Diktatörlükler Muhalefetlerin Yardımıyla Kurulur

Başlıktaki fikrin dünya tarihinde ve günümüzde pek çok örneği vardır. Örneğin Nazi diktatörlüğü, muhalefetin yardımı ile kurulmuştur. Komünistler, sosyal demokratlar ve liberaller, aralarında kavga ettiklerinden, aynı zamanda faşizm tehlikesini tam olarak değerlendiremediklerinden, Hitler aralarından sıyrılıp iktidarı seçim yoluyla ele geçirmiş ve bundan sonra da tüm muhalefeti ezmiştir. İspanya İç Savaşı sırasında, Franko güçlerinin faşizmi hâkim kılmasına, Stalinist komünist partinin ve sağ sosyal demokratların eşsiz katkıları olmuştur. Hükümetteki komünist partinin ve sağ sosyal demokratların ittifakı, devrimi Franko’dan önce ezerek halk direnişini kırmış ve kapıları faşizme içerden açmıştır. Örnekler çoğaltılabilir.

Bunun son örneği, son birkaç ayda Türkiye’de yaşandı. Diktatör, aslında yıpranmakta ve zayıflamaktaydı. Fakat yıpranan ve zayıflayan bu güç, zirveye tırmanarak iktidara tutunmayı ve bu mevziden diktatörlüğünü pekiştirmeyi planladı ve muhalefetin yardımıyla bu planının ilk bölümünü, yani zirveye tırmanmayı gerçekleştirdi.

Aslında 30 Mart seçimleri bir gerçeği göstermişti: AKP adlı iktidar şirketinin oyları 20 milyon civarında konsolide olmuş, yani donmuştu. Ne eriyor, ne de artıyordu. Bu donma, bir siyasi iktidarın istikrarına ne kadar işaret ediyorsa, içten içe çürümesine de o kadar işaret eder. Donan her güç, orta vadede çöküşe namzettir. Üstelik bu yirmi milyonluk kitle, toplumu temsil etmek bakımından oldukça niteliksiz bir kitleydi: Büyük ölçüde Anadolu sağcılığı adı verdiğimiz durgun bataklığı temsil ediyordu. Toplumun canlı dokusu ise esasen toplumsal muhalefet güçleri tarafından temsil edilmekteydi. Liberal matematik hesaplara mahkûm olmadan duruma bakacak olursak, muhalefetteki her bir kişinin, iktidarı destekleyen beş kişiye eşit olduğunu söyleyebiliriz. Toplumun durağanlığının temsilcisi AKP, değişim dinamiğinin temsilcisi ise muhalefet, özellikle toplumsal muhalefetti.

Ne yazık ki, CHP yönetimi, bu durumu tahlil edemedi ve dar matematiksel oy hesaplarının kurbanı oldu. Bu yüzdendir ki, adayını tespit ederken toplumun dinamik kesimlerini değil, durağan kesimlerini hesaba kattı ve dolayısıyla bu durağan kesimlere, Anadolu sağcılığı bataklığına sempatik gelen bir aday tespit etti. Oysa bu yanlış bir hesaptı: Birincisi, böyle yaparak, toplumun değişim dinamiğine ve bu dinamiği temsil eden kesimlere sırtını dönmüş ve onların desteğini kaybetmiş oldu; ikincisi de, Anadolu sağcılığının, ortada aslı dururken bir kopyasına ya da benzerine oy vermeyeceğini düşünemedi. Bu yüzden CHP oy kaybederken, aynı nedenle AKP oylarını korudu. Böylece AKP iktidarı ilk desteği, CHP muhalefetinden almış oldu.

İkinci yardım ise HDP’den geldi. Şunu net bir şekilde söyleyelim ki, HDP yönetimi, Gezi’de ve sonrasında toplumsal muhalefet ve özgürlük mücadelesinde gösterdiği ikircikli tutumla pek güven verici olmamıştır. Bununla birlikte, ortada toplumsal muhalefet dinamiklerinin somut bir temsilcisi yokken ve toplumun dinamik kesimleri HDP’den böyle bir aday beklerken, HDP toplumsal muhalefetin sadece Kürt ayağını temsil eden bir aday göstererek büyük bir hata yaptı. Eğer toplumsal kesimlerin tümünü temsil eden bir aday gösterseydi bir toplumsal heyecan ve cereyan yaratacak ve 10 Ağustos’taki seçimlerde sandık başına gitmeyen ya da boş oy atan kitle (ki net rakamlara başvuracak olursak, yüzde 25 gözüken bu kitlenin yarısının toplumsal muhalefet güçleri olduğunu hesaplayabiliriz) HDP’ye oy verecekti. O zaman HDP oyunu dörde katlayacak ve belki de yüzde yirmilere tırmanacaktı. Böyle bir durumda AKP’nin 1. turda kazanması imkânsız hale gelecekti. 1. Turda kazanamayan AKP’nin 2. Turda kazanması iyice zorlaşacaktı.

Son anda bile HDP’nin yapacağı bir şey vardı, bunu da yapmadı. Eğer HDP, şayet 2. Tura kalınacak olursa, boykota gitmeyip diktatörün karşısında oy kullanacağını açıklamış olsaydı, sandık başına gitmeyen toplumsal muhalefet güçleri, sandığa koşacak ve HDP’ye büyük güç verecekti. HDP bunu yapmadı. Oysa seçim kampanyası sırasında, ona güç kazandıranın AKP’nin politikalarını eleştirmek olduğunu saptamış ve buna göre bir propaganda stratejisi tutturmuştu. Sırf bu propaganda bile HDP’ye yüzde 4 oy kazandırdı. Bu açıklamayı yapsaydı, katılmama oranı düşer ve HDP’nin oyları kesinlikle yüzde yirmilere dayanırdı. Son anda yapılmayan bu çıkışın da AKP’ye yapılmış üçüncü bir yardım olduğunu söyleyebiliriz.

Bütün bu öngörüsüzlüklere ve hatalara rağmen, AKP’nin zaferinin öyle çok büyük bir zafer olmadığını söyleyebiliriz. Aslında yüzde 35’e tekabül eden yüzde 51’lik bir zafer oldukça kılı kılına bir zaferdir ve bu, Çankaya’ya çıkan kişiyi, balkonlarda şovlar yapsa da, yalnız kaldığında kara kara düşündürecek bir durumdur. Zirveye çıktı ama o zirve hiç de sağlam olmayan, gıcırdayan iskelelere dayanıyor.

Bu yüzden, sanki her şey olup bitmiş gibi bir karamsarlığa kapılmak yersizdir. En önemli nokta, toplumun canlı dokusunu oluşturan toplumsal muhalefet güçlerinin bir araya gelip sağlam bir blok oluşturmaları ve örgütlenmeleridir. Son seçimde bu toplumsal muhalefet, talihsiz koşulların sonucunda ve kendi iradesinin dışında dağıldı ve üçe bölündü: Üçte biri boykota yöneldi; diğer üçte biri HDP’ye omuz verdi; kalan üçte biri de, eli mahkûm, çatının adayını destekledi. Tamamen seçimlere yönelik bir dağılma ve bölünmeydi bu. Yoksa toplumsal özlem ve hedeflere yönelik değil. Oy bazında on milyonu bulan bu kitle, diktatörlüğe karşı toplumsal mücadele ve devrim hedefiyle toparlandığı zaman, bugünkünden de büyük bir güç olduğunu gösterecektir. Aynı Gezi İsyanı’nda olduğu gibi.

Parlamentodaki partilerle ilgili olarak söyleyeceğimiz ise çok az şey var. Öngörüsüz CHP yönetimi değişti değişti. Değişmedi, CHP’nin tabanında yer alan ve aslında toplumsal muhalefetin bileşeni olan büyük kitle bu partiyi terk edip toplumsal muhalefet bloku içinde yerini almalıdır. HDP yönetimi ise, kaçınılmaz olarak bir süre “zafer sarhoşluğu”nu yaşayacaktır. Ama unutmasınlar ki, aldıkları oyların en az yarısı, onlara, başkan adaylarının son bir aydaki, toplumsal muhalefetin özlemlerini dile getirmesinden dolayı verilmiştir. Yeniden AKP ile uzlaşma ve iş pişirme siyasetine döndükleri an (bu siyasetten tamamen ayrıldıkları da kuşkuludur ya, belki de bir seçim taktiğiydi bu sadece), onlara oy veren kesimin en az yarısı HDP’ye güle güle diyecek ve toplumsal muhalefet blokuna omuz verecektir. Elbette en iyisi, HDP’nin toplumsal muhalefete “ağabeylik” taslamaktan vazgeçip (1960-70’lerde Türkiye solu, Kürt soluna karşı aynı ağabeyce tavrı takınmıştı) bir bütün olarak toplumsal muhalefet bloku içinde bir bileşen olarak yerini almasıdır.

Sonuç olarak, toplumsal muhalefet artık şundan bundan medet ummayı bırakmalı, kendi gücünü ortaya koymalı, hayaletimsi bir güç olarak havalarda süzülmeyi bırakıp somut örgütlenmelere girişmeli, aynı Gezi’de olduğu gibi, ideolojik ya da örgütsel ayrılık ve çatışmaların ön plana geçmesine izin vermeden toparlanmalı, büyük bir belirleyici güç olduğunun bilincine vararak gerçek özgül ağırlığını ortaya koymalıdır.

İşte o zaman diktatörlük bütün yardım olanaklarından yoksun kalacaktır. Sonunun başlangıcı bu olacaktır.

 

Gün Zileli
12 Ağustos 2014

www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

 

“Diktatörlükler Muhalefetlerin Yardımıyla Kurulur” yazısıyla ilgili çok sayıda soruya toplu bir cevap: gunzileli.com/2014/08/12/sorulanlara-toplu-cevap

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI