Taylan Kara/Nuri Bilge Ceylan ve gerçeğe sadakat

 

 

Sırf bizim fikrimizi destekliyor diye bile bile bir yalana göz yumar mısınız? Bu soruya yanıtınız, ahlakınızın, kişiliğinizin, siyasetinizin bir göstergesidir.

Bile bile yalan… Gerçeğe sadık olmamak…

Bile bile yalanı en çok devletin ağzından duymaya alışmışızdır.

Bir insan gözaltında dövülerek öldürülür; resmi açıklama “duvardan düştü” şeklindedir.

Kolluk kuvvetleri sokakta birisini öldürür; “kendi aralarında çatıştılar” derler.

Sokak ortasında 20 güvenlik görevlisi yerde yatan bir göstericiyi tekmeler; “çıkan kavgada…” derler.

Yerde iki polis arasında yatan bir işçiyi üst düzey bir devlet görevlisi kameralar önünde tekmeler; “ama ona küfretmiş kıravatını çekmiş, hem görevlinin de ayağı incindi” diye yalan söylerler.

Zam yapılır; “zam yok fiyat düzenlemesi” derler.

Öldürdüklerine “etkisiz hale getirildi” derler.

Bir milyon insanını öldürüp onbinlerce kadınına tecavüz ettiği bir ülkeye “demokrasi götürdük” diye açıklama yapılır.

Örnekler sayısızdır.

Bu devlet ağzıdır. Devlet dili gerçeküstü ve hatta gerçekötesi bir dildir; G.Orwell’in 1984 romanındaki “double speak” (ikili dil) dediği dil budur.

Bu dil, hakikati göstermeye değil gizlemeye yarar.

Çıkarı öyle gerektiriyorsa gözünüzün önündeki masaya “bu zürafadır” der bu dil. Güdümündeki gazetelere “zürafa” diye manşet attırır, haber bültenleri 50 ayrı kanaldan “zürafa” diye bağırır. Zürafa uzmanı satılık- devremülk kiralık profesörler TVlerde “zürafa” diye akademik! açıklamalar yapar. Oysa o  masadır. Apaçık ortadadır bu.

Bilim nesnel gerçeklik ile algımız arasındaki dolayımları aşmamızı sağlar. Ancak bazen nesnel gerçeklik gözümüzün önünde kör göze parmak dercesine ortadadır. Bazen, -bizim ülkemizde sıklıkla- gözümüzün önündeki apaçık gerçeği savunmak zorunda kalırız.

O gördüğümüz masa olduğu için zürafa olmadığı için bu kadar çok yalancıya maaş verirler. Bu kadar çok yalancı, “zürafa eksikliği”ni haber bültenleri ve uzman görüşleri ile gidermeye çalışır.

O masadır, zürafa değildir oysa.

         Peki iktidar neden bu kadar çok yalan söyler? Egemenler, alttakilerin nesnel gerçekliği olduğu gibi görmesini istemezler, çünkü bu kendi egemenliklerine yönelik büyük bir tehdittir. Bu nedenle böyle örtücü bir dil kullanır. Ezilenlerin ise gerçeğin açığa çıkması için bu örtücü dili bu dili kırmaya, gerçeği açığa çıkarmaya çalışması beklenir. Çünkü örtüyü kaldırıp gerçeğin ortaya çıkması en çok alttakilere yarar.

                            Gerçek, kayıtsız şartsız devrimcidir.

Gerçeği örten bu “devlet ağzı”nı sadece devlet kullanmaz ama. Gerçeği gizleme ve gerçeğe sadakatin olmaması, muhalif olanlarda, ezilenlerde, alttakilerde de sık rastlanır; sanatta, edebiyatta, romanda da çok yaygındır.

Vasat Edebiyatı başlığı altındaki yazı dizisinde tartıştığımız konunun bir yönü de buydu. Muhalifmiş gibi görünen iktidar dili: örtücü dil. Okuyucuda farkındalık değil uyuşukluk yaratan dil, egemenlerin cephesinde bir konumlanıştır.

Bu dil muhaliflerde de sık görülen bir dildir demiştik. Sıklıkla, güncel politikadaki taktik hamleler adı altında hakikati kurban etmekte en küçük bir tereddüt gösterilmez. Örneğin dün “İttihatçı katiller, yüzbinlerce Ermeni’yi katletti” derler, bugün “büyük devrimci Talat Paşa’ya atılan iftira”dan söz ederler. Dün “işbirlikçi” dedikleri bir kişiye bugün “büyük devlet adamı” derler. Dün Kıbrıs’ta “işgalci” ilan ettikleri orduyu bugün “barış gücü” ilan edebilirler. (Bu ifadelerin doğru ya da yanlış olması burada tartışma dışıdır.) Bunların hepsi politik taktik gereğidir. Hangisinin gerçek hangisinin yalan olduğunun, bunları söyleyenlere göre hiçbir önemi yoktur, önemli olan o sıradaki güncel politik ihtiyaçlardır.

        “Gerçekliği politik ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleyen” işte bu dil, egemenlerin dilidir. Bu dil “Sivas olayları” der, bu dil “Madımak yangını” der; sanki piknik tüpünden dolayı çıkan talihsiz bir yangını resmetmektedir.

 

Bu yazıyı yazmama Nuri Bilge Ceylan (NBC) üzerine yapılan bir tartışma vesile oldu. NBC Cannes Film Festivali’nde büyük ödülü alırken söylediği sözlerle ilgili bir tartışmaya şahit oldum.

NBC ödülü “Soma işçilerine ve geçen yıl ölen Türkiye’nin genç insanlarına” adıyordu. Bazı kişiler “”Türk gençleri” ifadesinden yola çıkarak onun ulusalcı olduğunu anlatıyorlardı. Acaba “NBC ne dedi” diye konuşmanın aslını izledim. NBC konuşmayı ingilizce yapmıştı ve eş zamanlı olarak fransızcaya çevriliyordu. Ödül ilan ediliyor, NBC sahneye çıkıyor, konuşma başlıyor vs. Tartışılan kısma gelince, NBC’nin söyledikleri tam tamına şuydu:

“I want to dedicate the prize to the young people of Turkey those who lost their lifes during the last year”.

Bu ifadenin türkçesi “geçen yıl ölen Türk gençleri” değil “geçen yıl  ölen Türkiye’nin genç insanları” şeklindeydi.

Bu tartışma niye yapılıyor, “Türk gençleri” ile “Türkiye’nin genç insanları”nın farkı nedir gibi tartışmalara hiç girmiyorum. Bu tartışmayı NBC’nin “Türk gençleri” dediğini iddia ederek sürdüren kişiye oldukça nazik bir üslupla yazdım. Konuşmanın özgün halini, doğru çevirisini ve konuşmanın linkini verdim. Yanıt şuydu: “Ama Fransızca çevirisinde Türk gençleri diyor” şeklindeydi. “NBC bu konuşmayı ingilizce yapıyor ve dedikleri tam olarak böyle, bir başka çevirmen bu konuşmayı “ödülü Türk ırkına armağan ediyorum diye çevirse bunu mu dikkate almalıydık” diye sorduğumda,

NBC’nin söyledikleri tam duyulmuyor, ama Fransızca çevirisi duyuluyor ve çok net” diye yanıt verdi. Oysa NBC’nin söyledikleri kesinlikle duyuluyordu ve çok açıktı. Ancak o bunu kabul ederse bu yanlış bilgi üzerine yazdığı mesajlar boşa gidecekti. Bu nedenle “küçücük” yalanını sürdürdü, başını diğer tarafa çevirmeyi tercih etti.

Yanılan insanın ikna olma olasılığı vardır ancak bildiği halde yalanı sürdüren kişi ikna olamaz. İşte burada temel bir entelektüel erdem karşımıza çıkar:

gerçeğe sadakat

Bu yazı politik bir yazı değildir ama bir açıdan bakıldığında da her harfine kadar politiktir.

En küçük bir hak derdi olan bir insan, bir miligram adalet arayışında olan bir kişi, egemenlerin örtücü dilinden kurtulmak zorundadır.

Gerçeğe sadakat, gerektiğinde kullanmak üzere dolabımızda sakladığımız bir duygu değil entelektüel namusun kendisidir.

Gerçeğe sadakat,asgari ahlakın olmazsa olmazıdır. Gerçeğe sadakatin yerini “amaçlarımızın ulviliği”, “zulme uğramışlığımız”, “masumiyetimiz” dolduramaz. “Ulvi amaçlarımız” ve “masumiyetimiz” gerçek ise “gerçeğe sadakat”in üzerinde yükselebilir ancak.

Can Yücel’e mal edilen bir anektot vardır. Mahkemede hakim bir şiirinde geçen “göt” sözcüğünü niçin kullandığını sorduğunda “çünkü göte göt denir” diye yanıt verdiği söylenir.

“Göte göt demek” sıklıkla çok bedel ödetse de büyük bir eylemdir ve entelektüel ahlakın temelidir.

Orwell’ın sözünü tekrarlamaktan hiç bıkmıyorum:

“YALANIN EVRENSELLEŞTİĞİ YERDE GERÇEĞİ SÖYLEMEK DEVRİMCİ BİR TUTUMDUR.”

                                                                                                   Taylan Kara

                                                                                       taylankara111@gmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI