Devrimler… İç Savaşlar… ve Syriza…

Devrimler genellikle iç savaşlara yol açar. İç savaşlar da genellikle, bürokratik ya da faşist veya askeri diktatörlüklerle sonuçlanır. Bu kısır döngüyü son yüzyılda defalarca yaşadık. 1917 Rus Devrimi iç savaşa, iç savaş da bürokrasi diktatörlüğüne yol açtı. 1936 İspanya Devrimi iç savaşa, iç savaş da Franko faşizmine; 1919 Alman Devrimi, adı konmamış uzun bir iç savaşa, iç savaş da Hitler faşizmine yol açtı. Daha yakın zamanlara gelecek olursak; Türkiye’de 1970’li yıllarda devrimci-faşist boğazlaşması askeri diktatörlükle noktalandı. İyice yakınlarda; Mısır’daki Mübarek karşıtı ayaklanma kısa süren bir iç çatışmanın ardından askeri diktatörlüğü getirdi. Suriye’deki rejime karşı ayaklanma, halen sürmekte olan bir iç savaşa evrildi. Ukrayna’daki halk ayaklanması, Ukrayna milliyetçiliğiyle Rus milliyetçiliği arasındaki, halen sürmekte olan iç savaşı körükledi.

Elbette bütün bu olanlardan, devrim ya da halk ayaklanması kötü bir şeydir, en iyisi halihazır rejimlere boyun eğmektir sonucunu çıkarmıyoruz, böyle bir sonuca varmak büyük bir hata olur. Bununla birlikte, halkların bütün bu yaşananlardan dersler çıkarmadığını düşünmek de bir başka hata olur. Devrim zorunludur ama devrimi iç savaş dar boğazından kurtarmanın bir yolu yok mudur?

Kanımca Yunanistan halkı Syriza’yı oy yoluyla iktidara getirerek şimdi bu yolu deniyor. Yunanistan, geçtiğimiz yıllarda ekonomik ve siyasi bakımdan çöküşe girdi. Aynı 1920’lerin Almanya’sında olduğu gibi, çöküş, devrimci bir bunalıma yol açtı. Her devrimci bunalım döneminde olduğu gibi bir yandan sol ve halk hareketi yükseldi, bir yandan da onun karşıtı olarak faşizm (Altın Şafak hareketi). Fakat halk hareketi bu noktada ayaklanma ya da faşizmle çatışma yerine bir başka yol denedi: Birleşik bir devrimci hareket yaratarak seçim yoluyla iktidarı ele geçirmek.

Fakat denenen bu başka yolun da birçok tuzakla dolu olduğunu biliyoruz. Nedir bu tuzaklar?

Birincisi, Şili tuzağıdır. Şili’de de halk hareketi seçim yolunu denemiş ve Allende’yi iktidara getirmişti. Fakat uluslararası sermaye bu iktidara karşı önce ekonomik ambargo ve baltalama yoluna gitti ve ardından da bir askeri darbeyle Allende’yi devirdi. Yunanistan’da şu anda bunun koşulları pek yok gibi gözükmektedir.

İkincisi, Brezilya tuzağıdır. Lula, işçi Partisi’nin seçimleri kazanması yoluyla iktidara geldi. İktidara geldiği günden itibaren bütün radikal ve devrimci yönelimlerini bir yana bıraktı ve sisteme entegre bir siyaset izleyerek yozlaştı. Her şey eski hamam eski tas devam etti. Kısacası, iktidar yozlaştırdı.

Halkın coşkun desteğiyle iktidara gelen Syriza’yı bekleyen en olası tuzak bu hareketin iktidarın ve sermayenin yozlaştırıcı etkilerine maruz kalarak sistemin yürütücüsü haline gelmesidir.

Peki, başka bir yol yok mudur? Vardır. O da Syriza’nın merkezi iktidarı parça parça halk hareketine dağıtması, halkı aktif kılan yerel özyönetimler aracılığıyla ekonomik bunalımın üstesinden gelmesidir. Syriza bu yolu izler mi? Eğer izlerse tarihi bir örnek yaratmış ve bütün dünya halklarına örnek olmuş olur. İzlemezse, tarihin yozlaşan iktidarlar müzesindeki yerini alır.

Gün Zileli
26 Ocak 2015
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI