Diktatörün Planları Yürürlükte…

Diktatör, AKP’nin tek başına iktidarını sağlamak için şu planı izledi ve halen izlemekte:

Birincisi, MHP’nin HDP alerjisini (CHP ve HDP’nin hataları üzerinde hiç durmayalım) kullanarak TBMM başkanlığını ele geçirdi.

İkincisi, HDP’yi köşeye kıstırmak ve MHP’yi tam anlamıyla müttefiki yapmak üzere bir terör kampanyası başlattı. Bu terör kampanyasıyla, halkın teröre karşı AKP iktidarının çevresinde birleşmesi sağlanacak, CHP ise tarafsızlaştırılacaktı. Baş hedef ne PKK ne de IŞID’dı (çocuklar bile yutmadı IŞID’ın hedef alındığını). Baş hedef, HDP ve özel olarak da Selahattin Demirtaş’tı. Eğer kampanya başarılı olursa Selahattin Demirtaş terörle bağlantılı gösterilip içeri atılacak, ardından da HDP’nin kapatılması için düğmeye basılacaktı.

İlk terör eylemlerini (Suruç, Ceylanpınar) doğrudan “MİT’in fedai timleri” gerçekleştirdi. Bu arada PKK da devreye girdi. Silahlı mücadelenin en yoğun olduğu 1990’larda bile böylesine acil bir kampanya yürütmemiş olan PKK’nin bu aculluğu nereden geliyordu? Besbelli ki, PKK ile bilmediğimiz kanallardan bir anlaşmaya varılmıştı. Hükümet, PKK mevzilerini bombalamak gibi göstermelik bir işe girişirken ve olanca gücüyle HDP’ye ve Demirtaş’a yüklenirken Abdullah Öcalan’ı da parlatmaya girişti. Yalçın Akdoğan, “Öcalan sizi eline geçirse bir güzel sopaya çeker” bile dedi ve böylece hükümetle Öcalan’ın bu süreçte yan yana olduğu açıkça ilan edildi. Daha da dikkat çeken, AKP diktatörlüğünün, şiddet eylemlerine giriştiğini inkâr etmeyen PKK’den çok, terörü kınayan ve her fırsatta barışı savunan HDP’ye yüklenmesiydi. Burada da niyetin “bağcıyı dövmek” olduğu apaçık gözlenmekteydi.

Bugün yürütülen şiddet eylemlerine baktığımız zaman at izinin it izine karıştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Artık hangi eylemi MİT yaptı, hangisini PKK yaptı, ayırt etmek iyice zorlaşmıştır. Malazgirt garnizon komutanının öldürülmesi olayıyla sanırım Erzurum’da bir başçavuşun öldürülmesi olayı birbirine çok benzemektedir. Her ikisi de, şu tesadüfe bakın ki, arabalarının bozulması sonucu, arkalarından gelen ekipler tarafından kurşun yağmuruna tutularak öldürülmüştür. Bu iki cinayetin tam da MİT tarzı olduğunu söyleyebiliriz. Ama diğer cinayetlerde aynı şeyi söylemek için bir netlik yok. Bunlar MİT’in cinayetleri de olabilir PKK’nin cinayetleri de. Böyle vahim bir durumu PKK yöneticileri ne kadar değerlendirebiliyorlar acaba?

Bu, yabancısı olduğumuz bir durum değil. 12 Eylül öncesinde patlayan bombaların, taranan kahvelerin, işlenen cinayetlerin yarısı sağ veya sol örgütlere aitse, yarısı da MİT’e aitti. Dizginsiz terörü yoğunlaştırma yoluyla 12 Eylül’ün taşlarını döşemişlerdi.

Üçüncü adım, körüklenen HDP düşmanlığı sayesinde iyice müttefikleri haline getirdikleri MHP’yi, 7 Haziran seçimleriyle kesilen bacaklarının yerine takma bacak olarak kullanıp bir AKP-MHP koalisyonu ya da MHP destekli bir AKP hükümeti kurarak bir yıl içinde yeniden seçimlere gitmektir. AKP, CHP ile koalisyon falan kurmayacaktır. Eğer böyle bir şey olacağına inanan CHP’liler varsa onlara derin uykularından bir an önce uyanmalarını söylemek zorundayım.

AKP-MHP hükümetinin temeli TBMM Başkanlık seçimiyle atıldı ve duvarları başlatılan terör kampanyasıyla örülmekte. Bülent Arınç, geçmişteki “barış süreci”ne ilişkin “özeleştiri” yaparak MHP’nin ayaklarının altına kırmızı halıyı sermiş bulunmaktadır. Gerçekten de devlet adamı ya da devletin adamı olan (MİT’in adamı diye de okuyabilirsiniz) ismiyle müsemma Devlet Bahçeli, şu anda vatan kurtaran aslan pozlarında, muzaffer bir komutan edasıyla bu kırmızı halının üzerinden iktidar merdivenlerine tırmanmaktadır.

Kısacası önümüzde, AKP ve MHP’nin ayaklarını oluşturduğu (bir ayak takma da olsa) parlamenter bir faşizm dönemi var.

Bu parlamenter faşizmin sunağına yatırılan kurban ise HDP. Çünkü HDP, AKP’nin tek başına iktidar olmasını önleyen başlıca amil olmuştur. O zaman, AKP ve diğer sağcı güçler açısından, kurban edilmeyi de hak etmiştir. Bu bir yıllık dönemde, plana göre, HDP şu veya bu şekilde devre dışı bırakılacak (en güçlü ihtimal kapatmak), başkanı ve milletvekilleri hapse atılacak, Kürdistan’da fiili OHAL ilan edilerek insanlar baskı altına alınacak, hatta 1990’larda olduğu gibi sürülecek, ülke çapında da baskı iyice yoğunlaştırılacaktır. Böylece bir yıl sonraki seçimde, HDP engelinden kurtulmuş AKP tek başına iktidara geleceğini umut etmektedir.

Elbette devrimci ve özgürlükçü güçler de bu zaman zarfında armut toplamayacaktır. Özgürlük için büyük bir seferberlik, Gezi ruhuyla büyük bir direnişle karşılanacak faşizm.

Üç siyasi güce ise söylenecek özlü bir şeyler var.

PKK, eğer düşündüğümüz gibi, AKP ile gizli bir anlaşma içinde değilse, derhal tek taraflı ateşkes ilan etmeli, özsavunma çizgisine çekilmeli ve AKP’nin oyununu açığa çıkarmalı, MİT’in provokatif eylemlerinin iyot gibi açığa çıkmasını sağlamalıdır. Eğer bunu yapmaz, bugünkü tavrını sürdürürse, ne yazık ki, Saray’ın, AKP’nin ve MİT’in gizli işbirlikçisi olduğu sonucuna varacağız.

HDP, terör eylemlerine karşı sesini daha gür bir şekilde yükseltmelidir. Demirtaş’ın Parti Grup Meclisi’nde yaptığı konuşma çok iyiydi. “Saray’ın gladyo güçleri” diyerek hedefi tam 12’den vurdu. Ayrıca Ceylanpınar vb. cinayetlerini açıkça provokasyon olarak nitelemesi ve kınaması da yerindeydi. Bununla birlikte, HDP’de bu konuda hâlâ bir tutukluk göze çarpmaktadır. Sanki bu eylemleri net bir şekilde kınarsa hükümetin yürüttüğü lafta “anti-terör” kampanya şarlatanlığına alet olmuş gibi bir duygu olabilir bunun nedeni. Doğrusu bu kadarını anlayabilirim ama terör kampanyasını diktatörlüğün örgütlediği ve yürüttüğü gerçeği apaçık ortada duruyorsa bu konuda sakınımlı ve çekingen bir tutum takınmak bir ölçüde düşmanın oyununa gelmek, en azından düşmanın oyununu bozmakta tutuk davranmak anlamına gelir. HDP, bu noktada iktidarın oyunlarını bozguna uğratacak daha net bir tutum takınmalıdır. PKK’ye ne kadar ateşkes ve savunma taktiği öneriyorsam HDP’ye de o ölçüde oyunları boşa çıkaran bir politik saldırı taktiği öneriyorum.

CHP ne yapıyor allah aşkına? Gerçekten bir koalisyon ortaklığı umut ediyor olabilir mi? Sanmıyorum. CHP, bir yandan yanı başındaki ulusalcıların ve MHP’nin baskısıyla (Ulusal Kanalın, CHP’li milletvekillerini, “neden HDP’nin kapatılmasına karşı çıkıyorsunuz” diye sigaya sekmesi; Bahçeli’nin “HDP’li rolü oynayan CHP’lilerden” söz etmesi boşuna değildir) HDP’nin yanında gözükmekten çekinirken bir yandan da ılımlılığa prim vereceğini sandığı kamuoyuna ılımlı bir görüntü vererek puan toplayacağını düşünüyor bence. Özgürlüklerin böylesine tehlike altında olduğu, ülkenin göz göre göre bir iç savaşa sürüklendiği, devlet ve hükümet kaynaklı provokasyonların alıp başını gittiği bir dönemde ılımlılık oyunu sadece ve sadece provokatörlerin elini kolunu serbest bırakır.

Bir fizik kuralıdır. Soğuk havaya ılık hava katarsanız, ortalık ılınmaz, sadece ılık hava soğuk hava tarafından emilir; keza sıcak havaya ılık hava kattığınızda ortalık serinlemez, sadece ılık hava sıcak hava tarafından soğurulur.

Soğuğu ancak sıcakla kırabilirsiniz. Sıcağı da soğukla. Yani ılımlılık, var olmamaya ya da yok olmaya eşittir.

Gün Zileli
31 Temmuz 2015
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI