Diktatörlüğe Dur Dendi!

Kobane’de özgürlük için düşen
Suphi Nejat Ağırnaslı’nın (Paramaz) anısına

Haziran 2015 seçiminin tek sonucu ve galibi vardır: Özgürlük, diktatörlük karşısında kazanmış, AKP diktatörlüğüne dur denmiştir.

Bunun seçimler düzlemindeki net göstergesi, HDP’nin yüzde 13 oranına ulaşarak barajı rahat bir şekilde geçmesi, Meclis’e girmesi ve AKP’nin fazladan 60 milletvekili çıkarmasını önlemesi; AKP’nin 2,5 milyon oy kaybederek yüzde 40 oranına düşmesi; sonuç olarak, bırakın Tayyip Erdoğan’ın başkan olmasını, AKP’nin tek başına hükümet kurmasının imkânsız hale gelmesidir.

İlginçtir ki, dört parti içinde oyu en az görünen parti, oylarını yüzde yüzden fazla artırarak seçimlerden başarıyla çıkmış; oyu en fazla görünen parti ise, bütün iktidar olanaklarına rağmen dokuz puan kaybıyla seçimlerin hezimete uğrayan partisi olmuştur.

Selahattin Demirtaş ve HDP, seçim kampanyasını AKP ve RTE’nin diktatörlüğüne karşı mücadele üzerine kurmanın ödülünü, oyunu yüzde yüzden fazla arttırarak almıştır. Bu oylardan bir kısmı, kendisine karşı net tavır aldığını gördüğü HDP’ye saldırmaya karar veren RTE ve AKP’nin Kürtlere karşı gerçek Türk milliyetçisi ve devletçi yüzünü ortaya koymasının sonucu, daha önce AKP’yi destekleyen Kürt oylarıdır. Diğer bir kısmı HDP’nin baraj altında kalması sonucu AKP’nin fazladan sandalye kazanmasını önlemek isteyen CHP’lilerin emanet oylarıdır. Son olarak, bir diğer kısmı ise, iki yıl önce Gezi ayaklanmasıyla AKP diktatörlüğüne ilk ciddi darbeyi indiren özgürlükçü-devrimci kesimin destek oylarıdır (bu kesimin ağırlığını, getirdiği oydan çok, dönemin özgürlükçü ruhunu temsil etmesi sağlamaktadır). HDP, başarılı bir AKP karşıtı propaganda yürüterek bu kesimlerin desteğini kendine çekmeyi başarmıştır. Elbette bu çizginin sağlıklı bir şekilde uygulanmasında Selahattin Demirtaş’ın başından beri izlediği tutarlı ve kararlı tutumun rolü en başta gelmektedir.

CHP, kendi oylarından yaklaşık yüzde 5’i emanet olarak HDP’ye kaydığı halde önceki seçime göre herhangi bir oy kaybına uğramamıştır. CHP’den HDP’ye yüzde 5’lik bir kayma olmasaydı CHP’nin oy oranı yüzde 30’a çıkacaktı. Bu da aslında CHP’nin oyunu geçen seçime göre yüzde 5 civarında arttırdığını gösterir. Bu bakımdan CHP açısından bir başarısızlıktan söz edemeyiz. Fakat çok büyük bir başarı da söz konusu değildir. CHP, ekonomik programlardan ve vaatlerden beklediği ürünü alamadı. Çünkü genel olarak seçimlerde oy kullanan insanlar ekonomik vaatler nedeniyle tercihte bulunmazlar. Kısaca belirtecek olursak, bir emekli, maaşına zam yapılacağı için değil, tuttuğu partinin başarısı ya da karşıt olduğu partinin devrilmesi için oy kullanır. CHP, bu “ekonomist” yönelimini gözden geçirse iyi eder.

Öte yandan CHP, kendisinden HDP’ye önemli bir miktar oyun kayacağını gördüğü halde kıskanç bir yönelime girip HDP düşmanı bir tutum izlemedi. Gerçi HDP’ye çok sıcak davranmadı ama (karşılığında HDP’nin de CHP’ye pek sıcak davrandığını söyleyemeyiz) düşmanlık da yapmadı. Bırakın düşmanlığı, hatta hayırhah bir tutum takındığını bile söyleyebiliriz. CHP yönetiminin bu hayırhah tutumu, “aşağılara” inildikçe yer yer dostluğa bile dönüştü. Hele seçim sandıklarının başındaki görevliler arasında muhtemel AKP hilelerine karşı bir dayanışma ruhu doğduğu bile söylenebilir. Bu da Şubat ayında ortaya attığımız, “seçimlerde CHP-HDP-BHH ortak hareket etmelidir” sloganının ve açtığımız kampanyanın hayata uygun olduğunu göstermiştir.

BHH, belki de içindeki ulusalcılara yakın kanadın etkisiyle bir oluşum olarak HDP’ye açık destek vermedi ama BHH’nin özünü oluşturan taraftarları bağımsız kampanyalar yoluyla bu desteği fiiliyatta sağladılar. Sonuç olarak Gezi ruhu HDP’ye destek verdi ve HDP’nin başarısına katkıda bulundu. HDP, seçim öncesi yönelimiyle bu katkıyı fazlasıyla hak etmişti zaten.

Bugün AKP diktatörlüğüne direnenlerle, bu diktatörlüğe halen destek verenler karşılıklı olarak yüzde kırka varan oy oranlarıyla kafa kafaya gelmiş bulunmaktadırlar. Özgürlük safındaki yüzde kırk (yüzde 25’lik CHP ile yüzde 13’lük HDP) nitelikli ve yüksek morallidir; karşısındaki yüzde kırk ise niteliksiz ve moralsizdir.

Önümüzdeki dönemde elbette HDP’nin diktatörlük karşıtı yönelimine destek sürdürülmelidir. Bu noktada birbirine zıt iki hataya karşı uyanık olunmalıdır. Birinci hata, HDP’nin içindeki AKP’ye yakın kanada karşı uyanıklığın azalması ve bugüne kadar sürdürülen desteğin eleştirel dozunun azaltılması ya da bir kenara atılması olur. Bugün HDP’nin ihtiyacı alkıştan çok eleştiridir. İkinci hata ise, HDP’ye karşı fazlasıyla septik bir tutumla yaklaşmak, onun her an karşı tarafa geçeceği kuşkusu içinde bulunmak olur. Şunu unutmayalım ki, HDP kendisine verilen desteğin niteliğini görmüştür ve seçimlerden sonra bu desteğe sırtını dönmesi o kadar kolay bir şey değildir. Ayrıca, hiçbir siyasi oluşum, çöküşe giden güçlerle büyük koalisyonlara ve siyasi işbirliklerine girmek istemez. Selahattin Demirtaş’ın seçimden hemen sonra yaptığı ilk konuşma da bunun göstergesidir.

Parlamento ve seçimler devrimcilerin esas mücadele alanı değildir. Yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimlerle gereğinden fazla yorulduk ve daha önemlisi, seçim alanı enerjimizin çok büyük bir kısmını emdi. Bundan sonra mücadele alanlarına, işyerlerine, fabrikalara, mahallelere, köylere, semtlere, kentsel dönüşüme karşı mücadele ortamlarına, kültürel çalışmalara vb. daha fazla ağırlık vermenin zamanıdır.

Not: Kınalıada’da seçim sonuçları dört parti açısından şöyledir:

HDP: 633

CHP: 467

AKP: 366

MHP: 64

Gün Zileli
8 Haziran 2015
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI