Demir Küçükaydın / Barzani Peşmergelerinin oraya gitmesine karşı direnmek gerekmektedir

Demir Küçükaydın’ın “Dünden Bugüne Gelişmeler, İhtiyat ve Gelecek” yazısının ilk bölümünü, konunun önemine binaen yayınlıyorum. Yazının başlığını ise yazının sonundaki bir cümleden kendim seçtim.

G.Z

 

Kobane direnişi etrafındaki gelişmeler birden bire baş döndürücü bir hız kazandı. Kobane, sadece IŞİD’e karşı değil; şimdiden Türk Devleti ve Hükümetine karşı da bir zafer kazanmış bulunuyor. Bu zafer elbette Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Kobane’de direnen savaşçıların bir zaferidir.

Bu zaferde kritik nokta ve kırılma, Türkiye’deki “Serihildan”dı. Kobane’deki direnişle Kitlelerin hareketi birleşince, bütün hesaplar altüst oldu. Tarih boyunca bütün hesapları zaten ezilenlerin kitlesel hareketleri ve kahramanca direnişleri alt üst eder.

Ancak bir muharebeyi kazanmak savaşı kazanmak değildir. Savaş yitirilebilir. Türkiye’nin hamlesi, yeni bir savunma ve saldırı mevziine çekilmesinden başka bir şey değildir.

Sevinmek için çok erken.

Çünkü Osmanlı’da oyun çok.

Çünkü ABD, bütün tarih boyunca gelmiş ve geçmiş imparatorluklar gibi, “fıtratı gereği” bölüp, parçalayarak dünyada egemenliğini sürdürebilir.

Bu bölmeler ve bölünmeler de ister istemez günümüzde özellikle diller ve dinler üzerinden yapılır. Dillere ve dinlere kör bir demokratik ulusçuluk buna karşı bir savunma mekanizması sunar; ama henüz ne Kürt Özgürlük Hareketi; ne de dünyadaki demokrat ve sosyalistler böyle bir programa sahip değildirler. Henüz dilleri ve dinleri eşit politik birimler olarak tanıyarak çözmekten; dille ve dinlere körlüğe, yani onları politik olmaktan çıkarmaya geçebilmiş değiller.

Bu durum, olası bir demokratik ve devrimci yükselişin en yaralanabilir yanı olmaya devam ediyor. Bizim bütün çabalarımız da uzayın sağır boşluklarında kaybolup gitmekte. Ama yine de Kobane’dekilerin umutsuz durumda direnmeye devam etmeleri gibi; dinleyen varmışçasına çabalara devam etmek gerekiyor.

*

Kobane’de ve Rojava’nın, bu yaralanabilir biçimiyle bile, birleştirici, dolayısıyla “tehlikeli” bir örnek olma özelliği var.

Bu durumda, YPG’ye, Kobane’ye veya Rojava’ya veya Kürt Özgürlük Hareketi’ne, ABD veya diğer zengin ülkeler tarafından veya bölge ülkeleri tarafından, verilecek her destek veya fiilen destek anlamına gelecek her davranışa, aynı zamanda onu çizgisini değiştirmeye; baskı altına almaya yönelik bir davranış eşlik eder ve edecektir.

Bu nedenle günlerdir, ABD yetkililerinin hala Kobane’nin düşebileceğinden söz etmelerinin nesnel bir durum tanımlamasından öte, bir mesaj anlamı taşıdığı üzerinde duruyorduk.

Bütün mesajlar aynı mealde devam ediyor. Birkaç örnek:

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, “silah yardımı ABD politikasında bir değişiklik değildir. Krize anlık bir cevaptır” diyor örneğin.
Yani acil bir durumda yapılan geçici bir iş. Bundan sonra düzenli bir silah yardımı söz konusu olmayabilir. Yani IŞİD Kobane’nin boğazına dayanmış bir bıçak gibi durabilir.

Gerçekten Kobane’ye yardım etmek isteyen başka yerlerde IŞİD’e saldırarak Kobane’deki güçlerin başka yerlere çekilmesine yol açardı. Askeri olarak YPG defalarca savaşçıya değil, savaş malzemesine ihtiyaç olduğunu söyledi ve söylüyor.

Bütün bunlar yapılmıyor ve Barzani’nin peşmergeleri Kobane’ye yollanıyor: ABD’nin özel eğittiği Kürt birliklerinin Kobane’ye yola çıktığı yazılıyor; Hatta Türkiye’nin Peşmerge’ye geçiş izni vererek, bu işten karlı çıkabileceği yolunda yorumlar yazılıyor.

Türk devleti ve hükümeti bu mesajları alıp, aniden Barzani’ye bağlı Peşmergelerin geçişine izin vererek,  kendi açısından hemen ABD’yle uyumlu bir strateji değişikliğine geçmiş bulunuyor.

Bu izin, Kobane’nin kurtuluşuna yönelik değildir; Kobane’deki YPG’yi baskı altına alacak ve sürekli şahta tutacak; kendi politikalarının aracı olacak bir güce destektir.

Kobane’deki YPG’liler de gerekli uyanıklığı göstererek bize Peşmerge değil, silah lazım diyerek bu oyuna direnecekleri sinyalini verdiler.

Ancak bu hamle, Türkiye’nin ABD’ye şöyle demesine olarak sağlayacaktır. “Bakın, başka güçleri istemiyorlar, bunların niyeti bozuk. Silah yardımını Barzani’nin güçlerinin geçmesine izin verirlerse yapın.”

ABD elbet Türk devleti ve Hükümeti gibi bir gücü kolay kolay silmez ve silmek istemez. Ayrıca kendi çıkarına da uygun değildir YPG veya Rojava’nin çizgisi.

Evet, YPG şu an Suriye’de en prestijli ve Obama’nın ihtiyacı olan başarıları ona çok küçük bir fedakârlıkla sunabilecek tek örgüt ve güçtür ve bu nedenle onu da kolay çiğneyemez ama hem Müttefiki Türk devletini hem de kendisinin uzun vadeli çıkarlarını da gözetecektir.

Bu nedenle, YPG kısa zamanda IŞİD’e ağır bir darbe indirip, kuşatmayı kaldıramaz ve savaş uzarsa, hem Türkiye’den hem de ABD’den, Barzani’nin peşmergeleri gibi güçlere yol verilmesi için ciddi baskılarla karşılaşabilecektir. Böyle bir gerilimde IŞİD, YPG’nin boğazına dayanmış bir bıçak işlevi görecektir.

Yani ilerde IŞİD’e bombardıman azalabilir. YPG’ye ikinci bir silah yardımı gelmeyebilir ve durum tekrar kritik bir hal alabilir.

Epeyce zayıflamış olmakla birlikte bütün bu olasılıklar kapıda beklemektedir. Bu nedenle en küçük bir rehavete kapılmamak gerekir.

Tekrar edelim. Türk devletinin Peşmerge’ye yol vermesi, aslında IŞİD’e karşı savaşa destek değil; YPG’nin ilerleyişine karşı bir güç ve cephedir.

Daha önceki yazılarımızda, Stalingrad zaferinin dünyada devrimci bir kabarışa yol açtığından; öte yandan Normandiya çıkartması ve Batı’da cephe açılmasının Hitler ordularını dağıtmaktan ziyade, Sovyet ordularının ilerleyişini durdurmak amacıyla yapıldığından söz etmiştik.

Durum benzerdir. Türkiye’nin Peşmerge’ye izin vermesi, IŞİD’i saf dışı etmek için değil; YPG’nin ilerleyişini ve zaferini engellemek için bir hamledir. Düşmancadır.

Ancak artık strateji değiştirmiştir; eski stratejisi iflas etmiştir. Türk devleti ve hükümeti bu düşmanlığını 48 saat öncesi gibi açıkça ilan etmemekte; dost gibi görünerek, kuzu postuna bürünerek yapmaya çalışmaktadır.

Dolayısıyla Barzani Peşmergelerinin oraya gitmesine karşı direnmek gerekmektedir. Silah ve YPG’ye katılacak gönüllülerden başkasına itiraz edilmelidir.

Kürtlerin birliği falan diyerek bunu alkışlamak, tam bir aymazlık olur. Kobane direnişini arkadan vurmak olur.

Bu nedenle Türkiye’deki demokratik muhalefete çok büyük bir görev düşmektedir. Nasıl “serihildan” ile bu oyunu bozduysa bu oyunu bozmaya da hazır olmalıdır.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI