Azmettiren, Geleneksel İslam… Tetikçi, Radikal İslam…

B7U1m7_CAAA4aFV
Yasağı koyduran tetikçi ve azmettiren kişi
6d0ab6b82a593635_636x350indir
Öncelikle, geleneksel İslamın Türkiye’deki iki önde gelen sözcüsünden şu alıntıları okuyalım:

“Olayın failleri Fransızdır. Fransızların işlediği katliamın kesildiği yer Müslümanlardır, çok manidar… Biz terörün yanında yer almadık ama katliamların arkasında ırkçılık ve İslamofobi yatıyor.” (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan)

“12 Milyon insanın katledildiğine ses çıkarmayan insanlığın sadece 12 kişiye düzenlenen bir cinayet sebebiyle ayağa kalkmasını ibretle izledik… Müslümanların kutsallarını aşağılayarak manevi işkenceler cinnet haline birer davetiye niteliği taşımaktadır… Bunların fikir özgürlüğü altında yapılıyor olması kabul edilemez.” (Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez)

Cümlelerdeki düşüklükleri düzeltmemiz gerekiyor: “Katliamın kesildiği yer” değil, “katliamın faturasının kesildiği kesim” olacak. Diğer yandan, “katledildiğine ses çıkarmayan” değil, “katledilmesine ses çıkarmayan” olacak. “Kutsallarını aşağılayarak manevi işkenceler” değil, “kutsallarını aşağılayan manevi işkenceler” olacak. Buna rağmen her iki konuşmacının da ne demek istedikleri anlaşılıyor.

Ne demek istiyorlar? Cümlelerin alt metinlerini okumaya çalışalım.

Birincisi, katliamlara yol açan ırkçılık ve İslamofobidir. Dolayısıyla İslam bu katliamlardan sorumlu tutulamaz. Sorumlu olanlar Müslümanları kışkırtanlardır.

İkincisi, zaten olayın failleri Fransızdır. Cinayeti işleyenler, Hıristiyan bir ülke olan Fransız vatandaşlarıdır. Dolayısıyla cinayetlerden Fransa sorumludur.

Üçüncüsü, Müslümanların kutsallarına yapılan saldırılar, bir manevi işkence halini almış ve bu manevi işkenceler sonunda cinnete yol açmıştır. Dolayısıyla cinayetlerin sorumluları, insanları çıldırtan bu manevi işkencecilerdir.

Dördüncüsü, 12 Milyon Müslümanın öldürülmesine ses çıkarmayanlar, fikir özgürlüğü adı altında, manevi işkencelerle cinnete yol açan 12 kişinin ölümü karşısında ayağa kalkmaktadırlar. Aslında bu da yeni bir cinnet sebebidir. Kısacası, bu haksızlık karşısında birileri cinnet haline gelip yeni cinayetler işlerce kimse kusura bakmasın.

Ben İslam dünyasına ilişkin şöyle bir ayrım yapmaktan yanayım: Katliamcı ideolojiyi her allahın günü üreten ve piyasaya süren, kısacası azmettiren gelenekçi İslam. Üretilen bu katliamcı ideolojiyle gözü kararıp cihada girişen, kelle kesen, öldüren, yakıp yıkan, suikast yapan, mizah dergilerine saldıran tetikçi radikal İslam.

Gelenekçi İslam, katliamcı ideolojinin esas üreticisidir ama fiili saldırılarda hiçbir zaman doğrudan doğruya yer almaz, böyle bir riske girmez. Gelenekçi İslamın mensuplarının normal günlük hayatlarını sürdüren konformistler olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Dediğim gibi, bunlar kendi hayatlarını riske atmaz, sadece teşvik eder ve azmettirirler. Katliamlar olduğu zaman da, bulundukları toplumsal konumlara uygun olarak, icap ettiğinde küçük bir “kınama”da bile bulunurlar ama aslında cihatçıları alttan alta savunmaktan da geri kalmazlar. Bunlar, radikal eylemlere sürükledikleri tetikçi gençleri bir yandan batılılara karşı kışkırtırken, bir yandan da iktidarda oldukları ülkelerde (örneğin Türkiye) batılılarla ekonomik vb. işbirliklerini de bir güzel sürdürürler. Çok sıkıştıkları zaman bu cinayetleri işleyenlerin “gerçek Müslüman” olmadığı, İslama zarar vermek isteyen provokatörler oldukları, hatta imalı bir şekilde, aslında Fransız vatandaşı oldukları ya da kışkırtmalar sonucu cinnet geçiren insanlar oldukları propagandasına girişirler. Kısacası, geleneksel İslam diye nitelendirdiğimiz İslamın bu ana akımı, görülmemiş bir ikiyüzlülüğün temsilcisidir.

Radikal İslama sürüklenen, yani radikalleştikleri ölçüde ellerine silah alıp ölüm dansına girişen genç nüfus ise, geleneksel İslam kesiminden önemli farklılıklar taşır. Elbette bunların şefleri ve yönetici kesimi, geleneksel İslam ile içli dışlı ilişkilere sahiptirler, hatta bir anlamda onların pratik mücadeledeki temsilcileri gibidirler ama radikal İslamın esas kitlesi, tabanı, dini ideoloji ile gözleri kararmış, batılı toplumlar karşısında aşağılandıklarını düşünen ve gerçekten de öyle olan gençlerdir. Son katliamı yapan Kuaşi kardeşlerin yaşamlarına baktığımız zaman bunu görmek mümkündür. Cezayir kökenli bu gençler, aslında batıda yetişmişlerdir ve batılı bir alt kültürün temsilcileridir. Geleneksel İslamın hiçbir zaman sempatiyle bakmayacağı rag dansını yapan bu gençlerin esas motivasyonu, batının hâkim sistemine karşı duydukları büyük hınçtır. Aslında bambaşka koşullarda yükselecek olan bir anti-kapitalist devrimin en kararlı unsurları olabilecek bu gençler, Zizek’in son derece isabetle belirttiği gibi, devrimin söz konusu olmadığı koşullarda İslamofaşizmin savaşçıları haline gelebilmektedirler. Aynı, 1930’larda devrim yenilip geri çekilirken çok sayıda işsizin, proleterin ve küçük burjuvazinin ezilen kesimlerinden insanların, faşizmin militan gücünü oluşturduğu gibi.

Azmettiriciyle tetikçi arasındaki ayrımı net yapmak gerekir. Birkaç gün sonra, 19 Ocak’ta bir kere daha anacağımız Hrant Dink’in öldürülmesini azmettirenle tetiği çeken de farklıdır. Azmettirici kendini asla riske atmaz. Her zaman arka planda durur. Hatta olay olup bittikten sonra onu kınıyor pozlarına bile girebilir. Hrant dink cinayetinin azmettiricisi AKP-Devlet-MİT-Emniyet teşkilatıdır. Tetikçisi ise Alperen Ocakları’ndan birkaç ezik, taşralı genç. Bugün azmettirenler hâlâ açığa çıkmıyorsa bunun sebebi AKP’nin bu olaydaki dahlinin çok büyük olmasıdır. Olayı Cemaatin sırtına yıkıp işin içinden sıyrılabilseler hemen yapacaklar ama bu pek mümkün görünmüyor (geçmişte de Ergenekon’a yıkmak istediler ama olmadı). Olayın çevresinde dolaşıp duruyorlar, nasıl yapalım da olayın içinde yer alan Cemaatçi polisleri açığa çıkaralım ama kendi rolümüzü gölgede bırakalım diye formülasyonlar arıyorlar. İşleri gerçekten çok zor.

Bu tetikçi-azmettiren ikilemi devrimci saflarda bile vardır. Çok iyi hatırlarım, Deniz Gezmiş ve arkadaşları banka soygunlarına giriştiklerinde bu, iyice radikalize olmuş sol çevrede ve kitlede büyük sevinç yaratmıştı. Öyle ki, eylemlere daha uzun bir hazırlık devresinden sonra başlamayı planlayan Mahir Çayan kesimi bu tabansal teşviki görünce zamanından önce eylemlere girişmek zorunda kaldı. Eğer girişmezlerse tabanlarını THKO’ya kaptıracaklarını düşündüler. Çünkü gerçekten büyük bir azmettirici kitle oluşmuştu solda. Bu deyimi bu kitle için çekinmeden kullanıyorum. Çünkü bu insanlar silahlı eylemleri destekler ve hatta teşvik ederken kendilerini riske atacak her şeyden son derece uzaktılar. Kendi yaşamlarını, sanki Türkiye büyük bir altüst içinde değilmiş gibi sürdürüyorlardı. Gerçi sonra gelen 12 Mart darbesinden bunlar da kısmen zarar gördü ama silahlı eylemleri savunan bu kitlenin içinde yer alan hiç kimse ölümü göze almış falan değildi. İşte bu da sol konformizmdi.

Özetle, radikal İslamın “terörizmi”ni lanetlemek kolaydır. Ben, ifade özgürlüğünün düşmanı olan bir ideolojiyi durmadan ve durmadan üreten ve yayan, yeni yeni tetikçileri yetiştiren geleneksel İslamın teşhirinin, yani esas ideolojik kaynağa inilmesinin daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Gün Zileli
14 Ocak 2015
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI