Foti Benlisoy / Çağlayan…

Çağlayan…

Çağlayan’daki rehin alma eylemi ve sonrasında polisin gerçekleştirdiği infazın somut siyasal sonuçlarının ne olacağını bugünden söylemek güç. “Provakasyon” edebiyatına alelacele prim vermek de “terörizmi lanetleme” korosuna katılmak da eylemi bir kutsallık halesine sararak tartışılmaz kılmak da sorunlu. Şimdilik sadece, eylemin hükümetin eline siyasal hak ve özgürlüklere yeni ve kapsamlı bir saldırı için ciddi bir koz verdiğini söyleyebiliriz. Bu saldırıyı göğüslemek, olası ve zaten “iç güvenlik” yasasıyla altyapısı da hazır olan bu otoriter yöneliş karşısında meşru ve kitlesel bir savunma oluşturmak bugün acil bir ihtiyaç.

Bu kısa notun konusu bu muhtemel ve kaygı verici gelişmeler değil. Burada kısaca ve kabaca (dolayısıyla biraz karikatürleştirerek) bireysel nitelikli şiddet eylemlerinin toplumsal mücadeleler açısından rolüne dair bazı genel hatırlatmalarda bulunmaya çalışacağım.

Lafı uzatıp vakit kaybetmeyelim:

* Devrimci sıfatını taşıyan eylemlerin,  ezilenlerin özgüven ve cesaretini pekiştirmek, onların (yani hepimizin) kolektif eyleme ve örgütlenme kapasitesini artırmaktan başka hedefi olamaz. Kitle mücadelelerinin ürünü olmayan, bu mücadelelerden kaynaklı özsavunma niteliği taşımayan, kitlelerin gıyabında cereyan eden bireysel intikam eylemleri, “aşağıdakilerin” özgüven ve kolektif gücüne olumlu bir etkide bulunmaz.

* Bir örnekle izaha çalışalım: İşçilerin birleşip mesela patronun çıkarları uğruna onlara hoyratça davranan ustabaşını pataklaması, patronu ya da genel müdürü fabrikada rehin alması, bir kitle şiddetidir. Kitlelerin mücadele ve direnişinin doğal ve aracısız uzantısıdır. Onların kolektif gücünü ve kendine güvenlerini pekiştiren bir özsavunma, bir “karşı şiddet” biçimidir. Herhangi bir örgüt ya da bireyin mesela patronu vurmasıysa işçilerin gıyabında gerçekleşen “bireysel” nitelikli “cezalandırıcı” bir eylemdir. İşçilerin kendi örgütlülüğü ve eyleminin bir sonucu, mücadelenin doğrudan bir uzantısı değildir ve işçilerin deneyiminde olumlu anlamda somut bir değişimi tetiklemez.

* Yani şiddet, kitle mücadelelerinin, toplumsal hareketlerin gücü ve kapasitesiyle orantılı değilse, bu mücadelelerin içinden ve o mücadelelerin savunulması amacıyla doğmuyor ve bizzat kitlelerce uygulanmıyorsa “bireysel” niteliktedir. Bireysel olduğu için de emekçi ve ezilenleri gıyabında, onların irade eve çıkarlarına rağmen gerçekleştirilir. Bu manada kitleleri “kahramanca” eylemlerle ikame etmenin yoludur.

 * Bireysel şiddet esas itibariyle bir temsil eylemidir. Devletin ya da sermayenin acz ve zaaflarını sergilemeyi hedefleyen bir temsil. Sembolik jestler aracılığıyla iş görür, medya aracılığıyla bir mesaj (devletin güçsüzlüğü mesajı) göndermeyi amaçlar. Bu mesajı alan kitlelerin devletin zaaflarının görünür olmasıyla etkileneceği ve eyleme geçeceği varsayımına dayanır. Yani “bireysel şiddet” eylemi, söz konusu “temsili” seyreden ezilenlerle ancak gıyaben ve dolayımlar (medya) aracılığıyla temas eder. Onların gündelik deneyimlerinde somut değişimlere yol açmaz, açmadığı için de çoğu zaman istediği etkinin tam tersini yaratır.

 * Kitlelerin kolektif mücadelelerinin yerine kahramanca feda eylemlerini koyan çizgi, toplumu siyaseten güçsüzleştirir, emekçi ve ezilenleri izleyici konumuna iter, pasifleştirir. Bireysel şiddet eylemleri kitlelerin rolünü onların kendi bilinçlerinde küçültür, onları güçsüzlüklerine tersinden ikna eder, umutlarını bir gün mutlaka gelecek bir kahraman intikamcıya veya kurtarıcıya çevirmelerine yol açar. Bireysel şiddet eylemlerinin etkisi ne kadar artarsa, kitlelerin dikkati o kadar bunlar üzerinde odaklaşır; özeyleme, özörgütlülüğe ve özeğitime ilgileri o kadar azalır.

 * Devrimci sıfatını taşıyan eylemler, kolektif siyasal bilinci ilerletmeyi, kitlelerin siyasal ve sosyal çelişkilere dair idrakinde ileriye doğru bir sıçramayı, berraklaşmayı hedeflemelidir. Karamsarlığı değil, umudu pekiştirmelidir. Emekçi ve ezilenlerin toplumu kendi çıkarlarına uygun bir biçimde değiştirebileceklerine dönük bir kolektif muktedirleşme hissinin önünü açmalıdır. Bireysel şiddet eylemleri genelde böyle bir hissi değil de umutsuzluğu, çaresizliği, acz hissini, sadeleşmeyi değil de kaos ve belirsizlik duygusunu (hatta tedirginliği, korkuyu) çoğaltır. Bugün işyerinizde, mahallenizde etrafınıza bakın, hangi duygunun hâkim olduğunu maalesef göreceksiniz.

 Bir husus net: Berkin’in katillerini açığa çıkartacak ve onların hesap vermelerini sağlayacak tek şey, onun ardından yürüyen milyonların kitlesel adalet arayışıdır. Cenaze günü sokakta olan insanların bu arayışına yol olacak kanalları, Gezi sonrasında açığa çıkan talep ve özlemlerin serpileceği, törpülenen adalet hissinin onarılacağı kolektif mecraları inşa edemediğimiz için hepimiz sorumluyuz. Bu sorumluluğun gereklerini yerine getirmekten, hatayı hızla telafi etmekten başka çaremiz yok.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI