Trendler…

İnsanlık, 200 yılı aşkın bir zamandır, 1789 Fransız Devrimi’nden bu yana, toplumsal kaderini değiştirmek, sömürüden kurtulmak ve özgürlüğe kavuşmak için çeşitli yollar denemekte.

Önce Fransız Devrimi örneğinden hareketle ani kent ayaklanmaları yolu denendi. Bu ayaklanmalar kısa süreli başarılar kazansalar da düzenin orduları tarafından kan dökülerek bastırıldı.

Bundan sonra 1917 Sovyet Devrimiyle yeni bir yol denendi ve bu yol neredeyse 70 yıl boyunca ana devrim trendi oldu. Bu çığırı açan, Lenin’in önderliğindeki Bolşevik Partisi oldu. O güne kadar devrimler, düzenin güçleri tarafından hep zorla bastırılmıştı. Bu düzen güçlerinin karşısına, en az onlar kadar örgütlü ve silahlı bir başka güçle çıkılmalıydı ki, iktidar alınabilsin ve daha önemlisi korunabilsin. Bu deney, iktidarın alınması ve korunması anlamında başarılı oldu. Ne var ki, bu sefer iktidarı alan ve koruyan güç, yani partinin bizzat kendisi yozlaşıp zorba bir güç haline dönüştü ve devrimi içerden çökertti.

Bolşevik modelinin başarısızlığı (ve rejimin bizatihi Sovyetler Birliği’nde çökmesi) üzerine 1990’lardan itibaren yeni bir deney ön plana çıktı: “Öncü”süz ayaklanmalar ve direnişler dönemi böylece başlamış oldu. Bu dönemin ilk dalgası, 1995-2005 yılları arasında yükselen anti-küresel hareketti. London June18 ve Seattle’la atılıma geçti, Genova direnişiyle zirvesine vardı ve 11 Eylül 2001’de ikiz kulelerin vurulmasının ardından ABD’nin başlattığı büyük saldırıyla sönüşe geçti. Buna rağmen geride önemli bir mücadele mirası, toplumsal birikim ve potansiyel ile birtakım örgütlenmeler (Dünya Sosyal Forumu gibi) bıraktı.

“Öncü”süz ayaklanmalar döneminin ikinci dalgası, 2010’lu yıllarda, Güney Avrupa (İtalya, İspanya, Yunanistan, Arnavutluk), Kuzey Afrika (Tunus, Mısır, Libya) ve Ortadoğu (Yemen, Suriye) halk ayaklanmalarıyla geldi. Bu ayaklanma dalgasının Müslüman ülkelerdeki kültürel karşılığı oldukça zayıf olduğundan ve kapitalist-emperyalist ülkelerin (özellikle ABD, Fransa, Almanya ve İngiltere) hayati çıkarlarını korumak için ayaklanma olan bölgelere fiili müdahaleleri, ayaklanmaların kısa sürede kanlı iç savaşlara evrilmesine yol açtı. Böylece ayaklanmaların büyük kısmı, daha iktidara bile gelmeden yozlaşıp karşıdevrime dönüştüler.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, 1990’larda başlayan trendin oynayacağı kartlar tükenmiş değildir.

Şöyle bir özetleme yapabiliriz.

Birincisi, Leninist deneyin yozlaştırıcı “öncü” iktidarından kaçınmak bir zorunluluktur. Bununla birlikte, salt kendiliğinden ayaklanma da çözüm olmamakta, hızla saptırılmakta ya da dağıtılmaktadır. Bu durumda, klasik “öncü parti” modelinden farklı, yerel inisiyatiflere dayalı, birleşik, çoğul örgütlenmeler kaçınılmaz bir zorunluluktur.

İkincisi, şiddetli ayaklanmalar, emperyalist müdahaleler tarafından kanlı iç savaşlara saptırılabilmektedir. İç savaş ise, devrimin kesin sonu demektir. İç savaştan kaçınmak için, yine yerel inisiyatiflere ve özerkliğe dayalı, daha barışçı yöntemlere yönelmek akılcı görünmektedir.

Üçüncüsü, seçim yolunun tamamen tıkanmadığı ülkelerde (İtalya, İspanya, Yunanistan vb.) anti-kapitalist bir birleşik hareket yaratarak, Yunanistan’da olduğu gibi, seçim yoluyla iktidara bir atak yapmak mantıklı olabilir. Yunan halkı, şiddetli bir ekonomik krizin ardından, ayaklanma yerine, bu yolu denemeye karar vermiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, elbette bu yolun önünde başka bir yozlaşma tuzağı birleşik halk hareketini beklemektedir: İktidarın ve piyasanın yozlaştırıcı etkileri. Bu tehlikeyi bilerek ve Yunanistan’da Stalinist-sağcı-sekter Yunan Komünist Partisi’nden (ve dünkü CNNTürk programında TKP’li Kemal Okuyan’dan) farklı olarak, Yunanistan deneyine olumlu yaklaşmakta fayda var. Aynı deney yakında İspanya’da da tekrarlanırsa bu, dünya devrimci hareketine ivme kazandırabilir.

Sonuç olarak;
1. Asla köhnemiş ve yanlışlığı kanıtlanmış “öncü parti” deneyine geri dönmeden, bütün farklı bileşenleri çokçu bir anlayışla bir araya getiren birleşik bir örgütlenmeyi geliştirmek (Türkiye’de; Gezi hareketinin bakiyeleri, yerel ekolojist hareketler, anarşistler, BHH, HDP ve CHP’nin ulusalcılıktan uzaklaşan kesimlerinin oluşturacağı büyük bir birleşik hareket);

2. Sokak hareketlerinden, ve Gezi benzeri toplu direnişlerden asla vazgeçmeksizin, yerel özerklik hareketlerini, anti-kapitalist işçi direnişlerini, yerel ekolojist mücadeleleri geliştirmek ve bunların koordinasyonunu sağlamak;

3. Yunanistan’da olduğu gibi, böyle bir büyük birleşik hareketin yerel ve genel seçim alternatifini denemekten uzak durmaması, öte yandan seçim yolunu denerken, bunun parlamentarist bir yozlaşmaya ve kariyerizme yol açmaması noktasında azami uyanıklığı göstermek.

Nehir yatağını açarak ilerler. Mücadele ve devrim de öyle. Bu, insanlığın eşitlik ve özgürlük yolundaki büyük ve serüvenli yürüyüşüdür.

Gün Zileli
28 Ocak 2015
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI