Taraf röportajı: Nazi Türkiye’sine Beş Kala

Genel seçimler yaklaşıyor. Bir yanda BHH- CHP- HDP ittifakı tartışmaları yapılırken, diğer yandaysa taraflar birbirine yüklenmeye devam ediyor. Türkiye’den bir SYRİZA’nın neden çıkmadığını, Türkiye solundaki problemin ne olduğunu, AKP’ye karşı bir blok oluşmazsa seçimden sonra neler yaşanacağını Türkiye solunun önemli isimlerinden Gün Zileli’ye sorduk. Zileli, aralarında Eşber Yağmurdereli’nin de olduğu bir grup aydınla birlikte BHH- CHP ve HDP’nin AKP’ye karşı ittifak kurması için imza kampanyası başlattı.

Genel seçimler yaklaşıyor… Neden bir SYRİZA da Türkiye’den çıkmıyor?

Her toplumun kendi koşulları ve yaşadığı farklı süreçler var ancak SYRİZA’yı gören insanlar, “Bizde neden aynısı olmuyor” diye soruyorlar, ben bunu haklı bir tepki olarak görüyorum. Bu soru Türkiye’yi olumlu yönde harekete geçirebilir. Yunanistan’da Çipras’ın da önünde çok sıkıntılı bir süreç var olsa da, her şeye rağmen SYRİZA ve İspanya’daki PODEMOS toplumsal bir umuttur. Türkiye’de SYRİZA’nın bir muadili yok ama onun yönelimine benzer tutumlarda olan örgütler vardır muhakkak yoksa da yaratabiliriz.

Neden olmasın? Neden olmuyor o zaman?

BHH, HDP ve CHP Türkiye’nin SYRİZA’sıdır demek istemiyorum ama bu birleşim Türkiye’de de Yunanistan’daki gibi bir dalga, yaratabilir. Alışılmış istatistikleri ve oy oranlarını da alt üst edebilir. Kim derdi ki; Yunanistan’da bir blok partisi yüzde 2, 3 alırken birden 35’leri görecek. Bu aslında toplumun özleminin, toplumsal bir dalgaya dönüşmesi. Bizde de aynısı olabilir çünkü ihtiyaç var.

Nedir bu ihtiyaç?

Türkiye 13 yıldır AKP tarafından yönetiliyor. Bu süreçte adım adım yerleştiler iktidara ve bugün de İç Güvenlik Yasası ile artık tamamen zirve noktasına yerleştiler.

Zirveden kastınız ne?

Bence faşizmdir. “Kaşkol takan insana şu kadar, elinde sapan olanaysa bu kadar sene ceza vereceğiz” demek; faşizm olduğunu söylemeye yeter. Türkiye’de iktidarda faşizme talip olan bir güç var. Bu güç yıllardır, yani Gezi öncesinde ve sonrasında da adım adım bunu fütursuz bir biçimde uyguladı. Burada yüzde 50’ye yakın oy alan iktidar partisinden bahsediyoruz.

Bu, Türkiye’nin yarısının da faşizme talip olduğu anlamına mı geliyor?

AKP’ye oy veren herkesin bunu istediğini düşünmüyorum. Statükodan, alternatif olmamasından ve en önemlisi de oportünist bir tutumla; “Ben günburadan nasıl nemalanırım” gibi bir bakış açısıyla destekliyorlar. Toplumda yarı yarıya bir bölünmüşlük var. Toplumun yarısı, AKP iktidarına ve onun getirdiği faşist baskı ve yasaları kabul etmiyor hatta direnmek istiyor. Bunun en güzel örneği de Gezi hareketiydi. AKP’yi istemeyen yüzde 50, global olarak söylemek gerekirse; Aleviler, Kürtler, işçiler, üniversite öğrencilerinin bir çoğu, LGBTİ’lerden oluşuyor. Bu kitleyi temsil eden bazı güçler var. Alevilerin çoğunu CHP temsil ediyor. Kürtlerin çoğunuysa HDP… Diğer saydığımız muhalifleri de kısmen BHH’nin temsil ettiğini varsayabiliriz. Tabloya bu noktadan baktığımızda, tüm bu güçlerin birliğinde büyük bir fayda görüyorum ben. Birlik derken, programatik ya da parti birliğinden bahsetmiyorum. Bir cephe, blok, birlikte hareket etme…

Evet…

Ben Türkiye’nin durumunu 1933 Almanyası’na benzetiyorum. O süreçte Komünist Parti’nin altı milyon seçmeni, bir milyon da üyesi vardı. Keza onun kadar güçlü olmasa da Sosyal Demokrat Parti’nin de büyük bir seçmen kitlesi bulunuyordu. Hitler’in aldığı oy oranı yüzde 40 civarındaydı. Eğer bu iki güç bir ittifak ya da bloklaşma yapabilseydi; Hitler’in iktidarını önleyebilecekti.

Erdoğan bu bloklaşamama sorunundan dolayı çok mutlu olmalı…

Erdoğan, muhalefetin birbirine muhalefet etmesinden çok memnun…HDP ile CHP birbirini yerken, suçlarken AKP yeniden iktidarı eline alıyor. Ancak bir yandan da AKP bloklaşmadan çok korkuyor. Bakın, soldan gelip de AKP cephesine geçenler arasında ilk yazıyı Oral Çalışlar yazdı. Çalışlar, bloklaşmayı tiye alan bir tarzda “Pardon! HDP, CHP ittifakı mı” diye de başlık attı. “Bu aslında HDP, CHP ve Cemaat ittifakıdır” diyerek, oradan vurmaya çalıştı. AKP’nin Çalışlar’a bu yazıyı yazdırması ittifak olasılığından çok rahatsız olduğunu ve kesinlikle böyle bir birleşimin olmasını istemediğini gösteriyor.

Peki, siz böyle bir ittifakın olabileceğine inanıyor musunuz?

Ben bunun gerçekleşebileceğini pek düşünmüyorum. BHH değil ama en başta CHP ve HDP yöneticileri böyle bir şeye yanaşmaz. Kendi dar parti çıkarları ve politik hesapları bunu engeller.

Sağlıklı bir bakış açısı mı bu?

Sığ istatistiki bilgilerle oy hesabı yapıyorlar. Bizden kaç oy eksilir mantığıyla bakıyorlar. Bu aynı zamanda toplumsal muhalefet ve faşizme karşı direnme bilincinin de olmadığını gösteriyor. Böyle yaparak AKP’nin ekmeğine yağ sürüyorlar, farkında değiller. Bu yüzden SYRİZA örneği çok önemliydi çünkü bu tür oy hesapları yoktu. CHP de değişmek zorunda. Biz ittifak önerirken, kimse birbirine laf etmesin veya hataları görmezden gelin demiyoruz ki. Bilakis kıyasıya eleştirsinler. Eleştiri ve birbirinin yanlışını düzeltmek; bir ittifak olacaksa onun sağlığını ortaya koyar. Eğer dediğim şekilde olmazsa partiler, “milletvekili şirketlerinden” öteye gitmez.

Anlamadım…

Hani çok önemli bir filme gitmek istersin de gişede izdiham olur ve kapıda uzun kuyruklar oluşur. Kapılar açıldığında da insanlar akın akın içeriye girerler. Milletvekillerini ve partilerini ben buna benzetiyorum. Bütün siyasi partilerin, toplumsal dertleri olmayan birer “milletvekili şirketi” olduğunu düşünüyorum.

Türkiye solu SYRİZA’nın zaferinden bir ders çıkardı mı sizce?

Olumlu etkisi oldu ama fazla iyimserliğe kapılmamak ve hemen ders çıkarıldığını düşünmemek lazım çünkü bu sorunlar Türkiye solunun biraz da genlerine işlemiş bir durumda. Tartışmayı bilmiyor, hemen sertleşiyoruz. Gerçi toplumsal gelişmeler her şeye gebedir, bir anda ortam değişebilir. Bakın, daha önce kimse Gezi diye toplumsal bir isyanın olabileceğini aklına getirir miydi? Birbirinin gözünü oyan gruplar orada kardeş gibi hareket etti. Hatırlarsınız sembol bir fotoğraf karesi vardı; elinde Türk bayrağı olan bir kızla, BDP bayrağı olan bir çocuk elele gazların arasından geçiyordu. İşte bu fotoğraf karesi, şu an tam da içinde bulunduğumuz durumu özetliyor; ortada yoğun bir gaz var ve elele tutuşup o gazın içinden geçmemiz gerekiyor.

HDP bu zamana kadar bağımsız adaylarla meclise girdi. Son zamanlarda Kürt siyasi hareketinin AKP ile gizli hesaplar yaptığı da konuşuluyor. Siz, HDP’nin parti olarak seçime girmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Herkesin kafasında çeşitli kuşkular beliriyor, benim de öyle. Ancak puslu havada yapılan değerlendirmelerin çok sağlıklı olacağını da düşünmüyorum. Elbette partiler veya örgütler siyasi hesaplar yapıyordur. HDP’nin parti olarak seçime girmesinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde alınan yüzde 9’luk oy oranının etkisi olduğunu da düşünüyorum. Ancak şunu da ıskalamamak gerek; Demirtaş’a verilen oylar ödünç oylar ve onların önemli bir kısmı tekrar CHP’ye kayacak. Cumhurbaşkanlığı seçiminde barajın ucuna kadar gelen HDP’nin, genel seçimlerde bunu zorlamak için hamle yapması da bir taraftan hakkı. Ancak ben HDP yönetiminin CHP ve diğer sol partilerle bir blok oluşturması taraftarıyım.

Peki, neden yapmıyorlar?

Bırakın öneride bulunmayı, bunu duymaya bile tahammülleri yok. Orada Aleviler var, çok önemli bir kitle var diyorsun, “Tamam o zaman bizi gün-zilelidesteklesinler” diyorlar.

Türkiye’de bütünlükçü demokrasinin temeli atılmazsa, AKP ile yürütülen çözüm sürecinin yalnızca Kürtler için demokrasi getirebileceğini düşünüyor musunuz?

Böyle bir şey olamaz tabii ki. Kürtler buna inanıyorsa bu aymazlıktır. Kürt hareketinin kaderi, Türkiye’deki bütünsel özgürlük ve demokrasi hareketinin kaderiyle ortaktır. Kürtler kendine bundan ayrı bir kader çizmeye çalışıyorsa eğer ki ben öyle olmadığını ummak istiyorum- bu çok yanlış bir politika. Üstelik burada en büyük hüsranı Kürt hareketi yaşar, ezerler. Şunu da anlamaları lazım…

Neyi?

Kürt hareketi bugün kendini meşrulaştırma noktasına geldiyse bunda Türkiye’deki genel özgürlükçü ve sol hareketin önemli bir rolü var. Kendi verdikleri mücadelenin tayin edici rolü de elbette vardır ama böyle bir kibire kapılmaları doğru olmaz. Ayrıca Kürt siyasi hareketi politikasını Öcalan’ın serbest kalması üzerine kuruyorsa bu da büyük bir hata. Sadece buna odaklı kısır bir politika izleyemezsin.

Niye izleyemez?

Kürt halkı Öcalan demektir yanlış olur ve bu politika yaklaşan faşizmin de her türlü dalaverayı çevirmesine zemin hazırlar.

12 yıllık süreçte Kürt siyasi hareketinin AKP’ye karşı yeterince muhalefet ettiğini düşünüyor musunuz?

Hiç etmiyor değiller. Zaman zaman çok sert muhalefet ettiklerine de şahit olduk. Özellikle de Kobani meselesinde ortalık çok alevlendi. Esas temel paradigma özgürlük ve demokrasi üzerine kurulu olmadığında, müzakerelere odaklandığında; dengeler, “Aman muhatabım değişmesin”, kaygıları gibi birçok lüzumsuz şey giriyor araya. Kürt siyasi hareketinin; asıl çözüm sürecinin, aslında toplumsal özgürlük ve demokrasi mücadelesiyle mümkün olabileceğini artık anlaması gerek. “Muhatabım değişmesin” kaygısı dediniz ama hatırlarsınız; Kobani protestolarının yaşandığı süreçte muhatap alınan hükümetin yetkilileri, yaşanan olaylardan ve hayatını kaybedenlerden Selahattin Demirtaş’ı sorumlu tutmuştu… Bu tek taraflı bir şey değil. İki tarafın da birbirine bağımlılığı var. Hükümet ile Kürt siyasi hareketini ikili ilişkilere benzetiyorum ben. Birbirlerinin gözünü oyarlar, tam “Artık bunlar bir daha barışmaz” diyecek olursun, ilişkilerini yürütmeye devam ederler. Bir bakarsın Sırrı Süreyya Önder sarılmaya gider, bir bakarsın Selahattin Demirtaş Erdoğan’ı alkışlar.

Peki, ya CHP?

CHP’de de Kürtlere karşı bir kucaklama ve ılımlı bir yaklaşım yok. Genel olarak CHP’nin, “Biz Kürtlerin sorunlarına sahip çıkıyoruz. Onların özgürlük davalarına olumlu bakıyoruz” diyerek bir yaklaşım göstermesi gerekir. Ancak tabandan aldığı oyları kaybetmekten ve ulusalcıların tazyikinden korktuğu için bu tür küçük hesaplar yapıyor. Siyasi parti politikası dediğimiz şey aslında büyük bir oportunizm yığını olarak gözüküyor. Dengeleri gözet ve oy hesapları yap gibi… O zaman da hiçbir yere kıpırdamayan yarı felçli bir fil çıkıyor ortaya.

Bir seçim ittifakının yapılmadığını ve HDP’nin de barajı aşamadığını varsayalım… Türkiye’yi o zaman ne bekliyor?

Hiç iyi şeyler beklemiyor. Şu an dokunulmazlıklarından dolayı dava açamadıkları Kürt milletvekillerini içeri bile atabilirler. Alper Taş’ın da belirttiği İslami faşizm durumu var mesela bir de… 13 yıllık süreçte iktidarın neler yaptığını gördük. Bence seçimden sonra daha kısa sürede, dev adımlar atacaklar. Bir kere iktidarın bölgesel hegemonyacı olduğunu unutmamak gerekiyor. Bölgede çok büyük silah, ve güçyatırımları var. Böyle bir gücün önünde barajlar oluşturulmazsa, ülke içerisinde yapmayacağı şey yok. Benim kafam hile hurda işine pek basmaz ama önceki mahalli seçimlerde bazı ayarlamaların yapıldığı söyleniyordu. İddialar kolayca konuşabildiğine göre iktidar bu yollara bile başvurabilir. İktidara karşı “Yok canım olur mu, o kadar da yapmazlar” diyebilecek bir kanaatimiz yok.

Türkiye solu AKP’ye neden bu kadar sessiz kaldı?

Türkiye solu her dönem baskıya uğradı, hapishanelere tıkıldı, işkencelerden geçirildi. Ancak AKP, iktidarının ilk yıllarında değişik vaatlerle geldi. AB dedi, Avrupa benzeri bir sosyal demokrasi anlayışı dedi, liberalleşmiş eski solcuları algı aygıtı olarak kullandı. Türkiye solu da bunlara kandı ve uyudu. Hepimiz kandık bunlara, hatta ben “Ya bunlar CHP’den daha ılımlı galiba” filan diye de düşünmüştüm.

TUNCA ÖĞRETEN

tuncao@gmail.com

Twitter:@tuncaogreten

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI