Ukrayna Meselesi ve Devrim

images (6)

 Kiev

95330

 Odesa

                                             

Ulusalcı cenahtan, Rusya yanlısı (muhtemelen İP’li ya da TKP’li) bazı arkadaşlar, Odesa’da sağcıların, bir sendikaya sığınan emekçi insanları canlı canlı yakmaları olayının ardından bana tarizde bulunan bazı twitler attılar. Twiterde, “ateist” olduğunu ifade eden bir başka arkadaş da, hakkımda “insanları yakan Nazileri destekleyen kişi” mealinde laflar etmiş.

Siyasi mücadelede meselenin özünü anlamaya çalışmadan yapılan yaftalamalara ve çarpıtmalara bir hayli alışığımdır. Bu yüzden, bu tür nitelemelere gülüp geçebilirdim ama iddia sahiplerinin böyle saçmalıklara gerçekten de inanmış olabilecekleri ihtimaliyle irkildim doğrusu. Bir de şu var: Demagojinin muazzam bir yayılma gücü vardır. Eğer zamanında müdahale edilmezse çok sayıda insan demagojiyi gerçek gibi kabul edebilir. Daha kötüsü, böyle bir bakış açısının çok sayıda insan tarafından benimsenmesi, önümüzdeki dönemde devrim mücadelesinin önüne büyük bir handikap olarak dikilebilir.

Tarihten örnekler vermek zorundayım.

Toplumsal devrim öyle büyük bir toplumsal altüst oluştur ki, içinde, ilerde, hatta belki de kısa sürede kendini ezecek ya da bastıracak birtakım güçleri de barındırır. 1789 devrimi, içinde devrimcilerin kellelerini uçuracak Milli Selamet Komitesini ve daha sonrasında devrimin bayrağını, Fransız milliyetçiliğinin işgalciliğinde kullanacak Napolyon diktatörlüğünü potansiyel olarak barındırıyordu. Ama sonradan bunlar oldu diye kimse 1789 devrimini suçlamadı. Ya da “bakın, gördünüz mü desteklediğiniz devrim nelere yol açtı” demedi. Ya da bunu diyenler sadece, devrimin devirdiği krallık taraftarlarıydı.

1917 devrimi, çarı ve burjuvaziyi deviren büyük bir toplumsal devrimdi. Fakat ne yazık ki, bu devrim de içinde kendini yok edecek unsurları barındırıyordu. Savaş komünizmindeki, köylülere kan kusturan ürünlere el koyma müfrezeleri, hem devrimin hem de devrimin bastırılmasının ürünüydü; milyonları ölüme gönderen Stalinist diktatörlük de öyle. Devrimden sonraki yirmi yıl içinde bütün olup bitenlerden dolayı bizzat 1917 devrimini suçlayanlar, sadece Çarlık rejiminin kalıntısı karşıdevrimci Beyaz Muhafızlardı. Oysa bu olup bitenler, karşıdevrimcilerden çok daha fazla devrimi ve devrimcileri yok etmişti. Yani devrimcileri, kendilerini yok eden devrim sonrası karşıdevrimci uygulamalar nedeniyle suçlamak büyük haksızlıktı ve son derece saçmaydı.

Daha yakın zamanlara gelelim.

Büyük bir halk ayaklanmasına dayanan 1979 İran devrimi, Şahın diktatörlüğünü yerle bir etti. Bu devrim de içinde kendini yok edecek karşıdevrimci güçleri barındırıyordu. Nitekim devrimden hemen sonra mollalar diktatörlüğü kuruldu ve en önce devrimcileri duvarın önüne dizdi. Bu böyle oldu diye 1979 İran devrimini, yıkılan ve ülke dışına kaçan Şah yanlılarıyla birlikte suçlamak mı gerekiyordu? Ya da mollaların yaptıklarından dolayı 1979 devrimini mi suçlayacaktık? Mollaların duruma hâkim olması ihtimali var diye İran’daki ayaklanmanın dışında mı kalınacak, dolayısıyla objektif olarak Şah’ın yanında mı yer alınacaktı? Aynı şeyleri, Romanya’da Çavuşesku diktatörlüğüne son veren 1989 Romanya devrimi ve sonrasıyla ilgili olarak da söyleyebilirim.

Mısır’da bundan birkaç yıl önce halk, Mübarek diktatörlüğüne karşı ayaklandı ve sonunda Mübarek’i devirdi. Fakat bunun ardından Mısır’da ordunun ve İhvan’ın ortak diktatörlüğü kuruldu. Halk, bu sefer İhvan diktatörlüğüne karşı ayaklandı. Rejimin tehlikeye girdiğini gören ordu, ortağı İhvan’ı deviren bir darbe yaptı ve Mübarek diktatörlüğünü aratacak ölçüde bir idam rejimini yürürlüğe koydu. Bu böyle oldu diye, Mübarek’e ve İhvan’a karşı ayaklanmamak gerekirdi mi demeliyiz? Ya da bugünkü idam rejimine bakıp bu ayaklanmaların yanlış olduğunu mu söylemeliyiz? Veya bugünkü idamlardan dolayı, Tahrir Meydanı mı suçlanmalıdır? “Bakın, sizin ayaklanmalarınız sayesinde iktidara gelenler neler yapıyor? ‘Sizinkiler’ bakın insanları nasıl ölüme mahkûm ediyor” mu demek gerekiyor? Unutulmamalıdır ki, Mısır’daki bugünkü ordu diktatörlüğü, geçmişteki ayaklanmaların en büyük düşmanıdır ve bastırdıkları, en başka devrimin kendisidir.

Son örneği de Gezi’den vereyim. Gezi de diktatörlüğe karşı büyük bir devrimci ayaklanmaydı. Bu ayaklanma da pür değildi, doğal olarak. Diktatörü yıkacak olsaydı, içinde, bizzat kendini ezecek ve hatta yıktığı diktatörü aratacak unsurları barındırıyordu: Ulusalcıları, aşırı ulusalcıları (Türk Solu) ve hatta bir kısım MHP’liyi. Ama buna rağmen, içinde böyle güçlü bir kanat var diye, Gezi mücadelesine omuz vermemezlik etmedik.

Belki de bu kadar örnek yeterlidir. Ukrayna’da halk, şıp demiş bizim diktatörün burnundan düşmüş Yanukoviç diktatörlüğüne karşı ayaklandı ve keskin nişancıların mermilerinin üzerine kahramanca yürüyerek ve çok sayıda ölü vererek diktatörü devirdi. Bu ayaklanmada elbette sağcı unsurların (İran’da molların olduğu gibi) önemli bir ağırlığı vardı. Fakat bu gerçek, bizi diktatörlüğü devirme mücadelesinden alıkoymamalıydı. Alıkoysa ne olacaktı? O zaman ya ayaklanma yenilecek ya da ayaklanmada sağcıların ağırlığı daha da artacaktı ve iki alternatif de kötüydü (Gerçi, ulusalcı arkadaşların Yanukoviç yanlısı olduğu açıktır). Peki, diktatör yıkıldı da ne oldu? Diğer devrimlerin birçoğunda olduğu gibi, devrim karşıtı unsurlar, sağcılar yine duruma hâkim oldu. Bu elbette olumsuz bir durumdur. Ama devrim durduğu yerde durmaz ya da tamamen sönümlenip gitmez. Sağcıların azgınlıkları ve karşıdevrimci eylemleri, ayaklanmayla diktatörleri devirmenin tadına ve kendi gücünün farkına varmış insanları bir kere bir kere daha ayağa kaldıracaktır.

Bugün Ukrayna’da manzara şudur: Halk devrimi geri çekilmiş ve Ukrayna’nın batısında, geriye, batı yanlısı sağcı güçler bırakmıştır ve bizzat bu sağcı güçler artık devrimin düşmanı ve bastırıcısıdır. Karşılarında, Ukrayna’nın doğusunda yoğunlaşmış, Rusya’dan fiili destek alan Rus yanlısı güçler vardır ve bunlar da rakipleri Ukrayna milliyetçileri kadar karşıdevrimcidirler. Artık Ukrayna, iki emperyalist kampın, belki de yeni bir dünya savaşına yol açacak bir savaş alanına dönüşmüş durumdadır. Bu durumda devrim her iki emperyalist kampı da hedef alır.

Dolayısıyla, Ukraynalı sağcılar, yaşanan genel vahşet ortamında, ister Rus yanlısı olsun, ister başka bir şey yanlısı, emekçi insanları bir sendikada sıkıştırıp yaktıkları zaman buna en temelden ve en yürekten karşı çıkanlar devrim yanlıları olacaktır.

Bu yazıyı, bu iki kamptan birinde, Rusya kampında yer alan ve bana demagojik dokundurmalarda bulunan ulusalcı arkadaşların gerçek duruşumu ve bakışımı anlamaları ve demagojilerinden vazgeçmeleri dileğiyle kaleme aldım.

 

Gün Zileli

6 Mayıs 2014

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

42 yıl önce bugün, içimizden alınıp idam sehpasına götürülen arkadaşlarımız, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı saygı ve sevgiyle anıyorum.  

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI