İktidar ve Burjuvazi

 

 

Klasik kapitalist sistemde iktidar burjuvazinin hizmetindedir, onu yönlendiren burjuva sınıfıdır. Burjuvazinin bunu becerebilmesi, iktidarın, burjuvazinin hizmetinde olmaya yatkın olmasından çok, bu sınıfın ekonomik gücünden gelir. Burjuvazinin ekonomik gücü ne kadar zayıfsa iktidarı yönlendirme şansı da o kadar azalır. Hatta burjuvazinin ekonomik gücünün zayıflığı oranında iktidar ekonomik gücü eline geçirir ve burjuvaziyi kendi iktidar amaçları doğrultusunda yönlendirmeye başlar. Özellikle kredi ve vergi mekanizmalarının etkili bir şekilde kullanımı yoluyla yapar bunu. Yeterli ekonomik gücü olmayan burjuva sınıfı iktidarın zoruna boyun eğer ve onun tarafından yönlendirilir.

Türkiye ile batılı kapitalist ülkeler arasındaki temel fark burada yatar. Türkiye burjuvazisi, iktidarlar karşısında oldum olası güçsüzdür. Sadece darbeyle gelmiş iktidarlar karşısında değil, aynı zamanda parlamenter iktidarlar karşısında da. Bu iktidarlar, elbette burjuvazinin uzun vadeli kolektif çıkarları yönünde hareket ederler ama tam da bu yüzden burjuva sınıfının aktüel çıkarlarıyla çatışırlar. Böyle çatışma anlarında (bugün Türkiye’de olduğu gibi) burjuvazi, son tahlilde ekonomik çarkları (özellikle kredi ve vergi mekanizmalarını) elinde tutan iktidara boyun eğmek zorunda kalır ve onun tarafından yönlendirilir.

Türkiye’nin tekelci burjuvazisi, ne zamandan beri AKP iktidarından hoşnut değil. Bu hoşnutsuzluğu, özellikle son beş yıldır TUSİAD’ın tutumlarından ve açıklamalarından okumak mümkün. Bu, aynı zamanda tekelci burjuvazinin AKP iktidarını yönlendirme yeteneğinden yoksun olduğunun açık kanıtı. Bu bir yana, AKP iktidarı kredi ve vergi mekanizmalarını doğrudan doğruya bir yaptırım aracı olarak kullanıp tekelci burjuvaziyi kendi iktidarına boyun eğmeye zorlamakta ve bunda başarılı da olmaktadır. Bununla birlikte, AKP ile tekelci burjuvazi arasındaki çelişki ve çekişme yerli yerinde durmaktadır. İktidar karşısında güçsüz kalan tekelci burjuvazinin iktidarı değiştirmek için başvurabileceği çareler var mıdır?

Bunun seçim yoluyla gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor. Tam tersine, parlamento gemisi, “çoğunluk oyu” aracılığıyla giderek tek adam diktatörlüğü kayalıklarına doğru sürüklenmektedir. Türkiye gibi ülkelerde, burjuvazinin ekonomik gücünün parlamenter sistem içinde bir çözüm üretemediği koşullarda askeri darbeler gündeme gelirdi. Fakat bugün görüldüğü kadarıyla bu yol da önemli ölçüde tıkanmış gibi.

Gezi ayaklanması, sadece devrimcilere değil, tekelci burjuvaziye ve hatta bu sınıfın güçlü bağlara sahip olduğu ABD yönetimine de umut vermişti. Keza 17 Aralık operasyonu da AKP iktidarına ağır bir darbeydi. Bunlara rağmen, AKP iktidarı, devlet ve medya gücünü elinde bulundurmanın verdiği avantajla bunların üstesinden gelmeyi başardı ve şimdi kendisine bir beş yıl daha kazandıracak parlamento seçimlerine koşuyor. Şimdilik ufukta yeni bir Gezi görünmüyor ve AKP, “barış süreci” aracılığıyla Kürt ulusal hareketini de devrimci bir girişimden uzak tutabilmekte.

Kısaca, AKP iktidarı lehine bir kilitlenme durumu olduğunu saptayabiliriz. Fakat diğer yandan, bu kilitlenmeyi uzun süre kaldırmayacak bir toplumsal hoşnutsuzluk alttan alta kaynamaktadır.

Dünya tarihine baktığımız zaman, toplumsal huzursuzluğun üzerindeki böylesi kilitlerin aşağıdan büyük patlamalarla ve yukarıdan muhtemel askeri darbelerle kırıldığını görebiliyoruz. Toplumsal olaylar, bizim isteklerimiz yönünde değil, kendi mecralarında ilerler.

 

Gün Zileli

5 Ocak 2015

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI