Bölgesel Hegemonya Ayakları…

 

 

Ben bu işlerden pek anlamam. “Ecdad”la falan pek ilgim yoktur. En fazla babamın babası “Zileli Deli Halil”i bilirim. Şeyh Şamil’in Ruslara yenilgisinden sonra, 19. Yüzyılın ortalarında Karadeniz üzerinden büyük Çerkez göçüyle gelmiş anası babası. Ama isimlerini bilmem bile. Anne tarafım da Balkan savaşı sırasında Bosna taraflarından göç etmiş. Kökenleri isyancı tarikat Bogomillere dayanıyor. Sonuç olarak, iki yenik kesimden bir kadınla bir erkeğin birleşmesi sonucu dünyaya gelmişim. “Ecdad”la ilişkim bu kadar. Bunun ötesinde, doğrusunu söylemem gerekirse, yüzyıllarca önce ölmüş bir dinsel şahsiyetten geriye kalan eşyaların ya da mezarının nerede olacağı beni pek ilgilendirmiyor.

Son günlerde çok söylendiği için burada de hemen belirteyim. “Vatan toprağı” gibi saçma bir kavramla da ilgim yok. Benim anlayışıma göre, toprak kimsenin değildir. Daha doğrusu, onun üzerinde yaşayan bütün canlılara aittir, onları besler, barındırır. Bir de Ecevit’i hatırlayarak söyleyecek olursak, “toprak işleyenindir” sloganına da sempatim vardır. Hiç değilse, toprak aidiyetini, onun üzerinde ter döken köylülere, toprak emekçilerine tanımaktadır. Dolayısıyla, insanların doğdukları, büyüdükleri topraklarını, yurtlarını sevmelerini anlarım ama bir devletin çizdiği sınırlarla kaim bir vatan benim için hiçbir şey ifade etmez. Hatta böylesi bir vatan kavramının devletler ve halklar arasındaki kapışmaların, savaşların, dökülen kanların başta gelen müsebbibi olduğunu düşünürüm.

Şimdi, bu işlere aklım ermediği için, şu, Suriye sınırları içinde olup, “vatan toprağı” kabul edilen Süleyman Şah Türbesi etrafında kopan fırtınaya da akıl erdiremiyorum. CHP ve MHP “vatan toprağı” diye şahlanmış durumda. Şahlanmakta onlardan geri kalmayan AKP de yaptığı eylemi kendi lehine tahvil etme gayreti içinde.

Bu tarihi ve vatansal işlere akıl erdiremediğimden, bir başka ülkenin topraklarında bir “vatan toprağı”nın nasıl olabildiğini de anlayamıyorum. Galiba, Osmanlı imparatorluğu yıkılırken Süleyman Şah adlı bir zatın türbesi Suriye toprakları içinde kalmış. Yeni kurulan Türkiye devleti de bu zatın türbesine sahip çıkmak istemiş. Bunun üzerine uluslararası bir anlaşma yapılmış ve Suriye’nin de kabul etmesiyle Suriye topraklarında kalan bu türbe, T.C.’nin ukdesine verilmiş ve türbenin olduğu yer de Türkiye’ye ait kabul edilmiş.

Tamam, bu kadarını anladık da, sonradan başka bazı gelişmeler olmuş. Yani türbenin orijinali galiba çeşitli nedenlerle yıkılmış ve bunun üzerine Türkiye, sınıra yakın bir yerde sembolik anlamda yeni bir türbe inşa etmiş ve Süleyman Şah’a ait değerli tarihi malzeme ve belki de naaşı bu türbeye taşınmış ve orası yine “vatan toprağı” olarak Türk ordusunun denetiminde kalmış.

Şimdi akla şu soru geliyor. Madem ki, tarihi türbenin orijinali yıkıldı, Türkiye devleti, neden hazır yıkılmışken içindeki değerli tarihi ve manevi eşyaları toplayıp Türkiye’ye getirmemiş ve kendi sınırları içinde bir sembolik türbe yapmamıştır da illa bu türbenin Suriye topraklarında kalmasında ısrar etmiştir? Valla benim mantığım bunu almıyor. Aklıma, acaba Süleyman Şahın böyle bir vasiyeti mi vardı, diye bir fikir geliyor ama bu da imkânsız, çünkü o zaman şimdiki halleriyle ne Türkiye vardı ne de Suriye. Demek ki bu tamamen Türk devletinin tasarrufu.

Hadi bunu da geçelim. Son krize gelelim. Türkiye devleti bu operasyonu nasıl yaptı vb. meselelerine girmiyorum, benim aklım ermez. Fakat, Süleyman Şahı ve eşyalarını, hatta belki de naaşını bu kadar seven ve sahip çıkan Türk devletinin bu son krizde, şahın türbesindeki değerli eşyaları alıp Türkiye’ye getirmesi ve  daha güvenlikli bir yerde koruması veya sembolik türbeyi kendi toprakları içinde yeniden yapması gerekmez miydi?

Hayır, böyle yapmamışlar. İlla Suriye topraklarında bir “vatan toprağı” istiyoruz mantığıyla Süleyman Şah’ın eşyalarını ve naaşını yine Suriye sınırları içinde bir başka yere taşımışlar. Giderken sembolik türbeyi de havaya uçurmaktan geri kalmamışlar (yani bunu IŞİD yapsa kızardık). Yeni taşınan yerde “beş yıldızlı” başka bir sembolik türbe yapılacakmış. (Ben Süleyman Şahın yerinde olsam bu taşınma işlemlerine oldukça bozulurdum, yahu insana öldükten sonra da mı rahat yok, diyerek).

Şimdi sorun şu: Bakalım yeni yerde Süleyman Şah’ın güvenliği sağlanabilecek mi? Ya iç savaş oralara da yayılırsa (ki çok muhtemeldir). Üstelik bir de bu yeni yeri yine 40-50 kadar askerle korumak diye bir dert var.

Oysa bütün bunlara ne gerek var. Getirseydiniz Türkiye’ye. Güvenlikli bir yerde, hatta askerlerin beklemesine bile gerek kalmadan, bir türbe bekçisiyle türbeyi koruyabilirdiniz. Üstelik böyle tarihi şahsiyetlere manevi bir yakınlık duyan insanlar da türbeyi daha rahat ziyaret eder, üç kulhuvallah bir elham okurlardı rahmetlinin türbesinin başında.

Ben bu işlerden pek anlamam, dolayısıyla türbenin Suriye’de bir “vatan toprağı” olarak yeniden inşa edilmesindeki mantığı da anlamadım.

Sakın bizim rahmetli Süleyman Şah, Türkiye devletinin bölgesel hegemonya hırslarına alet ediliyor olmasın. Gün gelir, başka bir ülkenin içindeki küçük de olsa bir “vatan toprağı”, o ülkeyi işgal etmemiz için bir sıçrama tahtası olabilir diye düşünmüş olmasınlar sakın. Devlet aklı bu! Ne düşünse, ne yapsa yeridir.

 

Gün Zileli

24 Şubat 2015

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI