Melih Dalbudak/BU ÇATI NASIL ÇATILIR?

 

Aslında seçim sistemi ve barajı üzerine yazacaktım ama bu Cumhurbaşkanlığı meselesi gündemi çok işgal etti ve duramadım. Ayrıca seçim yazısına da giriş niteliği taşıyacağını fark ettim. Başlarken şu ilginç gözlemimi de aktarayım, insanların bir kısmı mevcut Cumhurbaşkanını halkın seçtiğini düşünürken, bir kısmı da önümüzdeki seçimlerde TBMM tarafından seçim yapılacağını zannediyor.

 

Temel Hukuk, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku gibi derslerin en sevdiğim konularından biri Yürütme’dir. Daha kavramın adından itibaren ilginçlik başlar ve Cumhurbaşkanı (CB) konusu ile dersler çok zevkli hale gelir. Süresini hiçbir zaman ayarlayamadığım konulardan biri CB konusudur. Çünkü sondan başa da gitsem, 1923’ten de alsam; TC tarihinde CB konusunun çok tartışıldığı dönemler hep olmuştur.

 

M.Kemal’in; önce rejim krizi yaratıp, sonra tek seçeneğin Anayasa değişikliği olduğu emrivakisi ile ortaya çıkıp, muhalif milletvekilleri Ankara’da yokken CB seçildiği 29 Ekim 1923 tarihinden başladığımda, çocuklar bu CB denen kişinin çok da cumhurun oylarıyla seçilmediğini kavramaya başlarlar. (Kemalistler hemen coşmasın. Kimseye Atatürk düşmanlığı falan aşılamıyorum, gençler tarihsel ve siyasal kişilere kutsal gözüyle bakmasınlar yeter. Politikacılar, “ulu önder” de olsa, “sağlam irade” de olsa, politik hedefleri için her türlü oyuna başvururlar. Bu, işin fıtratında var.)

 

Yedinci CB Kenan Evren’in; ayrıca seçim zahmetine girmeyip, “anayasaya evet diyen bana da evet demiş olur” maddesiyle, nasıl bir günde harici kıyafetini çıkarıp, frak kuşanarak tebrik kabul ettiğini anlatınca, o yaştaki her genç gibi benim öğrencilerimin de ağzı açık kalır. Çünkü vicdanını yitirmemiş ve bazı siyasetçilerin iyi yönetebileceğini zanneden her genç göre, bu durum hilekârlıktır. Ve aslında “günümüz monarşilerinde, monarkın yeri neyse cumhuriyette de CB’nın yetkileri benzer ve sembolik olmalıdır, aslolan parlamenter işleyiştir ama bizde böyle değildir” cümlemi anlamaya başlarlar.

 

Artık Evren, gönül rahatlığıyla ölebilir veya müebbet cezasını çekebilir. Gözü arkada kalmasın. Tam da arzu edilen bir sonuca doğru gidiyoruz. Hem de hür, serbest, genel seçimlerle.

 

2000 yılında, Dokuzuncu CB Sezer’in adaylığının açıklandığı videoyu izletip, 2002 yılında dönemin başbakanı Ecevit’in “…bu bir krizdir” ile biten konuşmasının görüntülerini üst üste izleyince de şu uyanır zihinlerde: Bu başbakanın seçtirdiği kişi nasıl olmuş da iki sene sonra ona hakaret ederek anayasa fırlatmış? Bu da CB’nın sorumsuz ama aşırı yetkili olmasının doğal bir sonucu.

 

Mevcut Onuncu CB’nın TBMM tarafından seçilemediği, bunun üzerine hükümetin Anayasa değişikliği restini çektiği, ancak koşullar ve dengeler değişip TBMM CB’nını seçince, bir kenarda tutup, ara ara Başbakan tarafından “gönlümden geçen başkanlık sistemi”laflarının dillendirilip, detaylarının B.Kuzu’ya bırakıldığı meselede; artık halk seçecek silahı bugün hepimize doğrultulmuş halde. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, bugün tartıştığımız konuları, sorunları ve isimleri Sayın Sabih Kanadoğlu’na borçluyuz. 367 zırvalığının mucidi olarak, düşmanlarının eline çok büyük bir koz verdi. Hâlâ hukuken değilse de siyaseten bunun doğruluğunu savunmanın, düşmanı geriletmek için bu tür yollara bazen başvurulabileceğini düşünenlerin sayıca az olduğunu ummak istiyorum ve 367 tartışmalarını birçok insanın tam olarak anlamadığını varsayıyorum. Çünkü ben derslerimde anlatmakta epey güçlük çekiyorum.

 

Neyse, gelelim günümüze. Düşüncelerimi derli toplu ifade edebileceğimden çekindiğim için madde madde yazmayı deneyeceğim:

1. Öncelikle çatı aday denen ve muhtemelen resmen de önerilecek kişi sağcıdır, İslamcıdır, muhafazakârdır, sadece ve sadece muhtemel iktidar partisi adayı ya da mevcut başbakan’ın adaylığına karşı çıkarılmış biridir.

2. Ama bu durum, her şerde bir hayır vardır diyerek bunu içine sindirmeyen CHP tabanının artık CHP’yi kendi sağcılığı ile baş başa bırakma zamanının geldiğini de gösteriyor. Bu CB seçimleri hiçbir şeyi değiştirmese bile, sağcı CHP’yi defnederek, çantada keklik olarak gördüğü insanların aslında devrimci ruhlarını yitirmemiş, yoksul ve bu sistemle ciddi dertleri olan insanlar olduğunu gösterebilir. Ve yıllarca oy verdikleri, medet umdukları partileri tarafından nasıl istismar edildiklerini de. Burada en büyük bilinç ve irade Alevilerden gelmelidir bence. Yıllardır CHP’nin Yezid’i göstersek verecekler, elleri mahkûm küstahlığına artık okkalı bir tokat atmalılar. Ve tabii, sürekli görmezden gelinen kadınlar, Occupy CHP diyebilen gençler, batı tipi bir burjuva demokrasisi özleyen orta sınıf demokratlar, Kemalistler… Hepsinin bu seçimlerde CHP’ye elveda mesajını vermesi en hayırlı sonuç olacaktır.

3. İşte bunun gerçekleşmesi için de HDP’nin göstereceği aday tayin edici bir rol oynuyor. Eğer HDP, taktik olarak değil de gerçekten samimiyetle Rıza Türmen’i önerdiyse, CHP nasıl olsa kabul etmez, biz de günah bizden gitti der, kendi adayımızı çıkarırız diye düşünmüyorsa; göstereceği aday özgürlükçü, herkesin içine sinen biri olursa, oy vermeyi düşünen herkes için tarihsel bir kırılma gerçekleşebilir. Bunun için olanakları da kısıtlı değil (Büşra Ersanlı, Eşber Yağmurdereli, Ercan Karakaş, Nur Sürer gibi). Eminim vicdanının sesiyle hareket edecek birçok CHP’li bu adaylara gönül rahatlığıyla oy verecektir ve artık partileri tarafından enayi yerine konmalarına isyan edecektir. Yok HDP sadece Kürt siyasi hareketine angaje bir adayda ısrarcı olursa, bu gizliden iktidar partisinin adayına ilk turda yol vermek anlamı taşır. Eğer HDP tüm toplumsal muhalefeti kapsayan bir aday gösterirse, Birleşik Muhalefet çizgisi de, Sol Cephe çizgisi de bu adayı rahatlıkla destekler.

 

4. Mevcut Başbakan’ın suskunluğunu sağcı çatı adayın kimliğine bağlayanlar çok yanılıyor. Başbakanı düşündüren ve kaygılandıran, CB seçimleri değil, 2015 genel seçimleridir. Çünkü mevcut Başbakan eğer CB olmayı düşünecekse, bunun için anayasa değişikliği için gerekli asgari sayıda milletvekilini (330) garantileyecek bir sistemle seçime girmesi gerekir. Eğer mevcut yetkilerle CB yapacağını görürse aday olmaz ve bunu da ileri demokrat kişiliğine bağlar ve adayını seçtirmek için uğraşır. Çünkü kendi seçilir ve anayasa da değişmezse, yapacağı tek şey fiili olarak anayasayı ihlal etmektir (çünkü CB sorumsuzdur) ama bu sürdürülemez bir yönetim biçimidir. Ama 330 ve üstü milletvekili çıkarabileceğini görür, bu riske girer, aday olur, kazanır ve anayasal düzende de başkanlık sistemini oluşturursa o zaman diktatörlüğün hukuki düzlemde de tahkim edildiği dört başı mamur bir siyasi rejimimiz olur. (Bu konuda bkz. bu yazının 3. Paragrafına)

 

Sonuç olarak HDP, CB seçimine dar örgüt çıkarı veya sürecin selameti gözüyle bakmazsa, CHP’den sıtkını sıyırmış, siyaset yapmayı oy vermeye hapsetmiş,  Gezi’den beri pek sokağa çıkmayan/çıkamayanların çığlığını duyarsa, Türkiye tarihinin ilk 2 turlu seçimini yaşatabilir. Ve eğer 2. Tur gerçekleşir, bu tura iktidar partisi ve HDP adayı kalırsa; işte o zaman anayasal sistemin meşruiyeti belki en yüksek sesle sorgulanmaya başlar diye düşünüyorum.

 

30 Mart’taki koşullar ve durum farklıydı. Önümüzdeki CB seçimlerinde “AKP’ye karşı en güçlü kimse ona oy vermek gerekir” diyenlere de önerim, CHP’yi kendi sağcılığında boğulmaya terk etmeleridir. Zaten kişisel ya da toplumsal bir çıkar ummuyorsunuz ki bu ilkesiz, çapsız tiplerden. Bırakın Erdoğan Toprak, Sümer Oral, Süheyl Batum gibi sağcılar onların olsun. Rıza Türmen, Melda Onur, Hüseyin Aygün, İlhan Cihaner, Şafak Pavey (elbette yalnız kendileri değil, temsil ettikleri değerler de) çaresiz kalmasın.

 

 

Melih Dalbudak

20 Haziran 2014

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI