Yargılı İnfaz

 

 

“Böylesi provokasyonlara girenlerin peşi bırakılmayacak, bu provokasyonlara kalkışanlardan hesap sorulacak. Buradan bir kez daha Bingöl Valimizi ve oradaki emniyet görevlilerimizi tebrik ediyorum. Bu alçakları iki saat içinde bulup cezalandırdılar. Ve onlara yaptıklarının bedelini ödettiler. Bundan sonra bu topraklarda kimse yaptığı suçun karşılıksız kaldığını düşünmeyecek. Mutlaka hesabı sorulacak.”

 

Başbakanımız Davutoğlu’nun yukarıdaki sözlerini “yargısız infaz”  ya da Cumhuriyet gazetesinin bugünkü manşetinde olduğu gibi “vur emri” olarak anlayanlar ve anlatanlar olayın özünü çarpıtmaktadırlar.  Bir kere, olayın özüne bakacak olursak bu bir yargısız infaz değil, tam tersine yargılı infazdır. Sayın Başbakanımızın apaçık yargısını görmezden gelerek nasıl yargısız insaf denebilir buna? Başbakanımız yargısını vermiştir. Yargı açıktır: “bu provokasyonlara kalkışanlardan hesap sorulacak”tır. Bundan âlâ yargı mı olur? Nitekim bu yargıyı derhal yürürlüğe koyan emniyet görevlilerimiz de yargının gereğini yapıp sözü geçen alçakları (ki bu da çok esaslı bir yargıdır) iki saat içinde bulup cezalandırmışlardır. Onları öldürerek yaptıklarının bedelini ödetmişlerdir ki, bu iki saat içinde işlenen suçun bedelinin ne olduğu konusunda bir yargıya varmaları bile ortada gerçek bir yargılı infaz olduğunu göstermektedir. Nitekim, bu hızlı yargıların sonucunda artık bu topraklarda kimse işlediği suçun karşılıksız kalacağı gibi hatalı bir yargıya varamayacak. Herkes şunu bilecek ki, böyle bir suç işleyecek olurlarsa emniyet görevlilerimiz iki saat içinde onları bulup hak ettikleri bedeli ödetecek, yani onları öldürecektir.

Kim “vur emri” vermiş? Sayın Başbakanımız mı? Ne münasebet. Emniyet güçlerimiz iki saat içinde suçluları bulup vurmuşlardır. Olaylar o kadar hızlı gelişmiştir ki, iki saat içinde Sayın Başbakan’dan emir almaya bile fırsatları olmamıştır. Tamamen kendi inisiyatifleriyle ve hızla hareket ettikleri son derece açıktır. Bir de tutup Başbakana mı soracaklardı vuralım mı vurmayalım mı diye? O hantal bürokrasi devri geçti artık. Hızlı ve kesin sonuçların peşinde koşmaktadır artık emniyet güçlerimiz.

Adaletin bu hızlı işleyişinden rahatsız olanlar elbette buna “yargısız infaz” ya da “vur emri” diyeceklerdir. Oysa halkımız bu hızlı işleyişten son derece memnundur. İşi uzatarak yaptıklarının bedelini ödemekten kurtulmaya çalışanların ya da onların destekçi ve teşvikçilerinin laflarına kulak asılmamalıdır. Bundan böyle bu memlekette suç işleyenler yaptıklarının karşılığını iki saat içinde alacak ve öbür dünyayı boylayacaklardır.

Devletimizden, onun emniyet güçlerinden, başbakanımızın isabetli yargılarından rahatsız olanlar, elbette işi yokuşa süreceklerdir. Efendim, iki saat içinde emniyet güçleri suçluları nasıl tespit edebilirlermiş? Onlar istiyorlar ki, emniyet güçlerimiz atalet içinde oyalansın, bu arada suçlular da izlerini kaybettirsinler. Emniyet güçlerimizin hızlı çalışmasından şikâyetçi olanlar suçluları korumak isteyenlerdir.

Bir başka itirazları daha var. Efendim, ya emniyet güçleri suçlu diye yanlış insanları cezalandırmakta iseymiş. İşte emniyet güçlerimize güvensizliğin bir işareti daha. Oysa bizim emniyet güçlerimiz hem hızlı çalışır ve suçluyu iki saat içinde bulur, hem de cezasını anında verir ki, suçlular adaleti oyalayamasınlar ve bu oyalamalar sonucunda adaletin pençesinden kurtulamasınlar. Emniyet güçleri onları çabucak öldürerek adaleti yanıltma fırsatlarını ellerinden almaktadır.

Geçelim bir başka itiraza. Efendim, suçlunun cezasını emniyet güçleri vermezmiş de, yasalar ve yargı organları verirmiş. İşte adalet mekanizmasını yanıltmanın, oyalamanın, suçluların hak ettikleri cezaları en kısa yoldan almalarını önlemenin bir yolu daha. Emniyet güçlerimiz yasanın bekçisi değil midir, yasalara göre çalışmamakta mıdır? Yasalar emniyet güçlerine gerektiği zaman silah kullanma yetkisini vermemiş midir? Emniyet güçlerimiz devletin parasıyla sağlanmış silahlarını sırf gösteriş olsun diye mi taşımaktadırlar? Emniyet güçlerimiz suçluları iki saat gibi kısa bir süre içinde tespit etmiş ve cezalarını vermiştir. Eğer suçluların bu suçu işledikleri konusunda emniyet güçlerimizin en ufak bir kuşkusu olsaydı böyle bir cezalandırmaya giderler miydi sanıyorsunuz? Suçluların suçlu olduklarından emin olmuşlar ki cezalandırmışlar.

Yargılama meselesine gelince. Bu da çok tuhaf bir mantıktır. Yargılamanın amacı nedir? Sanığın suçlu olup olmadığını tespit etmektir, öyle değil mi? Evet ama suçlunun suçlu olduğu zaten ortadaysa ve bu durum emniyet güçlerimiz tarafından iki saat gibi kısa bir sürede hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmişse bu suçluları bir de yargıya teslim edip yargıyı boş yere oyalamanın ne anlamı vardır? Eğer emniyet güçlerimizin, suçluların suçundan en ufak bir kuşkusu olsaydı, o zaman elbette onları yargıya teslim ederlerdi. Fakat suç eğer kesin olarak sabitse ve iki saat gibi kısa bir sürede hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde işledikleri ağır suç tespit edilmişse yargıyı boş yere oyalamanın ne anlamı vardır?

Son bir itiraz da şudur: Eğer yargıya teslim edilselermiş yargı bunların suçunu sabit görüp en ağır cezayı verse bile bu ceza ölüm cezası olmazmış, en fazla ağırlaştırılmış müebbet alırlarmış. Buna ne diyecekmişiz bakalım?

Doğrusu, bu son itiraza hemen, anında, hatta iki saat içinde verecek cevabı bulamadık. Sayın Başbakanımıza bir soralım. Bakalım o ne diyecek? O da belki Sayın Cumhurbaşkanımıza sorup en doğru cevabı bize bir iki saat içinde ulaştırır.

 

***

 

Başbakanlık’tan gelen açıklama: Sağolsun Başbakanlık bizi bekletmedi, yukarıdaki makalede ileri sürülen son itiraza cevabını bir iki saatten de önce, yarım saat içinde yolladı. Açıklama aşağıdadır:

“Zaten bu yüzden emniyet güçlerimiz işi yargıya bırakmamayı tercih etmektedir.”

 

Gün Zileli

11 Ekim 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI