Boş Oy Vereceğiz…

10509586_10152469306308926_4801213250187247757_n

35 canımızı 21 yıl önce bugün kaybettik Sıvas’ta, Madımak Oteli’nde. O zaman da iktidarda bir muhafazakâr-sağ parti vardı. O zaman da, gözü dinsel dogmalarla ve Alevi düşmanlığı ile dönmüş ve kuşkusuz bugün AKP’nin tabanında yer alan bir güruh, gaz bidonlarıyla insan yakmaya gidiyordu. Ve o zaman da devletin kolluk kuvvetleri bu güruha açıktan açığa göz yumuyordu.

Ve 21 yıl sonra tam da bugün, Türk-İslam Cumhuriyeti, halkın karşısına iki muhafazakâr-sağ başkan adayı çıkarıyor, bizlerle alay eder gibi: “Kırk satırı seçmezseniz, kırk katırı seçin. Her iki halde de bu İslamcı cehennemde yanacaksınız.” 2 Temmuz katliamını protesto için Londra’da yapılan yürüyüşte şu pankartı taşımıştık: “Cehennemin iki zebanisi. Devlet ve Şeriat”

C. Başkanlığı seçimlerinde nasıl bir tutum takınmamız gerekiyor? Eğer Türk-İslam Cumhuriyeti’ne mahkûm olduğumuzu düşünüyorsak iki muhafazakâr-sağ adaydan birine oy vermek kaçınılmaz. İki aday arasında fark görenler aldanıyor. Biri diğerinin aynasıdır. Birbirine bakan aynalar gibi sonsuza kadar, iç içe çoğalırlar.

Bu ikisinin dışında kalan bir aday daha var. HDP adayı Selahattin Demirtaş. Selahattin Demirtaş, bu hareket içindeki, örneğin Sırrı Sakık, Pervin Buldan gibi adaylarla kıyaslandığında, elbette sola daha sempatik gelecektir ama ne yazık ki, toplumsal muhalefetin (4K diye ifade ettiğimiz, kentlerin – Gezi -, Kürtlerin, Kızılbaşların, Kadınların) ortak adayı olarak görülemez. HDP, böyle bir aday gösterme ferasetini gösteremedi ve sadece kendi adayını ileri sürmekle yetindi. Bu durumda toplumsal muhalefetin topluca Selahattin Demirtaş etrafında birleşmesi ve oy vermesi beklenemez. Elbette bazı arkadaşlar, oylarını Demirtaş’a vermeyi tercih edeceklerdir. Buna itiraz edecek değiliz. Bana kalırsa, Selahattin Demirtaş’a oy vermekle, birazdan önereceğim boş oy arasında önemli bir fark yoktur. İki İslamcı adaya verilmeyen her oy, toplamda, toplumsal muhalefetin oy oranını verecektir.

Bununla birlikte ben, sandıktan çıkacak boş oy oranının toplumsal muhalefetin esas, bilinçli kesiminin göstergesi olacağını düşünüyorum. %1 mi olur, %5 mi olur, ne olursa olsun, bu oran, bilinçsiz ve aldatılmış kalabalıkların karşısında büyük bir niteliksel ağırlığa sahip olacaktır. Bunu bilerek oy kullanmalıyız. İşin gerçeği, 1 boş oy, 100 muhafazakâr oya bedeldir. Her boş oy, Türkiye’nin devrimci geleneğini temsil eden bir işaret fişeği olacaktır. Bunun için sandık başına gitmemektense boş oy vermek daha bilinçli bir tutumun göstergesidir.

CHP içindeki ulusalcı kanadı oluşturan milletvekillerinden çok azı ayrı bir aday ortaya çıkarma cesaretini gösterdi. Deniz Baykal, bütün afur tafuruna rağmen, eski tip komünist partilerini anıştıran bir şekilde, “partinin birliği”, “partiye zarar vermeme” tutumunun sonucunda böyle bir girişimi önleyen baş faktör oldu. Ulusalcı olsun olmasın, Kılıçdaroğlu’nun İslamcı adayına karşı olan milletvekillerinin çoğu, siyasi ikballerini düşünerek geri adım attı. Koltuk kaygısı kaygıların en alçakçasıdır. Medya, akademi, politika alanında fazlasıyla tanık olduğumuz bir tutumdur bu. Ne yazık ki, bir kez daha tanık olmak zorunda kaldık. Oysa böyle bir adayın çıkması, her ne kadar oy vermeyecek olsak da, Kılıçdaroğlu’na köpeksiz köyde gezmediğini gösterecekti. Bunu bile yapamadılar.

Bu seçim, Alevi toplulukları açısından da önemli bir sınav olacaktır. Bu cumhuriyet, Alevileri hiçbir dönemde vatandaşı olarak savunmadı. Bu cumhuriyet başından beri Sünni cumhuriyetidir. Onları her zaman baskı altında tuttu. CHP, laiklik programıyla Alevilerin teveccühünü kazandı ama hiçbir zaman gerçek anlamda Alevileri savunmadı. Yönetimi, geleneksel olarak hep Sünni kökenli kent elitlerinin elinde oldu. Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması hiçbir şeyi değiştirmez. Sonuç olarak Kılıçdaroğlu da, sınıfsal olarak Sünni kent elitlerinin temsilcisidir bugün. Aleviler, Kılıçdaroğlu’nun adayına topluca oy vermeyerek Kılıçdaroğlu’na ve bugünkü, hızla sağa kayan CHP yönetimine esaslı bir ders verebilirler. CHP milletvekillerinin gösteremediği cesareti Aleviler göstermelidir. Ehven-i şer diye bir şey yoktur. Şeriata da, şer’e, ehven-i şere de oy verilmez.

Yerel seçimlerde savunduğumuz “bas geç” tutumuna karşı çıkan birçok arkadaş, şimdi, “hani bas geçti, ne oldu?” diye soruyor. Farklı durumları kavrayamamanın sonucudur bu. Yerel seçimde adayların niteliğinin, dolayısıyla hangi partiden olduğunun hiçbir önemi yoktu. Önemli olan, AKP’nin oylarının yüzde kırkın altına düşmesi ve sahip olduğu belediyelerin sayısında (özellikle İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri) önemli bir azalma sağlamaktı. Eğer başarılabilseydi bu, AKP’nin Gezi isyanında ve 17 Aralık’ta yediği darbelerin oy oranına da yansıdığı anlamına gelecekti. Eğer başarılabilseydi, bugün CHP bir İslamcı aday yerine, toplumsal muhalefete daha yakın bir adayı göstermek zorunda kalacaktı. Ya da İslamcı bir aday gösterdiğinde bunun ağır bedelini ödeyeceğini bilecek, o zaman CHP içindeki, Alevilere ve toplumsal muhalefete daha yakın milletvekilleri itirazlarını daha gür bir sesle ortaya koyabileceklerdi. “Bas geç” tutumunun ne yazık ki, yeterince başarılı olamaması, bugünkü “Kılıçdaroğlu’nun adayına bas geç” teslimiyetinin dayanağı olmuştur. Kısacası, iki tutum birbirinin tam zıddıdır. Yerel seçimde partilerin üzerine basıp geçemeyenler, bugün partilerin, kendi üzerlerine basıp geçmesine izin vermek zorunda kalmaktadırlar.

Sonuç: İki muhafazakâr-sağcı adaya kesinlikle oy vermiyoruz. Boş oy veriyoruz (ister damgayı hiç vurmayarak, isterse her tarafa vurup oyumuzu iptal ettirerek). İlla bir adaya vermek istiyorum diyenler, bari Selahattin Demirtaş’a versinler.

Sivas’daki, Roboski’deki, Gezi’deki canlarımız için, cehennemin zebanileri,  İslama da, Devlete de “dur” diyebiliriz.

 

Gün Zileli

2 Temmuz 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI