O. Gürsel / İNSANIN İHTİYACI TİNSELLİKTİR, DİN TİNSELLİKLERDEN YALNIZCA BİRİDİR (1)

 

K. Arslanoğlu “En son önerim sosyalist partilerin İslami kanat örgütlenmelerine gitmesi… İnsanın aklında genetik olarak Tanrı modülü var. Dini siyasetin dışına çıkaralım, ilkesi bir intihar ilkesidir özellikle İslam toplumlarında… Din başlı başına bir siyaset. Böyle saçma bir ilke kimin işine yaradı? Dini siyasetin dışına çıkarmaya çalışan kendini siyasetin dışında bulur. Türkiye’de sosyalistlerin 80 yıldır milyonları kucaklayan siyasetin dışında kaldıkları gibi… Öneri şu: Sosyalist partiler bünyelerinde Müslüman kanat örgütlenmelere gitmeli…” diye yazıyor.

İtiraf etmeli; bu tür “önerilerin” bu denli kolay konuşulabileceğini sanmazdım. Bu savlar, öneriler bir “ölüm-kalım” sorunudur; çünkü Tin meselesi, bir ölüm kalım sorunudur!

*

1996 yılında, Ayrıntı yayınları tarafından yayınlanmış, Joel Kovel’in Tarih ve Tin kitabı, Türkiye “Sol” hareketi tarafından zamanında ciddiye alınarak tartışılsaydı, bugün Din ve Tin meselesinde, 18 yıl sonra çok daha başka düzeylerde konuşuyor olabilirdik. Belki Sosyalist hareketin önünü tıkayan önemli sorunlardan biri de bu, Din-Tin meselesindeki umursamazlıktır.  Bu tartışma er ya da geç yapılacaktır. Marksizm-Leninizm’in aşırı pozitivizmi ile yüzleşme kaçınılmazdır! Bu “yüzleşme” bir türlü gerçekleşmediği için de Sosyalist hareketin empatisiz “Tinsel zayıflığı” işte onu böyle zaman, zaman bir çaresizlik içinde onu Din-İslamiyet’ten bile medet umar hale getirmektedir.

Tarih bir hikayedir de. Her “öykücü” farklı yazar…

19. yy. başladığında 5-6 bin yıllık neolitik dönem sona ermişti. (G. Childe) Yüz elli-iki yüz bin yıllık doğa-insanlık tarihi sonunda, insan kendini de bir araştırma objesi olarak görebildi. On binlerce yıldır egemen “doğa üstü” güçlerin, üç bin yıllık “İbrahim’i Din’in”  toplumsal-siyasal egemenliği parçalandı. Bilimsel keşifler ve teknolojik atılımla içinde yaşanılan Dünya tanınmaya başlandı. Sosyal siyasi mücadelenin sınıfsal-ideolojik zemini  keşfedildi. “Dinsel Tinselliğin” yerini, “Milliyetçilik Tin’ine” bıraktı. “Akıl” ile hayata “hükmeden” insanın kul’luğu reddederek, insana ve dünyaya ait “insan” Birey dünyaya geldi.  

Marx , Lenin de bu dönemin her birey-dahi için de yaşanılan tarihle belirlenmiş “varlıklarıydı.” Gördükleri-yaşadıkları dünya, öyle olağan üstü, müthiş, yaratıcıydı ki, “gerçek yaratıcıyı” unuttular! Ellerinden ve dehalarından geleni yaptılar! Yetmedi; biliyorlardı ama görmek istemiyorlardı! “Hiçbir sosyal düzen YETERLİ üretici güçler gelişmeden asla yıkılmaz ve YENİ ÜSTÜN üretim ilişkileri, varlıkları için gerekli maddi koşullar eski toplumun içinde OLGUNLAŞMADIKÇA asla eskinin yerini alamaz…”hayat izin vermedi; çünkü hayatın-dünyanın cenneti sosyalizm-komünizm için “üretici güçler yeterince olgunlaşmamıştı!”

daha alınması gerekli karmaşık labirentler, çetin yollar vardı! ” Özgürlükçü Sosyalizm artık günümüzün imkan taşıyan bir gerçeği olsa da, o zamanın hayaliydi; hayallerindeki yanılgı yalnızca zaman aitti!

Son 200 yıldır kapitalist emperyalizmin egemenliğindeki dünya, son yirmi yıl, “ölmüş” bir sosyalizm algısı ile “arkaik” umutlara sarıldı. Bencil, hazcı, sömürücü, kar hırsı ile dünyayı, tabiatı, milyarlarca insanı mahveden kapitalist emperyalist egemenliğin en çok zarar verdiği İslam coğrafyası, emperyalizme, kapitalist modernizme karşı “çare” ümidiyle  kadim Dinsel Tinselliğe yeniden sarılıyor; iki yüz yıl önce ve aynı nedenlerle kaybettiği savaşı, bugün hem de aynı donanımla ama “düşman” daha güçlü iken yenebileceği ümidini taşıması, yalnızca “insan aklının nisyanla malul” olduğu gerçeğini doğrulayabilir!

Korkunç bir “yan” olgu da, “Dincilerin”, “emperyalizmle” uzlaşmaya hazır oluşu; aşırı çoğalmış “kabilesine” yeni hayat alanları açmak için sonunda “Batı’dan” destek alabileceği ümidiyle  yürüttüğü bir egemenlik savaşında da “Kutsal Din’ini” kullanması, “Reel Din’in” artık yalnızca bir siyaset aracı olduğunu da göstermektedir.

Siyasal İslam ile halkın İslam’ı aynı değildir! İslam inancı ile yaşamak isteyenlerle, siyasal İslamcıların “programları” aynı değildir!

*

İslamik inanç, belirli bir coğrafyada, tinsel ihtiyaca “kalpsiz dünyanın kalbi olarak” yanıt veriyor gibi görünse de “Batı” karşısında özgüvenini kaybetmiş durumda. Batıya karşı “top yekun” bir stratejiden yoksun, “batılı hayat tarzı karşısında” 1500 yıl öncenin değerleri-kültürünü savunarak, daha ne kadar ayakta kalabilir? Kaçınılmaz yenilginin kaderine öfkesi öyle büyük ki, kendi gibi inanmayan herkesi yok etmeyi “sevap” bilen, acımasız intihar-bombalı toplu katliamlar gerçekleştirebiliyor. Bu “dinselliğe” inanır görünen kitleler çok geçmeden sığındıkları o Dinci Fanatiklerin “kalbinin” nasıl da taştan olduğunu anlayacak ama bu ancak bir sonraki kuşağın işine yarayacak!

İslam coğrafyası, içine düştüğü maddi, manevi derin yoksulluk içinde, sanki bu dünyadan umudunu tümüyle kesmiş! Hayata ait neşe ve coşkunun yalnızca “öte tarafta” olduğuna inanan bir tinsellikle, yeryüzünü “cehenneme çevirmek” için elinden geleni yapıyor. İslam Dünyasında büyük alt üst oluşlar yaşanıyor. Mezhep farklılığı, “batılı” giyim tarzı nedenleriyle veya okula gittikleri için çocuk yaştaki kızlar katlediliyor; acı olan küçümsenemeyecek sayıda “sıradan Müslüman” bu tür cinayetlere karşı etkin tavır almıyor; “suç ortağı” edildiklerini anlamak, görmek istemiyor…

Bu kaostan Siyasal İslam kaybederek çıkacak! Ama Tinsel İslamcılık güçlenecektir; asıl ihtiyaç da budur zaten!

İslam dünyevi gücünü de kaybedecek! Zaten Din’lerin gücü de “dünyaya” ait olmamalı! Güzellikleri de buradadır!

*

Hıristiyanlık, dünyevi gücünü nasıl kaybetti? Engisizyon, Krallarla olan çelişkisi v.b. çok şey söylenebilir ama zamanımızın en ‘bilge’ Marksist tarihçisi sayılabilecek E. Hobsbawm bu konuda çok önemli bir açıklama yapıyor. Katolik dini “kendi teolojisinin gönüllü kabulüne dayanmaktadır. Katolik Avrupa’da kadınların Katolik Kilisesinin ahlaki öğretilerini ya da buyruklarını otomatik olarak kabul etmekten vazgeçtikleri andan beri, tüm bir Hıristiyan dünyasını yönetme olasılığının ağır bir darbe yediğine ve bunun ileride gelişmiş ülkelerden Üçüncü Dünya’ya transfer edilmek durumunda kalınacağına inanıyorum.” (E.Hobsbawm Yeni Yüzyılın Eşiğinde)

Meğer, Dincilerin kadın üzerinden yapılan din siyaseti ne kadar da önemliymiş! Bir inancın “ötekileştirdiği” insanlar-kadınlar, “erkeklerden bir derece aşağıdaki” insanlar bile, o inanca gönüllü, severek, isteyerek boyun eğiyorsa, herkes boyun eğebilir. Eğmelidir! Bu yüzdenmiş  kadınlar üzerindeki bu “anormal” hassasiyet! Pakistan ve Afganistan’da okula giden kız çocuklarının toplu katliamlarının, kadın cinayetlerinin, kadınları sindirmek için devlet eliyle yürütülen terörün, verilen fetvaların –bir yaşındaki kız nikahlanabilir, menstrüasyon gördüğünde evlenmek üzere…- kendi içinde “haklı” bir mantığı varmış!

Biliyorlar; kadınları kaybedersen, her şeyi kaybedersin! Musul’u “fetheden IŞİD’in ilk “fetvasında” kadınların nasıl yaşayacağına dair talimatlar “acil alınacak önlemler” arasında…

*

İnsani, Özgürlükçü Sosyalist Tinsellik elbette insanların-kadınların her hangi bir dine “gönüllü” boyun eğmesine, kadınların-insanların kişisel inançları, hayat tarzı seçimlerine saygı göstermeli. Hiçbir dinsel inancı aşağılamamalı. Her hangi bir hayat tarzını kimseye dayatmamalı! Ama düşünce, ideoloji ve davranış düzeyinde kadını dışlamayan, ötekileştirmeyen bir insanlık kültürü, bir hayat tarzı hayalinden vazgeçebilir mi? Bu hayali umursamayan, aşağılayan, önlemeye kalkışan Dinsel veya dünyevi kaynaklı sözel ve fiziksel terörü hoş görebilir mi? Hem de bu topraklarda bu dinsel Tinselliği kadınların-insanların lehine geriletmek için ciddi olanakları varken! Azımsanmayacak sayıda ve nitelikte güçlü karakterli laik, demokrat; alevi kökenli aydınlanmış ve Kürt isyan hareketinde pişmiş yiğit kadınlar yanı başında yaşıyorken.

Hiç bir düşünce külliyen reddedilemez; bu bağlamda Dinsel Tinsellik de diğer inançlara saygı (Alevilik, Hıristiyanlık, Ateist v.b) duyarak, “ötekileştirdiği” kadını insan sayarak, ücretli emeğin-sömürünün-kapitalizmin adaletsizliği konularında gelişme kaydetmek zorundadır! “Dünya malına önem vermeyen” gerçek dindarların önlerinde “küçük” bir engel vardır; kadınlar da bir dünya malı değildir! “Kalp’leri olan” birer insandır! Merhametli, iyilik dolu bir yürek taşıyan sahici dindarlar için, gerçekten de bu “küçücük” bir engeldir ve kolayca da aşarlar!

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI