Hepsi Taş-Ören Sistemine Taş Taşır

indirimages (5)

 

Bir anımla başlayayım. Londra’da Türkiyeli bir komşum vardı. Evlerimizin arka taraftaki küçük bahçeleri birbirine bitişikti. Bazen bahçeden bahçeye sohbet ederdik. İyi bir çocuktu. O da benim gibi işsizdi ama onun benden farkı, ne yapıp ne edip kendine iyi bir iş bulmak ve para kazanmaktı. Birkaç girişiminde başarısız olduğunu anlatmıştı bana. Bir gün sokakta karşılaştık. Yüzünde güller açıyordu. “Ne o, iş buldun herhalde?” diye sordum. “Yok abi, bu sefer iş kurdum” dedi sevinçle. Kebapçı dükkânı mı açtı acaba diye düşündüm ilk anda, çünkü bu ülkedeki Türkiyeliler için “iş kurmanın” bu tür dükkânlar açmaktan başka bir anlamı olamazdı. Aklımdan geçenleri okumuş gibi, “yok abi, düşündüğün gibi değil. Kız arkadaşımla birlikte bir iş bulma şirketi kurduk” dedi, “işyerlerine temizlik işçisi buluyoruz.” “Slave-driver olduk desenize” dedim. “Slave-driver”ın anlamı, köle güdücüdür.

 

Dün CNN Türk’de Ahmet Hakan’ın programına katılan, Soma madenlerinden Nihat arkadaşımız taşaron sisteminden “taş-ören” diye söz etti. Daha önce de Rıdvan Akar’ın programına çıkan başka bir işçi arkadaş, “taş-ören”lerden söz etmişti. Dildeki eğretilemeler genelde bir gerçeğe işaret ederler ve işçi, “taşaron”u “taş-ören” haline getirirken aslında kendi kölelik sistemine gerçekçi bir atıfta bulunmaktadır.

 

Kimdir bu taş-örenler? Taşaron sisteminin işçiyle doğrudan temas halinde olan en alttaki dayıbaşıları bu sistemin esasıymış gibi göstermek tam bir sahtekârlık ve çarpıtmadır. Onlar, sistemin en son halkasıdır. Yukarılara, çok çok yukarılara çıkmak gerekir.

 

Taşaron sisteminin en tepesinde, baş taş-ören olarak kapitalist-emperyalist sistem bulunmaktadır. Kapitalizmin kâr mantığı, özellikle kapitalizmin bu “neo-liberalizm” aşamasında (orijinal liberalizmle fena halde karıştırılmaya yol açtığı için tırnak içinde kullanıyorum) kaçınılmaz olarak taşaronluk sistemini temel taşı haline getirmektedir. Dolayısıyla, bugün Türkiye’deki üretim koşullarının ilkelliğine ve batı ülkelerindeki ileri teknolojiye dikkat çekenlere, hatta neredeyse “ileri” kapitalist ülkelere bir hayranlık ortamı yaratanlara bunu hatırlatmak zorundayım. Hatta, o ülkelerdeki ileri teknolojinin ve ileri güvenlik önlemlerinin bile kapitalist-emperyalist sistemin sömürü hiyerarşisi tarafından uygulanır hale geldiğini söyleyebilirim. Onlarda var olanlar sizde yok olanlar sayesindedir. Dolayısıyla var olduğu kadarıyla oralardaki işçilerin can güvenliği, buradaki işçilerin ölümleri sayesinde sağlanmaktadır. Acı gerçek budur. O halde, bu taş-ören sisteminin ilk temel taşlarını emperyalist-kapitalist sistemin ördüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bundan sonra, finans kuruluşlarıyla, bankalarıyla, sermayesiyle emperyalist-kapitalist sistemin bir parçası olan Türkiye’deki kapitalist sistem gelir. Emperyalist-kapitalist hiyerarşinin bir alt basamağında yer alan bu sistem, işçilerin amansızca sömürülmesi üzerinde kurulmuştur. Taşaron sistemi, bu amansız sömürünün temel taşlarındandır. İşçiler her türlü güvenceden yoksun bir şekilde, ölümüne işe sürüleceklerdir ki, buradan elde edilen azami kârla sistem yürüyebilsin ve bu arada bu sistemin yürütücüsü burjuvazi de refah ve lüks içindeki yaşamını sürdürebilsin. Böylece sermaye ve burjuvazi, gelip temeli atılmış duvarın üzerine taşlardan bir kat daha örer.

Bu sistemin yürütmesi ve güvenlik gücü devlettir. Devletin fiili yürütme gücü iktidardır, başbakandır, bakanlardır ve bütün bir devlet ve hükümet mekanizmasıdır. Ordusuyla, polisiyle, jandarmasıyla, MİT’iyle, gizli infaz teşkilatlarıyla, hapishaneleriyle, vergi daireleriyle vb. devlet, işçinin azgın sömürüsüne dayanan bu sistemi, yine işçinin sömürüsünden, sermaye birikiminden elde edilmiş zor aygıtları ve araçlarıyla dayatır. Bu sisteme direnenleri koğuşturur ve hapse atar, sokakta direnenleri biber gazı ve tazyikli suyla geri püskürtür. Bakanların, örneğin Enerji ve Çalışma bakanlarının görevi, bugünlerde artık beyni olan herkesin anladığı gibi, sermayenin işçiyi azami ölçüde sömürmesi için gereken “sağlıklı” koşulları sağlamaktır. Sermayenin sağlığı, işçinin ölümüdür. Böylece devlet ve hükümet, gelip ölüm kuyularına sürdüğü işçinin önüne taştan duvarın üçüncü katını döşer.

Bu katmanın altında, sistemi devlet ve hükümetle el ele yürüten taş-ören şirketler gelir. Bunlar, sömürü sisteminin görünürdeki paravanlarıdır. Kartondan yapılmışlardır ve arkalarında hiçbir şey yoktur. Hükümet isterse, kredi sistemlerini ve teşvikleri yönlendirerek ya da ihalelerin seyrini değiştirerek bunları bir günde, bir üfürükte yok eder. Gerçi hükümetin o kadar kolay yok edemeyeceği daha köklü sermaye grupları da vardır ama bunlar da sonuçta aynı mekanizmaların tehdidi altındadırlar ve hükümetle ancak bir noktaya kadar çatışabilirler. Bugünkü taş-ören sisteminde bu köklü sermaye grupları görece ötelenmiş ve yerlerine paravan taş-ören şirketleri ikame edilmeye başlanmıştır. Bu taş-örenler, en usta duvarcılardır. İşçiyi hükümetle işbirliği halinde ölüm kuyularına sürmekte ve onları orada ölümle burun buruna gelecek şekilde hapsetmekte üstlerine yoktur. Ve gelip, duvarın beşinci katını en büyük taşlarla örerler.

Bu katmanın altında, iktidarıyla muhalefetiyle Meclis, milletvekilleri ve siyasi partiler yer alır. Bunların görevi, ülkede bir demokrasi olduğu ilüzyonunu yaratarak halkı ve işçileri kandırmak ve sahte umutlar yaşatmaktır. Bunların da görevi duvarın altıncı katını örmektir.

Bu katmanın altında sendikalar yer alır. Artık tamamen sistemin emrine sokulmuş ve içleri boşaltılmış sendikalar, sermayenin ihtiyaçlarına uygun olarak işçiyi oyalama görevlerini yerine getirirler. Taş-ören şirketle birlikte çalışırlar ve duvarın yedinci katını örerler.

Medya, satılmış kalemler, satılık televizyon programcıları, bir maaşa her türlü yalama yıkama görevini iştahla yerine getiren yalancı ve sahtekâr profesörler, dönmüş eski solcular, eğitim ve üniversite kurumları vb. taş-ören sisteminde “ikna odaları”nın görevini yerine getirirler. Televizyonda açtığınız her kutunun camından dışarı yalan ifrazatı taşar. Bu ifrazat aynı zamanda örülen duvarın harcı görevini de görür. Duvarın sekizinci katını bunlar örer.

Diyanet işleri müdürleri, müftüler, imamlar vb. önlerine taş-örülen işçileri kandırma ve acılarını uyuşturma görevini yerine getirir ve işçinin, korkunç sömürü operasyonlarına tahammül etmesi için göreve koşulurlar. Bunlar da dokuzuncu kat taş-örenleridir.

En altta ölüm kuyularına sürülecek işçileri bulup getiren, bu işten iyi paralar ve primler kazanan dayıbaşılar vardır ve bunlar, bu zincirin onuncu halkasıdır. Duvarın son taşlarını da bunlar örer ve bu bundan sonra, işçiler görünmez olur. Canlı canlı mezarlarına gömülmüşlerdir.

 

Gün Zileli

22 Mayıs 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI