SOMA KATLİAMI SONRASI MÜCADELE İÇİN NOTLAR

Dazayn IWW sitesinden alınmıştır
calısıyorsan-kontrol-etmelisin-iww-afişi[4]
…Soma katliamı, bu demagojinin sonucu olduğu için demagojiyi dağıtma gücüne ulaştı. Buna karşılık, AKP’nin tüm ideologları, kalemşörleri, gazetecileri bir PR çalışması yaparak AKP’nin bozulan façasını toplamaya uğraşıyor. Tamamen Reyhanlı’daki olay tezgahlanıyor. Acılar küllendikten, ortam temizlendikten sonra Soma’da bir AKP gösterisinin yapılacağı çok açık. Bunun için, Bakan Yıldız, aşağılık bir şekilde kahraman olarak gösteriliyor. Tayyip’in yaptıkları itinayla temizleniyor. Tokat yiyen adama “Tayyip beni korudu” dedirtiliyor. Müsteşar onlar saldırdı diyor. Korumalar yanlışlık olmuş diyorlar. Bu temizleme saldırısını püskürtecek herşey elimizde. Görüntüler elimizde. Küfürler elimizde. AKP ile uğraşmaya ayırdığımız bütün gücümüzü, AKP’nin yoksul çalışanlarla bağını kesmek üzere sevketmemiz gerekiyor. Dolayısıyla seçim öncesi önerimizi yenileyip tekrarlamak gerek: AKP’nin yüksek oy aldığı semtlerde simgesel eylemler düzenlemeliyiz!!!
…Ve sonuçta egemen fikirlerle bağ ancak egemenlerle savaşınca kesilir. Soma katliamının AKP’yi vurmasının ana nedeni budur. O halde, zaten solcu, zaten muhalif, zaten kazanılmış olanların enerjisini amaçsız simgesel eylemlerle harcamaktansa, kazanılmamış insanlara yönelmek ve onların ekonomik ya da politik taleplerle nesnel olarak bile olsa AKP karşıtı tavır alması için uğraşmak zorundayız. Ki bu da bizi işyerleri örgütlenmeleri problemine getiriyor.İşler yolunda gitmediğinde kısık sesle “işyerleri” diyen, ama saf sokak gösterileri yapabildikleri ilk anda bu düşünceyi terkeden NGOlardan bıktık. Onlara çağrımız şu olacak: Ya elinizdeki muhalif gücü bizim yaptığımız gibi işyerlerinde örgütlenmeye doğru yöneltin ya da bu örgütlenmeye karşı tavır alın. Seçim sizin! Size elimizden gelen yardımı yapmaya, sizle birlikte hareket etmeye hazırız. Yeter ki işyerlerinde örgütlenmeye açık yüreklilikle bi “He” deyiverin.

İTÜ MADEN FAKÜLTESİ İŞGALİ ÜZERİNE

madenHem talepleri hem de kazanımları göz önüne aldığımızda, geçmişte devlete karşı diyaloğa girmiş ve muhatap konumuna direnerek gelmiş kişi, kurum ya da örgütlerin sağladığı somut koşullardan uzakta olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Bu nedenle muhatap olarak aldığımız İTÜ Rektörlüğü ve ona bağlı organlar üzerine yürüttüğümüz mücadelede amaç en fazla kazanımdır ve bu, diyalog dolayısıyla iki kutup oluşturmaktadır: Biz ve onlar. Bizim taleplerimiz almak iken onlarınki vermemektir. … Gezi’nin muhatabı olan hükümetten, komünün kurulmasının ardından polisler Taksim’e girene kadar, birlik olmakla kazandığımızı saymazsak siyasi bir kazanım elde edemedik. Kısacası hükümet Gezi hareketini tanımadı. Bu açıdan mücadele bir yerde “tanınma”, diyalog zeminine yükselme mücadelesiydi…

…Ancak bu devinim ve süreklilik içerisinde, kitlemizi koruyarak ve bir arada tutarak diğer öznelerin eylemlerini ateşleyebilir ve bu yayılmayı sağlayabiliriz.

 

SOMA İÇİN GREV ÇAĞRISI: #GREVDEYİZ

GenelGrev

Yarın Soma’da yaşanan katliam için greve çıkıyoruz. Yarın ülkede olağan sayılan tüm iş cinayetlerine karşı greve çıkıyoruz. Yarın para için her şeyi ezip gezecek kapitalizme karşı greve çıkıyoruz. Yarın iktidar takıntılı vicdansız despotizme karşı greve çıkıyoruz.

AKP ipten kazıktan kurtulmuş kapitalistler yarattı. AKP gözünü kan bürümüş para delisi zenginler palazlandırdı. Değil üçümüz, beşimiz, üçyüzümüz, günü gelince milyonları öldürebilecek hırsta işverenler peydahladı. Ve bütün bunları yaparken, tüm şirketleri, tüm işletmeleri, tüm fabrikaları, tüm madenleri kendi despotik tarzıyla donattı. Yalanın bininin bir para olduğu, neresinden tutsanız orada kalacak, ilk gerçek krizde, ilk büyük kazada hallaç pamuğu gibi dağılacak ve hepimizi öldürecek ya da işsiz bırakacak Allaha emanet derme çatma bir kapitalizm.

Yarın, greve çıkıyoruz. Bu grevle esas gücümüzü hissedeceğimiz yepyeni bir devrin, işyerlerinde örgütlü bir çalışan sınıfın tekrar doğabileceğini düşünüyoruz. Bu grevle AKP’nin nihayet dize getirilebileceği bir ortamın yaratılabileceğini düşünüyoruz. Çünkü yarın AKP’nin gücüne güç kattığı zenginlik kaynağını bir günlüğüne de olsa engellemeyi umuyoruz. Çünkü yarın en büyük korkularına oynuyoruz. Demagog bir despotun en büyük korkusu kendi iradelerini gösterenlerdir!

 

PLAZALAR KALKAN, FABRİKA BACALARI SÜNGÜ, BARETLER MİĞFER

fabrika-baca-bayrak

…“Dürüst” bir işadamı fabrikasında sendika kurulduğunu farkedecek, atacak bir iki solcuyu, sonra yetmediğini anlayınca toplu işten çıkarma yapacak. Lokavt sınırlaması felan zaten hak getire. Bir bakacak, kasada o kadar işçiyi atınca vereceği tazminat kadar para yok. Çünkü yemiş de yemiş. Aldığı yeni BMW’yi iş aracı diye vergiden düşmüş. Metresiyle çıktığı tatili iş gezisi diye yutturup vergisini cukkalamış. Ama yine de kasada o kadar para yok. Dürüst bir işadamı olduğu için, yani batıyor gibi görünmesin diye taminatsız da atamayacak. Hemen gidip lobi yapacak, “Kıdem Taminatları kaldırılsın, Anadolu kaplanlarının beli vergilerle kırılıyor zaten. Bir de bu tazminatlar yüzünden hareket edemiyoruz. Bu haklar piyasaları katılaştırıyor. Esnek piyasa lazım esnek. Derdimize bir çare…” diyecek. AKP hemen bu dürüst, mutassıp Anadolu Kaplanı işadamının derdini çözmek üzere harekete geçecek ve biz milyonlarca çalışan bir bakacağız ki, Çalışma Bakanı “Çalışanlara müjde, artık kıdem tazminatını alma alamama derdiniz kalmıyor, çünkü artık taksit taksit işten atılacaksınız!” deyivermiş. Ve biz bunların karşısında, hakkımızı aradığımızda bize şöyle denecek: “Tulumunu, baretini çıkar, klavyeni, elindeki levyeyi bırak da gel!” Yok yahu, çok akıllısınız siz!

Geliyoruz. Kazova’yla, Greif’le, Seyitömer’le, Anteks’le. Biliyoruz ki politika politikacılara bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir.Plazalar kalkan, fabrika bacaları süngü, baretlerimiz miğfer!

 

 

Arşivimizden yazılar:

İŞYERLERİ BİRLİKLERİNE DOĞRU

nöron-ağ

Sırf kadim metinler değil, örneğin Zizek de bu konuda açık fikirlidir: “Marx’ın kilit içgörüsü bu bağlamda halen geçerlidir; hatta belki de hiç olmadığı kadar: Marx’a göre, özgürlük meselesi öncelikle siyaset alanına konumlanmamalıdır. (Bir ülkede serbest seçimler yapılıyor mu? Hakimler bağımsız mı? Basın, gizli baskılardan uzak mı? İnsan haklarına saygı österiliyor mu?) Bilakis, gerçek özgürlüğün anahtarı piyasadan aileye “siyasi olmayan” toplumsal ilişkiler ağında yer almaktadır; eğer gerçek bir değişim istiyorsak bu, siyasi reform yoluyla değil “apolitik” toplumsal üretim ilişkileri alanında gerçekleşecektir.Kimin neye sahip olduğuna veya fabrikadaki ilişkilere çok dikkat etmeyiz; bütün bunlar politik alanın dışında kabul edilir, demokrasiden bu alanları “genişleterek” -diyelim ki halk denetiminde “demokratik” bankalar kurarak- bazı şeylerin fiilen değişmesini beklemek yanıltıcı olur. Radikal değişimler hukuki “haklar” alanı dışında gerçekleşmelidir: Ne kadar radikal bir anti-kapitalizmi savunursak savunalım, bunu anlamadığımız sürece, çözümü demokratik kurumlara başvurmakta (ki bu kurumlar da elbette bazen olumlu roller oynayabilir) ararız – kapitalist yeniden üretimin kesintisiz işleyişini güvenceye alan “burjuva” devlet aygıtlarının bir parçası olduğunu asla unutmamamız gereken mekanizmalar.”

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI