örneğin bu ülkede K. Evren de “büyük Atatürkçü’lerdendi!”
M Kemal 1789 Fransız Devrimi hayranıydı! Laik, seküler siyaset; kadına pozitif ayırım; Modernite hayranı; bilim, fen’den yana dayatma! Yani bugün HDP’nin “asgarî” programı.
Kaldı ki, HDP daha da fazlasını söylüyor; “Ekolojik Komünal Toplum”.. . İçini ne kadar doldurabilir; yüzlerce yıldır unutulmuş, geleneklerine sığınarak yaşamış, hep ezilmiş, aşağılanmış bu ulus ile bu “büyük” iddialar mümkün mü? Bilim-teknoloji üretemeyen bir toplumsal örgütlenme için bu “hayaller” fazla değil mi? Ama M. Kemal de “iddialarının” içini ne kadar doldurabildi; ne zaman yenildiğini anladı?
Bir parti olarak değil, “söylem” olarak HDP, Türkiye’li aydınlanmacı, seküler, demokrat, “solda duran” insanların birlikte yürüyebilecekleri, henüz yolu, izi olmayan, yalnızca yön olarak tayin edilen bir sürecin başlangıcı olabilir mi?
“Ekolojik Komünalizm” olsun, olmasın -bu çok uzun vadeli bir hikâye- bir başlangıç olarak, Türkiye’de KÜLTÜREL olarak ayrılmış, ekonomisini döndürebilecek 30-40 kültürel-kent demokrasileri, yerel-federal özerk bölgeler, Merkezî İktidar diktatörlüğünün seçeneği görünüyor. (Trakya, İstanbul, İzmir, Antalya-Muğla, Adana, Mersin, Diyarbakır, Hatay-Antep-Urfa vb…)
3’ü de kendine, 3 ayrı cumhuriyet isteyen 3 ideoloji, 2 büyük sorunu “demokratik” Merkezî İktidar modeli ile çözemeyecek; bu çözümsüzlük, son 13 yılda AKP ile bir kez daha kanıtlandı. Çünkü meseleler, “paradigmatik!” İki sorunun da kökleri yüzlerce yıl önceye dayalı. Bu ideolojik ayrılıklar ve ekonomik çıkarlar ancak 1. parçaya ait paradigmanın Diktatörlüğü tarafından, polis-asker “paketlemesiyle”, “derin dondurucuya” yatırılır. Denenen de budur.
***
Bir bölge “kendi” partisine % 80 oy veriyorsa o “Millet İradesine” saygı duyulmalı. Demek “böyle” hissediyorlar!
HDP büyüdükçe PKK küçülecek; HDP küçüldükçe PKK büyüyecektir. HDP siyaseti etkinleştikçe, PKK siyaseti gerileyecektir. İstenilen bu değil mi?
Ve biliyoruz; savaşı isteyen İktidardır… Halkına verecek bir şeyi kalmayan iktidarlar, ömrünü uzatmak için her zaman savaşa ihtiyaç duyar; yüzde 13 oy almış Kürt Siyasetinin, savaş istediğine kim inanır! “Kadir İnanır” bile!

Aynı evde sürekli dövüşerek yaşamak yerine, kapıları bakışan “dairelerde” yaşamak herkes için daha “geliştirici”, “mutluluk verici” olacaktır.
Son 65 yılın 60 yılında “Muhafazakâr” partiler iktidarda. Bu ülkede Demokrat, sol, Sosyalist, Seküler insanlar, Kürtler, Aleviler hep aşağılanmış, işkence görmüş, öldürülmüş, hapislerde süründürülmüş. AKP de aynı devletin, aynı geleneğin devamı olduğunu kanıtlamıştır.
Bugün bu ülkenin üretim faaliyetinin “akıl” emek motorunun belki % 70’inden fazlası Liberal, sol, Seküler, kentli, Modernizasyon sürecine dâhil insanlardır. Üretimden kopuk yığınlara dayalı popülist sağ siyasetler ülke siyasetine hakimdir.

Bu ülkenin demokrat, “Aydınlıkçı-modernizasyon” yanlısı”, “ilerici”, Laik/Seküler ve yurtsever insanları gündelik siyasetin ötesinde düşünmek zorunda. Karşılarında ne insanî, ne siyasî, ne tarihsel, ne dinsel, ne evrensel hiç bir ahlakî ilkesi olmayan bir siyasî yapı var! Kazanmak için söylemeyeceği yalan, işlemeyeceği cinayet, gerçekleştirilemeyecek bir katliam, verilmeyecek bir söz, edilmeyecek bir yemin, el basılmayacak bir kitap yoktur. Alternatifi de yok!
ETNİK OLARAK DEĞİL, KÜLTÜREL OLARAK YEREL FEDERALİTE-ÖZERKLİK…
EMEK-İNSAN-KENT-ÇEVRE TEMELLİ İDEOLOJİSİZ SİYASET!
Birbirimizi öldürerek “fethedilecek” kentler yerine, “dünya görüşünün” gerçekten işe yaradığını bir diğerine kanıtlama imkânı veren, özgür, özerk kent-bölge yönetimlerinden söz ediyorum.
Yaşadığı kenti, dağı, ağacı, ırmağı önemseyen; yönetime katılan ve sorumluluk alan insanların yaşadığı “ayrı” bölgelerle yeniden birleşecek bir ülkeden…
Merkezî iktidarı ele geçirmeye dayalı siyaset mücadelesinde bu ülkede çoğulcu, uzlaşmacı kültürel diyalog hiç olmadı; anlaşıldı. Olmayacak!
Yerine ne konulacak?
Zaman daralıyor; diktatörlük her parçayı parçalayarak, bir diğerine kırdırarak yol alıyor.
Olur da HDP “halledilirse”, sıra CHP’ye gelecektir! CHP bu işi kendi başına yapabilecek yetenekte olsa da yardım edeceklerdir!
————————————————-

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI