MİT Vuruyor, Yandaş Medya Kurguluyor…

Dün İMC kanalında Cengiz Çandar, Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesini PKK’nin gençlik örgütünün üslenmesi karşısındaki şaşkınlığını ifade etti. Gerçekten de şaşırtıcı. Böyle bir zamanda böyle bir eylem yapar mı PKK? Şaşkınlığımızı bir yana bırakarak düşünelim biraz.

Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim; bence hem Suruç katliamının hem de Ceylanpınar cinayetlerinin arkasındaki örgüt, birincisinde IŞID, diğerinde PKK’nin gençlik örgütü taşeron olarak kullanılmış olsa da, MİT’tir.

Suruç’tan başlayalım. IŞID esaslı bir cinayet ve katliam örgütüdür ama Türkiye içinde, Kobane’ye gidecek gençlerin nerede, ne zaman toplanacağını, ne zaman basın toplantısı yapacağını tespit edip, buna göre anında canlı bombayı hazır edecek kadar güçlü ve profesyonel bir istihbarat örgütüne sahip olduğunu hiç tahmin etmem. Elbette canlı bomba IŞID’ın adamıdır ama ona bu hedefi gösteren ve gerekli istihbaratı sağlayan örgüt kim ola ki? Bu, bana öyle geliyor ki, olsa olsa MİT olabilir. Bazıları konuyu saptırmak için CIA’dan veya başka batılı ülkelerin istihbarat örgütlerinden de söz ediyor ama bu mantıksız. Çünkü bu örgütlerin böyle bir eylemden çıkarı yok ama AKP’nin istihbarat örgütü MİT’in var. Nasıl mı? Buna yazının ikinci yarısında döneceğim.

Gelelim Ceylanpınar’da iki polisin enselerinden vurulup infaz edilmelerine. Son derece profesyonel bir cinayet. Ayrıca hiç PKK tarzına benzemiyor. Bunu bir yana bırakalım. Böyle bir eylemin Kürt ulusal hareketinin aleyhine olduğu açık değil mi? Peki o zaman PKK bunu neden yaptı ve neden alelacele “biz yaptık” açıklamasında bulundu?

Geçmişte, KCK’nın legalleştirilmesi döneminde KCK’ye ne kadar çok MİT ajanı sızdırıldığı malum. Öyle ki, KCK’ye karşı operasyonlar başlayıp örgüte sızmış MİT ajanları da tutuklanınca bu ajanların bir kısmı MİT’ci olduklarını açıklamak zorunda kalmıştı. Görev icabı açıklamayanlar da cabası. Ama esas önemli olan bu değil. İstihbarat örgütleri, legal ya da illegal her türlü örgütün içine sızarlar. Örgütün buna iyice cevaz verdiği zamanlarda daha da çok sızarlar. Fakat MİT’in bir takım eylemlerine cevaz veren, örgütün o dönem kurduğu paradigmadır. PKK örgütü, yaklaşık on yıldır paradigmasını AKP ile işbirliği, bu partinin iktidarıyla ortaklık üzerine kurmuştu. Bu paradigmanın önünde engel oluşturan pürüzler, Sakine Cansız ve yoldaşları cinayetinde görüldüğü gibi, PKK-MİT ortak operasyonlarıyla ortadan kaldırılmıştı.

Fakat son bir yılda hesaba katılmayan bir durum çıktı ortaya. Kürt ulusal hareketi, HDP ve eş genel başkanı Selahattin Demirtaş aracılığıyla, İmralı’nın ve Kandil’in istekleri hilafına bir çizgi izlemeye başladı. Bu eğilim, on yıldır izlenen AKP ile işbirliği çizgisini dinamitleyip AKP diktatörlüğünün karşısında tavır aldı ve son seçimlerde izlediği tutumla AKP diktatörlüğüne dur denmesinde tayin edici bir rol oynadı.

Aslında İmralı, HDP’nin seçimlere bağımsız olarak girmesini teşvik ederek AKP’ye el altından 50 milletvekili vaat etmişti. Bu hesaba göre, HDP barajı geçemeyecek ve HDP’nin kaybettiği 40-50 milletvekili AKP’nin hesabına yazılacak, hatta belki de böylece AKP tek başına anayasayı değiştirecek ve başkanlık sistemini oluşturacak bir çoğunluğu bile sağlayacaktı. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Yelkenlerini Türkiye’de esen özgürlükçü rüzgârla dolduran HDP ve Selahattin Demirtaş, “seni başkan yaptırmayacağız” ve “AKP ile hiçbir şekilde ittifak yapılmayacağı” yönündeki açıklamalarıyla PKK’nin on yıllık paradigmasını bozarak AKP diktatörlüğüne dur dedi.

Bu, AKP için tahmin edilenden bile büyük bir yenilgiydi. İktidarını koalisyonla sürdürmek zorunda kalmak bir bacağını kaybedip tek bacakla yürümek gibi bir şeydi. Üstelik suça böylesine batmış bir parti, iktidarı asla paylaşamazdı. O zaman yeni bir plan kurdular.

Neydi bu plan? Bir yandan samimi olarak koalisyon kurmak istiyormuş gibi bir tavır takınarak orta sahada top dolandıracaklardı. Diğer yandan da daha bayram öncesinden bütün “ağır toplarıyla” erken seçim kampanyasını başlatacaklardı. Evet ama, normal koşullarda erken seçimin değişik bir sonuç getireceğine gerçekten inanıyorlar mıydı? Onların da ortalama bir zekâya sahip olduklarını düşünürsek buna inanmış olmaları mümkün değil. O zaman? O zaman bu “normal koşullar” değiştirilirdi. Yani ne yapılırdı? AKP’nin tek başına iktidar olmasının önündeki baş engel olan HDP kapatılır ve seçimlere öyle gidilirdi. HDP’yi kapatmak için de gerek IŞID, gerekse “PKK” aracılığıyla terör tırmandırılır ve HDP’nin terörle bağlantılı olduğu ortaya atılırdı.

Dün hükümet sözcüsü (savcısı mı desek!) Bülent Arınç’ın Suruç patlaması sırasında “tek bir HDP yöneticisinin bulunmadığı”na ilişkin korkunç “iması”nın neyi işaret ettiği ortada.

Kandil’in ve İmralı’nın, HDP’nin kendi iradeleri dışında yükselişinden ve kendilerini gölgede bırakmasından hiç de hoşnut olmadıkları da ortada.

Yandaş medyayı dikkatle izleyin, ne demek istediğimi anlarsınız.

Bütün bunların ardından HDP’nin kapatılması çağrıları gelecektir gündeme.

HDP’yle dayanışma günüdür.

Gün Zileli
23 Temmuz 2015
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI