Son Kale! (Stalinist Savunuların Boşluğu Üzerine)

 

 

Marc Jansen-Nikita Petrov, Stalin’in Baş Celladı Halk Komiseri Nikolay Yezhov, çev: Önder Seçkin, Kalkedon, 2014. (Kitabın orijinal Rusça başlığındaki Stalinskii Pitomets- Nikolai Ezhov, “Stalin’in yetiştirmesi-Nikolay Yezhov” anlamına gelmektedir.)

 

Aşağı yukarı 35 yıldır Sovyetler Birliği tarihi, sosyalizmin sorunları ve Stalin meselesi üzerine çalışıyorum. Bu süreçte Stalinist savunmaların her türlüsüyle karşılaştım. “Savunma savaşı” aşama aşama yapılır. Önce en ileri hatta bir tahkimat kurulur, fakat saldırı çok şiddetliyse ve yapılan tahkimat bu saldırıya dayanamayacak durumdaysa ikinci bir hatta çekilip orada mevzilenilir. Bu böylece devam eder. Sonunda ya savunma herhangi bir aşamada başarılı olur ve tutunur ya da teslim bayrağı çekilir. Teslim bayrağının çekildiği yer, son tahkimat noktasının ya da son kalenin yıkıntılarıdır.

Öyle anlaşılıyor ki, Stalinizm artık son tahkimat noktasına veya son kaleye sığınmıştır. Bu son kale, Büyük Temizliklerin Stalin’den habersiz bir şekilde, İçişleri Komiseri ve dolayısıyla NKVD şefi Nikolai Yezhov tarafından yapıldığı ve çok sayıda masum insanın Yezhov’un kararlarıyla ölüme yollandığı savunmasıdır. Öyle ya, cellat Yezhov’u tutuklatıp kurşuna dizdiren bizzat Stalin değil miydi!

Bu son savunma kalesi üzerinde tartışmaya geçmeden önce Stalinistlerin daha önce ve yakın zamanlara kadar hangi mevzilerde tutunmaya ve tahkimat kurmaya çalıştıklarını görelim.

En ilerdeki (çoktan yıkılmış olan) tahkimat mevzii, bir savunma mevziinden çok bir saldırı mevziine benziyordu: “Stalin, karşıdevrimcileri ve burjuvaları yok etmiştir.” Gerçi oldukça ileri hatlarda kurulmuş, cüretkâr bir savunma (ya da bir anlamda saldırı) mevziiydi ama bu mevzide tutunmak bir hayli zordu. Hitler tehlikesi nedeniyle batılıların Stalin’in suçlarına göz yumdukları, hatta örtbas ettikleri Stalin döneminde veya II. Dünya Savaşı günlerinde yaşıyor olsaydık belki bu mevzide bir süre tutunmak mümkün olabilirdi ama devir değişmişti ve zamanımızda dünyadaki kitlesel katliam suçlarını uzun süre kalın taş duvarlar ardında gizlemek mümkün değildi.

Tabii kısa sürede, Stalin’in karşıdevrimcileri ve burjuvaları yok etmediği (sanki onları yok etmiş olsa bir marifet mi yapmış olacaktı, o da ayrı bir konudur), tam tersine, muhalif  partilerin mensuplarının, anarşistlerin, sosyalist devrimcilerin, köylülerin vb. dışında, Troçkistleri, Lenin’in en yakın mücadele arkadaşlarını, Bolşevik Partisi’nin kaymak tabakasını, bürokrasinin kaymak tabakasını ve hatta önde gelen Stalinist kadroları yok ettiği ortaya çıktı. Tabii ki, bu insanlar üzerindeki “halk düşmanı” vb. yaftalamaların geçersizliği de. Bu durumda bu mevzinin terk edilip bir geri mevziye çekilmek kaçınılmaz hale gelmişti (gerçi hâlâ bu mevzide direnmek isteyenler var ama onları artık kimse ciddiye almıyor, kulak asmıyor, hatta akıl sağlığını yitirmiş insanlar olarak görüyor).

Stalinistlerin bundan sonra çekildikleri ikinci savunma mevzii şuydu: “Verilen rakamlar doğru değil. Abartma var. O kadar çok insanın katledilmesi mümkün değildir. Topu topu ölüme mahkûm edilen insan sayısı yüz bini geçmez.” Bu argüman Garbis Altınoğlu ve onun benzeri Stalinistler tarafından ileri sürülmüştür. İşin tuhaf tarafı, 12 Eylül’de elli kadar insanın idamını protesto eden bu Stalinistlerin yüz bin rakamını “topu topu” sözleriyle küçültmeye çalışmalarıdır. Sanki yüz bin insanın öldürülmesi az şeymiş gibi.

Kaldı ki, verilen yüz bin rakamı, Stalinist katliamın çapını minimize etme çabasının ürünüdür. Çap o kadar büyüktür ki, bu çapın minimize edilmesi bile ancak yüz bin gibi devasa bir rakamla mümkün olabilmiştir.

Şimdi biz bu minimize etme çabasını bir kenara koyalım ve sadece 1937-1938 yıllarını kapsayan iki yıllık Büyük Terör rakamlarına bakalım. Yukarıda künyesini verdiğim, Kalkedon Yayınlarının bastığı kitabın verdiği ulaşılmış resmi rakamlara göre, sadece bu iki yılda tutuklananların sayısı 1,5 milyon ve kurşuna dizilenlerin sayı ise, 700 bindir. Elbette şunu da biliyoruz ki, doğrudan kurşuna dizilmeyip gulaglara yollananların da önemli bir kısmı (tahminen üçte biri) kamplarda hayatlarını kaybetmişlerdir. Dolayısıyla, sırf iki yıllık Büyük Temizliğin ölüm sayısını yaklaşık 1 milyon olarak tahmin edebiliriz.  Ne var ki, Stalinist terör Büyük Temizlikle kısıtlı değildir. 1930’dan öncesine gitmeyelim. Zorla kolektifleştirme hareketi sırasında çok sayıda köylü, ya direndikleri için kurşuna dizilerek ya da toplama kamplarında öldürülmüştür. Ukrayna’da köylülerin ürününe tohumuna kadar el konması nedeniyle (bkz. bu sitedeki, “Her Şey Geçip Gider mi?” yazısındaki Vasili Grossman’ın anlatımları) meydana gelen Holodomor’da (açlık terörü) ölen köylülerin sayısı asgari 7 milyon olarak tahmin edilmektedir. Buna bir de, II. Dünya Savaşı’nda kurşuna dizilen yaklaşık yarım milyon Kızıl Ordu askerini (bkz. “bu sitedeki, “Nazi Yenilgisinde Üç Temel Faktör: Halk, Irkçılık, ordu” yazısı), ayrıca II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan “Halk Cumhuriyetleri”ndeki ve Sovyetler Birliği’ndeki Stalinist tasfiyeleri de eklersek yaklaşık olarak 10 milyon rakamına ulaşırız. Sovyetler Birliği, II. Dünya Savaşı’nda 20 milyon kayıp vermişse, Stalinist terörde de bunun yarısı kadar insan ölüp gitmiştir. Nerede 100 bin rakamı, nerede 10 milyon rakamı.

Tabii ki, Stalinistler bu rakamlar karşısında da tutunamadılar ve bu sefer bir gerideki mevziye çekildiler.

Üçüncü savunma mevzii, Stalinist terör hakkında söylenenlerin batılı burjuva yayın organlarının uydurmasının ve Soğuk Savaş propagandasının ürünü olduğuydu. Batılıların Stalinist terörü dillendirerek bir taşla iki kuş vurmaya çalıştıkları doğruydu. Onlara göre, Stalinist terör, devrimin ve komünizmin doğrudan ürünüydü. O halde kimse devrim yapmaya veya eşitlikçi bir toplum özlemeye kalkışmamalıydı. Evet ama Batılıların bu propagandayı yapıyor olmaları, Stalinist terörün gerçek olmadığını göstermezdi ki. Sadece bu terörün devrim ve komünizm adına yürütülmesinden yararlanarak  devrimi ve komünizmi karalamaya çalıştıklarını gösterirdi. Öyle ya, batılılar ve kapitalistler, Stalinist terörle devrim ve komünizmi özdeşleştiriyorlarsa, buna özel bir çaba gösteriyorlarsa, yapılması gereken, bunların hiç de aynı şeyler olmadığını göstermek değil midir? Stalinizmle devrimi ve komünizmi özdeş göstermek tam da batılıların yapmaya çalıştığı şey değil midir? Stalinist suçlar ayan beyan ortada olduğuna göre, devrim ve komünizm adına yapılması gereken, Stalinizmle devrimi ve komünizmi ayrıştırmak ve daha da önemlisi, batılılardan önce, Stalinist terörü devrim ve komünizm adına mahkûm etmek değil midir?

Stalinistler kısmen bu mevzide direnmeye ve “bunlar soğuk savaş propagandasıdır” demeye devam ediyorlar ama bir yandan da yavaş yavaş bir gerideki mevziye çekiliyorlar. Çok geride bir mevzi değil bu. Çünkü çok fazla gerilerlerse bu kendi saflarında da bir bozguna yol açabilir.

Bu mevzi, “burjuvazi neden en çok Stalin’e saldırıyor?” mevziidir. Fakat ne yazık ki, tahkimatı birkaç atışla dağılacak çürük bir mevzidir bu. Aslında bunun yanıtı basittir: “Neden saldırıyor, çünkü en zayıf halka olarak onu görüyor.” Savaşın bilinen kuralıdır. Düşman, daima karşı tarafın en zayıf noktasına saldırıp cepheyi o noktadan yarmaya çalışır.

Kaldı ki, eğer burjuvazi “en devrimci” olana saldırıyorsa, bu argüman Lenin’i de vurmaktadır. Burjuvazi, madem en devrimci olduğu için Stalin’e saldırıyor, bu otomatikman, örneğin Lenin’in ve tarihteki diğer sosyalizm liderlerinin Stalin’den daha az devrimci olduğu anlamına gelmez mi!

Dolayısıyla bu mevzide de uzun süre tutunmaları mümkün değildir. Nitekim, Stalinistlerin bir kısmı şimdiden, en son savunma mevziine, son kaleye çekilmişlerdir. Bu son kale şudur: “Büyük Terörün sorumlusu Stalin değildir. Çok sayıda masum insanı ölüme yollayan, o zamanki NKVD şefi Yezhov’dur. Nitekim, o döneme “Yezhovschina” adı verilmesi de bunu gösterir. Yezhov, o cinayetlerini Stalin’in haberi olmadan işlemiştir.”

Stalinistlerin sığındığı bu son kale hiç sağlam görünmüyor. Üstelik bu son kale yıkıldığı zaman altında kalacakları kesin. Yezhov’un bu cinayetleri  Stalin’in haberi olmadan değil, tersine tamamen onun talimatlarıyla işlettiği ortaya çıktığı an artık çekilecekleri başka bir geri mevzi de kalmayacak ve yıkıntının altında kalacaklar.

Elimde Stalinistlerin son kalesine ağır bir darbe indiren bir kitap var. Yukarıda künyesini verdim. Marc Jensen ve Nikita Petrov, bir ara açılan Sovyet arşivlerine girerek epeyce belge üzerinde çalışmışlar. Onların ortak kanısı, Yezhov’un aldığı bütün kararların arkasında Stalin’in olduğudur. Kitaptan alıntılarla ilerleyelim:

“Stalin, girişeceği siyasal temizlik için planlarını gerçekleştirmede baş yardımcısı olarak seçtiği Yezhov’la gerçekten de özel olarak ilgilendi. Bu durum özellikle Leningrad Parti örgütü’nün başında olan Sergey Kirov’un 1 Aralık 1934’te öldürülmesinden sonra daha da belirginleşti.” (s. 49)

(Burada bir parantez açmak istiyorum. Bu, Stalin’in değişmez tarzıydı. Yardımcılarına büyük suçlar işletmesinin hemen akabinde onları kısa ya da orta vadede harcamak için önlemler almaktadır. 1 Aralık 1934’teki Kirov cinayetini o zamanki NKVD şefi Yagoda’ya işletmiştir  -bunu yeni çevirdiğim Stalin ve Kirov Cinayeti kitabında Robert Conquest çok net bir şekilde ortaya sermektedir-. Yukarıdaki alıntıda da görüleceği gibi, bunun hemen akabinde Yezhov’u devreye sokması çok ilginçtir. Aynı şeyi, Yezhov’a Büyük Temizlik’te büyük suçlar işlettikten sonra onun yanına Beria’yı yerleştirerek yapmıştır. Bu, katillerin taktiğidir. Cinayetlerini bilenleri veya cinayetlerine ortak ettiklerini yaşatmak istemezler. Eski işbirlikçilerini yeni işbirlikçileriyle değiştirmek için her türlü önlemi alırlar.)

“Stalin, Yezhov’u, … Kosarev ve Agranov’u soruşturmayı yönetmek için görevlendirdi. Delil olmamasına rağmen Stalin, Zinovyev, Kamenev ve diğer eski muhaliflerin cinayetten sorumlu oldukları hikâyesini üretmelerini emretti. Gerçi NKVD yöneticileri olayın bu şekilde yansıtılmasına kuşkuyla yaklaştılar ve Stalin’in emirlerini göz ardı etmeye çalıştılar. Derken Yezhov, rolünü oynamak için ortaya çıktı. Stalin, Yezhov’u fiilen NKVD’de temsilcisi olarak atamıştı.” (s. 50)

“Yezhov, Stalin’den NKVD üst düzey kadrosunun katıldığı konferansta bu yetersizliği sert bir şekilde eleştiren bir konuşma yapması için iznini rica etti. Stalin bu isteği uygun gördü… Yezhov 1934 yılının Aralık ayından itibaren NKVD’nin en üst düzey denetleyicisi oldu.” (s.52)

“13 Mayıs 1935’te Politbüro gizlice, Stalin’in yönetiminde ve Yezhov’un yardımcısı olduğu bir özel Devlet Güvenlik Komisyonu kurdu. Jdanov, Malenkov, Şikiryatov… Vişinski bu komisyonun üyesiydiler… Komisyon ‘Büyük Terör’ün tertiplenmesinde önemli bir rol oynadı.” (s. 53-54)

“Stalin’in onayı ve Yezhov’un uygulamasıyla1935 Haziran Plenum’u yeni bir durum yarattı. Bundan böyle sadece eski muhalifler yasa dışı konumda değillerdi. Stalin ve destekçilerinin tersine muhalifler karşısında uzlaşmacı bir tavır alan komünistler de düşman karşısında yeterli uyanıklık göstermedikleri için hesap vermeye çağrılıyorlardı.” (s. 63)

“1935 yılı yazında Stalin’in önerisiyle Yezhov, Komintern Yürütme Komitesi’ne seçildi. Bu tayinin, siyasi mültecilerle, özellikle Polonya’dan gelen siyasi mültecilerle ilgili bir kampanya hazırlıklarıyla ilişkisi vardı.” (s. 69)

“1936 yılı Şubat’ında Stalin, Troçki’yle ilgili tüm belgelerin Yezhov’a devredilmesini ve tutuklu Troçkistlerin sorgusuna katılmasını emretti.” (s. 76)

“Stalin’in emriyle Politbüro, Yezhov’u İçişleri Halk Komiserliği’ne atadı.” (s. 96)

“Yargılama 23 ve 30 Ocak 1937 tarihlerinde yapıldı. İddianameden ölüm cezasına kadar her şey önceden ve doğrudan Stalin ve Yezhov tarafından kararlaştırılmıştı. 13 Ocak’ta Radek, Buharin’le yüzleştirildiğinde, Yezhov, Stalin ve diğer Politbüro üyelerinin yanında sorgulamayı yönetti. Mahkeme üç önce bitmişti ve Yezhov’a ödül olarak mareşal rütbesine eşit olan Devlet Güvenlik General Komiseri unvanı verildi.” (101)

“Sorguları yöneten Yezhov, Tuhaçevski ve diğer sanıkları bizzat sorguladı. Sorgulamalara nezaret eden Stalin, sorgu kayıtlarını okuyor ve Yezhov’u her gün kabul ediyordu.” (s. 115)

“1937 yılında tam yetki Politbüro’dan, kendisi Politbüro üyesi olmadığı halde Yezhov’un da içinde olduğu beş kişilik dar bir gruba geçti. 14 Nisan 1937’de Stalin’in inisiyatifiyle Politbüro, gereğinde dış politikayla ilgili konular da dâhil, … sorunları çözmekle görevli sürekli bir komisyonun kurulmasına karar verdi. Uygulamada bu beş kişilik organ, önemli konularda Politbüro’nun yerini alan bir organ haline geldi.” (s. 116)

“1937 Plenumu’yla birlikte yaygın komplo şeması Yezhov tarafından ayarlandı ve Stalin’in de onayını aldı. Parti ve devlet sisteminin her seviyesinde tutuklamalar yaygınlaştı. Yezhov, NKVD subaylarına bu şemaya göre hareket etmeleri direktifini verdi…” (s. 124)

“Nosov Ağustos ayında görevden alındı, ardından tutuklandı ve Kasım ayında kurşuna dizildi. Böylece Yezhov bir Merkez Komite üyesinin tutuklanmasını tertiplerken inisiyatif göstermişti, ancak bunu Stalin’in onayı olmadan yapamazdı.” (s. 125)

“Parti ya da NKVD yerel yöneticilerinin, Yezhov üzerinden ya da doğrudan Stalin’e gönderdikleri ek kota tahsisi [üretim kotası değil, idam kotası! G.Z.] istekleri bulunuyordu. Büyük bir olasılıkla bu durumlarda onay, Politbüro’dan değil de yerel makamların isteklerini dikkate alan Stalin’in, Yezhov’a verdiği sözlü talimatlarla geliyordu.” (s. 152)

“Stalin’in Başkanlık Arşivi’nde bulunan belgelerine hâlâ ulaşılamamasına karşın muhtemelen Yezhov’un, baskıların kapsamının genişlemesine izin veren kararları tek başına almadığı görülüyor… ülke çapındaki operasyonlarda hiç kota yoktu ve yerel NKVD şefleri istedikleri kadar insanı tutuklayabiliyorlardı.” (s. 153)

“1937 yılı Ağustos’undan 1938 yılının Kasım ayına kadar 386.798’i ölüm cezası olmak üzere 767.397 kişi troykalar tarafından cezalandırıldı. Bu yüzden 1937-1938 yıllarında NKVD yetkililerinin Parti’nin kontrolünden çıktıklarını iddia eden güncel tezler temelsizdir. Tersine NKVD sıkı bir şekilde merkeze tabi konumdaydı.” (s. 153)

“Stalin [Polonyalılara karşı, G. Z.] operasyonun gidişatından oldukça tatmin olmuş görünüyordu, çünkü 14 Eylül’de Yezhov’un raporunun üzerine şu notu atmıştı: ‘Çok iyi! Bundan sonra da bu Polonyalı casus pisliklerini ortaya çıkar ve temizle. Sovyetler Birliği’nin iyiliği için onları yok et.’… Sonuçta eşleri de tutuklandı ve on beş yaşın altındaki çocukları, çocuk yurtlarına gönderildiler” (s. 160)

“Yezhov, onaylanmaları için listeleri Stalin ve birkaç Politbüro üyesine yollamıştı… Stalin, 44.000’i aşkın insanın adının olduğu bu tür listelerden 383 adet almıştı… Listeleri imzalarken Stalin verilecek cezayı da açıklıyordu.” (s. 167-168)

“Gerçekten de Yezhov, Stalin’in talimatları doğrultusunda hareket ediyordu. Böyle durumlardan birinde Stalin, Yezhov’a, istenen itiraflarda bulunmayan bir tutuklunun eski defterlerini ortaya dökmesini isterken, ‘bu beyefendiyi sıkıştırıp küçük pis işlerini açıklamaya zorlamanın zamanı değil mi? Kendisi bir hapishanede mi yoksa otelde mi kalıyor?’ der. Örneğin 1937 yılının Aralık ayında M. I. Baranov’un adının yanına, ‘Dövün, dövün!’ diye eklemede bulunduğu gibi, Stalin, Yezhov’un getirdiği listeleri imzalarken, bir yandan da belirli kişilerle ilgili talimatlar verirdi.” (s. 177)

“12 Ekim 1937’deki Merkez Komite Plenum’unda Stalin’in önerisiyle Yezhov, Politbüro yedek üyeliğine atandı (daha önce tutuklanıp ertesi yıl kurşuna dizilen Ian Rudsudak’ın yerine).” (s. 193)

“Tutuklulardan itiraf alabilmek amacıyla, Yezhov’un emri ve bizzat katılımıyla tutuklulara işkence yapıldı; Stalin ve Politbüro işkence yapılmasına onay verdi.” (s. 326)

“Stalin, kitlesel operasyonlardaki aşırılıkların suçunu NKVD ve Yezhov’a yükleme niyetindeydi.” (s. 261)

“Yezhov öyle ya da böyle bağımsız mıydı yoksa sadece Stalin’in aracı mıydı? Büyük Terör sırasında Yezhov’un çalışmalarının tamamen Stalin tarafından kontrol edilip yönlendirildiğini gösteren belgelerden oluşan oldukça fazla kanıt var. Yezhov’un hazırladığı asıl belgeleri Stalin gözden geçiriyor ve siyasi davaların soruşturmasını ve gidişatını denetliyordu… 1937-1938 yıllarına ait ziyaretçi kayıtlarından Yezhov’un Kremlin’de Stalin tarafından 278 kez kabul edildiği ve onunla toplum 834 saat geçirdiği anlaşılıyor.” (s. 328)

 

Yazarlarımızın söyledikleri bunlar.

Fakat benim de söyleyeceğim birkaç şey var. Madem Stalin Yezhov’un masum insanları harcadığını görmüştür, bunu düzeltmek için neden hiçbir çaba göstermemiş, tam tersine bu sefer Beria aracılığıyla tutuklama kampanyalarını sürdürmüştür. Yezhov’dan sonra 300 bin civarındaki insanın suçsuz görülüp kamplardan çıkarıldığı söylenmektedir. Peki bu kadar mıdır? Böyle ciddi bir durum olduğunda bütün dosyaların hızla gözden geçirilip gulagların tamamen boşaltılması gerekmez miydi? Hayır, bu yapılmamıştır. Polis devletinde, gulaglar sisteminde en ufak bir gevşeme olmamıştır. Savaş çıktığında gulaglardaki mahkûmlar “bizi cephenin en tehlikeli yerine gönderin” diye feryat ettikleri halde (E. Ginzburg, Anaforun İçinde, çev: G. Zileli, Pencere, 2000, s. 47) bırakın onları serbest bırakmayı ya da cepheye göndermeyi gulagların ve hapishanelerin disiplin sistemi daha da sıkılaştırılmış, mahkûmlar daha yoğun bir baskı altına alınmıştır.

Dolayısıyla, suçun Yezhov’un sırtına yıkılması girişimi de başarısız kalmaya mahkûmdur. Büyük Terörün baş suçlusu Stalin’den başkası değildir ve ayrıca, sanıldığı gibi Büyük Terör iki yılla kısıtlı bir dönem de değildir. Stalin’in ölümüne kadar sürmüştür.

Gözümüz, yıkılan son kalenin üstünde belirecek beyaz bayrakta!

 

Gün Zileli

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI