Yenemeyeceksiniz!

taksimgazBmkW57_IUAEA6KG

 

 

 

 

Hamasi sözler etmeyi pek sevmem, zaten beceremem de. Taziye ziyaretlerine gitmeyi de. Ölü evinde boş teselli sözleri söylemek de hamaset yapmak kadar zor bir şeydir ya da bana zor gelir.

 

Ama bazı öyle anlar vardır ki, insanın göğsünü gururla kabartır, gözlerini yaşartır. Dışa vurmasanız da içinizden güzel ve coşkulu cümleler kurarsınız. İşte dün Beşiktaş’ta böyle anlar yaşadım. Zalimin zehirli dumanının, mermi gibi vızıldayan gaz fişeklerinin, zehir püskürten sularının, boyalı ve tazyikli sularının, bilyeli tüfeklerinin, tomalarının, robokoplarının vb. vb. üstüne çıplak ellerle, en fazlası küçük bilyeleri yirmi metre ileriye kadar atabilen el yapımı sapanlarıyla, inşaatlarda kullanılan kalkan niyetine saç levhalarla yürüyen gençler, orta yaşlı ve hatta yaşlı insanlar gördüm. Gözleri pırıl pırıldı, korkusuzdular, 12 Eylül’de bile görülmemiş ölçüde sokakları tutulmuş, “esir şehrin” yollarında kilometrelerce yol kat ederek Beşiktaş’a ulaşabilmişlerdi. Her şeyi yenebilirsiniz ama bu çıkarsız azmi yenemezsiniz.

 

Tek amaçları, kendileri gibi insanlarla buluşarak Taksim’e ulaşma girişiminde yer alabilmekti. Belki bir kısmı, Beşiktaş’a ulaşmanın zorluğunu dikkate alarak önceden Beşiktaş ve yakın semtlerdeki evlere geceden gelmişlerdi. Ama çoğu, çok uzaklardan bir takım vasıtaları kullanarak, diyelim ki Zincirlikuyu’ya kadar gelebilmiş, oradan da tabana kuvvet yolları arşınlamışlardı. Arkadaş grupları halinde gelmişti çoğu. Pırıl pırıl yürekli, kızlı erkekli gruplardı. Tek kaygıları, Beşiktaş Abbasağa Parkı’na ya da Çarşı’ya ulaşamadan yollarının polisçe kesilmesi ve polisin eline düşmekti. Hayır, yakalanmaktan, polisten korkmuyorlardı. Sadece Taksim’e yürüyüşe geçecek büyük topluluğa ulaşamamaktan korkuyorlardı. İşte cesaretin korkusu buydu. Her şeyi yenebilirdiniz ama cesaretin korkusunu yenemezdiniz.

 

Çarşı grubu devasa pankartıyla ve kendine özgü şarkılarıyla önlere doğru ilerlediği an polis barikatının saldırısı başladı. Demek Gezi’deki Çarşı’dan bu kadar korkmuşlar, adeta şartlanmışlar. Bunu açıkça gördük. Çok ağır, çok yoğun bir gazdı. Gezi mücadelesi sırasındaki gazın belki dört beş misli ağırlaştırılmış hali. Berkin Elvan yürüşündekinden bile daha ağırı gibi geldi bana. İnsanlar ister istemez geriye doğru çekildiler. O anda bir şey dikkatimi çekti. İnsanın nefes almasını önleyen, gözlerini karartan bu ağır gaz aynı zamanda bir bayılma, hatta ölüm duygusu yarattığı halde insanlar geri çekilirken ne birbirlerini itiyorlardı ne de çiğniyorlardı. Tersine, herkes birbirini tutuyor, herkes öbürünün öne geçmesi için çaba gösteriyordu. Kimse bireysel kurtuluş peşinde değildi. Öyle ölümcül bir anda bile “kitle psikolojisi” ya da “önlenemeyen izdiham” denen olay devreye girmiyordu. İşte egoizmden böylesine arınmış insanları yenmeniz imkânsızdır. Ankara’ya kurduğunuz demirden duvarınız dahi bu insanî özellik karşısında eriyip gidecektir.

 

Savaş en vahşi eylemdir, öyle değil mi? Hayır, bu insanlarda vahşetin zerresini görmedim. Parke taşlarını kırmak için yere vururlarken bir taş kıymığı sıçrayıp birine değse öyle bir anda bile “pardon” diyecek, Abbasağa Parkı’nın köşesinde birazdan başlayacak çatışmayı beklerken yanlışlıkla ayağına bastığı sokak köpeğinden özür dileyecek, öyle bir anda bile içtiği ayranın yarısını bir yavru kedinin önüne dökecek kadar nazik ve duyarlı bu insanlara kendi medyanızda ve tv kanallarınızda istediğiniz sıfatı yakıştırabilirsiniz ama bu sıfatların hepsi bu özenli insanların karşısında, su yemiş duvar kâğıtları gibi dökülüp gidecektir ve bu nezaket ve özen, her türlü vahşeti, her türlü barbarizmi ezip geçecek bir manevi güce sahiptir. İşte bu yüzden diktatör ve hempaları, bütün müştemilatları ile birlikte yıkılacaktır.

 

Yerde yatan, benim yaşlarımda olmasa da elli yaşlarında olduğunu sandığım birini gördüm. Göstericilerin ilk yardım ekibinden bir doktor kadın onu rahatlatmaya çalışıyordu. Kalp spazmı geçiriyordu. Bilinci yerindeydi. Belindeki küçük çantasından ilaçlarının çıkarılmasını istedi. Baktım. Kalp ilaçları küçük naylon paketlerdeydi. Oraya gelirken her türlü önlemini almıştı. Kalbinde stent varmış. Sonra evini açan bir kadının evine taşındı. Kalp hastalığına rağmen o zehir gazlarının içine dalmakta bir an bile tereddüt etmeyen özgürlük savaşçıları yaşıyorsa bu ülkede özgürlük kesinlikle yenilmeyecek demektir, kesinlikle.

 

Gayriinsani ve gayrihayvani korkunç zehirli gazlarıyla bu yürekli insanları dağıtamayacaklarını anlayınca öğleden sonradan itibaren yaygın bir tutuklama stratejisine yöneldiler. Beşiktaş halkı göstericilere destek oldu. Onları evlerine aldı. Elli yıl boyunca sayısız gösteriye katıldım. Ve şunu çok iyi biliyorum ki, eğer halktan insanlar, hiçbir şeyden korkmadan göstericilere evlerini açıyorlarsa diktatörler hapı yutmuş demektir. Yenilecekler.

 

Özel koşullarım nedeniyle çatışma alanını öğleden sonra terk etmek zorunda kaldım. Vapurla Kadıköy’e geçtim. Orada da bir gösteri vardı. Ama bu izinli gösteri, benim geldiğim karşı yakadaki direnişe hiç benzemiyordu. Orada toplasanız iki bin kişi vardı. Türk-İş sendikalarının ve İşçi Partisi’nin flamaları dikkati çekiyordu. Gösterinin hoparlörü, gösterinin sönüklüğüyle ters orantılıydı. Kadıköy çarşısından bile duyuluyordu. Kötü bir saz eşliğinde kötü bir türkücü, kulağı tırmalayan kötü şarkılar söylüyordu. Gösteriye mecburen geldikleri anlaşılan, renkli kasketler giymiş Türk-İş üyesi az sayıdaki işçinin bir kısmı, mitinge katılmak yerine rıhtımda dolaşmayı tercih etmişti. Kısacası, Kadıköy’deki izinli gösteri coşkudan yoksundu. Sarı Türk-iş’in görev savdığı her halinden belliydi. Koca İstanbul’da sadece üç yüz kadar üyesini oraya getirebilmiş sarı İP ise sadece İPe un sermenin sembolü gibiydi. Eğer diktatör, sarı 1 Mayıs için bu müptezelliğe muhtaç kalmışsa yenileceği kesindi.

 

 

 

Gün Zileli

 

2 Mayıs 2014

 

www.gunzileli.com

 

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

 

 

Not: Yarınki yazımda, bugün gelinen noktada diktatörlük güçleriyle özgürlük güçlerini ve bu iki temel gücün arasında kalan “ara güçler”i, siyasi ve kültürel özellikleriyle tahlil etmeye çalışacağım.      

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI