O.Gürsel/31 Mayıs 2013, “İsyan Günü” olsun.

31 Mayıs 2013, “İsyan Günü” olsun. (*)

İsyan ve Şenlik günü olsun

İnsanın insana tahakkümüne, insanın insana ve Tabiata zulmüne, çıplak şiddete ve bu suçların arkasındaki kibre İSYAN günü olsun !

Adaletsizliklere, zorbalığa karşı İSYAN !

Herkes gibi yiyip, içen, s.çan, kaşınan ve er geç bir avuç gübre olacak insanın, hiç bir insana tepeden bakamayacağı, itip kakamayacağı, aşağılayıp, horlayamayacağı bir dünyada yaşamanın artık mümkün olduğunu duyurtan, şenlik günümüz olsun…

*

Onurunu, haklarını korumak için çıkartılan her isyan, bir şenliktir.

Ve 31 Mayıs isyanı da bir şenlikti !

Bu “İsyan Şenliğinin” yıl dönümü kendini yaratan öz’e, biçime, kendi ruhuna en uygun şekilde kutlanmalıdır. Yozlaştırılmamalı, kendi gerçek karakterine yabancılaştırılmamalıdır.

Bu isyan ve şenlik neden uyanmıştı?

31 Mayıs İsyanı’nın çıkışı ve büyümesine; sonra “ruhunu” kazandığı ilk günlere bakarak “özgünlüklerini” saptayalım.

Bu isyan, bir işçi sınıfı ayaklanması mıydı? Hayır.

Bir öğrenci hareketi miydi? Hayır.

Bir muhalif ya da “devrimci” partinin iktidarı yıpratmak, devirmek için örgütlediği ayaklanma mıydı? Hayır.

Askeri darbeye davetiye çıkaran kışkırtıcıların tezgahı mıydı? Hayır.

İSYAN… NEDEN?

“…4 gündür tarihin en barışçıl eylemine imza atan eylemciler ise, yan yana durarak, şiddete mesafe koyarak, kararlılığını koruyarak kazandı. 1 Haziran’ı, çok önemli bir kırılma noktası olarak tarihe kazıdılar…

..Gürül gürül akan bir kalabalıktı.
Hükümet için karar vaktiydi:Ya inat edip Taksim’de korkunç bir kırımı göze alacak ya da tükürdüğünü yutup geri adım atacaktı.
Giderek büyüyen kalabalığı ve sokaklara sığmayan nefreti gördüğümde, bu kez mecburen ikinci seçeneğe razı olacaklarını anladım… su ve gaz püskürten TOMA’lar kuyruğunu kıstırıp alandan ayrıldı… Örgütlü olmayan, tamamen kendiliğinden gelişen bir hareketle ve son derece insani bir refleksle sokağa çıkan, bir kısmının daha önce hiç eyleme katılmadığı anlaşılan genç yaşlı, çoluk çocuk on binlerce insan, gazı yedikçe politize oldu, suyu yedikçe öfkelenip bilendi. Bir avuç ağacı kurtarma amacıyla başlayan hareket, adeta gazla beslendi ve hızla ülkeyi bu iktidardan kurtarma hedefine döndü… Sokaktakiler, artık sadece parkta ağaçlarını değil, hayat tarzlarını da savunuyorlardı.
Giderek artan baskının, alkol yasağının, kendilerine sorulmadan alınan kararların, “İnancın emri” lafının, “iki ayyaş” gafının hesabını soruyorlardı. TKP’sinden, Kemalistlere, Halk Cephesi’nden CHP’ye, Çarşı grubundan Gökkuşağı aktivistlerine kadar herkes bir arada meydandaydı.(C. Dündar. 2 haziran 2013)

Ve Diktatör Fas’a kaçmıştı ! N’olur, N’olmaz!

*

Gezi İsyanının karakteristik özelliklerinin bu gözlem ile tanımlanabileceğini düşünüyorum.

1. Gezi İsyanı, AVM yapılmak istenilen Taksim Gezi Parkını korumak, ağaçların kesilmesini önlemek isteyen, çevre, kent duyarlılığı taşıyan bir avuç insanın çadırlarına saldırı ile başladı. Körelmiş vicdanlı iktidar,  üniformalı makine insanlarına emir vermişti. Sabahın köründe  çullandılar.

O, Makyavel riyalar “ilminden” başka dayanacak yeteneği  olmayan kibrinin uyardığı Diktatörlük hevesiyle, tüm ülkede, hatta “tüm İslam Aleminde” kül olsun istediği “insanlık onurunu” o sabah yakmak istedi. Yaktılar da! Ama o  çadırlarda yakılan “ruhlardan” sıçrayan kıvılcımlar bir isyan yangınını tutuşturdu.

2. İsyan, şiddet yanlısı değildi. Gezi İsyancılarının şiddeti, polis şiddetine karşı kendini korumaya çalışmanın sınırını hiç geçmedi. .

3. Kendiliğindendi. “Örgütlü olmayan, tamamen kendiliğinden gelişen bir hareketle ve son derece insani bir refleksle sokağa çıkan” insanlar isyan etmişti.

4. “Ruhuna” saldırıldığını algılamış “herkes” oradaydı. “…genç, yaşlı, çoluk çocuk on binlerce insan… TKP’sinden, Kemalistlere, Halk Cephesi’nden CHP’ye, Çarşı grubundan Gökkuşağı aktivistlerine kadar herkes bir arada meydandaydı.”

5. Tarihsel açıdan gülünç, yaşanılan tarihte ise trajik hadiselerin aktörü, Diktatörlük kurmak isteyen bir adama “hayır!” demek için isyan edildi… “Sokaktakiler, artık sadece parkta ağaçlarını değil, hayat tarzlarını da savunuyorlardı.Giderek artan baskının, alkol yasağının, kendilerine sorulmadan alınan kararların, “İnancın emri” lafının, “iki ayyaş” gafının hesabını soruyorlardı.”

31 Mayıs’a hak ettiği değeri vermek…

Bu ülkede böylesine kendiliğinden, böylesine insani, böylesine güçlü, böylesine kitlesel, böylesine inatçı, böylesine masum, böylesine içten, böylesine kararlı, böylesine gayrı siyasi, böylesine hesapsız bir isyan olmadı! Bu isyandan çok bir şenlikti! (*)

Karanlık çağlardan gelmişlerin, üzerimize saldığı “kara ruhları” kovmanın “festivaliydi” 31 Mayıs..

8 Mart Kadın’ların, 1 Mayıs İşçi ve emekçilerin… 31 Mayıs da Dünya’nın zorba, kibirli, egemenlere değil, eşit olarak insanlara, ağaçlara, hayvanlara ait olduğunun bildirileceği gün olsun.

31 Mayıs, insanın evrensel dostluk-dayanışma hayallerinin, yönetimsiz, insan-çevre-kent uyumunun anlatılacağı gün olsun.

Kendini “düşmanıyla, karşıtıyla, muhalifiyle” tanımlamasın. “Kendinden” yana, Tabiattan, insandan, sağlıklı-neşeli bir kent hayatından yana olsun; bırakalım, “ötekiler” bu nedenlerle İsyancı’lara, 31 Mayısçı’lara karşı olsun!

Bu gün yürüyüş ve toplantılarda, İntikamcı, asık, gergin, saldırıya hazırlanan suratlar değil, bir festival, bir şenlik beklentisinin iyimser yüzleri taşınsın.

Zorbalarla alay edilen, kibrin, hükmetme hırsının acınası ve gülünç yanlarının teşhir edileceği gün olsun.

Gelsin! “Olduğu gibi gelsin!” Türk, Kürt, Alevi, Sünni. Siyah, beyaz, sarı. Gay, Lezbiyen Başörtülü, mini etekli. Ateist, dindar. Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Budist…. Yalnızca bir insan olmakla yetinebilen herkes gelsin; hiç kimse bu ülkede ve dünyada bir “yabancı”, bir “ezik” olmasın! Gelsin; “…ister kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol” ‘sun; İnsan olsun !

Ne mi İnsan?

Erdem ve emekle yoğrulmuş bir hayvan!

Ama Diktatör ve heveslileri gelmesin! Onlar ki, erdemsizliğin “nobran” emekle yoğrulmuş mutant halleri! İnsanlıktan uzak vahşi ormanlara gitsin…

O. Gürsel

——————————————————

(*) Üzerinde düşünülmesi, konuşulmasını dileyen bir öneri…

(**) Anımsayalım istedim… O koşullarda ne kadar hoş, Ne güzel sloganlardı…

 

KAHROLSUN ‘bağzı’ şeyler. /  TOMA’lara göğüs geren/İşte benim Zeki Müren /  Çare Drogba /  Gaza geldik / Aranızda helikopter kullanmasını bilen var mı? / Bazılarının pahalı gaz maskeleri var, üzülüyoruz. / Polis kardeş! Gerçekten gözlerimizi yaşartıyorsunuz. / Sinirlenince çok güzel oluyorsun Türkiye. /  Ay resmen devrim… / Biz İzmir’de TOMA’ya tomat deriz. / Gazı kes, öpüjem… / Filiz, direnelim mi? / Haberim yokmuş gibi sık panpa…

 

 

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI