O. Gürsel/Zafer, her iktidarın “kötü’lüğünün” teşhiri ise, Gezi İsyanı ve son 1 Mayıs mücadelesi de birer zaferdir!

 

 

“Gözleri pırıl pırıldı, korkusuzdular, 12 Eylül’de bile görülmemiş ölçüde sokakları tutulmuş, “esir şehrin” yollarında kilometrelerce yol kat ederek Beşiktaş’a ulaşabilmişlerdi. Her şeyi yenebilirsiniz ama bu çıkarsız azmi yenemezsiniz.”(*)

Bu mücadele binlerce yıldır süregelen bir mücadele. “Yenmek ve yenilmek” kavramlarını bir futbol maçı skoru gibi ele alanlar tarihsel toplumsal süreçleri görmezden gelenlerdir. Gerçek yenilgi “o ruh’un” terk edilmesidir.

Devlet, RTE de bunun için Taksim Meydanı’nı yasakladı. O “ruh’tan” korktuğu için. İnsansız kalmış meydandaki ıssızlığın acıklı hali “onların” ruhudur! Onlara kalan da budur!

Gezi İsyanı Diktatör’ün gerçek halini ve “taraf” olanların “ne’yi, kim’i” seçtiğini tümüyle ortaya çıkarttı. Gezi’nin “duvara tosladığını” yazanlar, “söndüğünü”, “işe yaramadığını” söyleyenler, AKP yalakası yazarları fazla ciddiye alanlardır. Ya da Gezi’ye gerçekliğe aykırı çok fazla misyon yükleyen aşırı “iyimserlerdir.”.

Bu ülkede Diktatörlük uygulamalarına yeltenenlerin ödeyeceği bir bedel vardır; ilk büyük “taksit” ödetilmiştir! O “usta’nın”, “halk’çı” adamın, “hak’ka inanmış” politikacının ne kadar acımasız, ne kadar “aciz” olabileceği gösterilmiştir.  Bu isyan “teorik” imkanlarıyla korku’yu, aslında zalim olduğunu bilenin kaçamayacağı bu duyguyu, “bekleyen dağların üstüne” çıkartmış, kucağına bırakıvermiştir. 1 Mayıs 2014’deki Taksim Meydanı ıssızlığı ve polis terörü Diktatörün işte bu korkuya yenilmiş olduğunun kanıtıdır! İzin verse daha karlı çıkardı!

İktidarı kaybettiği an kendisinden geriye ne kalacak? İşte gerçek yenilgiyi tayin edecek bu sorunun yanıtıdır. Bir iktidarın adaleti, meşruiyeti her zaman uyguladığı baskı-terör ile ters oranlıdır. Adaleti ve meşruiyeti ne kadar azalmışsa şiddeti, terörü o kadar artar. 1 Mayıs 2014 bu’dur! Adaleti ve meşruiyeti ne kadar azalmışsa o kadar rüşvet, o kadar sadaka, o kadar nefret saçar! Kendine iktidar dışı hiç bir hayat alanı bırakmamışsa, o hayat alanları yakılmış, yağmalanmış olduğu içindir. “Muhalifinde” yalnızca nefret ve tiksinti yaratmış, en küçük bir saygı kırıntısı yeşertmemiş olanlar, o iktidarın tutsaklarıdır.

*

“İnsanın nefes almasını önleyen, gözlerini karartan bu ağır gaz aynı zamanda bir bayılma, hatta ölüm duygusu yarattığı halde insanlar geri çekilirken ne birbirlerini itiyorlardı ne de çiğniyorlardı… Kimse bireysel kurtuluş peşinde değildi… İşte egoizmden böylesine arınmış insanları yenmeniz imkânsızdır… yanlışlıkla ayağına bastığı sokak köpeğinden özür dileyecek, öyle bir anda bile içtiği ayranın yarısını bir yavru kedinin önüne dökecek kadar nazik ve duyarlı bu insanlar… bu nezaket ve özen, her türlü vahşeti, her türlü barbarizmi ezip geçecek bir manevi güce sahiptir. İşte bu yüzden diktatör ve hempaları, bütün müştemilatları ile birlikte yıkılacaktır...” (**)

Bir “iktidarın” “zafer’ini” aramayanlar için, “Zafer’in” kendisi bu mücadele biçimidir. Bizi çoğaltacak, güçlendirecek olan da budur! Bizim neşemiz, iyimserliğimiz korkularımızdan fazladır; onların tarafında korkuları ve korku dolu öfkeden başka bir şey görülmüyor! Bir zamanların “mazlumları”, artık zalimleridir! 1 Mayıs 2014 bunun kanıtıdır. Bu olguyu kanıtlayan da orada gaza, dayağa, tutuklanmaya karşın mücadele edenlerdir. Bu da bir “zaferdir!”

Öfke, şiddet, terör,tehdit, baskı, acımasızlık “onların” işidir. Çocuklara bile yaptıklarını gördük; öylesine gözleri dönmüş ki, yaratacakları yıkımı, acıyı umursamadan saldırıyorlar. Bu “insani” yenilginin kanıtıdır; böyle “insan” olunmaz; “İnsan” kalan biziz!

Her şeye karşın her insanın içinde bir “damar, bir sinir düğümü” olduğuna inanıyorum. Bu “damarları açacak”, bu “sinir düğümünü” uyaracak olan da Diktatörlüklere, Adaletsiz Zorba’lara karşı mücadele edenlerin tam da bu “düşmanın” karakterine karşıt bir “ruh’u” taşımasıdır. Mücadele içinde her zaman demokrat, Hak-Adaleti gözeten, “düşmanının” insani acısına da saygı duyan, asla acımasız olmayan, en az zarar vermeye çalışan bir “ahlaki” mücadeleyi, siyasi mücadeleden kopartmayanlar “Diktatörlüğün” kalmış kırıntı meşruiyetini de yok edecektir.

Bugün ve yakın gelecek için bir “siyaset” şemsiyesi altında toplanmış kitleler, insan toplulukları için siyasal amaç zafer, iktidarı almak değil, iktidarı içerden-dışarıdan yönetmek olmalıdır! İktidarı etkilemek, yönlendirmek, onu “iktidar kaybıyla” tehdit etmek, iktidarın gücünü azaltmak, parçalamak, yumuşatmak, “daha adil” işler yapmaya zorlamak…

Nihai zafer İktidarın alınması değil, toplumun hükmettiği geçici “iktidarlarla” yönetilecek bir toplumsal hayat ise, bugün her hangi bir iktidarı eleştirel-eylemsel sıkıştırmak, yoğun bir iktidar-diktatör gücünü “kemirmek”, bu gücün “kötülüğünü” teşhir etmek, daha da güçlenmesini önlemek ve sonunda “def etmek”, o toplum için bir “eğitim süreci” olarak da işlev görecektir. AKP ile RTE arasındaki farkı görmek istemeyenler, Diktatör’ün yoğun iktidar gücüne karşı mücadele vermenin, topluma bir “siyasal evrimsel” gelişme süreci sağlama imkanlarını görmezden geliyorlar.

Bugün ve yakın gelecekte her şekilde ve herhangi bir sosyalist toplumun kurulması imkansızdır. O gün “hazırlanıncaya” dek, her “para-sermaye” iktidarına, her sınıfın öncelikle Faşistik, Totaliter iktidar biçimlerine karşı “derli, toplu” mücadele etmek, ilkesel olarak iktidar karşıtı mücadelenin öğrenilmesine, anlaşılmasına yol açacaktır. Özgürlükçü sosyalistler, anarşistler için zafer, her iktidar’ın “kötülüğünün” teşhiri ise, Gezi İsyanı ve son 1 Mayıs mücadelesi birer zaferdir!

O. Gürsel

—————————————————————————————————————————–

(*, **) G. Zileli. Yenemeyeceksiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI