Kıyma Makinesinin Başındaki Kasaplar

imagesimages (1)indir

 

IŞİD militanlarının, zaferlerini kutlayan keleşlerini hep birlikte havaya kaldırmış görüntüleri bizim kuşağın romantik devrimcilerine hiç yabancı gelmeyecektir. “Allahü ekber” bağırtılarını duymasanız, bu görüntünün 1959 yılındaki Küba Devrimi’nden bir sahne olduğunu bile sanabilirsiniz. Elbette muhtevada büyük zıtlık söz konusudur. Biri devrim, diğeri ise karşıdevrimdir.

Bununla birlikte, aşağıdan gelişen devrimler gibi, karşıdevrimler ve hatta IŞİD örneğinde gördüğümüz gibi, gaddar bir İslami bağnazlığın temsilcisi olan hareketler de, toplumun en alt kesimlerinde kalmış, ezilmiş, horlanmış toplumsal tabakaların, şu kapitalist sistemde gelecekten hiçbir umudu kalmamış dinamik, genç unsurlarını harekete geçirir ve silahlı oluşumlara sevk eder. Bu gençleri bazen Küba Devriminde ya da Meksika’daki Zapatistalar arasında, bazen PKK gibi herhangi bir ulusal kurtuluş hareketi içinde, bazen de bugün Ortadoğu ülkelerinde gördüğümüz gibi, “İslami devrim” adına silahlı mücadele yürüten aşırı reaksiyoner ve “kelle götürücü” silahlı güçler içinde görebilirsiniz. Amaçları ve yönelimleri birbirinin zıddı olsa ve hiç benzemese de sınıfsal konumları çok benzerdir. Ortak noktaları plebyen olmalarıdır. Bu insanlar, şu kapitalist sistemde toplumun en ezileni olmanın acısıyla, gayrinizami silahlı mücadelelere akın etmektedirler.

Konformist, kan emici devlet erkânı, bu silahlı gençleri ya da güçleri, kimi zaman (ve belki de genel olarak) “terörist” ilan ederler, ama bölgesel çıkarları için ya da aralarında düşmanlık olan komşu bir devlete karşı kullanma ihtimali varsa, onları bir anda “özgürlükçü muhalefet”, “ulusal kurtuluş savaşçısı” olarak takdis etmekten de geri kalmazlar. Eğer bu silahlı güç kendi çıkarlarına da zarar vermeye başlarsa, o zaman “özgürlük savaşçıları” bir anda yeniden “tehlikeli terörist” olarak teşhir edilir. Tonlarla silah taşıdıkları bu “teröristler” eğer düşman oldukları bir devletin başındakileri yıkmaya yönelmişse hiç sorun yoktur. Ateşle oynamaktan bir an bile geri durmazlar. Ama aynı güç kendileri için de tehlike teşkil ettiğinde bir anda tavırlarını değiştirir ve bunların “katlinin vacip” olduğuna ilişkin fetvalar çıkarıverirler.

Konformist, kan emici devlet erkânı, bayrak ve “ulusal onur” üzerine bir ton laf eder ama o bayrağın altında yaşayan ya da yaşamak zorunda olan vatandaşları(nı) korumak için aslında kılını bile kıpırdatmaz. Bayrak edebiyatı, sadece ülke içindeki mazlum halkları bastırmak ve tehdit etmek için bir araçtır. Direğe tırmanıp bayrak indiren bir Kürt genci karşısında hepsi aslan kesilip kükrerler de, iş “vatan toprağı” sayılan konsolosluklarını korumaya gelince “vatan”, “toprak”, “bayrak” “namus” edebiyatı bir anda puf diye söner. Evet, o konsolosluklarda özel harekât timleri bulundurmaktadırlar ama asla konsolosluğu korumak için değil, başka devletlerin içinde kargaşalık çıkartmak ya da o devlete karşı kışkırtıcı eylemleri körüklemek için bulundururlar bu görevlileri. Bunların tutumu, bir zamanlar (1920’lerin ilk yarısına kadar) devrim ihraç etmeye heveslenen Bolşeviklerin başka ülkelerdeki konsolosluklarını devrim köreklemek için kullanmalarına benzer ama bir farkla. Bolşevikler gerçekten devrim ihraç etmek istiyorlardı, bu devlet erkânı ise konsolosluklarında özel harekât timlerini sadece hegemonya ihraç etmek üzere bulundurmaktadır. Bu MİT ve Özel Harekâtçılar, o konsolosluklardan çıkıp kimbilir hangi fesat faaliyetleri örgütlemekteydiler.

Dolayısıyla, savaşları, iç savaşları, karşıdevrimcilere silah tedarikini, başka ülkelerde yapılacak her türlü fesat faaliyetini, terör eylemlerini, provokasyonları, istihbarat ve karşı istihbarat faaliyetlerini, kendi saygıdeğer bedenlerini hiçbir şekilde tehlikeye atmadan lüks bakanlık binalarında, rezidanslarda, yumuşak halılı otel lobilerinde planlayan ve bu tür lüks yerlerden burunlarını bile çıkarmadan en bataklık alanlara ilişkin en acımasız, en kanlı eylemleri özel timleri ve görevlileri aracılığıyla örgütleyen bu konformist devlet erkânının “vatandaşlarımız” için üzüntü duyduklarını ifade eden sözlerine ya da onları “kurtarmak” için ciddi devlet adamı pozlarında yaptıkları tehditkâr konuşmalarına gülüp geçmekten başka yapılacak bir şey yok bizim açımızdan. İşin doğrusunu söylemek gerekirse, kişisel rahatlarını ve konforlarını asla ihmal etmeyen bu beyefendilerdense, en gaddarca cinayetleri bile işlese, kalkıp Çeçenistan’dan bir “dava” uğruna buralara gelmiş bir militan bana daha insan geliyor.

Kelle kesen bir cihatçı mı daha tehlikelidir, yoksa onlara “özgürlük savaşçısı” oldukları için yakın zamana kadar el altından (ya da el üstünden!) yardım akıtanlar mı?

Belki günün birinde o İslamcı militanın uyanması ya da ne bileyim, işlediği cinayetlerinden pişmanlık duyması ihtimali olabilir ama bu beyefendiler için böyle bir ihtimal asla yoktur.

Çünkü onlar uzun yıllardır çalışmakta olan dev bir kıyma makinesinin kumanda merkezinde oturmakta olan vicdansız kasaplardır. Diğerleri ise, bir yandan kıyma makinesinin küçük bir dişlisi olarak hizmet ederken, bir yandan da her an o kıyma makinesinin içine atılacak, bu işlere rahatından ya da keyfinden değil, onulmaz huzursuzluğundan bulaşmış garibanlardır.

Konformist devlet erkânı ile kanımız hiçbir zaman uyuşmayacak. Hiçbir zaman!

 

Gün Zileli

12 Haziran 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI