Karartmaya Karşı…

Eskiden hava saldırısı ihtimaline karşı karartma yapılırdı. Sanırım artık bu yöntem iyice demode olmuştur. Yine de bunu konu alan, Rıfat Ilgaz’ın Karartma Geceleri romanı bugün de zevkle okunacak bir romandır.

“Karartma” kavramı, mecazi anlamda da kullanılır. Kamuflaj anlamına da gelebilir. Bir şeyi gizlemek istiyorsanız onun olduğu yerleri karartırsınız, üstünü örtersiniz. Toplumsal savaşta da karartma, çok sık kullanılan bir savaş taktiğidir.

Savaşlar, iktidarların ülke içindeki karartma taktiklerinde en önemli unsurdur. Bir diktatörlük ya da iktidar içerideki uygulamalarını, taktik adımlarını karartmak istiyorsa savaş bunun için biçilmiş kaftandır. Bir “ulusal galeyan” ve “birlik” havası içinde bütün dikkatler “dış düşmana” çekilerek içerideki operasyonlar ve uygulamalar için gerekli karartma sağlanmış olur. Bazen de bunun tersi olur. Dışarıda operasyonlara hazırlanan bir iktidar, iç sorunlarına gömülmüş gibi bir taktik uygulayarak yapacağı saldırıyı karartır.

Bu taktikleri en iyi uygulayan diktatörlerden ikisi Hitler ve Stalin’dir. Hitler, içerideki diktatörlük uygulamalarıyla dış saldırı hazırlıklarını, kimi zaman da dışa karşı savaş hazırlıklarına dikkatleri çekerek içerideki Yahudi katliamlarını vb. karartmıştır. Stalin de öyle. Dış tehdidi abartarak içerdeki Büyük Temizliği olabildiğince ustaca gözlerden saklamış ve aynı zamanda bu temizliğin dış tehdite karşı zorunlu olduğunu ileri sürmüştür.

Bugün de buna benzer bir durum yaşıyoruz. AKP iktidarı 7 Haziran seçimleriyle tek başına iktidarı kaybederek son derece zor bir duruma düşmüştür. Aslında onun bütün dikkati, ne dış tehdit ne de bir başka şey üzerinde yoğunlaşmıştır. Onun bütün hesapları, yeniden tek başına iktidarı nasıl elde edeceği üzerindedir. Bütün hesaplarını bunun için yapmaktadır. Son Suruç katliamı, ardından Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi ve şimdi de “IŞID’la savaş” senaryosu, AKP iktidarının tek başına iktidar planlarının uygulanması için büyük fırsatlar sunmaktadır. Dün başlayan “IŞID mevzilerinin bombalanması” senaryosu, AKP diktatörlüğünün içeride iktidarı yeniden tek başına ele geçirmek için atacağı adımlar için büyük bir karartma sağlamaktadır. Herkesin dikkati “dış düşman”a çevrilmişken ve AKP iktidarı “ulusal çıkarlarımızın” bekçisi rollerine bürünürken bu karartmadan azami ölçüde yararlanma yoluna gidecektir. “Dış düşman”a karşı 5 bin polisle başlatılan iç operasyon bunun ilk adımıdır. Sözde IŞID’a karşı operasyon başlatan iktidar, fırsattan istifade, ilk darbeyi DHKP-C’ye ve Kürt ulusal hareketinin taraftarlarına indirmeye girişmiştir. Keza Cumhurbaşkanı da yaptığı konuşmada demokratik haklarını kullanmak isteyenleri ve HDP’yi tehdit etmeye başlamıştır.

“Ulusal davalar” çok tehlikelidir. “Ulusal dava” adı altında ezilen her zaman iç muhalefet olmuştur. Bu yüzden, bir kısım muhalefet aklını kısa yoldan başına devşirmeli ve bu “ulusal dava” ve “ulusal birlik” havasından kendini kurtarmalıdır.

AKP diktatörlüğünün planları ortadadır. Bir savaş kabinesi oluşturacaklar. Bu savaş kabinesi, dışarıda birkaç bombardıman ve sınır önlemiyle (bu arada Suriye’ye girmeyi de planlıyor olabilirler; bir taşla iki kuş) birlikte içeride “zecri tedbirlere”, yani baskı önlemlerine başvuracaktır. Büyük bir ihtimalle, HDP ile “terör” arasında bağlantılar kurulacak ve HDP köşeye sıkıştırılmaya çalışılacak, bunun da ardından kapatma davaları gelecektir. Ve seçimlere, bu “savaş” koşullarında, savaş kabinesinin diktatörce uygulamaları altında gidilecektir. Böylece AKP, hem “ulusal davanın” önderi rolünden yararlanacak, hem de rakiplerini bu savaş ortamından yararlanarak bastırmış olacaktır. Pazar günü Taksim’de yapılacak Büyük Barış Yürüyüşü’ne karşı bizzat Cumhurbaşkanının ağzından yöneltilen tehditler bu uygulamaların ilk işaretleridir.

Demir Küçükaydın’ın Suruç’la ilgili yazısını biraz önce okudum. Neyse ki aklı başında insanlarımız tükenmemiş. O da PKK’nın üstlendiği eylemi son derece yanlış bulduğunu belirtmiş ve PKK bu eylemi gerçekten üstlenmişse derhal özeleştiri yapmalıdır demiş. Doğrusu bu yazıyı okuduğumda, Demir’le aramdaki fikir ayrılıkları ne olursa olsun kuşağımla övünmekten kendimi alamadım. Önerisine tamamen katılıyorum. PKK yol yakınken derhal attığı yanlış adımı geri almalı ve açıkça özeleştiri yapmalıdır.

Her türlü karartmaya karşı uyanık olalım. Bela dışarıda değil, içeride. Aşağıda değil, yukarıda. Açıkçası bugün tek bela var, o da iktidar.

Gün Zileli
24 Temmuz 2015
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI