Bir Yıl Önce, Bugünkü Durumu Açıklayan Bir Yazı

Temiz Kalabilmek İçin, Kirli Olanı Bile Savunabilmek…

 

İşaretlerden görebildiğim kadarıyla, AKP iktidarı pek yakında, özellikle devlet içinde konuşlanmış Cemaat mensuplarına ve Cemaat medyasına bir saldırıya girişecek. Bunun belirtilerini buraya yazarak ne sizleri ne kendimi yormak isterim. Zaten her şey gözlerimizin önünde cereyan etmekte.

Cemaatçileri günahım kadar sevmem. Onların, geçmişteki devlet operasyonlarının baş aktörü olduğunu hepimiz biliyoruz. Ne var ki, şu anda devletin yürütme erki, bu topluluğa karşı bir saldırı hazırlığı içindeyse, tutup “ben her ikisine de aynı uzaklıkta dururum” demenin, aslında, polise, “gel adamı yakala, sana fazla itiraz etmeyeceğim” anlamına geldiği de açık. Bunun, iktidara, reelpolitik değil, etik açıdan karşı olanlar açısından doğru bir tutum olmadığını düşünüyorum.

Ulusalcıları da günahım kadar sevmem. Ama onlara karşı girişilen “Ergenekon” ya da “Balyoz” adlı devlet saldırılarına aynı gerekçeyle karşı durdum. Bu konuda çok eleştiriye, çok saldırıya uğradım ama bu tutumumda ısrar ettim. Eğer ısrar etmeseydim, dolaylı bir şekilde bugünkü devletin yardımcısı konumuna düşeceğim açıktı. Nitekim, reelpolitik hırslarıyla böyle davrananların çok olumsuz bir noktaya düştüklerini, başbakanla el sıkışma noktasına bile gittiklerini gördük, yaşadık.

Bugün de reelpolitik hırsların etik bir anti-devlet ve anti-iktidar duruşu öteleyip devletin yürütme erkine çanak tutmakta olduğunu görüyoruz. Bunun en başında ulusalcı Aydınlıkçılar geliyor. Onların, “her ikisine de karşıyız” dedikten sonra, Cemaatin üstüne yürüyecek devlet erkinin elinin tutulmaması gerektiği telkinlerine tanık olmaktayız. Neden? Çünkü onlar her zaman reelpolitiktir. Her zaman hâkim bloklar içindeki egemenlik mücadelelerinde yandaşlık rolü oynamışlardır. Şimdi, ellerini oğuşturarak ve büyük bir heyecanla AKP iktidarının Cemaatin üzerine yürümesini beklemekte, bunu teşvik etmekte ve yine reelpolitik hedefleri ve iktidar hırsları nedeniyle Cemaatle ittifaka giren CHP ve MHP gibi güçleri, Cemaati yalnız bırakmaya davet etmektedirler (Bkz. Dünkü Aydınlık’ın manşeti: “CHP ve MHP’ye Cemaat Uyarısı”… Türkiye Barolar Başkanı Metin Feyzioğlu’nun, “muhalefet partilerini AKP ile Cemaat arasındaki kavgada taraf olmamaya” çağıran demecinden hareketle). Bu şu anlama gelmektedir: “İktidar, Cemaat’e karşı topçu saldırısı başlatacak. Top mermilerinin hedefi olmak istemiyorsanız onun çevresinden uzaklaşın.” Bu, reelpolitik açıdan mantıklı bir uyarı olabilir ama devlet erkine etik bakımdan karşı olan anarşistlere işlemez. Biz, tarih boyunca, saldıran devlet erkinin karşısında olmuş, düşene bir de biz bir tekme atmamışızdır. Evet, sırf bu yüzden, anarşistler (gerçi hepsi değil), Kronstadt’ı ezen Troçki’yi Stalin’in karşısında savunmuş,  kendilerini katleden Nazi’leri yargılayan Nurnberg duruşmalarının bile şakşakçısı olmamışlardır. Esaslı bir etik duruştur bu.

Kürt ulusal hareketini de bu bakımdan eleştirmek istiyorum. Ulusalcıların “düşmanı düşmana kırdırma” tutumundan farklıdır onların tutumu ama sonuçta aynı kapıya çıkmaktadır. AKP iktidarının yıpranmasından rahatsızdırlar ve “barış süreci”nin bundan zarar göreceğini düşünmektedirler. Bu yüzden de AKP’ye karşı, “tazıya tut tavşana kaç” taktiği izlemektedirler. Hele hele, DTCF’den tanıdığım (o bana göre biraz daha gençtir) Cemil Bayık’ın, tam şu sırada “Paris’teki cinayetlerin ardında Cemaatin olabileceği” yönündeki açıklaması insanın burnunu tıkamasına yol açacak kadar kökü kokular salmaktadır. Hayır, eğer gerçekten böyle bir durum varsa, bunun açıklanmasına karşı değilim. Karşı olduğum, cinayetlerin muhtemel failinin bugüne kadar açıklanmayıp tam şu sırada açıklanmasıdır. Açıktır ki, cinayetin faillerinin ortaya çıkarılması güdüsüyle değil (herhalde bu “gerçeğe” tam şu sırada ulaşmamışlardır), AKP’ye yardımcı olmak güdüsüyle hareket etmişlerdir. Çok ayıpladım.

Sonuç olarak, bize, geçmişte, nefret ettiğimiz ulusalcıları savunduğumuz gibi, bugün de nefret ettiğimiz Cemaatçileri savunmak gibi bir görev düşmektedir.

Hayatın diyalektiği böyle bir şey işte.

Gerçekten temiz kalmak istiyorsak, kirli olanı bile savunmak zorundayız.

Gün Zileli

3 Aralık 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

Read more: http://www.gunzileli.com/2014/01/03/temiz-kalabilmek-icin-kirli-olani-bile-savunabilmek/#ixzz3LrJ2RnoJ

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI